November 2012 - Mesaj

 

TEŞEKKÜRLER… TEŞEKKÜRLER…

Sevgili dostlar,

Yollar bitti,

Güneyden kuzeye dünya bitti,

Başladığından 3 ay 21 gün sonra Cape to Cape  bitti. Artık veda vakti geldi.

Aylar önce beni Cape Town’a götüren Air Berlin uçağı piste tekerlek koyduğunda, memleketten binlerce kilometre uzaktaydım. Bu yolun dönüşü sadece gitmekti artık. Sizlerin de tahmin edeceğiniz gibi zorlukları oldu elbet. Ancak bunlar kendi içinde biraz azim, kararlılık,  biraz da inatla çözülebilecek şeylerdi, öyle de oldu zaten. Yol zorluklarından ve tehlikelerinden söz etmiyorum bile, rüyanın gerçekleşmesi için bunlar gerekiyordu. Aynı zamanda gezgin olan Pers şairi Şirazlı Sadi’nin ünlü kitabı ‘’Bostan’da’’ söylediği gibi : ‘’Sakın denize gitme, ama bir kere gittinse artık tufanlara teslim olmalısın.’’’

Yolculuğum boyunca 2 kıtada toplam 21 ülkeyi ardımda bıraktım. Adını bile bilmediğim yüzlerce şehir geçti gözlerimin önünden. Bunların bir bölümünü fotoğrafladım, büyük bir bölümü renkleri ve hatta kokularıyla birlikte anılarımda kaldı. Çok farklı coğrafyalarda, çok farklı kültürler arasında harika deneyimler yaşadım. Her zaman dediğim gibi ülkelerin tozuna toprağına bulanıp onları yollarda tanımak en güzeli.

‘’Bir adam, bir motor, bir rüya’’ sloganı ile çıktığım bu uzun yolculuğu, fırsat buldukça sizlerle paylaşmaya çalıştım. Yolculuğum boyunca iyi dilekler ve temenniler içeren bir çok mesaj aldım sizlerden. Çoğu da teşekkürle bitiyordu. Ancak şunu söylemeliyim ki dostlar, yolculuğu yapan her ne kadar  ben olsam da, paylaşım konusunda benim fazla bir katkım olmadı, olamadı. Ben yollardan sadece ham olarak  fotoğraf ve yazıları gönderdim. Bu gönderdiğim yazıları fotoğraflarla uyumlu hale getirerek, sayfa düzeninin hazırlanması, manşetteki tanıtım fotoğraflarının şık tasarımının yapılması ve nihayet oluşan yol raporunu günlüklere yükleyip sizlere ulaştırılmasını, sevgili Cem Yıldız’ın emeğine  borçluyuz. 

Eline emeğine sağlık Cem, teşekkürler Başkan.

Yıllardır uzun yolculuklar yapan, kendi halinde bir motorcu gezginim. Örnek 2003 ve 2005 yıllarında iki kez motorla Katmandu yolculuğu yaptım. O yolun en eski yolcularındanım. Gittiğimden tam dört sene sonra, insanların tesadüfen bundan haberleri oldu. Şimdi görüyorum da… Bana kalsaydı eğer Cape to Cape de buna benzerdi, yani belki de uzun süre bilinmezdi. Teşekkürler Ride Turkey.

Çok sorulduğu için açıklamakta yarar görüyorum. Özellikle Afrika bölümünde güvenlikle ilgili hiçbir sorun yaşamadım. Bütün ülkelerde olabilecek normal yol ve trafik tehlikelerinin dışında her hangi bir tehlikeli durumla da karşılaşmadım. Rastladığım insanların hepsi yardımsever, iyi niyetli ve dostça davrandılar. Benden sonra gidecek arkadaşlar bu konuyu hiç dert etmesinler. Cape to Cape dahil, yaptığım hiçbir yolculuğumda ‘’Vay be’’ dedirtmek amacıyla, asla Kurt Masalları anlatmadım. Gerçekleri yansıtmayan şeylerle insanları tedirgin etmenin ne anlamı var ki… Ben ne kadar çok Türk plakalı motorcu gezgini dünya yollarında görürsem, o kadar mutlu oluyorum.

