in

Bu Günlük

Hızlı aktarma


Gunalp KOCAKANAT

Günalp Kocakanat

December 2009 - Mesaj


  •   Aşılası Toroslar II - Emeredin Geçidi

    Thu, Dec 31 2009 2:40
    5,404 Okundu  

     

                

              

    Bu gezide toroslara çıkmak yoktu aklımızda.Aslında yanlış bir ifade oldu bu.Antalya'da Toroslara çıkmadan,onları aşmadan nereye ulaşacaksın ki?

    Belki aklımızda dağlarda off road yapmak yoktu desek daha doğru olurdu.Gidelim,bulduğumuz bir yere hayatımızda ilk defa gün ışığında çadırımızı

    kurup,sırt üstü uzanıp kitap okuyup,çekirdek çitleyip,miskinlik yapalım diye çıktık yola.Aslında ilk gün bu plana sadık kalmadık desem yalan olur.

    Ancak ikinci gün bir önceki Anamas Dağları raporunda aşamadığımız Emeredin Geçidinin diğer tarafına yakın olduğumuzu fark edince yine dayanamadık.

    Bu raporda 13 numaralı ve 14 numaalı rotaları kapsıyor.

    Geziye her zaman olduğu gibi bir gün önce akşam karar verdik.Mehmet'te Manavgat'ta haber bekliyor.Ama nereye gideceğimiz konusunda hiç birimizin

    fikri yok.Sabah buluştuğumuzda da nereye gideceğimizi bilmiyorduk.Ancak Manavgat'a geldikten sonra ''Haydin Seydişehir taraflarına gidelim!

    Orada sora sora buluruz bir yerler'' diyerek yola koyulduk.

    Akseki üzerinden vardık Seydişehir'e.Yolda uğradığımız benzin istasyonunda bizim motorların üzerinde bu yazı vardı.

     

    Tanıdık bildik bir yer değil Seydişehir.Çevredeki kamp yerlerini en iyi yörenin avcıları bilir düşüncesiyle hemen av malzemeleri satan bir dükkan

    bulduk.Buradan Gökçehüyük Göleti'nin kamp için en uygun yer olduğunu öğrendik.

    Hemen oradaki kasaptan ve karşısındaki manavdan akşam için nevaleyi düzdük.

    Aldığımız tarifle yola koyulduk.Gölet zaten Seydişehire 15-20 km.ya var ya yok.

    Ama gölet oldukca küçük ve çevresindeki ağaçlar daha çok genç.Dolayısı ile doğru dürüst gölge de yok.Doğrusu bu ya! Pek sarmadı.

    Beyşehir uzak değil.40 kilometre.Daha önceki Yenişarbademli gezimizde Beyşehir gölü kenarında kaldığımız yer harikaydı.Yine o gezide

    başka kamp yerleride görmüştük.Saatte daha çok erken.Beyşehir'e doğru çıktık tekrar yola.Nasılsa nevale tamam.Hatta bu sefer hazırlıklıyız.

    Geçen sefer bu taraflarda rakı bulamamıştık.Şimdi rakı da çantada.Yani nerede olsa atarız çadırları.Bakalim

    Beyşehir'i henüz geçmiştik ki göl kenarında bir kamping gördüm.Girdik içeriye.Dedim ya bugün keyif yapmaya çıktık diye.Tuvalet,duş,

    sıcak su,masa kısaca her şey var.Hiç düşünmeden yerleştik.İşletmecisi Beyşehir'de hekim.Harika insanlar.Kendisi ve eşi çok yardımcı oldular bize.

    Evet ilk defa gündüz gözüyle çadırları kurmak zor oldu.Biz alışmıştık gece far ışığında çadır kurmaya.Bu sefer neyi nereye takacağımı bilemedim.Smile

    Kampta bizden başka birde bu güzeller var.

    Manzara nefis.Atila ile Mehmet uyumaya gittiler.Ben biraz dolaşıp bir kaç fotoğraf çektim.Sonra uzanıp kitap okuyayım derken bir saat

    uyuyakalmışım.Nasıl iyi geldi anlatamam.

    Nefis uykudan sonra bizim çilingir sofrasını kurma vakti geldi.Kavunlar kelek çıktı,ama olsun rakının yanında iyi gitti valla.

    Kavunun arkasından sıra geldi etlere.

    Her nedense bu tip kamplı gezilerde yediğim etin tadı bir başka oluyor.Havasından mı,suyundan mı yoksa atmosferinden mi bilinmez.

    Bu nefis yemeğin ardından deliksiz uyudum sabaha kadar.Sabah kahvaltıdan önce çevreyi kolaçan ettik.

    Atila balığa çıkalım diye tutturdu.

    Balığa çıkma işini kahvaltıdan sonraya bıraktık. 

     

    Zeytin,peynir,domates ve biber.E daha ne olsun? Ha bu arada eşimin yanıma azık ettiği poaçalarıda unutmayalım.sapırrr Nefistiler.

