1 KITA 1 ADAM – AVUSTRALYA KITA TURU – 18.000 KM Bolum 3

Paylaş   Fri, Oct 25 2013 23:06
2,698 Okundu  

3. BÖLÜM  (Bu yazinin ilk bölümünü buradan okuyabilirsiniz)

Gün 25 - 3 Ekim 2013              Albany - Norseman

Bugün tam bir Discovery Channel günüydü. Vahşi doğanın gerçek sakinleri olan bazı yol arkadaşları bugün beni buralardan geçerken yalnız bırakmadı. Tam sabah saatlerinde yola yeni çıkmıştım ki önüme yolun kenarından kocaman bir timsah fırlamaz mı ?? 

Oha !! Bu kadar kuyruklusu da ancak avcı palavrası olur... Şaka bir yana, Allah sizi inandırsın benim boyumda (ki 2 metreye yakın oluyor) ve geyik ebadında bir kanguru tam gidiş çizgime fırladı gerçekten... Nereden geldiklerini insan anlamıyor. Birden çıkıveriyorlar ve çok hızlılar... Özellikle de yol kenarları yüksek çalılık olan yerlerde çok dikkatli olmak lazım... Ben genelde yol ortasından gidiyorum açı kazanabilmek için... Neyse, frenlere tamamen asılarak ancak çok yakınından manevra yapabildim. Hemen kaçıp gittikleri için maalesef fotoğraf yok. Bundan bir 20 dakika sonra da tekerlerimin arasına yıldırım hızında bir şey girdi ve üstünden geçtim. Kesinlikle manevra imkanı olmadı. Durup geri geldim ve leşçi kuşların hemen üstüne üşüşmekte gecikmediği bir yaban tavşanını istemeden de olsa ezdiğimi anladım. Fotoğrafını çekmeye içim el vermedi. Ama bunun dışında kol kadar kertenkeleler ve birkaç yılan sürekli yoldaydı. Bunların fotoğrafları var.  Öğle saatlerinde de bir arı sürüsünün içinden geçmek zorunda kaldım. Daha doğrusu onlar beni içlerinden geçirerek üstümden geçip gittiler. Bazen de yolun kenarında bana paralel koşan Emü'ler oluyor... Devekuşu'nun Avustralya'cası.. Acaip hızlılar ve daha da kötüsü hızla koşarken birden aynı hızda 90 derece dönüp yön değiştirebiliyorlar. Her türlü sakatlığa açık yani...

Bu arada bu kanguruların zıplaması gerçekten çok komik... Sanki ayaklarına bir patates çuvalı geçirmişler ve bir süre sonra durup o çuvalı çıkararak yürümeye başlayacaklar. İnsan bakınca şöyle düşünmeden edemiyor: "Yahu kardeşim niye zıplıyorsun sürekli... bak iki ayağın var... adam gibi koşsana..."  Ama işte öyle değil... Güzel Allah onları da böyle yaratmış...

Yolda Harley'ci bir arkadaş ile karşılaşıyor ve biraz laflıyoruz. Bu bölgeden olup kısa bir turdan dönen bu arkadaş, gitmekte olduğum Norseman hakkında bana bazı bilgiler veriyor. Çok eski bir maden kasabası olduğunu ve tam bir "hayalet" şehir olduğunu anlatıyor. Haydaaaa, çattık mı yeniden bir madenci hayaletine... Hemen kesik uçlu eldivenlerimi geçiriyor ve zombilere karşı kendimi hazırlıyorum.

700 km'lik bu etaptan duracak sadece sınırlı yer var. Ortalama 200 km'de bir gibi, bazen biraz daha fazla... Bugünden aklımda kalan en önemli şeyler, yolda karşıma çıkan hayvan zenginliği....ve benim bundan kazasız bir şekilde kurtulmuş olmam...

Akşam Pub'ta tanıdık bir yüz görüyorum. Gün 14'de Camoweal RH'da (kıtanın kuzeyinde) benzin alırken tesadüfen karşılaşıp azıcık lafladığımız bir başka GS vardı... Amerikalı olan ve Bill adındaki bu arkadaş da solo olarak kıta turundaydı ama benim rotanın tersinden dönüyordu ve yola çıkalı daha bir kaç gün olmuştu. Günler sonra, o kıtayı kuzeyden sağa doğru dönmüş ve ben ise kuzeyden sola doğru dönmüştüm. Bu sefer kıtanın güney ucundaydık ve kader bizi burada yeniden karşılaştırmıştı. Planlasan olmayacak türden... Tabii ki uzun bir sohbete daldık bu sefer... Anlatacak çok şey vardı ve konuşacak kimse yoktu... İkimiz için de iyi bir muhabbet imkanı oldu.

25- Albany 1

25- Albany 2

25- RH larda hersey var cephane bile

25- Yol arkadaslari 1

25- Yol arkadaslari 2

 

 


Gün 26 - 4 Ekim 2013              Norseman - Border Village

Bugün çok ilginç bir bölümden geçiyorum... Avustralya kıtasının EN UZUN düzlüğü... Balladonia ile Caiguna arasında TAM olarak (90 mil) 146 km boyunca hiç bir şekilde kıvrılmadan ööööööyle devam ediyor. İnanın ki insan dünyada artık hiç viraj filan kalmadığını düşünmeye başlıyor. İnsanın yoldan çıkıp başka yerlere gidesi geliyor ama hiç yan yolu/sapağı bile yok. Yolun diğer birkaç yüz kilometresi de çok benzer... ama arada 1-2 tane viraj olmaya teşebbüs etmiş ama bence başaramamış çok hafif bazı açılar olduğu için bu bölümleri hesaba dahil edememişler. Toplam 720 km'lik bugün etabında herhalde en az bir 600 km'yi tamamen düzlük kıvamında geçtiğimi söyleyebilirim. Tabii ki bu 146'lık düzlüğün başında olan büyük levha önünde fotoğraflar çekildi. Zaten tamamen turistik bir nokta olduğu için hemen hemen herkes durup aynı şeyi yapıyor... Bu yolun müziği de Godsmack ve Dream Theater oldu... Nispeten hızlı geçtim. Zaten başka türlüsüne de tam bir peygamber sabrı gerekiyor. Muazzam yan rüzgar alan bu düzlüğün çok büyük bir bölümünü de herhalde sürekli 10-15 derece yatarak geçmek zorunda kaldım. Anlayamadığım tek şey, başımı sürekli sola çevirmeye teşebbüs eden elin kime ait olduğu idi... Bir ara bu rüzgarda az kalsın kaskım başımdan fırlayacak sandım. Aparkat şeklinde geliyordu rüzgar....

