in

Tonguc Karaagac

Tonguc Karaagac


  •   YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN TRANSTOROS

    Tue, Jun 28 2016 17:49
    2,019 Okundu  

    YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN TRANSTOROS

    11’ncisini düzenlediğimiz TransToros’un bilinirliği her geçen sene artıyor. Başlangıçta sadece RideTurkey içerisinde takip edilen bir aktiviteyken, artık motorla ilgisi olmayan kişilerin bile konuştuğu bir olay haline gelmeye başladı. Gel gelelim katılımcı sayısındaki gelişim malesef takipçi sayısıyla pek orantılı değil. Sanırım TT’nin hep zorluklarından risklerinden bahsederek insanların gözünü biraz fazla korkutmuşuz. Bu nedenle her sene bu aktiviteyi takip eden sessiz çoğunluğa, özellikle de katılmak istemekle birlikte yeterli motivasyonu bulamayan arkadaşlara "zorluk" ve arkasındaki garip hissiyatı biraz açmak gerektiğini düşünüyorum.

    Önce “İstek”

    TT’nin bir parçası olmak aslında zor bir hedef değil. Sonuçta ortak noktası macera, doğa, motor, dostluk ve dayanışma olan bir aktivitedenbahsediyoruz. Evet, belirli bir sürüş deneyimi, hazırlık ve bir miktar cesaret gerektiriyor, ancak abartıldığı kadar değil. Çok mu zorlandınız, anında bırakabilir geçirdiğiniz güzel zaman ve yaşadığınız unutulmaz tecrübeyi kar sayarak kaldığınız yerden hayatınıza devam edebilirsiniz. LAMHO, AMHO vb. bir günlük dayanıklılık etkinliklerini küfür etmeden tamamlayıp "Vay be, iyiymiş!" diyebildiyseniz sürüş açısından asgari şartları sağlıyorsunuz demektir. Bu durumda isterseniz ve imkânınız varsa teknik bazı hazırlıkları tamamlayarak TT'ye katılmanızda bir sakınca olmamalı. 

    Hedef

    TT’nin zaman içerisinde evrilmiş kuralları ve görece sabit bir rotası vardır, ancak Çarşamba toplantıları ve forumdaki fikir alışverişleri, değişen katılımcılar ve bir önceki cümlede altını çizdiğim sihirli ifadenin dozu her sene TT’nin farklı bir karaktere bürünmesine neden olur. TT’yi özel kılan ve insanların sıkılmadan üst üste aynı maceraya katılmak istemelerinin temelinde işte bu değişken karakter yatar. 

    TT içerisinde farklı hedeflere yönelik birçok sürüş türü mevcut (TT+, TTG, TTS, TTX). “Ben bu rotayı tamamlayacağım” ne kadar geçerli bir hedefse “Gidebildiğim kadar gideceğim. Coğrafyanın güzelliklerini tadacağım” da o derece geçerli ve makbul bir hedeftir. Başlangıç noktasına gelip arkadaşlarınızı uğurlamak bile önemli bir hadisedir (Bir de bakmışsınız ertesi sene uğurlananlardan biri olmuşsunuz). TT’ye adaysanız kendinizi yaya gerilmiş bir ok gibi görebilirsiniz. Oku hedefe odaklı ve kararında germelisiniz. Ne çok, ne de az. 

    Hazırlık

    Bu deneyimi hiç yaşamamış olanlar aktivitenin takımların yola çıktıkları anda başladığını düşünür. Halbuki TT o senenin forum başlığı açıldığı an başlamıştır bile. Kafanızdaki türlü bariyerleri aşıp listeye adınızı yazdırdığınız anda bir heyecan sarar içinizi. Takım kurma, motoru ve kendini hazırlama çabaları hareketlendirir insanı. İşler istediğiniz yönde ilerledikçe keyiflenirsiniz. Bazen de karşınıza çıkan sorunlar canınızı sıkar. Ancak çözdüğünüz her problemle birlikte sıkıntının yerini güven hissi alır, yavaş yavaş kendinizi hazır hissetmeye başlarsınız. 