    (Burada anlaşılacağı üzere sonraki geziler için puan toplama amaçlı ufak bir yalakalık sözkonusu.) Crazy

    Şansımıza kampın görevlisi bir gün önce ağ atmış göle.Haydin hep beraber toplayalım diyor.Ulen keşke başka bir şey dileseydik.Geeked

    Atladık Beyşehir usulü kayığa.Pancar motorun sesini özlemişim.Kulağıma şarkı gibi geldi.17-18  sene önce buna benzer bir kayığımız vardı.

    Adı da ''Denizatı'' ydı.O geldi aklıma.

    Ne sabah ama ! 

    Rastgele diye asılıyor reis ağlara.

    Yavru bir balık yakalanmış ağa.Fenada dolamış her tarafına.Biraz uğraşıp çıkardım.Büyüsün de öyle sofra süslesin diye attım tekrar suya.

     

    Av pek verimli değil.Topu topu 4 tane balık.

    Olsun! Biz bol keyif aldık.Sabah sabah harika geldi.

    Bu adam ne yapıyor? Kendisi söylesin ben de bilmiyorum.Arkam dönük.Big Smile

    Ama büyük ihtimalle sabahın keyfinden oynuyor.

    Dün kampinge yerleştikten sonra gezerken uzakta Anamas Dağlarını görünce aklıma hain bir fikir geldi.Yaz başında Atila,Orhan ve ben

    bu dağın diğer tarafından bu tarafa geçmeye çalışmış ama kardan becerememiştik.

    Bundan bir kaç hafta sonra Atila 4 * 4'le denemiş yine çıkamamıştı.Bu mevsimde kar olacak değil ya.Denemeye değer diye düşündüm.

    Bu sefer bu tarafından Antalya tarafına geçebirlirdik.Hem de yolu 100 kilometre kısaltacaktı bu geçiş.

    Sabah Kampingin işletmecisine soruyorum yolu.O da bir arkadaşını arıyor.Yeşildağ kasabasını bulup orada tekrar sormamızı söylüyor

    telefondaki arkadaşı.Çıkıyoruz Yeşildağ istikametine doğru.

    Yeşildağ'da sorduğumuzda Dumanlı tabelasını takip etmemizi,Dumanlı'ya vardığımızda ise yolun girşini bulacağımızı söylüyorlar.

    Çok uzun olmayan bir sürüşten sonra Dumanlı Köyündeyiz.Köyün girişinde duruyorum.Köyün içinden müzik sesi yükseliyor.

    Kesin düğün var diye konuşuyoruz.

    Köyün meydanına geliyoruz ki,düğün dernek kurulmuş.Hemen önümüze geçiyorlar.Durun,bırakmayız oynamadan diye.Böyle teklife hayır denirmi?

    Düğün Kerem'le Seda'nın mış.Biz gelinle damadı göremedik,Beyşehir'deler.ama Dumanlı Köyünün misafirperver,candan insanları ile

     unutulmayacak dakikalar geçirdik.

    Dirayet gösterip bizi oynatma çabalarını alt ettik.Smile Atila ben Ankara'lıyım oynamam dedi.Mehmet ben oynamam ama ne olsa çalarım dedi.

    Bende yerim dar diyerek kurtardım.Crazy

    Tüm köy halki burada.Çocuklar,gençler,yaşlılar.

     

    Köyün evleri harika.İnanılmaz sevimli bir yer.

    Bu ağaçtan yapılar ahırmış.En az 100 yıllık olduğunu söylüyorlar.Hiç bir bağlantı elemanı yok.Birbirine geçme kütüklerden yapılmış.

    Evlerin cumbalarında yine çok eski olduğu belli olan süslemeler var.

    Köy halkı yemek yemeden bırakmayız diye ısrar edince kıramıyoruz.Köy meydanından düğün evine geçiyoruz.Kazanlar ateşe konmuş.

    Tüm Köy toplanmış.Şehirde komşu komşuyu tanımaz.Burada herkes bir işin ucundan tutuyor.

     

    Bizde sıraya geçiyoruz.

     

    Çorba,nohut,pilav ve helva.Yediğimiz en lezzetli yemeklerden bir tanesi.

    Ağalar çayları bekliyor.

    İnsanların yüzü aydınlık.Belli ki mutlular.

    Yolcu yolunda gerek deyip ayrılıyoruz istemeye istemeye.Kerem ile Seda'nın gıyabında babasına ömürleri boyunca mutluluklar dileyip bir

    yastıkta kocasınlar dilekleriyle Emeredin geçidine doğru yollanıyoruz.

    Güya bu gezide off road yapmayacaktık.Yine dayanamadık.Ama olsun,nefis bir yoldu.

    Gittikçe yükseliyoruz.1600 lü metrelere geldik.Daha baya bir tırmanış var önümüzde.

    Daha önce google'da bakıp böyle bir manzara olacağını tahmin etmiştim.Şimdi yanılmadığımı görüyoruım.İleride,uzaklarda Beyşehir Gölü.

    İkide bir durup manzara ve havanın keyfini çıkarıyoruz.

    Ve en sonunda zirvedeyiz.

    Bayrağı biz dikemedik ama dikmiş kadar havaya girdik.Smile

    Bu geçidin enteresan yanı,bir tarafı İç Anadolu diğer tarafı Akdeniz.Aynı anda iki tarafıda mükemmel bir şekilde izleyebiliyorsun.