Bu arada son günlerde hep uzun etaplar geçtiğim için ve de tabii neredeyse bir aydır yolda olduğum için yorgunluk belirtileri de arada sırada kendini gösteriyor. Örnek olarak mıçımın günlük azami kullanım kapasitesinden bahsedebilirim. Normal şartlar altında 850-900 km gibi olan günlük istiap haddim, aşırı kullanım ve aşınma sebebiyle artık 550-600 km seviyesine düşmüş durumda... Neyse, evirerek çevirerek ters yüz ederek halen idare ediyorum. Bugün bir ara (hareket halinde) bir dizimi altıma alarak yarı bağdaş bile kurdum. Kendi kendime güldüğümü kimsenin duyduğunu zannetmiyorum.... BMW herşeyi güzel yapıyor  ama bu selenin rahatlığı konusunda ciddi bir iyileştirme potansiyeli var.

Yoldaki bir tesiste 2 diğer BMW GSA ile karşılaşıyorum. İkisi de epey gezgin ve kutularında benim gibi bir sürü bayrak var. Ama en önemlisi, Türk bayrağı var !!! Resimler çekiliyor, muhabbet ediliyor. Bölgede kısa bir turda olan bu arkadaşları yolcu ediyor, sonra da bir süre daha tütünlerimin derinliklerine dalıyorum.

Artık herkesin namını çok iyi bildiği, gerek vahşi doğası, gerek muhteşem sahil hattı (hep fiyort gibi dik kayalıklar şeklinde), gerek balina izleme noktaları gerekse uzuuuuun düzlükleri ile meşhur olan Nullarbor bölgesine girmiş ve Güney Avustralya eyalet sınırına ulaşmış vaziyetteyim. Geceyi Eucla'dan 12 km sonra olan Border Village adındaki ücra bir köyde bulunan tek dinlenme tesisinde geçiriyorum.

26- Bu duz yollar ayni zamanda acil durum pisti

26- Deve bile varmis

26- Kitanin EN UZUN DUZ yolu

26- Kutularinda Turk bayragi vardi

26- Maduna Pass

26- Portre

26- Sinir gecisi GUNEY

26- Yolda baska 2 GSA ile karsilasma

 



Gün 27 - 5 Ekim 2013              Border Village - Ceduna - Port Kenny

Aslında nihayet kısa bir etap olacak bir gün, fazladan 170 km gitmek suretiyle toplamda 680 km oldu. Zevkten mi gittim? HAYIR. Az kalsın motelsiz kalıyordum. Haftasonu olduğu için bir, takip eden Pazartesi resmi tatil olduğu ve dolayısı ile uzun haftasonu olduğu için iki, bir de üstüne okul tatili olduğu için üç, bu cici sahil kasabalarında kesinlikle yer bulunmuyor. Ben bu bilgilere sahip miydim resepsiyona gitmeden önce.... tabii ki hayır... ama tuzu kuru resepsiyoncu beni bu konularda hemen aydınlatıverdi ve bana bol şans diledi. Zaten Ceduna'da bir de festival filan varmış ve bu arada havada uçaklar taklalar atarak gösteri yapıyor... tam bir curcuna... erken de gelmişim zaten kalıp takılmak için ideal bir durum ama büyükçe bir yer olmasına rağmen yer yok. Bir sonraki kasaba 100 km gibi... Streaky Bay... zaman avantajım da var... devam...

Kalacak sadece 2 tane motel, 2 ufak pansiyon ve de 1 karavan parkı olan bu çok ufak sahil kasabasında da yer yok. Bu sayıları neden bu kadar iyi biliyorum, çünkü hepsine uğramak zorunda kaldım !! En son durmuş olduğum karavan parkının ofisinde görevli Merhamet teyze bana yardımcı oluyor ve 65 km ilerideki daha da ufak bir yerleşim yeri olan Port Kenny'de kalacak tek yer olan motelimtrak camping'in telefonunu veriyor. Camping haricinde odaları da varmış. Yola çıkmadan emin olmam lazım, zira saat 18.15 ve oraya kadar gidip sonra da kanguru gibi yolda yatmaya niyetim yok. Arıyorum veeee boş oda bulunuyor !! Saat 19.00'da kapanacak olan bu noktaya biraz gazlı bir şekilde yarım saatte ulaşıyor ve hava kararmadan odamı garantiye alıyorum. Bugün kılpayı yırttım, yarın aynı bölgelerde devam ettiğim için bakalım nasıl olacak...

Yola gelince... Az önce de bahsettiğim gibi nam salmış bu Nullarbor bölgesinden sabırla geçiyorum. Birçok Avustralya'lı için bu yoldan geçmek büyük olay... tamam ıssız ve çok uzun ama ben burada daha kötüsünü görmüş olduğum için bana biraz hafif kaldı. Sonuçta tabii birkaç yüz km boyunca hiç ağaç olmayan ve sadece çalılıklarla kaplı bir bölgeden geçiliyor. Treeless Plain demiş ve levhasını da koymuşlar... yani ağaçsız düzlük... Diğer taraftan sahil şeridi gerçekten muhteşem, dik ve yüksek kayalıklarla kaplı ve aynı zamanda balina bölgesi... Buralar tamamen milli park (Nullarbor National Reserve) olarak geçiyor ve çok büyük bir alana yayılıyor. Bu milli parkın bitiminde de "Yalata Aboriginal Reserve"in içinden geçiliyor. Burası da oldukça büyük bir bölge ve koruma altında... devlet, yerlilerin kültürel ve doğal değerlerini korumak konusunda çok hassas davranıyor ve bu konuda çeşitli düzenlemeler getirmiş. Biraz da tabii çok uzun yıllar boyunca yerlilere 5.sınıf vatandaş muamelesi yapmış olmanın verdiği vicdan azabı da var. Bundan birkaç yıl önce Avustralya başbakanı devlet adına geçmişten dolayı resmen özür dilemiş ve bu konudaki yasal düzenlemeleri yeni bir çerçeveye sokmuştu.

