Oturum Aç | Üye Ol | Yardım

in

Bu Günlük

Hızlı aktarma


Gunalp KOCAKANAT

Günalp Kocakanat


  •   Aşılası Toroslar IX-Arkıcca ve Murtiçi

    Fri, May 13 2011 12:46
    1,198 Okundu  

     

    Uzun zaman olmuş!

    Hele ki,Toroslar ve Motosiklet sözkonusu olunca zamanın göreceliği daha iyi anlaşılıyor.Sanki 2-3 yıl geçmiş gibi son seyahatin üzerinden.

    Baharda Toroslar bir başka!

    Ne zamandır Toroslara çıkmayı planlıyorum.Aksilik bu ya,aylardır benim müsait olduğum her hafta sonu yağmur yağıyor.Hem de ne yağmur.

    Sonunda yağmursuz bir hafta sonu yakaladık.Cumartesi günü havayı güzel görünce Orhan'ı aradım.Orhan her daim hazır.Daha hadi çıkalım demeye kalmadan,''Abi!hemen hazırlanıyorum,kaçta çıkarız?'' dedi.Mehmet'de scooter'ına tüp taktı,denemek için bahane arıyor.

    Niyetimiz Arkicca'da (Gizli Cennet Şelalesi) gecelemek.Daha önceki gezilerimizden birisinde uğramış ve ''yeniden gelinecek'' listemize eklemiştik burayı.Adı gibi gizli cennet.Manavgat'tan Alanya istikametine doğru Akseki yol ayrımından bir kaç kilometre sonra Halitağalar Köyü Yol ayrımından giriliyor.

    Doğa coşmuş.Bu sene su bol.

    Bunca zamanın üzerine Torosların havasını ciğerlerimize doldurunca gevşedik.

    Çadırları nereye kuralım diye düşünürken,Murtiçi'nde eski bir su değirmeni var,alabalığı harika oraya gidelim diye bir fikir attı Mehmet ortaya.

    Yaptığımız yolda kesmemişti bizi zaten.Koyulduk tekrar Murtiçi'ne doğru yola.

    Mehmet'in söylediği kadar varmış,nefis bir yer.Değirmende bulunan restoranın işletmecisi Mehmet ve ailesi de inanılmaz misafirperver.

    Çadırları kuruyoruz.Tarzan misali ağaçların üzerine...

    Mehmet yine tam tekmil.İdaş yatağı,battaniyesi,çizgili pijaması,ocağı...Smile

    Birde bunların hepsini scooter'da taşıyor.

    Akşam hava ciddi serin,daha doğrusu soğuk.Sobanın etrafına toplaşıyoruz.Bu arada yemeğe birde misafirimiz var.Atila'da yemek için

    bize katıldı.

    Sabahın ilk ışıklarıyla etraf başka bir güzelliğe bürünüyor.

     

    Bu köprüyü Mehmet kendisi yapmış.Kendi elektiriğini de kendisi suyla üretiyor.

    Yola koyulma zamanı.Bugün Eğrigöl'e çıkmayı deneyeceğiz.Gerçi pek umudumuz yok.Yolların hala karla kaplı olduğunu tahmin

    ediyoruz.

    Bu sefer farklı bir rotadan çıkacağız.

    Güzelsu Köyü nefis taş evleri ile ünlü.

    Tırmandıkca karlı zirveler çıkıyor ortaya.

    Yörükler!Torosların gerçek sahipleri.Eh Mayıs ayı geldi ''Dağlar selam vermeye başladı''.Bağlasan durmazlar.

    Yol boyu heryerden su fışkırıyor.

    Bu arada Gazmen Mehmet scooter'a gaz dolduruyor.Başımıza bir de gazlı motor çıkardı.

    1600 metreyi geçtik.

    Her taraf kar.Bugün iki mevsimi bir arada yaşıyoruz.

    Vee yolun sonu!Buradan öteye yol kapalı.

    Yine aynı şey.Yörük misafirperverliği.Piknik yapan bir yörük ailesi bizi çaya davet ediyor.1900 metrede çay keyfine diyecek yok.

    Yol,temiz hava,irtifa üçlüsü bir araya gelince acıktırıyor.Atıyoruz sucukları ateşe.Keyfe bak!

    Ben ne desem boş.Sanıyorum bu hafta sonunu en iyi aşağıdaki fotoğraf anlatacak.

    Gönderilen May 13 2011, 12:46 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 14 comment(s)

  •   Antalya Enduro Eğitimi II

    Fri, Dec 24 2010 23:35
    1,152 Okundu  

     

    Hatırlarsanız yaz başında,Mart Ayı'nda Marco Bartel'le Enduro Sürüş Teknikleri Eğitimi yapmıştık.

    Daha önceki eğitime katılamayan arkadaşlarla yine uzun bir zaman Marco Bartel'in uygun bir hafta sonunu kolladık.Sonunda 4-5 Aralık'ta eğitimin ikincisi gerçekleşti.

    Yine inanılmaz faydalı ve bir o kadar da eğlenceli nefis bir hafta sonu geçirdik.Bu kez Antalya dışından katılanlar çoğunluktaydı.Özellikle Ankara'dan 5 arkadaşımız onca yolu bu eğitim için katettiler.Ancak sanıyorum buna değdi.

    Daha önce de yazdığım gibi yaptığımız her alıştırma,aldığımız her eğitim sürüşümüze ve güvenliğimize katkıda bulunuyor.

    Zaten bu eğitimin amacı arazide keçi misali sürüş yapmayı öğrenmek değil,zorlu yol koşullarıyla karşılaşıldığında bu koşulların güvenle üstesinden gelmek.

    Her ne kadar adı enduro eğitimi olsa da,genel motosiklet sürüşümüzü,motosiklete hakimiyetimizi ve hepsinden önemlisi kendimize olan güvenimizi pekiştirmekte çok büyük bir katkı sağlıyor.

    Biz eğitim sabahına dönelim.Daha doğrusu bir gece öncesine...

    Ankara ekibinin motosikletlerini Kaan Tuna bir römorkla bir gün önceden getirdi.Ekip ise Cuma gecesi 24.00'de uçakla gelecekti.Fakat otelde taksiden indiklerinde saydığımda bir kişi eksik çıktı.Meğer Buğra'yı bir dakikalık gecikme yüzünden uçağa almamışlar.O'da havaalanından takisye atlayıp son Antalya otobüsüne yetişmiş ve yola çıkmış.İşte ben buna motosiklet aşkı derim.Okkk Açıkcası ben olsaydım hayatta otobüse binip gelmez eve gider yatardım.

     

     

    Eğitmenimiz Marko Bartel Almanya'dan perşembe gecesi geldi.Şansımıza o gece Almanya'nın hemen tüm havaalanları kötü hava şartları yüzünden kapalı olmasına rağmen Marko'nun uçtuğu Leipzig Havaalanı açıktı.Aksi takdirde gelemeyecekti.Boş olan Cuma gününü ise Sea To SKy parkurunu çıkarak değerlendirdik. 

     

    İşte yeni endurocular :) 

    İzmir'den Ceyhan Karasoy                              Ankara'dan Gökhan Pekcan                       Buğra Koku

        

     

    Mehmet Öğüt                                                 Ertuğrul Zorkun                                             Ergin Ceyhan                                           

         

     

    Antalya'dan Levent İpek                                 İsmet Çolak ve Önder Kaya

      

    Yine uzaklardan,Ankara'dan misafirlerimiz de vardı.Sadece bir günlüğüne motosikletleri ile Ankara'dan çıkıp geldiler.

    Selim Kocabaş ve Kaan Tuna                         Oğuz Duymuş 

         

    E tabii Antalya'dan da bol miktarda izleyici bizimleydi.Fotoğraflarda objektife yakalananlar var sadece.

    Asistan Sönke Bonde                                    Asistan Mesut Doğan                                     Canan Yıldırım

         

    Murat Ülker (Ortada el kol işaretleri yapanBig Smile)      Atila Demirağ                                         Oktay Sezai Öktem                                              

         

    Sinan Şahin,Işık Aslandede,Orhan Uslu ve Kemer Enduro Kulübü üyeleri,başta Semih Başkan olmak üzere bizi yalnız bırakmadılar.

    Cumartesi sabahı motosikletlerin aynaları,sis farları,kısaca kırılabilecek ne varsa sökmekle işe başladık. 

    Arkasından kısa bir brifing...

    Bu arkadaşlar cezalı.Big Smile

    Aslında her seferinde ısınmak gerekli ama bunu hep ihmal ediyoruz.

    Uçan Adam Gökhan...

    Sıra motosikletleri ısıtmaya geldi.

    Tabii ilk ders duruş pozisyonları...

    Ve ilk yatış.Arazide yer yer çamur var.

    Günün sonunda kısa bir arazi turu.Gelişme hemen farkediliyor.Sabah çekinerek sürenler sanki 40 yıldır arazide motosiklet sürüyormuşcasına ustaca sürmeye başlıyor.

    Eh tüm gün bir çeşit kovboyluk yaptık.Bizimkilerde demirden at.Akşam kasabada eğlenmek hakkımız:)

    Her zaman olduğu gibi kamp ateşi başındaki sohbete doyum olmuyor.

    Karnımızı da doyurduktan sonra,

    Geçtik şöminenin başına.Günün değerlendirmeleri,gırgır şamata.Harika bir akşamdı.

    İkinci gün sabah yine ısınma hareketleri ile güne başlandı.

    Alışıldık görüntüler...

    Aslında bu arkadaşlar motoru yatırmadılar.Ağırlık çalışıyorlar:)

    İkinci gün öğlerden sonra öğrenilenleri pekiştirmek için attık kendimizi Torosların bağrına.

    Su geçişleri...

    Zorlu patikalar...

    1600 metrede nefis manzaralar...

    Ankara ekibinin Toros hatırası...Eh artık bunlar iflah olmaz.İlk fırsatta yine gelirler buralara.Pbw Smilie Pocketbike

    Eğitimin bitiminde katılan arkadaşların sürüşlerindeki gelişme inanılmazdı.İlk günün sabahı ile karşılaştırıldığında,motosikletlerin üzerinde sanki bambaşka insanlar oturuyormuş gibiydi.Birinci gün eğitim sahasındaki bir çok fotoğrafta görülen küçük tepeciğe çıkabilirmiyiz acaba diye düşünürken,ikinci gün Torosların zorlu yollarında ve hatta yol olmayan yerlerde dahi bırakın tepeyi resmen dağları rahatlıkla tırmanıyor ve iniyorlardı.

    Her fırsatta söylediğimiz gibi bu eğitimin amacı enduro yarışçısı yetiştirmek değil elbette.Ancak sanıyorum artık bu eğitime katılan arkadaşlarında gözü sürekli arazide olacak.Geçtikleri her yolda,tali,ara yollar arayıp,yolculuklarında bu yolları tercih edecekler.Eh bir kere virüs kana girdi.Kurtuluş yok artık!!!

     

     

     

     

     

    Gönderilen Dec 24 2010, 11:35 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 3 comment(s)

  •   Sea to Sky

    Wed, Dec 15 2010 1:14
    1,196 Okundu  

    Evet!

    Denizden Gökyüzüne!

    0'dan 2365 Metreye!

    Dünya üzerinde sadece 45 km. yol alarak bunu yapabileceğiniz çok yer olmasa gerek.Hatta hiç yer olmasa gerek.

    0'dan 2365 metreye bu kadar kısa bir yol katederek ancak Antalya'da tırmanabilirsiniz .Tahtalı Dağı bu irtifaya sahip

    denize bu kadar yakın konumda bulunan ender dağlardan.E burası Toroslar! Sürprizin ve güzelliğin her türlüsü mevcut!

    Çok yakın bir geçmişte işte bu inanılmaz rotada harika bir ralli organize edildi.Kemer Enduro Motosiklet Kulübü,

    özellikle başkanları Semih Özdemir'in çabaları ile 16-17 Ekim 2010 tarihinde ilk kez düzenledikleri

    ''Sea to Sky Hard Enduro Rally'' ile bu güzelliği nefis bir sportif maceraya dönüştürdü.

    Bilmeden sanırım doğru kelimeyi söyledim.Evet,tam bir macera.Bu oldukca zorlu parkurda katılan 64 sporcudan ancak 7 tanesi

    zirveyi görebildi.Söylediğim gibi bu bir ilkti.Ama kesinlikle son olmayacak.Bu parkur daha pek çok maceraya ev sahipliği yapacak.

    Kemer Enduro Kulübü bu konuda çok kararlı.

    Zirveye 6-7 km.kalana kadar bizim ağır endurolarla nispeten kolay bir rotadan çıkmak olası.Ama işte bu noktadan sonra ancak

    hafif enduroların çıkabileceği patika başlıyor.Ralli parkuru ise bu noktaya kadar da oldukca zorlu ara patikalardan oluşuyor.

    Ama ben bu yazımda yarışı anlatmayacağım.Bunu zaten kendi linklerinden okuyabilirsiniz.

    3 Aralık günü bu zorlu parkuru denemek için elimize bir fırsat geçti.Ben onu anlatacağım...

    Dünya Motokros ve Enduro Şampiyonlarından Marko Barthel'in 3 günlüğüne RideTurkey Antalya Ekibi'nin davetlisi

    olarak eğitim vermek üzere Antalya'ya geleceğini öğrenen Kemer Enduro Kulübü Başkanı Semih Özdemir,Marko'nun ''Sea to Sky'' parkurunu

    denemesini istedi.Bir profesyonel gözüyle parkurun değerlendirilip gelecekte yapılabilecekleri tespit etmek istiyordu.

    Marko Ralli'ye davetli olmasına rağmen o tarihte bir başka yarışta olduğundan katılamamıştı.Böyle bir daveti

    duyunca ikiletmedi dahi.Adamın hazır tarafı! Zaten merak ettiğini söyleyip duruyordu.

    3 Aralık gecesi Almanya'daki kötü hava koşulları nedeniyle bir kaç saatlik rötarla ancak saat 02.00'de indi uçaktan.Ben sabah

    saat 8.30'da otele gittiğimde Marko sanki gece 12 saat uyumuşcasına dipdiri kahvaltıdaydı.Daha Günaydın der demez hadi

    gidelim diye ayaklandı.Adam hiperaktif. Yorulmuyor her nasılsa? Daha sonra bunun sırrını anlattı.İlerleyen satırlarda bahsedeceğim.

    Yola çıkmak üzere hazırlanırken Marko'ya hangi motorla gitmek istediğini sorduk.Kaç kilometre gideceğiz diye sordu.40 km.diye

    cevaplayınca ''tabii ki BMW'' dedi.Crazy Hani 3-5 km.olsaydı KTM diyecekti. 

     

    Bu arada yeri gelmişken Marko'dan biraz bahsedeyim.Marko Barthel KTM  Racing Team ve BvZ Racing Team yarışçısı,

    7 kez katıldığı ISDE (Uluslararası 6 gün Enduro) yarışını 5 altın 2 gümüş madalya ile tamamlamış,2003-2004 yılları Red Bull Erzberg

    yarışında 2 kez Top 10’da yer almış,2 kez Avrupa ve defalarca Dünya Şampiyonu olmuş usta bir eğitmen.

    ''ISDE 6 gün enduro yarışı'' çok ilginç bir yarış.Hikayesini Marko'dan dinlemek lazım.6 gün boyunca motosikletinize sizden başka kimse

    el süremiyor.Her Günün sonunda parkuru tamamlayınca 15 dakikalık bir sürede tüm bakımlarınızı yapıp motosikleti teslim ediyorsunuz ve

    ancak sabah start almadan hemen önce yanına gidebiliyorsunuz.Aynı zamanda çok iyi bir mekaniker de olmak gerekiyor.Tam bir enduro maratonu.

     

    Böyle usta bir sürücüyle yol yapmak ayrı bir keyif.Kemer'e ulaştığımızda start noktasında başkan Semih ve

    Kemer Enduro Kulüp üyeleri bizi bekliyordu.

    Marco'ya parkurda Kemer Enduro Kulüp yarışçısı ve ''Sea to Sky Hard Enduro Ralli'' ikincisi İsmail özgül,üçüncüsü Mehmet Özdemir,Murat Kadaganlı,Ankara'dan Kaan Tuna eşlik edecekler.Başkan Semih Özdemir,Mesut Doğan,Oktay Sezai Öktem ve ben daha kolay bir parkurdan tırmanacağız.Yakaladığımız yerde diğer ekibi fotoğraflayacağız.

    Ekip sahildeki starttan sonra dere yatağından ilerliyor.

    Dere yatağından sonra kısa bir asfalt sürüşü ve asıl tırmanış burada başlıyor.

    Marko ve beraberindekiler patikalardan ilerlerken biz onları diğer yoldan yakalamaya çalışıyoruz.

    Bizim gittiğimiz yol ile parkurun kesiştiği noktalarda buluşulup parkurun değerlendirmesi yapılıyor.

    Bizim parkurda yer yer ciddi şekilde zorluyor.

    Bu noktada ekibi tekrar yakalıyoruz.1000 metre civarında bir ırmak yatağındayız.Bu kadar usta sürücüleri böylesine yakından

    izlemek çok keyifli.

    1300 metreye çıktık.Daha önümüzde tırmanılacak 1000 metre irtifa var.

    Bu cep telefonunu icad edeni hep sevgiyle anmışımdır.Dağın başında bile rahat yok.

    Aralık ayı,irtifa 1300.Bu dünya güzeli çiçekcik tek başına salınıyor.Tam da bizimkilerin geliş yolunda.

    Neyse ki hepsi yanından geçiyor.

    Kısa bir mola.

    Kaan 450'lik makineyle zorlanıyor parkurda.Bu parkur için ideal motosiklet 250'likler.Gerçi Marko'nun altında da 530 var.

    Ama inanılmaz bir kondisyona sahip.Motora binmediği her gün istisnasız 1 saat bisiklete binip,bir o kadar da koşuyormuş.Koşuyu hafif,nefes

    açacak tempoda yapıyormuş.E bizim gibi bütün hafta masa başında otuurp sonra hadi Enduro yapayım diye düşmüyor yola.

    Tam bu noktada KTM'lerin girmesinin sakıncalı olduğunu gösterir tabela var.Prankster2

    Mesut'un bulduğu boş kovanlardan anlaşıldığı kadarı ile buraya giren KTM'yi vuruyorlar.Vinsent

    Biraz daha tırmanınca ciddi zorlu bir yere geldik.Eh işte Allah'ın parmağı yok ki gözüme soksun.KTM'yle bu kadar uğraşırsan olacağı bu.

    Oldukca dik ve gevşek zeminli bir yokuşu tırmanırken benim debriyaj maneti ve bağlı olduğu

    kütük birden gevşeyip küllüm yukarı doğru döndü.Aslında hata benim.Sabah ayarlamak için gevşetmiştim.İyi sıkamamışım anlaşılan.

    Durmak zorunda kaldım.Yeniden kalkmaya çabalayınca debriyajdan lokomotif bacasını aratmayacak yoğunlukta dumanlar yükselmeye başladı.

    Çok ısındığından olacak debriyajda ara kavrama kalmadı.On-off anahtarı gibi çalışmaya başladı.Açık-Kapalı! Arası yok.Hafif gaz veriyorum motor

    altımda resmen şahlanıyor.Tutmak mümkün değil.Hayatımın en estetik uçuşunu işte burada yaptım.Cool Durmamak için tam kaptırmış çıkarken

    önüme bir kaya çıktı.Ama ciddi bir kaya.Ön tekerlek resmen 1,5 metre havaya kalktı ve o anda arka tekerlekte yerden kesildi.

    Ben ve motor yanal bir uçuşun sonunda yere çakıldık.Hemen önümde ayakta duran Oktay'ın söylediğine göre O'nun göğüs hizasına kadar

    havalanmış motor.Boksör motorun gözünü seveyim.Tabii birde full enduro korumaların.

    Sağ ayağım motorun altında kaldığı halde en küçük bir yaralanma,berelenme olmadı.Neyse sonunda aştık burayıda.

     

    1500 metrelerde nefis bir manzara.Fotoğrafta belli değil,ama karşıdaki vadinin sonunda Kemer ve Akdeniz ayağımızın altında.

    İşte bizim makinelerin en son çıkacağı yer burası.1700 metrede yol bitiyor.Buradan sonra kayalık patika başlıyor.Benim debriyaj sorunum

    nedeniyle buraya kadar çıkamadım.Ama Mesut ADV ile bu noktaya kadar gitti.

    Bu parkurun asıl enteresan tarafı zirveye çıktıktan sonra aşağıya teleferikle iniliyor olması.Yani iniş problemi yok.

