Bu Günlük

Hızlı aktarma


Gunalp KOCAKANAT

Günalp Kocakanat


Bilinmeyene Yolculuk (II)

Tue, Dec 01 2009 16:30
2,833 Okundu  

''Bir ayı bir haftada,bir haftayı bir günde yaşadığımız,bir günü bir saate sıkıştırdığımız,bir saati bir dakikaya sığdırdığımız bugünkü dünyamızda eski seyahatnamelerin modası geçmiş olmalıdır.''

Yukarıdaki satırlar Orhan Kural'ın gizemli coğrafyalar kitabına önsöz olarak Aziz Nesin tarafından yazılmış.

Ne kadar doğru bir tespit.Eski seyahatnamelerin ve hatta seyahatlerin modası geçti malesef.Dedik ya, artık yola çıkarken ulaşacağımız noktaya hangi saat ve dakikada varacağımızı bile planlıyoruz.

Halbuki 18 Yüzyıla kadar insanlar günde maksimum 25 ila 40 km dolaylarında bir hızla yol alıyormuş.Yolculuk deyince akla genellikle uzun bir yürüyüş,derin tekerlek izleriyle dolu çamur deryası güzergahlar,hırsızlar,haydutlar geliyormuş.

Aşağıda gördüğünüz Francis Godwin'in çizdiği gravürü insanın hayal gücünün sınırsızlığını göstermesi bakımından hep şaşkınlıla izlemişimdir.Godwin uçmanın hayal dahi edilemeyeceği 1659 yılında kazların uçurduğu,yelkenle yönelen gravürdeki bu aletle aya gitmeyi tasavvur etmiş.


Bugün bizler elimizdeki teknolojiye rağmen bırakın sonu belirsiz yolları katetmeyi,alışkanlıklarımızın dışına dahi çıkmaya çekiniyoruz.

Bu arada yeri gelmemiş olsa da aklıma gelmişken bana ilginç gelen bir not düşeyim.Evliya Çelebi'nin sponsor katkılarıyla seyahat ettiğini biliyormuydunuz.Evet bende şaşırdım buna.Gerçi sadece Evliya değildi sponsorların katkısıyla yola çıkan.Bugün bildiğimiz hemen tüm gezginlerin,kaşiflerin sponsorları varmış.

O yıllarda seyahat etmek için küçümsenemeyecek bir bütçe ayırmak gerekiyordu.Atla seyahat ediyorsan,sadece atın bakımı bile bir servete mal oluyormuş.Hele Neron'un eşi gibi keyfine düşkün bir kadın varsa yanında vay haline...Neron 1000'e yakın saltanat arabasıyla yolculuk edermiş.Eşi Poppaea Sabina eşek sütüyle yıkanabilsin diye,bir de bu arabaların arkasında daima 500 kadar eşek de beraberinde olurmuş.Smile

Saksonya kontu III.Wilhelm 1461 yılında,hekimleri,sakisi,ahçıbaşı,hizmetçileri,seyahati kaleme alacak yazmanlarından oluşan 91 kişilik ekibiyle hac yolculuğuna çıktığında 200.000 gulden harcamış.

Yazmanlar deyince,işte bugün bilinen bir çok seyahatnamenin yazarı,kralların,zenginlerin yola çıkarken yanlarına kattıkları yazmanlardan çıkmış.

Adı bilinmeyen bir yolcunun hanlardan bir tanesinin duvarına yazdığı şu dizeler o dönemdeki yolculuğun ne kadar zahmetli olduğunu çok iyi anlatıyor.

Ah yolculuk,seni gidi çetin ceviz

kanıma giren ağrı gibisin!

Pireler nasıl da ısırıyor,

nasıl da sert çarşaflar.

Ah benim ahmak kafa

neden çıktım sanki yola?

Hepimiz tarihi bir mekana giripte eşsiz resimler,gravürlerle kaplı duvarlarında '' Ben buradaydım-Abdülmuttalip,Bunu yazan Tosun...,Seni seviyorum Leyla'' gibi yazıları görünce sunturlu birer küfür savurmuşuzdur muhakkak.Ama ben artık rahatım bu konuda.En azından bunun bizim icadımız olmadığını öğrenince rahatladım.İnsanlar daha İ.Ö 500'ler de bile kutsal mekanlardan parça koparmak ya da duvarlara isim ve arma kazımak gibi alışkanlıklara sahipmiş.

