in

Bu Günlük

Hızlı aktarma


Gunalp KOCAKANAT

Günalp Kocakanat


  •   YENİ KİTAP - TOROSLAR YÖRÜKLERİN İZİNDE

    Thu, Dec 03 2015 1:00
    1,626 Okundu  

    Uzuuun bir aradan sonra tekrar merhaba!

    Bugün ''Toroslar Yörüklerin İzinde'' isimli kitabım yayınlandı. 

    Facebook

    Kitabın temelleri RideTurkey’de atıldı. Aslında her şey burada başladı demek en doğrusu. Bu nedenle benim için Ride Turkey’nin yeri bambaşka. Bebeğim, çocuğum gibidir. Gezilerimizi yıllarca burada paylaştık. 

    Asıl hikaye Abdullah Amca’nın soluklanmak için davet ettiği evinde ikram ettiği bir bardak Yörük Ayranı ile başladı. Ayran deyip geçmeyin, adama kitap yazdırıyor vallahi!

    Yeri gelmişken Abdullah Amca hikayesini anlatacağım.  Cem Yıldız’ın fikir babası olduğu Torosları Kayseri, Adana tarafından başlayıp Antalya Elmalı’ya kadar boydan boya, tekerlekleri mümkün olduğunca az asfalta değdirerek ve mümkün olduğunca yüksek irtifadan geçmeyi amaçlayan Trans Toros adlı aktivitenin ilkindeyiz. Mayıs 2008. 

    Erciyes’ten çıktık yola, üçüncü gün Taşkent’e ulaştık. Taşkent’ten sonrası için gideceğimiz yol hakkında hiçbir fikrimiz yok. Elimizdeki harita da, GPS cihazları da su koyverdi. Her ikisinde de yolun devamı ile ilgili en küçük bir ipucu yok. Oraya kadar da zaten Allah’a sığınıp kaybola kaybola geldik. Daha sonra rotaları anlatırken de uğrayacağımız Taşkent’in girişinde sacta nefis et sote yapan bir restoran var. Et soteyi afiyetle götürürken bir taraftan da elimizdeki haritaya melül melül bakıyoruz.

    Yan masada da belli ki Taşkent’in yerlisi 3-4 kişi var. Zaten ‘’Sora Sora Bağdat Bulunur’’ felsefesiyle yol alıyoruz. Millet yan masaya çiçek, şampanya falan gönderir biz yol soruyoruz. Meğer masadakilerden bir tanesi yörenin veterineriymiş. S ağolsun bize yolu tarif etti. Tarif etmekle de kalmadı bir de hemen oracıkta bulduğumuz bir kartona harita çizdi. Haritanın ana nirengi noktası Abdullah Amca’nın evi. O evi bulduk mu iş tamam! 

    İşte bu haritadır her şeyin müsebbibi. Buradan başladı, hala devam ediyor.

     

    Kitap 380 sayfasıyla Batı ve Orta Toroslar’ da, Yörüklerin ve Likya’lıların izinde 10.000 kilometreden fazla 40’a yakın rotayı yüzlerce fotoğraf, tek tek yol noktaları (waypoint) ve koordinatları ile tarif ediyor. 

    Bu coğrafya da hiçbir yer hiçbir yere benzemez. Dolayısı ile yoldan her çıkışınız ayrı bir macera olacak.

    Kitabın hazırlanışı, gezi ve kayıt aşaması hariç üç yıla yakın sürdü. Yayıncı ile sözleşmeyi imzaladığım 2012 yılının başlarında kitap 220 sayfaydı. Bu arada eklene eklene 370 sayfayı geçti. Tam 7 kez bitti zannıyla son kontrol için maketi basıldı. 57 kez tarafımdan değişikliğe uğratıldı. Kaç gece sabahlandığını, kaç maşrapa kahve içildiğini, yayıncımla düzeltme ve eklemeler için yüz yüze görüşmelerimiz hariç kaç saat telefon görüşmesi yapıldığını saymadım.

    Kitap aslında daha da bitmiş değil. Hoş bu coğrafyanın enginliğinde bitmesi de mümkün değil. Yayıncıma artık ayıp olduğu için bitirmiş gibi yaptım. Kandırdım! :)

    Yeri gelmişken yayıncım ‘’ÇATI YAYINLARI’’ na peygamber sabrı için teşekkür ediyorum.

    Kitap hakkında daha fazla bilgi için lütfen www.tothetop.com.tr isimli siteyi ziyaret ediniz! 



     

    Gönderilen Dec 03 2015, 01:00 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 7 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar IX-Arkıcca ve Murtiçi

    Fri, May 13 2011 12:46
    4,224 Okundu  

     

    Uzun zaman olmuş!

    Hele ki,Toroslar ve Motosiklet sözkonusu olunca zamanın göreceliği daha iyi anlaşılıyor.Sanki 2-3 yıl geçmiş gibi son seyahatin üzerinden.

    Baharda Toroslar bir başka!

    Ne zamandır Toroslara çıkmayı planlıyorum.Aksilik bu ya,aylardır benim müsait olduğum her hafta sonu yağmur yağıyor.Hem de ne yağmur.

    Sonunda yağmursuz bir hafta sonu yakaladık.Cumartesi günü havayı güzel görünce Orhan'ı aradım.Orhan her daim hazır.Daha hadi çıkalım demeye kalmadan,''Abi!hemen hazırlanıyorum,kaçta çıkarız?'' dedi.Mehmet'de scooter'ına tüp taktı,denemek için bahane arıyor.

    Niyetimiz Arkicca'da (Gizli Cennet Şelalesi) gecelemek.Daha önceki gezilerimizden birisinde uğramış ve ''yeniden gelinecek'' listemize eklemiştik burayı.Adı gibi gizli cennet.Manavgat'tan Alanya istikametine doğru Akseki yol ayrımından bir kaç kilometre sonra Halitağalar Köyü Yol ayrımından giriliyor.

    Doğa coşmuş.Bu sene su bol.

    Bunca zamanın üzerine Torosların havasını ciğerlerimize doldurunca gevşedik.

    Çadırları nereye kuralım diye düşünürken,Murtiçi'nde eski bir su değirmeni var,alabalığı harika oraya gidelim diye bir fikir attı Mehmet ortaya.

    Yaptığımız yolda kesmemişti bizi zaten.Koyulduk tekrar Murtiçi'ne doğru yola.

    Mehmet'in söylediği kadar varmış,nefis bir yer.Değirmende bulunan restoranın işletmecisi Mehmet ve ailesi de inanılmaz misafirperver.

    Çadırları kuruyoruz.Tarzan misali ağaçların üzerine...

    Mehmet yine tam tekmil.İdaş yatağı,battaniyesi,çizgili pijaması,ocağı...Smile

    Birde bunların hepsini scooter'da taşıyor.