Head of Bight adındaki muhteşem bir koy da bu Aboriginal bölgesinin içinde kalıyor ve kıtanın en meşhur balina izleme noktalarından bir tanesi.. yoldan 12km kadar içeride ve halka açık... 7 dolar gibi bir ücretle parka girip balina izleme platformlarında şansınızı deneyebiliyorsunuz. Ben maalesef sıfır çektim. Parayı da iade etmediler. Ama Norseman'da karşılamış olduğum Bill, burada 2 gün önce 2 balina gördüğünü söylemişti. Kısmet... burayı detaylı görmek isterseniz www.headofbight.com.au

Ceduna'ya yaklaşınca deniz de yeniden yoldan görülmeye başlanıyor ve yosun kokusu başlıyor... Ama başta da izah ettiğim gibi bu satırları Ceduna'daki cıvıl cıvıl tatlı kalabalığın yerine, taaa ebesinin ortasındaki bir köy benzincisınin arkasındaki karanlık bahçede bulunan adı motel odası olan birkaç barakanın sessizliği içerisinde yazıyorum. Birazdan çıkıp yıldızları sayacağım.

27- 2 aydir yoldaymis (anca gider tabi)

27- Balina noktasi

27- Ceduna yolunda

27- Ceduna

27- Head of Bight (Balina noktasi)

27- Meshur Nullarbor sahil kayaliklari

27- Milli park ama 100lerce km agac yok

27- Sanki bitmez gibi

27- Streaky Bay



Gün 28 - 6 Ekim 2013              Port Kenny - Port Lincoln - Port Augusta

Hep Port'larla dolu bir gün... Ne kadar çok Port varmış buralarda...Dünün mecburi avantajı ile normal etabım olan P.Lincoln'a öğle saatlerinde girince haliyle devam ediyor ve günü 400 km yerine 600 km'ye bağlıyorum. Kıyının bu bölümünde en görülecek yerler bence Ceduna ile Streaky Bay arası... ama bahsettiğim gibi oraları pas geçmek zorunda kaldım. Bunun dışında Port Kenny'nin hemen devamında Venus Bay var ve orası da görülmeli... Yazlıkçıların ve sörf meraklılarının uğrak yerlerinden... Kısaca uğruyorum ben de... Bu bölgedeki denizin büyük bölümü "Marine Park" olarak sınıflandırılmış ve suyun altındaki zenginliği insan ancak hayal edebiliyor. Bunun dışında Streaky Bay'in hemen güneyindeki (20 km kadar) bir alanda Avustralya kıtasının tek sabit denız aslanı (sea lion) kolonisi var. Bu bölge ayrıca istridyeleri ile meşhur... Zaten istridye çıkacak kadar zengin ve temiz olan bir denizin Marine Park olması da insanı böylece şaşırtmıyor.

P.Lincoln'un bulunduğu alt köşeyi yukarıya doğru döndükten sonra görecek yerler arasında Tumby Bay, Cowell ve Whyalla var. Sonuncusu sahilde olan bir maden şehri ve dolayısı ile pek sevimli değil, ama diğerleri ufak tefek cici sahil kasabaları... Tumby Bay'da biraz soluklanıp, cappucino'lanıp, tütünleniyorum. Denizin hemen yanıbaşında cafeler var. Yosun kokusu iyi geliyor. Bundan sonra da avantajımı kullanmya devam edip Port Augusta'ya makul bir saatte giriyor ve bu sefer sorunsuz bir şekilde büyük bir camping alanında güzel bir kabin buluyorum. Burası önemli bir kavşak noktası... her yöne bağlantı veriyor ve Alice Springs üzerinden (yani çölden) taaa kuzeye Darwin'e kadar çıkan ve benim de turun ilk (kuzey) bölümünde kullanmış olduğum Stuart Highway buradan başlıyarak bütün kıtayı ortadan ikiye kesiyor. Ayrıca Flinders Ranges denen kuzeydeki çölü sahilden ayıran sıradağlar da buradan başlıyor.

Günün en önemli haberi tam 400 Dolar değerinde... 110km'lik yolda 122km gibi gayet efendi bir süratle gitmeme rağmen muhabbeti gayet iyi olan ama bir o kadar da vicdansız, üniformalı ve yanar döner ışığı olan arabalı görevli elini hiç titretmeden bana ait olan nüshayı uzatıyor. Internet'den de ödenebilirmiş....28 gün boyunca iyi yırtmışım.
28- Cowell

28- Port Lincoln yolunda

28- Port Lincoln

28- Tumby Bay

28- Whyalla (Deniz kenari fabrikasiyla baska bir maden sehri)

28- Yoldaki nadir kiliselerden biri

 



Gün 29 - 7 Ekim 2013              Port Augusta - Victor Harbor

Her yer tam bizdeki bayram trafiği şeklinde... beni az kalsın yataksız bırakan uzun haftasonu bitmek üzere ve herkes dönüş yolunda...Allah'tan ters istikamete gidiyorum, yoksa yandık. Bu arada tabii her yer polis kaynıyor. Tüm 28 gün boyunca görmüş olduğum polis toplamından daha fazlasını bugün içinde gördüm. Nehir başında yukarıya yüzen somonları bekleyen bozayılar gibi tüm kritik yerleri tutmuş bol bol ceza kesiyorlar. Ben ceketimin önünü iliklemiş vaziyette, "hayırlı işler abilerim" pozisyonunda tırıs tırıs geçiyorum yanlarından...