    Dönüşte yapılan değerlendirmede ''Sea to Sky Hard Enduro Ralli'' için harika fikirler ortaya çıktı.Marko'nun önerisi ralli'nin ''Profesyoneller''

    ve ''Hobi'' olamak üzere iki sınıfta yapılmasıydı.Hobi sınıfında ağır endurolardan scooter'a kadar her türlü motosiklet yarışabilecek.Böylece

    hem daha çok katılım sağlanacak,hem de yeni sprocular yetişmesine katkısı olacak nefis bir macera ortaya çıkacak.Sahilde ve dere

    yatağında yapılacak düzenlemelerle,özellikle ilk gün sıralama turlarında nefis seyirci etapları ortaya çıkacak.

    Biz şimdiden hazırlanmaya başladık bile. 2011 harika olacak.Önce 7-13 Eylül'de Trans Anatolia Rallisi hemen arkasından Sea to Sky.

    Bence sizde hem kendinizi,hem de motosikletinizi hazırlamaya başlayın! 

     

     

     

     


  •   Trans Anatolia Rallisi 8-14 Eylül

    Sun, Oct 17 2010 5:00
    3,152 Okundu  

     

    Geçen sene Ekim Ayı'nda Trans Anatolia Rallisi fikri ilk ortaya çıktığında  

    Marcel Vermeij ve Sönke Bonde ile rota saptamak için bir tur yapmıştık.

     

    Marcel Vermeij El Chotee Rally 2005,Central Europe Rally 2008,Hereoes Legend 2006-2010,

    Trans Orientale 2008,Oost-Europa Rally gibi çok ciddi organizasyonlara imza atmış bir rally manyağı.Sitesinin adı da zaten rallymaniacs.nl.

    Sönke Bonde ise 20 seneden fazla bir zamandır Türkiye'de yaşayan ve motosiklet turları düzenleyen,bu konuda çok ciddi birikimi olan

    usta bir motorcu.

    Hazırlıklar bir sene sürdü.Hollanda,Almanya ve Belçika'da tanıtımlar yapıldı.İlk tanıtım kokteyline 100'den fazla katılım oldu.

    Bu arada tanıtımlarda kullanılan video'da tanıdık simalar göreceksiniz.

    Tam 3 kez tüm rota hiç bir yer atlanmaksızın geçildi.Her 50 km.de bir acil durumlarda helikopterin inebileceği yerler saptandı.Tıbbi müdahale

    için bir tanesi Hollandalı,bir tanesi de Türk olmak üzere iki ekip ve bu ekiplere 4 x 4 araçlar organize edildi.Türk ekibinin başında üyemiz

    Dr.Oktay Sezai Öktem ve paramedic olarak yine üyemiz Cengiz Altınsoy vardı.Ralli sırasında bunun ne kadar gerekli olduğu görüldü.

    Yabancı katılımcıların motosiklet ve otomobillerinin gümrük işlemleri başlı başına bir işti.Her etap sonundaki kamp alanlarının sapa oluşu ve

    neredeyse hiç yol bulunmaması lojistik desteği çok zorlaştırdı.90 kişiyi yedirmek,içirmek ve bunu doğayı kirletmeden yapmak hiç te kolay

    bir iş değil.Bir kamyon üzerine tuvalet ve duşlar monte edildi.Tüm bu ekipmanın her gün sökülüp,yüklenip yeniden kurulması ciddi bir çaba

    gerektirdiğinden etaplar bir gün kamp bir gün otel olacak şekilde düzenlendi.Bu şekilde tüm bivak ekibinin her bir kamp hazırlığı için iki gün vakti olacaktı.

    Sonunda büyük gün geldi çattı.Ekipler gelmeye başladı.

    1977 yılında Rubbit Run -Trans AMA yarışını kazanan ilk Avrupalı,1980 World Four-Stroke Şampiyonu,2009 yılında 62 yaşında Dakar'a katılıp

    finiş gören Pierre Karsmakers,Türkiye'den Kemal Merkit'te olmak üzere büyük kısmı Dakar'a katılmış Hollanda,Belçika,Almanya ve Türkiye'den

    otuzbeş motosiklet ile sekiz 4 x 4'ün katıldığı ralli 8 Eylül 2010 günü Antalya Köprülü Kanyon'dan start aldı.Teknik ekipler,organizasyonun ekipleri,

    video ve fotoğraf çekim ekipleri derken 90 kişilik bir grup çıktı ortaya.

    Pierre Karsmakers

    Aslında niyetim ralliyi burada canlı canlı yayınlamaktı.Tüm ekipmanı hazırlayıp götürdüm.Ancak unuttuğum şey hiç bir kamp alanında telefonların

    çekmediği,dolayısı ile 3G bağlantının yapılamadığıydı.Yinede görüntüler tap taze.

    Bu ralliye ben ve Mehmet Özdoğan sıralama dışı olmak kaydı ile bizim fillerle katıldık.Ağır endurolar için ayrı bir klasman oluşturalım fikrime Sönke

    ve Marcel bu rotanın bizim koca makinelerle yapılamayacağını iddia ederek karşı çıkınca,yapılabileceğini göstermek farz oldu.Ralli başlamadan bir

    gün önce Mehmet Adana'dan benimle birlikte ralliye katılmak üzere geldi.Antalya'da katılımcıların kaldığı otelde ralli ile ilgili son işlerde bitince,

    akşam üzeri yola çıkarak start alınacak Köprülü Kanyon'daki kampa ulaştık.7 gün sürecek maceramız başladı.

    Biz kampa geldiğimizde ekipler motosikletlerinin başında son hazırlıklarını yapıyordu.Dr.Oktay'ı Kemal Merkit'le sohbet ederken yakaladık.

    Bizim makineler Ready to Race olduğundan yapacak bir işimiz yok.Sabah kontağa basıp yürüyeceğiz.Aylak aylak geziniyoruz.Smile

    Akşam yemeğini ırmağın üzerinde yiyoruz.İşin en güzel tarafı birbirlerini hiç tanımayan bunca insanın sanki kırk yıllık dostmuş gibi birbiri ile

    kaynaşmasıydı.Bu dostluğu yarış sırasında çok daha iyi görecektik.Herkes birbiri ile değil,birbirine yardım etmek için yarışıyordu sanki.

    Karşılıklı malzemeler alınıp veriliyor.Bir takımın teknik ekibi diğer takıma yardım ediyordu.Bu ralli boyunca artarak devam etti.

    Yemek sonrası sohbetin ana konusu yine BMW,KTM çekişmesiydi.Masada Oktay,Kemal Merkit ve Selçuk Bektaş'a karşı Mehmet'le ben zayıf

    kaldık tabii.Ama ertesi gün sahada işler değişti.Stick out tongue 

    Arkasından Marcel Vermeij'in ralli ile ilgili brifingi

    ve yatma vakti.Sabah saat 7.00'de kalkılacak.8.00'den itibaren start var.

    Birinci gün etabı 190 km.Köprülü Kanyon'dan,Gembos,Derebucak üzeri İlvat Gölü.Parkur zorlu.Sabah 7.00'de herkes ayakta.

    Hollandalı'ların destek aracı 6 çeker nefis bir kamyon.Teknik ekip içerisinde uyuyor.

    Kampa geç geldiğimiz için çadır yeri kalmamıştı.Bizde park yerinde ciplerin arasına yerleştik.

    Kamp alanı inanılmaz hareketli.Herkes eşyalarını toplayıp motosikletlerini hazırlıyor.

    Biz yine aylak aylak,kaşına kaşına geziniyoruz.Hazırlayacak bir şey yok ki.Kontağı çevirip yürüyeceğiz.Big Smile

    Mesut Doğan'da yepyeni ADV'si ile ilk gün bizimle sürecek.Aynı şekilde Orhan Uslu'da birinci gün bizimle geliyor.Mesut'un motoruna nasıl

    sevgiyle baktığına dikkatinizi çekerim.

    Bende biraz rotayı çalışıyorum GPS'te.

    Start öncesi Jeep'ler bekliyor.Bu araçların gelişinde öyle aksilikler yaşandıki inanılmaz!!! Ralli'den bir gün önce Türkiye'de olmak üzere yola

    çıktılar Hollanda'dan.

    Ancona'dan Çeşme'ye gelmek üzere bindikleri feribotun denizin ortasında yakıtı bitti.Tongue Tied Evet doğru okudunuz.Koskoca feribotun yakıtı bitti.

    Bu nedenle 6-7 saat gecikmeli geldiler Çeşme'ye.Bu sefer de gümrükte başka bir sorun çıktı.3 tanesi arkalarındaki römorkta 3 jeep daha taşıyordu.

    3 sürücü ama 6 tane araç olduğu için,bu sefer içeriye almadılar.Saatlerce uğraşıldıktan sonra gümrükten geçebildiler.Gece Çeşme'den yola çıkıp

    Antalya'ya geldiler.Bu seferde kamp alanını bulamayıp kayboldular.Neyse ki,sonunda starttan bir saat önce bulundular da herkes rahat bir nefes aldı.

    Start alınmaya başlandı.Rallinin melekleri Sylvia,Sönke'nin eşi Neşe,Carola start veriyorlar.

    Bizde start alıyoruz.Sıralama dışı katılmamıza rağmen yine de zaman tutuyoruz.Ama bizim için önemli olan parkuru sonlandırmak.

    En son start almış olmamaıza rağmen arkamızdan gelenler olduğunu görmek güzel.Onların hız avantajı varsa bizde de parkuru ezbere biliyor

    oluşumuzun avantajı var.

    Günün sonunda rotayı iyi biliyor olma avantajının böyle uzun soluklu bir rallide hızdan ve hafiflikten daha önemli olduğu ortaya çıktı.

    Diğerleri road booklarla ilerliyor.Bir sapağı kaçırdılarmı,hadi bakalım geri dönüp bir önceki sapaktan tekrar ölçüyorlar.Defalarca kaybolanlara yol gösterdik.

    Arkamızda bıraktığımız yol.Ciddi zorlu bir parkurda ilerliyoruz.Ama bizim canavarlar banamısın demiyor.

    Arada sırada durup arkamızdan gelen 4 x4'lere yol veriyoruz.Yardıra yardıra geliyorlar.Bir virajda üstümüze çıkmaları işten bile değil.

    Nefis manzaraları kaçırmıyorum.Artık yoldagiderken fotoğraf çekmede ustalaştım.

    Startı sabah 08.50'de aldık ve parkurun sonuna 40 km. kala kurulu olan CP'ye (Check Point) 14.38'de geliyoruz.

    Bizden önce gelen bir motosiklet start alıyor.Bu CP'ye 1,5 saat önce gelebilirdik aslında.Yolda Orhan'ın motosikletinin zinciri darmadağın oldu.

    Bir süre onu bekledik.E bu arada Mehmet'te bende sıkı sigara içicisiyiz.Saat başı sigara molası,yemekti derken ciddi vakit kaybettik.Yine'de

    CP'ye geldiğimizde arkamızda daha 10'dan fazla motosiklet olduğunu öğrendik.

    Ferd Wijers hem zaman hemde rota sorumlusu.Roadbook'lar,rotanın GPS trackleri ondan soruluyor.

    Marcel Vermeij bizi görünce gözlerine inanamadı.Smile Buraya kadar geleceğimizi dahi tahmin etmiyordu.

    CP'ye bizden sonra gelen bir başka motorcu.

    CP'den sonra İlvat Gölü'ne giden yol da küçümsenecek zorlukta değil.

    Sonunda saat 16.00'da finişteyiz.Kamp ıssızlığın ortasında harika görünüyor.O yorucu günün sonunda finişe ulaşmanın,hemde böylesi güzel

    bir manzarayla karşılaşmanın keyfini başka hiç bir şeyde bulamaz herhalde insan.İrtifa 1928 m.

    Kampa girerken tüm bakışlar üzerimize dönüyor.Bir kısmı şaşkın,bir kısmı ise ellerini havaya kaldırıp coolll işareti yapıyor.

    İlk gün biz onların fotoğraflarını çekerken,bugün onlar bizim fotoğraflarımızı çekiyorlar motorları park ederken.Hatta ikinci günün sonunda

    Pierre Karsmakers yanımıza gelerek aynen şunları söyledi.''Size saygı duydum.Cidden büyük saygı duydum.Bu koca motorlarla bu parkuru

    geçeceğnize inanmıyordum.Sizi tebrik ediyorum!''

    Bu zorlu günün üstüne bir sigara yakılır artık.

    Diğerleri de yorgunluktan bitap yerlere serilmiş.

    Kamp alanı nefis.Dev yörük çadırı,Hollandalılar'ın lojistik kamyonu.

    Böyle bir yerde tüm konfor düşünülmüş.Tuvalet,duşlar.Yıkanıp traş oluyor ve kendimize geliyoruz.

    Tuvaletler harika.

    Mehmet yemekten önce kestiriyor azıcık.

    Bu arada inanılmaz bir şey oluyor.Orhan yine çıkıp geliyor.Zinciri dağılıpta yolda bırakmıştık ya.Bizim teknik servis aracı yepyeni zinciri takınca

    yola devam etmiş.Adam da doğal GPS var.Güvercin gibi nerede bırakırsan bırak gelip buluyor seni:)

    Atladığımız bir şey var.Güya yarıştayız.Herkes birbiri ile rekabet halinde.Ama yolda sizi dururken görmesinler.İstisnasız hepsi durup

    yardıma ihtiyacımızın olup olmadığını soruyor.Başta da söyledim ya sanki birbirine yardım için yarışıyor millet.

    Dağın tepesine 3 ayrı yere 3 ayrı Türk Bayrağı yerleştirilmiş.Her birisinde ayrı bir mühür var.Yarışçılar buraya tırmanıp bu mühürleri

    basarlarsa ekstra puan alıyorlar.Harika görüntüler çıkıyor ortaya.Tabii sorunlarda.Motorlardan bir tanesi bir vadinin içerisine 100 metre aşağıya inmiş.

    Orada bırakıp gelmiş motoru.Sabah halatlarla 6-7 kişi zor çıkardılar.

    Ekipler motorlarını ertesi güne hzırlıyor.Biz kontağı kapatıyor ve ertesi günü açıyoruz.Tüm gece çalışanlar var.karanlıkta kafa lambası ile tamirat

    yapıyorlar.Bizim ise kendimize bakım yapmaktan başka bir işimiz yok.

    Kamp alanında hareket hiç bitmiyor.Gece de,

    Gündüzde...

    Ertesi günün roadbookları takılıyor.

    Tüm ralli boyunca havadan paramotorla çekim yapan Uçan Hollandalı iniyor.

    Akşam keyfi bir başka.Muhabbet harika.Uzun zamandır bu kadar keyif aldığımı hatırlamıyorum.Herkes birbirini selamlıyor.Espriler,şamata gırla.

    Dev yörük çadırı ziyafet için hazır.Bu çadır hem yemekler hem de brifing için kullanılıyor.Geceleri aynı zamanda koğuş görevini yapıyor.Çadır kurmaya üşenenler bir köşesine kıvrılıp yatıyorlar.

    Eh kamp olurda ateş olmazmı? Ateş başı sohbeti bir başka.Hava ciddi soğuk.1900 metredeyiz.Gece ilerledikce hava da soğuyor.Ateş çok iyi geliyor.

    Yeni bir gün başlıyor.İkinci gün etabı daha uzun.220 km.Varış yeri Ermenek.

    Sabah kahvaltıları nefis.

    Ballı gözlemeler,katmerler.Kamp alanlarındaki yemekler harikaydı.Oteller için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

    Bu arada unutmadan ilk günün birincisi açık ara Kemal Merkit.Bu aynen takip eden günlerde de devam edecek.Murat Kızak Okan Temiz'de iyi

    dereceler yapıyorlar.

    Start öncesi biraz ısınıyorum.

    Ve ikinci gün yine 09.00'da start alıyoruz.

    Jeep'lere yine yol veriyoruz.Aksi halde tehlikeliler bizim için.

    Yol yine uzun,yine zorlu.

    Zaman zaman kısa da olsa asfalta çıkınca insan nefes alıyor.

    Eğrigöl'deyiz.Dünden beri ilk defa burada telefonlar çekiyor.Bayramın ilk günü.Yarım saat mola verip yakınlarımızla bayramlaşıyoruz.

    Buradan Cündere (Çündüre) Şelalesi'ne ineceğiz.Ama inmek için tırmanmak gerekiyor.2260 metreye çıkıyoruz burada.Aşağıdaki manzara mükemmel.

    Bugün hava ciddi sıcak.Aşağıya indikce fırına girmiş gibi oluyoruz.36 C.Sanki gece üşüyen biz değildik.

    Ama iniş yolu çok keyifli.

    Gitmemiz gereken yer karşıda en uzakta görünen en yüksek tepe.İnsanın kuş olup uçası geliyor.ama nafile!Buraya gitmek için daha 60-70 km.zorlu bir parkur var önümüzde.Bugün çok vakit kaybettik.Normal tempomuzu bulana kadar neredeyse öğlen oldu.

    Dere tepe düz gidip,vadilerden geçiyoruz.

    Sonunda işte iki resim önce tarif ettiğim tepede Gökbel Yaylasındayız.

    Sevimli Murat Bayramımızı kutlamaya geliyor.

    Parkur buradan geçmemesine rağmen Mehmet Kuşyuvası Geçidi'ni daha önce hiç görmediğini söyleyince yolumuzu bir kaç km.uzatmayı göze alıp

    bu doğa harikası yeri ziyarete gidiyoruz.

    Artık Ermenek Yolundayız.Bu sefer çok vakit kaybettiğimiz için CP'lere vardığımızda toparlanıp gitmiş olduklarını gördük.

    Sonunda Ermenek'te bugünün finişi olan Selçuklu Otelde'yiz.Bugünün birincisi de yine Kemal Merkit.Biz 10 saatte geldik.Gerçi bunun 3,5 saati

    yolda lüzumsuz oyalanmalarımız.

    Akşam brifing ve kısa bir video gösterisinden sonra sıcak duş ve yatak çok iyi geliyor.

    3.gün oldukca zorlu bir gün.En uzun etaplardan bir tanesi.230 km.Ermenek'ten Karaman'a 75 km.mesafedeki Meke Krater Gölü'ne gidilecek.

    Hemen hemen hiç asfalt yok.

    Sabah rallinin tek kadın yarışçısı Eva Krumbholz son hazırlıklarını yapıyor.

    Motorlarımızı hazırlarken bir sürü kişi gelip fotoğrafımızı çekiyor.Karşılaştığımız herkes eliyle ''cool'' işareti yapıyor.Bu bizi daha da motive ediyor.

    Yola koyuluyoruz.Bu arada benzinimiz bitmek üzere.Ermenek'te bir benzin istasyonuna girip 50'şer liralık koy diyoruz.Fazla benzin almıyoruz ki

    ağırlık artmasın.Ödemeyi yapıp yola çıkıyoruz.Benim ibrede tık yok.Durup mehmet'e soruyorum.Onda da aynı problem.Geriye dönüyoruz.Ama nafile.

    Bir sürü vakit kaybettiğimizle kalıyoruz.Bir şey ispatlamak olanaksız.İkimizde fiş almadık.Sıkı kazık yedik.

    Daha 30-40 km.yol almıştık ki bir tepeyi aşınca bizim sağlık ekibi ile birlikte Pierre'i görüyoruz.Meğer düşmüş ve küçük parmağı tendonlar

    dışarıya çıkacak şekilde parçalanmış.İlk müdahaleyi Oktay yapmış ama acilen dikiş atılması gerekiyor.Karaman'a Hastane'ye götürmeye

    karar veriliyor.Bayram olduğu için cerrah bulunamaması ihtimaline karşı genel cerrah olan Mehmet'inde dolayısı ile benimde Karaman'a

    gitmemizi kararlaştırıyoruz.Doktor bulunamazsa Mehmet bir özel hastanede müdahale edecek.

    Bu kadar yaralanmaya rağmen Pierre her zamanki gibi gülüyor,espriler yapıyor.İnanılmaz pozitif bir kişilik.

    Önümüzdeki yol ciddi zorlu bir yol.Ben geri dönüp Ermenek'te bir hastane bulmayı öneriyorum.Ancak mesafe oalrak tam ortadayız.Karaman'ın daha büyük bir merkez oluşu bizi oraya yönlendiriyor.

    Başlangıçta oldukca keyifli ve hızlı gidiyoruz.

    Sonra bizim sağlık ekibinin aracı bir yerde çamura saplanıyor.

    Köylülerin yardımı ile aracı saplandığı yerden çıkarıyoruz.Öğreniyoruz ki aynı yerde Eva Krumbholz'da saplanmış ve havada uçarak yere düşmüş.

