Malawi Tanzanya ve Kenya

Paylaş   Mon, Aug 13 2012 9:25
3,923 Okundu  

CAPE TO CAPE  -  Malawi / Tanzanya ve Kenya

 

Değerli dostlar,

Gezginlik gönüllü yertsiz-yurtsuz olma isteği, 

Gönüllü yertsiz-yurtsuz olma hali.

Tam 2 ay 20 gündür koskoca Afrika kıtasında bir ülkeden diğerine, bir şehirden öbür şehre varmak için cebelleşiyorum. 

 Ayların, yolların yükü binince üzerine yolcunun, eli ne kaleme, ne de bilgisayara gidiyor doğrusu. Bu nedenle sizlere bilgi akışı biraz gecikti, affola. 

Hepimiz motorcuyuz. Her Enduro kullanan bence ruhen de olsa gezgindir. Birbirimizin halinden anlarız. 

 

 

Afrika kıtasını bitirdim sayılır. Şu anda Mısırda, Kızıl Deniz kıyısında biraz soluklanıyorum. Onca mahrumiyetten sonra  iyi geliyor doğrusu. Birkaç gün sonra yine yollardayım.

 

 

Zambiya Çipatada keyifli bir konaklamadan sonra gümrüğe geldim. Zaten Chipata ile Malawi gümrüğü arası 30 km.

Şimdiye kadar yaşadığım gümrük maceralarının arasında en rahat olanıydı. Yaklaşık 40 dakika içinde Zambiya ve Malawi gümrüğünde tüm işlerim bitti. Yola çıktım. Burası şu ana kadar gördüğüm ülkeler arasında en fakiri. Şaşırdım. Malawi’yi hiç böyle tahmin etmemiştim.

Beni uyaran genç haklıymış. Benzin bulmak çok zor bu ülkede. Başkent Lilongwe’ye kadar benzin yoktu. Lilongwe’de zor da olsa, rica ile depoyu doldurdum. Daha sonra Nkhata Bay’a doğru devam ettim. Virajlı yollarda 250 km’lik bir sürüşten sonra nihayet meşhur göl göründü. 

Malawi küçük bir ülke. Neredeyse Malawi gölü ülkenin yüz ölçümünden daha büyük. Kalmayı planladığım Nkhata Bay’da beni kötü bir sürpriz bekliyordu. Mayoka Village Beach Lodge’da (ama ismine bakıp da güzel bir yer zannetmeyin,  tüm ülke gibi otel de dökülüyor!) ayırttığım banyolu ve tuvaletli oda başka birine verilmiş. Otelin sahibi kadın ‘’çok üzgünüm’’ demekten başka bir şey bilmiyor. Çaresiz duşu ve tuvaleti olmayan bir odada kaldım. Bir an önce sabah olsa da gitsem diye düşündüm. Artık ne ülkenin, ne de gölün güzelliği, hiçbir şey beni ilgilendirmiyordu.

 

 

Günün sürüşü  525 km.

Sabah erkenden Tanzanya’ya doğru yola çıktım. Yollar bozuk, yol çalışması var. Tanzanyaya kadar hep benzin bulmakta zorluk çektim. Bu ülkeye girişle birlikte benzin sorunu bitti.

Sınırda işlemler çok uzun sürmedi. Ancak Tanzanya yol sigortası istiyor. Onu yaptırdım. 50.-$.

 

 

Sınırı geçtikten sonra ilk trafik cezamı yedim. Daha önceki yabancı gezgin notlarından okuduğum için Tanzanyada çok radar kontrolü olduğunu ve 90 km üzerinde sürat yapılmaması gerektiğini biliyordum. Ben 94 km ile gidiyormuşum. Polisler 600 Schiling ceza kesmek istediler. Sınırı yeni geçmiştim ve üzerimde fazlaca bir para yoktu. 300.- Schilling rüşvet vererek, yola devam ettim.

Geceyi Mbeya’da Mount Livingstone Otelde geçirdim. 