Adelaide, beklentilerimin çok ötesinde, estetik açıdan hakikaten çok güzel bir şehirmiş. Bir kere belli ki tarihi bir kent zira bir sürü eski mimari taş yapı ev ve diğer yapılar var. Bu bir görüntü lezzeti katıyor. Kimisi belli ki orijinal durumunda kimisi ise renove edilmiş... şehre aynı zamanda çok büyük bir stad yapmakla da meşguller... The Oval... bayağı ilerlemiş görünüyor. Bu şehrin arka tarafı tepeler, ön tarafı da deniz şeklinde... dolayısı ile coğrafi açıdan da çok özel bir konumu var. Şehrin içinden geçerken şöyle bir sahil tarafına teşebbüs ettim, ama, yok... mümkün değil... her yer mother-father day.... Hava güzel ve tatilin son günü... herkes dökülmüş... mecburen rotayı biraz içeri alarak, tüm resimleri çektikten sonra Victor Harbor istikametine güneye devam...

Victor Harbor'a giden bölge yine yemyeşil ve dere, tepe, ağaçlık, otlak tam bir Akdeniz görüntüsü... zaten çok önemli şarap bölgelerinden biri olduğu için de her yer ardı ardına bağ dolu...Yol kıvrıla kıvrıla tepelerin üstünden gidiyor. Bu şehirin kendisi ise çok cici bir sahil ve tatil kasabası... Balina izleme noktaları var ve bir de tarihi tren hattı...halen turistik amaçlı çalışıyor. Bir de tam sahil kenarında ana karayı denizde az ileride başka bir kara parçası ile bağlayan uzun ve tarihi iskelenin üzerinde atların çektiği bir tramvay çalışıyor... Saat 16.00 gibi girdim... hava harika (serin ama güneşli) ve her yer cıvıl cıvıl...

Yine 650 km gibi geldim ama buna mukabil plandan 1 gün ilerdeyim. Daha fazla aceleye gerek yok. Gündüz genelde pas geçtiğim için erken bir akşam yemeğinden sonra saat 8 gibi yatağa şöyle bir uzanmışım...sabah 8'de kazıyarak kalktım... Yorgunluk işte...

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx29- Adelaide (St Peters Cath)

29- Adelaide 1

29- Adelaide 2

29- Adelaide 3

29- Adelaide China Town

29- Yazim hatasi olmus - insan kiziyor yani (gerci bu da var ama o ayri)

29- V Harbor 1

29- V Harbor 2

29- V Harbor 3

29- V Harbor 4

 



Gün 30 - 8 Ekim 2013              Victor Harbor - Portland

Bu kasabanın az ilerisinde 40-50 km batıda Cape Jervis diye bir noktadan hemen karşıdaki Kanguru Adasına (Kangoroo Island) feribot seferleri var. 1 saat kadar sürüyor ve rivayete göre bu adada görecek çok şey varmış... tabii herşey doğal hayat üzerine kurulu... deniz aslanı kolonileri, penguenler, adaya özel ve buraya adını veren özel tip kangurular (pipileri daha uzunmuş) vs vs vs. Ben açıkcası ilave bir gün olarak düşünmüştüm burayı görmeyi ve planımda da parantez içerisinde duruyordu. Ama bugün gezme modunda değilim... tam tersi, dönme modundayım. Onun için Melbourne istikametine doğru yola koyuluyorum. Bugunkü ara durağım Portland... 600+ km gibi bir yolum var. Ama sallanarak çıkıyorum. Dedim ya pek gidesim yok bugün... ama yine de yollanıyorum. Sabah birkaç yerde fazladan duruyor, kasabalardaki pastanelere giriyor, yerli halkla muhabbet ediyorum. İnsan neler öğreniyor... Neyse öğlene doğru biraz daha enerjim geliyor ve ana yoldan kopup alternatif ara yollar üzerinden günlük etabın geri kalan kısmına devanm ediyorum. Daha önceden da söylemiştim... ara yollar hem daha güzel, hem de radar stresi yok... gazı açıp kıvrıla kıvrıla gidiyorum bağların bahçelerin arasından..

Yine meşhur bir şarap bölgesi ve yine her yer Akdeniz görüntüsünde... Wellington köyünde yol mecburen bir nehir ile kesişiyor ve köprü yok. Yine ufak ve halatlı bir sal / feribot !!!  Cape York yolundaki Jardine River Ferry'yi mutlaka hatırlarsınız.... Ama bu farklı... hem ücretsiz hem de 24 saat durmadan çalışıyor...

Bu sahil hattına genel olarak Limestone Coast diyorlar. Çünkü pre-historik açıdan çok önemli bir bölge... Binlerce yıl öncesine uzana geçmişi ile mağaraları ve sahilin belli bir noktasında denizin içinden dişarıya baca gibi çıkan çok büyük kireç taşları var. Aynı zamanda da önemli bir ıstakoz bölgesi...ama maalesef Kasım ile Nisan arası....Kingston kasabasına da kocaman bir ıstakoz heykeli yapmışlar... Adı da var: Big Larry... fotoğraflarda görürsünüz. Bir de buradaki Cape Jaffa noktasında taaa 1870 senesinden kalma tarihi bir deniz feneri var. Onun önünde de tabii ki fotoğraf çekiliyor...Ben çok severim deniz fenerlerini... zor zamanlarda yol gösterir, ışık verirler... hayatta herkesin bir deniz fenerinin olmasını dilerim.

