Subat,Mart,Nisan derken Mayıs....
Üç ayı geçmiş kalemin ucu üç noktada duralı...Arada bir iki yürek yükseldi oturup birşeyler yazmak için ancak kısmet bu güne imiş...
Eskiden ‘’sezon bi açılsın’’ diye bir tabir vardı hayatımda..Motoru garajdan çıkaracak,kışın yatmanın bedellerini ödetecek bir bakımdan geçirip yollara döktürecek ,denize düşen karpuz kabuğu misali, asfaltta parlayan güneş beklenen kurdeleli kontak merasimi..:) ‘’Sezon‘’ tabir edilen zaman aralığında yağmur yedin mi bir yolda, şehir efsanesi olma potansiyelin yüksek olurdu ...’’Donumuza kadar ıslandık’’ diye motor üzeri kahramanlık hikayeleri yazdıran bir tabir de vardı mesela..:) İki ayak üzerinde istemsiz hali ‘’ahmaklık’’ sayılırken, iki teker üzerindeki versiyonu ‘’kahramanlık’’ ifadesi olan...
‘’ Hiç yağmurda kullandın mı sen? ‘’ diye bir soru...
‘’ Köprüde böyle bir rüzgar yememişsindir oolum...’’ ifadesi...
‘’ Abicim ben işe de hergün motorla gidiyorum...’’ kriteri...
‘’ Senin kaç km.n var? Sadece bunla mı toplamda mı? Matemetiği...
‘’ Tek silindirde çok vibrasyon problemi var tabii...’’ de benim favorim..:):):)
Seviyorum yafuuu bütün bu iki teker hallerimizi...Bakmayın yahu..Ben de bir zamanlar ‘’bayan başıma’’ motorla Kütahya’ya kadar gidebilme başarısı gösterebildiğim için sahneye çıkarılıp t-shirtlerle ödüllendirilen bir nesilim..:) Kaskından saç gözüken sayısının az olduğu zamanlardı da mı ne, hatırlamıyorum zafer sarhoşuydum..:):):)
Sonra birgün geliyor ,motosikletle ilişkinin belki başka hiçbirşey ve hiçkimse ile olmayan kadar nev-i şahsına münhasır,senden öte bir referans noktası olmayan bir ilişki olduğunu keşfediyorsun...Başkasını ıslatan yağmur seni arındırıyor, işe gitmek göğüs kabartacağına şehir trafiğine bir de motorla girmek uçsuz bucaksız yeşilliklerden sonra sana zul,motora küfür gibi geliyor,Köprüdeki rüzgar evden gidensen seni senden,eve dönensen seni sana üfleyen oluyor .Ve en nihayet bir diğerinin vibrasyon dediği senin yolunun ritmini tutuyor...Şimdi bu gözlükler sadece senin gözündeyken hangi kriter ve hangi referans noktası ile dualitenin bir ucunda ayak direten olabilirsin ki...Üstelik bu ilişkinin dinamikleri de sadece ‘’SEN’’ kendi motorunu kullanırken geçerli ..Ahmet’e bir tur versen ‘’Ahmet’in senin motorunla ‘’hikayesini baştan yazman gerekecek...:):):)
Sonra şunu da görüyorsun ki sana motosiklet konusunda ‘’dünkü senden’’ gari çelenk koyabilecek kimsen de yok..Koyulacak bir çelenk davan da kaldıysa tabi..:)
Şimdi bu dinamiklerle benim kızla ilişkimizi bir irdeleyelim...
Yağmurda bolca ıslandık..Ne o küçülüp 300 cc’ye indi , ne de ben çektim..Sulandık diye de başımız göğe ermedi...Yolda gidiyorduk,yağmur başlayınca yağmuru dinledik ve sadece devam ettik...Birtek topcase’de herdaim benim için yağmurluk,onun için VD40 taşıyoruz o kadar...
Köprüde çok rüzgar yedik...Yerle oluşturduğumuz açının değişkenlik gösterdiği kıta geçişlerimiz oldu...Köprünün çıkışında durdurup bi çelenk koyanımız,madalya takanımız oldu mu? Hayır... Biz köprüde gidiyorduk , rüzgarı dinledik ve devam ettik...
Hergün işe motorla gittik mi? Gitmedik..Gitmek zorunda kaldığımız zamanlarda Nişantaşı’nın motosiklet kabul etmeyen otoparklarının,kaldırıma çıkarttırmayan belediyesinın,topcase’e geçen araba dokunursa sorumluluk almayız diyen isparkçılarının kulaklarını çınlattık mı ? Çınlattık...İşe gitmek için motora binmedik..Ancak motorlayken işe denk düştüğümüz oldu..:)
Ofise kaskla girince bir kırmızı halı seren oldu mu? Hayır..:)
Ben de kaç km .var,bunun kaçını benim kızla koştuk saydık mı? Pek saymadık...Ancak yağın, lastiklerin ,o günkü ruhun kaçıncı kilometresindeyiz kaydettik...:)
Tek silindir vibrasyonuyla ilgili bir sıkıntımız oldu mu? Bizim olmadi...’’Uzun yolda bakiceksin asıl...’’ diyenlere de dönünce memnun olacakları bir cevap veremedik...Belki enduro’da bu irtifada çok alternatifimiz olmadığından , belki ilk görüşte aşktan , bilmiyoruz..:)
‘’Kulak çubuğuyla temizlik’’ seviyesinde obsesif bir ilişkimiz yok...’’Enduro dediğin çamurlu olur , benimki en son 1,5 sene önce yıkamacı gördü ‘’ kadar da değiliz...Normal sıradan çiftler gibi , ıslanıyoruz, suya giriyoruz, çamura dalıyoruz,tozlanıyoruz, sinekler yapışıyor ,sonra güneş çıkınca görüntümüz alacalı oluyor..Eve dönünce üst baş makinaya , ee biz de normal olarak bir yıkanma prosesine tabii tutuyoruz kendimizi...Eee, o da bir ritüel ..Eğleniyoruz da..:) Tekrar kirlenmek için temizlenmekte bir sakınca görmüyoruz..:P
Ne ben onu türünün benzerleri ile kıyaslayabiliyorum, ne de o beni türümün benzerleri ile..Çünkü o yollar boyunca ikimize has öyle bir ilişki kurduk ki, onun neden öksürdüğünü , benim neden tıksırdığımı sadece 2miz biliyor ve öksürtmeden tıksırtmadan mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz..:) Bir sezonumuz , kurdeleli açılışlarımız yok..Her güne günaydınımız , bolca basıp gidelerimiz var o kadar...
Ben, 2000 model tek silindirli bir F650 GS kullanmıyorum.. .
Ben, Aysun, 2000 doğumlu , 34 TB 5170 plakalı ,selesini 2cm traşlamak zorunda kaldığım için kendisinden özür dilediğim , yol seçmeyen , yorulmayan,yollarda iken yüzü gözü parlayan , buz mavisi – benim - F 650 GS’imi kullanıyorum..Aramızda da kendisini ''KIZIM'' diye çağırıyorum..:) O bana ne diyor, denk gelirseniz bir sıkıştırın bakalım...:)
Cem’ e söz vermiştim kalemin ucuna ne gelirse diye..;)
Kalemin ucunda 2tekerİM'le ikili ilişkim var bugün....
Haa Cem de söz verdi bu sefer..Tez vakitte kendi ilişkisine döneceğine dair....:)