(onceki bolum)

Güney Afrika gözlemlerim

Başlangıçta da, Ümit Burnu ve Cape Agulhas dışında bu ülkeden pek fazla bir beklentim yoktu. Düşündüğüm gibi de oldu. Karşımda bir Afrika ülkesi değil de, gelişmiş bir Avrupa ülkesi  vardı sanki.

Şehirden biraz uzaklaşınca, zaman zaman önüme çıkan Babun sürüleri, o kadar küçümseme, ne de olsa burası Afrika dese de, bu düşüncem değişmedi.

Ben Johannesburg’u görmedim. Cape Town ve ülkenin batısında Namibyaya doğru yolumun üzerinde ne gördüysem, onları anlatıyorum. Öyle bir ülkede birkaç gün kalıp ta, o ülkeyi şıp diye hemen anlayıp, ahkam keserek, yorumda bulunanlardan hiçbir zaman olmadım.

Ülkede zenginlik ve fakirlik derseniz, bana göre her ülkede olduğundan ne fazla, ne de az.

Irk ayrımı konusuna girmek istemiyorum. Bunun için çok büyük mücadeleler verilmiş ve yasalardan kalkmış, bunu biliyorum.  Ama gördüklerimin çok da hoşuma gittiği söylenemez.

Ümit Burnu ve Cape Point’e gelince, burada çok özel bir coğrafyada olduğunu insan iliklerine kadar hissediyor. Dağcılıkta zirve yaparken de böyle olur, etrafınızdaki geniş alan hızla daralır, yükseldikçe daha da daralır ve zirveye yaklaştığınızı anlarsınız. Burada da böyle oldu. Etrafımdaki geniş kara alan gittikçe daraldı, daraldı, bıçak sırtı gibi bir yarım adanın en ucuna doğru yol aldım. Yarım ada bitti, Afrika bitti. Karşısı artık Güney Kutbuydu. 

Onlarca yıl önce, 60’lı yıllarda, Kısmet adlı 10 metrelik teknesi, eşi ve Miço adını verdiği kedisi ile, dünya turunu, o zamanki teknik imkansızlıklarla, binbir güçlükle (hatırlıyorum telsizleri bile yoktu) tamamlayan Sadun Boro ve eşine bir kez daha takdir ve sevgilerimi gönderiyorum.

Karşıya Güney Kutbu yönüne bakıp, buraya ulaşmış ilk denizci olan Norveçli kaşif Amundsen’ e de saygılarımı gönderdim. Bu uğurda hayatını kaybetmişti.

Onların yaptıklarının yanında bizim yolculuklarımız ne ki…

Motorcu gözüyle bakacak olursak, Güney Afrika tam bir sürüş cenneti. Yolları güzel, benzini kaliteli ve bize göre ucuz, litre fiyatı 1,05 Euro. Hava ve üzerinde yol alacağınız coğrafya mükemmel, trafikte araçlar motorlara karşı son derece saygılı. Ama şunu söylemeliyim ki, motor kullanıcıları da öyle. Bir de şu trafiği tersten olmasa. Şehirler arası yolda giderken sorun yok, fakat şehir içlerinde, özellikle büyük şehirlerde, kavşaklarda benim her zaman kafam karıştı. 

 

Güney Yarım küreye kış gelmek üzere. Özellikle geceleri ve sabahın erken saatleri çok soğuk oluyor. Sıcaklık 2 dereceye kadar düşüyor. Havanın güzel görüntüsü sizi aldatmasın. Sabahları genellikle siste motor kullanmak zorunda kalıyorum. Sanıyorum bu Zambiaya kadar böyle sürecek. Ekvatora yaklaştıkça havaların gittikçe ısınacağı kesin. 

Namibya

 

 

Namibya için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Ama koskoca ülkede sadece 2 milyon insan yaşadığı için, araç trafiği de oldukça az. Şehirler arası yollarda ise, sanki yok gibi bir şey. Bu ülkede de yol kalitesi gayet iyi, benzinin litre fiyatı aynı. 95 oktan, kurşunsuz benzin bulunuyor.

Namibyaya girişde sınır işlemleri yaklaşık 45 dakika sürdü ve 14,50 Euro yol vergisi ödedim. 

Ayrıca Güney Afrika parası, Namibyada da,sanki o ülkenin parasıymış gibi, rahatlıkla kullanılıyor. Her iki ülkede de bizde olduğu gibi kolayca para bozdurulamıyor. Eğer para bozdurmak isterseniz, mutlaka bankada bozdurmanız lazım, bu da en az 40 dakikalık bir bekleme süresini gerektiriyor. Ama siz yine de 1 saatinizi gözden çıkarın. Para bozdurmaya giderken pasaportunuzun  yanınızda olması şart. Afrikada gözde döviz birimi Amerikan Doları.İnsan ülkeler hakkında istedigi kadar ön arastırma yaparsa yapsın,yollar her zaman daha fazlasını ögretiyor!