Yolun devamındaki Mt. Gambier ise büyükçe sayılabilecek bir kasaba... ama burada kalmayacağım. Amacım dönüşe yaklaşmak, dedim ya, onun için bugün mutlaka Portland'a girilecek. Ancak buradan geçerken buranın en önemli turistik noktalarından biri olan Blue Lake'e uğruyor ve yine resim çekiyorum. Burası gerçekten çok ilginç bir volkanik göl... Haliyle bir tepenin üstünde yer alan krater ağzında çok çok uzun zaman önce oluşmuş bu doğal göl, mevsim geçişlerinde renk değiştiren bir yapıya sahip...Bu sıralar masmavi idi... Harika bir yer... özel manzara noktaları oluşturmuşlar ve buralardan hem bu gölün büyüsünü izlemek hem de resim çekmek mümkün... Bu arada gölün bütün istatistiki verilerini içeren tablonun da resmini çektim. Burada görebilirsiniz.

Artık South Australia eyaleti de bitiyor ve Victoria eyaletine giriliyor. İlk defa burada gümrük kontrolü yok... Demek ki burada tahıl zararlıları sorunu yokmuş...Portland ufak ve nispeten sevimsiz bir sahil kasabası...sanırım çok eski bir liman zira fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere oldukça büyük bir liman ve başka da pek bir şey yok açıkcası...

30- Big Larry

30- Cape Jaffa Lighthouse

30- Portland

30- Wellington ferry

30- Mt Gambier (Blue Lake) 1

30- Mt Gambier (Blue Lake) 2

 

 

Gün 31 - 9 Ekim 2013              Portland - Melbourne

Bugünün en önemli özelliği, çok meşhur Great Ocean Road'dan geçecek olmam...

Herkesin geçmeye acaip heves ettiği, tüm karavancı ve motorcuların büyük yol hayallerinden biri daha önümüzde bugün... Birkaç yüz kilometre boyunca (200+ km) kıvrıla kıvrıla Güney Okyanusunu takip eden bu yol gerçekten görülmesi gereken bir yer... Belli bir arada kıyı içine doğru girip dağlara çıkan ve yeniden sahile inen çok değişik bir etap... Bu iki bölümü Batı ve Doğu kısmı olarak ikiye ayırmak istersek, her iki bölümün birbirinden çok farklı olduğunu söyleyebiliriz.

Batı kısmı bizim için çok daha değişik, dik kayalıkların olduğu ve doğal açıdan birçok müstesna oluşumuna evsahipliği yapan bir kısım... burada sırasıyla Bay of Islands, London Bridge ve 12 Apostels adları ile anılan ve her biri birbirinden ilginç doğal oluşuma sahne olmuş önemli koyları ziyaret ediyorum. Özellikle 12 Apostels büyükçe bir turistik atraksiyon... helikopterle bile havadan bu özel sahil yapısını görme imkanı var. Yüzlerce araç durmuş vaziyette.. Hepsinin birer fotoğraflarını koydum buraya... (Araçların değil ama sahilin..)

Doğu kısmı ise bize çok daha aşina çeşitli plaj ve (büyük) koylardan oluşan bir bölüm...Bazı koylar doğal açıdan çok etkileyici ve güzel... majestik bile diyebiliriz... o ne demekse...Burada yol kıvır kıvır ve dolayısı ile oldukça keyif verici...Buradan da birkaç foto var sanırım.

Melbourne'a girişim rahat zira tüm seyahat boyunca ilk defa bir gün önceden Internet üzerinden motel rezervasyonumu hallediyor ve de kocaman bu şehirde nereye gideceğimi biliyorum. Akşam akşam burada kapı kapı dolaşarak kalacak yer aramak pek verimli olmayacaktı. Burası genelde kaldığım ufak kasabalardan haliyle çok farklı...

Akşam İsmail Kayhan ile buluşup İtalyan mahallesinde pizzaya gidiyoruz. İsmail Bey'i daha önceden hatırlarsınız. Gün 16'da benimle radyo röportajı yapmıştı ve de Melbourne'den geçerken uğramaya söz vermiştim. Büyük bir nezaketle akşamını benimle geçirip bana ayrıca arabası ile kısa da bir tur yaptırarak şehri tanıtıyor. Her yer cıvıl cıvıl... bugüne kadar hep akşam saat 7'den sonra hayatın bitmesine alıştığım için insan bu ortamı haliyle biraz özlemiş oluyor...
31- Aman !!

31- Great Ocean Road - 12 Apostels 1

31- Great Ocean Road - 12 Apostels 2

31- Great Ocean Road - Bay of Islands

31- Great Ocean Road - London Bridge

31- Great Ocean Road 3

31- Great Ocean Road 4

31- Great Ocean Road 5

31- Great Ocean Road 6

31- Great Ocean Road baslangic

31- Melbourne 1

31- Yolda bir adak noktasi (hepsi ayakkabi)

 



Gün 32 - 9 Ekim 2013              Melbourne - Lakes Entrance

Bugünün en önemli özelliği, Avustralya kıtasının en güney ucuna değme planımız...

Wilson's Promontory National Park adlı milli park içerisindeki bu önemli nokta bana gerçekten son bir heyecan veriyor. Haritadan çalışabilidiğim kadarı ile son 10-12 km'ye kadar park içinden asfalt yolla ulaşıp sonrasını da sadece 4WD olarak sınıflandılmış, yani şartlarını tam olarak bilemediğim muhtemelen toprak ama belki de yeniden kum olan bir bölümle burnun en ucuna kadar yol görünüyor. Çok merak ediyorum.

Yola çıkmadan kısa bir telefon görüşmesi yaparak benim seyahatimi uzaktan takip eden Graham adlı bir kişi ile yolda buluşmak üzere sözleşiyoruz. Burada da bizim Rideturkey gibi birkaç online grup var. Ben ise bunlardan Farriders adı ile bulunan grupla daha önceden temasa geçmiş, birçok değerli bilgi ve tavsiye almış

ve de bu vesile ile birkaç kişi ile tanışmıştım. Brisbane'den Clint Babayı mutlaka hatırlarsınız. İşte Graham'de bu gruptan ve üstelik Bemeweci... hem de GSA... beni en güney noktaya girmeden yolda yakalayacağını ve akşam mutlaka ama mutlaka onlarda kalmam gerektiğini bana anlatıyor. Tesadüfen de tam günlük etap planımıa denk gelen bir kasabada yaşıyorlar. Yolda buluşmak üzere anlaşıyoruz.