    Akşam hava ciddi serin,daha doğrusu soğuk.Sobanın etrafına toplaşıyoruz.Bu arada yemeğe birde misafirimiz var.Atila'da yemek için

    bize katıldı.

    Sabahın ilk ışıklarıyla etraf başka bir güzelliğe bürünüyor.

     

    Bu köprüyü Mehmet kendisi yapmış.Kendi elektiriğini de kendisi suyla üretiyor.

    Yola koyulma zamanı.Bugün Eğrigöl'e çıkmayı deneyeceğiz.Gerçi pek umudumuz yok.Yolların hala karla kaplı olduğunu tahmin

    ediyoruz.

    Bu sefer farklı bir rotadan çıkacağız.

    Güzelsu Köyü nefis taş evleri ile ünlü.

    Tırmandıkca karlı zirveler çıkıyor ortaya.

    Yörükler!Torosların gerçek sahipleri.Eh Mayıs ayı geldi ''Dağlar selam vermeye başladı''.Bağlasan durmazlar.

    Yol boyu heryerden su fışkırıyor.

    Bu arada Gazmen Mehmet scooter'a gaz dolduruyor.Başımıza bir de gazlı motor çıkardı.

    1600 metreyi geçtik.

    Her taraf kar.Bugün iki mevsimi bir arada yaşıyoruz.

    Vee yolun sonu!Buradan öteye yol kapalı.

    Yine aynı şey.Yörük misafirperverliği.Piknik yapan bir yörük ailesi bizi çaya davet ediyor.1900 metrede çay keyfine diyecek yok.

    Yol,temiz hava,irtifa üçlüsü bir araya gelince acıktırıyor.Atıyoruz sucukları ateşe.Keyfe bak!

    Ben ne desem boş.Sanıyorum bu hafta sonunu en iyi aşağıdaki fotoğraf anlatacak.

    Gönderilen May 13 2011, 12:46 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 14 comment(s)

  •   Antalya Enduro Eğitimi II

    Fri, Dec 24 2010 23:35
    4,026 Okundu  

     

    Hatırlarsanız yaz başında,Mart Ayı'nda Marco Bartel'le Enduro Sürüş Teknikleri Eğitimi yapmıştık.

    Daha önceki eğitime katılamayan arkadaşlarla yine uzun bir zaman Marco Bartel'in uygun bir hafta sonunu kolladık.Sonunda 4-5 Aralık'ta eğitimin ikincisi gerçekleşti.

    Yine inanılmaz faydalı ve bir o kadar da eğlenceli nefis bir hafta sonu geçirdik.Bu kez Antalya dışından katılanlar çoğunluktaydı.Özellikle Ankara'dan 5 arkadaşımız onca yolu bu eğitim için katettiler.Ancak sanıyorum buna değdi.

    Daha önce de yazdığım gibi yaptığımız her alıştırma,aldığımız her eğitim sürüşümüze ve güvenliğimize katkıda bulunuyor.

    Zaten bu eğitimin amacı arazide keçi misali sürüş yapmayı öğrenmek değil,zorlu yol koşullarıyla karşılaşıldığında bu koşulların güvenle üstesinden gelmek.

    Her ne kadar adı enduro eğitimi olsa da,genel motosiklet sürüşümüzü,motosiklete hakimiyetimizi ve hepsinden önemlisi kendimize olan güvenimizi pekiştirmekte çok büyük bir katkı sağlıyor.

    Biz eğitim sabahına dönelim.Daha doğrusu bir gece öncesine...

    Ankara ekibinin motosikletlerini Kaan Tuna bir römorkla bir gün önceden getirdi.Ekip ise Cuma gecesi 24.00'de uçakla gelecekti.Fakat otelde taksiden indiklerinde saydığımda bir kişi eksik çıktı.Meğer Buğra'yı bir dakikalık gecikme yüzünden uçağa almamışlar.O'da havaalanından takisye atlayıp son Antalya otobüsüne yetişmiş ve yola çıkmış.İşte ben buna motosiklet aşkı derim.Okkk Açıkcası ben olsaydım hayatta otobüse binip gelmez eve gider yatardım.

     

     

    Eğitmenimiz Marko Bartel Almanya'dan perşembe gecesi geldi.Şansımıza o gece Almanya'nın hemen tüm havaalanları kötü hava şartları yüzünden kapalı olmasına rağmen Marko'nun uçtuğu Leipzig Havaalanı açıktı.Aksi takdirde gelemeyecekti.Boş olan Cuma gününü ise Sea To SKy parkurunu çıkarak değerlendirdik. 

     

    İşte yeni endurocular :) 

    İzmir'den Ceyhan Karasoy                              Ankara'dan Gökhan Pekcan                       Buğra Koku

        

     

    Mehmet Öğüt                                                 Ertuğrul Zorkun                                             Ergin Ceyhan                                           

         

     

    Antalya'dan Levent İpek                                 İsmet Çolak ve Önder Kaya

      

    Yine uzaklardan,Ankara'dan misafirlerimiz de vardı.Sadece bir günlüğüne motosikletleri ile Ankara'dan çıkıp geldiler.

    Selim Kocabaş ve Kaan Tuna                         Oğuz Duymuş 

         

    E tabii Antalya'dan da bol miktarda izleyici bizimleydi.Fotoğraflarda objektife yakalananlar var sadece.

    Asistan Sönke Bonde                                    Asistan Mesut Doğan                                     Canan Yıldırım

         

    Murat Ülker (Ortada el kol işaretleri yapanBig Smile)      Atila Demirağ                                         Oktay Sezai Öktem                                              

         

    Sinan Şahin,Işık Aslandede,Orhan Uslu ve Kemer Enduro Kulübü üyeleri,başta Semih Başkan olmak üzere bizi yalnız bırakmadılar.

    Cumartesi sabahı motosikletlerin aynaları,sis farları,kısaca kırılabilecek ne varsa sökmekle işe başladık. 

    Arkasından kısa bir brifing...

    Bu arkadaşlar cezalı.Big Smile

    Aslında her seferinde ısınmak gerekli ama bunu hep ihmal ediyoruz.

    Uçan Adam Gökhan...

    Sıra motosikletleri ısıtmaya geldi.

    Tabii ilk ders duruş pozisyonları...

    Ve ilk yatış.Arazide yer yer çamur var.

    Günün sonunda kısa bir arazi turu.Gelişme hemen farkediliyor.Sabah çekinerek sürenler sanki 40 yıldır arazide motosiklet sürüyormuşcasına ustaca sürmeye başlıyor.

    Eh tüm gün bir çeşit kovboyluk yaptık.Bizimkilerde demirden at.Akşam kasabada eğlenmek hakkımız:)

    Her zaman olduğu gibi kamp ateşi başındaki sohbete doyum olmuyor.