Yolculuğum boyunca siz dostların mesajları her zaman büyük destek ve motivasyon sağladı bana. Ancak gerek internet yokluğu, gerekse yol yorgunluğu diyelim, bir türlü cevap veremedim. Hani olmayınca olmaz ya, işte o misal. Yol hali işte, hepimiz motorcuyuz, siz de bilirsiniz. Zor zamanlarda yolculuğumu kolaylaştıran, pozitif enerji veren mesajlarınız için sizlere ismen, tek tek teşekkür borçluyum. Teşekkürler Ahmet Özçelikay, Ümit Çiçek, Timur Aksüt, Necdet Buz, Petrit Dunisa, Hakan Dölek, Erdem Gülüş, Kadir Ecevit Özoğlu, Melih Ulubilgen, Reha Uysal, Ismail Erdag, Savas Kayan, Cem Doğruoğlu, Rahmi Barutçu, Selim Özruh, Aysun Canan, Sıtkı Güven, Teoman Acar, Saim Özkinar, Murat Ziylan, Mehmet Durak, Soner Suda, Ali Baki Uygur, Ahmet Yılmaz, Sabri Oran, Mehmet Bilaloğlu, Can Ercebe 

Chokrane Sherif Vielen Dank liebe Rosi, lieber Walter, lieber Karsten, liebe Sabine, liebe Franziska, lieber Ferdinand Takk skal du ha Eva & Leif

Teşekkürler Gökhan Akdeniz, Şaban Aksan, Ümit Aktay, Abdullah Alkan, Ayhan Altınel, Ufuk Altıok, Oktay Araç, Reşat Arbaş, Çağatay Argımak, Abdülkerim Arif, Fuat Atıcı, Hacer Aydın, Orhan Aydoğan, Savaş Balaban, Cumhur Balcı, Faruk Baran, Tuğhan Baykut, Bülent Berksan, Dayanç Bora, Cumhur Bozdağ, Ümit Bozoğlu, Ertuğrul Canbazoğlu, Cengiz Cebeci, Gökhan Coral, Yavuz Coşkun, Başar Çakmak, Mustafa Çapar, Tümay Demirsoy, Vedat Demirtaş, Ümit Arslan Demiryürek, Fatih Dere, Ayhan Dikmen, Güvenç Diner, Erhan Dündar, Volkan Eken, Mert Elbirler, Aykut Erda, Hikmet Emre Erdem, Murat Erdinç, Tolga Erel, Osman Ergun, Ayşe Ece Ertuğrul, Ercan Ersin, Ömer Eryeti, Meral Giriş, Abdulkerim Arif Görgün, Gürbüz Gülümser, Volkan Gündüz, İsmail Gümüş, Ömer Günday, Aydın Gündoğdu, Cüneyt U. Gürbüz, Gürsel Gürcay, İrfan Gürkan, Gürkan İçli, Alper İleri, Melih Ilgu, Berrin İnal, Can İyidinc, Murat İzsüren, Ahmet Kabaalioğlu, Zeynep Kamacı, Nursena Kamas, Halil Karabulut, Halil Kaya, Selçuk Kaya, Celalettin Kazancı, Mehmet Gökçe Kır, Alper Kiriş, İlker Kocaakca, Ergun Koçer, Ali Olcay  Konuklu, Namık Kutlu, Mehmet Küçük, Mehmet Küçüksoy, Osman Künkçü, Bekir Güray Lafcı, Mustafa, Levent Olgaçlı, Ertuğrul Ortaç, Nurettin Özcan, Celil Özdemir, Ertan Özkozanoğlu, Somer Sarıhan, Ceyhan Serter, Sıtkı Sılay, Serkan Söğüt, Doğan Şahin, Olgar Senergun, Erhan T., Süreyya Talay, Kerem Tataroğlu, Vehbi Tataroğlu, Ercan Tekin, Teoman, Berker Turan, Rıfat Turgen, Kemal Turgut, Murat Turgut, Nejat Ural, İlker Taner Uzun, Onur Üstem, Barış Bilen Vural, Emre Yalçın, Kemal Yıldız, Koray Yıldız, Mehmet Yüksel, Kenan Zeybek, Tufan Zorlucan. Yolculuğum dönüşü Istanbul toplantısına katılarak bana hoşgeldin diyen tüm dostlara teşekkür ediyorum. Harika bir karşılamaydı.