    Bir gün forumda önemli bir duyuru yapılır: rota yayımlanmıştır. Adrenalin sinsice yayılmaya başlar vücudunuza. Hummalı bir navigasyon dönemi başlar. Bilinmeyeni mümkün olduğunca bilinir hale getirmektir amaç. İz metre metre incelenir, riskli görülen yerler, hata potansiyeli bulunan noktalar işaretlenir, gerekli yerlerde alternatif rotalar belirlenir, yakıt planlaması yapılır. Merak etmeyin! Bu konularda tecrübe sahibi arkadaşlardan ve sitedeki kaynaklardan her zaman yardım alabilirsiniz.

    Kader Anı

    Gün gelip çatar. Motorunuzu başlangıç noktasına göndermek üzere yükleyeceğiniz TIR’ın bulunduğu adresin yolunu tutarsınız. Evet, özenle tura hazırlanan motorlarımızı ve kendimizi yormamak, lastikleri aşındırmamak ve biraz da olayın özüne konsantre olabilmek için birçoğumuz motor üzerinde gitmektense motorunu TIR kasasında başlangıç noktasına göndermeyi tercih ediyor. Nakliye müşterek bir organizasyon ile gerçekleşir. Diğer taraftan motorunuzu sürerek başlangıç noktasına ulaşmak arzusunu taşıyorsanız, tabii ki bu da serbest. El birliği ile tüm motorlar bir festival havasında tıra yüklenir. Artık bu andan itibaren fitil alev almıştır.

    Başlangıç sabahından bir gün önce, hatta dayanamayanlar daha da önce, sitede duyurulan toplanma noktasında buluşulur. Burası genellikle huzurlu ve rahat imkânları olan bir yerdir. Katılımcılarla vakit geçirip onların heyecanlarını paylaşmak, hazırlıklarını izlemek ve gün doğarken onları uğurlamak için oraya gelen tanıdık tanımadık insanlar size farklı bir ruh hali yaşatır. Heyecan doruktadır. Herkes birbirini motive eder, yüzü gülmeyen kimse yoktur. “İyi ki gelmişim!” dersiniz içinizden. Yeme içme faslı ve hoş muhabbetlerin ardından yatma vakti gelir. Gündoğumu ile yola çıkılacağından hemen uyumak istersiniz, ancak ne mümkün.  Adrenalin kulaklarınızdan damlayacak hale gelir, uyuyamazsınız. 

    3, 2, 1 …

    Gün doğmadan alarmlar ötmeye başlar. Karanlığın içerisinden çıkan zombiler misali ayaklanır ahali. Alaca karanlıkta üst baş giyilir, çadırlar toplanır, bagajlar bağlanır. Geceden kalan gizli rekabet kendini ufak çaplı bir endişeye bırakmıştır. Herkes birbirine şans diler. Motorlar çalıştırılır, gürültü ve ışığa boğulur ortam. İlk gün rotası navigasyon ekranına gelir ve macera başlar. O andan itibaren artık bu sizin TT’nizdir. Bir hafta içerisinde yaşayacağınız her şey size özeldir. Fotoğraflar videolar çekilir, ama hiçbiri ne en güzel anları ne de en zorlu anları anlatabilir, çünkü onlar yaşanırken önceliğiniz hep başkadır.