    Allahtan yer çamur bir şey olmamış.Buradaki köylüler çok cana yakın.Yardım etmek için oradan oraya koşturuyorlar.Hele bir kız var ki,bizim

    Teknik destek aracını görünce onlarda saplanmasın diye önlerini kesmek için koşuşunu görmeniz lazım.

    Her yere hızır gibi yetişen teknik ekibimiz.

    Biraz ileride iki kişi daha kalmış.Motorları arızalanmış.Ekip onalrada hemen müdahale ediyor.

    Bugüne kadar ki en zorlu etap burası.Kırık ufak taşlar.Bazı yerlerde yol dahi yok.Yürümek bile mesele.

    Bizi bir hayli zorladı.Benim lastikler artık asfalt lastiği gibi oldular.Bu lastiklerle burayı tırmanmak eziyet.Motorun arkası tutmuyor.

    Bir o tarafa bir bu tarafa kayıyor.İrtifa 1800.Yanımızda sudan başka bir şey yok.Çok vakit ve efor kaybettik burada.

    Gerçi lastiği bu halde olan bir ben değilim.Daha beterleri de var.

    Tüm bu zorluklar dahi çevredeki ufacık da olsa güzellikleri görmemize engel değil.Sonuçta ruhumuzda gezginlik var.Yarışçılık değil.Okkk

    Sonunda benim kabak lastikler bir yerde bırakıyor beni.Yok arkadaş ben burayı çıkmayacağım deyip inatlaşıp yere yatıyor benim makina.

    Ama bizdeki de keçi inadı.Kaldırıp yine yola devam.

    Sık sık durup dinleniyoruz.Hala neşemiz yerinde.Espriler gırla.Burada bir şeyi belirtmek istiyorum.Böyle zorlu bir yolda insanın yol arkadaşı

    çok önemli.İnsanın enerjisini emmek yerine,enerjisine enerji katan pozitif bir insanla yol yapmak kadar güzel bir şey yok.İşte Mehmet tam

    böyle bir yol arkadaşı.En zorlandığımız anlarda bile tek bir saniye olumsuz bir laf duymadım ağzından.Tam aksine birbirimizi motive ettik.

    Bu yolu benimle paylaştığın için teşekkürler Mehmet!

    Yolun zorlukları bitmiyor.Bunun üzerine,irtifa yorgunluğu ve kabak lastikte eklenince iş daha da zorlaşıyor.

    Sonunda bir yaylaya ulaşıyoruz.

    Adı Yellibel'miş buranın.Her zamanki yörük misafirperverliği ile yapılan içten kahvaltı davetine hayır diyemiyoruz.

    Nefis bir kahvaltı ediyoruz.E biz adam olmayız.Trans Toros'ta karpuz ye,Trans Anatolia'da kahvaltı.Üstüne üstlük bu birde adı üzerinde yarış.

    Ama huylu huyundan vazgeçmiyor demek ki.Yarışta olsa o güzel insanlarla sohbet etmenin tadını almadan,nefis peynirlerini,harika sele

    zeytinlerini yemeden geçmek içimize sinmiyor işte.Ne yapalım!

    Dünya sevimlisi 4-5 yaşlarındaki Mevlüt'ü koyunların başında gördüm.Güldüğünde gözlerinin içide gülüyor.

    Sonra arkadaşı ile güreş tuttular.Resmen tüm kurallarına uygun güreşiyorlardı.Mehmet'le hayranlıkla izledik.Videolarıda var.Daha sonra ekleyeceğim.

    Artık yola koyulma vakti.6-7 km.sonra asfalta ulaşacağımızı söylüyor ev sahiplerimiz.Mecburen buradan sonra asfalttan Karaman'a gideceğiz.

    Pierre'in eline Mehmet'in müdahale etmesi gerekiyor.Bizden 20 km.kadar öndeler.

    Karaman Devlet Hastanesi'ne ulaşıyoruz.Ama nasıl ulaştığımızı birde bize sorun.Biraz önceki o zorlu tırmanışta bile bu kadar gerilmedim.

    Tam 70 km boyuınca mucurda yol alıyoruz.Güya asfalt yapıyor bizim Karayolları.70 km.yola döşemişler çakıl taşını.Bu yüzden gecikiyoruz.

    Allahtan hastanede doktor varmış dikişi atmış.15 tane dikiş var elinde Pierre'in.Hala ben yarın devam edeceğim ralliye diyor.

    Artık Konya Ovası'ndayız.Resmen çöl.Özellikle bu kısmı.Bir de çölde kullanmayı öğrendik bu arada.Benim lastiklerle iş iyice zorlaşıyor.

    Ama inadımız inat geçeceğiz bu yolu.Az da değil ki birader.

    Ama işi çzödüm.Arkanda ne olursa olsun gazı kesmeyeceksin.Gazı kestiğin anda saplanıyorsun.Benim arka taraf bir o yana bir bu yana savruluyor.

    Ama yinede gidiyor benim canım Fil'im.

    Netekim! Ben işi çözdüm ya verdim gazı gidiyorum.Stick out tongue Hoop yerdeyim.

    Bir yere geldik yolda bitti.Bu zeminin böyle göründüğüne bakmayın.Acaip kayıyor.

    CP'ye geldiğimizde Sönke bu sefer pes etti.Tamam arkadaş diyecek bir şey yok dedi.Ama buradan sonrasını gitmeyi denememizi ekledi.

    Sonrada gerçi ben buraya kadar da gelmezdim bu makinelerle sizi yine bildiğinizi yapın dedi.Biz geçemezsiniz dediği yoluda bitirdik.

    Dedim ya keçi inadı diye...

    Sonunda Meke Gölü'ndeyiz.Buradaki keyfimizi tarif edemem.Hemde neredeyse bunca vakit kaybına rağmen diğer ekiplerle hemen hemen

    aynı saatte vardık.

    Meke'nin bir başka güzelliği var.Bizim bivakta çok yakışmış buraya.

    Bu sefer kampa girişimizde diğer ekiplerden alkış aldık.Victory

    Oktay'la Cengiz,Yusuf'la yolculuk ediyorlar.Hemde birden çok Yusuf'la.Onların aracını kullanan dostumuz rallici.Cengiz bildiği bütün duaları

    okuyormuş yolda.hahaha

    Yorgunluğumuz yüzlerimizden okunuyor.Ama keyifli yorgunluk bu.Bizim için ralli bugün bitiyor.Mehmet'in Adana'ya dönmesi gerekiyor.

    Kızının okulu başlayacak.Benim yalnız devam etmem olası değil.Zaten lastiklerimde iflas etti.Gerçi Kapadokya'ya lastik getirtmem mümkün

    ama söylediği gibi tek başına,takım arkadaşı olmadan devam etmek imkansız.Hele bu çöl kumunda.Ben de mecburen dönüyorum.

    Sabah kamp uyanıyor yine.

    Her zaman ki hummalı hazırlıklar.

    Uçan adam sabahın yedisinde yine havada çekim yapıyor.

    Mehmet elinden düşürmediği çayını yudumluyor.

    Ralli'ye katılan Türk Ekibi her sabah olduğu gibi muhabbette.

    Murat Kızak,Mehmet Özdoğan,Kaan Tuna,Tayfun Canlı,Okan Temiz,Kemal Merkit,Sönke Bonde

    Bugün varış noktası Kapadokya.Üzülerek ayrılıyorum.Ama finişe tekrar döneceğim.Ralli Kapadokya'dan sonra Karaman Pınarbaşı'na dönecek

    ve son gün yine başladığı yerde Toroslarda sonlanacak.

    Ekip Kapadokya'da.Burada iki gece kalınıyor.Varışın ertesi günü 100 km.'lik Kapadokya'yı dolaşan kısa bir parkur var.

    Tabii balon uçuşları da...

    E Trans Anatolia olur'da dansöz eksik olurmu? Adı üzerinde Anadolu.

    Kapadokya'dan tekrar Karaman'a.Pınarbaşı Köyü'nde bu sefer kamp.

    Burada herkesin çok hoşuna giden bir anekdot var.

    Bizimkiler kampa yerleştikten sonra köyün minaresinden yapılan anons aynen şöyle.

    ''Köyümüze turist arkadaşlar gelmiştir.Görmedik diyenler Harman yerinde görebilirler.''Smile

    Bu arada bizim Oktay'da gaza gelmiş.Uçan Hollandalı Leo arkasında sabahki start için antrenman yapıyor.Big Smile

    Veeee FINISH!

    Ralli'nin birincisi gururumuz KEMAL MERKİT...

    Murat Kızak'ta harika bir derece yaptı.Ralli'iyi 10.sırada bitirdi.

    Nefis bir organizasyon böylece sona erdi.Arkasında unutulmayacak anılar bırakarak.

    Zaman zaman Murphy elini uzatıp karıştırmaya kalksa da her şeyiyle harika bir organizasyondu.Bu kadar zor bir organizasyonu katılımcılara

    en ufak bir sorun yaşatmadan sonlandıran Sönke Bonde'yi tebrik ediyorum.Bu arada belki de asıl unutulmaması ve teşekkür edilmesi

    gereken Sönke'nin eşi Neşe Hanım.Aşçıların tıkandığı yerde mutfağa girip yemekleri yaptı.Önlüğü takıp onca insanın bulaşığını yıkadı.

    Üstüne bir de son Karaman kampında aşçılar işin zorluğuna dayanamayıp kampı terkedince mutfağa girip 90 kişiyi doyurdu.İnanılmazdı!!!

     

    Bu arada Marcel ve Sönke ile girdiğimiz ''ağır endurolar bu parkuru geçermi geçemez mi '' iddiasını kazanınca seneye 650 cc üzeri ağır

    enduroların ralliye katılması kesinleşti.Belki parkurda bizim makinelere uygun ufak tefek değişikliklerle,ancak kamp yerleri aynı olacak

    şekilde bir düzenleme yapılacak.Okkk

    Ben Şimdiden iple çekiyorum...

     

     


  •   Antalya'da Enduro Sürüş Teknikleri Eğitimi

    Sun, Aug 08 2010 20:00
    1,605 Okundu  

    Uzun zamandır dağlarda yolların bittiği yerlerde dolaşıyoruz.Yaşadığımız coğrafya bu anlamda Türkiye'nin en şanslı bölgesi.Evden çıktıktan 15 dakika sonra dağlardayız.

    Hem de ne dağlar! Uçsuz bucaksız Toroslar!

    Amacımız,hobimizi yaşamımızın mümkün olduğunca uzun bir kesiminde sağlıkla sürdürmek olduğuna göre bu işi doğru biçimde ve kurallarına uygun yapmamız gerekiyor.Bunun da benim bildiğim tek yolu eğitim ve alıştırma.

    Evet,eminim bir şekilde hepimiz öyle ya da böyle,düşe kalka da olsa asfalt dışında sürüş yapabiliyoruz.Ancak bunu yaparken riski minimuma indirirsek alacağımız keyfi de maksimuma çıkaracağımız kesin.

    Hem kendimizin hem de altımızdaki motorun sınırlarını bilmek kendimize olan güveni de maksimum düzeye çıkaracaktır.Parantez içerisinde,bu güven konusunda hasas bir sınır olduğunu hatırlatmakta fayda var.Kendimize olan güvenimizin çok fazla ileriye giderek İkarus Sendromuna dönüşmemesi çok önemli.

    İşte bu düşüncelerle uzun zamandır Off Road eğitimi için fırsat kolluyorduk.KTM Racing Team yarışcısı ve yine KTM Adventure Team'in baş eğitmeni Marko Barthel'le dostum Sönke Bonde aracılığı ile irtibata geçtim.Oldukca sıkışık olan programına rağmen Barthel bize bir hafta sonunu ayırıp Türkiye'ye gelmeyi kabul etti.

    Marko Barthel söylediğim gibi KTM  Racing Team ve BvZ Racing Team yarışçısı,7 kez ISDE (Uluslararası 6 gün Enduro) yarışını 5 altın 2 gümüş madalya ile tamamlamış,2003-2004 yılları Red Bull Erzberg yarışında 2 kez Top 10’da yer almış usta bir eğitmen. 

    1994 ve 1995  Almanya Enduropokal Vizemaster

    1997 Almanya Şampiyonu,

    1998 Almanya Şampiyonası 3.sü (En iyi Alman sürücü),

    1999 İtalya Avrupa Şampiyonası 2.si,

    2000 Almanya Vizemaster.(Tüm klasmanlarda en iyi Alman sürücü ünvanı),

    2001 İspanya ve Portekiz Dünya Şampiyonası 6.sı,aynı yıl Fransa Avrupa Şampiyonası 1.si,

    2002 Avrupa Şampiyonası 3.sü,Aynı yıl Almanya Şampiyonu,

    2003 BvZ takımıyla Avrupa 1.si ve

    Alman Motosiklet Federasyonu’ndan sertifikalı Enduro ve Kros eğitmeni.2000 yılından bu yana da ‘’KTM Adventure Tours’’ enduro ve motokros eğitmenlik ve rehberliği yapıyor.

    Bir diğer şansımızda kursa yardımcı eğitmen olarak Sönke Bonde'ninde eşlik etmesiydi.Sönke Bonde’de yaklaşık 20 senedir enduro ve motokros sporu yapan,Türkiye’nin her köşesini karış karış gezmiş Motosiklet Tur Operatörü ve Rehberi.

    Kursa maksimum 12 kişinin katılacak olması tek sorunumuzdu.Malesef çok istedikleri halde bir çok arkadaşımız katılamadılar.

    Bir şeyi itiraf etmeliyim.Gözlerimle görmesem,elimle tutmasam asla inanmazdım.Bu kadar hevesli ve bu kadar hızlı öğrenen bir ekibe az rastlanır.

    Eğitime katılan arkadaşların çoğu daha ilk defa araziye çıkıyordu.Hatta bırakın araziye çıkmayı ilk defa 1200 GS'e binen bile vardı.

    Eğitimin ilk günü Marko Hoca'yı koskoca ADV altında sanki oyuncakmış gibi oradan oraya seğirtirken görünce herkesin yüzünde ciddi bir korku ifadesi belirdi.Son gün bu korku ifadesinin yerini gururlu bir tebessüm aldı.Fotoğrafları ve özellikle videoları görünce sizde bana hak vereceksiniz.

    Muhakkak kaydedilmesi gerekli önemli bir notta : ''Marko'nun en küçük bir hiyeraşik üstünlük olmaksızın ve bu anlamda kendisinin en küçük bir tavır sergilememesine rağmen olaya hakimiyeti,bu hakimiyeti uygulamaya da aynen yansıtması,bunun getirdiği gizli otorite ve bizde uyandırdığı saygınlık ile hiç farkettirmeden tüm ekibi enteresan bir disiplinle idare etmesiydi.''

    İşte ekip.

    Mesut DOĞAN                                                                  Abdullah ARISAN

       

    Oğuz ÇETİNEL                                                                Orhan USLU

       

     Übeyid GÖÇMEN                                                            Hüseyin ACARLIOĞLU

      

    Sinan ŞAHİN                                                                   Mehmet ÖZDOĞAN

      

     Ömer ARICAN                                                            Günalp KOCAKANAT                                             Zeki BAHÇE

           

    Kurs için seçtiğimiz yerde mükemmeldi.Alanya'nın Kızılalan Mevkii'nde nefis bir enduro parkı.

    Bu eğitimden gerek Hocamız Marko Bartel ve gerekse Asistanlığını yapan Sönke Bonde'de en az bizim kadar zevk aldılar. 

    Eğitimin sonunda Marko'nun şaşkınlığını ifade ederken seçtiği sözcükler enteresandı :

    Türk Motosiklet sürücüleri ile ilgili bugüne kadar kafamda oluşmuş tüm olumsuz fikirleri bu ekip tamamen değiştirdi.Yollarda gördüğüm ve daha önce çok az sayıda da olsa eğitim verdiğim Türk sürücülerin yaptıkları işi önemsemediklerini,bir çok şeyi zaten bildiklerini düşünüp doğru olanı öğrenmemek için direndiklerini,bir çoğunun çok yetenekli olmasına rağmen sadece bu nedenle başarılı olamadıklarını düşünüyordum.Ancak sizin ekipteki dikkati,öğrenme isteğini ve en önemlisi alçakgönüllülüğü gördükten sonra tüm olumsuz düşüncelerim değişti.

    Aynı şekilde Sönke'de şaşkındı :

    19 senedir Türkiye'deyim.Bunun tamamı motosiklet üzerinde geçti.Yüzlerce motosiklet sürücüsüyle muhatap oldum.Ama çok içten söylüyorum arkadaşları tanıdıktan sonra sanki başka bir memleketteymişim hissine kapıldım diyordu eğitimin sonunda.

    Önce kısa bir video ve ardından fotoğraflar :

     

    Evet! İlk gün sabah ısınma hareketleri ile başladık.

    Ardından motosikletin üzerinde nasıl durulması gerektiğini öğrendik.

    Bir taraftan kamp yaptık...

    Diğer taraftan tıka basa yedik..

    Üstüne acaip eğlendik...

    Ama en önemlisi daha önce bırakın tırmanmayı denemeyi,rüyamızda görsek inanmayacağımız yerlerden aştık...

    Yürüyerek çıkarken dahi iki kere kaydığım,40-45 derece eğimli tepelere tırmandık.Kayalardan atladık.

    Çamurlara bulandık...

    Keçi yollarında,patikalarda ve hatta kros pistinde yarıştık...

    Ara sıra geyik yaptık...

    Bütün bunların sorumlusu aşağıdaki fotoğrafta herkesin parmakla işaret ettiği Marko Bartel'di.Evet söylediğim gibi ekip inanılmaz hevesliydi ama hocanında hakkını yememek lazım.Hem motosiklete hakimiyetiyle,hem inanılmaz keyifli anlatımıyla,hem de verdiği cesaretle yapmayı dahi düşünemediğimiz şeyleri iki gün gibi kısa bir zamanda bize yaptırdı.

    Hele bir de 1200 GS ADV'nin tamamen gevşek bir zeminde 55 derece,evet abartısız tam 55 derecelik ve yaklaşık 50 metrelik bir tepeye tırmanışı ve daha da dik bir yokuştan inişi görülmeye değerdi.Hepimiz ağzımız bir karış açık hayranlıkla izledik.Ardından saatlerce tartıştık.

    Eğitimin sonunda Marko'yu kandırıp bir de uçuş denemeleri yaptık ki,görülmeye değerdi.Aslında eğitim programına kesinlikle dahil olmayan bu atlayışlara ısrarımıza dayanamayıp izin veren ve tekniğini öğreten Marko'ya teşekkür ederiz.

     

    Bu uçan Marko Bartel...

    Ama sadece uçan o değil.Bizde uçmayı öğrendik...

    Ömer Arıcan.

    İlk kez 1200 GS'e bindi.İkinci gün uçuyordu...

     

    Mesut Doğan.

    En hızlılarımızdan...

    Mehmet Özdoğan...

    Oğuz Çetinel...

    Bendeniz...

    Übeyid Göçmen...

    Abdullah Arısan...

    Zeki Bahçe...

    Hüseyin Acarlıoğlu...

    Sinan Şahin...

     


  •   RT Antalya-Adana Ortak Zeyve Kampı 12-13 Haziran 2010

    Fri, Jun 18 2010 10:03
    2,931 Okundu  

              

             

     

    Her sene Mayıs Ayı'nda Adana ve Antalya ekiplerinin ortak bir kamp organizasyonu artık geleneksel hale geldi.

    Geçen sene Anamur civarında ve Yerköprü Şelalesi'nde yaptığımız kampın tadı hala damağımızda. 

    Bu sefer de geçen hafta içinde Adana'dan Mehmet Özdoğan ''Haydin bu hafta ortada bir yerde bululşup azalım!'' diye arayınca Cumartesi günü düştük

    yollara.

    Antalya'dan Atila,Orhan,Hasan ve Ben,Adana'dan Mehmet,Osman ve İskenderun'dan Ümit hemen hemen aynı saatlerde karga bokunu yemeden

    karşılıklı çıktık.Bizim safiyane plan öğlen onikide Ermenek yakınlarında Kazancı Kasabası'nda buluşmak.

    Bırakın öğlen onikiyi akşam saat dokuz buçukta zor buluştuk.300 km. yolu 14-15 saatte katettik.

    Değdi ama!coolll

    Bu arada çok kısa bahsetmek istediğim bir şey var.Sitemizdeki her bir rapor,tamamen aynı yerlere gidilmiş olsa dahi yazarının kendi

    izlenimlerini,bakış açısını göstermesi bakımından biri diğerinden ayrı farklı tadlar içeriyor.Bu gezide de aynı şey sözkonusu.