Hafta ortası mesai günü olduğu halde beni Akhisar’da karşılayıp, Manisa’da verdiğimiz keyifli bir moladan sonra, Cape to Cape’in son kilometrelerini birlikte tamamladığımız sevgili dostlar Petrit, Necdet, Timur, Erdem ve Ümit’ e bana hazırladıkları bu sürpriz karşılama için çok teşekkür ederim. Birbirimizi hayli özlemiştik doğrusu.

Evet dostlar, Cape to Cape rotasında 2 kıtada 26.000 km süren yolculuğum bitti.

Ancak Izmir’den çıkıp, tekrar İzmir’e döndüğümde yapmış olduğum toplam yol 32.000 kilometreydi.

Bir macera daha burada sona erdi.

Önümüzdeki yıl farklı bir kıtada ve şimdiye kadar hiç denenmemiş bir rotada yapacağım yolculukta tekrar görüşmek üzere.

Gökten üç elma düştü. Biri bana, biri yolculuğumu takip eden sizlere, biri de yola çıkmaya niyet edenlere.

HOŞÇAKALIN

Cahit Sesver

fon muzigi : Ras Sheehama

"Travelling through the Will side, travelling ilke Johnny the baptist" 

Guidance
Sitting in the evening
Watching the sun go down
But I know by tomorrow
It’s gonna rise again
And if the rain do fall
Before the Midnight hour
Jah lightning will be there
To see me through the darkness yes oh
Ain’t got no sword
Jah Jah is my shepherd
I’m ready for the next day
I’ve got to see the rainbow
Creation will defend I and I
From the season to the next season
I will be like a bird in the sky
I’ve got to feel the wind blowing
Across my wings
I’m like Johnny the Baptist
Coming from the wilderness
I man look so shaggy
Society dem a watching me

Travelling through the wilderness
Travelling through the wild side
Travelling through the wilderness
Lord have mercy
Travelling through the wilderness I a man say
Travelling through the wild side

When I wake up in the mornings
I’m glad to see the sun arising
I’ve got to bow down and say my prayers
Before the day is done
I’m not living in fear
There is no sign of despair
Almighty cares
And his love we shall share
I’m like Daniel
Who gets thrown into the lion’s den
But through the grace of the most high
The man just survived
I’m like Johnny the Baptist
Coming from the wilderness
I man look so shaggy
Society dem a watching me

Travelling through the wilderness
Travelling through the wild side
Travelling through the wilderness
Travelling through the wilderness I a man say
Travelling through the wilderness
I keep on travelling and travelling…
Through the wilderness

 

 