    Karnımızı da doyurduktan sonra,

    Geçtik şöminenin başına.Günün değerlendirmeleri,gırgır şamata.Harika bir akşamdı.

    İkinci gün sabah yine ısınma hareketleri ile güne başlandı.

    Alışıldık görüntüler...

    Aslında bu arkadaşlar motoru yatırmadılar.Ağırlık çalışıyorlar:)

    İkinci gün öğlerden sonra öğrenilenleri pekiştirmek için attık kendimizi Torosların bağrına.

    Su geçişleri...

    Zorlu patikalar...

    1600 metrede nefis manzaralar...

    Ankara ekibinin Toros hatırası...Eh artık bunlar iflah olmaz.İlk fırsatta yine gelirler buralara.Pbw Smilie Pocketbike

    Eğitimin bitiminde katılan arkadaşların sürüşlerindeki gelişme inanılmazdı.İlk günün sabahı ile karşılaştırıldığında,motosikletlerin üzerinde sanki bambaşka insanlar oturuyormuş gibiydi.Birinci gün eğitim sahasındaki bir çok fotoğrafta görülen küçük tepeciğe çıkabilirmiyiz acaba diye düşünürken,ikinci gün Torosların zorlu yollarında ve hatta yol olmayan yerlerde dahi bırakın tepeyi resmen dağları rahatlıkla tırmanıyor ve iniyorlardı.

    Her fırsatta söylediğimiz gibi bu eğitimin amacı enduro yarışçısı yetiştirmek değil elbette.Ancak sanıyorum artık bu eğitime katılan arkadaşlarında gözü sürekli arazide olacak.Geçtikleri her yolda,tali,ara yollar arayıp,yolculuklarında bu yolları tercih edecekler.Eh bir kere virüs kana girdi.Kurtuluş yok artık!!!

     

     

     

     

     

    Gönderilen Dec 24 2010, 11:35 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 4 comment(s)

  •   Sea to Sky

    Wed, Dec 15 2010 1:14
    3,343 Okundu  

    Evet!

    Denizden Gökyüzüne!

    0'dan 2365 Metreye!

    Dünya üzerinde sadece 45 km. yol alarak bunu yapabileceğiniz çok yer olmasa gerek.Hatta hiç yer olmasa gerek.

    0'dan 2365 metreye bu kadar kısa bir yol katederek ancak Antalya'da tırmanabilirsiniz .Tahtalı Dağı bu irtifaya sahip

    denize bu kadar yakın konumda bulunan ender dağlardan.E burası Toroslar! Sürprizin ve güzelliğin her türlüsü mevcut!

    Çok yakın bir geçmişte işte bu inanılmaz rotada harika bir ralli organize edildi.Kemer Enduro Motosiklet Kulübü,

    özellikle başkanları Semih Özdemir'in çabaları ile 16-17 Ekim 2010 tarihinde ilk kez düzenledikleri

    ''Sea to Sky Hard Enduro Rally'' ile bu güzelliği nefis bir sportif maceraya dönüştürdü.

    Bilmeden sanırım doğru kelimeyi söyledim.Evet,tam bir macera.Bu oldukca zorlu parkurda katılan 64 sporcudan ancak 7 tanesi

    zirveyi görebildi.Söylediğim gibi bu bir ilkti.Ama kesinlikle son olmayacak.Bu parkur daha pek çok maceraya ev sahipliği yapacak.

    Kemer Enduro Kulübü bu konuda çok kararlı.

    Zirveye 6-7 km.kalana kadar bizim ağır endurolarla nispeten kolay bir rotadan çıkmak olası.Ama işte bu noktadan sonra ancak

    hafif enduroların çıkabileceği patika başlıyor.Ralli parkuru ise bu noktaya kadar da oldukca zorlu ara patikalardan oluşuyor.

    Ama ben bu yazımda yarışı anlatmayacağım.Bunu zaten kendi linklerinden okuyabilirsiniz.

    3 Aralık günü bu zorlu parkuru denemek için elimize bir fırsat geçti.Ben onu anlatacağım...

    Dünya Motokros ve Enduro Şampiyonlarından Marko Barthel'in 3 günlüğüne RideTurkey Antalya Ekibi'nin davetlisi

    olarak eğitim vermek üzere Antalya'ya geleceğini öğrenen Kemer Enduro Kulübü Başkanı Semih Özdemir,Marko'nun ''Sea to Sky'' parkurunu

    denemesini istedi.Bir profesyonel gözüyle parkurun değerlendirilip gelecekte yapılabilecekleri tespit etmek istiyordu.

    Marko Ralli'ye davetli olmasına rağmen o tarihte bir başka yarışta olduğundan katılamamıştı.Böyle bir daveti

    duyunca ikiletmedi dahi.Adamın hazır tarafı! Zaten merak ettiğini söyleyip duruyordu.

    3 Aralık gecesi Almanya'daki kötü hava koşulları nedeniyle bir kaç saatlik rötarla ancak saat 02.00'de indi uçaktan.Ben sabah

    saat 8.30'da otele gittiğimde Marko sanki gece 12 saat uyumuşcasına dipdiri kahvaltıdaydı.Daha Günaydın der demez hadi

    gidelim diye ayaklandı.Adam hiperaktif. Yorulmuyor her nasılsa? Daha sonra bunun sırrını anlattı.İlerleyen satırlarda bahsedeceğim.

    Yola çıkmak üzere hazırlanırken Marko'ya hangi motorla gitmek istediğini sorduk.Kaç kilometre gideceğiz diye sordu.40 km.diye

    cevaplayınca ''tabii ki BMW'' dedi.Crazy Hani 3-5 km.olsaydı KTM diyecekti. 

     

    Bu arada yeri gelmişken Marko'dan biraz bahsedeyim.Marko Barthel KTM  Racing Team ve BvZ Racing Team yarışçısı,

    7 kez katıldığı ISDE (Uluslararası 6 gün Enduro) yarışını 5 altın 2 gümüş madalya ile tamamlamış,2003-2004 yılları Red Bull Erzberg

    yarışında 2 kez Top 10’da yer almış,2 kez Avrupa ve defalarca Dünya Şampiyonu olmuş usta bir eğitmen.

    ''ISDE 6 gün enduro yarışı'' çok ilginç bir yarış.Hikayesini Marko'dan dinlemek lazım.6 gün boyunca motosikletinize sizden başka kimse

    el süremiyor.Her Günün sonunda parkuru tamamlayınca 15 dakikalık bir sürede tüm bakımlarınızı yapıp motosikleti teslim ediyorsunuz ve

    ancak sabah start almadan hemen önce yanına gidebiliyorsunuz.Aynı zamanda çok iyi bir mekaniker de olmak gerekiyor.Tam bir enduro maratonu.