    Son

    Şansınız yaver gitti ve son gün rota çizgisinin sonuna vardıysanız muhtemelen hayatınızda hiç yaşamadığınız bir duyguyu yaşıyor olacaksınız. Nasıl bir şey olduğunu anlatmak çok zor ama tüm güçlüklerine karşın “İyi ki gelmişim!” dedirtecek size. Hayatınızda hiçbir zaman unutmayacağınız bir macera ve birkaç bin kişi ile sizin dışınızda kimsenin bilmediği TT+, TTG, TTS veya TTX benzeri garip bir yafta. Bunun dışında bir vaat yok maalesef ;-) 

    Gönderilen Jun 28 2016, 05:49 PM Yayınlayan Tonguc Karaagac Ne ile 3 comment(s)

  •   TRANSTOROS: MACERANIN EN SAF HALİ

    Mon, Apr 21 2014 15:14
    4,161 Okundu  

     

    İçimde motosikletle uzak diyarlara gitme fitilinin ateşlendiği gün, Ewan Mc Gregor ve Charley Boorman’ın 2004 yılında giriştikleri meşhur dünya turunun belgeselini seyrettiğim gündü. Seyahatin Avrupa, Amerika kısmı beni pek etkilemezken, Asya’yı boydan boya geçip Bering boğazından Alaska’ya uzanırken yaşadıkları macera zihnime kazınıp kalmıştı. ‘Ben de acaba o diyarlara gidebilir miydim? Neden olmasın!’

    ‘Neden olmasın!’ sorusu bir yandan sizi teşvik ederken bir yandan da hayalinizi gerçekleştirmenize engel olabilecek zorlukları getirir aklınıza. Maddi imkânsızlıklar, zaman darlığı, sorumluluklar, sosyal baskı ve daha niceleri üzerinde kafa yormaya başlarsınız. Sonuçta çoğunun bir çözümü vardır, ancak bazıları yıldırabilir sizi. Beni bu maceraya atılmakta en çok tedirgin edense deneyimsizlikti.

     

    “Long Way Round” belgeselini seyrettiğimde henüz motosiklet kullanmaya yeni başlamış acemi bir sürücüydüm. Ne uzun yol, ne de arazi sürüşü tecrübem vardı. Hayatımda hiç çadırda kalmamış ya da kamp ateşi yakmamıştım. Lastiğim patlasa, nasıl değiştireceğimi bilmiyordum. Ewan ve Charley gibi motordan donanıma, ilkyardımdan lojistiğe kadar eksiksiz bir profesyonel destek alamayacağıma göre bu sorunu tek başıma halletmem gerekiyordu. İşe arazi sürüş eğitimleri alarak başladım. Bulduğum her fırsatta araziye çıkıp öğrendiklerimi uygulamaya çalışıyordum. Yaklaşık altı ayın sonunda sürüş açısından kafamda hiçbir soru işareti kalmamıştı. Diğer deneyimleri edinmek içinse nihai adresim RideTurkey topluluğu oldu.

     

    RideTurkey, motosiklet gezginlerinin ihtiyaç duyduğu bilgi ve tecrübenin kolektif olarak geliştirildiği Türkiye’nin sayılı gezgin motosiklet gruplarından biridir. Amansız maceraperestlerden, ehliyetini yeni almış sürücülere kadar birçok farklı üyesi bulunan oluşum, zorlu yolculuklar için gerekli tüm donanımı size sunar. RideTurkey ile katıldığım kamplı geziler, arazi antrenmanları, navigasyon oyunları, mekanik bakım eğitimleri gibi aktiviteler bana çok şey kazandırdı. Ancak bu deneyimlerin doruk noktası 2011 ve 2012 yıllarında katıldığım Transtoros geçişleri oldu.

     

    TransToros geçişi Antalya’nın batısından başlayıp Kayseri’nin Kapuzbaşı beldesine kadar uzanan Toros dağlarının yüksek zirvelerinden ve bakir bölgelerinden geçen 1600 km’lik bir parkur üzerinde yapılır. Birçok gezgin bütün bir sene bu maceraya katılmak için hazırlanır. İhtişamlı dağların zirvelerini aşmak, sonsuz yıldız denizi altında uyumak, turkuaz mavisi şelalelerin buz gibi sularında serinlemek, uçsuz bucaksız platolarda motor sürmek, bir yörüğün ikram ettiği taze ayranı içmek sanki konsantre bir dünya turu yapıyormuş hissini verir insana. Ancak her sefanın bir de cefası olduğunu da unutmamak gerekir.