 Sevgili dostlar,

9 Afrika ülkesini ardımda bıraktım. Her şeyin anlık değiştiği bir kıtada sürdürüyorum yolculuğumu. Koskoca Afrika bitiyor artık. Adına kimilerince ‘’Kara Kıta’’ dense de, geçtiklerimin hepsi de benim için rengarenk anılarla dolu olan, rengarenk ülkelerdi. Önümde sadece Libya ve Tunus’un olduğu 2 ülke kaldı koca Afrikada, diye düşünürken, Türk Elçiliğinin ısrarlı uyarıları sonucu rotayı Libya’ya değil, Port Said’e çevirdim. Ben de, Cape to Cape yolculuğu yapan diğer Avustralyalı çift Johannes ve Judith ile birlikte, güvenli yol olan, Türkiye üzerinden North Cape’a devam etmeye karar verdim. Bu durumda Tunus’tan İtalya’ya feribot ile geçmek yerine, Mısır Port Said’den Mersin’e feribot yolculuğu yapacağım. Böylesi uzun yolculuklarda sıkça karşılaşılan bir durumdur bu. Esnek planlar yapıp, her şeye hazırlıklı olmalı yolcu. 

Ben motoru  kuzeye Port Said’e doğru sürerken, Libya neyse de, aklım hep Tunus’ta kalmıştı doğrusu. Çünkü Kartaca’yı görmenin, yolculuğumda beni en heyecanlandıran anlardan biri olacağını biliyordum. 

Kartaca’lı komutan Hannibal’ın, ordusuyla ve fillerle Roma’ya yaptığı o yolculuğu yerinde düşlemeyi çok arzu ediyordum. Arkeolojiye merakım olduğundan değil, çokta ilgimi çekmez aslında, ama işin içine yolculuklar girince durum değişiyor. Savaş için olması dışında, bu destansı yolculuk, her zaman büyük saygı ve merak uyandırmıştır bende. 

 

 

Kısa bir sürüşten sonra, öğlen sıralarında Port Said’e geldim. Burası Mısır’ın diğer şehirlerinden çok farklı ve güzel bir mimariye sahip. Aslında bizim yabancısı olmadığımız Akdeniz mimarisi bu. 

Port Said’de limanın tam karşısındaki Resta Port Said Hotel’de konakladım.Günün sürüşü 209 km

Akşam üzeri şehirde dolaşmaya çıktım. Gördüğüm kadarıyla Port Said güzel bir liman şehri. Ben bu şehri sevdim. Yarın feribot bileti ve bıktırıcı Mısır bürokrasisi ile cebelleşmem tekrar başlayacak. 

 

 

Port Said te elimde evraklar takipçiyle birlikte oradan oraya iki gün süren koşuşturmam nihayet geminin kalkmasıyla birlikte son buldu. Afrika kıtasını bir feribotla ardımda bırakırken, son kez dönüp geriye baktım. Sadece bir kıta 9 ülke ve yaşanmışlıklar değildi ardımda kalan. Dünyanın ana paralellerinden üçünü, Oğlak Dönencesi, Ekvator ve Yengeç Dönencesini de ardımda bırakıyordum. Bu üç ana paralelin hepsini de motorumla geçmiştim. Artık rotamın yeni yüzü Kuzey Kutup Çizgisi.

 

 

Yolculuk yaptığım gemi, aslında bir Rus şirketinden kiralanmış, personeli de Rus çalışanlardan oluşan bir RO-RO gemisi. Türk şirketi Alcor tarafından işletiliyor. Suriye olaylarından sonra TIR ların ve şoförlerin, güvenli geçişi için düşünülmüş. Zaten gemide ben ve Avustralya’lı Cape to Cape yolcusu motorcu çift dışında  başka turist yoktu. Gemi ve kamaralar oldukça temizdi. Personeli de işini iyi yapmaya çalışıyordu. Klimaları çalışmasa da, Wadi Halfa feribot sefaletinden sonra, odamdaki banyosuyla bana çok lüks geldiğini bile söyleyebilirim. Kamarada tek kişi yolculuk ve motor 650.- Dolar. Bu fiyata yemek dahil. Liman hizmetleri ve takipçi için de 370.- Dolar, toplam 1.020.- Dolar ödedim. Oldukça pahalı bir çözüm.