    Aşağıdaki google earth görüntüsünde sağ tarafta Beyşehir Gölü,sol tarafta Antalya,Köprüçay'ın hemen hemen doğduğu yer.

    Artık iniş zamanı.İniş yolu da harika.

    Daha önce çıkıp geri döndüğümüz noktaya geliyoruz.Benim Zümo'da burayı işaretlemiştim.Daha sonra gelip aşmak kaydı ile.Bu yolda artık

    aynamızda kaldı.

    Daha önce bu noktadan geri dönerken geldiğimiz yoldan değil bir başka yoldan inmiş ve yarım tünellerden oluşan harika bir yolla karşılaşmıştık.

    Yine aynı yerden gitmeye karar veriyoruz.

    Çeşme başında duruyoruz.Buz gibi suyla kendimize geliyoruz.

    Kendimize geliyoruz lafını erken ettim sanırım.Geeked 

    Atila yere serilmiş,Mehmet'te ensesini serinletmeye çalışıyor.Sıkı tırmanıştı anlaşılan.coolll

    Son durak Köprülü Kanyon.Daha park eder etmez bazı arkadaşlar seriliyor yine.Yumuşak bir yer bulmaya görsün.Geeked

    Köprüçayın buz gibi suyuna atıyoruz kendimizi.Atıyoruz dediysem cidden atmaktan bahsediyorum.Daha suya girer girmez dışarı fırlıyor adam soğuktan.

    Ama bu yolun üzerine iyi geldi.

    Ne gündü ama!

    Sabah Beyşehir'de balığa çık,Dumanlı'da düğüne katıl,Emeredin Geçidini aş,Köprüçay'da yüz.

    Tüm bunları ancak motoikletle yaşayabilir insan.

    Dumanlı'dan otomobille geçiyor olsaydık bizi durdurup düğüne davet ederlermiydi? Bilemiyorum...

    Ya da otomobille Emeredin'e tırmanırmıydık? Bu da şüpheli...

    Hatta otomobille kalkıp Beyşehir'e çadır kurmaya gidermiydik? Hiç sanmıyorum...

    Otomobille çıkıp böylesine doğayla iç içe olur,ikide bir durup havayı ciğerlerimize çekermiydik? Kesinlikle hayır...

     

    Gönderilen Dec 31 2009, 02:40 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 6 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar - I - Anamas Dağları,Yenişar Bademli,Üzümdere Kanyonu

    Wed, Dec 23 2009 19:05
    6,677 Okundu  

     

                 

              

     Yağmur,kar,fırtına yüzünden evlere kapalı kaldığımız şu kış günlerinde bari geçmiş gezilerimizle oyalanalım.Bir taraftan Toros Rotaları 

    devam ederken,bu rotaları çıkardığım gezilerden yeni bir seri yapıp uzun kış akşamlarında yol hayallerine dalalım.Hem de böylelikle rotalar

    biraz daha canlanıp,şekillenecektir.

    Bu haftaki gezimiz orta Toroslarda,Anamas Dağlarında...

    Hem 14 numaralı rotayı,hem de 13 numaralı rotayı kapsıyor. 

    Geçen sene kıştan çıkıp ta bahara ulaşınca içimizde habire kıpraşan kurtlar iyice kontrolden çıktı.Yılın belkide en güzel zamanlarında

    kısa da olsa bir kaçamak bizim kurtçuklara iyi gelir diye düşündük.

    Daha önceki gezilerimizden aklımızda kalan bir dağ geçidini ne zamandır konuşuyorduk.Bu geçit Anamas Dağlarında yaklaşık 2300

    metre yüksekliğinde bir dağı aşarak köprülü kanyon ile Beyşehir Gölü'nü birbirine bağlıyor.Ya da en azından biz öyle tahmin ediyoruz.

    Yaptığımız yol aşağıdaki gibi.Aşmayı düşündüğümüz geçidi çok az bir mesafe kalmasına rağmen malesef kar nedeniyle aşamadık.

    Mecburen Anamas dağlarının etrafından dolandık.

     

    Anamas Dağlarının uzmanı bizim Orhan.(Orhan Uslu) O bölgeyi avucunun içi gibi biliyor neredeyse.Arıyoruz Orhan'ı,dünden hazır.İlk sorusu

    ''Ne zaman gidiyoruz abi?''

    Cumartesi sabah sekizde düşüyoruz yola.

    Gerçi içimizdeki bir takım casuslar daha biz yola çıkmadan ifşa etmişler ama neyse.sopaaa

    Bu gezide toplam 561 km.'yi 25 saatte aşmışız.Bu 25 saatin 12 saati hareket halinde geçmiş.Kısaca birinci gün 13 saat ve ikinci gün

    12 saat motorun üzerindeydik.Bu arada Murtiçi Kepez Köyünden Oymapınar barajına yaptığımız 18 kilometrelik dağ ve kanyon geçişi

    belki de bugüne kadar gördüğüm en kırıcı ve yorucu etaplardan birisiydi.18 kilometrelik yolu tam 2 saat 20 dakikada geçtik.