    Burada benim izlenimlerimden sonra Antalya'dan birlikte çıktığımız Hasan Basri Yontar'ın gözünden ve ağzından aynı geziyi göreceğiz.

    Bunun arkasında ise Adana Ekibinden Ümit Kaplan'ın ağzından Adana'lıların yol macerasını izleyeceğiz.

    Her üç yazıyı ayrı ayrı okuyunca biraz önce söylediklerimin doğruluğunu birlikte yaşayacağız.

    Bizde adettir.Bir yere isim koyarken abartırız.''Gizli Cennet diye duyardım hep.'' Açıkcası hiç te merak edip girmemiştim.Nasılsa her zamanki gibi

    abartıdır diye düşünüyordum.

    Fakat adıyla bu kadar özdeşleşmiş bir yer zor bulunur.Cidden cennet.Burasının fotoğrafları koyup koymamakta tereddüt ettim aslında.

    Kendimize mi saklasaydık diye düşündüm.Sonra dayanamadım.

    İlk durağımız işte bu Gizli Cennet!









    Bu arada rotamızdan bahsetmedim.Amacımız daha önce hiç geçmediğimiz (tabii kaldıysa) yaylalardan,yani Gündoğmuş,Cündere üzerinden

    Gökbel Yaylası,devamında Yunt Platosu üzerinden Ermenek tarafında Nadire Köyü'ne ulaşmak.

    Gizli Cennetten çıkıp Gündoğmuş üzerinden Cündere Şelalesi tarafına gidiyoruz.Karşımızda bir başka cennet,Cündere diğer adıyla Alara Şelalesi.

    Burası da oldukca az tanınan yerlerden.Yoldaki manzaralarda,şelale de cenneti aratmayacak güzellikte...








    Hasan Gözlüğünden şelale...





    Buradan sonra off road başladı.Oldukca zorlu bir tırmanış var önümüzde.Yol daha bir gün önce yapılmış.Zemin altımızda sanki misket döşenmiş gibi kayıyor.

    Yol zorlu deyince bir şeye değinmeden geçemeyeceğim.Bu gezininde bir ilki var.Hasan ilk defa bu kadar zorlu bir off road'a yine ilk defa bir 1200 GS'le çıkıyor.Başta kendisi çok endişeliydi.Ama sanki kırk yıllık endurocu gibi hemen hemen hiç zorlanmadı.Antalya bir endurocu daha kazandı.Hasan tebrik ederim.İlk seferinde bu kadar zorlu bir yolda inanılmaz başarılıydın.coolll



    İşte ne zamandır geyiğini yaptığımız,zurnanın pardon pardon! kirazın zırt dediği yere geldik.Sağımız solumuz kiraz bahçesi.Hem de öyle böyle

    kiraz değil Uluborlu kirazı.Bu kiraz iç piyasaya düşmez.Çok ender bulunur.tamamı ihraclık.Gerçi bizim talan ettiğimiz bahçenin ihrac edilecek kirazı

    kalmadı ya neyse!Prankster2

    Bırakın kirazı bazıları ağacın yapraklarına saldırdı.





    Ne kadar kiraz yediğimizi bilmiyorum ama Orhan ve Atila'nın mide fesatına uğradıklarını biliyorum.



    Kiraz bahçesinin olduğu yerde yol ikiye ayrılıyor.Hangisinden gideceğimizden emin olamayınca ben gözüme kestirdiğim bir tanesini kolaçan etmek için önden çıktım.

    Bir kilometre kadar sonra binlerce kiraz ağacının arasında bir eve rastladım.Sahibi bahçede oturmuş keyif yapıyordu.Yolu sormak için durunca yine Anadıolu misfirperverliği ile çay içmeden bırakmam deyince aşağıda beni bekleyen ekibide telefon açarak çağırdım.Burada da en az beş kilo kiraz daha götürdük ayak üstü.



    Hasan nedense zor ayrıldı amcadan.Crazy


    Hatta yolda durup kiraz bahçelerine bakıp iç geçiriyordu.



    Habire tırmanıyoruz.İrtifa 1800 metreyi buldu.Biz hala tırmanıştayız.Önümüz Gökbel Yaylası.

    Arkamızda bıraktığımız yola yukarıdan bakınca insan kendi kendisini sorguluyor.Aklımızı peynir ekmekle mi yedik!Search Alttaki fotoğrafın sol ortasındaki ovadan beri o görülen yollardan tırmanıyoruz.Allah akıl fikir versin!



    Sonunda Gökbel'deyiz.



    Gökbel'den sonra asfalt bir yol var.Bu yoldan Alanya Kuşyuvası'nın yaklaşık 1 km kadar üzerinde Ermenek Alanya yoluna  ulaştık.Hemen yolun

    çıkışındaki gözlemecide haytımızda yediğimiz en kötü gözlemeleri yedik.Yol boyunca midem ağzıma geldi.Ama yemeye de mecburduk.

    Önümüzdeki yolda belki de sonuna kadar herhangi bir yer yok yemek yenebilecek.

    Buradan bir kaç kilometre sonra tekrar Yunt Platosuna çıkmak için ana yoldan yoldan ayrılıyoruz.Her taraf nefis.Baharla birlikte sular coşmuş.

    Yolda ki bir köprünün altındaki manzaraya bakın.



    Burası bir önceki etaptan da zorlu çıktı.Bazı yerde yol denebilecek bir şey yok.Sıcakta bastırdı.Termometrede 36,5 dereceyi gördüm burlarda.Durup fotoğraf çekemedim bu 25-30 km.boyunca.Bir su başına gelince geride kalan ekibi beklemeye başladım.Hiç bir gezide kendi fotoğrafım yok.Fırsattan istifade kendi kendimi fotoğrafladım bu arada.



    Biraz sonra bizim ekip teker teker gelmeye başladı.




    Ve gelir gelmez sanki 2 gündür çölde susuz kalmış misali tulumbanın başına üşüştüler.

    Suda resmen buz.Nefis...

    Bu yolun girşini taşla kapatmışlar.Gerçi yol denmez ya buna.Orhan daldı önden.Taşları görmedi sanırım.Bende arkasından onu yakalayıp durdurayım diye daldım.

    Korna çalıyorum,bağırıyorum duymuyor.Yetişene kadar zaten yarısını geçtik yolun.

    Bu arada arkadan bazı arkadaşların duymadım zannedip söyledikleri şeye de çok alındım aslında.Big Smile Bahsi geçen bu arkadaş ''Beni delimi öptgireyim bu yola, girmicem arkadaş...'' diye durdu.

    E biz girdik bu yola.Şimdi o bahsedilen deli bizimle muhatap olmuş mu oluyor???hahaha






    Biz bu yolları aşmaya çalışırken aklım bir taraftan Adana ekibinde.Bulunduğumuz hiç bir yerde telefon çekmiyor.Ne Turkcell ne Vodafone.Telefonun çektiği bir kaç yerde aradığımda ise Adana ekibinden kimsenin telefonuna ulaşılamıyordu.Bir başka yerde bir çobanı elinde telefonla konuşurken gördüm.Sorunca sadece Avea çekiyor dedi.E bizde de kimsede Avea yok.Biz öğlen oniki en geç onüçte buıluşuruz dedik.Saat üç oldu biz daha yolu yarılamadık bile.Haberleşme olanağı yok.Onlar Kazancı'da boşu boşuna bekliyorlar diye düşünüp duruyorum hep yolda.Bir yere geldik telefonuma mesaj geldi.Baktım Mehmet'ten.Saat 16.17'de çekilmiş biz daha Mut'tayız yazıyor.Onlar bizden beter durumda yani.Sevindim tabii.

    Neyse yola devam ediyoruz.Sonunda Yunt Platosuna geldik.Çok enteresan bir yer.10 kilometre boyunda ve yine yaklaşık 6-7 kilometre eninde bir plato.Dümdüz.Buraya gelmeden karşılaştığımız yörükler bizi uyardı.Yollar fena halde çamur geçemeyebilirsiniz. diye.Ama yapacak bir şey yok o kadar yolu geri dönecek halimizde yok.Platonun altı tarafı,yani kuzey batısı bizim hedefimiz olan Nadire Köyü.İlerlemek zorundayız.

    Söyledikleri gibi cidden yollar çamur içinde.Yavaş yavaş ilerliyoruz.


    Toprağın üzeri kuru görünüyor ama hemen yarım santim altı çamur.Tekerlek üzerindeki kuru tabakayı sıyırıyor ve anında kaymaya başlıyor.

    Bu şekilde ilerlerken önüme çıkan su birikintisine dalıyorum.Meğer bataklıkmış.Daha iki metre gitmeden saplanıp kaldım.Arkamdakilerle de baya mesafe var.Tek ayağım çamurun içinde gittikce batıyor.Motoru sağ dizimle seleden iterek ve sol ayağımla sol pege basarak devrilmesin diye tutuyorum.Bıraksam küllüm suya batacak.Neyse arkadan bizimkiler geliyor ama dalga geçmekle meşguller.Kimse motordan inip yardıma gelmiyor.sopaaa


    İte kaka 3 kişi zor çıkardık motoru.

     

    Burayı geçince yine bir yörük yerleşkesine geliyoruz.

    Yolun güzellikleri bitmiyor... 


    İrtifa 1800 metre.Etrafımızda harika bir sedir ormanı.Çok keyifli bir off road.

    Sonunda Nadire Köyü uzaktan görünüyor.İşte bu anları çok seviyorum.

    Bunca çabadan sonra hedefe ulaşmanın keyfi hiç bir şeyde bulunmaz. 

    Tam burada Adana ekibine ulaşıyoruz.Kazancı Ermenek arasında Zeyve'de bizi bekliyorlarmış.Bizimde zaten alternatif kamp yerimiz Zeyve'ydi.Nadire köprüsüne bakıp tekrar konuşacağız.Hangisinde kamp yapalım diye karar vereceğiz.Aramızda 35 km. mesafe var. 

    Orjinal köprünün yerinde yeller esiyor.Sel geçen sene bu köprüyü götürmüş.Yerine demirden yeni bir köprü yapmışlar.Ama doğa nefis burada. 

    En az 300 yaşında bir çınar.

    Hasan ağacın arkasında ne gördüyse kaçıyor oradan.E boşuna dememişler ''Dağda dikkatli olun ayu çıkabilü,daş düşebilü'' diye.Crazy 

    Mehmet'le tekrar telefonlaşıyor ve kampı Zeyve'de kurmaya karar veriyoruz.Saat çok geç oldu.Akşam yemeği için hazırlık yapmaya kimsenin mecali yok.Zeyve'de restoranlar var.Bugün keyif yapalım.

    Zeyve'ye doğru yollanıyoruz.Yol burada da nefis.

    Sonunda Adana ekibi ile buluşuyoruz.Tam 14 saattir yoldayız.Buluşmayı planladığımız saate göre 9 saat kadar rötarlıyız.

    Çadırlar kuruluyor.

    Mangal yakılıyor...

    Ayaklar buz gibi suda dinlendiriliyor...

    Etler seçiliyor...

    Sofraya oturulup hasret gideriliyor.Günün maceraları,fıkralar anlatılıyor.Muhabbet gırla.kahkahalar etrafı çınlatıyor.

    Muhabbetin güzelliğinden vaktin nasıl geçtiğini anlamamışız.Gece saat 01.00 oluvermiş.

    Bazılarımız kanaviçeli yastıklarına sarılıp yatmaya hazırlanıyor.E yeni evli olunca hanım kıyamayıp kanaviçeli yastık tutuşturmuş Hasan'ın eline.hahaha Biz garipler kimimiz şişme yastıklarla,kimimiz montu yastık yapıp yatarken bu arkadaş süslü yastığıyla mışıl mışıl uyudu tabii.Lol

    O yorgunluğun üzerine deliksiz bir uyku çektim.

    Kahvaltı masamız hazırlanıyor bu arada.Eh bazen böyle keyifte yapmak lazım.

    Taze ceviz reçelinden tu köy yumurtasına kadar her şey var kahvaltıda.Biz böyle şeylere pek alışık değiliz ama iyi oluyormuş.

    Kahvaltıdan sonra toparlanıp yola çıkıyoruz.Niyetimiz en azından öğlene kadar beraberce off road yapmak.

    Geçen kış su toplamaya başlayan Ermenek barajı bölgenin coğrafyasını değiştirdi resmen.İnanılmaz bir şey.

    Allahtan yeni yol yapılana kadar barajın tahliye tüneli kullandırılıyor.Aksi halde 80 kilometre fazladan yol yapacaktık.


     

    Ermeneğin girişinden sağ tarafa bir dağ yoluna sapıyıoruz.Elbet bir yerlere çıkar diye...

    Aslında Amacımız Tekeçatı kanyonuna ulaşmak. 

    Kanyon nefis.Aslında burası Tekeçatı Kanyonu'nun devamı.Ama adını bilmiyoruz.

    Toplu bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz bu nefis manzara önünde. 

    Tam off road'un keyfine varıyorduk ki asfalta çıkıverdik.Ne kadar sorduysak da bizim istikametimizde hiç bir off road bulamadık. 

    Önümüzdeki tüm vadiyi gören bir köye gelip çeşmesinde durduk.Artık buradan ayrılacağız.Adana ekibi Karaman tarafından dönecek.biz ise Bozkır üzerinden.



    Çeşmede soluklanıyoruz.Buz gibi suda tazeleniyoruz.

    Adana ekibi köylülerden yol tarifi alıyor.Adana'ya off road dönecekler.Kesmedi tabii bu kadarcık yol. 


    Malesef her güzel şeyin bir sonu var.Veda vakti geliyor.karşılıklı telefonlar alınıyor.İyi yolculuklar dileniyor.Herkes kendi istikametine yollanıyor.Birlikte sürmeye doyamadık.Keşke vakit olupta daha uzun süre birlikte olabilseydik.

    Adana ekibinden ayrıldıktan sonra bizde Antalya'ya dönüşe geçiyoruz.Önümüze gelen toprak yola dalıyoruz.Bozkır'a kısa yoldan çıkacağız.

    Nefis bir yol yine...

    Yine yol sorduğumuz yörük çocukları...


    Harika köyler...

    Manzaralar... 


     

    Tekrar tekrar köyler...


    Gökyüzünde şahinler...

    Nefis bir geri dönüş rotası.Yolda olmak güzel.coolll


    Bu arada bir köyün girişinde önüme bir katır çıkıyor.Hareketlerinden şüphelenip duruyorum.Önce önümde yere devriliyor,sonra kalkıyor ve tekrar devriliyor.Etrafta telaşla koşuşanlar.Bir köşeyi dönüyorum sağda tarlada yan yatmış bir kamyon.Başında bir sürü insan.İnip yanlarına gidiyorum.Kamyona bir halat bağlamışlar çekiştirip duruyorlar telaşla.Ne olduğunu sorunca kamyonun içerisinde şoförün sıkıştığını söylüyorlar.Biraz önce önüme çıkan katıra çarpmış ve tarlaya yuvarlanmış.Hemen kamyonun içerisine bakıyorum.Şoförün ayağı her nasıl olduysa altta kalan kapıdan dışarı çıkıp kamyonla zemin arasında sıkışmış.Bizim akıllı köylüler halatla 4-5 tonluk kamyonu kaldırıp çıkartacaklarmış adamı.Hemen durdurmaya çalışıyorum bu çabayı.Kamyonu biraz kaldırmayı becerseler ve geri düşürseler adamın ayağı hala kopmamışsa bile koparacaklar.Nitekim bu da oluyor.Hafif yerinden oynayan kamyon düşüp yine eski haline geliyor.

    Ama dinleyen kim.Şoför köydenmiş.Eşi canhıraş bağırıyor.Bu sefer bir kamyon yanaştırıyorlar.Halatla bağlayıp çekecekler.Tam halat gerilmişken kopuyor.Ben ne kadar bunu bırakmalarını bizim Orhan'ın aradığı ambulansın 15 dakikaya geleceğini anlatmaya çalışsam da dinlemiyorlar.Eğer ayak kopmuşsa,yada kesik varsa kamyonu kaldırınca adam kan kaybından gidecek.Kamyon hiç olmazsa tampon görevini yapıyor.İkinci bir kamyon ve halat geliyor ve adamı çıkarıyorlar.Neyse ki kesi yok.Fena halde ezilmiş.Yola devam ediyoruz.Ciddi vakit kaybettik burada.


    Günün ve yolun sonu.İki gündür bize bu güzellikleri yaşatan,toz ve çamura bulanmış motorlarımızı yıkayıp sevindiriyoruz.

     

    Adana ekibi ile buluşmak için inşallah bir sene daha beklemeyiz.En kısa zamanda birlikte oluruz.Harika bir geziydi.Söylediğim gibi keşke bitmeseydi.

     

    HASAN BASRİ YONTAR'IN GÖZÜYLE : 

    Evet Günalp abi siteminde biraz haklı aslında fotoğraf makinesi ile ilgili, kendime ait dijital bir kompakt makine olmadığından, annemin torununu çektiği kompakt makineyi aldım yanıma bendeki profesyonel makine ve ekipmanı taşımak pek istemiyorum, hem ağırlığından hemde başına bir iş gelmesin diye Embarrassed

    Sabah pek bir heyecanlı buluşma yerine vardım, baktım Orhan benden önce gelmiş benzin alıyor, 

    Bende hemen yanaştım ve benzinlerimizi tamamladık, 

    Ardından hemen yandaki benzinlikte Günalp ve Atila abiyi beklemeye başladık, bir taraftanda Orhan ın aldığı simitleri çay ile beraber götürüyorduk kahvaltı olarak.

    Günalp ve Atila abi geldiler ve hep beraber biraz nereden yol alacağımızı konuştuk, Orhan Günalp abinin yan çantaları almadığını ve sadece top case ile sosis çantayı aldığını görünce bana dönüp, Hasan bugün işimiz zor, Günalp abi Trans Toros 5 antrenmanı yapacak, bize de yaptıracak dedi, ben tabi buna pek ihtimal vermemiştim Huh?

    Hep beraber çıktık yola, ve Manavgata kadar sakin ve dümdüz yolun verdiği sıkıcı bir trafikle yol aldık, İlk hedefimiz Gizli Cennet, gerçekten muhteşem bir atmosfer, bu tarafa gelen arkadaşların mutlaka görmesini tavsiye ediyorum. 

    Gizli Cennet te çaylarımızı içtikten sonra çıktık tekrar yola, hedef Gündoğmuş ve Cündere şelalesi, Buraya ilk defa geldim ve gerçekten çok etkilendim, inanın fotoğraflarda küçük görünüyor, yanına vardığınızda koca dağdan inen suyu görüp şaşırıyorsunuz. Görmeyen ve buralara yolu düşen herkesin mutlaka rotasına koyması gereken bir yer.Burada birkaç fotoğraf daha çektikten sonra benim annemden aldığım makinenin full gösteren pili bitti. Tabi bundan sonrasında Günalp abi başımın etini yedi gezi boyunc, Cep telefonu ile çektiklerimle idare edeceğiz, kalite için kusura bakmayın. En kısa zamanda bir kompakt makine, yedek pil ve yedek hafıza kartı alınacak Superman

    Buradan sonrası Iphone ile çektiklerim. kabulll

    Evet,Cündere şelalesini gördükten sonra başlıyoruz yine yol almaya, Hedef Gökbel yaylası, Gökbel e gidebilmek için gerçek anlamda bozuk bir yoldan sürmek zorundasınız, yol demek bile yanlış olur aslında, gevşek kumlu bir zeminde, hemde asfalt lastikleri ile bir ara beni delimi öptü ne yapıyorum burada dedim kendi kendime, düşmemek için gaz açmak zorundasınız, gaz açsanız bu sefer hem tırmanıyor hem viraj dönmek zorunda olduğunuz için yavaşlamak zorunda kalıyorsunuz, yavaşlayınca yine aynen gezmeye başlıyor motor.Neyse fazla uzattım,Gökbel yolunda bir ayrıma geliyoruz ve Orhan ve Günalp abi kendilerini o kadar GPS ve Google Earth e kaptırmışki yanıbaşımızda duran kirazları görmüyorlar, Orhan a kiraz diyordun al sana en güzelinden deyince birden motorların üstünde kimse kalmıyor, ve güzel bir kiraz ziyafeti çekiyoruz. O kadar çok yemişizki yukarıda oranın yerlisi amca bir leğen kiraz yıkatıp getirince onu zar zor yiyoruz. 

    Gökbel e giderken bir kaç kare.