Günün sürüşü 430 km.

Şimdi yeni rotam İringa. 336 km.

Tanzanyada  trafik çok kötü. Adım başı kaza normal bu ülkede. Yolda saman yığınları veya ağaç dalları görüyorsanız, bilin ki ilerde kaza olmuş demektir.

Bu ülkede ben de bir-iki ciddi kaza tehlikesi atlattım.

 

 

Tanzanya cografi olarak çok güzel bir ülke. Ve Malawiden sonra zengin göründü gözüme.

Iringaya erkenden geldim. Neema Crafts Guest House’ a yerleştim. Bir hayır kurumunun işlettiği ve engelli insanların çalıştığı temiz bir oteldi. Yemekleri de oldukça iyiydi. Yanıma gelen garson, işitme engelli olduğu için , istediğim yemekleri elindeki menüye kalemle işaretlememi istedi. Sonrasında  kendimi çarşıya attım. Bilirsiniz bu tip ülkelerde yaşamın nabzı buralarda atar. 

Iringa 1.750 m rakımlı bir tepenin üzerine kurulmuş güzel bir şehir. Ama şunu söylemeliyim ki, Afrikada şehirlerin birbirinden farkı çok az.

 

Iringa’dan  Dar es Salaam’a gitmek niyetindeydim. Fakat bu ülkede yağmur mevsimi başladığı için, önümüzdeki  4 gün Dar es Salaam’da yağmur olacağı bilgisini aldım. Bu nedenle menzili  Morogoro olarak değiştirdim. 

 

Iringa – Morogoro 312 km. 

Burası şu ana kadar gördüğüm en temiz ve en yeşil şehir. Dağları ormanlık, yollarında toz toprak yok. Her şeyi yerli yerinde ufak bir yerleşim alanı. Kaldığım Oasis Otel, birkaç gündür gecelediğim banyosu olsa da, suları akmayan otellerden sonra, bana cennet gibi geldi.

 

 

Bugünkü rotam Moshi.  Yolculuğumun en önemli noktalarından birisi. Çünkü burada Klimanjaro ile ilk defa karşılaşacağız. Bu benim hayalimdi. Moshi de, Klimanjaro’nun eteklerinde kurulmuş bir şehir.

Kenyadan daha güzel görüldüğü söyleniyor. Ama  rotamın oldukça uzağında olduğu için, ben Moshi’yi seçtim. Zaten bu dağ Tanzanya toprakları içinde.

 

 

Sabah yola çıkarken hava çok bulutluydu. Yolda yağmura yakalanacağımı sandım, ama sonradan hava açtı. 

Moshi’ye yaklaştığımı anlayamadım. Çünkü burada yol tabelaları kilometreleri göstermiyor. Derken uzaktan hayal meyal Klimanjaro dağını gördüm. Gittikçe netleşti. Çok heyecanlandım. Afrikanın en yüksek dağının (5.895 m) önüne kendi motorumla gelmiştim. Benim için çok hoş bir duyguydu doğrusu.

Kaldığım Parkview Inn Otelden de çok güzel görünüyordu. Personel sabah 06.30’da çok daha iyi görüneceğini söyledi.

Günün sürüşü 525 km.

 

 

Klimanjaro buluşması

Moshi’ye doğru uzun bir düzlükte giderken, sola doğru dönen geniş bir virajın tam ortasında karşıma çıktı Klimanjaro. Sanki bana ‘’dur bakalım gezgin motorcu, Afrika’nın tavanı benim. En yüksekteyim. Her şeyi ben görürüm. Benim haberim olmadan kuş uçmaz bu kıtada’’ der gibiydi. Motoru durdurdum, uzun uzun seyrettim. Tıpkı Ağrı Dağı gibi yüksek bir platonun ortasına kurulmuş, saltanatını sürdürüyordu. Gönlümden Klimanjaro tırmanışı yapıp, yolculuğumu taçlandırmak geçti. Ama gelin görün ki her şey bir arada olmuyor. Sonuçta bu bir motosiklet yolculuğu. 