    600'den fazla fotoğraf çekmişiz.Bunların içinden ayıklaya ayıklaya 140 taneye düşürebildim.

    Sabah kahvaltısı Aksu'da simit ve peynirle.

    Akşam yemeği için plan yapıyoruz burada.Orhan ekmek aldığını ve akşama yeteceğini söylüyor.Allahtan inanmadım da yoldan ekmek aldım

    iki tane daha.Atila ile ikisi yolda Orhan'ın aldığı ekmekleri bitirdiler de benim aldıklarımı çantayı sürekli kilit altında tutup zor kurtardım.hahaha

    Bu fotoğrafı restoranda çalışan genç çekti.Nasıl çekebildinmi diye sorduğumda fotoğraf makinesinin ekranına bakıp ''düğmeye bastım ama hala

    kıpraşıp duruyorsunuz burada'' demez mi.Koptuk tabii.hahaha

    Köprü Çay üzerindeki Aspendos girişi tarafındaki tarihi köprü.Ama artık onarımdan sonra tarihi tarafı kalmamış.

    Bu da biraz ilerideki yeni köprü.

    Daha yolun başında mükemmel manzaralar.

    Yukarıdan ikinci fotoğrafta Orhan'la Atila'nın nevaleyi ve ekmeği tüketmeye başladıkları mola verdiğimiz minik restoran sıcağı önlemenin yolunu

    keşfetmiş.Big Smile

    Herhaşde bu alet restorana doğru esen sıcak havayı bertaraf etmek için orada asılı.

    Gittikçe yükseliyoruz.Bundan sonraki hedef bizim Beyşehir geçidi.Geçmemiz gereken yer kar kaplı.Geçip geçemeyeceğimizi hesaplıyoruz durup.

    İşte burayı aşmamız lazım.Bu dağın arkası Beyşehir Gölü.

    Her şeye rağmen denemeye karar veriyoruz.

    Zirveye 3-4 kilometre kala rastladığımız çoban Mayıs sonundan önce bu geçidi aşmanın mümkün olmadığını söyleyince geri dönüyoruz.

    Burayı aşabilsek şöyle bir manzara ile karşılaşacağız.

     

    Ama dönüş yolu belki de gideceğimiz yoldan çok daha güzel.Dağ ekmek içi çıkartır gibi oyulup yol açılmış.Yarım tüneller zincirinden geçiyoruz.

     

    Dağlardan su fışkırıyor.Tüm yol boyunca buna benzer yüzlerce manzara ile karşılaştık.Hatta şelaler gördük.

    Doğa inanılmaz güzel.

    Buradan sonra Anamas Dağlarının etrafını dolaşmamız gerekiyor.Daha katedecek çoook yol var.

    Kesme boğazı yolumuzun üzerinde.

    Kesme Köyünde mola veriyoruz.Harika köyler var yol üzerinde.Bu ev kuran kursu hocasınınmış.

    Yolcu yolunda gerek.Yola devam.

     Bir tarafta karlı dağlar.

    Diğer tarafta eriyen karların suyu ile coşmuş ırmaklar.

     

    Yine nefis bir köy Belence.

    Belence'de suyun kenarında mola veriyoruz.

    Bu arada geriden gelen Orhan'a dur işareti yapmamıza rağmen yanlış anlayıp geçip gidiyor.Arkasından yetişmek için yola çıkmayı düşünürken

    yandaki evin sahibi Fehim Amca'nın verandasında çay daveti bizi alıkoyuyor bu fikirden.Anında satıyoruz Orhan'ı.Crazy

    Nefis çayları götürdük afiyetle.Fehim Amcaya teşekkür edip ayrılıyoruz.Belence'nin insanı adı gibi güzel,misafirperver.

     

    Yolda yine minik bir göl.Bu sene sular coşmuş.

    Biblo gibi köyler.

    Harika toprak yollar.

    Dedegöl dağlarına tırmanmaya başlıyoruz.

    Karşıda Dedegöl'ün zirvesi.

    Biraz ileride Vali Çeşmesi Geçidi.Rakım 1810 metre.

    Bir tarafta Dedegöl Dağı diğer tarafta Beyşehir Gölü.Bütün gün ulaşmaya çalıştığımız göl en sonunda karşımızda.

    Vali Çeşmesinde barbeküler hazır.Çadılrarı buraya kuralım diyorum ama şu anda sıcaklık 5 derece.Akşam kesin sıfırın altına düşecek.Yemiyor tabii.Crazy

    ''İlk hedefiniz Beyşehir'' pozu.

    Hava kararıyor artık.Bir an önce göl kenarına varıp çadırları kurmak lazım.Daha konaklayacak yer bulucaz.

    Hava kararmaya yakın Yenişarbademli'ye giriyoruz.Sabah yanımızdaki sucuklar bizi idare eder derken akşam olunca et derdine düşüyoruz.