    Bu arada dağlarda hiçbir telefon operatörü çekmiyor, sürekli Adana ekibi ile bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Gökbel yaylası ve verdiğimiz gözleme molasından bende malesef fotoğraf yok, ama Günalp abinin dediği gibi hayatımızda yediğimiz en kötü gözlemeydi diyebilirim. Gökbel ve moladan sonra yönümüzü Yunt Platosuna çeviriyoruz, yol gerçekten çok çetin ve zordu, yol bile demeye şahit lazım, bir tarafınız uçurum, çam ağaçlarının arasında ilerliyorsunuz, yerde taş, çamur, toprak  karışımı kırıcı bir yol, sürekli tırmanıyor ve ayaktasınız, bir taraftan lastiğinizi bıçak gibi taşlardan kaçırmaya bir taraftan yol almaya çalışıyorsunuz. Uzun süre bu şekilde yol aldıktan sonra varıyoruz bir çeşme başına. Yüksekte olmanın ve sıcağında etkisiyle saldırıyoruz suya. Man In Love

    Şeklimiz şu :

     

    Sularımızı içip Orhan ın ikram ettiği erimiş çikolatalar ile şekerimizi biraz düzelttikten sonra tekrar biniyoruz motosikletlere ve biraz sonra bir dere yatağında buluyoruz kendimizi. Orhan ve Günalp abi önden gidip zıplaya zıplaya koca kayaları aşmaya başlayınca biz Atila abiyle hoop biz biraz bekleyelim diyoruz, işte Günalp abinin sözünü ettiği "ben oraya girmem beni delimi öptü" söylemi orada geliyor Atila abiden Acute

    Malesef buraya ait fotoğrafta yok elimde.

    Burayıda geçtikten sonra platoya iniyoruz, Köylüler bizi uyarmıştı yukarıda, 3 gündür gece gündüz yağmur yağmış, traktörler bile battı zor çıkardık geçemezsiniz diye, biz yermiyiz tabi bunları 17062081 M

    Gidiyoruz ama zemin kuru gibi, tekerler değdiği anda başlıyor alttan çamur fışkırmaya, Günalp abi TKC 80 lerinde verdiği güvenle tapa gaz gidiyor önden, bizde arkasından daha sakin bir şekilde, sonra önümüze bir viraj geliyor bir dönüp bakıyoruzki Günalp abi suyun içinde 1200 ADV ye yüzme öğretiyor Essek tepmis garip

    Gelin, dizimle tutuyorum bataklık burası desede biz hiç oralı olmayıp davranıyoruz fotoğraf çekmeye Canon

    Orhan ve Atila abi gönüllü olarak suya girip Günalp abinin motoru saplandığı o bataklıktan zar zor çıkarmaya çalışırken banada fotoğraflamakkalıyor tabi 17062081 M

     

    Günalp abinin motosikletini çıkardıktan sonra, sırayla Orhan, Atila abi ve ben geçiyoruz aynı yerden. 

    Ben yan çantaları söküyorum geçmeden önce ve elimle karşıya geçiriyorum, ne kadar hafif o kadar iyi diyerek ve bu işe yarıyor bence. Birde yatırsam makineyi çantalar su alsa, uyku tulumundan yedek dona kadar herşeyin ıslanma riski gözümü korkutuyor açıkçası Stick out tongue

    Bu zorlu bataklıktan sonra aynısının tıpkısından yaklaşık on tane daha geçiyoruz. Her biri birbirinden zorlu olan bu geçişler bir süre sonra zevke dönüşmeye başlıyor, hatta o kadar zorlu yerlerden geçtikten sonra bozuk stabilize yollar size 1.sınıf asfaltmış gibi gelmeye başlıyor ve kendinize motosikletinize olan güveniniz ve sürüş kabiliyetiniz artıyor. En azından ben öyle hissettim. 

    Kısa bir çeşme molasının ardından tekrar koyuluyoruz yola, sedir ormanlarının içinden dağların arasından keçi patikalarından sürüyoruz, yorucu ama çok zevkli  bir yolda ilerlerken ufak bir mola veriyoruz. Hepimiz telefonlara saldırıyoruz yine ve işte sonunda bir diş te olsa sinyal alabiliyoruz. Günalp abi Adana ekibine ulaşmaya çalışıyor yine, Atila abi şantiye işleri ile meşgul, o keresteleri oraya koyun şuraya beton dökün filan diye konuşuyor, Orhan her zamanki gibi Google Earth programına gömülmüş yol arıyor, bende hanıma rapor veriyorum. Pardon

    Bu yolu devam edip Nadire köyüne ulaşıyoruz, oradanda aşağı inip Nadire köprüsüne varıyoruz. Bu bölümlere ait fotoğraf bende malesef yok, ama boş kalmasın hemen kopya çekeyim Stick out tongue

     

    Adanalı dostlarımız, yol yapım çalışmasına takılıp pudra gibi bir yoldan çıkıp Zeyve ye gelince kendilerini suyun başında bir cennette hissetmiş olacaklarki, bizide gelin burada yapalım kampımızı diye çağırıyorlar, Zeyve bize yaklaşık 30-35 km uzakta, Nadire den çıkıp nefis bir göl manzarası eşliğinde yine off-road bir yoldan başlıyoruz tırmanmaya. 

    Gezi boyunca Günalp abi bizi gideceğimiz varacağımız yerlerle ilgili sürekli kandırdı, geçen diyalog sürekli şu şekilde. 

    Ben ve Atila abi : Ne kadar yolumuz kaldı ? ( Bitmişiz yorgunluktan )

    Günalp abi : 5 km var.

    Bu konuşma defalarca yaşandı, sonra çıkılır yola git allah git yol bitmez, olmuştur 45 km ve varılır Günalp abinin 5km dediği yere,

    Ben ve Atila abi : Hani 5 km demiştin abi ?

    Günalp abi : eee tamam işte 5km kuş uçuşu Umnik2

    Bu konuşma belki 10 defa aynı şekilde yaşandı Big Smile Sonradan öğrendik ve kuş uçuşumu diye sormaya başladık. 

    Sabah benzinlikten çıkarken hedefimiz 13:00 gibi kamp alanına varmak ve yerleşip etrafı gezmekti. Bu planımız tutmadı ve ancak akşama Zeyve ye varabildik. Adanalı dostlarımızla kucaklaştık, ve çadırlarımızı kurup, etlerimizi seçip sofraya oturduk.


    Karnımıza ağrılar girene kadar  güldük, sohbet muhabbet derken saat  01: 00 olmuş ve ben kaneviçeli yastığıma doğru izin isteyip çadırıma çekildim. Normalde uyku tulumu ve çadırda hep uyuma zorluğu çeken ben,o yorgunluğun üstüne, gürül gürül akan suyun sesine rağmen saniyesindeuykuya dalmışım ve deliksiz uyumuşum.

    Kamp alanımızdan sabah çektiğim görüntüler :

    Sabah mükemmel bir köy kahvaltısı bizi bekliyordu, yine hoş sohbet içinde kahvaltımızı yapıp toparlanmaya başlıyoruz. 

    Toparlanıp, motosikletlerimizi yükledikten sonra çıkıyoruz  yola Adana'lı dostlarla, amacımız bu bölgede yapabileceğimiz kadar off-road yolu beraber yapmak ve sonra bir noktada ayrılmak.

     

    Orhan yüce google earth haritasından yine buluyor bize bir yol, önce pudra gibi rezil bir yoldan bembeyaz olmuş şekilde Ermenek'e varıyoruz. Ardından benzinlerimizi tamamlayıp Ermenek - Karaman yolundan sağa sapıp kısa bir konuşan çeşme molasından sonra bir vadiye geliyoruz. Vadi anlatılacak gibi değil, müthiş bir doğa eseri, heryer oyuklarla dolu ve görüntü muhteşem, etrafında aralıklarla yörük çadırlarına ve hayvanlarına rastlıyorsunuz, yol stabilize çakıl karışımı, grup fotoğrafı çektirmerk için duruyor ve sonra devam ediyoruz. Yol bir süre sonra Ermenek - Karaman yoluna tekrar bağlanıyor. 

    Tabi bu kadar off-road bizi kesmiyor ve başlıyoruz yine aranmaya, o sırada yörüklerden 3 çocuk yanımıza geliyor, yol tarifi almaya çalılıyoruz ama pek sağlıklı bir bilgi yok, biraz daha ilerleyip bir dağın yamacından giren yola uzun uzun iç çekerek bakıyoruz, sonra aşağıdaki çadırlarda konaklayan yörüklerle konuşmak için Günalp abi iniyor ve 5 dakika sonra geliyor yanımıza, malesef çok fazla yağmur yağdığından yolların gidilecek şekli yokmuş ve zaten yolda bir yere bağlanmıyormuş.

    Orhan ve Ümit güçlerini birleştirip bize off-road bir yol bulmaya çalışıyorlar. Oleyyy

    Ama nafile, koca coğrafyada off-road yapacak yer yok shok


    Off road yol bulamayınca Karaman tarafına doğru yol almaya başlıyoruz, harika virajlar bomboş bir yol, yolda yer yer viraj içlerinde tehlikeler mevcut, o bölgeye gidecek olan arkadaşların dikkatli olmasında fayda var, hızlı tempoda gelip viraj içinde sürpriz ile karşılaşmamak elde değil. Tam bir motosiklet yolu, kıvrıla kıvrıla iniyorsunuz aşağıya.

     

    Harika virajlardan sonra bir çeşme başında mola veriyoruz. Artık ayrılma vakti geliyor Adana'lı arkadaşlarımızla. 

     

    Sarılıp kucaklaşılıyor, telefonlar alınıyor ve ayrılıyoruz. 

    Yolun bundan sonrasında bende fazlaca bir fotoğraf yok, yaşadığımız en ilginç olayda yolda bir katıra çarpıp tarlaya yuvarlanan kamyondaki şöförün kurtarılması için yardımımız oluyor. 

     

    Manavgata varıyoruz, yorgunluk akıyor resmen yüzlerimizden, ama bir mutluluk varki içimizde inanılmaz keyifliyiz. 

    Motosikletlerimizi yıkayıp Antalya'ya dönüyoruz. Saat 21:30 gibi eve varıyorum. 

     

    Harika bir geziydi, keşke imkanımız olsada bir gece daha fazladan konaklasaydık dostlarla. Arayı fazla açmadan en kısa zamanda tekrarlamak lazım. Hepinize teşekkürler... Drinks Clapping Pbw Smilie Goldcup


     

     

    ÜMİT KAPLAN'IN GÖZÜYLE ADANA EKİBİNİN MACERASI :

    Adana - İskenderun arası fazla bir mesafe olmamasına rağmen bir türlü ortak bir şeyler yapamamıştık Mehmet ve Osman abi ile ve benimde aklımda torosların eteklerinde beraber bir kamp yapmak vardı... Üzerine Adana-Antalya ortak kampı teklifi gelince, durum tadından yenmez bir halaldı..

     Osman abi ile akşamdan telefonlaştık, Adana otobanı üzerinde buluşacağız, ben yaklaşınca arayacağım oda çıkacak.. Sonra Yeniköy'den Mehmet abi ile buluşup araziden devam edeceğiz...

     Saat 06:00'da kalkıyor, 06:40'da yola koyuluyorum ancak lastik havasını asfalt için doğru değerlerine getirmem lazım, hava pompası çalışan benzin istasyonu bulacağım derken 20 dk kaybediyorum 07:00 yoldayım. Benim ufaklık 130 km'yi 1 saatte alınca 08:00'de Adana'dayım.. Ufak bir karışıklık sonucu buluşamadık ve ben yola devam ettim..

    Yolda üzücü bir kaza, sanırım 15-20 dk önce olmuş ve şoförü zarar vermeden kabinden çıkartmaya uğraşıyorlardı..


    Mersin otoban çıkışı Osman abi ile buluşuyoruz..


    Gözne istikametinden Arslanköy yoluna dönerek Yeniköy'e varıyoruz...


    Sağolsun Mehmet abinin annesi, kahvaltılık göndermiş, onları çaylarla götürüp yola koyuluyoruz...

    Mehmet abi ile ikimizde bu tarafları bildiğimizden, ufak bir "nerden gidelim" merasimi sonrası Arslanköy - Gavuruçtuğu - Sorgun üzerinden gitmeye karar veriyoruz.. 2009 Mayıs sonu gene bu yoldan geçmeyi denemiş, kar olduğundan geçemediğimden, kar olabilir diyorum ama hesaba katmadığım bir şey var. 2009, fazlaca kar yağışının olduğu ve senlerdir kuruyan bir çok kaynaktan su çıkan bir yıl olmuştu...

    İstikamet Arslanköy..


     


    İşte Arslanköy'deyiz..

    Bu köy taaa 1897 yılınca bucak, belde teşkilatı kurulan ender yerlerden biri.. Eski adı Efrenk. Cumhuriyetin kurulmasıyla 1923'te tekrar muhtarlığa dönüş yapmış olsa da 1954 yılında tekrar belediye olmuş.. Ben geçen yıl geldiğimde bu belediyenin vasat misafirhanesinde kalmıştım ... 

    Buranın tarihi ile ilgili kopyala/yapıştır olacak ama kısa bir bilgi geçmek istiyorum :

    -------------

    Sevr Antlaşmasından sonra başlayan işgaller sırasında Arslanköyü işgal etmeye gelen sayıları ve aralarında 15-20 civarında Ermeni gönüllülerinin de bulunduğu Fransız birliği Yavca köyünde imha edilmiştir. Bunun öcünü almak isteyen Ermeni komitesi Arslanköy'e Ermeni asıllı bir karakol komutanının atanmasını sağlamıstır. Bu oyunu anlayan Arslanköy halkı ermeni komutanı bir dipsiz mağaraya atmıştır.
    1 Mart 1920 sabahı Arslanköy'e gelen Kuvay-i Milliye birliği Arslanköylülerin sevgi gösterileriyle karşılanmıştır.

    --------------------



    KTM'lerin düştüğü; "-BMW abi biraz benzin verseenee, nee oluuurr" durumuna düşmemek için sadece yaz ayları açan, Eylül-Ekim gibi kapatan meşhur benzinciden benzinimi alıyorum... 2009 yılında bu rotayı yaparken de şanslıydım, Cuma gününe denk gelmişti ve Cuma günü, benzin tankerinin gelme günüydü..
    Crazy



    Aslfattan çıkıp yola çıkıyoruz... Bu yola girerken Mehmet abi duraksıyor.. Neden? Çünkü Zümo düz devam etmesini söylüyormuş, sen bırak zümo kaydını yapsın, sen canlı gps'e güven Crazy Canın kaybolmak istediğinde, dilediğin kadar güvenebilirsin Zümo'ya 17062081 M



    2009 yılında (ben buralara gelmeden bir kaç hafta önce ) köylüler, "-şu su kaynağını kepçe ile bir genişletelim bakalım" demişler ve eskilerin kendilerinden daha akıllı olduğu kanaatine varmışlar.. Adamlar heyelandan etkilenmesin diye kemer yapmışlar.. Bizimkiler nede olsa kepçe var heyelan olsa açarız diyorlar tabii.. Geçmiş dönemde ki imkansızlıklar, insanları kalıcı çareler bulmaya itiyor fakat her şeyin elimizin altında olduğu, eskilerin bile "yaşanacak yıllar" dediği bu çağda ise kolaylıkların yumağının içine gömülmüş durumda, kalıcı değil geçici çözümlerle günü kurtarıyoruz..



    Kemerin içinden 3-4 koldan su çıkıyor... Buranın suyunun da tadına bakıyoruz, ben hemen su torbamı buzz gibi taze suyla dolduruyorum.. Osmana bi de fotoğraflarını çekiyor... 17062081 M Crazy



    İşte ufaktan yukarı doğru sarmaya başlıyoruz..



    İşte tam bu nokta, benim kar vardır tereddütünü yaşadığım nokta...



    Ben geçmeye çalışırken görüntü aşağıda ki gibiydi..




    Yola devam ediyoruz...











    Ne demişler her şeyin aşırısı zarar... Bende gres yağını bol bulunca km teli dişlisine ve etrafına fazlaca gres sürünce hoplama, zıplama olunca km teli yerinden çıkıyor.. Burada da çıktı, ufak bir yerine takma operasyonu yaptık... Bak şimdi aklıma gelmişken inip fazla gresi temizleyeyim Crazy



    Sürekli giderken fotoğraf çektiğim için, bir müddet sizleri torosların yamacında ki görüntülerle baş başa bırakıyorum...  























    Bunu kendim için çekmiştim, araya karışmış.. Başka bir taraftan yol bağlandığına göre, farklı bir rotadan bu noktaya gelinebilir düşüncesiyle, Google Earth'den bu yolu takip etmek için fotoğraflıyorum..







    Burada mola vermeye karar veriyoruz...



    Çay molasııııı... Anladığım kadarıyla Mehmet abi "-susuz yol yaparım ama çaysız asla" diyenlerden.. Yanına su almamış ama çayı unutmamış Crazy



     Benimde çay ile pek aram olmadığından, börtü-böcek merakımı gideriyorum...





    Ve tekrar yoldayız... Bir kaç kilometre sonra asfalt yola bağlanıyoruz...



    ...ancak yine bir iki kilometre sonra Güzeloluk tarafına ara bir toprak yola sapıyoruz.





    Güzeloluktan sonra Avgadı-Harfilli sapağına geliyor ve Harfilli'ye doğru dönüyoruz... Güneyli köyü ile Sarıaydın köyü arası güzel bir arazi sürüşü ile Sarıaydın köyüne varıyoruz.. Daha önce bu yolu gece geçmek zorunda kalmış ve kısa bir kaybolma yaşamıştım..



    TKC takılı olsa bodoslama dalacak ama yapamıyor tabiii..







    İşte Sarıaydın köyü göründü.. Ancak gevşek zeminli, dolambaçlı bir inişi var.. Benim için pek problem teşkil etmese de koca oğlanlar için gevşek zeminli inişler kabus olabiliyor..





    Amcanın koruması yanında :) Sarıaydın köyünde yiyecek bir şeyler arıyoruzi belki Alabalık çiftliği vardır, malum dere var ama çiftlik yok..



    Sonra bir bakıyorum Mehmet abi son gaz gidiyor, dedim herhalde yolu biliyor.. Meğerse kuzuların kokusunu amış, Kırobası (Eski adı Mara) köyünde kuzuların hemen yanına park etmeye çalışıyor Crazy

    Burada fazla kalmadan Alabalık çiftliği tarifi aldığım Çömelek yolu üzeri, Karacaoğlan sapağında ki çiftliğe doğru gidiyoruz.. Bu arada ben hala gidemedim ama Mara'dan Erdemli istikametine doğru inerseniz Uzuncaburç Antik kentine varırsınız ve Mehmet abinin dediğine göre harika bir antik kent..



    Yol üzerinde sapağa gelmeden Alabalık çiftliği tabelasını görünce dalıyoruz...





    Alabalık çiftliğine varıyoruz ama burada üretim var, tüketim yok! Balık sayıyorlar..



    "-Gideceğiniz alabalık bulamazsınız, buradan alıp götürün orada pişirirler" dediler, bizde söz dinledik...



    Vay anasınııı.. Damızlık alabalık.. Crazy



    Kg'ı 8 TL olan balıklarımızı alıp motorlara atlıyoruz...



    Ortalık mavi kelebek kaynıyor... Malum bu arkadaşların hepsinin Latince bir adı var.. Bu arkadaşın adı ise ; Polyommatus icarus


    Balıkları pişirttik, afiyetle mideye indiriyoruz.. Bu amcam da bayağ dertliydi, derdini bayağ bir süre bizimle paylaştı..



    Saate bakınca bizde buluşma saatinden epeyce bir geride olduğumuzdan, ve antalya ekibinin bize ulaşamadığı gibi bizde onlara ulaşamadığımızdan, ve bu noktadan sonra araziyi bırakıp asfalttan, Çömelek-Mut istikametinden performanslı bir gidiş yapmaya karar veriyoruz.. Tabii Antalya ekibine ulaşamadıkça, onlarında dağ-tepe gezdiğinin farkındayız... Kazancı'ya gidip, orada ekibi bekleyeceğiz..  



    Çömelek'i biraz geçtikten sonra sağa bir virajda duruyorum.. Amacım Sason kanyonunu Osman abi ve Mehmet abiye göstermek...



    Bahsettiğim virajdan sola doğru uzanan toprak bir yol var...



    Kısa bir inişten sonra kanyonun bakı noktalarından birine geliyoruz...



    Sol tarafta taşlara oyulmuş merdivenler var... Hemen sağ alt köşede ise duvar kalıntıları...