     

    Yedi gün süren yolculukta, 0 – 3.700 m arası irtifalarda, 0 – 45 Cº arası sıcaklıklarda, değişken zemin koşullarında motor sürer, çadır kurar, ateş yakarsınız. Motorunuz arızalandığında tamir etmeniz, yolunuzu kaybettiğinizde bulmanız gerekir. Her sene güncellenen rotanın bir bölümü daha önce yapılmamış yollar içerdiğinden hep sürprizlerle doludur. Daha önce hiç deneyimi olmayan biri için bütün bu zorlukların üstesinden tek başına gelmek neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle TransToros geçişinin yapıldığı Ağustos ayına kadar geçen süre boyunca birçok farklı etkinlik gerçekleştirilir. AMHO, RT-Challange, TransMarmara gibi etkinliklerle sürüş ve navigasyon becerileri geliştirilirken; ilkyardım eğitimleri, mekanik atölye çalışmaları, doğada hayatta kalma eğitimleri ve doğa kamplarıyla sürüş dışı alanlardaki yetkinliklerin artırılması sağlanır. RideTurkey bu açıdan bakıldığında adeta bir gezgin okuludur.

     

    Ağustos ayı geldiğinde düzenlenen tüm aktivitelere katılmış biri olarak kendimi son derece hazır hissediyor, TransToros’u büyük maceraya hazırlık yolundaki son sınav olarak görüyordum. Nitekim öyle de oldu. Coğrafyasından insan ilişkilerine, fiziksel eforundan sürüş şartlarına kadar böylesine bir meydan okumayı bu solukta sürdürebileceğimi hayal bile edemezdim. Yedi gün sonunda İstanbul’a döndüğümde hala şaşkındım. Demir Kazık, Karagöl, Kapuzbaşı, Hacıkırı, Kuş Yuvası, Geyik Bayırı, Gilevgi Yaylası, Saklıkent gibi adını hatırladığım yerlerle krater gölü, dereler, şelaleler ve daha nice güzellikler gözümün önünden geçip durdu haftalarca. Bir sene sonra Ağustos ayı geldiğinde Fethiye’de bulmuştum yine kendimi, bu kez 2.200 km’lik TransToros Ekstrem geçişi için. Büyük macera TransToros’un ta kendisiydi artık.

     

    Bu sene 2.000’in üzerinde RideTurkey üyesi TransToros 2014 geçişini sabırsızlıkla bekliyor. Kimi bu maceraya katılmak, kimi daha büyük maceralara hazırlanmak, kimi yüzlerce sayfalık forumda paylaşılan tecrübelerden yararlanmak, kimiyse bu heyecanı uzaktan da olsa paylaşmak için. Çünkü herkes bilir ki, TransTorosu tamamlayan birinin motoruyla üstesinden gelemeyeceği bir macera yoktur.

     

    Tonguç Karaağaç

     

    Gönderilen Apr 21 2014, 03:14 PM Yayınlayan Tonguc Karaagac Ne ile 18 comment(s)

  •   Bez Bebek 1

    Mon, Mar 28 2011 22:04
    2,153 Okundu  

     

    Benim için minibüs kuyruğunda beklerken can sıkıntısını gidermenin iki yolu vardı: Sokaktan geçen arabaların markalarını yarıştırmak (Murat’la Renault her zaman ilk iki sırayı alırdı) ya da kafamda sürekli uçuşup duran abuk sabuk sorularla babamı bloke etmek. Babam sorularıma sabırla düzgün açıklamalar getirmeye çalışırdı genelde, ama o gün öyle olmadı. Daha ilk soruda yukarıdan aşağıya düşen sert bakış ve kocaman avucun içinde sıkılan elimin kıtırtısı ile Murat/Renault yarışının startı verilmiş oldu.

