Gunalp KOCAKANAT

Günalp Kocakanat


RT Antalya-Adana Ortak Zeyve Kampı 12-13 Haziran 2010

Fri, Jun 18 2010 10:03
7,557 Okundu  

          

         

 

Her sene Mayıs Ayı'nda Adana ve Antalya ekiplerinin ortak bir kamp organizasyonu artık geleneksel hale geldi.

Geçen sene Anamur civarında ve Yerköprü Şelalesi'nde yaptığımız kampın tadı hala damağımızda. 

Bu sefer de geçen hafta içinde Adana'dan Mehmet Özdoğan ''Haydin bu hafta ortada bir yerde bululşup azalım!'' diye arayınca Cumartesi günü düştük

yollara.

Antalya'dan Atila,Orhan,Hasan ve Ben,Adana'dan Mehmet,Osman ve İskenderun'dan Ümit hemen hemen aynı saatlerde karga bokunu yemeden

karşılıklı çıktık.Bizim safiyane plan öğlen onikide Ermenek yakınlarında Kazancı Kasabası'nda buluşmak.

Bırakın öğlen onikiyi akşam saat dokuz buçukta zor buluştuk.300 km. yolu 14-15 saatte katettik.

Değdi ama!coolll

Bu arada çok kısa bahsetmek istediğim bir şey var.Sitemizdeki her bir rapor,tamamen aynı yerlere gidilmiş olsa dahi yazarının kendi

izlenimlerini,bakış açısını göstermesi bakımından biri diğerinden ayrı farklı tadlar içeriyor.Bu gezide de aynı şey sözkonusu.

Burada benim izlenimlerimden sonra Antalya'dan birlikte çıktığımız Hasan Basri Yontar'ın gözünden ve ağzından aynı geziyi göreceğiz.

Bunun arkasında ise Adana Ekibinden Ümit Kaplan'ın ağzından Adana'lıların yol macerasını izleyeceğiz.

Her üç yazıyı ayrı ayrı okuyunca biraz önce söylediklerimin doğruluğunu birlikte yaşayacağız.

Bizde adettir.Bir yere isim koyarken abartırız.''Gizli Cennet diye duyardım hep.'' Açıkcası hiç te merak edip girmemiştim.Nasılsa her zamanki gibi

abartıdır diye düşünüyordum.

Fakat adıyla bu kadar özdeşleşmiş bir yer zor bulunur.Cidden cennet.Burasının fotoğrafları koyup koymamakta tereddüt ettim aslında.

Kendimize mi saklasaydık diye düşündüm.Sonra dayanamadım.

İlk durağımız işte bu Gizli Cennet!









Bu arada rotamızdan bahsetmedim.Amacımız daha önce hiç geçmediğimiz (tabii kaldıysa) yaylalardan,yani Gündoğmuş,Cündere üzerinden

Gökbel Yaylası,devamında Yunt Platosu üzerinden Ermenek tarafında Nadire Köyü'ne ulaşmak.

Gizli Cennetten çıkıp Gündoğmuş üzerinden Cündere Şelalesi tarafına gidiyoruz.Karşımızda bir başka cennet,Cündere diğer adıyla Alara Şelalesi.

Burası da oldukca az tanınan yerlerden.Yoldaki manzaralarda,şelale de cenneti aratmayacak güzellikte...








Hasan Gözlüğünden şelale...





Buradan sonra off road başladı.Oldukca zorlu bir tırmanış var önümüzde.Yol daha bir gün önce yapılmış.Zemin altımızda sanki misket döşenmiş gibi kayıyor.

Yol zorlu deyince bir şeye değinmeden geçemeyeceğim.Bu gezininde bir ilki var.Hasan ilk defa bu kadar zorlu bir off road'a yine ilk defa bir 1200 GS'le çıkıyor.Başta kendisi çok endişeliydi.Ama sanki kırk yıllık endurocu gibi hemen hemen hiç zorlanmadı.Antalya bir endurocu daha kazandı.Hasan tebrik ederim.İlk seferinde bu kadar zorlu bir yolda inanılmaz başarılıydın.coolll



İşte ne zamandır geyiğini yaptığımız,zurnanın pardon pardon! kirazın zırt dediği yere geldik.Sağımız solumuz kiraz bahçesi.Hem de öyle böyle

kiraz değil Uluborlu kirazı.Bu kiraz iç piyasaya düşmez.Çok ender bulunur.tamamı ihraclık.Gerçi bizim talan ettiğimiz bahçenin ihrac edilecek kirazı

kalmadı ya neyse!Prankster2

Bırakın kirazı bazıları ağacın yapraklarına saldırdı.





Ne kadar kiraz yediğimizi bilmiyorum ama Orhan ve Atila'nın mide fesatına uğradıklarını biliyorum.



Kiraz bahçesinin olduğu yerde yol ikiye ayrılıyor.Hangisinden gideceğimizden emin olamayınca ben gözüme kestirdiğim bir tanesini kolaçan etmek için önden çıktım.

Bir kilometre kadar sonra binlerce kiraz ağacının arasında bir eve rastladım.Sahibi bahçede oturmuş keyif yapıyordu.Yolu sormak için durunca yine Anadıolu misfirperverliği ile çay içmeden bırakmam deyince aşağıda beni bekleyen ekibide telefon açarak çağırdım.Burada da en az beş kilo kiraz daha götürdük ayak üstü.



Hasan nedense zor ayrıldı amcadan.Crazy


Hatta yolda durup kiraz bahçelerine bakıp iç geçiriyordu.



Habire tırmanıyoruz.İrtifa 1800 metreyi buldu.Biz hala tırmanıştayız.Önümüz Gökbel Yaylası.

Arkamızda bıraktığımız yola yukarıdan bakınca insan kendi kendisini sorguluyor.Aklımızı peynir ekmekle mi yedik!Search Alttaki fotoğrafın sol ortasındaki ovadan beri o görülen yollardan tırmanıyoruz.Allah akıl fikir versin!



Sonunda Gökbel'deyiz.



Gökbel'den sonra asfalt bir yol var.Bu yoldan Alanya Kuşyuvası'nın yaklaşık 1 km kadar üzerinde Ermenek Alanya yoluna  ulaştık.Hemen yolun

çıkışındaki gözlemecide haytımızda yediğimiz en kötü gözlemeleri yedik.Yol boyunca midem ağzıma geldi.Ama yemeye de mecburduk.

Önümüzdeki yolda belki de sonuna kadar herhangi bir yer yok yemek yenebilecek.

Buradan bir kaç kilometre sonra tekrar Yunt Platosuna çıkmak için ana yoldan yoldan ayrılıyoruz.Her taraf nefis.Baharla birlikte sular coşmuş.

Yolda ki bir köprünün altındaki manzaraya bakın.



Burası bir önceki etaptan da zorlu çıktı.Bazı yerde yol denebilecek bir şey yok.Sıcakta bastırdı.Termometrede 36,5 dereceyi gördüm burlarda.Durup fotoğraf çekemedim bu 25-30 km.boyunca.Bir su başına gelince geride kalan ekibi beklemeye başladım.Hiç bir gezide kendi fotoğrafım yok.Fırsattan istifade kendi kendimi fotoğrafladım bu arada.