    Sason Kanyonu, Atlas dergisinde "Görülmesi Gereken 100 Yer" listesinde de mevcut bir alan.. 2000 yılında 1. derecede sit alanı ilan edilmiş.. Kanyon yaklaşık 12 km uzunluğunda.. 200-300 mt boyunda olan duvar gibi kayaların bazı bölümlerinde, çeşitli boyutlarda kaya mezarları bulunmakta... Bazı noktalarda ise mağaralar ve bunların birbiri ile bağlantısını sağlayan tüneller bulunmakta.. Şuan bu mağaralar yöre halkı tarafından, her yerde olduğu gibi ağıl olarak kullanılmakta ve tahrip edilmekte...

    Kırca köyünden başlayıp Dere köyünde sona eren bu kanyonu bir vakit yürümek lazım.. Kanyon tabanında akan Sason deresi üzerinde birde antik bir köprü bulunmakta...



    Bir iki hatıra fotoğrafı sonrası, hızlıca yola devam ediyoruz...




    ...ve MUT'dayız.. Aşağıya indikçe anlatamayacağım bir alev topunun içerisine düştüğümüzü sanıyoruz... Asfaltın erimeyen tarafı kalmamış ve sağ tarafta yolun kenarından merkeze ulaşmaya çalışıyoruz... Bırakın asfaltı, üstümüze yımırta kırsak kesin pişerdi...

    Yangın bu derece olunca, Mehmet abi yanan ocağı söndürmeye uğraşıyor..Crazy



    Benzin ikmalimizi yapıp yine hızlıca Ermenek istikametine devam ediyoruz... Evşe köyünden bir kaç km. sonra  Anamur sapağından döneceğiz..



    Gezende barajı manzarası ile yola devam ederken, namuslu bir arı boynumdan ölüm öpücüğü alıyor... Korna, selektör ekibi durduruyorum...



    Ortalıkta çamurda yok ki, hemen toprağa biraz su döküp çamur yaparak arının soktuğu bölgeye sürüyorum... Anında acısını ve şişliğini alıyor...



    Sonra devam ederek Anamur sapağına varıyor, sola dönerek önce inişe geçiyoruz...





    Ermenek Barajı suları yükselmiş vaziyette..



    Bu manzara eşliğinde inişe devam ediyoruz... Ancak asfalt burada da erimiş durumda ve biz artık sıcaktan rezil bir haldeyiz..





     

    İşte başka bir kabus burada başlıyor... Yol yapım çalışması! Önce sıcaktan terledik, şimdi de toz bulutu ile ödüllendiriliyoruz..  Hele karşıdan bir kamyon geldi mi, ohhh deymeyin keyfimize.. Kalitesiz asfaltı yapan zihniyetin kulaklarından girmiştik, bu tozu dumanı bize yutturanın cetelisinden çıkarkeeeeeeennnn....

    Yanımızdan bir kamyon daha geçiyor, ortalık toz/duman ve bir anda bir serinlik hissediyoruz... Sanki peri masalında bir kapıdan geçmişiniz de, hayal ülkesine giriş yapmışsınız, etrafta kelebekler uçuşuyor durumları... Cennete düşmüş gibiyiz...  O toz bulutu gitti yerine çınar ağaçları altında, her tarafından sular fışkıran, acayip serin bir ortam geldi..

    Bu alanda eskiden demirci, bakırcı, ayakkabıcı gibi esnaflar da varmış ancak günümüz gelişen teknolojisine yenik düşerek bu pazardan ayrılmak zorunda kalmışlar.. Tıpkı elektrikli değirmenlerin çalışmaya başladığında su değirmenlerinin birer birer kapanması gibi...



    Hemen motorları yolun köşesine bırakıp, suyun yanında ki mekandan çay daveti ile kendimizi çınar ağaçlarının gölgesine bıraktık...

    Antalya ekibi ile telefon trafiği yaparak burada kalmanın daha uygun olacağı görüşünü belirttik, zira hiç birimiz buradan bir yere kıpırdama taraftarı değildik...Düşmüşüz cennete bırakır mıyız... Cennet deyip duruyoruz tabii ama o koşullardan sonra böyle  bir yeri açıkçası hiç birimiz beklemiyorduk, haliyle orası bizim için kesinlikle cennet idi.. Yörenin adı mı? Zeyve Pazarı, haritalarda ise yeni adı olan Yaylapazarı geçmekte, 1999 yılında 2. dereceden doğal sit alanı ilan edilmiş, su değirmenleri, taş fırınları, 300 mt ilerisinde ki suyun çıktığı kaynakları ile tabii bir güzellik...



    Bir müddet sonra ilk Günalp abi varıyor yanımıza...

    - Diğerleri neredeler?

    - Yine bir meyva ağacı gördüler, bende bastım geldim..

    .. diyor Günalp abi Crazy 17062081 M



    Sonrasında Atila abi de geldi, ekip yavaş yavaş mideleri dolu vaziyette geldiler Crazy

     Et münazarası sonuçlanınca, sofra hazır olana kadar çadır kurma olaylarını hallediyorduk kiiiii
    Baktım biri elinde işlemeli, kanaviçeli yastığıyla geçiyor, dedim herhalde yöre halkından biri... Meğer bizim Hasan'mış Pooh On Ball



    Mangal'da yandı... Hakikatten şahsen benim bünyenin alışık olmadığı keyif anları bunlar... Ama şuna kanaat getirdim ki, arada bir bu keyfi yapmalı insan... Dağ, taş, toprak, çamur, zor yollar diyerek bu güzelliği de yaşamamak olmaz ki, yılda bir kez yapmak lazım bunu...



    10'dan geriye doğru sayıyorlar, sonra ayaklarını dışarı çıkartıp ısıtıp tekrar sokuyorlar Crazy Çok eğlenceli bende en fazla ayağımı 20 saniye suda tutabildim, ciddi soğuk!



    Millet yemeğe başladı, ben rakının mezesinin derdindeyim.. Buraya özgü helvası ile bir kaç limon aldım geldim ancak eleman elimden kaptı, "-ben yaparım" diyerekten ancak içim rahat etmedi, peşinden gidip kontrol ettim... Limon, helva karışımı mezemizde böylelikle masada yerini almış oldusapırrr



    O saat ne çabuk geçti ben anlamadım, gerçekten çok eğleneli bir sohbetti, gülmediğimiz dakikalar sayılıdır herhalde...



    Sabah kahvaltıya bayan eli değiyor ve masamızda çok güzel çiçekler var!







    Birde bu ceviz reçeli... Nasıl bir şeydir bu, mekanın sahibinin hanımı yapmış getirdi...



    Suyun kaynağına doğru kısa bir yürüyüş yapmak için çıkıyorum, fakat bu tatlı zibidiler ayaklarımda pervane oluyorlar..



    Tatlılıklarına dayanamıyor, bolca fotoğraflarını çekiyorum...













    Bu çınar ağacı kovuğu da yuvaları...

     Bu zibidileri baş başa bırakıp suyun kaynağına doğru yürüyüşe devam...



    Ağaçların yüksekliği gerçekten baş döndürücü, güneş ile hiç muhattap olmuyorsunuz...



    Dinlendirici bir serinlikle birlikte gözünüze ve kulağınıza hitap eden güzellik.









    İşte suyun kaynak noktası bu gördüğünüz yer.. Bunca su, o en sonda gördüğünüz ağacın altından fışkırıyor...





    Ne kadar ilginç değil mi? Aşağıdaki akış hızı bu kadar yüksek bir suyun kaynağının da gürül gürül olmasını bekliyorsunuz ama çok sakin bir kaynak bu

     Biraz da etrafa, börtü-böceğe odaklanıyorum... Gözüme değişik gelen, daha önce görmediğim bitkileri ve canlıları fotoğraflıyorum...













    Alabalık çiftliği..





    Ben etrafı gezmeye dalmışken herkes hazırlanmış, motorlar dışarı çıkartılıyor.. Bende hemen çadırı toplayıp hazır hale geliyorum..Yola çıkmaya hazırız...



    Toprak kabusu tekrar yaşayacağız, "Eyvah, ayvayı yedik" bakışları atmak için duruldu Crazy



    Ermenek barajı, birde gündüz bu açıdan fotoğraflamak istedik...



    Biri burada, "-Kamyon geliyor dikkatt!" diye seslenince herkes çil yavrusu gibi dağıldı... Pbw Smilie Pocketbike



    Tüneli kullanarak yolu kısaltıyoruz...











    Ermenek'te yakıt ikmali sonrası, arazi yapacağımız rotaya doğru yola koyuluyoruz... Buradan sonra rota Orhan abi ve Günalp abi de...



    Yukarıdan çok güzel görünen bu vadinin içlerine dalmak üzere inişe geçiyoruz..



    İşte toprak yol başlıyorr...



    Tabii önce su ikmalini de yapmak lazım...



    Ağaçların arasından akan ter temiz, berrak bir su vardı..  Oranın kenarında ayaklarımı suya sokmak isterdim...



    Arazinin yapısı  gerçekten çok güzel... Bu manzaralara söylecek pek bir şey yok.









    Burada kısa bir duruş yapıyoruz ancak kimse kafasını yukarı kaldırıp bakmıyor..



    Ben hariç Crazy, tepemizden harika bir manzara ile sular sızıyor...



    Tabii birde Orhan abi yakaladı o ambiansı :)


    Toplu fotoğraf çekmek için ayarlar yapıyor...



    Mehmet abide kendi ayarını yapıyor Crazy



    Ve koşuuuunnnnnn Crazy Harika bir GIF oldu bu bence, sizce?

    Hasan hariç herkes hareket halinde Crazy





    Bucak kışla asfaltına bağlanana kadar yola devam ediyoruz..








    Bu gençler yol tarifi için yardımcı olmaya çalışıyor.. Atila abi de arada yan çantalarından çıkardığı çikolata mı? Şeker mi? göremediğim ufak birşeyler hediye ediyor..



    Şu Günalp abinin yolu sormak için gittiği, yukarıdan enfes görünen yol.. Şahsen benim içimde kaldı o yola girmemek... Bir dahaki sefere Antalya'ya geçişimde bahane olarak bu yolu kullanabilirim..



    Günalp abi yolu sordu, ve devam kararı çıktı...



    Bir köylüye daha danıştık, buradan da devam kararı çıktı Crazy



    Karaman Bey Geçidi :  Rakım 1925, ve hemen sağ tarafımızda şahin yada kartal ben seçemedim kuş avında havada asılı durmuş idi...



    İstikamet karşıda ki dağın yamacında ki yol...



    Hasan yere yatarak fotoğraf çekimi yaptı, sonrasında son gaz yetişmeye çalışırken...


    Günalp abi karşı dağ eteklerin büyüsüne dalmış, fotoğraflıyor..







    Osman abi sarı civcivi ile :)



    Burada kısa bir moladan sonra ayrılık vakti geldi... Her güzelliğin bir sonu vardır.. Ama tekrarı olmayacak diye bir kaidesi yoktur! Tekrarını yapalım ama bu sefer rotada Bolkar platosu da olsun.. Yada artık biz oralardan geçip geliriz...



     

    Devamında biz Göksu kenarına inip off-road yollardan MUT yoluna bağlandık...

     





     


  •   Aşılası Toroslar VIII - Çaltıbük,Kuşyuvası

    Sat, Apr 17 2010 1:18
    1,190 Okundu  

              

             

     

    Antalya ekibi yine iki günlük kamplı gezideydi.Toplam 720 km,on the road,off the road,bol viraj ve hatta Nepal planları!!! Whistle3

    Bu gezimizde unutulmayacaklar listemizin ilk sıralarında yerini aldı.

    Gezi burada başladı.Her zamanki gibi birbirimizi görmenin,tekrar iki tekerle yollarda olmanın neşesiyle.

    Atila, 

    Orhan,

    Sinan,

    Mesut,

    Ben ve artçım Fahri Bey'den oluşan ekip yollara koyulduk.

    Can sıkıcı Antalya-Alanya yolunu,ardından nefis Anamur virajlarını katedip,

    yorgunluk atmak ve kahvaltı etmek için yol kenarında molayı verdik.İşte asıl muhabbet burada başladı.

    Mola yerimizin manzaralı tuvaleti.

    Biz oturmuş nefis kahvaltının,harika çam balının tadını çıkartırken yoldan vızlayarak küçük bir motosiklet geçti.Plakasını göremediğimiz ve motosikleti bir şeye benzetemediğimiz için yabancı bir gezgin diye düşündük.Henüz iki-üç dakika geçmişti ki,aynı motosiklet geri gelerek bizim motorların yanına park etti.

    Şimdi hiç bir kelimeyi atlamadan aramızdaki muhabbeti aktarıyorum.

    Sinan                    : Hehehe adam acemi herhalde dönüp gelmesi yarım saat sürdü.

    Diğerleri:)              : Hahahaa

    Bir kaç kişi            : Aaa Muğla'lıymış.

    Yeni gelenler motorlarından inerler ve bize doğru yaklaşırlar.

    - Merhabalar ben Deniz bu da eşim Elif.

    -Hep bir ağızdan     : Çok memnun olduk.Buyrun,beraberce kahvaltı edelim.

    Yeni gelenler oturur.

    Mesut ve Sinan (Motosikletlerinin arkası Suriye yolcusu gibi dolu olduğu için,havayla) : Bayram gezisi herhalde ne tarafa gidiyorsunuz?

    Deniz                    : Nepal'e

    Derin bir sessizlik,birbirine bakışmalar...

    Mesut                   : Biz de Bangladeş'ten geliyoruz.

    Hep bir ağızdan      : Hahahaha

    Deniz                    : Yok ben ciddiyim,eşimle birlikte Nepal'e gidiyoruz.

    Bu sefer çok daha derin bir sessizlik.Başlar önde.

    Kem küm vaziyetleri.

    Bizim motorları gören ekvator çevresinde dünyayı iki kere turlamış dönüyor zanneder.Biz topu topu bir günlük kamplı geziye gidiyoruz.

    Adamın iki kişiyle Nepal'e gittiği motosikleti biraz sıksan bizim top case'lerden birisine sığdırırsın.Hadi diyelim top case'e sığmadı bir kısmını yan çantalardan bir tanesine koyarsın kalanına da kendi eşyalarını yüklersin...hahaha

    Deniz ve Elif'i uğurlamak için motosikletin başına gidiyoruz.Hiç kıskanmadık ya!!!

    Çamur at,yapışmazsa izi kalır...Geeked

    Ben : Bunun ön siperliği de yok,zor olmayacak mı ?

    Deniz  : Yoo pek zorlanmıyorum.

    Sinan : Bu seleye koyduğunuz peluş yağmurda ıslanınca sizi çok rahatsız etmezmi?

    Elif  : Olabilir,biz de bunun için su geçirmeyi önleyen sprey sıktık.

    Sinan : Olsun yine de ıslanınca kurumaz bu meret.

    Atila  : Bunun ön amortisörü pek bir zayıf görünüyor.

    Deniz  : Ya kusura bakmayın ama siz BMW'ye bine bine konformist olmuşsunuz.Lol

    Bizler hep bir ağızdan ama kıpkırmızı : Yolunuz açık olsun görüşürüz!!!

    Evet bu sıcak bir sohbetten sonra Deniz ve Elif'i 3-4 ay sürecek yolculuklarına bir hatıra fotoğrafı çektirerek uğurluyoruz.

    Yolları açık olsun! Hiç kıskanmadık...Wink

    Biz bu moralle Anamur'a varıyoruz.Biraz sonra yolda geçtiğimiz Deniz ve Elif yine benzin almak için durduğumuz istasyona geliyorlar.

    Burada yine keyifli bir sohbet.

    Onlar Mersin'e biz ise tersine çıkıyoruz yola tekrar.Geeked

    İlk durağımız Anamur'un ünlü ''Mamure Kalesi''.

    Kalede turistik bir gezi yapıyoruz.Çok iyi korunmuş bir tarihi yapı.










    Bu tarihi kale'ye bir GS'le büyük ihtimalle ilk giren Mesut oluyor.Böylece bir tarih daha yazılıyor.



    Çaltıbük'teki kamp yerimize yine ancak hava karardıktan sonra varabiliyoruz.

    Mesut'un sabah Metro'dan alelacele satın aldığı çadırı,bir inşaat mühendisi,bir makina mühendisi,bir muhasebeci olmak üzere üç kişilik profesyonel bir ekip dahi kurmayı başaramıyor.Crazy

    Mübarek çadır değil,gökdelen.


    Kamp ateşi hazırlıkları başlıyor.

    Tabii nefis şişlerde hazır.

    Karnımız doydu,sırtımız pek.

    (Bazılarımız hariç.Big Smile) Adamlar uyanık ya bizim matları beğenmeyip şişme yatak aldılar.Ama pompaları iflas etti.Ya yerde yatacaklar ya da ciğerlere kuvvet şişirecekler koca yatakları.Alıyor bu üçünü bir keder tabii.

     Ateşin başında sohbet bir başka...

    Biraz ışıkla boyama tekniğine çalışıyoruz.

    Kampımız gecenin karanlığında çok hoş görünüyor.

    Güneş doğarken bir başka güzel.

     

    Gündüz daha bir başka. 

    Bu arada bir de misafirimiz var. 

     Sabah kahvaltısı için hazırlıklar başlıyor.

    Elimdeki bira kutularını görüpte sabahın köründe kafa çekiyoruz sanmayın.

    Kahve için su ısıtıyoruz bira kutularında.Ee yokluk adama neler yaptırıyor.



    Sucuklar şişlere geçiriliyor. 

    Yine kahvaltımızda bir kuş sütü eksik.

    Orhan'ın sucuk-ekmeğe bakışları sucuk-ekmek açısından oldukca ürkütücü.Geeked 


    Önce niyetimiz ana yoldan Ermenek istikametine gitmekti.Ama oradan geçen köylülerden,bulunduğumuz yoldan da,hem de off road Ermeneğe çıkış olduğunu öğreniyoruz.

    Yol nefis inanılmaz manzaralar var.





    Bu arada Sinan kayıp.Bir çeşme başında durup bekliyoruz. 

    Biraz sonra geliyor.Yukarıdaki fotoğraflardan birisinde gördüğünüz,yanından geçerken keçileri otlatırken görüp yol sorduğum kırmızı kazaklı hanım çoban sayesinde bulmuş bizi. 

    Yola ve nefis manzaralara devam...

    Burada artık fazla söze gerek yok.

    İrtifa gittikce artıyor. 

    Bu arada çok yavaş yol alabiliyoruz.Yaklaşık 70 kilometreyi 4 saate yakın bir zamanda katettikten sonra sonunda Kazancı kasabasına varıyoruz.Burası eskiden Ermeneğe 25 km.mesafedeydi.Şimdi yeni su verilmeye başlanan baraj nedeni ile mesafe 90 km'ye çıkmış.

    Kazancı'nın kahvesinde mola verip bayramlaşıyoruz.





    Baraj yüzünden su altında kalan eski yola giriyoruz.

    Sağda görülen su dolu olan yer eskiden 60 metre derinliğinde bir vadiydi.

    Yol burada bitiyor.

    Eskiden burası böyle görünüyordu.Şimdi görülen tüm vadi 250 metre derinliğinde suyla kaplanacak.

    Her şey baraj sularının altında kalmış. 

    Yolumuz uzun,tekrar yola çıkıyoruz. 

    Bayram nedeni ile geçici olarak baraj inşaatının içinden yol vermişler.Bu sayede tam 70 kilometre tasarruf ediyoruz.

    Barajın üzerinden ve tünelinden geçiyoruz. 

    Sonunda Ermenek'teyiz. 

    Ermenek'ten sonra Sarıveliler'de mola veriyor ve kahvede yine bayramlaşıp harika sohbetler ediyoruz.

    Bundan sonraki durak kuş yuvası.

    Kuş yuıvasına ancak gün batarken ulaşıyoruz.Yine çok heybetli. 

    Motosiklet aşısı verdiğim komşum Fahri Bey'de havaya girip ''İlk Hedefiniz Akdeniz'' pozu veriyor.Bu geziden sonra artık iflah olmaz.2-3 haftaya motosikleti ile katılır kesin bize.Cool Onca yolu arkamda hiç şikayet etmeden geldi.Bravo valla!

    Manavgat'ta Antalya'lı dostlarımız Hüseyin ve Übeyid bizi karşılıyorlar. 

    Yolun son bölümünü hep beraber keyifle bitiriyoruz.

    Yine toplam 730 km. yolu arkamızda bırakıp evlerimize döndüğümüzde eminim hepimiz yüzünde tüm o yorgunluğa rağmen büyük bir mutluluk ifadesi vardı.