Hatta bugün tarihçiler bu yazılardan o günün seyahat alışkanlıklarını,hangi kesimin,hangi amaçlarla seyahat ettiğini tespit ediyorlar.Daha da ötesi aynı adamın bir çok tarihi mekandaki isim ve armasından seyahat ettiği yerleri bile öğrenmiş oluyorlar.Bunu okuyunca aklıma hemen şu geldi.Bundan ikibin sene sonra Türkiye'deki tarihi mekanları inceleyen arkeologlar her yerde ''Bunu yazan Tosun okuyana...'' armasını görünce ''Tosun'' isimli bir seyyahın bütün Türkiye'yi,keneflerine kadar gezmiş olduğunu düşünüp Tosun'u tarihin en büyük gezgini diye adlandıracaklardır.Bizim Tosun belki de efsane bile olacaktır.Crazy

Gidilen tarihi mekanlardan alınan parçalar yolculuğun başarısını simgelermiş.Kutsal emanet kültüde böyle ortaya çıkmış zaten.

Marco Polo'nun ilginç notları var.Venedikli Marco Polo öbür adıyla Million,Anadolu,Ermenistan,Irak,İran,Çin yolculuğu sırasında Basra Körfezindeki Hürmüz ahalisinden şöyle bahsediyor.Ahali yazları deniz kıyısındaki kulübelerde yaşarmış.Karadan esen boğucu rüzgar yaklaşınca çenelerine kadar suya girip rüzgarın geçmesini beklerlermiş.Antalya'nın eski halini bilenler hatırlayacaktır.Tüm sahilde oba adı verilen tahta kulübeler vardı.Yazları ahali buraya taşınır ve poyraz estiği günlerde sudan çıkmazdı.Alışkanlıklar pek de değişmiyor anlaşılan.

Marco Polo Pamir yaylasına varıpta Kamul vahası sakinlerinin misafirperverliğini görünce şu satırlarla anlatıyor.''Bilhassa çalgı çalmak,şarkı söylemek,dansetmek ve okumakla uğraşan Kamul vahası sakinleri yabancıları o kadar içten ağırlarlar ki,kadınlarını konuklara sunarak,konuklarında kendileriyle aynı nimetlerden yararlanmasını itibar ve saygınlıklarının arttırmanın bir aracı olarak görürler.''

Marco Polo tam 25 sene süren yolculuğundan döndüğünde yanındaki 600 adamından sadece 18 tanesi hayatta kalabilmişti.Kendisinden başka hiç kimsenin dünyanın bu kadar uzak bölgelerine gitmediğini bilen Marco Polo'nun kitabını bitirdiği şu sözler benim çok hoşuma gider :

'' insanlık dünya hakkında daha çok bilgi sahibi olsun diye geri dönmek zorunda kaldım.''

Arap gezgini İbni Battuta Marco Polo'dan üç kat daha fazla yer görmüş.Tam 120.000 km. yol katetmiş.Ama malesef o dönemde yazılarına gereken ilgi gösterilmemiş. Halbuki Battuta gezdiği yerlerdeki gelenekler,giysiler ve yaşantıyı anlatması bakımından çok önemli bir seyyah.

İlk hatıra eşyasını üretip satanlar Yunanlılarmış.Atina'da ''Pallas Athena'' kopyaları,Efes'te Artemis Tapınağının ve tanrıça Artemis'in gümüşten taklitleri satılmaya başlanmış.Bu işten ciddi paralar kazanmışlar. 

Milattan sonraki ilk yüzyıllarda seyahat artık iyice ilerlemiş.Özellikle Roma'da ve Roma İmparatorluğu'nun diğer önemli ulaşım noktalarında ''Cursus Publicus'' yani resmi posta idaresinin kurduğu danışma büroları bile varmış.Bu bürolardan güzergah haritaları alınabiliyormuş.2. ila 4. yüzyıla tarihlenen ve büyük ihtimalle arazi ölçümcüsü Castorius'a ait olan bir Roma güzergah haritası 6,82 metre uzunluğunda ve 34 cm genişliğinde bir parşömen şeridi.Bu haritada tüm Roma İmparatorluğu,İran, Hindistan,3500 yer ismi ve yollar kaydedilmiş.''Tabula Peutingeriana'' isimli bu harita antikçağdan günümüze ulaşan tek güzergah haritası olması nedeniyle çok önemli.Şu anda Viyana'da Avusturya Milli Kütüphanesi'nde bulunuyor.

Ancak küçük bir parçasının fotoğrafını koyabildim aşağıya.Tamamını görmek isterseniz  burada.

