January 2011 - Mesaj

 

           Hepimiz motorla ilişkimizin henüz aşka düşmemiş flört aşamasinda en az bir kere, ya da belki her motor yenilediğimizde, motor üzerinde bir vitrin önüne denk gelen kirmizi işikta şöyle bir göz ucuyla (o da abesle iştigal etmesin diye) kendimize,motorumuza,motorun üzerinde oturana bi bakmişizdir. Aşka düşmemişken diyorum,çünkü iş aşk boyutuna taşindi mi birlikte nasil duruyoruz endişesi taşimazsin. Her sabah eline "kolumun ucunda nasil duruyor" diye bakmak kadar sacma olur bu. Sevdigin elin kolun kadar sen oldugunda ancak varliği icin mutluluk ve şükran duyarsin.:) O yüzden flört aşamasindadir ancak o vitrin onu göz süzüşlerin. "Olmuş olmuş,pek de güzel durmuş" diyip, dudağinin kenarinda bi gülümsemeyle son bi polisaj yaparsin onayini bekleyen egona :) Sonra yeşil yanar ve sanki o biraz önceki sen degilmişsin de, kabaran göğsün hic umrunda değilmiş de,hiç de bu taraklarda bezin yokmuşcasina basar gidersin..:)

Sonra birgün,herkesin 2 teker üzerinde oldugu bir ortamda yeni tanidiğin biri gelir ve "aaa,siz şu üzerine yatak düşen kiz değil misiniz " deyiverir gülerek. Ne parlatilmiş egon kalir,ne de vitrinde gördüğün kahramandan eser.Kendinle dalga geçme yetisini henüz edinmemişsen" keşke tam da şuan deve kuşu olsam" dan öteye geçemezsin.:) Anlarsin ki şehir efsaneleri dilden ele çabuk yayilir ,er geç de kaynağa döner.Durum komedisini bir de kaynaktan dinlemek ,kaynakla yaşamak lazim o zaman...:)

2003 ilkbaharinin bir günü , motorla işe gidiyorum.Motorla işe gidiyor olmanin yildizli pekiyi zamanlarindayim.:) Yildiz parkinin yildiz yokuşuna bakan kapisina yaklaşirken sağ taraftaki sokaktan önüme tepeleme ev eşyasi dolu bir kamyonet firliyor. En üste öylece atilmiş yaprak gibi sallanan çift kişilik yataği görüp ''eyvah geliyor'' demem ve vitesi bire atip yavaşlamam yokuştan yukari-aşaği akan ,kaçacak yeri olmayan sabah trafiğinde tek aklima gelen.Sonraki sahne şu ;

- Yarisi yolun kenarinda park etmiş arabanin , diğer yarisi da biraz önce kasabin vitrininde kendini pek de beğenmiş motorlu kizin kafasinin üzerinde duran cift kisilik bir yatak,

- Yatağin altinda motoru durdurmuş,eğimden ayakliği açamadigi için elleri gidona,ayaklari asfalta yapismiş, kafasinin üstünde dünyayi , bacaklari arasinda motorunu taşiyan bir kiz,

- Sanki kasasindan kağit mendil düşürmüş gibi hiçbirşeyin farkinda olmayip basip giden bir kamyonet,

- Olaya şahit olup kornaya asilip kamyoneti yakalamaya çalişan canhıraş bir araç,

- Pencereden kahvalti masasi kirintisi sirkelerken biçare kizi görüp " ay ay ay, kiz-cağiz kaldi altinda" diye çiğirtan bir teyzecik,

- Sabahin neşesi olma rolleri ellerinden alindigi icin cikcikleyen sabah kuşcuklari,

- Ve kuslari bastiran tataklanmis egonun cigliklari ...:):):)

3 saat gibi geçen 5 dak .sonunda kamyonet şoförü geri dönüp yanindaki ,dudağina izmarit yapişmiş, adamiyla beraber düşürdükleri emanetlerini kaldirirlar, altindan "supprriiiizzz" kaski burnuna yapişmiş bir kiz çikar. Şoför en saf ve doğal ,tek bir altin dişiyle de süslenmiş ,şaşkinliğindan engelleyemediği gülümsemesiyle "pardoonn ablaa yaaa, düşürüvermişiz hiç farkinda değiliz " der. :) Gidonu birakabilsem ben vücut dilimle neler diyeceğim de o gülümsemenin ardindaki doğallik beni de durumun trajikliğinden absürd komikliğine getiriverir hemen. "Kardeşşşş,düşürmeni geçtim de fark etmemene inanamiyorum. Mendil değil ki bu ,bildiğin çift kişilik yatak yafuu" diyebiliyorum.Sonra yine cok doğal bir şekilde hayirli (!) günler dileyip dağiliyoruz :)..Ben işe geç kaliyorum haliyle. Patrona " üstüme yatak düştü" diyorum.O da bana " Gec kalmani geçtim de mazeretine inanamiyorum" diyebiliyor...Hakli tabii. Dünyanin hangi ülkesinde,kaç şehirde, kaç şansli motorcunun başina sabahin körü çift kişilik yatak düşebilir? Şansli diyorum elbette ki...Bazali bir ikiz yatak ve çöldeki bedevi opsiyonlarini unutmamak laZim..:):):)