    Yenişarbademli'de bir tane kasap var ama et yok.Indifferent

    Tekel ana dağıtım ofisi var ama içki yok.Indifferent

    Market var ama içinde ekmekde dahil bir şey yok.Indifferent

    Olanı alıp çıkıyoruz.Yanımızda sucuğumuz var,çukulatamız var,fındığımız var e ekmekte var.(Orhan'la Atila'yı dinlesek o da olmayacaktı ya.

    Dedim ya yolda götürdüler diye.Skull)

    Gölün kenarında harika bir yer bulup başlıyoruz çadırları kurmaya.

    Bir taraftan da ateş yakma çalışmaları.

    Atila çok uğraşıyor ateşi yakmak için sağolsun.

    Kömür ateşinde bizim sucuklar cızır cızır.Mükemmel valla.

    Yemekten sonra keyif vakti.

    Biraz sonra dolunay önümüzdeki tepenin ardından yüzünü gösteriyor.Bulunduğumuz yer harika.Bir tarafta göl manzarası,dğer tarafta dedegöl dağı.

    Sabah güzelliği çok daha iyi farkedeceğiz.

    Sabahın ilk ışıkları ile ayaktayız.

    El yüz yıkama faslı,

    Çevreyi keşif,

    Sabah kahveleri,

    ve harika doğanın tadını çıkartma.

    Gece boyunca etrafta trafik vardı ne olduğunu anlamamıştık.Meğer buraya ta Afyon'dan balık tutmaya geliyormuş millet.

    Bu da bizim balıkçı.Gözüyle avlıyor.Smile

    Eh artık toplanma zamanı.Daha yolumuz uzun.

    İstemeye istemeye bu harika yeri terkediyoruz.

    Ama yol boyunca inanılmaz güzellikler göreceğiz daha.

    Arada yol sorup,

    masallardan fırlamış köyleri katediyoruz.


    Harika göl manzaraları.İki adımda bir durup fotoğraf çekiyoruz.




    Yol kenarında elinde 2 haftalık yavrularla bir köylü.Dayanamıyor inip dakikalarca oynuyoruz yavrularla.






    Eski sarnıçta elimizi yüzümüzü yıkıyoruz. 


    Hem havada hemde ağaçların tepesinde gördük leylekleri.Hadi hayırlısı.


    Huğlu'ya doğru yoldayız.




    Huğlu'da etli pidecide geçte olsa sabah kahvaltısı.


    Bizim pideler önce fırına,

    Sonra mideye...


    Yine yoldayız.

     

     

    Aşılacak dağlar var.

    Önümüzde Üzümdere Kanyonu


    Susadık..

    Üzümdere Kanyonu Manavgat Irmağı'nın doğdu yer.Dağlardan fışkıran sular ırmağa akıyor.




    Bu su dağdaki bir yarıktan fışkırıyor.Resmen şelale.

     

    Güzellik karşısında nutkumuz tutuluyor.Bir daha gelinip çadır kurulacak yerler listemizde baş köşeyi alıyor burası.



    Kanyon geçişinden sonra istikamet İbradı Emiraşıklar Köyü.Burada Akdeniz Motosiklet klubü (AKMOK) sezon açılış toplantısı var.Bizde çok

    yakına çıktık kanyondan.Bir taşla iki kuş vuralım dedik.Dostları ziyaret.Malesef burada benim fotoğraf makinesinin 3 yedek pili de dahil olmak

    üzere şarjı bitti.Kameranın fotoğraf fonksiyonunu çözene kadar çektim zannettiğim bütün kareler uçmuş.A60 motosiklet vardı toplantıda.Görülmeye değerdi.Ercüment,Mehmet,İbrahim ve adını sayamadığım tüm dostlar oradaydı.Biz tam kalkma zamanında yetişmişiz.

    Grup yakındaki göktaşı kraterine,biz ise raporun en başında bahsettiğim zorlu Oymapınar geçişine yöneldik.

    Mutiçi'nden Oymapınar geçişine doğru döndük.Yolda yine sevimli köyler.

    Hiç harç kullanılmaksızın inşa edilmiş taş evlerle dolu buraı.Köyün adı Hacıköy.



    O zorlu geçişin girişinde çağla yürütürken.Geeked



    Bahsettiğim Murtiçinden Oymapınara geçit veren kanyon.

     

    Bu kanyon geçişinde malesef çok az fotoğraf var.Yolla uğraşmaktan,durup fotoğraf çekemedik.Ama video çekimleri var.Onlar fikir verecektir.

    Dünden beri ancak resimleri organize edebildim.Yarında videoyu hallederim.

    Yolun ortalarına doğru baraj gölü.

    En sonunda Oymapınar barajı.Ciddi yorulduk.

    Manavgat ırmağının kenraında yorgunluk atmak için çok sevimli bir restoranda durduk.

    Orhanın yüz ifadesi her şeyi anlatıyor aslında.Yorgunluk,keyif hepsi bir arada.Bu iki gün fiziken ciddi yorulmuş olsak da,sanki 15 gün tatildeymiş

    gibi iş ve şehir stresinden uzaklaştırdı hepimizi.Önümüzde daha 80 kilometre var,ama bunca yorgunluğa rağmen bir kaç 80 kilometre daha yol

    alabilirim kesin,eğer eve dönmüyor ve yola devam ediyor olsam.