     

    Böyle usta bir sürücüyle yol yapmak ayrı bir keyif.Kemer'e ulaştığımızda start noktasında başkan Semih ve

    Kemer Enduro Kulüp üyeleri bizi bekliyordu.

    Marco'ya parkurda Kemer Enduro Kulüp yarışçısı ve ''Sea to Sky Hard Enduro Ralli'' ikincisi İsmail özgül,üçüncüsü Mehmet Özdemir,Murat Kadaganlı,Ankara'dan Kaan Tuna eşlik edecekler.Başkan Semih Özdemir,Mesut Doğan,Oktay Sezai Öktem ve ben daha kolay bir parkurdan tırmanacağız.Yakaladığımız yerde diğer ekibi fotoğraflayacağız.

    Ekip sahildeki starttan sonra dere yatağından ilerliyor.

    Dere yatağından sonra kısa bir asfalt sürüşü ve asıl tırmanış burada başlıyor.

    Marko ve beraberindekiler patikalardan ilerlerken biz onları diğer yoldan yakalamaya çalışıyoruz.

    Bizim gittiğimiz yol ile parkurun kesiştiği noktalarda buluşulup parkurun değerlendirmesi yapılıyor.

    Bizim parkurda yer yer ciddi şekilde zorluyor.

    Bu noktada ekibi tekrar yakalıyoruz.1000 metre civarında bir ırmak yatağındayız.Bu kadar usta sürücüleri böylesine yakından

    izlemek çok keyifli.

    1300 metreye çıktık.Daha önümüzde tırmanılacak 1000 metre irtifa var.

    Bu cep telefonunu icad edeni hep sevgiyle anmışımdır.Dağın başında bile rahat yok.

    Aralık ayı,irtifa 1300.Bu dünya güzeli çiçekcik tek başına salınıyor.Tam da bizimkilerin geliş yolunda.

    Neyse ki hepsi yanından geçiyor.

    Kısa bir mola.

    Kaan 450'lik makineyle zorlanıyor parkurda.Bu parkur için ideal motosiklet 250'likler.Gerçi Marko'nun altında da 530 var.

    Ama inanılmaz bir kondisyona sahip.Motora binmediği her gün istisnasız 1 saat bisiklete binip,bir o kadar da koşuyormuş.Koşuyu hafif,nefes

    açacak tempoda yapıyormuş.E bizim gibi bütün hafta masa başında otuurp sonra hadi Enduro yapayım diye düşmüyor yola.

    Tam bu noktada KTM'lerin girmesinin sakıncalı olduğunu gösterir tabela var.Prankster2

    Mesut'un bulduğu boş kovanlardan anlaşıldığı kadarı ile buraya giren KTM'yi vuruyorlar.Vinsent

    Biraz daha tırmanınca ciddi zorlu bir yere geldik.Eh işte Allah'ın parmağı yok ki gözüme soksun.KTM'yle bu kadar uğraşırsan olacağı bu.

    Oldukca dik ve gevşek zeminli bir yokuşu tırmanırken benim debriyaj maneti ve bağlı olduğu

    kütük birden gevşeyip küllüm yukarı doğru döndü.Aslında hata benim.Sabah ayarlamak için gevşetmiştim.İyi sıkamamışım anlaşılan.

    Durmak zorunda kaldım.Yeniden kalkmaya çabalayınca debriyajdan lokomotif bacasını aratmayacak yoğunlukta dumanlar yükselmeye başladı.

    Çok ısındığından olacak debriyajda ara kavrama kalmadı.On-off anahtarı gibi çalışmaya başladı.Açık-Kapalı! Arası yok.Hafif gaz veriyorum motor

    altımda resmen şahlanıyor.Tutmak mümkün değil.Hayatımın en estetik uçuşunu işte burada yaptım.Cool Durmamak için tam kaptırmış çıkarken

    önüme bir kaya çıktı.Ama ciddi bir kaya.Ön tekerlek resmen 1,5 metre havaya kalktı ve o anda arka tekerlekte yerden kesildi.

    Ben ve motor yanal bir uçuşun sonunda yere çakıldık.Hemen önümde ayakta duran Oktay'ın söylediğine göre O'nun göğüs hizasına kadar

    havalanmış motor.Boksör motorun gözünü seveyim.Tabii birde full enduro korumaların.

    Sağ ayağım motorun altında kaldığı halde en küçük bir yaralanma,berelenme olmadı.Neyse sonunda aştık burayıda.

     

    1500 metrelerde nefis bir manzara.Fotoğrafta belli değil,ama karşıdaki vadinin sonunda Kemer ve Akdeniz ayağımızın altında.

    İşte bizim makinelerin en son çıkacağı yer burası.1700 metrede yol bitiyor.Buradan sonra kayalık patika başlıyor.Benim debriyaj sorunum

    nedeniyle buraya kadar çıkamadım.Ama Mesut ADV ile bu noktaya kadar gitti.

    Bu parkurun asıl enteresan tarafı zirveye çıktıktan sonra aşağıya teleferikle iniliyor olması.Yani iniş problemi yok.

    Dönüşte yapılan değerlendirmede ''Sea to Sky Hard Enduro Ralli'' için harika fikirler ortaya çıktı.Marko'nun önerisi ralli'nin ''Profesyoneller''

    ve ''Hobi'' olamak üzere iki sınıfta yapılmasıydı.Hobi sınıfında ağır endurolardan scooter'a kadar her türlü motosiklet yarışabilecek.Böylece

    hem daha çok katılım sağlanacak,hem de yeni sprocular yetişmesine katkısı olacak nefis bir macera ortaya çıkacak.Sahilde ve dere

    yatağında yapılacak düzenlemelerle,özellikle ilk gün sıralama turlarında nefis seyirci etapları ortaya çıkacak.

    Biz şimdiden hazırlanmaya başladık bile. 2011 harika olacak.Önce 7-13 Eylül'de Trans Anatolia Rallisi hemen arkasından Sea to Sky.

    Bence sizde hem kendinizi,hem de motosikletinizi hazırlamaya başlayın! 

     

     

     

     

    Gönderilen Dec 15 2010, 01:14 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 7 comment(s)

  •   Trans Anatolia Rallisi 8-14 Eylül

    Sun, Oct 17 2010 5:00
    8,419 Okundu  

     

    Geçen sene Ekim Ayı'nda Trans Anatolia Rallisi fikri ilk ortaya çıktığında  

    Marcel Vermeij ve Sönke Bonde ile rota saptamak için bir tur yapmıştık.

     

    Marcel Vermeij El Chotee Rally 2005,Central Europe Rally 2008,Hereoes Legend 2006-2010,

    Trans Orientale 2008,Oost-Europa Rally gibi çok ciddi organizasyonlara imza atmış bir rally manyağı.Sitesinin adı da zaten rallymaniacs.nl.

