Bir ‘’aylarca ‘’ zaman olmuş ki sorma gitsin..Başlığın ‘’Günlük’’ olmasından utanç duyuracak kadar...’’İki bayram arası yazı yazılmazmış’’ diye kendimi kandıracaktım da ‘’bana hergün bayram’’ kısmının altından nasıl kalkacağım o zaman...

Koca bir yaz ve koca bir sonbahar geçti, kışın kapı arasından nanik yaptığı bugüne kadar.‘’Bir şey hakkında konuşuyorsan veya yazıyorsan ( yazma kısmını şimdi ben ekledim) o şeyi o an yapmıyorsun demektir ‘’ demiş adam...Tıpkı koşarken ‘’ ben koşuyorummmm’’ diye bağırıp ilan etmediğin gibi.. Koşarsın sadece..Bunca yazmadıysak biz de motosikletle ilgili aylardan beri , deli gibi motora binmişiz  hep beraber demek ki..:)

Ben bindim..Çok mu? Hiç yetmez ki ...

Nerelere gittim , neler ettim ? Aklımda kalıp gidemediklerim oldu mu? Hiç bitmez ki ...

Knidos’un balıklarıyla öpüştüm Nisan yağmurunda.İztuzu’nda teker izini bıraktım bizim kızın carettalar takip edip beni bulsun diye.Belki bir denizkızı,belki bir balıkadam.Mayıs çiçeklerini ilk Gökçeada’da kokladım..Ahh..Bir adaya aşık oldum,herkes bir adama tutulurken..Kosta’nın verandasında köşe başından göz kırpan bizim kıza karşı içtim kahvemi sakızlı muhallebi üzerine..Yurdum toprağının en batı noktasında ,Gizli Liman’a kuş bakışı patikalarda , çam ormanlarında dolandık beraber, ada rüzgarında toz olup savrulduk , batımsız güneşleri kovaladık ayçiçeği tarlalarında .İstanbul’un iki yakasında girmediğimiz köy,durmadığımız kahve kalmadı.Bildik toprakların bilinmez dehlizlerinde Musa amcanın hanım soslu kanadını yedik ,Hanife Nine’nin gözlemesinde bırakıp aklı.Kiremitte köfteye Podima’nın deli dalgasına karşı ekmek bandık,Çilingoz’un koyu yeşilinden denizinin beyaz mavisine bulandık.

Trakya’nın uçsuz bucaksız otlaklarından Istranca’nın ormanlarına  gaz açıp Dereköy’den komşuya geçtik bir fincan kahveye.Azgın dalgasız bir Karadeniz ile tanışıp , süper bir asfaltta virajlara aşık Plovdiv’den tırmandık Bachkovo’ya.Pamporova’nın dağ çileği kokan teyzelerinin yanaklarından makas alıp Dospat’ta gölün kenarında yedik ellerimizi boyaya boyaya o çilekleri.Kavala’da Mythos’la serinleyip Alexandrapoli’de ahtapotla kucaklaştık sekiz kollu hasretlik.Zeus’a nanik yaptık İda’nın eteklerinden .Sonra tanrılar ve tanrıçalar tarafından çağırıldık Lesvos’un büyülü konseyine.Tüm bildiklerimizi bir tabağa koyup yedik egenin tuzuna bana bana .Dolunay’da suyun üzerinde yürüdük ,şenlik sofraları kurdurduk buluşmaların şerefine.Bir tanrıçayla karşılaştık tekrar , bir tanrı tanıdık.Kahkahaların sarhoşluğundan o tanrıları tanrıçaları bile kızdırdık.Şimdi barıştırmak için birbirlerine deniz öncelikli efsanelerde buluşsunlar diye, resimlerini gökkuşağı renkleriyle boyamaktayız .

Ah, koca bir yaz geçmiş peşinden sürükleyip sonbaharı . Şimdi kış pervazda pencereyi zorlarken , benim kızın da benim de yenilenip tazelenmeye ihtiyacımız var ..Yağımız , tuzumuz , keyfimiz , ruhumuz bir usta eli ister bu kış ikindisinde..

Çünkü şimdi motora binmenin , ruhu 2 tekere temas etmemişlerin hiç anlayamayacağı , en  keyifli zamanları...Tıpkı bir haftasonunun önüne arkasına eklediğin artı bir günle gittiğin üç günlük tatilden , 15günlük olandan daha fazla keyif alıp , her an’ını sağarak leziz tatlar çıkardığın gibi ...Şimdi ruhu üşüten sise, pusa,ayaza,battaniye altı DVD günlerine inat ,kışın bizden almaya niyet ettiklerini ondan geri çalarak yollara ekleme vakti...Suya çamura bata çıka motorları akıl çelen kızıllıklara sürme vakti... 

Cem'e söz vermiştim  kalemin ucuna ne gelirse diye ..;)

Kalemin ucunda , kış uykusuna direnen özü ‘bahar’ ruhun ‘pirelenme otur diyen ‘ kalabalığa isyanı var..