    Gönderilen Dec 23 2009, 07:05 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 6 comment(s)

  •   Bilinmeyene Yolculuk (II)

    Tue, Dec 01 2009 16:30
    2,807 Okundu  

    ''Bir ayı bir haftada,bir haftayı bir günde yaşadığımız,bir günü bir saate sıkıştırdığımız,bir saati bir dakikaya sığdırdığımız bugünkü dünyamızda eski seyahatnamelerin modası geçmiş olmalıdır.''

    Yukarıdaki satırlar Orhan Kural'ın gizemli coğrafyalar kitabına önsöz olarak Aziz Nesin tarafından yazılmış.

    Ne kadar doğru bir tespit.Eski seyahatnamelerin ve hatta seyahatlerin modası geçti malesef.Dedik ya, artık yola çıkarken ulaşacağımız noktaya hangi saat ve dakikada varacağımızı bile planlıyoruz.

    Halbuki 18 Yüzyıla kadar insanlar günde maksimum 25 ila 40 km dolaylarında bir hızla yol alıyormuş.Yolculuk deyince akla genellikle uzun bir yürüyüş,derin tekerlek izleriyle dolu çamur deryası güzergahlar,hırsızlar,haydutlar geliyormuş.

    Aşağıda gördüğünüz Francis Godwin'in çizdiği gravürü insanın hayal gücünün sınırsızlığını göstermesi bakımından hep şaşkınlıla izlemişimdir.Godwin uçmanın hayal dahi edilemeyeceği 1659 yılında kazların uçurduğu,yelkenle yönelen gravürdeki bu aletle aya gitmeyi tasavvur etmiş.


    Bugün bizler elimizdeki teknolojiye rağmen bırakın sonu belirsiz yolları katetmeyi,alışkanlıklarımızın dışına dahi çıkmaya çekiniyoruz.

    Bu arada yeri gelmemiş olsa da aklıma gelmişken bana ilginç gelen bir not düşeyim.Evliya Çelebi'nin sponsor katkılarıyla seyahat ettiğini biliyormuydunuz.Evet bende şaşırdım buna.Gerçi sadece Evliya değildi sponsorların katkısıyla yola çıkan.Bugün bildiğimiz hemen tüm gezginlerin,kaşiflerin sponsorları varmış.

    O yıllarda seyahat etmek için küçümsenemeyecek bir bütçe ayırmak gerekiyordu.Atla seyahat ediyorsan,sadece atın bakımı bile bir servete mal oluyormuş.Hele Neron'un eşi gibi keyfine düşkün bir kadın varsa yanında vay haline...Neron 1000'e yakın saltanat arabasıyla yolculuk edermiş.Eşi Poppaea Sabina eşek sütüyle yıkanabilsin diye,bir de bu arabaların arkasında daima 500 kadar eşek de beraberinde olurmuş.Smile

    Saksonya kontu III.Wilhelm 1461 yılında,hekimleri,sakisi,ahçıbaşı,hizmetçileri,seyahati kaleme alacak yazmanlarından oluşan 91 kişilik ekibiyle hac yolculuğuna çıktığında 200.000 gulden harcamış.

    Yazmanlar deyince,işte bugün bilinen bir çok seyahatnamenin yazarı,kralların,zenginlerin yola çıkarken yanlarına kattıkları yazmanlardan çıkmış.

    Adı bilinmeyen bir yolcunun hanlardan bir tanesinin duvarına yazdığı şu dizeler o dönemdeki yolculuğun ne kadar zahmetli olduğunu çok iyi anlatıyor.

    Ah yolculuk,seni gidi çetin ceviz

    kanıma giren ağrı gibisin!

    Pireler nasıl da ısırıyor,

    nasıl da sert çarşaflar.

    Ah benim ahmak kafa

    neden çıktım sanki yola?

    Hepimiz tarihi bir mekana giripte eşsiz resimler,gravürlerle kaplı duvarlarında '' Ben buradaydım-Abdülmuttalip,Bunu yazan Tosun...,Seni seviyorum Leyla'' gibi yazıları görünce sunturlu birer küfür savurmuşuzdur muhakkak.Ama ben artık rahatım bu konuda.En azından bunun bizim icadımız olmadığını öğrenince rahatladım.İnsanlar daha İ.Ö 500'ler de bile kutsal mekanlardan parça koparmak ya da duvarlara isim ve arma kazımak gibi alışkanlıklara sahipmiş.

    Hatta bugün tarihçiler bu yazılardan o günün seyahat alışkanlıklarını,hangi kesimin,hangi amaçlarla seyahat ettiğini tespit ediyorlar.Daha da ötesi aynı adamın bir çok tarihi mekandaki isim ve armasından seyahat ettiği yerleri bile öğrenmiş oluyorlar.Bunu okuyunca aklıma hemen şu geldi.Bundan ikibin sene sonra Türkiye'deki tarihi mekanları inceleyen arkeologlar her yerde ''Bunu yazan Tosun okuyana...'' armasını görünce ''Tosun'' isimli bir seyyahın bütün Türkiye'yi,keneflerine kadar gezmiş olduğunu düşünüp Tosun'u tarihin en büyük gezgini diye adlandıracaklardır.Bizim Tosun belki de efsane bile olacaktır.Crazy

    Gidilen tarihi mekanlardan alınan parçalar yolculuğun başarısını simgelermiş.Kutsal emanet kültüde böyle ortaya çıkmış zaten.