    Sönke Bonde ise 20 seneden fazla bir zamandır Türkiye'de yaşayan ve motosiklet turları düzenleyen,bu konuda çok ciddi birikimi olan

    usta bir motorcu.

    Hazırlıklar bir sene sürdü.Hollanda,Almanya ve Belçika'da tanıtımlar yapıldı.İlk tanıtım kokteyline 100'den fazla katılım oldu.

    Bu arada tanıtımlarda kullanılan video'da tanıdık simalar göreceksiniz.

    Tam 3 kez tüm rota hiç bir yer atlanmaksızın geçildi.Her 50 km.de bir acil durumlarda helikopterin inebileceği yerler saptandı.Tıbbi müdahale

    için bir tanesi Hollandalı,bir tanesi de Türk olmak üzere iki ekip ve bu ekiplere 4 x 4 araçlar organize edildi.Türk ekibinin başında üyemiz

    Dr.Oktay Sezai Öktem ve paramedic olarak yine üyemiz Cengiz Altınsoy vardı.Ralli sırasında bunun ne kadar gerekli olduğu görüldü.

    Yabancı katılımcıların motosiklet ve otomobillerinin gümrük işlemleri başlı başına bir işti.Her etap sonundaki kamp alanlarının sapa oluşu ve

    neredeyse hiç yol bulunmaması lojistik desteği çok zorlaştırdı.90 kişiyi yedirmek,içirmek ve bunu doğayı kirletmeden yapmak hiç te kolay

    bir iş değil.Bir kamyon üzerine tuvalet ve duşlar monte edildi.Tüm bu ekipmanın her gün sökülüp,yüklenip yeniden kurulması ciddi bir çaba

    gerektirdiğinden etaplar bir gün kamp bir gün otel olacak şekilde düzenlendi.Bu şekilde tüm bivak ekibinin her bir kamp hazırlığı için iki gün vakti olacaktı.

    Sonunda büyük gün geldi çattı.Ekipler gelmeye başladı.

    1977 yılında Rubbit Run -Trans AMA yarışını kazanan ilk Avrupalı,1980 World Four-Stroke Şampiyonu,2009 yılında 62 yaşında Dakar'a katılıp

    finiş gören Pierre Karsmakers,Türkiye'den Kemal Merkit'te olmak üzere büyük kısmı Dakar'a katılmış Hollanda,Belçika,Almanya ve Türkiye'den

    otuzbeş motosiklet ile sekiz 4 x 4'ün katıldığı ralli 8 Eylül 2010 günü Antalya Köprülü Kanyon'dan start aldı.Teknik ekipler,organizasyonun ekipleri,

    video ve fotoğraf çekim ekipleri derken 90 kişilik bir grup çıktı ortaya.

    Pierre Karsmakers

    Aslında niyetim ralliyi burada canlı canlı yayınlamaktı.Tüm ekipmanı hazırlayıp götürdüm.Ancak unuttuğum şey hiç bir kamp alanında telefonların

    çekmediği,dolayısı ile 3G bağlantının yapılamadığıydı.Yinede görüntüler tap taze.

    Bu ralliye ben ve Mehmet Özdoğan sıralama dışı olmak kaydı ile bizim fillerle katıldık.Ağır endurolar için ayrı bir klasman oluşturalım fikrime Sönke

    ve Marcel bu rotanın bizim koca makinelerle yapılamayacağını iddia ederek karşı çıkınca,yapılabileceğini göstermek farz oldu.Ralli başlamadan bir

    gün önce Mehmet Adana'dan benimle birlikte ralliye katılmak üzere geldi.Antalya'da katılımcıların kaldığı otelde ralli ile ilgili son işlerde bitince,

    akşam üzeri yola çıkarak start alınacak Köprülü Kanyon'daki kampa ulaştık.7 gün sürecek maceramız başladı.

    Biz kampa geldiğimizde ekipler motosikletlerinin başında son hazırlıklarını yapıyordu.Dr.Oktay'ı Kemal Merkit'le sohbet ederken yakaladık.

    Bizim makineler Ready to Race olduğundan yapacak bir işimiz yok.Sabah kontağa basıp yürüyeceğiz.Aylak aylak geziniyoruz.Smile

    Akşam yemeğini ırmağın üzerinde yiyoruz.İşin en güzel tarafı birbirlerini hiç tanımayan bunca insanın sanki kırk yıllık dostmuş gibi birbiri ile

    kaynaşmasıydı.Bu dostluğu yarış sırasında çok daha iyi görecektik.Herkes birbiri ile değil,birbirine yardım etmek için yarışıyordu sanki.

    Karşılıklı malzemeler alınıp veriliyor.Bir takımın teknik ekibi diğer takıma yardım ediyordu.Bu ralli boyunca artarak devam etti.

    Yemek sonrası sohbetin ana konusu yine BMW,KTM çekişmesiydi.Masada Oktay,Kemal Merkit ve Selçuk Bektaş'a karşı Mehmet'le ben zayıf

    kaldık tabii.Ama ertesi gün sahada işler değişti.Stick out tongue 

    Arkasından Marcel Vermeij'in ralli ile ilgili brifingi

    ve yatma vakti.Sabah saat 7.00'de kalkılacak.8.00'den itibaren start var.

    Birinci gün etabı 190 km.Köprülü Kanyon'dan,Gembos,Derebucak üzeri İlvat Gölü.Parkur zorlu.Sabah 7.00'de herkes ayakta.

    Hollandalı'ların destek aracı 6 çeker nefis bir kamyon.Teknik ekip içerisinde uyuyor.

    Kampa geç geldiğimiz için çadır yeri kalmamıştı.Bizde park yerinde ciplerin arasına yerleştik.

    Kamp alanı inanılmaz hareketli.Herkes eşyalarını toplayıp motosikletlerini hazırlıyor.

    Biz yine aylak aylak,kaşına kaşına geziniyoruz.Hazırlayacak bir şey yok ki.Kontağı çevirip yürüyeceğiz.Big Smile

    Mesut Doğan'da yepyeni ADV'si ile ilk gün bizimle sürecek.Aynı şekilde Orhan Uslu'da birinci gün bizimle geliyor.Mesut'un motoruna nasıl

    sevgiyle baktığına dikkatinizi çekerim.

    Bende biraz rotayı çalışıyorum GPS'te.

    Start öncesi Jeep'ler bekliyor.Bu araçların gelişinde öyle aksilikler yaşandıki inanılmaz!!! Ralli'den bir gün önce Türkiye'de olmak üzere yola

    çıktılar Hollanda'dan.

    Ancona'dan Çeşme'ye gelmek üzere bindikleri feribotun denizin ortasında yakıtı bitti.Tongue Tied Evet doğru okudunuz.Koskoca feribotun yakıtı bitti.