Biraz sonra bizim ekip teker teker gelmeye başladı.




Ve gelir gelmez sanki 2 gündür çölde susuz kalmış misali tulumbanın başına üşüştüler.

Suda resmen buz.Nefis...

Bu yolun girşini taşla kapatmışlar.Gerçi yol denmez ya buna.Orhan daldı önden.Taşları görmedi sanırım.Bende arkasından onu yakalayıp durdurayım diye daldım.

Korna çalıyorum,bağırıyorum duymuyor.Yetişene kadar zaten yarısını geçtik yolun.

Bu arada arkadan bazı arkadaşların duymadım zannedip söyledikleri şeye de çok alındım aslında.Big Smile Bahsi geçen bu arkadaş ''Beni delimi öptgireyim bu yola, girmicem arkadaş...'' diye durdu.

E biz girdik bu yola.Şimdi o bahsedilen deli bizimle muhatap olmuş mu oluyor???hahaha






Biz bu yolları aşmaya çalışırken aklım bir taraftan Adana ekibinde.Bulunduğumuz hiç bir yerde telefon çekmiyor.Ne Turkcell ne Vodafone.Telefonun çektiği bir kaç yerde aradığımda ise Adana ekibinden kimsenin telefonuna ulaşılamıyordu.Bir başka yerde bir çobanı elinde telefonla konuşurken gördüm.Sorunca sadece Avea çekiyor dedi.E bizde de kimsede Avea yok.Biz öğlen oniki en geç onüçte buıluşuruz dedik.Saat üç oldu biz daha yolu yarılamadık bile.Haberleşme olanağı yok.Onlar Kazancı'da boşu boşuna bekliyorlar diye düşünüp duruyorum hep yolda.Bir yere geldik telefonuma mesaj geldi.Baktım Mehmet'ten.Saat 16.17'de çekilmiş biz daha Mut'tayız yazıyor.Onlar bizden beter durumda yani.Sevindim tabii.

Neyse yola devam ediyoruz.Sonunda Yunt Platosuna geldik.Çok enteresan bir yer.10 kilometre boyunda ve yine yaklaşık 6-7 kilometre eninde bir plato.Dümdüz.Buraya gelmeden karşılaştığımız yörükler bizi uyardı.Yollar fena halde çamur geçemeyebilirsiniz. diye.Ama yapacak bir şey yok o kadar yolu geri dönecek halimizde yok.Platonun altı tarafı,yani kuzey batısı bizim hedefimiz olan Nadire Köyü.İlerlemek zorundayız.

Söyledikleri gibi cidden yollar çamur içinde.Yavaş yavaş ilerliyoruz.


Toprağın üzeri kuru görünüyor ama hemen yarım santim altı çamur.Tekerlek üzerindeki kuru tabakayı sıyırıyor ve anında kaymaya başlıyor.

Bu şekilde ilerlerken önüme çıkan su birikintisine dalıyorum.Meğer bataklıkmış.Daha iki metre gitmeden saplanıp kaldım.Arkamdakilerle de baya mesafe var.Tek ayağım çamurun içinde gittikce batıyor.Motoru sağ dizimle seleden iterek ve sol ayağımla sol pege basarak devrilmesin diye tutuyorum.Bıraksam küllüm suya batacak.Neyse arkadan bizimkiler geliyor ama dalga geçmekle meşguller.Kimse motordan inip yardıma gelmiyor.sopaaa


İte kaka 3 kişi zor çıkardık motoru.

 

Burayı geçince yine bir yörük yerleşkesine geliyoruz.

Yolun güzellikleri bitmiyor... 


İrtifa 1800 metre.Etrafımızda harika bir sedir ormanı.Çok keyifli bir off road.

Sonunda Nadire Köyü uzaktan görünüyor.İşte bu anları çok seviyorum.

Bunca çabadan sonra hedefe ulaşmanın keyfi hiç bir şeyde bulunmaz. 

Tam burada Adana ekibine ulaşıyoruz.Kazancı Ermenek arasında Zeyve'de bizi bekliyorlarmış.Bizimde zaten alternatif kamp yerimiz Zeyve'ydi.Nadire köprüsüne bakıp tekrar konuşacağız.Hangisinde kamp yapalım diye karar vereceğiz.Aramızda 35 km. mesafe var. 

Orjinal köprünün yerinde yeller esiyor.Sel geçen sene bu köprüyü götürmüş.Yerine demirden yeni bir köprü yapmışlar.Ama doğa nefis burada. 

En az 300 yaşında bir çınar.

Hasan ağacın arkasında ne gördüyse kaçıyor oradan.E boşuna dememişler ''Dağda dikkatli olun ayu çıkabilü,daş düşebilü'' diye.Crazy 

Mehmet'le tekrar telefonlaşıyor ve kampı Zeyve'de kurmaya karar veriyoruz.Saat çok geç oldu.Akşam yemeği için hazırlık yapmaya kimsenin mecali yok.Zeyve'de restoranlar var.Bugün keyif yapalım.

Zeyve'ye doğru yollanıyoruz.Yol burada da nefis.

Sonunda Adana ekibi ile buluşuyoruz.Tam 14 saattir yoldayız.Buluşmayı planladığımız saate göre 9 saat kadar rötarlıyız.

Çadırlar kuruluyor.

Mangal yakılıyor...

Ayaklar buz gibi suda dinlendiriliyor...

Etler seçiliyor...

Sofraya oturulup hasret gideriliyor.Günün maceraları,fıkralar anlatılıyor.Muhabbet gırla.kahkahalar etrafı çınlatıyor.

Muhabbetin güzelliğinden vaktin nasıl geçtiğini anlamamışız.Gece saat 01.00 oluvermiş.

Bazılarımız kanaviçeli yastıklarına sarılıp yatmaya hazırlanıyor.E yeni evli olunca hanım kıyamayıp kanaviçeli yastık tutuşturmuş Hasan'ın eline.hahaha Biz garipler kimimiz şişme yastıklarla,kimimiz montu yastık yapıp yatarken bu arkadaş süslü yastığıyla mışıl mışıl uyudu tabii.Lol

O yorgunluğun üzerine deliksiz bir uyku çektim.

Kahvaltı masamız hazırlanıyor bu arada.Eh bazen böyle keyifte yapmak lazım.

Taze ceviz reçelinden tu köy yumurtasına kadar her şey var kahvaltıda.Biz böyle şeylere pek alışık değiliz ama iyi oluyormuş.

Kahvaltıdan sonra toparlanıp yola çıkıyoruz.Niyetimiz en azından öğlene kadar beraberce off road yapmak.

Geçen kış su toplamaya başlayan Ermenek barajı bölgenin coğrafyasını değiştirdi resmen.İnanılmaz bir şey.

Allahtan yeni yol yapılana kadar barajın tahliye tüneli kullandırılıyor.Aksi halde 80 kilometre fazladan yol yapacaktık.


 

Ermeneğin girişinden sağ tarafa bir dağ yoluna sapıyıoruz.Elbet bir yerlere çıkar diye...