    Marco Polo'nun ilginç notları var.Venedikli Marco Polo öbür adıyla Million,Anadolu,Ermenistan,Irak,İran,Çin yolculuğu sırasında Basra Körfezindeki Hürmüz ahalisinden şöyle bahsediyor.Ahali yazları deniz kıyısındaki kulübelerde yaşarmış.Karadan esen boğucu rüzgar yaklaşınca çenelerine kadar suya girip rüzgarın geçmesini beklerlermiş.Antalya'nın eski halini bilenler hatırlayacaktır.Tüm sahilde oba adı verilen tahta kulübeler vardı.Yazları ahali buraya taşınır ve poyraz estiği günlerde sudan çıkmazdı.Alışkanlıklar pek de değişmiyor anlaşılan.

    Marco Polo Pamir yaylasına varıpta Kamul vahası sakinlerinin misafirperverliğini görünce şu satırlarla anlatıyor.''Bilhassa çalgı çalmak,şarkı söylemek,dansetmek ve okumakla uğraşan Kamul vahası sakinleri yabancıları o kadar içten ağırlarlar ki,kadınlarını konuklara sunarak,konuklarında kendileriyle aynı nimetlerden yararlanmasını itibar ve saygınlıklarının arttırmanın bir aracı olarak görürler.''

    Marco Polo tam 25 sene süren yolculuğundan döndüğünde yanındaki 600 adamından sadece 18 tanesi hayatta kalabilmişti.Kendisinden başka hiç kimsenin dünyanın bu kadar uzak bölgelerine gitmediğini bilen Marco Polo'nun kitabını bitirdiği şu sözler benim çok hoşuma gider :

    '' insanlık dünya hakkında daha çok bilgi sahibi olsun diye geri dönmek zorunda kaldım.''

    Arap gezgini İbni Battuta Marco Polo'dan üç kat daha fazla yer görmüş.Tam 120.000 km. yol katetmiş.Ama malesef o dönemde yazılarına gereken ilgi gösterilmemiş. Halbuki Battuta gezdiği yerlerdeki gelenekler,giysiler ve yaşantıyı anlatması bakımından çok önemli bir seyyah.

    İlk hatıra eşyasını üretip satanlar Yunanlılarmış.Atina'da ''Pallas Athena'' kopyaları,Efes'te Artemis Tapınağının ve tanrıça Artemis'in gümüşten taklitleri satılmaya başlanmış.Bu işten ciddi paralar kazanmışlar. 

    Milattan sonraki ilk yüzyıllarda seyahat artık iyice ilerlemiş.Özellikle Roma'da ve Roma İmparatorluğu'nun diğer önemli ulaşım noktalarında ''Cursus Publicus'' yani resmi posta idaresinin kurduğu danışma büroları bile varmış.Bu bürolardan güzergah haritaları alınabiliyormuş.2. ila 4. yüzyıla tarihlenen ve büyük ihtimalle arazi ölçümcüsü Castorius'a ait olan bir Roma güzergah haritası 6,82 metre uzunluğunda ve 34 cm genişliğinde bir parşömen şeridi.Bu haritada tüm Roma İmparatorluğu,İran, Hindistan,3500 yer ismi ve yollar kaydedilmiş.''Tabula Peutingeriana'' isimli bu harita antikçağdan günümüze ulaşan tek güzergah haritası olması nedeniyle çok önemli.Şu anda Viyana'da Avusturya Milli Kütüphanesi'nde bulunuyor.

    Ancak küçük bir parçasının fotoğrafını koyabildim aşağıya.Tamamını görmek isterseniz  burada.

    Eskiden yollarda 30-40 kilometrede bir hanlar varmış.Ancak bu hanların büyük kısmı dolandırıcı han sahipleri,sırnaşık hizmetçi kızlar,sürekli kavga çıkaran müşterileri nedeniyle pek tekin yerler değilmiş.Bu nedenle insanlar daha çok eş,dost,tanıdıklarda kalmayı tercih ediyormuş.Köyün en yaşlısı gelen herhangi bir yabancıya yatacak yer verir,yedirir içirirmiş.Bugünkü ''Hotel'' sözcüğüde o zaman ki konukseverlik anlamına gelen ''Hospes'' sözcüğünden türemiş zaten.Bu dönemden yolculara verilen tavsiyeler bugün bile kullanılabilir nitelikte.Bir hana gidildiğinde tabii çarşaf varsa,ki genelde saman üzerinde veya kendi getirdiğin bir çul üzerinde yatılırmış,çarşafın kenarına eşek kulağı yapılması tavsiye ediliyor.Eğer eşek kulağı dik durursa çarşaf temiz anlamına gelirmiş.Yolcular,keten pantolon,içine kum girmesin diye küçük halkalarla büzülen uzun konçlu çizmeler,mendiller,hasır döşekler,insana güç veren yeşil zencefil,veba hapı vs. alırlarmış yanlarına.