Eskiden yollarda 30-40 kilometrede bir hanlar varmış.Ancak bu hanların büyük kısmı dolandırıcı han sahipleri,sırnaşık hizmetçi kızlar,sürekli kavga çıkaran müşterileri nedeniyle pek tekin yerler değilmiş.Bu nedenle insanlar daha çok eş,dost,tanıdıklarda kalmayı tercih ediyormuş.Köyün en yaşlısı gelen herhangi bir yabancıya yatacak yer verir,yedirir içirirmiş.Bugünkü ''Hotel'' sözcüğüde o zaman ki konukseverlik anlamına gelen ''Hospes'' sözcüğünden türemiş zaten.Bu dönemden yolculara verilen tavsiyeler bugün bile kullanılabilir nitelikte.Bir hana gidildiğinde tabii çarşaf varsa,ki genelde saman üzerinde veya kendi getirdiğin bir çul üzerinde yatılırmış,çarşafın kenarına eşek kulağı yapılması tavsiye ediliyor.Eğer eşek kulağı dik durursa çarşaf temiz anlamına gelirmiş.Yolcular,keten pantolon,içine kum girmesin diye küçük halkalarla büzülen uzun konçlu çizmeler,mendiller,hasır döşekler,insana güç veren yeşil zencefil,veba hapı vs. alırlarmış yanlarına.

Bu çağda acenteler ve seyahat büroları dahi varmış.Günlük geziler,bir kaç haftalık turlar ve denizaşırı seyahatler organize eden bu acentelerde anlaşmalar yapılırmış.Bu anlaşmalar gemide kalınacak yerin boyutları,gidiş dönüş yolculuğu,günde iki kez yemek,sınırsız su (Bugünkü yarım pansiyon ) ,çevre gezileri,koruma ve eşek kiralama (rent a car ) masraflarını içerirmiş.

4.ve 5.yüzyıllarda Roma İmparatorluğu'unun çöküşü ile birlikte seyahat kültürüde çökmüş.Romalıların mükemmel yol ağı harabeye dönüp,üzerinde tek tük insana rastlanır olmuş.Takip eden 1000 sene boyunca insanlık neredeyse tarih öncesi koşullara dönmüş.Bilim duraklamış.

Tüm bunlar seyahatin,insanlığın bilim ve sosyal gelişimdeki önemini ve hatta temeli olduğunu göstermekte.Bu karanlık dönem olmasa idi,insanlar bu dönemde de rahatlıkla seyahat edebilseydi bugün insanlık gerek bilimde ve gerekse teknolojide 1000 yıl ileride olacaktı.

Bu dönemde eski seyahatnameler,haritalar yok olmuş,unutulmuş.Kilisenin keşiş haritası da denilen,Dünyayı,Kudüs merkezli etrafı denizlerle çevrili tabak şeklinde gösteren haritasından başka bir şey kalmamış.Tehlikeyi göze alıpta yola çıkmak isteyenlerde caydırılmış.

Bu tarihlere ait bir iki seyahatname dışında pek bir şey yok.Bunlardan en önemlisi ise müslümanlığın ortaya çıkmasından sonra doğuya seyahat eden ilk hristiyan olan piskopos Arculf'un yaklaşık 670 yıllarındaki hac anıları var.Dönüş yolunda batı sahillerine sürüklenen Arculf Kuzey Avrupa'nın bilinmeyen ülkelerini ziyaret etmiş.

Bu dönemde seyahat dinin hizmetine girmiş.Hac gezileri ve Haçlı seferleri dışında pek yola çıkan olmamış.

Ancak 11.ve 12. yüzyıllarda insanlar tekrar yollara çıkar olmuşlar.

Ta ki,Tayfa ''Rodrigo de Triana'' 12 Ekim 1492'de sabahın ikisinde ''Pinta'' nın seren direğinden avazının çıktığı kadar ''kara göründü'' diye bağırana kadar insanlık bu uykudan uyanamamış.o gün,gün ağırırken Bahama Adaları'na ayak basıp,bu adaları San Salvador adıyla İspanyol egemenliğine katan ve 28 Ekim'de Küba'yı keşfeden Kolomb seyir defterine ''Burada ömür boyu yaşamak isterim'' diye yazmıştı.6 Aralık'ta ise sonradan sömürge kuracakları Haiti Adası'na ulaştılar.Kolomb buraların Amerika olduğunu bilmiyordu.Yaşlılığında dahi Doğu Asya kıyıları önündeki adalara ulaştığını iddia ediyordu.Bu yanılgı nedeniyle bu adaların adı hala ''Batı Hindistan Adaları'' dır.