 

 

Sınırdan 300 km ötede konakladığım yerin adı Grünau. Haritada büyücek bir yer olarak görünüyordu, ancak sokakları kum olan Grünau, sadece bir bakkalı olan, köyden farksız, küçücük bir yerleşim yeriydi. Geceyi Country Lodge Otelde geçirdim. 

Grünau – Windhoek 660 km

 

 

Namibyanın başşehri  Windhoek, derli-toplu, temiz, modern, küçük bir şehir. Ama şunu söylemeliyim ki asla Afrikayı yansıtmıyor. Eski bir Alman kolonisi olduğu için, Alman mimarisinin izleri hemen her yerde kendini gösteriyor ve çoğunluk Almanca da konuşuyor. 

Hem Güney Afrika, hem Namibya, her iki ülkede de, Ingilizcenin yanı sıra, burada yaşayan Avrupa kökenli  beyazlar da dahil olmak üzere, halk, adına Afrikanca dedikleri, İngilizce ve Hollandaca karışımı bir dil konuşuyorlar. Ama belirtmeliyim ki, ilk duyduğumda Hollandaca olduğunu zannettim, çünkü Hollandaca ağırlıklı bir dil. Windhoek sokaklarında dolaşırken, bu modernliğin yanında, her tür kabileden insanla karşılaşmak mümkün.

 

 

Zambia vizesini Türk vatandaşları sınırdan alabiliyor. Ama ben o kargaşada bir de vize ile uğraşmamak için, bu vizeyi, Windhoek’deki Zambia konsolosluğundan aldım. Zaten önünden geçiyordum. 15 dk sürdü sadece. Vize ücreti 48.- Euro.

Windhoek’de Vondelhof Guest House ‘da kaldım. 

Işte benim tüm yolculuklarımda önümü açan, sorunlarımı çözen ve tüm yolculuklarımı gerçekleştirme imkanı sağlayan sevgili eşim Füsun geldi. Gelirken de ne yapıp edip, yarılan arka lastiğimi değiştirmem için, bana yeni lastiklerimi de getirdi. Bavulun altında naylona sarılı olarak görülüyor. Biz iki kişilik böyle bir ekibiz işte.

Füsun geldi. Windhoek’de birkaç gün tatil ve Safari yaptık. Füsun gitti.

 

 

Biraz da dertleşelim.. 

Sevgili dostlar, Cape Town’da BMW servisinin hatası sonucu, Namibyada 2 kez yolda kalmak da dahil, motorumda ciddi sorunlar yaşadım. Şu anda Rundu’dayım, problemler hala devam ediyor. Rölanti step motoru ve oksijen sensörü bozuk. Motorun alternatörünün de bulunduğu sağ üst kapak üzerinden yağ sızıntısı var. 4.500 devir üzerinde çok daha artıyor, bu da hızımı hep düşük tutmama neden oluyor. Ayrıca arka amortisörüm de patlak. Burada kış gelmek üzere. Gece ve sabahları çok soğuk olduğundan, motoru ilk çalıştırmamda güçlükler yaşıyorum. Ekvatora doğru, yani sıcaklara yaklaştıkça, düzeleceğini umuyorum. Lastik yarılması da dahil bu arızalarla uğraşmak, yaklaşık 15 günümü aldı. Ne diyelim yol halı… Namibya için oldukça doyurucu, içinde off road’u da barındıran, bir rota hazırlamıştım. Brandberg, Fish River Canton ve Kalahari geçişi gibi. Ancak bu durumda yapamıyorum. Rotam üzerinde ne görebilirsek o artık.

 

 

Kenyaya gerekli yedek parçaları getirtiyorum. Burada resmi BMW servisi var, kendileriyle görüştüm. Ancak parçaları getirtmek için bana verdikleri süre 5 hafta. Almanyadan temin edildi, UPS kargo ile, Nairobide kalacağım Jungle Junction’a Füsun göndertiyor. Buranın özelliği, tesisin sahibi sevgili Chris eski bir BMW teknisyeni ve Afrikanın en iyi ustası olması. Orada, kendisiyle irtibat halinde olduğum Chris’in bu sorunları kökten çözeceğini biliyorum. Çünkü bu şekilde Kenyaya ulaşabilsem de, Kuzey Kenyadaki, her tür araçla yolculuk yapan gezginlerin ‘’Cehennem Yolu’’ , ‘’Ölüm Yolu’’, ‘’Jant kıran Yol’’ veya namı diğer İsiolo – Marsabit – Moyale yolunu geçebilmem mümkün değil.