Bu seyir saltanatım ne kadar sürdü bilmiyorum. Önce zirvesini bulutlar kapladı, sonra da yamaçlarına kadar indi bulutlar. Görülmez oldu Klimanjaro.

Ertesi gün yola çıkarken de baktım. Yoktu! Bulutlara gizlenmişti Klimanjaro.

 

 

Sabah 06.30’da kalktım. Ama hava bulutluydu ve personelin söylediğinin aksine, Klimanjaro görülmüyordu. Bu tür dağları görmek için sadece istemek ve orada olmak yeterli değil. Şansınızın da olması gerekir. Ben yine de şanslıydım. Kısa bir süre de olsa Klimanjaro’yu görebildim.

Arusha üzerinden Kenya’ya geçmek üzere yola çıktım. Daha önce de söylediğim gibi, Tanzanyada trafik çok kötü. Dikkatli bir şekilde son tehlikeli durumları atlatmaya çalıştım. Hani derler ya, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. İşte o misal.

 

Yolda yerli halkın, özellikle kadınların kıyafetleri değişti. Küpeleri ve takıları çok ilginçti.

Öğleye doğru sınıra geldim. Tanzanya tarafında yarım saatte işlemler bitti. Kenya tarafında ise sınır vizesi almak biraz süreyi uzattıysa da, yine de çok uzun sürmedi. Sınır vizesi 50.-$.

 

Nairobiye girmeden trafik sıkıştı kaldı. Ne ileri, ne geri gidemiyorum. Morotlu taksici gençlerden biriyle anlaştık. Gideceğim caddeyi söyledim. Aralardan, şarampolden, park içlerinden geçerek, otele ancak 1,5 saatte gelebildim. Müthiş sıkıldım ama buna da şükür.

Günün sürüşü 350 km.

Konakladığım Jungle Junction, karavancılar için ideal bir kamp alanı olabilir. Ancak bir motorcu için yeterli alt yapıya sahip değil.  Zaten 2 gün sonra şehir içindeki Heron Otele geçtim.

 

Kalmakta olduğum Jungle Junction’da tanıştığım Amerikalı Charlie. O da Afrika turu yapıyordu. Rotamız bu noktadan sonra hemen hemen aynıydı. Bana yola birlikte devam etmemizi önerdi. Ancak Cape to Cape ‘in yalnız bir yolculuk projesi olduğunu ve ne önümde bir motorun stop lambası, ne de aynamda başka bir motorun farı olmadan tamamlanması gerektiğini söyledim. Gülüştük.

 

Burada bir tamirci var. Ancak forumlarda okuduğumun aksine son derece yetersiz. Sahibi Alman belli bir isim yaptıktan sonra işleri sermiş, hiç bir şey ile ilgilendiği yok. Motorun yağ kaçıran kapağını orada tamir etmeye çalıştık. Ancak biraz azalsa da, yağ sızdırmaya hala devam ediyor. Ben de arada kontrol edip, sızdırdığı kadar ilave ediyorum.

Oradayken Globe Riders’in sahibi Helge Pedersen gurubuyla birlikte geldi. Tanıştık. Ufak tefek tamiratlarını kendileri yaparken, diğer taraftan tamirhanede çalışan Samuel onların lastiklerini değiştirdi. Yeni TKC’ler taktılar. Onlar 68 günde 16.000 km’lik Cape to Cairo yapıyorlar. Tabi yaptıkları tüm bu hazirliklar İsiolo – Marsabit – Moyale yolu içindi. 

 

İkinci gün şehri dolaşmaya çıktım. Nairobi şu ana kadar gördüğüm tüm Afrika başkentlerinin en bakımlısı. 

