August 2012 - Mesaj

 

Budennovsk'tan erken ayrılıyoruz ve kendimizi bati Rusya steplerine atiyoruz.

ve Rusya'daki budistlerin merkezi olan Elista'ya geliyoruz.

Yuzler ilginc sekilde bir anda degisiyor.

 

 

Elista'da biraz dinlendikten sonra kuzeye dogru cikmaya devam ediyoruz. Bugunku hedefimiz ve 2 gece kalacagimiz yer Volga nehri kiyisindaki, eski adi Stalingrad ile daha da cok bilinen Volgograd.

Volgogradskaya Oblasti diyen levha/anit ile bolgeye giris yapiyoruz. Ama mesafeler halen buyuk!

 

Volgograd sehir olarak, nehir boyunca uzunlamasina yayilmis ve oldukca buyuk. Nehir boyu izlemek zorunda oldugunda kaldigimiz cevreyolda inanilmaz bir trafik vardi ve butun holiganik meziyetlerimi sergilemek zorunda kaliyorum. Ama neticede bizi agirlayacak dostlarimiz Lera ve Sergey'in evlerine ulasiyoruz. Motorumuzu ucretli bir park yerine emanet ettikten sonra guzel aksami dostlarimizla birlikte geciriyoruz.

 

Volgograd benim bu gezide ozellikle gormeyi istedigim yerlerden biriydi. II.Dunya Savasi'nda dogu cephesinin en onemli sahnelerinden biri olan Stalingrad, oradaki trajik ve belki de savasin gidisatini degistiren carpismalari ile unlu idi.

 

Bir de cok detayli bir site onereyim okumak isteyenler icin.

 

Sabah erkenden kalkip, yola dusuyoruz. Ilk duragimiz Motherland Calls aniti.

85 m'lik yuksekligiyle yapildigi donem dunyanin en yuksek aniti olan heykel ve cevresi gormeye deger. Ikinci Dunya Savasi'ndaki kayiplara adanan heykel ve sehitlik, her sehitlik gibi insanin icini burkuyor.

 

 

 

Heykel yere bagli olmaksizin, kendi ayaklari uzerinde duruyor.

 

 

Burada isimizi bitirdikten sonra Stalingrad Savasi Panoramik Muzesi'ne geciyoruz.

 

O yillardan beri korunan ancak bombardimanin dehsetini bir nebze anlatabilen bir bina...

 

 

 

 

Muzede saatler gecirdikten sonra sehri dolasiyor, birseyler yeyip eve donuyoruz.

Asagidaki fotografta gorulen kopru de meshur Dancing Bridge.

Biz bu sekilde seyahat etmeyi seviyor, insanlarla daha cok iletisime gecebilmeyi ve mekanlari yereller gibi yasayabilmeyi arzuluyoruz. Bunu bu Rusya seyahatinde buyuk olcude basarabildik. Mutluyuz :)

 

 

 

 

 

Yaptigimiz kaba taslakta biraz gecikmis ve gunlerdir yola cikmak icin sabirsizlanan iki kafadar olarak 2 Agustos 2012 gunu Kayseri'den yola cikiyoruz. Susehri ve Sebinkarahisar'dan gecip, guzel dag yollarindan virajlarin tadini cikararak Giresun'a iniyor ve oradan da devam edip Sarp sinir kapisina cok yakin olan Findikli'ya ulasiyoruz.

 

Ilk gun yaptigimiz bu 780 km nin ardindan biraz dinlenmek ve eski arkadaslarimiz ceren ve Guclu ile zaman gecirmek icin burada iki gece ve bir gun kaliyoruz. Zaten Agi'nin Rusya vizesi 5 Agustos'tan itibaren gecerli oldugundan  ve gecen yil Gurcistan-Ermenistan bolgesini gezdigimiz icin orada takilmaktansa Findikli'da zaman gecirmeyi yegliyoruz. Arkadaslarimizin evinin hemen onunde akan Abu Dere'si gecen yil oldugu gibi bu yil da oyun mekanimiz oluyor. Daglardan inip denize kosan bu tatli derede yuzmek bize kendimizi ayricalikli hissettiriyor. Bu kisa zamanda 11 yasindaki bir cocuga, suya baliklama atlamayi ogretmek ise bana keyif veren bir kazanim oluyor.

En son 17 yil once gittigim Ayder Yaylasi'na gidiyor, Firtina Deresi'ni ziyaret ediyoruz. Duygular karmakarisik...

Eve donup bu muhtesem gunbatimi esliginde aksam yemegi yiyor ve biraz sohbetten sonra dinlenmeye cekiliyoruz.

 

Ertesi sabah, Gurcistan'i transit gecmek uzere yola cikiyoruz. Problemsiz sinir gecisi ardindan, artik biraz da trafik ve kalabiligindan bunaldigimiz Gurcistan yollarini bir solukta aliyoruz. Tiflis yakınlarindan kuzeye donerek bugun konaklayacagimiz Kazbegi Koyu'ne suruyoruz.

Simdi buyuk kismis asfaltlanmis olan Old Military Highway'i, buyuk keyifle geciyor ve meshur seyir teraslarina ulasiyoruz.

Vadi gercekten buyuleyici, durup seyretmeye degecek guzellikte.

 

Buradan sonra artik bozulan, tas toprak stabilize yoldan devam ediyoruz.