Aslında Amacımız Tekeçatı kanyonuna ulaşmak. 

Kanyon nefis.Aslında burası Tekeçatı Kanyonu'nun devamı.Ama adını bilmiyoruz.

Toplu bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz bu nefis manzara önünde. 

Tam off road'un keyfine varıyorduk ki asfalta çıkıverdik.Ne kadar sorduysak da bizim istikametimizde hiç bir off road bulamadık. 

Önümüzdeki tüm vadiyi gören bir köye gelip çeşmesinde durduk.Artık buradan ayrılacağız.Adana ekibi Karaman tarafından dönecek.biz ise Bozkır üzerinden.



Çeşmede soluklanıyoruz.Buz gibi suda tazeleniyoruz.

Adana ekibi köylülerden yol tarifi alıyor.Adana'ya off road dönecekler.Kesmedi tabii bu kadarcık yol. 


Malesef her güzel şeyin bir sonu var.Veda vakti geliyor.karşılıklı telefonlar alınıyor.İyi yolculuklar dileniyor.Herkes kendi istikametine yollanıyor.Birlikte sürmeye doyamadık.Keşke vakit olupta daha uzun süre birlikte olabilseydik.

Adana ekibinden ayrıldıktan sonra bizde Antalya'ya dönüşe geçiyoruz.Önümüze gelen toprak yola dalıyoruz.Bozkır'a kısa yoldan çıkacağız.

Nefis bir yol yine...

Yine yol sorduğumuz yörük çocukları...


Harika köyler...

Manzaralar... 


 

Tekrar tekrar köyler...


Gökyüzünde şahinler...

Nefis bir geri dönüş rotası.Yolda olmak güzel.coolll


Bu arada bir köyün girişinde önüme bir katır çıkıyor.Hareketlerinden şüphelenip duruyorum.Önce önümde yere devriliyor,sonra kalkıyor ve tekrar devriliyor.Etrafta telaşla koşuşanlar.Bir köşeyi dönüyorum sağda tarlada yan yatmış bir kamyon.Başında bir sürü insan.İnip yanlarına gidiyorum.Kamyona bir halat bağlamışlar çekiştirip duruyorlar telaşla.Ne olduğunu sorunca kamyonun içerisinde şoförün sıkıştığını söylüyorlar.Biraz önce önüme çıkan katıra çarpmış ve tarlaya yuvarlanmış.Hemen kamyonun içerisine bakıyorum.Şoförün ayağı her nasıl olduysa altta kalan kapıdan dışarı çıkıp kamyonla zemin arasında sıkışmış.Bizim akıllı köylüler halatla 4-5 tonluk kamyonu kaldırıp çıkartacaklarmış adamı.Hemen durdurmaya çalışıyorum bu çabayı.Kamyonu biraz kaldırmayı becerseler ve geri düşürseler adamın ayağı hala kopmamışsa bile koparacaklar.Nitekim bu da oluyor.Hafif yerinden oynayan kamyon düşüp yine eski haline geliyor.

Ama dinleyen kim.Şoför köydenmiş.Eşi canhıraş bağırıyor.Bu sefer bir kamyon yanaştırıyorlar.Halatla bağlayıp çekecekler.Tam halat gerilmişken kopuyor.Ben ne kadar bunu bırakmalarını bizim Orhan'ın aradığı ambulansın 15 dakikaya geleceğini anlatmaya çalışsam da dinlemiyorlar.Eğer ayak kopmuşsa,yada kesik varsa kamyonu kaldırınca adam kan kaybından gidecek.Kamyon hiç olmazsa tampon görevini yapıyor.İkinci bir kamyon ve halat geliyor ve adamı çıkarıyorlar.Neyse ki kesi yok.Fena halde ezilmiş.Yola devam ediyoruz.Ciddi vakit kaybettik burada.


Günün ve yolun sonu.İki gündür bize bu güzellikleri yaşatan,toz ve çamura bulanmış motorlarımızı yıkayıp sevindiriyoruz.

 

Adana ekibi ile buluşmak için inşallah bir sene daha beklemeyiz.En kısa zamanda birlikte oluruz.Harika bir geziydi.Söylediğim gibi keşke bitmeseydi.

 

HASAN BASRİ YONTAR'IN GÖZÜYLE : 

Evet Günalp abi siteminde biraz haklı aslında fotoğraf makinesi ile ilgili, kendime ait dijital bir kompakt makine olmadığından, annemin torununu çektiği kompakt makineyi aldım yanıma bendeki profesyonel makine ve ekipmanı taşımak pek istemiyorum, hem ağırlığından hemde başına bir iş gelmesin diye Embarrassed

Sabah pek bir heyecanlı buluşma yerine vardım, baktım Orhan benden önce gelmiş benzin alıyor, 

Bende hemen yanaştım ve benzinlerimizi tamamladık, 

Ardından hemen yandaki benzinlikte Günalp ve Atila abiyi beklemeye başladık, bir taraftanda Orhan ın aldığı simitleri çay ile beraber götürüyorduk kahvaltı olarak.

Günalp ve Atila abi geldiler ve hep beraber biraz nereden yol alacağımızı konuştuk, Orhan Günalp abinin yan çantaları almadığını ve sadece top case ile sosis çantayı aldığını görünce bana dönüp, Hasan bugün işimiz zor, Günalp abi Trans Toros 5 antrenmanı yapacak, bize de yaptıracak dedi, ben tabi buna pek ihtimal vermemiştim Huh?

Hep beraber çıktık yola, ve Manavgata kadar sakin ve dümdüz yolun verdiği sıkıcı bir trafikle yol aldık, İlk hedefimiz Gizli Cennet, gerçekten muhteşem bir atmosfer, bu tarafa gelen arkadaşların mutlaka görmesini tavsiye ediyorum. 

Gizli Cennet te çaylarımızı içtikten sonra çıktık tekrar yola, hedef Gündoğmuş ve Cündere şelalesi, Buraya ilk defa geldim ve gerçekten çok etkilendim, inanın fotoğraflarda küçük görünüyor, yanına vardığınızda koca dağdan inen suyu görüp şaşırıyorsunuz. Görmeyen ve buralara yolu düşen herkesin mutlaka rotasına koyması gereken bir yer.Burada birkaç fotoğraf daha çektikten sonra benim annemden aldığım makinenin full gösteren pili bitti. Tabi bundan sonrasında Günalp abi başımın etini yedi gezi boyunc, Cep telefonu ile çektiklerimle idare edeceğiz, kalite için kusura bakmayın. En kısa zamanda bir kompakt makine, yedek pil ve yedek hafıza kartı alınacak Superman

Buradan sonrası Iphone ile çektiklerim. kabulll

Evet,Cündere şelalesini gördükten sonra başlıyoruz yine yol almaya, Hedef Gökbel yaylası, Gökbel e gidebilmek için gerçek anlamda bozuk bir yoldan sürmek zorundasınız, yol demek bile yanlış olur aslında, gevşek kumlu bir zeminde, hemde asfalt lastikleri ile bir ara beni delimi öptü ne yapıyorum burada dedim kendi kendime, düşmemek için gaz açmak zorundasınız, gaz açsanız bu sefer hem tırmanıyor hem viraj dönmek zorunda olduğunuz için yavaşlamak zorunda kalıyorsunuz, yavaşlayınca yine aynen gezmeye başlıyor motor.Neyse fazla uzattım,Gökbel yolunda bir ayrıma geliyoruz ve Orhan ve Günalp abi kendilerini o kadar GPS ve Google Earth e kaptırmışki yanıbaşımızda duran kirazları görmüyorlar, Orhan a kiraz diyordun al sana en güzelinden deyince birden motorların üstünde kimse kalmıyor, ve güzel bir kiraz ziyafeti çekiyoruz. O kadar çok yemişizki yukarıda oranın yerlisi amca bir leğen kiraz yıkatıp getirince onu zar zor yiyoruz. 