Jamia  Camisinin bulunduğu Kenyatta Avenue’da Bo Bo’s Bistro isimli bir Türk restaurantı/dönerci gördüm. Sahibi Didimli Bora beymiş ve çalışanlar gençler de Türktü.  Beni tanıdılar. Meğer facebook’dan onlar da yolculuğumu takip ediyorlarmış. Benimle buluşup tanışmak için mesaj göndermişler, ama benim haftalardır internete girebildiğim yoktu. Bu nedenle görmemiştim tabi. Tesadüf bizi yine bir araya getirdi. Yediğim döner ve tatlılar nefisti. Dostlukları da. Hepsine buradan sevgilerimi gönderiyorum.

Artık yola çıkma vakti geldi. Nairobiden İsiolo’ya giden 2 yol var. Biri Nyeri üzerinden, diğeri Meru. Iki yol da Kenya dağının etrafını dolanıp,İsiolo yakınlarında birleşiyor. Ben daha manzaralı olan Nyeri yolunu seçtim. Hava yoğun bulutlu olduğu için ne manzara, ne de Kenya dağını maalesef göremedim. Bu yol beni aynı zamanda yıllardan beri geçmeyi istediğim ve rahmetli Barıs Manço’nun kibrit çöpüyle deneyler yapıp bize tanıttığı Nanyuki’deki Ekvator Çizgisine de götürecekti. Ve nihayet Nanyuki’ye yaklaşıyorum. Tabi heyecanım daha da artıyor. Yolculuğumun en önemli anlardan biri bu. Derken Ekvatoru gördüm. Adına Ekvator veya başka bir şey de dense, sonuçta sanal bir çizgi. Ama gerçek olan bir şey varki, o da şu anda dünyanın tam ortasındayım.

 

İsiolo’ya doğru yola çıktım. Müthiş bir rüzgar var. Ancak güzel tarafı arkadan esiyor. Çok geçmedi 14.30’da Isioloya vardım. Toz toprak içinde pis bir şehir. Kalacağım Bomen Oteli sordum. Biri önümde koşarak yolu gösterdi. Buranın en iyi oteliymiş.  Bir ara Marsabit’e devam etmeyi düşünsem de, diğer gezginler gibi, burada konaklamaya karar verdim. Ertesi gün, İsiolo – Marsabit yolunu gördükten sonra bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu daha iyi anlayacaktım.

Günün sürüşü 287 km. 

Tüm yolculuğumun en zor 2 günlük sürüşü beni beklediği için, erkenden dinlenmeye çekildim. Kaldığım otelde gerek yemek, gerekse temizlik standartları bana bu imkanı sağladı.

 

 

Marsabit – Moyale yolu

Bu yol hakkında her tür araçla yolculuk eden gezgin notlarında çok şeyler yazılır, çok şeyler söylenir. Ben de çok şeyler okudum. Jant kıran yol, Cehennem Yolu, Ölümcül yol gibi. Ayrıca sadece yol şartlarının kötülüğü ve yolun bozukluğunun dışında, soygunlara dair bazı kurt masalları da anlatılıyor. Ancak ben bunlara pek itibar etmiyorum. Bütün bunların hepsini okudum. Buna rağmen en ufak bir tedirginliğim ve kafamda en ufak bir ön yargı yok. Gereksiz abartı olduğu ihtimali de yüksek bana göre.

Sabah 06.30 ‘da yola çıktım. Yolun ilk 100 kilometresi Çinliler tarafından yapılmış. Gayet bakımlı bir asfalt.  Daha sonra,  410 km sonra tekrar buluşmak üzere  asfalt ile vedalaştım.

 

 

İsiolo Marsabit arası 160 kilometresini  bozuk yolda gittim. Buna rağmen 100 km’si asfaltlanmış, toplam 260 km yolu geçmem  7 saat sürdü. Yol, her birkaç kilometrede bir karakter değiştiriyor. Kum olan zemin birden taşlık oluyor. Daha sonra ondüleli yola dönüşüyor. Hangisini tercih ederdin diye sorsanız, gelen gideni aratıyor.. Kırıcı bir yoldu. Zordu, ama söylenen kadar da zor değildi. Sadece uzun süre tamamen yalnızsınız. Hiç kimseyle karşılaşmadan saatlerce motor kullandım. Bu da insana bu kadar uzak bir coğrafyada biraz tedirginlik veriyor. Yolu renklendiren tek şey arada rastladığınız Masailer. 