    Bu nedenle 6-7 saat gecikmeli geldiler Çeşme'ye.Bu sefer de gümrükte başka bir sorun çıktı.3 tanesi arkalarındaki römorkta 3 jeep daha taşıyordu.

    3 sürücü ama 6 tane araç olduğu için,bu sefer içeriye almadılar.Saatlerce uğraşıldıktan sonra gümrükten geçebildiler.Gece Çeşme'den yola çıkıp

    Antalya'ya geldiler.Bu seferde kamp alanını bulamayıp kayboldular.Neyse ki,sonunda starttan bir saat önce bulundular da herkes rahat bir nefes aldı.

    Start alınmaya başlandı.Rallinin melekleri Sylvia,Sönke'nin eşi Neşe,Carola start veriyorlar.

    Bizde start alıyoruz.Sıralama dışı katılmamıza rağmen yine de zaman tutuyoruz.Ama bizim için önemli olan parkuru sonlandırmak.

    En son start almış olmamaıza rağmen arkamızdan gelenler olduğunu görmek güzel.Onların hız avantajı varsa bizde de parkuru ezbere biliyor

    oluşumuzun avantajı var.

    Günün sonunda rotayı iyi biliyor olma avantajının böyle uzun soluklu bir rallide hızdan ve hafiflikten daha önemli olduğu ortaya çıktı.

    Diğerleri road booklarla ilerliyor.Bir sapağı kaçırdılarmı,hadi bakalım geri dönüp bir önceki sapaktan tekrar ölçüyorlar.Defalarca kaybolanlara yol gösterdik.

    Arkamızda bıraktığımız yol.Ciddi zorlu bir parkurda ilerliyoruz.Ama bizim canavarlar banamısın demiyor.

    Arada sırada durup arkamızdan gelen 4 x4'lere yol veriyoruz.Yardıra yardıra geliyorlar.Bir virajda üstümüze çıkmaları işten bile değil.

    Nefis manzaraları kaçırmıyorum.Artık yoldagiderken fotoğraf çekmede ustalaştım.

    Startı sabah 08.50'de aldık ve parkurun sonuna 40 km. kala kurulu olan CP'ye (Check Point) 14.38'de geliyoruz.

    Bizden önce gelen bir motosiklet start alıyor.Bu CP'ye 1,5 saat önce gelebilirdik aslında.Yolda Orhan'ın motosikletinin zinciri darmadağın oldu.

    Bir süre onu bekledik.E bu arada Mehmet'te bende sıkı sigara içicisiyiz.Saat başı sigara molası,yemekti derken ciddi vakit kaybettik.Yine'de

    CP'ye geldiğimizde arkamızda daha 10'dan fazla motosiklet olduğunu öğrendik.

    Ferd Wijers hem zaman hemde rota sorumlusu.Roadbook'lar,rotanın GPS trackleri ondan soruluyor.

    Marcel Vermeij bizi görünce gözlerine inanamadı.Smile Buraya kadar geleceğimizi dahi tahmin etmiyordu.

    CP'ye bizden sonra gelen bir başka motorcu.

    CP'den sonra İlvat Gölü'ne giden yol da küçümsenecek zorlukta değil.

    Sonunda saat 16.00'da finişteyiz.Kamp ıssızlığın ortasında harika görünüyor.O yorucu günün sonunda finişe ulaşmanın,hemde böylesi güzel

    bir manzarayla karşılaşmanın keyfini başka hiç bir şeyde bulamaz herhalde insan.İrtifa 1928 m.

    Kampa girerken tüm bakışlar üzerimize dönüyor.Bir kısmı şaşkın,bir kısmı ise ellerini havaya kaldırıp coolll işareti yapıyor.

    İlk gün biz onların fotoğraflarını çekerken,bugün onlar bizim fotoğraflarımızı çekiyorlar motorları park ederken.Hatta ikinci günün sonunda

    Pierre Karsmakers yanımıza gelerek aynen şunları söyledi.''Size saygı duydum.Cidden büyük saygı duydum.Bu koca motorlarla bu parkuru

    geçeceğnize inanmıyordum.Sizi tebrik ediyorum!''

    Bu zorlu günün üstüne bir sigara yakılır artık.

    Diğerleri de yorgunluktan bitap yerlere serilmiş.

    Kamp alanı nefis.Dev yörük çadırı,Hollandalılar'ın lojistik kamyonu.

    Böyle bir yerde tüm konfor düşünülmüş.Tuvalet,duşlar.Yıkanıp traş oluyor ve kendimize geliyoruz.

    Tuvaletler harika.

    Mehmet yemekten önce kestiriyor azıcık.

    Bu arada inanılmaz bir şey oluyor.Orhan yine çıkıp geliyor.Zinciri dağılıpta yolda bırakmıştık ya.Bizim teknik servis aracı yepyeni zinciri takınca

    yola devam etmiş.Adam da doğal GPS var.Güvercin gibi nerede bırakırsan bırak gelip buluyor seni:)

    Atladığımız bir şey var.Güya yarıştayız.Herkes birbiri ile rekabet halinde.Ama yolda sizi dururken görmesinler.İstisnasız hepsi durup

    yardıma ihtiyacımızın olup olmadığını soruyor.Başta da söyledim ya sanki birbirine yardım için yarışıyor millet.

    Dağın tepesine 3 ayrı yere 3 ayrı Türk Bayrağı yerleştirilmiş.Her birisinde ayrı bir mühür var.Yarışçılar buraya tırmanıp bu mühürleri

    basarlarsa ekstra puan alıyorlar.Harika görüntüler çıkıyor ortaya.Tabii sorunlarda.Motorlardan bir tanesi bir vadinin içerisine 100 metre aşağıya inmiş.

    Orada bırakıp gelmiş motoru.Sabah halatlarla 6-7 kişi zor çıkardılar.

    Ekipler motorlarını ertesi güne hzırlıyor.Biz kontağı kapatıyor ve ertesi günü açıyoruz.Tüm gece çalışanlar var.karanlıkta kafa lambası ile tamirat

    yapıyorlar.Bizim ise kendimize bakım yapmaktan başka bir işimiz yok.

    Kamp alanında hareket hiç bitmiyor.Gece de,

    Gündüzde...

    Ertesi günün roadbookları takılıyor.

    Tüm ralli boyunca havadan paramotorla çekim yapan Uçan Hollandalı iniyor.

    Akşam keyfi bir başka.Muhabbet harika.Uzun zamandır bu kadar keyif aldığımı hatırlamıyorum.Herkes birbirini selamlıyor.Espriler,şamata gırla.

    Dev yörük çadırı ziyafet için hazır.Bu çadır hem yemekler hem de brifing için kullanılıyor.Geceleri aynı zamanda koğuş görevini yapıyor.Çadır kurmaya üşenenler bir köşesine kıvrılıp yatıyorlar.