 

 

Ve hava kararirken Kazbegi'ye ulasiyor, kazikciligiyla unlu koyde kendimizi yormak yerine Gergeti Trinity civarindaki parka kamp atiyoruz. Yine de marketten aldigimiz 1 lt kefir, 4 yumurta, 1 ekmek ve  4 dometese odeme yaparken bizi opmeyi ihmal etmediklerini farkediyoruz.

Sabah meshur Kazbek Dagi manzarasiyla uyaniyor ve yine o standartlar icin kazik fiyatli kahvelerimizi icip, Rus sinirina ilerliyoruz.

Sinira giden yol harikulade.

Gurcistan Rusya sinirini da hicbir problemle karsilasmadan, kolaylikla geciyor ve Valdikavkaz'a ulasiyoruz.

Vladikavkaz'da once biraz Ruble sonra bir Rus operatorunden, icinde sinirisiz internet barindiran bir sim kart aliyoruz. Bu mobil internet sayesinde bizi Turkiye'de merakla izleyenlere bilgi gecebilecek imkani yakaliyoruz ancak bu buyuk ulkede, kendi ulke sinirlari icinde bile roaming oldugunu daha sonra ogrenecegiz. Yine de kullanim pahaliya gelmiyor ancak zaman zaman kesilen internetin sebebini ancok sonralari cozecegiz. Meger hergun belli bir miktar on odemeli kartimizdan kesilecekmis ve bizim ulke ici sandigimiz bazi konusmalar sandigimizdan daha pahaliya gelecekmis.

 

Motorumuzu litresi 1 dolardan ucuz Rus benziniyle doyurmanin hafifligiyle kuzeye yoneliyoruz. Cografya ve sehirler degisiyor. Ikinci Dunya Savasi'na dair anitlar heryerde...

 

Georgievsk...

 

Ve bugunku hedefimiz olan Budennovsk'a problemsiz sekilde ulasiyoruz.

Sehirdeki tek otele gidiyoruz ama fiyat kalite orani tam bir fiyasko olan otel yerine, su taksici abimizin

icten yardimi ile yasli bir ciftin bahceli evindeki bir odayi 200 ruble yani yaklasik 6 dolar karsiliginda kiraliyoruz. Ustelik motorumuz da evin demir kapılı avlusunda guvende! Bir marketten alisveris yapip besleniyor ve sabah erkenden yola cikmak uzere kendimizi, sicak ve sivrisinekler nedeniyle pek de rahat uyuyamayacagimiz uykuya teslim ediyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben küçükken çok Rus klasiği okudum. Bunların çoğunu da öyle uzun zaman önce okudum ki, şu an pek birşey hatırlamıyorum. Ancak o zamanlardan beri, sarı kitap sayfalarından çıkıp, zihnimde işlenen ve ardından da gözlerimin önüne bir tablo gibi serilen Rusya imgeleri hep aklımda kaldı, hiç çıkmadı. Bu imgelerin kimilerinde savaş vardı, kimilerinde kovalarla içilen votka. Kimilerinde hastalığın kol gezdiği çamur içindeki yoksul köyler, kimilerinde bir büyük şehrin sefil bir apartman katına tıkılmış zavallı hayatlar. Karamsarlık, yorgunluk, gurur, derin bir tarih ve bir o kadar da yemyeşil ovalar, sonsuzluğa doğru uzanan masmavi bir gök.

 

Ancak neden bilmem, en çok da o kadim düzlükler ve sınırsız gökyüzü için gitmek istedim Rusya'ya.

 

Bu noktada sıralayıp anlatacak çok sebebim var elbet ancak yol hikayelerinin kendisi sebeplerinden daha çekicidir genelde. O nedenle lafı uzatmaya gerek yok.

 

Project Russia benim için daha çok Introduction to Russia, yani "Rusya'ya giriş" aslında. Çünkü, gitmeden evvel de çok iyi bildiğim üzere, bu son seyahatim olmayacak. Tek girişle dünya çevresindeki yolun epey bir kısmını yapabileceğiniz bu ülke, herşeyiyle çok çekici ve orada daha yapılacak çok iş, gidilecek çok yer, görülecek çok şey var. En azından ben ve eşim Aglika için...

 

 

Bu seyahatte yaklaşık iki buçuk haftalık zamanımızı en iyi şekilde değerlendirebilmek için, en azından bazı büyük şehirleri görebilmek ve mümkün olduğunca, normal bir turistin rotasına girmeyecek durakları seçmeye çalıştık. Başlangıçta dört ila beş hafta olan vaktimiz, evdeki beklenmedik iş durumaları nedeniyle üç haftaya düştü ve biz de baştaki taslak rotamızı biraz revize etmek zorunda kaldık.

 

 

Toplam 18 gün süren seyahatimizde, 13 gün motosiklet üzerindeydik. Toplamda 8200 km yol yaptığımız seyahatte kimi günler 1000 km 'ye yakın teker çevirmek zorunda kaldık ve ortalamamız 630 km/gün şeklinde gerçekleşti. Rusya'da Budennovsk, Volgograd, Balakovo, Kazan, Nizhny Novgorod, Moskova, Goryachiy Kluch, Dombay ve Vladikavkaz şehirlerinde kaldık. Bir sürü yeni insan tanıdık, harika arkadaşlar edindik.

 

"Biz"li konuşuyorum, kendimizi tanıtmam gerek. Eşim Agi (Aglika), motorumuz '06 KTM 990 Adventure ve bendeniz Nurettin Özcan.

 

Seyahatimizi duraktan durağa burada yazacağım, umarım beğenirsiniz!