Marsabitte kalmayı düşündüğüm Jey Jey Otele geldiğimde, bu yorgunluğun üzerine kötü bir sürpriz beni bekliyordu. Otel doluydu. Yan taraftaki camping alanında çadır kurmak zorunda kaldım.

Yarın cok daha zor bir yol beni bekliyor. Bu yorgunluğun üstüne iyi bir banyo ve rahat bir yatak çok iyi olurdu.Ama yapacak bir şey yok. Yol hali bu.

 

Savaşçı  Masai kadınları

 

Eğer Kenyadan kara yoluyla Etyopyaya geçmek isterseniz öyle haritaya falan da gerek yok hani. Bir tek yol var. Sizi İsiolodan alıp Marsabit e götürür. Oradan da aynı yoldan Moyale ye gidersiniz.

Marsabit yoluna yeni girmiştim. Issızlığın ortasında bir Masai kadınıydı karşılaştığım. Rengarenk süslü geleneksel takılarıyla pek bir göz alıcı görünüyordu doğrusu. Bu haliyle çöle öyle yakışıyordu ki.. Durdum. O da yanıma geldi. Gülümsedik birbirimize. Anlamadığımız dillerde konuşmaya çalıştık. Ne kadar anlaşabildiysek işte! Fotoğrafta anısı kalsın istedim. Makineye elimi götürdüğümde birden irkildim. Yüz hatları gergindi. Elindeki palayı vurmak üzere kaldırmıştı. Oldukça kızgın görünüyordu şimdi. Parlak çöl güneşinde palanın ışıltısı gözümü aldı bir an. İkimiz de bir süre öylece kala kaldık. Şaşkınlığı üzerimden atmam uzun sürmedi. Ben makineyi yavaşça çantama koyarken, o da yavaşça palayı indirdi. Yüz ifadesi tekrar eski halini aldı. Sözsüz bir barış anlaşması yapmıştık sanki aramızda. Ama bu durum keyfimi de kaçırmıştı doğrusu.

Yola devam etmek üzere hareketlenmiştim ki, bu defa arkamdan ‘’foto,foto’’ diye seslendi  Masai kadını. Tekrar durdum. Yanıma geldi. Bu sefer hiç tepki göstermezken, birkaç kare fotoğrafını çektim. Hiçbir şey söylemeden döndü, çıplak ayaklarıyla çölün ıssızlığına doğru sakin adımlarla yoluna devam etti.

Gözden kayboluncaya kadar ardından onu izledim. Anladım ki, kadınların da savaşçı olduğu, tepkilerini de çocuklar gibi anlık değiştiren insanların yaşadığı Masai bölgesindeydim.

Kuzey Kenyada,

Marsabit yakınlarında,

Kaisut Çölünün ortalarındaydım.

 

Gece pek iyi uyumadım. Uzun bir süre yağmur da yağdı. Yollar çamur olursa buradan ayrılmamın mümkün olmayacağını düşündüm. Marsabit pek kalınmak istenecek bir yer değil, her yere çok uzaktasınız burada. Bu tedirginlikle sabahı ettim. 

Saat 06.00’da yola çıktım. Geceki yağmurdan eser kalmamıştı, yollar kupkuruydu.