 

 

Port  Said-Mersin arası yolculuk 40 saat sürüyor. 09.Ağustos Perşembe günü saat 10.00 da Mersin limanına yanaştık. Johannes ve Judith ile vedalaştık. Gümrük işlemleri oldukça uzun sürse de aynı gün İzmir e doğru yola çıktım.Aylar sonra kendi ülkemde motor kullanıyordum.

Günün sürüşü 1.018 km.Motorun yağ kaçıran kapak contasını ve servisini Eyüp Bike de yaptırdıktan sonra, iki gün içinde hemen yola koyuldum. Her ne kadar kendi  ülkem olsa da,Türkiye rotam üzerinde bir geçiş ülkesiydi benim için. Yoldaydım ve bu tür yolculuklarda fazla soğumamalı yolcu! 

 

 

Biliyorsunuz ben hep Asya, Orta Doğu ve Afrika yolculukları yapıyorum. Oradaki ülkeleri gezen, yaşayan, anlatan ve bundan büyük keyif alan bir motorcu gezginim. Avrupa’ya daha önce hiç motorla gitmedim. Ancak, Cape to Cape aynı zamanda bir rota yolculuğu. Bundan sonraki ülkeleri hızla geçerek, mevsim şartları daha da zorlaşmadan, North Cape’a varmak niyetim. 

Avrupa hakkında forumlarda o kadar çok şey yazıldı, o kadar çok şey söylendi ki, bana pek bir şey kalmadı doğrusu. Forumlarda ülkeler aynı olsa da, farklı kişilerin farklı bakışlarla yazdığı, hepsi de çok güzel ve keyifli pek çok rapor var. Bundan sonra benim bir şey yazmam, bilinenin tekrarı olur. 

North Cape yolculuğu için yazılmış sevgili Cem Yıldız’ın oldukça kapsamlı ve bir motorcu gezginin ihtiyacı olan tüm bilgileri içeren yol raporu zaten mevcut. Bende bu yol raporundan oldukça faydalandım.

‘’Peki yazılacak hiç mi bir şey yok’’ diye sorabilirsiniz. Vardır elbet. Ama benim gibi yılları Doğu yollarında geçmiş bir motorcu gezgin için ‘’Garp cephesinde yeni bir şey yok!’’

 

 

İzmir den çıkıp aynı gün İpsala üzerinden Yunanistan’a girdim ve çok sevdiğim İskeçe (Xsanti) sehrinde Z Palace Otelde konakladım.Günün sürüşü 691 km.

Sabah iyi bir kahvaltıdan sonra yola çıktım. Batı Trakya da özellikle Kavala taraflarında yol ve manzara harikaydı. Selanik’ten sonra kuzeye dönerek Üsküp’e varmak üzere Makedonya sınırına yöneldim. Öğleden sonra Üsküp’ün Türk tarafındaki Arka oteldeydim. Günün sürüşü 449 km.

Biraz dinlendikten sonra akşamüzeri şehri dolaşmak ve fotoğraf çekmek üzere dışarı çıktım. 

 

 

Üsküp anıları

Tanımadığım, daha önce gelmediğim şehirlerde hep böyle yaparım. Önce kaybolmak isterim şehrin sokaklarında. Üsküp’te de öyle oldu. Kulağıma çalınan Balkan şiveli Türkçeler arasında sürdü  yürüyüşüm. Bazen dar tenha sokaklara, bazen de adını bile bilmediğim kalabalık meydanlara götürdü beni adımlarım.. Üsküp’ün eski tarafında uzaklardaki Türkiye’de dolaşıyordum sanki. Türkiye dediysem bugünün Türkiye’sini düşünmeyin sakın! Çok daha eskilerden söz ediyorum. Ama bizler koruyamadık şehirlerimizi. Burada ise farklıydı durum. Tarihi evleri, camiileri, hanları ve kervansaraylarıyla, yüzlerce yıl önce yapılmış bütün Osmanlı mirası dikkatle korunmuş, özenle restore edilmiş ve olanca görkemiyle saltanatını sürdürüyordu bütün şehirde. 

