Zeytin,peynir,domates ve biber.E daha ne olsun? Ha bu arada eşimin yanıma azık ettiği poaçalarıda unutmayalım.
Nefistiler.
(Burada anlaşılacağı üzere sonraki geziler için puan toplama amaçlı ufak bir yalakalık sözkonusu.) 
Şansımıza kampın görevlisi bir gün önce ağ atmış göle.Haydin hep beraber toplayalım diyor.Ulen keşke başka bir şey dileseydik.
Atladık Beyşehir usulü kayığa.Pancar motorun sesini özlemişim.Kulağıma şarkı gibi geldi.17-18 sene önce buna benzer bir kayığımız vardı.
Adı da ''Denizatı'' ydı.O geldi aklıma.
Rastgele diye asılıyor reis ağlara.
Yavru bir balık yakalanmış ağa.Fenada dolamış her tarafına.Biraz uğraşıp çıkardım.Büyüsün de öyle sofra süslesin diye attım tekrar suya.
Av pek verimli değil.Topu topu 4 tane balık.
Olsun! Biz bol keyif aldık.Sabah sabah harika geldi.
Bu adam ne yapıyor? Kendisi söylesin ben de bilmiyorum.Arkam dönük.
Ama büyük ihtimalle sabahın keyfinden oynuyor.
Dün kampinge yerleştikten sonra gezerken uzakta Anamas Dağlarını görünce aklıma hain bir fikir geldi.Yaz başında Atila,Orhan ve ben
bu dağın diğer tarafından bu tarafa geçmeye çalışmış ama kardan becerememiştik.
Bundan bir kaç hafta sonra Atila 4 * 4'le denemiş yine çıkamamıştı.Bu mevsimde kar olacak değil ya.Denemeye değer diye düşündüm.
Bu sefer bu tarafından Antalya tarafına geçebirlirdik.Hem de yolu 100 kilometre kısaltacaktı bu geçiş.
Sabah Kampingin işletmecisine soruyorum yolu.O da bir arkadaşını arıyor.Yeşildağ kasabasını bulup orada tekrar sormamızı söylüyor
telefondaki arkadaşı.Çıkıyoruz Yeşildağ istikametine doğru.

Yeşildağ'da sorduğumuzda Dumanlı tabelasını takip etmemizi,Dumanlı'ya vardığımızda ise yolun girşini bulacağımızı söylüyorlar.
Çok uzun olmayan bir sürüşten sonra Dumanlı Köyündeyiz.Köyün girişinde duruyorum.Köyün içinden müzik sesi yükseliyor.
Kesin düğün var diye konuşuyoruz.

Köyün meydanına geliyoruz ki,düğün dernek kurulmuş.Hemen önümüze geçiyorlar.Durun,bırakmayız oynamadan diye.Böyle teklife hayır denirmi?
Düğün Kerem'le Seda'nın mış.Biz gelinle damadı göremedik,Beyşehir'deler.ama Dumanlı Köyünün misafirperver,candan insanları ile
unutulmayacak dakikalar geçirdik.



Dirayet gösterip bizi oynatma çabalarını alt ettik.
Atila ben Ankara'lıyım oynamam dedi.Mehmet ben oynamam ama ne olsa çalarım dedi.
Bende yerim dar diyerek kurtardım.

Tüm köy halki burada.Çocuklar,gençler,yaşlılar.





Köyün evleri harika.İnanılmaz sevimli bir yer.



Bu ağaçtan yapılar ahırmış.En az 100 yıllık olduğunu söylüyorlar.Hiç bir bağlantı elemanı yok.Birbirine geçme kütüklerden yapılmış.


Evlerin cumbalarında yine çok eski olduğu belli olan süslemeler var.

Köy halkı yemek yemeden bırakmayız diye ısrar edince kıramıyoruz.Köy meydanından düğün evine geçiyoruz.Kazanlar ateşe konmuş.
Tüm Köy toplanmış.Şehirde komşu komşuyu tanımaz.Burada herkes bir işin ucundan tutuyor.




Bizde sıraya geçiyoruz.
Çorba,nohut,pilav ve helva.Yediğimiz en lezzetli yemeklerden bir tanesi.


Ağalar çayları bekliyor.

İnsanların yüzü aydınlık.Belli ki mutlular.

Yolcu yolunda gerek deyip ayrılıyoruz istemeye istemeye.Kerem ile Seda'nın gıyabında babasına ömürleri boyunca mutluluklar dileyip bir
yastıkta kocasınlar dilekleriyle Emeredin geçidine doğru yollanıyoruz.

Güya bu gezide off road yapmayacaktık.Yine dayanamadık.Ama olsun,nefis bir yoldu.



Gittikçe yükseliyoruz.1600 lü metrelere geldik.Daha baya bir tırmanış var önümüzde.

Daha önce google'da bakıp böyle bir manzara olacağını tahmin etmiştim.Şimdi yanılmadığımı görüyoruım.İleride,uzaklarda Beyşehir Gölü.

İkide bir durup manzara ve havanın keyfini çıkarıyoruz.

Ve en sonunda zirvedeyiz.

Bayrağı biz dikemedik ama dikmiş kadar havaya girdik.



Bu geçidin enteresan yanı,bir tarafı İç Anadolu diğer tarafı Akdeniz.Aynı anda iki tarafıda mükemmel bir şekilde izleyebiliyorsun.
Aşağıdaki google earth görüntüsünde sağ tarafta Beyşehir Gölü,sol tarafta Antalya,Köprüçay'ın hemen hemen doğduğu yer.




Artık iniş zamanı.İniş yolu da harika.




Daha önce çıkıp geri döndüğümüz noktaya geliyoruz.Benim Zümo'da burayı işaretlemiştim.Daha sonra gelip aşmak kaydı ile.Bu yolda artık
aynamızda kaldı.


Daha önce bu noktadan geri dönerken geldiğimiz yoldan değil bir başka yoldan inmiş ve yarım tünellerden oluşan harika bir yolla karşılaşmıştık.
Yine aynı yerden gitmeye karar veriyoruz.


Çeşme başında duruyoruz.Buz gibi suyla kendimize geliyoruz.



Kendimize geliyoruz lafını erken ettim sanırım.

Atila yere serilmiş,Mehmet'te ensesini serinletmeye çalışıyor.Sıkı tırmanıştı anlaşılan.

Son durak Köprülü Kanyon.Daha park eder etmez bazı arkadaşlar seriliyor yine.Yumuşak bir yer bulmaya görsün.

Köprüçayın buz gibi suyuna atıyoruz kendimizi.Atıyoruz dediysem cidden atmaktan bahsediyorum.Daha suya girer girmez dışarı fırlıyor adam soğuktan.
Ama bu yolun üzerine iyi geldi.

Ne gündü ama!
Sabah Beyşehir'de balığa çık,Dumanlı'da düğüne katıl,Emeredin Geçidini aş,Köprüçay'da yüz.
Tüm bunları ancak motoikletle yaşayabilir insan.
Dumanlı'dan otomobille geçiyor olsaydık bizi durdurup düğüne davet ederlermiydi? Bilemiyorum...
Ya da otomobille Emeredin'e tırmanırmıydık? Bu da şüpheli...
Hatta otomobille kalkıp Beyşehir'e çadır kurmaya gidermiydik? Hiç sanmıyorum...
Otomobille çıkıp böylesine doğayla iç içe olur,ikide bir durup havayı ciğerlerimize çekermiydik? Kesinlikle hayır...