Gökbel e giderken bir kaç kare.

Bu arada dağlarda hiçbir telefon operatörü çekmiyor, sürekli Adana ekibi ile bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Gökbel yaylası ve verdiğimiz gözleme molasından bende malesef fotoğraf yok, ama Günalp abinin dediği gibi hayatımızda yediğimiz en kötü gözlemeydi diyebilirim. Gökbel ve moladan sonra yönümüzü Yunt Platosuna çeviriyoruz, yol gerçekten çok çetin ve zordu, yol bile demeye şahit lazım, bir tarafınız uçurum, çam ağaçlarının arasında ilerliyorsunuz, yerde taş, çamur, toprak  karışımı kırıcı bir yol, sürekli tırmanıyor ve ayaktasınız, bir taraftan lastiğinizi bıçak gibi taşlardan kaçırmaya bir taraftan yol almaya çalışıyorsunuz. Uzun süre bu şekilde yol aldıktan sonra varıyoruz bir çeşme başına. Yüksekte olmanın ve sıcağında etkisiyle saldırıyoruz suya. Man In Love

Şeklimiz şu :

 

Sularımızı içip Orhan ın ikram ettiği erimiş çikolatalar ile şekerimizi biraz düzelttikten sonra tekrar biniyoruz motosikletlere ve biraz sonra bir dere yatağında buluyoruz kendimizi. Orhan ve Günalp abi önden gidip zıplaya zıplaya koca kayaları aşmaya başlayınca biz Atila abiyle hoop biz biraz bekleyelim diyoruz, işte Günalp abinin sözünü ettiği "ben oraya girmem beni delimi öptü" söylemi orada geliyor Atila abiden Acute

Malesef buraya ait fotoğrafta yok elimde.

Burayıda geçtikten sonra platoya iniyoruz, Köylüler bizi uyarmıştı yukarıda, 3 gündür gece gündüz yağmur yağmış, traktörler bile battı zor çıkardık geçemezsiniz diye, biz yermiyiz tabi bunları 17062081 M

Gidiyoruz ama zemin kuru gibi, tekerler değdiği anda başlıyor alttan çamur fışkırmaya, Günalp abi TKC 80 lerinde verdiği güvenle tapa gaz gidiyor önden, bizde arkasından daha sakin bir şekilde, sonra önümüze bir viraj geliyor bir dönüp bakıyoruzki Günalp abi suyun içinde 1200 ADV ye yüzme öğretiyor Essek tepmis garip

Gelin, dizimle tutuyorum bataklık burası desede biz hiç oralı olmayıp davranıyoruz fotoğraf çekmeye Canon

Orhan ve Atila abi gönüllü olarak suya girip Günalp abinin motoru saplandığı o bataklıktan zar zor çıkarmaya çalışırken banada fotoğraflamakkalıyor tabi 17062081 M

 

Günalp abinin motosikletini çıkardıktan sonra, sırayla Orhan, Atila abi ve ben geçiyoruz aynı yerden. 

Ben yan çantaları söküyorum geçmeden önce ve elimle karşıya geçiriyorum, ne kadar hafif o kadar iyi diyerek ve bu işe yarıyor bence. Birde yatırsam makineyi çantalar su alsa, uyku tulumundan yedek dona kadar herşeyin ıslanma riski gözümü korkutuyor açıkçası Stick out tongue

Bu zorlu bataklıktan sonra aynısının tıpkısından yaklaşık on tane daha geçiyoruz. Her biri birbirinden zorlu olan bu geçişler bir süre sonra zevke dönüşmeye başlıyor, hatta o kadar zorlu yerlerden geçtikten sonra bozuk stabilize yollar size 1.sınıf asfaltmış gibi gelmeye başlıyor ve kendinize motosikletinize olan güveniniz ve sürüş kabiliyetiniz artıyor. En azından ben öyle hissettim. 

Kısa bir çeşme molasının ardından tekrar koyuluyoruz yola, sedir ormanlarının içinden dağların arasından keçi patikalarından sürüyoruz, yorucu ama çok zevkli  bir yolda ilerlerken ufak bir mola veriyoruz. Hepimiz telefonlara saldırıyoruz yine ve işte sonunda bir diş te olsa sinyal alabiliyoruz. Günalp abi Adana ekibine ulaşmaya çalışıyor yine, Atila abi şantiye işleri ile meşgul, o keresteleri oraya koyun şuraya beton dökün filan diye konuşuyor, Orhan her zamanki gibi Google Earth programına gömülmüş yol arıyor, bende hanıma rapor veriyorum. Pardon

Bu yolu devam edip Nadire köyüne ulaşıyoruz, oradanda aşağı inip Nadire köprüsüne varıyoruz. Bu bölümlere ait fotoğraf bende malesef yok, ama boş kalmasın hemen kopya çekeyim Stick out tongue

 

Adanalı dostlarımız, yol yapım çalışmasına takılıp pudra gibi bir yoldan çıkıp Zeyve ye gelince kendilerini suyun başında bir cennette hissetmiş olacaklarki, bizide gelin burada yapalım kampımızı diye çağırıyorlar, Zeyve bize yaklaşık 30-35 km uzakta, Nadire den çıkıp nefis bir göl manzarası eşliğinde yine off-road bir yoldan başlıyoruz tırmanmaya. 

Gezi boyunca Günalp abi bizi gideceğimiz varacağımız yerlerle ilgili sürekli kandırdı, geçen diyalog sürekli şu şekilde. 

Ben ve Atila abi : Ne kadar yolumuz kaldı ? ( Bitmişiz yorgunluktan )

Günalp abi : 5 km var.

Bu konuşma defalarca yaşandı, sonra çıkılır yola git allah git yol bitmez, olmuştur 45 km ve varılır Günalp abinin 5km dediği yere,

Ben ve Atila abi : Hani 5 km demiştin abi ?

Günalp abi : eee tamam işte 5km kuş uçuşu Umnik2

Bu konuşma belki 10 defa aynı şekilde yaşandı Big Smile Sonradan öğrendik ve kuş uçuşumu diye sormaya başladık. 

Sabah benzinlikten çıkarken hedefimiz 13:00 gibi kamp alanına varmak ve yerleşip etrafı gezmekti. Bu planımız tutmadı ve ancak akşama Zeyve ye varabildik. Adanalı dostlarımızla kucaklaştık, ve çadırlarımızı kurup, etlerimizi seçip sofraya oturduk.