    GPS izlerine bakınca yolun pek de öyle küçümsenecek bir yol olmadığı daha iyi görülebiliyor.

    Çaltibük'ten Ermeneğe tırmanış.

    Kuş yuvası geçidi.


  •   Aşılası Toroslar VII - Maviboğaz

    Wed, Apr 07 2010 1:03
    1,357 Okundu  

     

              

             

     

    Herkesin ayrı ayrı ''ilk'' leri yaşadığı nefis bir geziydi.

    Mesut,ilk defa araziye çıktı,ama sanki kırk yıldır arazide motor sürüyormuş kadar iyiydi.coolll ilk kez çadırda kaldı,uyandığında çadır dinamiğini çözdüğünü iddia ediyordu.Geeked

    Mehmet böyle sıkı bir arazi sürüşüne ilk kez çıktı,ilk kez motoru devirdi.Tadı damağında kaldı gezi boyunca bir daha ne zaman yatırırız motoru diye sorup durdu.Geeked

    Atila ilk sponsorluk deneyimini yaşadı,bütün gece gözüne uyku girmedi.Big Smile

    Oktay ilk kez : ''KTM'yi alışım tamamen tesadüftü.BMW alsaydım inanılmaz keyif alırdım,benim neden hep ayakta motor sürdüğü sanıyorsunuz'' şeklinde itiraflarda bulundu.Stick out tongue

    Orhan ilk defa fotoğraflarda bu kadar çok göründü.coolll

    Koray bir ilki gerçekleştirip arka janta nasıl olduysa koca bir kayayı sokup dört telini kopardı.Search

    Ben uzun zamandır ilk defa bu kadar eğlendim ve bir geziden bu kadar çok keyif aldım.

    Bo rota Toros Rotaları 17 Numarada gördüğümüz Eğrigöl'e çıkan bir başka yoluda içeriyor.Orada bahsettiğim gibi Eğrigöl'edört hatta beş ayrı yoldan çıkılabiliyor.Hepsi birbirinden güzel.

    Bu raporda bulunan fotoğraflardan kalın çerçeveli olanlar Mehmet Karakaya'ya ve diğerlerine göre yüksekliği daha az olan,yani panaromik fotoğraflar ise Orhan Uslu'ya aittir.

    Maviboğaz Konya'nın Bozkır İlçesi'ne çok yakın.

    Ride Turkey ekibi Seydişehir Bozkır yoluna düşüyor.

    Bozkır'da yemek molası veriyoruz.
    Her zaman ki manzara : Çocuklar KTM'nin başında

    Akıl başında yetişkinler ise doğal olarak BMW'nin başında Big Smile


    Orhan'ın top case'de patlayan su şişesi yüzünden bahar temizliğinde


    Bozkır'da yediğimiz en güzel etli pideydi.Çaktırmadan iki porsiyon götürdüm.Sonra akşama kadar su içmekten iflahım kesildi.


    Bu yörede moru seviyorlar.


    İlk hedefimiz Zengibar Kalesi.

    Teyze Zengibar yolunda evinin kışlık ihtiyacını taşıyor.


    Zengibar'a tırmanan yol oldukca keyifliydi.




    Arkada Zengibar Kalesi ve Isaura antik kenti. 

    Zirve fotoğrafı.Zirveye 3 BMW ve bir de zor da olsa KTM çıktı.



    BMW-KTM dostluğu

    Bu 1800 metre yükseklikteki tarihi mekan yine tarihi bir olaya sahne oldu.Her ne kadar irtifada öksürüp tıksırsa,çalışmakta zorlansa da KTM,BMW ile aynı ritifaya tırmanarak rüştünü ispatladı.Bu noktada artık KTM'ninde bir motosiklet olduğunu kabul etmek gerekliydi.Mesut'un araya girmesiyle bu dostluk pekiştirildi ve bu tarihi görüntüler ortaya çıktı.




    Zengibar kalesi ortaçağdan kalma bir kale.Bozkır'a 16 km. uzaklıkta.Tüm Konya ovası ve Torosları kontrol altında tutan her tarafı uçurumlarla çevrili bir kale burası.Seydişehir,Hadim ve Karaman bölgesini olduğu gibi kontrol etmek mümkün buradan.Zamanında çok zengin bir kavşak noktasıymış.

    Dönüş yolunda rastladığımız,torunuyla at üzerindeki bu dedenin fotoğrafını çekmek için izin istediğimde ''sen bilirsin evladım'' diyerek devamında tüm içtenliği ile ''yolunuz ve bahtınız açık olsun evladım'' diyerek uğurlamasını hiç unutmayacağım.

    Çeşme başında öğlen yediğimiz pideleri suladık.Smile


    Sudaki yansımalarımız.



    Meğer bu KTM'ler suyla çalışıyormuş.Siz birde benzin kaynatıyor deyip duruyordunuz.O kayanayan aslında su.Crazy


    Oktay elleriyle su içiriyor.

    Sonunda Mavi Boğaz'a ulaştık.Yukarıdan nefis bir örüntüsü var.Gerçi içerisi bir başka güzel.



    Bu arada hava karardı.Neyse ki kamp yerimizi çabuk tespit ettik.



    Kampımızı kurduk ve ateşin başına geçtik.Ateşin başında tam beş saat güldük.Gecenin sonunda benim karnıma ağrılar girdi gülmekten.Mesut'un esprileri,fıkralar... Atila'nın metezori sponsorluğu gecenin konusuydu.  

    Rakı kamptan kampa içilince tadı bir başka oluyor.




    Mesut bir iki şişe etleri geçirdikten sonra bir punduna getirip bana yıktı işi.


    Nefis bir akşam.

    Sabah saat 07.00'de kalk borusu çaldı.Her zamanki gibi Atila'nın çadırıma taş atmasıyla uyandım.Kornayı çalmasın diye akşamdan anahtarını almıştık elinden.Geeked


    Akşamın karanlığında kamp yerinin bu kadar güzel olduğunu fark etmemişiz.



    Banyo faslı.


    Koray bütün gece sıkışınca 50 metre dünya rekoru kırdı.Crazy Bütün gece çadırın etrafına toplanan köpeklerden korkusuna çadırdan çıkamamış.

    Sabah kahvaltısı hazırlıkları başlıyor.


    Mehmet bu sefer 3 oda 1 salon çadırını getirmemiş ama şişme yatağı ile yine hepimize fark attı.


    Yine açık büfe kahvaltımız.Bir kuş sütü eksik.


    Böyle manzaralı büfe hangi otelde vardır?


    Bir tıp doktoru olan Oktay keçi ...k'unun enerji verdiğini iddia edip durdu.Indifferent



    Biraz yukarılara keşfe çıktım.Manzara nefis.



    Toparlanıp kanyonun derinliklerine daldık.Böyle bir güzellik olamaz.Burada fazla lafa gerek yok. Fotoğraflar dahi bu güzelliği anlatmaya yetmiyor.İnanın nefia bir yer burası.




    Etraf öylesine güzel ki,Her köşe başında durup fotoğraf çekmekten sırtımdan ter boşandı.

     







    Çamur geçişleri ayrı bir zevk kattı sürüşe.

    Sağolsun Oktay tüm çöplerimizi toparlayıp taşıdı.Böylesi güzel bir yeri kirletmek olmazdı.

    Köprü üzerinde toplu Maviboğaz fotoğrafı.

    Bu adam nereye koşuyor???

    Makineyi ayarlayıp 10 saniyede fotoğrafta yer alacağım diye koşarken tüm fotoğraflarda tavşan gibi zıplarken havada çıkmışım.

    Bu fotoğrafta Oktay ne kadar uğraşsa da saklanmak için yinede bu doğal güzellikte kamufle olmakta zorlanıyor. 




    Zaman inanılmaz hızlı ilerliyor.Kanyonun diğer tarafında kalan 30 kilometrelik kısmı bir başka sefere bırakıp kanyondan bu noktada çıkıyoruz.Daha Eğrigöl'e tırmanacağız.

    Dere kasabasından Eğrigöl'e çıkan yol kanyonu aratmayacak güzellikte.


     


    Yeşilliği gören serildi...

    Bu güzel köylü kızı suyun kenarında dalmış uzaklara bakıyordu.Kimbilir askerdeki yavuklusunu düşünüyordu belki de. 

     

    1800 metrelerin üzerine çıktık.Artık bitki yok etrafta.Bu yolda bir off road'da karşılaşılabilecek her türlü zeminden geçtik.İnce kum,çamur,gevşek taşlık,hatta yer yer yol bile yoktu...

     



     



     



     

    Ara ara çukulata molası verdik.İrtifa ve yol şartları ciddi şekilde enerji tüketiyor.Bunu geri kazanmanın en çabuk yolu çukulata yemek.

     

    Yolun sonlarına doğru motosikletlerimiz ''en kirli motosiklet'' topiğinde yer almaya hak kazanacak kadar oldular.


     

    Bu yolda keşke vaktimiz daha fazla olsaydı ve daha çok vakit geçirebilseydik.Bu rotaya en az 3 gün ayrılmalı.Dyasıya fotoğraf çekmek ve iyice tadına varmak için bu şart.

     



     



     

    Bazen zorlandık...

    Bazen gazladık.


     


    Eğrigöl'e yaklaştıkca manzara değişiyor.2000 metredeyiz.İrili ufaklı bir sürü göl var bu tarafta. 

     


    Sonunda Eğrigöl'deyiz.Bu gölün adı haritalarda Eğil Gölü diye geçiyor.Ama yerel halk Eğrigöl diyor.


     

    Bu yorgunluğun üzerine sucuklar çok iyi geldi.


     


    Sucukları yedikten sonra ağırlık çöktü hepimize.Hiç birimizin kalkıp gitmeye niyeti yok.ben bir ara ciddi ciddi çadırı kurup burada kalmayı düşündüm.

    Ama yolcu yolunda gerek diyerek düşüyoruz tekrar yollara.Dönüş yolunda Gündoğmuş'a doğru iniyoruz.Hava da kararmaya başladı artık.



     


    Bu inişte çok güzel.

    Dönüşte hepimizin ortak fikri bu rotayı tekrarlamaktı.En kısa zamanda yeniden gitmek lazım buralara.Onca yorgunluğun üzerine gece yarısı eve gelip yatağa uzandığımda yeni bir seyahati hayal ederek uykuya daldım.Bu yol nasıl bir şeydir anlamadım.İnsanı çekiyor kendisine...


  •   Aşılası Toroslar VI -Eğrigöl ve Çündüre Şelalesi

    Sat, Mar 20 2010 21:19
    1,677 Okundu  

     

              

             

    Atila'nın dükkanda oturuyoruz!

    Kapıdan içeriye yabancı bir çift girdi.Bir kaç şey almak istiyorlar...
    Kapıda Hollanda plakalı 1200 GS'i görünce sohbet gezilere geldi.Misafirlerimiz İsrail asıllı Hollanda vatandaşı Shai ve Matema.

    Shai uzun zamandır motosikleti ile yoldaymış.Sohbet ilerleyince kendi internet sitesini gösterdi.Orta Amerika,Kuzey Afrika vs.
    baya bir gezmiş.

    E biz de açtık RideTurkey'i.

    İşte her şey böyle başladı...

    Bizim ''TransToros'' u,en son yaptığımız Anamas gezisini görür görmez ''ben gelecek hafta salı gününe kadar buradayım muhakkak sizinle dağlara çıkalım'' diye tutturdu.E biz de istemeye istemeye kabul ettik.Crazy

    Cumartesi günü sözleştiğimiz saatte buluştuğumuzda Shai'nin motorunun üzerindeki yükü görünce Türkiye'ye iltica edip küllüm yerleşmeye geldi zannettim.

    Motorun üzerinde bir tek yatak odası takımıyla,salon takımını koymamış.Geri kalan ev burada.hahaha

    Yola Atila ve eşi Mine,sonradan Mavgat'ta bize katılan Mehmet ve eşi Tuna,ben,İsrailli misafirlerimiz Shai ve eşi Matema sabah saat 10.00'da Gündoğmuş Eğrigöl diye çıktık yola.Eğrigöle yine kardan dolayı ulaşamayınca Cündere şelalesine giderek Antalya'ya gece saat 23.30'da geri döndük.Toplam onüçbuçuk saatte 400 kilometre yol yaptık.

    Bu yol bizim Toros Rotalarının 17 numaralı olanını kapsıyor.

    Eğrigöl'e ulaşamadık ama yine de harika manzaralar vardı.

    Sabah yola hazırlık.Shai ve Matema.

    İstikamet Manavgat.Düştük yola...

    Manavgat'ta Mehmet ve eşi Tuna'da katıldılar bize.

    Öğlen için alışveriş yapıyoruz,ama bunları ancak akşama doğru yemek nasip olacak.

    Bu noktada Shai bizi durdurdu.İki gün önce buradan geçmiş ve aşağıda harika bir ırmak olduğunu orayı bize göstermek istediğini söyledi.

    Hanımların neşesi yerinde...

    Başladık aşağıya inmeye...

    Irmağa iniş yolu oldukca zorlu.Ama Shai onca yük ve yolcusuna rağmen pire gibi iniyor.

    Gerçekten de indiğimiz yerde manzara harika.Hele bizim Motorlar manzaraya dahil olunca bir başka güzel.

    Az ileride ağacın altında bir sıpa...

    Ben eşeğin fotoğraflarını çekmeye çalışırken vizörde birisi belirdi.Sıpa önde o arkada kovalıyor garibimi.

    Meğer Atila'ymış peşindeki.Hatıra fotoğrafı çektiricem diye kovalamış zavallıyı.

    Eve dönünce farkettim.Fotoğraflar hep haremlik selamlık her nedense.

    Neyse arada buldum bir tane normalini...

    Yoldan geçen Köylüler her zamanki cana yakınlıkları ile selamlıyorlar bizi...

    Tekrar döndük yola.Akseki ve devamında Gündoğmuş yolunda harika virajlar.

    Bir viraj çıkışında yol kenarında nefis bir şelale.

    Gündoğmuş'a 10-12 km. kala Taşavur Büfe'de mola.Bu büfe artık bizim RideTurkey' nin sürekli mekanı oldu.TransToros'larda buluşma yerimiz.

    Cem,burada seni anıyoruz.Bu resimleri görünce hasedinden çatlar kesin diye...Diablo

    Sonunda Gündoğmuş'u 3-4 kilometre geçtikten sonra Eğrigöl'e doğru dönüyoruz.İleride görülen karlı dağı aşmamız gerekiyor.Dağı görünce içime burada bir şüphe düştü,içimden istermisin şimdi yol kapalı olsun diye geçirdim.Ama çaktırmadım.Crazy

    Yolda inanılmaz manzaralar yine.

    Seviyorum bu Torosları...

    Tam logoluk bir fotoğraf...

    Doktor arkadaşlar daha bilimsel açıklayacaklardır bu durumu.Ben gözlerimle şahid oldum.

    İrtifa bazılarında tansiyon,bazılarında nefes darlığı yaparken Atila kendisini Süperman sanmaya başladı.Geeked

    Shai'de de benzer semptomlar.

    Bu hastalık bulaşıcı olsa gerek...

    Ama etkisi sadece erkeklerde görülüyor.Crazy

    Yol gittikce güzelleşiyor.

    Dedim ya yol gittikce güzelleşiyor diye.Manzaranın ve sürüşün tadına doyum olmuyor.

    Su geçişi olurda herkesin fotoğrafı olmazmı?

    1500 metre irtifada artık etrafmız kar...

    Yükseldikce kar artıyor.

    Shai bizim Torosları Atlas Dağlarına benzetiyor.

    Bizim makineler karda bir başka güzel salınıyor...

    Veeee Yolun sonu...Eğrigöle 14-15 km. kala yol kardan kapalı.aglaaa

    İşte geldiğimiz son nokta ve göle kalan mesafe...

    Önümüzdeki kar yığınını bir şekilde motosikletlerin geçebileceği kadar temizlersek ileride başka engelle karşılaşırmıyız diye yürüyerek devam ediyorum.Ama umut yok.200-300 metre ilerisi daha da kötüleşiyor.

    Hepimizin karnı acıktı.Yemek işini burada halletmeye karar veriyoruz.Bundan daha güzel manzara bulunurmu yemek yemek için?

    Kampçının kadim dostu ateşi yakmak için odun toplanıyor.

    Kamp ateşimiz yanıyor...Etraf en az yanan ateş kadar büyüleyici.

    Bal tutan parmağını yalar atasözünü hatırlıyorum ve oturuyorum sucukları hazırlamaya...Crazy

    Atila ile Mehmet aklımdan geçeni anlamış olmalılar ki başımdan ayrılmıyorlar.sopaaa

    Hani bal tutan parmağını yalardı...

    Gazozcu Erkan duy sesimi... Bu fotoğraf için reklam parası istemiyorum.Ama bir dahakine sponsor olacak senin gazoz fabrikası ona göre.Whistle3

    Bir taraftan aklım hala yukarıda.Ama çare yok...

    Eh karnımızda doydu.Yola koyulma vakti.Buraya kadar gelmişken Alara Irmağı,Çündüre kolundaki şelaleyi görelim bari diyoruz.Şelale yoluda ayrı güzel.

     

    Baharla birlikte uyanan doğa nefis manzaralar sergiliyor önümüzde...

    Şelaleye 400-500 metre kala yol iyice kötüleşiyor.

    Burada 1200 ADV farkı çıkıyor ortaya.Diğerleri motorları bırakıp yürüken ADV yoluna devam ediyor.Atila'nın kıskanç bakışları altında.Crazy

    Şelale bu kadar yolu yapmaya değer güzellikte.

    Hava kararıyor.Daha Antalya'ya 200 kilometre yolumuz var.Başlıyoruz dönüşe.

    Manavgat,Akseki yol ayrımında veda fotoğrafı.

    Shai ve Matema Alanya istikametine biz Antalya istikametine ayrılıyoruz.Yine ortak tutkularımız sayesinde yeni bir dost edinmiş olarak keyifle sonlandırıyoruz geziyi.Shai iki ay sonra 10 arkadaşı ile birlikte Türkiye turu için tekrar dönecek.10 yeni dost daha edineceğiz.

    Mehmet ve eşinin evlerinde nazik kahve davetini saatin geç oluşu nedeniyle kabul edemiyoruz ama Manavgat'ta çorba davetlerine hayır diyemiyor ve nefis çorbaları midemize indirip evlerimize devam ediyoruz.

     


  •   Aşılası Toroslar V - Bayatbademleri

    Mon, Feb 22 2010 11:00
    1,518 Okundu  

     

              

             

     

    Bu gezinin başlığı aslında Adana-Hatay olacaktı.Ama çekilecek çilemiz varmış.

    Hikaye Şöyle başladı... 

    Cuma günü Atila ile 3 günlüğüne Adana'ya gidip oradan müsaitse Osman'ı alıp Antakya'ya geçip Antakya'nın nefis yemeklerini yemeye karar verdik.Sabah erken yola çıkılacak.

    Ancak Cumayı Cumartesiye bağlayan gece Cem bana 1-3 nöbetini yazmış.Crazy E doğal olarak sabahın üçbuçuğuna kadar oturunca erken kalkılamadı.Saat 11'de ancak hazır olduk.Bu seferde Atila'nın inşaatta bir sorun çıkınca geziyi iptal edip Atila'nın ne zamandır söylediği Bayat Bademleri yolunu ileride AMHO için kullanabilirmiyiz diye denemeye karar verdik.Gerçi ben çok söyledim 3 gündür yağmur yağıyor oralarda batarız çıkamayız diye ama dinletemedim.Not I

    Netekim kendimizi çamur deryasının içinde bulduk.3 kilometre yolu tam 3,5 saatte geçtik.Saatte bir kilometreden az yol aldık.

    Toplam 7 saat 20 dakika yolculukta sadece 121 kilometre yol almışız.Bu sürenin sadece 2 saat 25 dakikasında hareket halindeymişiz,kalan 5 saatimiz çamur temizlemek,yatan motosikletleri (Daha çok Atila'nın motosikleti.Crazy ) kaldırmakla geçmiş.

    İşte 7,5 saatte katettiğimiz yol.

    Daha başında yolun verdiği mesajları biz alamadık.

    Yüz metre gitmeden çamura bulandık.

    Neyse güç bela tepeye tırmandık.Ama daha bunun bir de inişi var.İniş çıkmaktan zor birader...

    Çamur fukara sümüğü gibi yapıştı tekerleklere.

    Ama GS'lerdeki tasarım hatasını böylece tespit etmiş olduk.Çamurluğa giren çamur bir daha çıkmıyor oradan.