Önce acele bir şehir turu yaparak dün akşam İsmail Bey'in bana gösterdiği belli başlı yerlerin çabukça fotoğraflarını çekiyorum. Central Business District (yüksek binalarla dolu), Güzel Sanatlar Akademisi, 90.000 kişilik Cricket stadyumu, Tren Garı ve Anzak anıtı gibi özel noktalara uzaktan da olsa çabuk çabuk bakıyorum bu büyük şehirden ayrılmadan önce... Hava bugün çok kapalı ve yağmur da hafiften atıştırmaya başlıyor. Zaten bugünün hava tahmini oldukça tatsız... Bu kadar gün sonra ilk defa ciddi bir yağmur yemeyi bekliyorum.

Şehirden çıkış çok zor... trafik acaip... Çok araba olduğundan değil ama yolları çok dar ve de çok trafik ışığı olduğu için.. birikiyor işte... 1 saatte 25 km'yı ve de 2 saatte 40 km'yi zor geçiyorum. Haliyle ciddi bir zaman kaybı oluyor.

Yağmuru yiyerekten genelde anayoldan ilerliyorum. Tam en kıyıdan gitme planım vardı, her ne kadar sadece 15 km kadar ufak bir farkla dışarıdan geçse de, ama bu tatsız hava da fazladan km yapmaya hiç hevesim yok. Aklımda tek bir şey var; o da kıtanın en güney ucuna değebilmek... Onun için fazla variasyona girmeden hedefe doğru hızla ilerliyorum. Milli Park girişindeki kapıda tüm uyarı ve bilgi levhalarını incelerken yanımda birden bir motor beliriyor... Oooh may Gad, Graham !!! Söz verdiği yerden çok daha ileriye gelerek benimle buluşmak için tam 300 km yapmış... kısa kahkaha ve laklak sonrası milli park içindeki yolda kabaca 40 km kadar süper tatlı kıvrımlı bir yolda keyifle bana eskortluk yapan Graham'i takip ediyorum. Tüm virajlara güzel güzel yatarak ilerliyoruz. Derken, yol birden bitiyor ve o noktada karşılaştığımız bir Park görevlisinden (sarışın bir Ranger abla) en uca giden yolun -ki son 10 km'den bahsediyoruz- her türlü araç trafiğine kapalı olduğunu öğreniyoruz. Yürüyerek gitmek mümkün ama kumda bu kabaca 2.5-3 saatimizi alacak... havada zaten boktan...tüüühhhh AMK.

Avustralya kıtasında gelebildiğim en Guney nokta Navigatör'e göre: S 390 01.903' ve E 1460 18.969'

SpotTracker'a göre: S 390 03.172' ve E 1460 31.612'... İkincisi haliyle her 10-15 dakikada bir pozisyon belirlediği için belli bir fark olması normal. Sonuçta son 10 km kapalı işte... gerçekten üzülüyorum.

Graham ile plaja iniyor ve biraz laflıyoruz. Bana buraları detaylı olarak anlatıyor. Üzüldüğümü de anlayıp moral vermeye çalışıyor. En uca giriş yolu 400m'lik bir tepenin üstünden geçerek sahile doğru uzanıyor. Aslında sadece o tepeye çıkıp ileri bakmak teoride mümkün ama, bulutlar 400m'lik cüce tepenin ucunu şimdiden kapatmış. Havayı siz hayal edin. Hiçbir şey görmek mümkün değil...

Hayatı bu bölgede geçmiş ve her yeri çok iyi bildiği belli... çocukken buralara balık tutmaya filan gelirlermiş... Bu arada Graham'de yaşı itibarı ile (66) Baba kategorisinde yerini alıyor ama sadece bundan dolayı da değil... eski motorsiklet yarışcısı (250 cc) ve kamyon şöförü... sonra da itfaiyeci olup oradan emekli olmuş... 2008 model GSA pırıl pırıl... zaten acaip de stil kullanıyor... virajlara girişi ve genel kontrolü filan tamamen farklı...

40 km ötedeki Foster kasabasındaki pastanede bir mola vermek için motorlara atlıyor ve onun evine doğru yola çıkıyoruz. Pastanede bana tüm hayatını 20 dak içinde anlatıp bir de eşini arayarak akşam tahmini varış saatimizi bildiriyor.... 19.15.... (!) Saat 16.00 olmuş ve bu noktadan itibaren önümüzdeki 300km boyunca ısı 11 derece ve şakır şakır indiriyor. Tüm turun en soğuk ve en ıslak gününü saat 19.05'de memnuniyetle geride bırakıyoruz. Graham Baba önde ve dolayısı ile yolu bilerek gittiğimiz oldukça da süratli geçiyoruz aslında. Ama çok ıslandık gerçekten ve bir de tabi zötümüz dondu. Tek kolum su almış vaziyette ve dirseğe kadar ıslak... Tam kapanmayan eldiven suyu yukarıya doğru iletmeyi ihmal etmemiş. Ben ilk iş kaynar duşun altına girip en az 15-20 dakika duruyorum. Kemiklerim anca ısınıyor...