Karnımıza ağrılar girene kadar  güldük, sohbet muhabbet derken saat  01: 00 olmuş ve ben kaneviçeli yastığıma doğru izin isteyip çadırıma çekildim. Normalde uyku tulumu ve çadırda hep uyuma zorluğu çeken ben,o yorgunluğun üstüne, gürül gürül akan suyun sesine rağmen saniyesindeuykuya dalmışım ve deliksiz uyumuşum.

Kamp alanımızdan sabah çektiğim görüntüler :

Sabah mükemmel bir köy kahvaltısı bizi bekliyordu, yine hoş sohbet içinde kahvaltımızı yapıp toparlanmaya başlıyoruz. 

Toparlanıp, motosikletlerimizi yükledikten sonra çıkıyoruz  yola Adana'lı dostlarla, amacımız bu bölgede yapabileceğimiz kadar off-road yolu beraber yapmak ve sonra bir noktada ayrılmak.

 

Orhan yüce google earth haritasından yine buluyor bize bir yol, önce pudra gibi rezil bir yoldan bembeyaz olmuş şekilde Ermenek'e varıyoruz. Ardından benzinlerimizi tamamlayıp Ermenek - Karaman yolundan sağa sapıp kısa bir konuşan çeşme molasından sonra bir vadiye geliyoruz. Vadi anlatılacak gibi değil, müthiş bir doğa eseri, heryer oyuklarla dolu ve görüntü muhteşem, etrafında aralıklarla yörük çadırlarına ve hayvanlarına rastlıyorsunuz, yol stabilize çakıl karışımı, grup fotoğrafı çektirmerk için duruyor ve sonra devam ediyoruz. Yol bir süre sonra Ermenek - Karaman yoluna tekrar bağlanıyor. 

Tabi bu kadar off-road bizi kesmiyor ve başlıyoruz yine aranmaya, o sırada yörüklerden 3 çocuk yanımıza geliyor, yol tarifi almaya çalılıyoruz ama pek sağlıklı bir bilgi yok, biraz daha ilerleyip bir dağın yamacından giren yola uzun uzun iç çekerek bakıyoruz, sonra aşağıdaki çadırlarda konaklayan yörüklerle konuşmak için Günalp abi iniyor ve 5 dakika sonra geliyor yanımıza, malesef çok fazla yağmur yağdığından yolların gidilecek şekli yokmuş ve zaten yolda bir yere bağlanmıyormuş.

Orhan ve Ümit güçlerini birleştirip bize off-road bir yol bulmaya çalışıyorlar. Oleyyy

Ama nafile, koca coğrafyada off-road yapacak yer yok shok


Off road yol bulamayınca Karaman tarafına doğru yol almaya başlıyoruz, harika virajlar bomboş bir yol, yolda yer yer viraj içlerinde tehlikeler mevcut, o bölgeye gidecek olan arkadaşların dikkatli olmasında fayda var, hızlı tempoda gelip viraj içinde sürpriz ile karşılaşmamak elde değil. Tam bir motosiklet yolu, kıvrıla kıvrıla iniyorsunuz aşağıya.

 

Harika virajlardan sonra bir çeşme başında mola veriyoruz. Artık ayrılma vakti geliyor Adana'lı arkadaşlarımızla. 

 

Sarılıp kucaklaşılıyor, telefonlar alınıyor ve ayrılıyoruz. 

Yolun bundan sonrasında bende fazlaca bir fotoğraf yok, yaşadığımız en ilginç olayda yolda bir katıra çarpıp tarlaya yuvarlanan kamyondaki şöförün kurtarılması için yardımımız oluyor. 

 

Manavgata varıyoruz, yorgunluk akıyor resmen yüzlerimizden, ama bir mutluluk varki içimizde inanılmaz keyifliyiz. 

Motosikletlerimizi yıkayıp Antalya'ya dönüyoruz. Saat 21:30 gibi eve varıyorum. 

 

Harika bir geziydi, keşke imkanımız olsada bir gece daha fazladan konaklasaydık dostlarla. Arayı fazla açmadan en kısa zamanda tekrarlamak lazım. Hepinize teşekkürler... Drinks Clapping Pbw Smilie Goldcup


 

 

ÜMİT KAPLAN'IN GÖZÜYLE ADANA EKİBİNİN MACERASI :

Adana - İskenderun arası fazla bir mesafe olmamasına rağmen bir türlü ortak bir şeyler yapamamıştık Mehmet ve Osman abi ile ve benimde aklımda torosların eteklerinde beraber bir kamp yapmak vardı... Üzerine Adana-Antalya ortak kampı teklifi gelince, durum tadından yenmez bir halaldı..

 Osman abi ile akşamdan telefonlaştık, Adana otobanı üzerinde buluşacağız, ben yaklaşınca arayacağım oda çıkacak.. Sonra Yeniköy'den Mehmet abi ile buluşup araziden devam edeceğiz...

 Saat 06:00'da kalkıyor, 06:40'da yola koyuluyorum ancak lastik havasını asfalt için doğru değerlerine getirmem lazım, hava pompası çalışan benzin istasyonu bulacağım derken 20 dk kaybediyorum 07:00 yoldayım. Benim ufaklık 130 km'yi 1 saatte alınca 08:00'de Adana'dayım.. Ufak bir karışıklık sonucu buluşamadık ve ben yola devam ettim..

Yolda üzücü bir kaza, sanırım 15-20 dk önce olmuş ve şoförü zarar vermeden kabinden çıkartmaya uğraşıyorlardı..


Mersin otoban çıkışı Osman abi ile buluşuyoruz..


Gözne istikametinden Arslanköy yoluna dönerek Yeniköy'e varıyoruz...


Sağolsun Mehmet abinin annesi, kahvaltılık göndermiş, onları çaylarla götürüp yola koyuluyoruz...

Mehmet abi ile ikimizde bu tarafları bildiğimizden, ufak bir "nerden gidelim" merasimi sonrası Arslanköy - Gavuruçtuğu - Sorgun üzerinden gitmeye karar veriyoruz.. 2009 Mayıs sonu gene bu yoldan geçmeyi denemiş, kar olduğundan geçemediğimden, kar olabilir diyorum ama hesaba katmadığım bir şey var. 2009, fazlaca kar yağışının olduğu ve senlerdir kuruyan bir çok kaynaktan su çıkan bir yıl olmuştu...

İstikamet Arslanköy..


 


İşte Arslanköy'deyiz..

Bu köy taaa 1897 yılınca bucak, belde teşkilatı kurulan ender yerlerden biri.. Eski adı Efrenk. Cumhuriyetin kurulmasıyla 1923'te tekrar muhtarlığa dönüş yapmış olsa da 1954 yılında tekrar belediye olmuş.. Ben geçen yıl geldiğimde bu belediyenin vasat misafirhanesinde kalmıştım ... 