Marsabit’ten 40 km sonra yollar daha da bozuluyor. Zaten yol denen bir şey yok aslında. Bir platonun ortasında yapayalnız yol almaya çalışıyorsunuz.  Havanın çok sıcak olmaması ve buranın 1.700 m yüksekte olması, en büyük şansım. Yol denilen sey, yine her birkaç kilometrede bir karakter değiştiriyor. Lav taşlarının bulunduğu bölümden birden pudra gibi kumlu bölüme geçiliyor. Daha sonra ise ondüleli yol başlıyor. Buradan geçen motorcuların yoldaki renk değişikliklerine dikkat etmelerini tavsiye ederim. Önce zemini yoklayıp, daha sonra yola devam etmelerinde fayda var.  Çünkü yoldaki tüm bu karakter değişiklikleri, farklı sürüş teknikleri uygulamayı gerektiriyor.  

 

Buraya yolu düşecek motorcu gezgin arkadaşların Marsabitten yiyecek ve içecek takviyelerini almış olarak buradan ayrılmalarını tavsiye ederim. Çünkü yolda bunları temin edebilecekleri ilk yerleşim alanı 175 km uzaktaki Turbi köyü. 175 km kısa olarak düşünülmesin, bu şartlarda 6 saat sürüyor!

 

Şu Cehennem Yolu dedikleri

Gezginlere çok hak verdim. Gerçekten de söylendiği gibi eziyet verici bir yol. Saatler ilerledikçe insanın tahammül sınırları zorlanıyor. Ve yol şartları vücudunuzun her eklemine acı vermeye başlıyor. Tüm bunları yaşarken , Moyale’ye varmaktan başka bir seçeneğiniz olmadığını biliyorsunuz. Yol uzadıkça çektiğiniz acı ve eziyet daha da artıyor. Ben bu 250 kilometreyi 9,5 saatte aşabildim. 

Yolun bozukluğunun dışında,soygun girişimi gibi insanlardan kaynaklanan hiç bir tehlike yaşamadım. Daha önce Nairobide ve diğer şehirlerde karşılaştığım, bu yolu geçmiş motorcu gezginler 8-10 kez düştüklerinden bahsettiler. Gerçekten de motorlarında Marsabit-Moyale savaşının hasarlarını taşıyorlardı. Ben 2 kez motoru yatirdim. Birincisinde pudra gibi bir kuma saplandım. İkincisinde öğleden sonra, en yorgun anlarımdan biriydi. Sanırım bir anlık dikkat kaybı sonrasında bir baktım ki motor yerde. 

Yukarıda çekmiş olduğum yol fotoğrafları yanıltıcı olmasın. Bunlar en iyi bölümleri. Kötü bölümlerinde ise zaten öyle durmanın  ve fotoğraf çekmenin imkanı yok. Bir an önce o bölümleri bitirip, kurtulmak istiyorsunuz.  

Akşama doğru Moyale’ye Al Yusra oteline vardığımda gerçekten bitkindim. Ama şunu söylemeliyim ki, çok zor ancak geçilemeyecek bir yol değil. Geçme tarihim 14 – 15.07.2012.

Ben rotamın bu bölümü hakkında hep yabancı kaynaklardan bilgi edinmek zorunda kaldım. Daha önce hiçbir Türk motorcu gezgin burayı tam olarak motorla geçmemişti. İstedim ki bundan sonra yolu Marsabit-Moyale’ye düşecek Türk gezginlerinin elinde doğru bir Türkçe kaynak olsun. Bu yolun detaylarını etraflıca sizlerle bu nedenle paylaşmak istedim.

Gördüğüm kadarıyla yakında bu efsane yol tarihe karışacak. Ben son geçen ‘’şanslı’’ gezginlerden biriyim. Çünkü bazı bölümlerine paralel olarak yeni yol yapım çalışmalarının hızlandırıldığını gördüm. Her halde birkaç yıl içinde tamamlanacaktır. Böylece artık Cehennem Yolu, gezginlerin anılarında kalacak sadece. 

 

 

Moyalede kaldığım Al Yusra Oteli yeni açılmış ve oranın en güzel oteli. Gerçekten de temiz ve suları akıyordu. Sıcak suyu bile vardı.

Yarın Etyopyaya gidiyorum. Yakında Afrika Boynuzunda görüşmek üzere. 