Asırlık çınar ağacının gölgesindeki çay molasında konuştuğum yaşlı kahveci Behlül bey, eski evleri, hanları ve camileri eliyle gösterdi. Her ne kadar masrafı ağır, bakımı zor olsa da, gözümüzün bebeği gibi koruruz Ata yadigarlarımızı diyordu.

Doğduğum şehir İzmir geldi aklıma birden! Ahşap yapı sanatının en zarif örneklerinden eski Alsancak iskelesini hatırladım. Sonra Kordon’dan başlayıp, Göztepe’ye kadar uzanan körfezde, inci gibi dizilmiş, cumbalı eski İzmir evlerini düşündüm. Hemen hiç biri ayakta kalamadı günümüzde. Yerel yöneticilerin bencil hırsları ve vizyonsuzluklarına dayanamayıp, Apartman belasına yenik düştüler. Biz gözümüzün bebeğini koruyamamıştık belli ki! Uzaklardaki Türkiye’de, anılarımdaki İzmir’İ düşünürken, yaşlı kahveci Behlül’ün sözleri tekrar çınladı kulaklarımda. ’’Gözümüzün bebeği gibi koruruz ata yadigarlarımızı’’

Üsküp’e ilk gelişimdi

Taş köprünün önünde

Vardar nehri kıyısındaydım.

 

 

Akşam üzeri otele döndüğümde ‘’Dünya ne kadar küçük diyerek’’ bana seslenen sevgili motorcu  kardeşimiz pilot KAĞAN BOYÇAY'la karşılaştık. O da beni göremeyince motoruma not bırakmak için park yerine inmiş. Kısa ama keyifli bir sohbetten sonra vedalaştık. Gerçekten dünya çok küçükmüş!

 

 

Sabahın oldukça erkeninde Sırbistan üzerinden Macaristan’a geçmek üzere yola çıktım. Gerçekten dünyanın bu bölgesinde, Balkanlarda coğrafya çok güzel ve motor kullanmak çok keyifli. Sorunsuz bir sürüşten sonra Macaristan’ın sınır şehri Szeged’e geldim. Günün sürüşü 677 km. Konaklama Tisza Hotel. 

 

 

Macaristan’ın Sırbistan sınırının hemen dibindeki Szeged kenti çok canlı ve tarihi bir şehir.Her yer pırıl pırıl ve insanlar çok cana yakın. Sınır daki pasaport polisi önce kaskımı çıkartmamı istedi sonra pasaporta bakıp Türk olduğumu görünce gerek olmadığını söyledi. Pasaportu verirken ise Türkçe teşekkür etti. Türklere olan bu yakınlığı ve sevgiyi iki gün kaldığım bu şehirde ve bütün Macaristan’da yaşadım.

Ertesi gün tüm Macaristan’ı, Slovakya’yı ve Çek Cumhuriyetini geçerek Almanya’nın Dresden şehrine vardım. Günün sürüşü 880 km. Konaklama Ramada Resident Hotel.

 

 

Almanya’nın bakımlı otobanlarında direk olarak Hamburg’a geldim. Günün sürüşü 477 km. Konaklama Preuss Hotel. İyiden iyiye North Cape’in çekim alanına girmiştim artık. Kuzeye doğru çıkınca hava iyice bozdu. Her gün en azından yolun yarısını yağmur altında gitmeye başladım. Meteoroloji raporuna göre de böyle sürecekti artık. Ertesi gün 474 km sürerek Kopenhag’a vardım. Konaklama Taastrup Park Hotel.

Kopenhag’tan ayrılıp Stockholm’e yine yağmur altında sürdü yolculuğum. Hava da oldukça soğumaya başladı buralarda. Günün sürüşü 658 km. Konaklama Radisson Hotel.       