     

    Kuyruğun en ön sırasına geldiğimizde babam kafasındaki sıkıntıdan kurtulmuş olsa gerek, hafif bir itekleme eşliğinde aşağıya bir göz kırptı. Birazdan minibüse binecektik ve Murat/Renault yarışı bitecekti, ucuz gönül almalara ayıracak vaktim yoktu o anda. Gözümü yoldan ayırmadan yarım yamalak bir gülücük fırlattım yukarı doğru. Yaptığım onca torpile rağmen Renault hala 33 – 28 öndeydi. Tam Murat hanesine 29’u yazmıştım ki aniden caddeye fırlayan bir çocuk, hızla durmaya çalışan bir minibüsün acı fren sesi, şiddetli bir çatırtı… Ve hayat durdu.

     

    Çocuğun havada bir bez bebek gibi süzülüşünü ve cansız bedeninin yere düştüğünde çıkardığı sesi hiçbir zaman unutamadım. Kuyruktaki herkes aynı anda koral bir çığlık attı. İnsanlar çocuğun düştüğü yere doğru koşuyordu. Babam da bir an ileri doğru atılır gibi oldu, ama hamleyi tamamlamadan aniden yere çömelerek bana sarıldı ve yüzümü göğsüne bastırdı. Hiç bir şey göremiyordum, ama bağrışlar ve bir kadının diğer herkesi bastıran çığlıkları hala bir kulağıma geliyordu. Diğer kulağımda ise babamın “Şşşşşıı” fısıltısı… sessizce ağlıyordum.

     

    Aradan 30 seneden fazla geçti.

    Levent’ten Mecidiyeköy’e gidiyorduk. Zincirlikuyu’ya geldiğimizde anormal bir sağanak başladı. İçinde bulunduğumuz taksinin şoförü önünü iyi göremediği için yavaş ve temkinli bir şekilde sağ şeritten ilerliyordu. Yanımdakilerle havadan sudan konuşurken solumuzdan hızla beyaz bir araba geçti. 20, 25 metre ileride genç bir kadın karşıya geçmek için aniden yola fırlamıştı…

     

    Randevumuza geç kalıyoruz, dışarıda deli gibi yağmur yağıyor, şemsiye yok…  kesin öldü, o çarpmaya dayanamaz, bakmak istemiyorum, Bez Bebek… Şoför bir gözü dikiz aynasında sürmeye devam ediyor… “Dur, DUR!”. Taksiden inip yanına geldiğimizde kadının bilinci açıktı, ama durumu o kadar kötüydü ki anlatmak istemiyorum.

     

    Ambulans hızla hastaneye doğru hareket ettiğinde, bez bebek yaşıyordu. Rahatlamış gibiydim, yine de garip bir acı olduğu yerde duruyordu. Beyaz arabanın şoförü, bakışları kadının kafasını çarptığı noktaya kilitlenmiş halde “Görmedim!”, “Duramadım!” diye mırıldanıyordu. İkisi de kaybetmişti, ikisi de BİTMİŞTİ…

     

    Her gün onlarca Bez Bebek ekleniyor bilançoya. Gazetelerin üçüncü sayfalarında, TV haberlerinde, Internet sitelerinde, e-postalarda, her yerde karşımıza çıkıyorlar. Çerezlik videolarda motosikletlerinden ok gibi ayrılan, arabalar arasında kalan, araçlarının camlarından fırlayan bez bebekleri izliyoruz, ileri, geri… ileri, geri… defalarca… kayıtsızca…

     

    Motosiklet, araba, tekne vs. kullanırken “Hiç risk almadım” diyenimiz var mı? Varsa Allah onlara rahatlık versin. Ama ben pek rahat değilim. Bez Bebek görmek yeterince sarsıcı, ya buna neden olmak? Onu düşünmek bile istemiyorum.