    Eh kamp olurda ateş olmazmı? Ateş başı sohbeti bir başka.Hava ciddi soğuk.1900 metredeyiz.Gece ilerledikce hava da soğuyor.Ateş çok iyi geliyor.

    Yeni bir gün başlıyor.İkinci gün etabı daha uzun.220 km.Varış yeri Ermenek.

    Sabah kahvaltıları nefis.

    Ballı gözlemeler,katmerler.Kamp alanlarındaki yemekler harikaydı.Oteller için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

    Bu arada unutmadan ilk günün birincisi açık ara Kemal Merkit.Bu aynen takip eden günlerde de devam edecek.Murat Kızak Okan Temiz'de iyi

    dereceler yapıyorlar.

    Start öncesi biraz ısınıyorum.

    Ve ikinci gün yine 09.00'da start alıyoruz.

    Jeep'lere yine yol veriyoruz.Aksi halde tehlikeliler bizim için.

    Yol yine uzun,yine zorlu.

    Zaman zaman kısa da olsa asfalta çıkınca insan nefes alıyor.

    Eğrigöl'deyiz.Dünden beri ilk defa burada telefonlar çekiyor.Bayramın ilk günü.Yarım saat mola verip yakınlarımızla bayramlaşıyoruz.

    Buradan Cündere (Çündüre) Şelalesi'ne ineceğiz.Ama inmek için tırmanmak gerekiyor.2260 metreye çıkıyoruz burada.Aşağıdaki manzara mükemmel.

    Bugün hava ciddi sıcak.Aşağıya indikce fırına girmiş gibi oluyoruz.36 C.Sanki gece üşüyen biz değildik.

    Ama iniş yolu çok keyifli.

    Gitmemiz gereken yer karşıda en uzakta görünen en yüksek tepe.İnsanın kuş olup uçası geliyor.ama nafile!Buraya gitmek için daha 60-70 km.zorlu bir parkur var önümüzde.Bugün çok vakit kaybettik.Normal tempomuzu bulana kadar neredeyse öğlen oldu.

    Dere tepe düz gidip,vadilerden geçiyoruz.

    Sonunda işte iki resim önce tarif ettiğim tepede Gökbel Yaylasındayız.

    Sevimli Murat Bayramımızı kutlamaya geliyor.

    Parkur buradan geçmemesine rağmen Mehmet Kuşyuvası Geçidi'ni daha önce hiç görmediğini söyleyince yolumuzu bir kaç km.uzatmayı göze alıp

    bu doğa harikası yeri ziyarete gidiyoruz.

    Artık Ermenek Yolundayız.Bu sefer çok vakit kaybettiğimiz için CP'lere vardığımızda toparlanıp gitmiş olduklarını gördük.

    Sonunda Ermenek'te bugünün finişi olan Selçuklu Otelde'yiz.Bugünün birincisi de yine Kemal Merkit.Biz 10 saatte geldik.Gerçi bunun 3,5 saati

    yolda lüzumsuz oyalanmalarımız.

    Akşam brifing ve kısa bir video gösterisinden sonra sıcak duş ve yatak çok iyi geliyor.

    3.gün oldukca zorlu bir gün.En uzun etaplardan bir tanesi.230 km.Ermenek'ten Karaman'a 75 km.mesafedeki Meke Krater Gölü'ne gidilecek.

    Hemen hemen hiç asfalt yok.

    Sabah rallinin tek kadın yarışçısı Eva Krumbholz son hazırlıklarını yapıyor.

    Motorlarımızı hazırlarken bir sürü kişi gelip fotoğrafımızı çekiyor.Karşılaştığımız herkes eliyle ''cool'' işareti yapıyor.Bu bizi daha da motive ediyor.

    Yola koyuluyoruz.Bu arada benzinimiz bitmek üzere.Ermenek'te bir benzin istasyonuna girip 50'şer liralık koy diyoruz.Fazla benzin almıyoruz ki

    ağırlık artmasın.Ödemeyi yapıp yola çıkıyoruz.Benim ibrede tık yok.Durup mehmet'e soruyorum.Onda da aynı problem.Geriye dönüyoruz.Ama nafile.

    Bir sürü vakit kaybettiğimizle kalıyoruz.Bir şey ispatlamak olanaksız.İkimizde fiş almadık.Sıkı kazık yedik.

    Daha 30-40 km.yol almıştık ki bir tepeyi aşınca bizim sağlık ekibi ile birlikte Pierre'i görüyoruz.Meğer düşmüş ve küçük parmağı tendonlar

    dışarıya çıkacak şekilde parçalanmış.İlk müdahaleyi Oktay yapmış ama acilen dikiş atılması gerekiyor.Karaman'a Hastane'ye götürmeye

    karar veriliyor.Bayram olduğu için cerrah bulunamaması ihtimaline karşı genel cerrah olan Mehmet'inde dolayısı ile benimde Karaman'a

    gitmemizi kararlaştırıyoruz.Doktor bulunamazsa Mehmet bir özel hastanede müdahale edecek.

    Bu kadar yaralanmaya rağmen Pierre her zamanki gibi gülüyor,espriler yapıyor.İnanılmaz pozitif bir kişilik.

    Önümüzdeki yol ciddi zorlu bir yol.Ben geri dönüp Ermenek'te bir hastane bulmayı öneriyorum.Ancak mesafe oalrak tam ortadayız.Karaman'ın daha büyük bir merkez oluşu bizi oraya yönlendiriyor.

    Başlangıçta oldukca keyifli ve hızlı gidiyoruz.

    Sonra bizim sağlık ekibinin aracı bir yerde çamura saplanıyor.

    Köylülerin yardımı ile aracı saplandığı yerden çıkarıyoruz.Öğreniyoruz ki aynı yerde Eva Krumbholz'da saplanmış ve havada uçarak yere düşmüş.

    Allahtan yer çamur bir şey olmamış.Buradaki köylüler çok cana yakın.Yardım etmek için oradan oraya koşturuyorlar.Hele bir kız var ki,bizim

    Teknik destek aracını görünce onlarda saplanmasın diye önlerini kesmek için koşuşunu görmeniz lazım.

    Her yere hızır gibi yetişen teknik ekibimiz.

    Biraz ileride iki kişi daha kalmış.Motorları arızalanmış.Ekip onalrada hemen müdahale ediyor.

    Bugüne kadar ki en zorlu etap burası.Kırık ufak taşlar.Bazı yerlerde yol dahi yok.Yürümek bile mesele.

    Bizi bir hayli zorladı.Benim lastikler artık asfalt lastiği gibi oldular.Bu lastiklerle burayı tırmanmak eziyet.Motorun arkası tutmuyor.