 

 

Namibya’dan sonra kaldırdığım kışlık giyecekleri, yün çorapları, termal içlikleri ve kışlık eldivenleri tekrar çantadan çıkarmanın zamanı geldi. Stockholm’den itibaren hep bu şekilde kışlıklarla yola devam ettim. Buralarda yollar yavaş yavaş ıssızlaşmaya başladı. Konaklayacağım Umea şehrine doğru artık coğrafya ve bitki örtüsü de tamamen değişti. Günün sürüşü 639 km. Konaklama Comfort Hotel Winn. Günlerdir ara vermeden her gün yol yaptığım için burada bir gün dinlenmeye karar verdim. İyi de etmişim çünkü Umea çok güzel küçük bir şehirdi. Aylardır süren yolculuğumun hedefine artık çok az kalmıştı ve en geç birkaç gün içinde North Cape’de olacaktım.Heyecan iyice sarmıştı içimi.

 

 

Umea’dan erkenden ayrılıp Finlandiya’nın Kemi şehrine doğru yola çıktım. Kemi aynı zamanda meşhur buz otelin de bulunduğu şehir. Bu mevsimde eridiği için otel ortada yok tabii. Kış gelip, havalar eksi derecelere düştüğünde tekrar inşa edilecek. Bu işlem her yıl tekrarlanıyor. Günün sürüşü 415 km. Konaklama Hotelli Merihovi.

 

 

Birkaç gündür doğuya doğru süren yolculuğumda artık Baltık denizini ardımda bıraktım. Şimdi yönüm tekrar kuzeye İnari şehrine doğru. Bugün yolumun üzerindeki Rovaniemi şehrinden 6 km sonra Kuzey kutup dairesini geçeceğim. Etraf çok daha ıssızlaştı. Yola aniden çıkan Ren geyikleri ciddi tehlike oluşturuyor. Bir defasında neredeyse çarpıyordum. Günün sürüşü 443 km. İnari benim North Cape’den önce  konaklayacağım göl kıyısında küçücük bir şehir. Hayalimin gerçekleşmesine sadece  360 km var. Yemek yiyip erkenden yattım.

 

 

Erkenden yattım ama geceyi nasıl mı geçirdim dostlarım? İşte aşağıda yol anısı!!

Yol anıları

Bütün gecem, uyku ile uyanıklık, düş ile gerçek arasında geçti. O sabah her zamankinden erken uyandım. İnanmak istemiyordum ama, aylardır sürdürdüğüm yolculuğun son sabahıydı bu. Dünyanın en kuzeyinin çok yakınlarındaydım artık. İnari’ deydim. Demir küreyle sadece 360 km kalmıştı aramızda. Perdeyi aralayıp yol arkadaşım Sagarmatha’ya baktım. Birlikte neler yaşamamıştık ki aylar süren bu yolculukta. Üzerine yollar sinmişti, benim gibi yorgun görünüyordu o da.

Sanılanın aksine sevinçli değildim hiç, tarifsiz bir hüzün vardı içimde. Belki de kurşun rengi İskandinavya sabahıydı nedeni, bilmiyorum. Bitmesini istemiyordum bu rüya misali yolculuğun. Bu yüzden uzun sürdü hazırlanmam belki de.

Yola çıkmadan önce odamdaki yatağa sırt üstü uzandım. Perdenin arasından bir çizgi misali sızan ışık, beni tekrar aylar öncesine götürdü. Dünyanın en güneyindeki, Cape Agulhas fenerinin, odamı fasılarla aydınlatan ışıkları geldi aklıma. Sonra, gecelerin içindeki vahşi Afrika sesleri çınladı kulaklarımda. Geçtiğim eğreti köprüleri, akarsuların uğultusunu, altın rengi çöllerin sessizliğini düşündüm. Gökkuşağının mavisindeki Akdeniz özlemimi hatırladım yeniden.

Gelin görün ki hızla akan bir nehir gibi, avucunuzdan uçan minik bir kuş gibi gelip geçiyor zaman. Çöl fırtınalarında savruldu ruhum, taşlı yollarda sarsıldı bedenim. 