Eşi ile birlikte çok güzel bir akşam yemeği ve de harika bir kırmızı şarap eşliğinde inanılmaz bir misafirperverlik gösteriyorlar. Biz Türklere taş çıkartacak cinsten... Acaip hikayeler var... muhabbet koyulaşıyor. Bir ara 4x4 turlar organize etmiş. Kıtanın her yerini abartısız avucunun içi gibi biliyor. Acaip de bir kütüphanesi var. Evindeki bu kitaplıkta her yerin en detaylı haritası mevcut... bir de eski seyahatlerinin fotoğraf albümlerini yapmış... hepsi belli bir düzen içinde raflarda yerini almış... inanılmaz gerçekten...
32- En guney uc girisi

32- En guney ucta gidilebilen son nokta

32- Graham baba ile

32- Melbourne 1

32- Melbourne 2

32- Melbourne 3 Anzak Aniti

32- Melbourne 4

32- Melbourne 5

32- Melbourne 6

 


 

Gün 33 - 9 Ekim 2013              Lakes Entrance - Batesman Bay 

Graham baba sabah beni yolcu etmeden kahvaltımı hazırlıyor ve de ön lastiğimi şişirmeyi de ihmal etmiyor. Eski bir yarışcının haliyle güzel bir garajı var. Etraf müze kıvamında eski yarış fotoları ile dolu...Belli ki arkasında dolu dolu ve hızlı bir yaşam var Graham Baba'mızın.. Dolayısı ile sabah da muhteşem hikayelerini anlatmaya devam ediyor.  Sonunda eşi onun artık susmayacağına kanaat getirip gelip "Graham yeter artık, bırak adam gidecek, şat ap yu old men" filan şeklinde benim esaretime son veriyor. Tenk yu. !!!

Eşi ile el sallıyorlar ben bahçelerinden uzaklaşırken... Sanırsın evlatlarını yolcu ediyorlar. Bu kadar iyi iki insanla tanıştığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Bugün hava neyse günlük güneşlilk... demek ki bir sefer vuracağı vardı ve o da düne denk geldii... No problem... Bunu kabul edebilirim. Bu sakin gunde ve güzel havada güne geç başlayarak 450 km'lik etabımı yapıyorum. İstesem bugün Sydney'e girebilirim. 300 km daha yola bakıyor. Ama istemiyorum. Batesman Bay ufak bir tatil kasabası ve hareketlice... Geceyi orada geçirmeye karar veriyorum.
33- Batemans Bay

33- Bilin bakalim bu nedir

33- Lakes Entrance 1

33- Lakes Entrance 2

33- Son aksamin odadan manzarasi

33- Yok artik OHA

33- Yolda bir antika

33- Yolda sirin bir dukkan

33- Batemans Bay - Heryer pelikan

 


 

Gün 34 - 9 Ekim 2013              Batemans Bay - Sydney

Dedim ya, son gün biraz laf olsun diye tatlı bir 300 km'lik etap... ama yol düşündüğümden daha dar, daha çok hız sınırlaması olan ve de sürpriz inşaatlarla dolu olup bir de üstüne Cumartesi tatil trafiğini eklediğinizde  düşündüğümden daha fazla zaman alıyor. Ama bu keyifli yolların tadını çıkarmaya çalışıyorum. Benim için bu son kilometreler artık braz da zafer turu gibi... Bu arada Sydney'in kuzey tarafı ne kadar sıkıcı ise benim giriş yaptığım güney tarafı bir o kadar güzel... en azından bunu öğrenmiş oluyorum. Tam haftasonu seyahatlerine uygun mesafede bir sürü şirin tatil kasabası var. Sahili de genel olarak çok daha güzel... Neyse, saat 12.30 gibi Sydney'e girecekken 14.00 gibi girilş yapıyorum.

Bu tura BMW Motorsiklet Sydney en kıdemli ve en başbayii Procycle'da başlamıştım ve onun içinde orada bitirmek istiyorum. Zira öyle de oluyor. Artık tanındığımız için biraz "hoş geldin beş gittin; nasıl geçti yahu; kaç kanguruya çaktın" laklağı ve kahve sigara... Kadran 18435. Kontağı kapatıyorum.... İşte bu kadar...
34- Iste FINISH levhasi

34- Kapanis kadran

34- Sydney liman arkasi

34- Sydney SON (burada basladi ve bitti BMW bayii parki)

34- Sydney tepeden

SYDNEY - Opera binasi ve Harbor Bridge

SYDNEY 1

SYDNEY 2

SYDNEY 3

SYDNEY 4 (St Mary Kathedral)

SYDNEY 5

SYDNEY 6

SYDNEY 7 (eski ve yeni bir arada)

SYDNEY 7

 

 


 

KAPANIŞ

 

Bu turdaki amacım (rota açısından) 1) kıyıya en yakın şekilde 2) tüm 4 uç noktaya değerek ve de 3) bazı efsanevi yollardan geçmek şartı ile (bilhassa Peninsula Development Road ve de Gibb River Road) bu kocaman kıtayı dolaşmak şeklinde idi. Bu hedeflerimi madde 1 ve 3 açısından gerçekleştirdim. Madde 2 ise kısmen gerçekleşti, zira Batı ucu aşırı kum olduğu için sadece 40 km kadar yaklaşabilmiş ve de Güney ucu kapalı olduğu için son 10-15 km'yi yapamamıştım. Ama Cape York gibi (Kuzey ucu) namını almış bir yere de gitmeyi becerdim ve de Batı ucu zaten çok kolaydı. Diğerlerinde de en azından gidilebilecek en uzak noktaya kadar şansımı zorladım. Tüm bilançoya bakınca, hedeflerini gerçekleştirmiş bir seyahat olduğuna inanıyorum.

Bu kıtaya herhalde "Kızıl Kıta" demek yanlış olmaz. Toprağın böyle bir rengi olabileceği insanın aklına gelmiyor. Hani pazarlarda açık kırmızı toz biber satarlar, sahtedir ve kiremit tozu vardır içinde....dandik olduğu bellidir. İşte onun rengi gibi. Asfalt bile bazı yerlerde kırmızı topraktan yapıldığı için rengi farklı...

Kıtanın kuzeyi ve güneyi (ortadan çok basit bir yatay çizgi çekersek) çok çok farklı... Kuzey acımasız doğası, tropikal iklimi, değişik havyanları, çölleri, Aboriginal yerli toplumu ve vahşi yaşamı ile bizim için çok değişik bir yer.. Güney ise yeşil, pastoral, dere tepe, otlak, çiftlik görüntüsü ve tezek kokusu ile bize çok daha tanıdık...