    Bu çağda acenteler ve seyahat büroları dahi varmış.Günlük geziler,bir kaç haftalık turlar ve denizaşırı seyahatler organize eden bu acentelerde anlaşmalar yapılırmış.Bu anlaşmalar gemide kalınacak yerin boyutları,gidiş dönüş yolculuğu,günde iki kez yemek,sınırsız su (Bugünkü yarım pansiyon ) ,çevre gezileri,koruma ve eşek kiralama (rent a car ) masraflarını içerirmiş.

    4.ve 5.yüzyıllarda Roma İmparatorluğu'unun çöküşü ile birlikte seyahat kültürüde çökmüş.Romalıların mükemmel yol ağı harabeye dönüp,üzerinde tek tük insana rastlanır olmuş.Takip eden 1000 sene boyunca insanlık neredeyse tarih öncesi koşullara dönmüş.Bilim duraklamış.

    Tüm bunlar seyahatin,insanlığın bilim ve sosyal gelişimdeki önemini ve hatta temeli olduğunu göstermekte.Bu karanlık dönem olmasa idi,insanlar bu dönemde de rahatlıkla seyahat edebilseydi bugün insanlık gerek bilimde ve gerekse teknolojide 1000 yıl ileride olacaktı.

    Bu dönemde eski seyahatnameler,haritalar yok olmuş,unutulmuş.Kilisenin keşiş haritası da denilen,Dünyayı,Kudüs merkezli etrafı denizlerle çevrili tabak şeklinde gösteren haritasından başka bir şey kalmamış.Tehlikeyi göze alıpta yola çıkmak isteyenlerde caydırılmış.

    Bu tarihlere ait bir iki seyahatname dışında pek bir şey yok.Bunlardan en önemlisi ise müslümanlığın ortaya çıkmasından sonra doğuya seyahat eden ilk hristiyan olan piskopos Arculf'un yaklaşık 670 yıllarındaki hac anıları var.Dönüş yolunda batı sahillerine sürüklenen Arculf Kuzey Avrupa'nın bilinmeyen ülkelerini ziyaret etmiş.

    Bu dönemde seyahat dinin hizmetine girmiş.Hac gezileri ve Haçlı seferleri dışında pek yola çıkan olmamış.

    Ancak 11.ve 12. yüzyıllarda insanlar tekrar yollara çıkar olmuşlar.

    Ta ki,Tayfa ''Rodrigo de Triana'' 12 Ekim 1492'de sabahın ikisinde ''Pinta'' nın seren direğinden avazının çıktığı kadar ''kara göründü'' diye bağırana kadar insanlık bu uykudan uyanamamış.o gün,gün ağırırken Bahama Adaları'na ayak basıp,bu adaları San Salvador adıyla İspanyol egemenliğine katan ve 28 Ekim'de Küba'yı keşfeden Kolomb seyir defterine ''Burada ömür boyu yaşamak isterim'' diye yazmıştı.6 Aralık'ta ise sonradan sömürge kuracakları Haiti Adası'na ulaştılar.Kolomb buraların Amerika olduğunu bilmiyordu.Yaşlılığında dahi Doğu Asya kıyıları önündeki adalara ulaştığını iddia ediyordu.Bu yanılgı nedeniyle bu adaların adı hala ''Batı Hindistan Adaları'' dır.

    Bu keşif bir çok kaşifi harekete geçirdi.Denizci Heinrich,Diogo Cao,Bartolomeu Diaz,Vasco de Gama gibi isimler coğrafi keşifler çağına damgalarını vurdular.1522 yılında Macellan'ın dünyanın etrafını dolaşması artık neredeyse son noktaydı.Bundan sonra Hernan Cortez ile Francisco Pizarro Orta ve Güney Amerika'yı zorbalıkla ele geçirip sömürgeciliğe ve köle ticaretine başladılar.

    Pusula,usturlap hep bu dönemde keşfedildi.Yine bu dönemde barut icat edildi mertlik bozuldu.

    Bu dönemin heyecanını en güzel anlatan sözler Ulrich von Hütten'in : '' Yaşamak bir zevktir,inzivaya çekilmek değil.Bilim çiçek açıyor,ruhlar kıpır kıpır! ''

    Bundan sonra yeni keşfedilen yerlere yolculuklar başlıyor.Macera,hazine,ticaret peşinde binlerce insan yollara düşüyor.Yolculuk kendi başına bir eğitim biçimi haline geliyor.

    Bu dönemlerde yolculuğun amacı sonunda varılacak hedef değil,ilginçliğinin yanı sıra tehlikeli de olan o uzun yolun ta kendisi .Erasmus bir mektubunda şöyle diyor :      '' Bir dünya vatandaşı olmak istiyorum.,her yer evim olsun,daha da önemlisi her yere seyahat edebileyim.''

    Bu lafın üzerine artık daha fazla lafa hacet yok!

     

    Gönderilen Dec 01 2009, 04:30 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 4 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x