 

 

Gezgin selamlarımla

Cahit Sesver

PS. Şu sırada Mısır, Kahire de Giza Piramitlerindeyim. Rapor günü yansıtmıyor.

 




Yayınlanış Tarihi Aug 13 2012, 09:25 AM Yayınlayan Cahit SESVER

Yorumlar


 

Cem YILDIZ

Cahit raporda sanki bir parca kronıloji karisti. Bir onceki rapor da kenyada bitmisti. Bu sanki onun tamamlayicisi oldu. Sirada herhalde kenya misir arasi var.

"Onumde stop aynamda far gormek istemiyorum" guzel lafdi Big Smile sozlugume kaydettim ....

Resimler cok guzel.  Her uleden digerine gecerken $50 almalari cok kotu Big Smile Burada Turing'e veryansin ederken afrika ulkeleri daha farkli degil anlasilan...

Sevgiler, yolun keyfini yasa ...

August 13, 2012 9:00 AM

 

Cahit SESVER

Selam Cem,

ortada ben kronolojik bir hata görmüyorum.

Son raporum Zambia idi. Yeni raporum Malawi, Tanzanya ve Kenya.

Düşündüğün gibi sırada Etyopya, Sudan ve Mısır var.

Şu anda Mıdırdan da çok uzaklardayım artık.

Sevgiler

August 13, 2012 12:42 PM

 

Mehmet Gökçe KIR

Cahit Bey merhaba;

Henüz motor üzerinde 2 yılımı tamamlamış olduğum ve 125 cc lik bir scooterdan alabildiğim kadar keyif aldığım bir dönemde sizin sayfanıza denk geldim, cesaretinizi, azminizi takdir ettim, hiç bilinmeyen bir kara parçasına tamamen yalnız şekilde kendi özgüveninize dayalı bir yolculuk ederek bizlere rehberlik etmişsiniz çok güzel bir yazıydı , umarım ileriki hayatımda Allah izin verirse bu tarz bir yolculuk ile bende hayatıma güzel bir hatıra bırakabilirim.Yaşım henüz 28, bana ilham verdiniz teşekkür ediyorum.Umarım sonraki yolculuklarınızda başarılı şekilde son bulur.

August 14, 2012 12:02 AM

 

Sherif Ansary

Fotograflar cok güzel

kendine dikkat et, iyi vakit gecir.

haurghadadan selamlar

August 14, 2012 3:58 AM

 

Petrit Dunisa

Cahit abi raporlarını hep okuyorum okuyorum kendimi alamıyorum, ylun hep acık olsun ,  

August 14, 2012 7:32 AM

 

Ismail Erdag

Cahit bey gezinizi soluksuz takip ediyorum,sizi gönülden kutlarım.Çok büyük bir macerayı yaşıyorsunuz.Yolunuz herzaman  açık olsun.

August 15, 2012 12:20 AM

 

Necdet BUZ

cahit abi bu sabahta sayende çok keyifli başladı eline emegine saglık

August 15, 2012 1:01 AM

 

Ertugrul ORTAC

Cahit bey,

Tekerinize, kaleminize, yüreğinize sağlık.

Takipteyiz, yolunuz açık olsun. Sevgiler.

August 15, 2012 6:29 AM

 

reha uysal

macera yolculuğunuza dertsiz tasasız devam etmenizi diliyorum.

sizi biraz yorgun ve kilo vermiş gördüm. bir yerlerde bir iki gün dinlenme yapacak mısınız?

August 15, 2012 7:24 AM

 

ilker taner uzun

Cahit Bey Allah yolunuzu açık etsin. Muhteşem bir tur. Heyecanla devamını bekliyor olacağım.

August 17, 2012 5:00 AM

 

Sitki GUVEN

Cahit Ağabey, soluksuz takip ediyorum.

Zorluklar olsa da bitirdiğinde senin tabirinle ceplerinde anı koyacak yerin kalmayacak.