Önümde Zambia, Malawi, Tanzanya gibi ülkeler ve Nairobiye, Chris’e kadar yaklaşık 4.000 km yolum var. Beni tanıyanlar çok iyi bilirler, yolculuklarımda yaşadığım olumsuzlukları anlatmayı pek sevmem.Hiç sevmem. Ama bu gecikmenin nedenlerini paylaşmak zorundaydım. Neyse, Tanrı yolcuya yardım eder bilirim.

 

 

Artık Afrika havası bölgeye iyice yerleşti. Bugün müthiş bir rüzgarla yol almak zorunda kaldım. Yan önden esen sert rüzgar, ön tekerliği birkaç kez yerden kesince, daha yavaş bir sürüşe geçtim. Tabii bunda motorum yüklü ve arka amortisörün patlak olmasının rolü var.Ön tekerlekten bütün yükü alıyor!! Burası, bakımlı Namibyanın sanki sınırı.Artık güzel evler,bakımlı ciftlikler yok! Yollar daha kötü, sanırım artık hep böyle olacak. Bölgeye yoksulluk  hakim.

Rundu’ya varmak istiyordum, ama sert rüzgar yüzünden, olmadı. Günün sürüşü 475 km. Grootfontein’de, Meteor Travel  Inn Otelde konakladım.

 

Grootfontein – Rundu 

 

Yarın 700 küsür kilometre yolum var ve 2 sınır geçişi. Bu nedenle Rundu’da konaklamaya karar verdim. Burası Angola sınırı, ama ben doğuya dönüp, Zambia’ya doğru yola devam edeceğim. 

Omashare Lodge Hotel.

Rundu – Katima Mulilo – Livingstone

 

 

Sabah çok erken yola çıktım. Çok özel bir bölgeden geçiyorum. Namibya’yı, Angola’ya, Zambia’ya, Botswana’ya ve Zimbabwe’ye komşu yapan, parmak ucu gibi daracık bir koridor burası. Bütün gün filler çıkabilir uyarılarıyla dolu bir yolda sürüş yaptım. Zaman zaman durdum, etrafa  bakındım, ama göremedim. Yollar oldukça sakindi. Zaten trafik çok az. Yerleşim bölgeleri de az olduğu için, insan yalnızlık duygusuna kapılıyor.

Katima Mulilo, Namibya sınır çıkışında işlemler çabucak bitti, yarım saat bile sürmedi. Ancak aradaki yaklaşık 1 km’lik tampon bölgeden geçtikten sonra, Zambia tarafında, barakadan bozma, eski karavanlardan oluşan ofisler arası koşuşturma ile 3 saatim geçti. Birde bankaya giden memurun dönmesini bekleyince , vakit iyice geç oldu. Artık gerçek Afrika’ya geldiğimi anladım. Hava kararmadan Livingstone’a varmayı düşünüyordum oysa. İşler bittiğinde kalan 200 km’lik yolun, yarısını karanlıkta geçtim. Burada yollar çok daha kötü, özellikle yolun karanlığa kalan bölümü oldukça tehlikeliydi. Ansızın çıkan çukurlar ve karşıdan gelen sürücülerin ayarsız farları, bezdirdi. 19.00 gibi Livingstone’ a vardım. Günün sürüşü 720 km.

 

Bu Okawango Nehri. Benim bildiğim, dünyada her nehir ya bir göle, ya da denize dökülür. Yer altına inip, yolculuğunu orada sürdürenler de vardır elbet. Okawango nehrine sorsalardı eğer, belki de masmavi bir okyanusa dökülmek isterdi. Ama Okawango nehri, Kalahari Çölüne dökülüyor. Var oldugundan beri Kalahari çölüyle girdiği savaşı kazanıp, bir türlü denize ulaşamamış. Kalaharinin suyu tutmayan geçirgen tabakası var oldugundan beri koskoca nehri yutuyor. Böylece Kalahari üzerinde antilopların, yaban hayatın oluştuğu, dünyanın en sulak çölü olmuş. Okawango ve deltası olmasa, Sahra çölünden bir farkı kalmazdı belki de..

 

Şimdilik Hoşçakalın.

Cahit Sesver

 

Not: Su anda Zambiadayım. Bir kac güne kadar Malawi’ye geçiyorum. Rapor günü yansıtmıyor.

Hepinize teşvik edici mesajlarınız için teşekkür ederim, doğrusu iyi geliyor.