Buranın tarihi ile ilgili kopyala/yapıştır olacak ama kısa bir bilgi geçmek istiyorum :

-------------

Sevr Antlaşmasından sonra başlayan işgaller sırasında Arslanköyü işgal etmeye gelen sayıları ve aralarında 15-20 civarında Ermeni gönüllülerinin de bulunduğu Fransız birliği Yavca köyünde imha edilmiştir. Bunun öcünü almak isteyen Ermeni komitesi Arslanköy'e Ermeni asıllı bir karakol komutanının atanmasını sağlamıstır. Bu oyunu anlayan Arslanköy halkı ermeni komutanı bir dipsiz mağaraya atmıştır.
1 Mart 1920 sabahı Arslanköy'e gelen Kuvay-i Milliye birliği Arslanköylülerin sevgi gösterileriyle karşılanmıştır.

--------------------



KTM'lerin düştüğü; "-BMW abi biraz benzin verseenee, nee oluuurr" durumuna düşmemek için sadece yaz ayları açan, Eylül-Ekim gibi kapatan meşhur benzinciden benzinimi alıyorum... 2009 yılında bu rotayı yaparken de şanslıydım, Cuma gününe denk gelmişti ve Cuma günü, benzin tankerinin gelme günüydü..
Crazy



Aslfattan çıkıp yola çıkıyoruz... Bu yola girerken Mehmet abi duraksıyor.. Neden? Çünkü Zümo düz devam etmesini söylüyormuş, sen bırak zümo kaydını yapsın, sen canlı gps'e güven Crazy Canın kaybolmak istediğinde, dilediğin kadar güvenebilirsin Zümo'ya 17062081 M



2009 yılında (ben buralara gelmeden bir kaç hafta önce ) köylüler, "-şu su kaynağını kepçe ile bir genişletelim bakalım" demişler ve eskilerin kendilerinden daha akıllı olduğu kanaatine varmışlar.. Adamlar heyelandan etkilenmesin diye kemer yapmışlar.. Bizimkiler nede olsa kepçe var heyelan olsa açarız diyorlar tabii.. Geçmiş dönemde ki imkansızlıklar, insanları kalıcı çareler bulmaya itiyor fakat her şeyin elimizin altında olduğu, eskilerin bile "yaşanacak yıllar" dediği bu çağda ise kolaylıkların yumağının içine gömülmüş durumda, kalıcı değil geçici çözümlerle günü kurtarıyoruz..



Kemerin içinden 3-4 koldan su çıkıyor... Buranın suyunun da tadına bakıyoruz, ben hemen su torbamı buzz gibi taze suyla dolduruyorum.. Osmana bi de fotoğraflarını çekiyor... 17062081 M Crazy



İşte ufaktan yukarı doğru sarmaya başlıyoruz..



İşte tam bu nokta, benim kar vardır tereddütünü yaşadığım nokta...



Ben geçmeye çalışırken görüntü aşağıda ki gibiydi..




Yola devam ediyoruz...











Ne demişler her şeyin aşırısı zarar... Bende gres yağını bol bulunca km teli dişlisine ve etrafına fazlaca gres sürünce hoplama, zıplama olunca km teli yerinden çıkıyor.. Burada da çıktı, ufak bir yerine takma operasyonu yaptık... Bak şimdi aklıma gelmişken inip fazla gresi temizleyeyim Crazy



Sürekli giderken fotoğraf çektiğim için, bir müddet sizleri torosların yamacında ki görüntülerle baş başa bırakıyorum...  























Bunu kendim için çekmiştim, araya karışmış.. Başka bir taraftan yol bağlandığına göre, farklı bir rotadan bu noktaya gelinebilir düşüncesiyle, Google Earth'den bu yolu takip etmek için fotoğraflıyorum..







Burada mola vermeye karar veriyoruz...



Çay molasııııı... Anladığım kadarıyla Mehmet abi "-susuz yol yaparım ama çaysız asla" diyenlerden.. Yanına su almamış ama çayı unutmamış Crazy



 Benimde çay ile pek aram olmadığından, börtü-böcek merakımı gideriyorum...





Ve tekrar yoldayız... Bir kaç kilometre sonra asfalt yola bağlanıyoruz...



...ancak yine bir iki kilometre sonra Güzeloluk tarafına ara bir toprak yola sapıyoruz.





Güzeloluktan sonra Avgadı-Harfilli sapağına geliyor ve Harfilli'ye doğru dönüyoruz... Güneyli köyü ile Sarıaydın köyü arası güzel bir arazi sürüşü ile Sarıaydın köyüne varıyoruz.. Daha önce bu yolu gece geçmek zorunda kalmış ve kısa bir kaybolma yaşamıştım..



TKC takılı olsa bodoslama dalacak ama yapamıyor tabiii..







İşte Sarıaydın köyü göründü.. Ancak gevşek zeminli, dolambaçlı bir inişi var.. Benim için pek problem teşkil etmese de koca oğlanlar için gevşek zeminli inişler kabus olabiliyor..





Amcanın koruması yanında :) Sarıaydın köyünde yiyecek bir şeyler arıyoruzi belki Alabalık çiftliği vardır, malum dere var ama çiftlik yok..



Sonra bir bakıyorum Mehmet abi son gaz gidiyor, dedim herhalde yolu biliyor.. Meğerse kuzuların kokusunu amış, Kırobası (Eski adı Mara) köyünde kuzuların hemen yanına park etmeye çalışıyor Crazy

Burada fazla kalmadan Alabalık çiftliği tarifi aldığım Çömelek yolu üzeri, Karacaoğlan sapağında ki çiftliğe doğru gidiyoruz.. Bu arada ben hala gidemedim ama Mara'dan Erdemli istikametine doğru inerseniz Uzuncaburç Antik kentine varırsınız ve Mehmet abinin dediğine göre harika bir antik kent..



Yol üzerinde sapağa gelmeden Alabalık çiftliği tabelasını görünce dalıyoruz...





Alabalık çiftliğine varıyoruz ama burada üretim var, tüketim yok! Balık sayıyorlar..



"-Gideceğiniz alabalık bulamazsınız, buradan alıp götürün orada pişirirler" dediler, bizde söz dinledik...



Vay anasınııı.. Damızlık alabalık.. Crazy



Kg'ı 8 TL olan balıklarımızı alıp motorlara atlıyoruz...



Ortalık mavi kelebek kaynıyor... Malum bu arkadaşların hepsinin Latince bir adı var.. Bu arkadaşın adı ise ; Polyommatus icarus


Balıkları pişirttik, afiyetle mideye indiriyoruz.. Bu amcam da bayağ dertliydi, derdini bayağ bir süre bizimle paylaştı..



Saate bakınca bizde buluşma saatinden epeyce bir geride olduğumuzdan, ve antalya ekibinin bize ulaşamadığı gibi bizde onlara ulaşamadığımızdan, ve bu noktadan sonra araziyi bırakıp asfalttan, Çömelek-Mut istikametinden performanslı bir gidiş yapmaya karar veriyoruz.. Tabii Antalya ekibine ulaşamadıkça, onlarında dağ-tepe gezdiğinin farkındayız... Kazancı'ya gidip, orada ekibi bekleyeceğiz..  