Özetle hiçbir yere benzemiyor. Önce doğal tepki olarak sınıflandırmaya çalışıyorsunuz ama zaman geçtikçe burasının aslında ne kadar özel ve benzersiz bir yer olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Tabii ki kültürel açıdan bakınca bariz bir Anglosakson ağırlık var ve de İngiliz sömürgesi olarak başlayan bu yerde İngiliz kültürünün etkilerini yadsımak mümkün değil... Bazı yerlerde biraz Amerika'yı andırıyor. Şiveleri çok farklı, bazı insanları anlamak gerçekten çok zor... "Sorry, can you repeat" filan oluyorsun... tam eblek durumu yani...Herkes rahat, sürekli şort ve şıpıdık tokyo terlik pozisyonu var... Dedim ya, benzersiz ve nevi şahsına münhasır bir yer. Fırsatı ve imkanı olan gitsin mi?.... Kesinlikle evet !!! Pişman olunmayacak bir seyahat olacağını şimdiden garanti edebilirim.

Bir de bu tip uzun yolculukların, özellikle de yalnız olunca, insana kattığı inanılmaz (zihinsel) katmanlar var. Ne olursa olsun farkli bir insan olarak dönüyorsunuz. Hani Che Guevara'nın hayatının ilk bölümünü anlatan "Motorsiklet Günlükleri" (Motorcycle Diaries) filminin başında diyordu ya... " To forget who you were and to discover who you really are "... yani (kim olduğunu unutmak ve gerçekten kim olduğunu keşfetmek için)... işte böyle bir boyutu da var bu tip yol hikayelerinin...

Ayrıca yolda kaçınılmaz olarak bir sürü insanla bir sürü kısa karşılaşmalar yaşıyorsunuz. Çoğu 5 dak ile 1-2 saat aralığına sıkışan bu tanışmalardan kalan hatıra kalıntıları sonuçta hafızanızın tozlu yerlerinde köşelerine çekiliyorlar. Ama bir de kısa olsun olmasın, bir şekilde sizi mutlaka etkileyen tanışmalar ve yakınlaşmalar oluyor. İşte o hatıralar da hafızanın ön koltuklarında yerini alıyor... Örneğin Clint Baba ve de Graham Baba ile kesişen yollarımız... bunlar bir tanışıklıktan öteye gidiyorlar ve hayatınızın geri kalan kısmında da size şu veya bu şekilde eşlik ediyorlar. Bu iki kişi de bana şunu bir kez daha öğretti... dünyanın neresinde olursanız olun, gerçekten iyi kalpli ve samimi, hiç bir karşılık beklemeden size gönüllerinin ve hatta evlerinin kapısını açabilen, ellerinden geldiğince yardım ve destek verebilecek kalbi tertemiz ve şövalye ruhlu insanlar her yerde var....Bu da bana bir kez daha umut verdi.

Son olarak bu seyahati noktalarken, burada yapılan tüm 18,400 km'yi ve buna ait olan tüm hatıraları, maalesef bizlerden önce göçerek artık aramızda olmayan bir ruha adamak istiyorum.

Üniversiteden sevgili sıra arkadaşım, kardeşim, iş ortağım, benim hayatımda çok özel bir yeri olan ve kendisinden çok şeyler öğrendiğim, yıllarca aynı kaba sıçtığımız ve beraberce yapmadığımız çok az şey olan, her zaman çılgınca eğlenip gülebildiğimiz, gerçek bir maceraperest ve tertemiz insan, her zaman sevgi ile özlediğim

HARUN KURU'ya.... Nur içinde yat....

Ümit Subaşı

14 Ekim 2013

Sydney




Yayınlanış Tarihi Oct 25 2013, 11:06 PM Yayınlayan Umit SUBASI

Yorumlar


 

Emrullah durup

Teşekkür ler emekleriniz için

November 21, 2013 3:17 AM

 

DOĞAN ŞAHİN

MOTOR KULLANAMIYORUM AMA BANA GEZİ YERLERİ İÇİN ÇOK FAYDALI OLUYOR, CEM HOCANIN YAZISINDAN ETKİLENİP 38 GÜN AVRUPAYI ARABAMLA AİLECE DOLAŞTIK BUNUN GİBİ BİRKAÇ MACERALARIMIZ OLDU SİZİN GİBİ ÖRNEKLER BİZİ TEŞVİK EDİYOR CESARETLENDİRİYOR, DARKFACE (ATİLLA M)İ MERAK EDİYORUM BİR HABER YOK  SKOR PANOSUNDAKİ GEZİLERİNİZ GÜZEL BİRİ KOMİK (BU GEZİ ORADA YOK) YANİ ÇOK DOĞAL ALLAH TEKERİNİZE ZEVAL VERMESİN.

November 29, 2013 8:33 AM

 

Ahmet Uğur KÜÇÜK

Teşekürler Emeğinize Sağlık

September 9, 2014 3:06 PM

Yorum Yaz

(*)  
(*)  


Umit SUBASI Hakkinda...

Istanbul 1967 dogumluyum. BMW 1200GS Adventure kullaniyorum. Motor haricinde, her turlu outdoor aktivite, Scuba Dalis, Karate, Aikido, OffRoad, Avcilik, Dogu kulturleri ve fotografcilik hobilerim arasinda. Bir ara THKda parasute de bulasmistim. Ilk motor tecrubem Jawasaki, 25 yildan fazla oldu, ama esas son 15 yildir yogun olarak kullaniyorum. Cagiva Grand Canyon ile cok km yuttuk. Ozellikle Italya ve Romanyada cok turladim. Rusya gecisimiz ise ilk gercek dayaniklilik tecrubem oldu. Ben o yolu aslinda 4x4 ile gecmek isterken motor ile gitme firsati olunca benim icin fazla farketmedi. Iyi ki de yapmisiz. Gozu yiyen herkese tavsiye ederim.