Sans demişken '' kombine '' demeyi de atlamamam lazim. Ayni haftanin başinda E5' in ortasinda bir manda kasa mercedesin motor kapağindan önüme düşen gelin çelengini,ve sadece bir hafta sonra tam da ayni yatak noktasinda bir zerzevat kamyonetinden yine önüme düşen çilek kasasini düşününce ; "gelin çelengi, yatak, çilek kasasi " üçgeniyle " heyy bu bir işaret olmasinn "diye püsküren kahkahalarla dost meclislerine malzeme olduktan sonra bir inanc gelişti tabii haliyle bende..Siz ruh eşinizi nerede ariyorsunuz yahut buldunuz mu bilmem de, benim ki muhtemelen motorla giderken yoluma düşüverecek pat diye bir bahar....:):):)

Cem'e söz vermiştim..Kalemin ucuna ne gelirse diye..;)

Kalemin ucunda '' iki teker üzerindeki - mr.bean hallerimle bezeli - durum komedilerim'' var bugün...:)

 

 

Hafta başından beri hergün motor sabahlarına uyanıyorum...

'' Motor sabahları da ne ola,her sabahım motor benim..'' diyen çıkacaktır..:)..Benim motor sabahlarim sabahın erken saatlerinde merakla perdeyi aralayıp havayı kokladığım,yüzüme sabah ayazının ,burnuma ıslak toprak kokusunun çalındığı ,yolun ''cayır cayır'' çağırdığı sabahlar..Sonra şöyle hafifçe kafayı pencereden çıkarıp gökyüzüne bulutlara bakma karesi gelir arkasından..Gökyüzünün fotoğrafına...Zihin hemen bir önceki gece şöyle bir bakılan hava tahminlerini geçirir kafasından ..''hımmm,yine tutturmuşa benziyorlar'' la onayını verir yerli yabancı meterelojiye..Vermese de değişecek birşey olacağından değil...Topcase VD40,zincir yağı,ilkyardım çantası gibi demirbaşların yanında ,haa bir de ducktape (deneyimle sabit yolun McGaywer'ı olduğuna inanırım) , 4 iklim içerikli yedeklemelerle doludur herzaman zaten...

Hemen giyinip inersin motorun başına...Motor sabahının en güzel karesi selenin üzerindeki çiğdir..Öyle bezle siliyim ,bi kurutup yerleşiyimlerim yoktur benim..Şöyle eldivenli elinle bir alırsın kabasını,sonra oturup seleye çevirirsin kontağı...

Sabahın sessizliğinde otoparkta yankılanan motor(-umun) sesini pek severim..Milleti ayaklandırmamak için hemen uzamak lazım..Derdim ''aman konu komşu uyanır mı'' kısmı değil..Derdim şehir uyanmasın...Şehir uyanmadan şehre sürmekle ilgili acelem...Zaten 2 durağın olur akşamdan halletmediysen.. 1.Bankamatik 2.Benzinci ...Cüzdanla depoyu fulledik mi Maslak'ın çam kokulu ayazından artık yola düşme zamanı......

Önceleri köprü girişi,sonra çıkışı sağ cep,sonra TEM Opet derken buluşma noktası da kaçışla doğru orantılı Eskihisar feribota kadar uzar oldu artık...Oraya kadar böööyyylee burnunun içine çeke çeke sabahı bi mutlu sürersin ki motoru..Bazen kafanda '' yatın uyuyun siz fosur fosur , şu sabah kaçar mı beaaaa'' diye de geçirir zihin dizgiden, insan bu enteresan malzeme..:)..Bunu yakalarsan bi de güzel gülersin kendine o kaskın içinde...İşte o gülümseme seni tekrar yola döndürür...O bir '' yüzdeyüzlük '' his vardır motorun üzerinde tam o an yakaladığın...Sen, motorun,ikiteker,yol,gitmek,yolda olmakla ilgili tüm zamanlardaki herşeyin tek karede üstüste binip çakıştığı ...Onu yakaladın mı artık ne o gün nereye gittiğin kalır,nerede olacağın,nereden nereye döneceğin..Sen sadece sürersin..Sadece yoldasındır..Yol bir yere gitmez...O anda tüm varlığınla durduğun ,sadece ve sadece olduğun halindir... 

Benim uyandığım motor sabahları bu sabahlar işte...Bu sabah da bu haftanın her sabahı gibi uyandım...Burnumun ucunda puslu ayaz kırmızısı, taksiyi beklerken brandanın altından gidona koydum sağ elimi ,gözlerimi kapattım..Bir derin nefes daha aldım uzakları içime çekmek için..Şimdi iki küçük azı arasında kızgın kumlardan serin sulara ,210 cm.karelik  engin bir arazide ıslak çimen kokusunun izini sürüyorum dişperisi kılığında....:)

Cem'e söz vermiştim..Kalemin ucuna ne gelirse diye..

Kalemin ucunda ''basıp gidelerim'' var bugün...

Merkez dinlemede mi?

...