     

    Tonguç Karaağaç

    Gönderilen Mar 28 2011, 10:04 PM Yayınlayan Tonguc Karaagac Ne ile 8 comment(s)

  •   Bunlar bunu hep yapıyor!

    Thu, Feb 10 2011 9:54
    1,744 Okundu  

    Dün, katılımın yoğun olduğu, neşeli, baklavalı, aktiviteli kısaca çok güzel bir RT Çarşamba toplantısı yaşadık. Aslında kısmen yaşadık, çünkü bu güzellik, tam ortasında acı bir fren ve çatırtı sesiyle aniden kesildi. Tüm RT ekibi koşarak sokağa döküldük. Kalamış ışıklarda, Sütiş’in tam karşı köşesinde restaurant servisi yapan bir motorist mobese kamera direğinin dibinde yatıyordu,scooter’ı da 20m ileride. Detaya girmeye gerek yok, sonunu baştan söyleyeyim: Ölüm ya da sakatlık yok, ambulans zamanında geldi, kazazedeyi aldı gitti. Polis de geldi…

    Kaza anının bir şahidi yok. Scooter’a çarpan araç sahibi kendince beyanda bulunuyor polise: “… biz yolumuzda gidiyorduk, nasıl çıktı anlamadım, birden fırladı önümüze…” Polis memuru da karşılık veriyor: “BUNLAR BUNU HEP YAPIYOR!”. İçimizden çok şey geçiyor, ama memura mobese kamerasını işaret etmekten fazlası gelmiyor elimizden…

    Gönderilen Feb 10 2011, 09:54 AM Yayınlayan Tonguc Karaagac Ne ile 4 comment(s)

  •   Isteyenin bir yüzü ...

    Thu, Dec 30 2010 11:18
    1,409 Okundu  

    2011’den dilekler

    Milli Piyangonun büyük ikramiyesi bana çıksa, 100 yaşını görebilsem, Bahama’larda yazlığım olsa. Keşke... Aslında çok daha mümkün şeyler bekliyorum 2011’den. Ve kendim için istiyorsam namerdim. Dinle Noel Baba!

    • Gazeteler ellerimizi boyamasın
    • Özel okul diye bir şeye gerek kalmasın
    • Şerit çizgileri, kaymayan boyayla boyansın
    • Sokak kedisi, köpeği nesli tükenen türler olsun
    • Trafik polisleri trafiği düzenlemeye çalışmasın
    • Medeni ülkelerde kaldırım taşlarını döşeyen adamlar bir seferliğine Türkiye’deki kaldırımları da döşesin
    • Benzin sudan olmasa bile Red Bull’dan ucuz olsun
    • Çöp kamyonları sıktıkları çöpün özütünü sokağa salmasın
    • TV Programlarının PG derecelendirmesini bu işi gerçekten bilen insanlar yapsın
    • Kaldırımlarda üzerine basacak ifrazat kalmasın
    • İnsanlar kişiselleşmeden tartışabilsin
    • Yollar köstebek yuvasına dönmesin
    • Polisler trafik kurallarına uysun
    • Davalar insan ömrü içerisinde sonuçlansın
    • Suçlular geçici görevlendirmeyle hapse girmesin
    • Kuyrukta kaynak yapılmasın
    • Hastaneler hastalıklardan daha korkutucu olmasın

    Çok mu zor?

     

    UMutlu yıllar!

    Tonguç Karaağaç

    Gönderilen Dec 30 2010, 11:18 AM Yayınlayan Tonguc Karaagac Ne ile 6 comment(s)

  •   Astronot

    Wed, Dec 08 2010 1:43
    1,908 Okundu  

    70’ler… az ile yetinmenin sorun olmadığı yıllar. Sorun değildi çünkü nelere sahip olunabileceğini pek bilmezdik zaten. Birinin Almanya’dan gelen dayısı ambalajı açıldığında çığlık attıran acayip şeyler getirmese herkes bizimle aynı “şeylere” sahip zannederdik. Margarin, sigara, şeker kuyruğunda bekleyenler için dünya düzdü ve Kapıkule’de sona eriyordu.