Çömelek'i biraz geçtikten sonra sağa bir virajda duruyorum.. Amacım Sason kanyonunu Osman abi ve Mehmet abiye göstermek...



Bahsettiğim virajdan sola doğru uzanan toprak bir yol var...



Kısa bir inişten sonra kanyonun bakı noktalarından birine geliyoruz...



Sol tarafta taşlara oyulmuş merdivenler var... Hemen sağ alt köşede ise duvar kalıntıları...

Sason Kanyonu, Atlas dergisinde "Görülmesi Gereken 100 Yer" listesinde de mevcut bir alan.. 2000 yılında 1. derecede sit alanı ilan edilmiş.. Kanyon yaklaşık 12 km uzunluğunda.. 200-300 mt boyunda olan duvar gibi kayaların bazı bölümlerinde, çeşitli boyutlarda kaya mezarları bulunmakta... Bazı noktalarda ise mağaralar ve bunların birbiri ile bağlantısını sağlayan tüneller bulunmakta.. Şuan bu mağaralar yöre halkı tarafından, her yerde olduğu gibi ağıl olarak kullanılmakta ve tahrip edilmekte...

Kırca köyünden başlayıp Dere köyünde sona eren bu kanyonu bir vakit yürümek lazım.. Kanyon tabanında akan Sason deresi üzerinde birde antik bir köprü bulunmakta...



Bir iki hatıra fotoğrafı sonrası, hızlıca yola devam ediyoruz...




...ve MUT'dayız.. Aşağıya indikçe anlatamayacağım bir alev topunun içerisine düştüğümüzü sanıyoruz... Asfaltın erimeyen tarafı kalmamış ve sağ tarafta yolun kenarından merkeze ulaşmaya çalışıyoruz... Bırakın asfaltı, üstümüze yımırta kırsak kesin pişerdi...

Yangın bu derece olunca, Mehmet abi yanan ocağı söndürmeye uğraşıyor..Crazy



Benzin ikmalimizi yapıp yine hızlıca Ermenek istikametine devam ediyoruz... Evşe köyünden bir kaç km. sonra  Anamur sapağından döneceğiz..



Gezende barajı manzarası ile yola devam ederken, namuslu bir arı boynumdan ölüm öpücüğü alıyor... Korna, selektör ekibi durduruyorum...



Ortalıkta çamurda yok ki, hemen toprağa biraz su döküp çamur yaparak arının soktuğu bölgeye sürüyorum... Anında acısını ve şişliğini alıyor...



Sonra devam ederek Anamur sapağına varıyor, sola dönerek önce inişe geçiyoruz...





Ermenek Barajı suları yükselmiş vaziyette..



Bu manzara eşliğinde inişe devam ediyoruz... Ancak asfalt burada da erimiş durumda ve biz artık sıcaktan rezil bir haldeyiz..





 

İşte başka bir kabus burada başlıyor... Yol yapım çalışması! Önce sıcaktan terledik, şimdi de toz bulutu ile ödüllendiriliyoruz..  Hele karşıdan bir kamyon geldi mi, ohhh deymeyin keyfimize.. Kalitesiz asfaltı yapan zihniyetin kulaklarından girmiştik, bu tozu dumanı bize yutturanın cetelisinden çıkarkeeeeeeennnn....

Yanımızdan bir kamyon daha geçiyor, ortalık toz/duman ve bir anda bir serinlik hissediyoruz... Sanki peri masalında bir kapıdan geçmişiniz de, hayal ülkesine giriş yapmışsınız, etrafta kelebekler uçuşuyor durumları... Cennete düşmüş gibiyiz...  O toz bulutu gitti yerine çınar ağaçları altında, her tarafından sular fışkıran, acayip serin bir ortam geldi..

Bu alanda eskiden demirci, bakırcı, ayakkabıcı gibi esnaflar da varmış ancak günümüz gelişen teknolojisine yenik düşerek bu pazardan ayrılmak zorunda kalmışlar.. Tıpkı elektrikli değirmenlerin çalışmaya başladığında su değirmenlerinin birer birer kapanması gibi...



Hemen motorları yolun köşesine bırakıp, suyun yanında ki mekandan çay daveti ile kendimizi çınar ağaçlarının gölgesine bıraktık...

Antalya ekibi ile telefon trafiği yaparak burada kalmanın daha uygun olacağı görüşünü belirttik, zira hiç birimiz buradan bir yere kıpırdama taraftarı değildik...Düşmüşüz cennete bırakır mıyız... Cennet deyip duruyoruz tabii ama o koşullardan sonra böyle  bir yeri açıkçası hiç birimiz beklemiyorduk, haliyle orası bizim için kesinlikle cennet idi.. Yörenin adı mı? Zeyve Pazarı, haritalarda ise yeni adı olan Yaylapazarı geçmekte, 1999 yılında 2. dereceden doğal sit alanı ilan edilmiş, su değirmenleri, taş fırınları, 300 mt ilerisinde ki suyun çıktığı kaynakları ile tabii bir güzellik...



Bir müddet sonra ilk Günalp abi varıyor yanımıza...

- Diğerleri neredeler?

- Yine bir meyva ağacı gördüler, bende bastım geldim..

.. diyor Günalp abi Crazy 17062081 M



Sonrasında Atila abi de geldi, ekip yavaş yavaş mideleri dolu vaziyette geldiler Crazy

 Et münazarası sonuçlanınca, sofra hazır olana kadar çadır kurma olaylarını hallediyorduk kiiiii
Baktım biri elinde işlemeli, kanaviçeli yastığıyla geçiyor, dedim herhalde yöre halkından biri... Meğer bizim Hasan'mış Pooh On Ball



Mangal'da yandı... Hakikatten şahsen benim bünyenin alışık olmadığı keyif anları bunlar... Ama şuna kanaat getirdim ki, arada bir bu keyfi yapmalı insan... Dağ, taş, toprak, çamur, zor yollar diyerek bu güzelliği de yaşamamak olmaz ki, yılda bir kez yapmak lazım bunu...



10'dan geriye doğru sayıyorlar, sonra ayaklarını dışarı çıkartıp ısıtıp tekrar sokuyorlar Crazy Çok eğlenceli bende en fazla ayağımı 20 saniye suda tutabildim, ciddi soğuk!



Millet yemeğe başladı, ben rakının mezesinin derdindeyim.. Buraya özgü helvası ile bir kaç limon aldım geldim ancak eleman elimden kaptı, "-ben yaparım" diyerekten ancak içim rahat etmedi, peşinden gidip kontrol ettim... Limon, helva karışımı mezemizde böylelikle masada yerini almış oldusapırrr



O saat ne çabuk geçti ben anlamadım, gerçekten çok eğleneli bir sohbetti, gülmediğimiz dakikalar sayılıdır herhalde...



Sabah kahvaltıya bayan eli değiyor ve masamızda çok güzel çiçekler var!







Birde bu ceviz reçeli... Nasıl bir şeydir bu, mekanın sahibinin hanımı yapmış getirdi...



Suyun kaynağına doğru kısa bir yürüyüş yapmak için çıkıyorum, fakat bu tatlı zibidiler ayaklarımda pervane oluyorlar..