    Gerçi buna çamur demek,çamura hakaret etmek olur! Resmen çimento gibi bir şey bu.Al götür gökdelen inşaa et.Deprem falan yıkamaz bununla yaptığın yapıyı.

    Sanki zamkla karıştırılmış gibi.Tuttuğu yeri bırakmıyor.Gezinin sonunda tazyikli suyla tam 15 dakika uğraştık sökebilmek için.

    Gerçi bizim motosikletlere de yakışıyor bu çamur.

    Yokuşu çıkmak daha kolaydı.İnerken arka taraf kayıyor,bir sağıma bir soluma geliyor.Bir bakıyorum top case sağ yanımda,bir bakıyorum sol yanımda duruyor.

    Bir ara motosikleti yatırdım.Arkama baktım Atila'nın motorda yerde.Başında dönüp duruyor.

    Ya allah deyip deyip kaldırıyoruz makineleri.Biz kaldırmaya çalıştıkca kayıyor.

    Ön çamurluğu sökmeye niyetlendim bir ara.Ama bu meredin ön çamurluğu ancak lastiği sökünce çıkıyor.E üşendim lastiği sökmeye doğal olarak.Keşke sökseymişim!

    Tam 3,5 saatin sonunda 1 kilometre ötemizdeki asfalta ulaştık.Dünya varmış.

    O yorgunluğun üzerine Bayatbademleri'nde birer çay iyi geldi.

    Kafaya koyduk ya.Aşacağız artık önümüzdeki dağı.Tahmin ediyorum buradan sonra çamur olmayacak.Çünkü ısı sıfırn altına düştü.Çamur varsa bile donmuştur.

    Tahminim doğru çıktı çıkmasına ama bu seferde karlı yolları aşmamız gerekiyor.

    Bazı yerlerde karın üzerine ilk defa biz basıyoruz.Kimseler geçmemiş bu yoldan.E ahngi aklı evvel geçecek ki!.Aynı yere gitmek için yayla gibi asfalt var.Adam ne diye kendisine eziyet etsin.Mazoşist mi ki... Crazy

    Ama o yayla gibi asfalttan giden bizim aldığımız keyfi alırmı? Varmı bundan güzel şey?

    Bu manzaraları nereden görecektik asfalttan gitseydik? Bir tarafta badem ağacı çiçek açmış,diğer tarafta kar!!!

    Yerler kısmen buz tutmuş.Gerçi biraz önceki çamurdan on kat daha kolay buzda sürmek.

    Burada Atila arkadan selektör yapıp beni durduruyor.Panikle yanıma geliyor.''Ya senin makinenin arkasından buharlı lokomotif gibi duman çıkıyor'' diyerek.

    Ön tekerleğe bir bakıyorum resmen üzerinde çizgiler oluşmuş.Benim ön çamurlukta sıkışan çamur tekerleğe sürtüyor ve hem aşındırıyor hem de yakıyor lastiği.Duman yanan lastikten çıkıyor.

    İnanılmaz bir şey!!! Huh?

    Söyledim ya biraz önce,çimentodan beter bir çamur diye...

    Çamurlukta biriken çamuru elimden geldiğince temizleyip tekerleğe değmesini önlemeye çalışıyorum.Ama soğuktan çamurluğun içindeki çamur da donmuş.Yapacak bir şey yok.

    Karda da çok yakışıklı bizim meretler.

    Sonunda uzaktan medeniyet görünüyor.Dağbeli Kasabası.

    Tam bu noktada Ariassos antik kenti var.Karların altında daha bir güzel görünüyor.

    Dağbeli kasabasında bir benzin istasyonunda hem motosikletleri hem de kendimizi bir güzel temizliyoruz.Pantolonuma resmen tazyikli suyu beş santimetre mesafeden tutuyorum yinede çamur çıkmıyor.

    Günün sonunda her şeyin başladığı yere Atila'nın dükkana atıyoruz kapağı.Ciddi yorgun,motosiklet kaldırmaktan mütevellit bel ağrısıyla,ama harika bir gün geçirmenin verdiği keyfile rahatlamış bir şekilde...

     


  •   Antik Çağın Navigasyon Teknikleri - I -

    Sat, Jan 30 2010 18:14
    2,113 Okundu  

    Daha önceki ''Bilinmeyene Yolculuk'' başlıklı yazıda antik çağda bilinen dünyanın bugünkünün %10'u bile olmadığını söylemiştik.

    Antik çağda denize açılan bir tekne çoğu zaman bilinmeyene yelken açtığı için herhangi bir yere ulaşması nispeten anlaşılabilir bir durumdur.Sonuçta bir kara parçasına rastlantısal da olsa ulaşacaktır.İyi de geriye,ayrıldığı limana nasıl döner?

    Oturduğumuz yerden dünyanın her köşesini uydu fotoğrafları ile izleyebildiğimiz çağımızda bu işin ne kadar zor bir şey olduğunu kavramak dahi başlı başına bir iş.Geçmiş zaman seyyahlarının ellerinde hiç bir harita,pusula,kronometre,saat dahi olmaksızın bu işi nasıl başardıkları beni hep hayrete düşürmüştür.

    Aşağıdaki örnekler belki bu işin ne kadar zor olduğunu,o günkü insanın nasıl bir maharetle bu işi başardığını anlamamıza bir nebze yardımcı olacaktır.

    1000 km. uzunluğundaki hiç bir karmaşıklığı olmayan düz bir rotanın başında sadece 10 derecelik basit bir sapma bizi hedeften 176 km. uzağa götürecektir.10 derecelik bir hesap hatası ise bugünkü navigasyon bilgi ve teknikleri ile dahi işten bile değildir.Bilinmedik bir akıntı,rüzgarın azizliği ile sürüklenme siz hiç farkına varmadan rotadan bırakın 10 dereceyi 30-40 derece dahi saptırabilir.40 derecelik bir sapma ise sizi hedefinizden yaklaşık 700 km. saptırır.Neredeyse katedeceğiniz yol kadar...

    GPS dışında diğer tüm modern navigasyon alet ve haritalarınızın olduğunu varsayın.Tüm bu teknolojiye rağmen coğrafi kutupa nazaran sürekli yer değiştiren manyetik kutbun bu günkü sapma derecesi olan 7 dereceyi hesaba katmadan pusulanızın gösterdiği yöne gitmeniz halinde yine 1000 kilometrelik bir rotada hedefinizden 122,8 km. saparsınız.

    Antik çağ insanının ne manyetik kutup sapmalarından,ne coğrafi kutuptan,ne de pusuladan haberi vardı.Ama evin yolu buluyordu.

    Denebilir ki,kıyıya yakın seyredersen navigasyon nispeten kolay olacaktır.Bu bir yere kadar doğrudur.Ancak eski seyahatnamelere baktığımızda yolculukların pek çoğunun deniz aşırı olduğunu görmekteyiz.Zaten sürekli değişen rüzgarları,kestirilemez akıntı ve dalgaları,kıyı uzantılarından kaynaklı tehlikeleri nedeniyle kıyı seyri denizciler açısından tercih edilen bir seyir değildir.Belki başlangıçta kıyı seyri yapılıyordu.Ama bu dahi başlı başına bir maharet gerektirir.Denize açılanlar bilirler.Her gün yaşadığınız yeri bile denizden bakınca tanımak zordur.Açılar,mesafeler insanı yanıltır.

    Açık deniz seyri için ise gündüz güneşin konumu,gece ise gök cisimlerinin konumlarının tespiti büyük önem taşımaktadır.Ancak tüm bunların yanında zamanıda bilmek zorunludur.

    Peki antik çağın insanı bunu nasıl başarıyordu?

    Öncelikle navigasyonun tarihçesine kısa bir gözgezdirelim.Daha sonra bu soruyu cevaplayalım.

    Navigasyon sanatının bundan 6000 yıl önce Hindistan'da ve yine hemen hemen aynı tarihlerde Mısır ile bugünkü Lübnan'da doğduğu tahmin ediliyor.İlk önceleri harket yönü,hız ve seyirde geçen zaman esas alınarak navigasyon yapılıyordu.Ancak burada başlıca iki sorun vardı.Bir tanesi akıntılar ve hızın yanlış tahmini ile rotadan sapma,diğeri ise yönün tespiti. 

    Navigasyonda öncelik yönün tespitidir.İlk başlarda yön esen rüzgara göre tayin ediliyordu.Rüzgar Gülü'de böyle ortaya çıktı.Önce dört ana rüzgarla yön tayin edildi.Sonra buna 4 ara rüzgar yönü eklendi.Devamında bu sistem gelişti ve 36 rüzgar yönüne kadar ilerledi.Peki açık denizde hangi rüzgarın hangi yönden estiği nasıl anlaşılıyordu.Öncelikle rüzgarın sıcaklığı,rutubeti gibi özellikleri ile ayrıt ediyorlardı.Bunun yanında gündüzleri güneşin hareketleri takip ediliyor geceleri ise kutup yıldızına göre rüzgarın yönü tespit ediliyordu.

    Yön tespit edildikten sonra seyir hızının bilinmesi gerekliydi.Hız ise teknenin bordasında akan su ve rüzgar takip edilerek tahmin ediliyordu.İlerleyen zamanlarda log adı verilen,bir ipin ucuna bağlı kurşun veya başka bir şeyle ağırlaştırılmış bir ahşap suya atılarak belirli bir zaman aralığında boşalan ipin miktarına göre teknenin hızı tespit edilmeye başlandı.

    Görüldüğü gibi her şey aslında zamanın tespitine bağlıydı.Saatin olmadığı bir devirde asıl büyük sorun ise zamanın tespitiydi.Bunun içinde değişik yöntemler geliştirmişlerdi.Bunlardan ilki hepimizin bildiği güneş saatidir.Ancak bu yöntem deniz seyrinde ve navigasyon hesaplarında çok da işe yarayan bir yöntem değildir.Günün süresinin mevsimlere göre değişmesi,gökyüzünün kapalı olduğu zamanlarda ve geceleri işe yaramaması güneş saatini ve diğer gök cisimlerine göre zaman tayini sistemlerini navigasyonda yararsız kılmaktadır.

    Navigasyonda en çok kullanılan su saatleridir.Güneş saati günün belirli bir zamanını gösterirken,su saatleri ne kadar zaman geçtiğini de göstermeleri bakımndan navigasyonda çok daha faydalıdır.Klepsydra (Su hırsızı) adı verilen su saati önceleri dibi delik tek bir kovadan ibaretti.İçerisine konulan su aşağıdaki delikten boşaldıkca içerisindeki işaretler ne kadar zaman geçtiğini göstermekteydi.

    Uzun süre bu sistem geliştirilerek kullanılmaya devam edildi.Astronominin gelişmesine paralel olarak navigasyon teknikleri de gelişti.M.Ö 250 yılında Eratosthenes tarafından usturlabın icadı ile iş başka bir boyuta taşındı. - Bazı kaynaklar Usturlabın İskenderiye'li matematikci Hypatia tarafından bulunduğunu yazmaktadır. (Wikipedia) -

    Bu arada 9.yüzyılda araplar tarafından icad edilen Kamal denilen gök cisimlerinin yüksekliğini ölçmeye yarayan bir alet kullanılmaya başlandı.

    Usturlab'ı Jacob Sopası takip etti.

    Jacob Sopası Sekstant'ın babası sayılır.

    Bunları Quadrant,Nocturnal,daha ileri dönemlerde sekstant ve kronometre takip etti.

    Quadrant

    Nocturnal

    Bu arada Markatör Projeksiyon (Silindirik harita) Gerhard Mercator tarafından bulundu.

    Asıl unutulmaması gereken,navigasyona çağ atlatan pusulanın icadıydı.Her ne kadar kimin ve ne zaman icad ettiği konusunda bir görüşbirliği olmasa da pusula yaygın olarak navigasyonda 1100-1200 lü yıllarda kullanılmaya başlandı.

    Bundan sonraki yazımda tüm bu sayılan aletlerle yapılan navigasyon tekniklerine göz atıp antik çağ seyyahının evine nasıl döndüğünü göreceğiz.

     

    Gönderilen Jan 30 2010, 06:14 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 9 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar IV - Kızlarsivrisi

    Sat, Jan 23 2010 1:40
    1,393 Okundu  

     

     

              

             

    Trans-Toros gezisini planlarken Batı Toroslarda etabın son uğrak yeri olarak Kızlarsivrisi Dağı’nı belirlemiştik.Ancak Elmalı’ya son gün ancak akşam 18.30’da ulaşınca maalesef bu noktayı es geçip Dalyan’a gitmek zorunda kalmıştık.O günden beri eksik kalan bu rotayı tamamlamak için fırsat kolluyordum.Ancak bugün bu fırsatı yakaladım.Ama çıkışım öğleden sonra 14’ü buldu.Buna sonradan çok pişman oldum.Focus Vakit olsa idi o kadar çok keşfedilecek yer varmış ki oralarda.Neyse artık en kısa zamanda çadırıda alıp Çamçukuru’nda üssü kurup en az 2 gün gezeceğim oraları.

     

    Bu gezi Toros Rotalarının 3 Numaralısı.

    Kızlarsivrisi Türkiye’nin en yüksek 12 zirvesinden bir tanesi ve 3086 m.’lik yüksekliği ile Batı Torosların en yüksek zirvesi.

    Ağrı Dağı 5137 Ağrı
    Reçko Dağı 4116 Hakkari
    Süphan Dağı 4049 Bitlis
    Kaçkar Dağı 3937 Rize
    Erciyes Dağı 3916 Kayseri
    Küçükağrı Dağı 3896 Ağrı
    Demirkazık Dağı 3756 Niğde
    Medetsiz Dağı 3524 Adana
    Hasan Dağı 3268 Aksaray
    Mercan Dağı 3331 Erzincan
    Palandöken Dağı 3176 Erzurum
    Kızlarsivrisi 3070 Antalya
     

    Böylece tüm Trans-Toros gezisinde bu zirvelerden 4 tanesi görülmüş oldu. (Erciyes,Demirkazık,Medetsiz,Kızlarsivrisi)

    Geriye kaldı 8 tane.

    Bugünkü etabın tamamı Antalya çıkış-Antalya Dönüş 346 km.

     

    Kızlar sivrisinde en son motosikletle gidebildiğim yer 1755 m.Sağ altta son gittiğim yer sol üstte ise Kızlarsivrisi.

     

     

    Yolda harika manzaralar.Bu yüksekliklere bahar yeni gelmiş.

     

     

     

    Kızlarsivrisi’nin bulunduğu yer mükemmel bir Sedir Ormanı.Bir yere geliyorum,nizamiye var,giriş kapısı var,hiç kime yok ve kapı da kilitli.Başladım beklemeye,bu arada Avlan Gölü’nün fotoğrafını çekiyorum.

     

    Tam bu fotoğrafı çekerken. ‘Hoooop ne yapıyorsun’ diye bir sesle irkildim.Bir görevli geldi.Paladin

    Meğer giriş için Orman Bölge Koruma’dan izin almak gerekiyormuş.görevli giremezsin diye tutturdu ve başladı beni sorguya çekmeye.Neden geldin,oraya çıkıpta ne yapacaksın, nerden geldin,ne iş yaparsın.Öyle şüpheli bakıyor ki,bende kendimden şüphe etmeye başladım.Zırt pırt Moskova’ya gidiyoruz istermisin KGB ajanı diye tutsunlar. Heat Ben kem küm ediyorum.O habire soruyor.

    Hiiç salak salak gezip fotoğraf çekeceğim deyince görevli iyice işkillendi.Sorgulamanın yönü değişti bu sefer.Muhabbet aynen şöyle :

    -Profesyonel fotoğrafcımısın?

    -Hayır amatör fotoğrafcıyım.Hem de çok amatör,çektiğim fotoğraflar bir boka benzemez.Cool

    -Alet varmı?

    -Hoppalaa ne aleti? Bir tek bu alet var işte iki tekerli.shok

    -Hayır o alet değil arama aleti.

    -Yok kardeşim arama aleti falan.Niye ki burada altınmı var? (Hay dilimi eşek arısı soksun) Russian Roulette

    -Nasıl yani sen altın aramaya mı geldin?

    -Yok ya ne altını sen söyledin ya alet falan diye...Lol

    -Aç çantaları arayacağım.

    -Ne arayacaksın?

    -Alet?

    -Töbe töbe!!!

    Sonunda açtırdı çantaları bana.

    -Bu ne?

    -Tripod

    -Bu ne?

    -Termos.

    -Bu ne?

    -........... Diablo

    -İyi alet yokmuş.

    -Yok dedim ya.Ne aleti bu aradığın senin?

    -Turistler getiriyor metal aleti.

    -Metal dedektörümü?

    -Ne bileyim bir alet işte.

    -E bilmediğin şeyi ne diye arıyorsun?

    -Ben görünce tanırım.

    Merak ettim bu ne aleti,turistler ne diye getirir diye ama soramıyorum ki.Kurcalasam daha fazla işkillenecek.Biz yine döndük başa...

    -İzinsiz giremezsin.

    -E giremeyeceksem ne diye çantaları aradın? Aggressive

    -Altın arıcam dedin.

    -Töbe estağfurullah...

    Belli ki canı sıkılıyor adamın orada tek başına.Yakaladı ya beni vakit geçiriyor.

    -Bu izin nereden alınır.

    -Ormandan.

    -E işte burası orman alalım izni.

    -Hayır ya orman müdürlüğünden.

    -Cumartesi günü kimi bulucaz orada.

    -Telefonun varmı?

    -O damı yasak?

    -Hayır ya telefon edicez.

    Veriyor bir numara çeviriyorum. Buba Phone Karşımda makul bir ses.Anlatıyorum derdimi,tabii girebilirsiniz diyor.Bizim görevli öyle şüpheci ki illa bende duyucam diyor.Hani ben numaradan ararım falan...

    Neyse sonunda giriş kaydım yapılıyor imzayı atıyorum.Yahu ne zormuş içeri girmek.

     

    Sonunda kapı açılıyor ve içeri giriyorum.Arkamdan bağırıyor,çıkacaksın değilmi?

    ‘Hayır artık burada Robinson gibi yaşayacağım girdim ya bir kere hayatta çıkaramazsın beni...’ diyor ricky ve devam ediyorum.

    Ama bu kadar sıkı korudukları kadar var.Mükemmel bir sedir ormanı.

     

     

     

    Yolda Şah Ardıç diye bir tabela.Hemen giriyorum.

     

    Yol da gördüğüm her ağaca herhalde bu Şah Ardıç diye bakıyorum.Hepsi şah birader bunların.devasa ağaçlar.

     

     

    Şah Ardıç gerçekten şahmış.Tam adına yaraşır bir ağaç.800 yaşında. 24 metre.8 katlı apartman yüksekliğinde.

     

     

    Yanında insan ufacık kalıyor...

     

     

    Fotoğraflar heybetini anlatamıyor maalesef.

    Buraya en az iki gün gerekli gezmek için.Her köşesi harika.

     

     

    Kızlarsivrisi tam burada yüzünü ilk defa gösteriyor.

     

     

    Dağcılar der ki ; Bir dağın yüzünü size ilk kez gösterdiği an çok önemlidir. Uzaktaki bir sevgiliye bakar gibi fotoğrafına defalarca bakmış olsanız bile kendisiyle ilk karşılaştığınız anın büyüsü, keyfi bir başkadır.

    Belki de dağcıları farklı kılan şey, işte o an duydukları bu heyecan, bu tutkudur...

     

    Yolun devamında Çamçukuru Yaylasına ulaşıyoırum.

     

    Burada Orman Müdürlüğü'nün kamp alanı var.

     

      

    Bu noktada dağın hemen tamamı ilk kez karşınıza çıkıyor.Yine fotoğraf gerçekte gördüğünüz,hissettiğiniz şeyi yansıtmıyor.Gerçekte inanılmaz bir ihtişamı var dağın.

     

     

     

     

    Biraz zoom

     

     

    Yola devam...

     

     

    Bir noktaya gelince yol bitiyor.Aslında biraz daha gidilebilir belki ama yukarıya doğru değil aşağıya doğru.Anlamı yok devam etmenin.

    Kızlarsivrisi tüm azameti ile karşımda.

     

     

     

     

    Bu arada yukarıdan iki kişi geliyor.Hemen tanışıyoruz.Ali Dayı ve Yeğeni Soner.

     

     

    Kısa bir sohbetin ardından illa çay içelim diye davet ediyorlar.

     

      

    Ali Dayı hayvanlarını yaylalamaya çıkarmış.Teşkilat tam.Yine Türk Misafirperverliği.

    Koyu bir sohbet.