    Charlie’nin üç meleğinden birine aşık olmayan arkadaşım yoktu (ben esmer olanına tutulmuştum), Carter ve Brezhnev siyah beyaz ekranda konuştuklarında gerçekten soğuk savaşın serinliğini hissederdiniz, Mohammed Ali ile Leon Spinks’in unvan maçını seyretmek için maaile kalktığımızda sabah ezanı henüz okunmamıştı, üçüncü raundu bile göremeden uyuya kalmıştım. İşte o çağlarda “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiğim standart bir cevabım vardı “Astronot!”…

    Kendimi bildim bileli uzaklaşmayı, yeni yerler keşfetmeyi severim, hatta kaybolmayı. Nasıl oldu da olmadı hatırlamıyorum, ama hiç bisikletim olmadı, çok istememe rağmen mobiletim ya da motorum da. Üniversite bitene kadar yürüyerek kat ettim yolları. 30’lu yaşlara geldiğimde ise senelerce araba kullanmaktan iki teker tutkumun üzerini kalın bir toz tabakası kaplamıştı. 25 yıllık rüya ancak 2007 yazında gerçek olabildi.

    İlk motorumla birlikte artık uzaklaşmak, keşfetmek, kaybolmak avucumun içindeydi, çok daha hızlı, çok daha heyecan verici. Yaşasın!... Ama maalesef sadece teoride. Dünyanın iki tekerin altında kendiliğinden akıp gitmediğini, sınır tanımadan uzaklaşmak için doğanın muhalefetini yenmek gerektiğini çok çabuk fark ettim. Allah’tan çözüm vardı. Güvenli Sürüş ardından Enduro eğitimleri aldım. Bulduğum her fırsatta araziye çıkıp öğrendiklerimi tekrarlamaya çalışıyordum. Hocam Ümit Salkım her rastlaştığımızda haklı olarak tek başıma dağ bayır dolaşmamın riskli olduğunu söylüyor, bana oyun arkadaşı bulmaya çalışıyordu.

    2009 yazında, aldığım son eğitimde Cem Yıldız ile tanıştım. Ağır enduro motorlarla farklı coğrafyalarda gezmeyi seven insanların oluşturdukları bir Internet sitesinden bahsetti. Motora yalnız binmeye fazla alışmış olmalıyım ki hiç ilgimi çekmedi. Lakin günlerden bir gün, Zilog isimli bir şahıstan (Cem’in çaylakları tuzağına düşürmek için kullandığı nick) bir mesaj düştü FB hesabıma. “Çarşamba Toplantısı”, ilginçtir son eğitime katılan neredeyse herkes listede ve benim o akşam için bir programım yok…

    Aradan bir sene geçti. Ride Turkey’de çok kişi tanıdım, çok şey yaşadım, çok şey öğrendim. LAMHO, AMHO, RTC, karda, çamurda, dere yatağında motor sürdüm, yağmur, çamur, soğuk demeden kamp attım ve "creme de la creme" Trans Toros 5…

    Sınır tanımayan bir gezgin, amansız bir maceraperest olmaktan çok ama çok uzağım. Fakat kendi kendime bir senede buralara gelebilir miydim? Büyük ihtimalle hayır! Ride Turkey eski bir hayali tekrar canlandırdı. Artık büyüyünce yine astronot olmak istiyorum. Neden mi astronot? Daha uzağa giden bir insan tanıyor musunuz?

    Tonguç Karaağaç

     

    Gönderilen Dec 08 2010, 01:43 AM Yayınlayan Tonguc Karaagac Ne ile 10 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x