Bu keşif bir çok kaşifi harekete geçirdi.Denizci Heinrich,Diogo Cao,Bartolomeu Diaz,Vasco de Gama gibi isimler coğrafi keşifler çağına damgalarını vurdular.1522 yılında Macellan'ın dünyanın etrafını dolaşması artık neredeyse son noktaydı.Bundan sonra Hernan Cortez ile Francisco Pizarro Orta ve Güney Amerika'yı zorbalıkla ele geçirip sömürgeciliğe ve köle ticaretine başladılar.

Pusula,usturlap hep bu dönemde keşfedildi.Yine bu dönemde barut icat edildi mertlik bozuldu.

Bu dönemin heyecanını en güzel anlatan sözler Ulrich von Hütten'in : '' Yaşamak bir zevktir,inzivaya çekilmek değil.Bilim çiçek açıyor,ruhlar kıpır kıpır! ''

Bundan sonra yeni keşfedilen yerlere yolculuklar başlıyor.Macera,hazine,ticaret peşinde binlerce insan yollara düşüyor.Yolculuk kendi başına bir eğitim biçimi haline geliyor.

Bu dönemlerde yolculuğun amacı sonunda varılacak hedef değil,ilginçliğinin yanı sıra tehlikeli de olan o uzun yolun ta kendisi .Erasmus bir mektubunda şöyle diyor :      '' Bir dünya vatandaşı olmak istiyorum.,her yer evim olsun,daha da önemlisi her yere seyahat edebileyim.''

Bu lafın üzerine artık daha fazla lafa hacet yok!

 







Yayınlanış Tarihi Dec 01 2009, 04:30 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT

Yorumlar

 

Cem YILDIZ Dediki :

Bu yolculuklar gercekten tam bir bilinmeyen. Dusunsenize elimizde o denli gelismis 2-3 metre hata ile harita uzerinede yerini gosteren GPS ler varken bile kaybolabiliyoruz. Gercekten cok uzak haritalar ve yanilma payi cok yuksek navigasyon teknikleri ile bu insanlar nasil gidecekleri yere varabilmisler ya da haritaliyabilmisler inanilir gibi degil. O devirde kullanilan navigasyon tekniklerini de belki ayri bir konu olarak incelemek lazm

Gunalp, genis bir bilgi yiginindan cekip cikartilmis bu konu belli ki arastirmasi cok genis bir zamana ve emege dayaniyor. Sana ne kadar tesekkur etsem az. Internet sayesinde dilerim cok genis kitleler bunlari bilecek ilham alacak. Harika bir is cikardin !!!

November 28, 2009 11:38 AM
 

Gunalp KOCAKANAT Dediki :

Cem söylediğin gibi bugünkü navigasyon teknikleri ile karşılaştırıldığında bu adamların uçsuz bucaksız denizlerde,daha önce hiç gidilmemiş,bilinmeyen yerlere nasıl ulaştıkları,hadi şans eseri ulaştılar,nasıl geri döndükleri apayrı bir muamma.

Bir sonraki yazıda da bu konuyu kurcalayalım.Antik çağ navigasyon aletleri gerçekten inanılmaz.Mesela ''Kamal''. Arapların 9.Yüzyılda icad ettikleri bir alet.''Nocturnal'' üst üste iki tabakdan oluşan daha da enteresan bir alet.Aslında bu aletleri tanımak,zorda kalındığında yapımları da kolay olduğu için çok işe yarayacaktır.

November 28, 2009 6:23 PM
 

Omer Arican Dediki :

Günalp,

Harika bir çalışma olmuş,emeğine sağlık.

December 4, 2009 11:06 PM
 

rimonabantexcellence site title Dediki :

PingBack gönderen rimonabantexcellence site title

July 17, 2013 6:25 AM

Yorum Yaz

(Zorunlu)  
(İsteğe Bağlı)
(Zorunlu)  

About Gunalp KOCAKANAT

1966'da dogdum.Lise ve üniversite'yi saymazsak yaklaşık 40 yıldır Antalya’da yasiyorum.Birdenbire motosiklet sevdasına nereden tutuldum bilmiyorum.Ama iyi ki tutulmusum.Bu sayede 40 yil yaşadığım sehri tanımadıgımı anladım.Ilk motosikletim BMW F 650 GS idi.Baslangiç için ideal,oldukça makul bir motorsiklet.Bir süre sonra onunla vedalastik ve BMW R 1200 GS’le yollari kat etmeye basladik.Simdilerde R 1200 GS Adventure kullanıyorum.Daha yapılacak çok yol var.
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x