Tatlılıklarına dayanamıyor, bolca fotoğraflarını çekiyorum...













Bu çınar ağacı kovuğu da yuvaları...

 Bu zibidileri baş başa bırakıp suyun kaynağına doğru yürüyüşe devam...



Ağaçların yüksekliği gerçekten baş döndürücü, güneş ile hiç muhattap olmuyorsunuz...



Dinlendirici bir serinlikle birlikte gözünüze ve kulağınıza hitap eden güzellik.









İşte suyun kaynak noktası bu gördüğünüz yer.. Bunca su, o en sonda gördüğünüz ağacın altından fışkırıyor...





Ne kadar ilginç değil mi? Aşağıdaki akış hızı bu kadar yüksek bir suyun kaynağının da gürül gürül olmasını bekliyorsunuz ama çok sakin bir kaynak bu

 Biraz da etrafa, börtü-böceğe odaklanıyorum... Gözüme değişik gelen, daha önce görmediğim bitkileri ve canlıları fotoğraflıyorum...













Alabalık çiftliği..





Ben etrafı gezmeye dalmışken herkes hazırlanmış, motorlar dışarı çıkartılıyor.. Bende hemen çadırı toplayıp hazır hale geliyorum..Yola çıkmaya hazırız...



Toprak kabusu tekrar yaşayacağız, "Eyvah, ayvayı yedik" bakışları atmak için duruldu Crazy



Ermenek barajı, birde gündüz bu açıdan fotoğraflamak istedik...



Biri burada, "-Kamyon geliyor dikkatt!" diye seslenince herkes çil yavrusu gibi dağıldı... Pbw Smilie Pocketbike



Tüneli kullanarak yolu kısaltıyoruz...











Ermenek'te yakıt ikmali sonrası, arazi yapacağımız rotaya doğru yola koyuluyoruz... Buradan sonra rota Orhan abi ve Günalp abi de...



Yukarıdan çok güzel görünen bu vadinin içlerine dalmak üzere inişe geçiyoruz..



İşte toprak yol başlıyorr...



Tabii önce su ikmalini de yapmak lazım...



Ağaçların arasından akan ter temiz, berrak bir su vardı..  Oranın kenarında ayaklarımı suya sokmak isterdim...



Arazinin yapısı  gerçekten çok güzel... Bu manzaralara söylecek pek bir şey yok.









Burada kısa bir duruş yapıyoruz ancak kimse kafasını yukarı kaldırıp bakmıyor..



Ben hariç Crazy, tepemizden harika bir manzara ile sular sızıyor...



Tabii birde Orhan abi yakaladı o ambiansı :)


Toplu fotoğraf çekmek için ayarlar yapıyor...



Mehmet abide kendi ayarını yapıyor Crazy



Ve koşuuuunnnnnn Crazy Harika bir GIF oldu bu bence, sizce?

Hasan hariç herkes hareket halinde Crazy





Bucak kışla asfaltına bağlanana kadar yola devam ediyoruz..








Bu gençler yol tarifi için yardımcı olmaya çalışıyor.. Atila abi de arada yan çantalarından çıkardığı çikolata mı? Şeker mi? göremediğim ufak birşeyler hediye ediyor..



Şu Günalp abinin yolu sormak için gittiği, yukarıdan enfes görünen yol.. Şahsen benim içimde kaldı o yola girmemek... Bir dahaki sefere Antalya'ya geçişimde bahane olarak bu yolu kullanabilirim..



Günalp abi yolu sordu, ve devam kararı çıktı...



Bir köylüye daha danıştık, buradan da devam kararı çıktı Crazy



Karaman Bey Geçidi :  Rakım 1925, ve hemen sağ tarafımızda şahin yada kartal ben seçemedim kuş avında havada asılı durmuş idi...



İstikamet karşıda ki dağın yamacında ki yol...



Hasan yere yatarak fotoğraf çekimi yaptı, sonrasında son gaz yetişmeye çalışırken...


Günalp abi karşı dağ eteklerin büyüsüne dalmış, fotoğraflıyor..







Osman abi sarı civcivi ile :)



Burada kısa bir moladan sonra ayrılık vakti geldi... Her güzelliğin bir sonu vardır.. Ama tekrarı olmayacak diye bir kaidesi yoktur! Tekrarını yapalım ama bu sefer rotada Bolkar platosu da olsun.. Yada artık biz oralardan geçip geliriz...



 

Devamında biz Göksu kenarına inip off-road yollardan MUT yoluna bağlandık...

 





 







Yayınlanış Tarihi Jun 18 2010, 10:03 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT

Yorumlar

 

Durmuş ÇIBIK Dediki :

Gerçekten süper bir macera olmuş bir Ermenekli olarak Ermenek e bir kez daha aşık oldum. Çok güzel yorumlanmış bir macera. ÇAMURLU YOLLAR DİLERİM

January 25, 2011 1:28 AM
 

adem Dediki :

Sizin yaşadığınız bu güzellikleri bize de (fotoğraflarla da olsa) yaşattığınız için çok teşekkür ederim. Yapmak isteyip de yapamadığım bu güzellikleri görme isteğimi az da olsa azalttığınız için de çok teşekkür ederim. Allah muhabbetinizi arttırsın ve kaza bela göstermesin.

July 16, 2012 12:58 AM
 

dursun gök Dediki :

sevgili  kardeşim  tek  kelimeyle   mükemmkel  ta  2  saat  baktım  doyamadım  ..sağol  varol  ..tüm  arkadaşlara selamlr  sevgiler  eksik  olmayın  .helal  edin   sağolun

July 4, 2015 6:21 PM
 

dursun gök Dediki :

sevgili  kardeşim  tek  kelimeyle   mükemmkel  ta  2  saat  baktım  doyamadım  ..sağol  varol  ..tüm  arkadaşlara selamlr  sevgiler  eksik  olmayın  .helal  edin   sağolun

July 4, 2015 6:21 PM
 

dursun gök Dediki :

sevgili  kardeşim  tek  kelimeyle   mükemmkel  ta  2  saat  baktım  doyamadım  ..sağol  varol  ..tüm  arkadaşlara selamlr  sevgiler  eksik  olmayın  .helal  edin   sağolun

July 4, 2015 6:21 PM

Yorum Yaz

(Zorunlu)  
(İsteğe Bağlı)
(Zorunlu)  

About Gunalp KOCAKANAT

1966'da dogdum.Lise ve üniversite'yi saymazsak yaklaşık 40 yıldır Antalya’da yasiyorum.Birdenbire motosiklet sevdasına nereden tutuldum bilmiyorum.Ama iyi ki tutulmusum.Bu sayede 40 yil yaşadığım sehri tanımadıgımı anladım.Ilk motosikletim BMW F 650 GS idi.Baslangiç için ideal,oldukça makul bir motorsiklet.Bir süre sonra onunla vedalastik ve BMW R 1200 GS’le yollari kat etmeye basladik.Simdilerde R 1200 GS Adventure kullanıyorum.Daha yapılacak çok yol var.
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x