Sevgili günlük,

 

Görüşüp, koklaşmayalı, kalemimle seni gıdıklamayalı epey zaman oldu. Oldu da, bu süre zarfında da hayatta epey birşeyler oldu.

 

10 Mart’ta sol dizimin ön çapraz bağı koptu.

 

 

 

 

 Ondan sonrasında bütün zamanımı ve eforumu alan bir ameliyat ve toparlanma süreci geçirdim. Aslında halen de geçiriyorum ve bu bir süre daha da devam edecek.  Ama genel anlamda durum ve gidişat gayet iyi, çok şükür.

 

Bütün bu olaylar içine bir de motosiklet sürüşü sığdı, seninle bunu paylaşmak istedim sevgili günlük.

 

Geçenlerde, Sofya’da duran motosikletimle Kayseri’ye uzanan bir seyahat yaptım. Bu seyahati yaklasik 1,5 ay öncesi için tasarlamıştım ama bu kaza hesapta yoktu tabi. Bu nedenle, biraz gecikmeli oldu ama güzel oldu.

 

Henüz doğru düzgün yürüyemediğim dizim nedeniyle yakınlarımın vereceği tepkileri tahmin ettiğim için biraz gizli kapaklı yaptım bu seyahati ama güzel oldu.

 

Havanın çok güzel ve sıcak geçtiği bir hafta ardından, iki günlük sağanak yağışlı bir dönemin can sıkıcılığına rağmen yolculuğa başlayacağım gün hava parcalı bulutlu ve ısı harikaydı. Sabah 06:30 sularında Sofya’yı terkettim ve SM’yi Bulgar otobanında kamçıladım.

 

 

 

 

Üzerimde bir deri takım, motosiklet sürmeye aç bir yürek, gaz yemeyi özlemiş bir holigan motosiklet, yeni lastikler ve boş, harika yollar herşeyi daha da keyifli hale getirmişti. Kulağımda Black Keys ile sadece benzin ve kafein-taurin kombosu için durarak, ne olduğunu bile anlamadan kendimi Türkiye’de buluverdim.

 

 

 

 

İstanbul’a yaklaştığımda başlayacağını bildiğim iğrenç trafikte olabildikçe akıcı olabilmek için depomu tekrar doldurdum ve İstanbul hengamesini bir solukta geride bıraktım. İstanbul çıkışında sözümü tutup sevgili dost Mehmet Yurdakul’u aramayı geçirdim aklımdan ama hazır tempom iyiyken devam etmeyi ve yol yapmayı yeğledim.

 

İzmit’i geçtim, derken Sapanca ve Bolu sınırına dayanadım. Habire otobanda gazlamak epey sıkıcı hale gelmişti ve Bolu’da otobandan çıkıp dağ yoluna sardırmak, biraz viraj keyfi yapmak ve hatta dağ otellerinden birinde gecelemek geçti aklımdan ancak oteller aktif mi değil mi diye bir an tereddüte düştüm. Derken devam ettim ve Ankara civarlarına vardım. Kaba etlerim de artık mızmızlanmaya başlamıştı ama ben yine de Ankara’ya girmek istemedim. Devam edip Kırıkkale’ye vardım. Şehir merkezindeki bir otele attım kapağı zira artık hava kararmaya başlamıştı.

 

 

 

Odama çıkıp kıyafetlerimi çıkardığımda ameliyatlı dizimin biraz şişmiş olduğunu farkettim. Sonra diğer bacağımın da şiş olduğunu tahlil edince, rahatladım. Herşey yolundaydı, sadece seyahat şişliğiydi bu.

Katettiğim 1120 km ardından güzel bir yemek ve uyku iyi gelecekti. Bir lokanta bulup önce bir işkembe çorbası istedim. Bol limonla elektrolit takviyesi yaptım, iyi bir uyku için de bol sarımsak bastım içine. Ardından da, bütün gün pek birşey yememiş bünyeyi güzel bir yemek çeşitlemesiyle besledim.

 

Ama yine de erken uyuyamadım. Biraz kitap okuyup vakit geçirmem gerekti.

 

Ertesi sabah lezzetli bir kahvaltı sonrası, son 250 km’yi bir solukta aldım ve Kayseri’ye eve ulaştım.

 

İşte böyle sevgili günlük. Hoşçakal şimdilik, görüşünce görüşürüz!