Canlı dinlemek için sabırsızlanıyorum.

Yolun açık olsun.

August 21, 2012 10:01 AM

 

Baris Bilen Vural

Nefis bir rapor,elinize sağlık

August 22, 2012 7:08 AM

 

Gokhan Coral

heyecanla izliyorum, yolunuz açık olsun...

August 23, 2012 11:47 PM

 

Rosi & Walter

Merhaba lieber Cahit,

was für ein toller Reisebericht, es ist unglaublich was Du wieder so erlebt hast und es ist schön für uns auf diese Weise so viel von diesem fremden Land, den Menschen und der Kultur zu erfahren - Schön sind auch all die tollen Fotos - Wir wünschen Dir weiterhin eine gute Reise und hoffen Dich bald einmal wieder zu sehen...

Ganz liebe Grüße Rosi & Walter ;-)

September 3, 2012 1:19 AM

 

Kemal Yıldız

Cahit Abi,zevkle okudum.Resimlerinize bayıldım.Bende geçen ay 4000 km civarında Gürcistan turundaydım.Ama sizin kinin yanında benimki , Manisa-İzmir arası gibi:) Sağ-salim kazasız -cezasız ve arızasız yolculuklar dilerim.

September 18, 2012 7:47 AM

 

Savas KAYAN

Rüya gibi bir macera,

keyifle takip ediyorum,Yolun açık olsun abi.

October 20, 2012 3:01 AM

 

mehmet yüksel

Cahit bey bloğunuzu soluksuz okudum ve takip ettim,imrendim diyebilirim.maceralı bir afrika turu.bundan 5 yıl önce bende kenya ve ghana'ya tek başıma gittim afrika hevesiyle ama uçakla,dil ve tarz eksikliğinden dolayı istediğim gibi gezemedim.siz motorla ben hava limanlarında 100 er dolar rüşvetle sıkıntısız geçebildim,yoksa saçma sapan gerekçe ve sorguları oluyor.sizin bu kadar ülkeyi aracınızla katedmeniz.beni heyecanlandırdı diyebilirim.ama şunu söyleyebilirim Afrika çok güzel egzotik ve farklı bir kıta,imkanı olanların avrupa hevesinden çok uzak doğu ve afrika kıtasına gitmelerini tavsiye ederim....tebrikler başarılar

November 8, 2012 5:55 AM

Yorum Yaz

(*)  
(*)  


Cahit SESVER Hakkinda...

Izmirliyim. Çesitli ulusal ve uluslararası yarışmalarda dereceleri olan (Birçok kez Türkiye şampiyonluğu, Balkan Şampiyonluğu ve Dünya dördüncülüğü gibi), eski bir milli bisiklet yarışçısıyım. Yani hayatım rüzgar, yağmur, güneş ve soğukta 2 tekerlek üzerinde geçti diyebilirim. Aktif sporu bıraktıktan sonra, dağcılık, yamaç paraşütü, dağ bisikleti ve dalgıçlık gibi doğa sporları ile hobi olarak ilgilendim. Hala ilgileniyorum. Ve kendimi bildim bileli gezginim. Tabii en büyük tutkularımdan biri motosiklet. Bundan yaklaşık 12 yıl önce gezginlikle, motosikleti birleştirdiğimde, yaşam çok daha renkli ve keyifli oldu benim için. Bugüne kadar Asya, Orta Doğu ve Afrikada 30 ülkeyi motorla dolaştım. 2 kez motorla İran, Pakistan, Hindistan, Nepal yolculuğu yaptım. Dünyanın en güneyinden, en kuzeyine ''CAPE TO CAPE'' isimli rotayı motosikleti ile tamamlayan ilk Türk motorcu - gezginiyim. Evliyim. Çeşitli yerli ve yabancı şirketlerde yöneticilik yaptım. Herşey bir arada olmuyor. Şu sırada sadece motorumla uzun yolculuklar yapıyorum.