Bilirsiniz, her gönül her iklimi farklı yaşarmış. Ben, Dünya yollarında bir iklimi işte böyle yaşadım.

Kuzey kutup dairesini henüz geçmiştim

Demirden küreye varmaktı hayalim

Cape to Cape’de son günümdü.

 

 

Hava durumu 4 gün yağmursuz ve açık diyordu. Ancak İskandinavya’da her şey o kadar ani değişiyor ki! Sabah çok erken Norveç’e doğru yola yola çıktım. Yollar çok sakindi. Otelden ayrılalı henüz 20 km olmuştu ki, sola doğru dönen yol ayrımında ilk defa North Cape yazısını gördüm. 25.640 km ve 3 ay 21 gün sonra ilk defa ona ait trafik şildinin önünde durdum. Uzun uzun seyrettim.Bu son sürüş gününün her kilometresinin keyfini çıkarmak istiyordum artık.

 

 

Hava bulutlu ama en azından yağmur yok. Fakat müthiş bir rüzgar vardı. Norveç’e doğru rüzgar daha da arttı. Nihayet Kapp yarımadasına gelmiştim. Bundan sonra üzerinde buz parçalarının yüzdüğü deniz kıyısında sürüyordu yolculuğum. Rüzgar burada şiddetini daha da arttırdı. Öyle ki durup fotoğraf bile çekilemiyordu. Yolun boş olması en büyük şanstı doğrusu!! Burada motor kullanırken dünyanın sonuna geldiğinizi iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Etrafta ağaç falan kalmadı. Bitki örtüsü Tundra’dan oluşuyordu yarımadada. Doğa şartlarının ne kadar sert olduğu kendini her yerde belli ediyordu. Kaldı ki mevsim yazdı. Buraların kışını düşünemiyorum bile. 

Yol üzerindeki birkaç tünelden en uzun olanını arkamda bırakırken. Rüyama çok yaklaşığımı hissediyordum artık. Sağa doğru dönen yokuştaki, uzun bir virajın ardından gişeler göründü. Ancak alelade bir gişe değildi bu benim için.

 

 

Görevliden aldığım giriş bileti, Dünyanın en güneyinden, en kuzeyine yolları bitirdin, ben bunun tanığı ve belgesiyim diyordu sanki. Ama onu göremiyordum hala! Motoru söylendiği gibi park yerine aldım. Bir binanın kuytusuna bıraktım ki, şiddetli rüzgarda yıkılıp yol arkadaşım zarar görmesin.. Yaklaşık 150 mt ötede giriş olan binaya doğru hızla yürüdüm. Çok heyecanlıydım. Binanın içindeki birkaç basamak merdiveni hızlıca inip karşı kapıya yöneldim. Yaklaşınca kapı kendiliğinden açıldı. Ve dünyanın sonuna dikilmiş demir küre karşımda duruyordu iste. İlk mesajı eşime ve dostlara gönderdim. Şunlar yazıyordu mesajımda.

Yollar bitti.

Güneyden, kuzeye dünya bitti.

Cape to Cape bugün bitti.

 

 

Tarih: 31 Ağustos 2012 Cuma

Saat : 12.07

Cape to Cape rotası ilk defa bir Türk motorcu gezgini tarafından tamamlandı.

 

 

Üstad Nazım Hikmet’in çağdaşı büyük ressam Abidin Dino’ya bir şiirle sormuş olduğu o ünlü soruyu hatırlarsınız herhalde:

‘’Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?’’

Abidin Dino bu soruya nasıl cevap verdi bilmiyorum. Ben resim yapmayı hiç beceremem. Ancak Üstad bu soruyu bana sorsaydı eğer, aşağıdaki resmimi gösterirdim…

 

 

Sevgiler

Cahit Sesver

 

(fon muzigi : Angelit "Ruojain ruoktot" Fin Sami folk grubu)