    Bir o tarafa bir bu tarafa kayıyor.İrtifa 1800.Yanımızda sudan başka bir şey yok.Çok vakit ve efor kaybettik burada.

    Gerçi lastiği bu halde olan bir ben değilim.Daha beterleri de var.

    Tüm bu zorluklar dahi çevredeki ufacık da olsa güzellikleri görmemize engel değil.Sonuçta ruhumuzda gezginlik var.Yarışçılık değil.Okkk

    Sonunda benim kabak lastikler bir yerde bırakıyor beni.Yok arkadaş ben burayı çıkmayacağım deyip inatlaşıp yere yatıyor benim makina.

    Ama bizdeki de keçi inadı.Kaldırıp yine yola devam.

    Sık sık durup dinleniyoruz.Hala neşemiz yerinde.Espriler gırla.Burada bir şeyi belirtmek istiyorum.Böyle zorlu bir yolda insanın yol arkadaşı

    çok önemli.İnsanın enerjisini emmek yerine,enerjisine enerji katan pozitif bir insanla yol yapmak kadar güzel bir şey yok.İşte Mehmet tam

    böyle bir yol arkadaşı.En zorlandığımız anlarda bile tek bir saniye olumsuz bir laf duymadım ağzından.Tam aksine birbirimizi motive ettik.

    Bu yolu benimle paylaştığın için teşekkürler Mehmet!

    Yolun zorlukları bitmiyor.Bunun üzerine,irtifa yorgunluğu ve kabak lastikte eklenince iş daha da zorlaşıyor.

    Sonunda bir yaylaya ulaşıyoruz.

    Adı Yellibel'miş buranın.Her zamanki yörük misafirperverliği ile yapılan içten kahvaltı davetine hayır diyemiyoruz.

    Nefis bir kahvaltı ediyoruz.E biz adam olmayız.Trans Toros'ta karpuz ye,Trans Anatolia'da kahvaltı.Üstüne üstlük bu birde adı üzerinde yarış.

    Ama huylu huyundan vazgeçmiyor demek ki.Yarışta olsa o güzel insanlarla sohbet etmenin tadını almadan,nefis peynirlerini,harika sele

    zeytinlerini yemeden geçmek içimize sinmiyor işte.Ne yapalım!

    Dünya sevimlisi 4-5 yaşlarındaki Mevlüt'ü koyunların başında gördüm.Güldüğünde gözlerinin içide gülüyor.

    Sonra arkadaşı ile güreş tuttular.Resmen tüm kurallarına uygun güreşiyorlardı.Mehmet'le hayranlıkla izledik.Videolarıda var.Daha sonra ekleyeceğim.

    Artık yola koyulma vakti.6-7 km.sonra asfalta ulaşacağımızı söylüyor ev sahiplerimiz.Mecburen buradan sonra asfalttan Karaman'a gideceğiz.

    Pierre'in eline Mehmet'in müdahale etmesi gerekiyor.Bizden 20 km.kadar öndeler.

    Karaman Devlet Hastanesi'ne ulaşıyoruz.Ama nasıl ulaştığımızı birde bize sorun.Biraz önceki o zorlu tırmanışta bile bu kadar gerilmedim.

    Tam 70 km boyuınca mucurda yol alıyoruz.Güya asfalt yapıyor bizim Karayolları.70 km.yola döşemişler çakıl taşını.Bu yüzden gecikiyoruz.

    Allahtan hastanede doktor varmış dikişi atmış.15 tane dikiş var elinde Pierre'in.Hala ben yarın devam edeceğim ralliye diyor.

    Artık Konya Ovası'ndayız.Resmen çöl.Özellikle bu kısmı.Bir de çölde kullanmayı öğrendik bu arada.Benim lastiklerle iş iyice zorlaşıyor.

    Ama inadımız inat geçeceğiz bu yolu.Az da değil ki birader.

    Ama işi çzödüm.Arkanda ne olursa olsun gazı kesmeyeceksin.Gazı kestiğin anda saplanıyorsun.Benim arka taraf bir o yana bir bu yana savruluyor.

    Ama yinede gidiyor benim canım Fil'im.

    Netekim! Ben işi çözdüm ya verdim gazı gidiyorum.Stick out tongue Hoop yerdeyim.

    Bir yere geldik yolda bitti.Bu zeminin böyle göründüğüne bakmayın.Acaip kayıyor.

    CP'ye geldiğimizde Sönke bu sefer pes etti.Tamam arkadaş diyecek bir şey yok dedi.Ama buradan sonrasını gitmeyi denememizi ekledi.

    Sonrada gerçi ben buraya kadar da gelmezdim bu makinelerle sizi yine bildiğinizi yapın dedi.Biz geçemezsiniz dediği yoluda bitirdik.

    Dedim ya keçi inadı diye...

    Sonunda Meke Gölü'ndeyiz.Buradaki keyfimizi tarif edemem.Hemde neredeyse bunca vakit kaybına rağmen diğer ekiplerle hemen hemen

    aynı saatte vardık.

    Meke'nin bir başka güzelliği var.Bizim bivakta çok yakışmış buraya.

    Bu sefer kampa girişimizde diğer ekiplerden alkış aldık.Victory

    Oktay'la Cengiz,Yusuf'la yolculuk ediyorlar.Hemde birden çok Yusuf'la.Onların aracını kullanan dostumuz rallici.Cengiz bildiği bütün duaları

    okuyormuş yolda.hahaha

    Yorgunluğumuz yüzlerimizden okunuyor.Ama keyifli yorgunluk bu.Bizim için ralli bugün bitiyor.Mehmet'in Adana'ya dönmesi gerekiyor.

    Kızının okulu başlayacak.Benim yalnız devam etmem olası değil.Zaten lastiklerimde iflas etti.Gerçi Kapadokya'ya lastik getirtmem mümkün

    ama söylediği gibi tek başına,takım arkadaşı olmadan devam etmek imkansız.Hele bu çöl kumunda.Ben de mecburen dönüyorum.

    Sabah kamp uyanıyor yine.

    Her zaman ki hummalı hazırlıklar.

    Uçan adam sabahın yedisinde yine havada çekim yapıyor.

    Mehmet elinden düşürmediği çayını yudumluyor.

    Ralli'ye katılan Türk Ekibi her sabah olduğu gibi muhabbette.

    Murat Kızak,Mehmet Özdoğan,Kaan Tuna,Tayfun Canlı,Okan Temiz,Kemal Merkit,Sönke Bonde

    Bugün varış noktası Kapadokya.Üzülerek ayrılıyorum.Ama finişe tekrar döneceğim.Ralli Kapadokya'dan sonra Karaman Pınarbaşı'na dönecek

    ve son gün yine başladığı yerde Toroslarda sonlanacak.

    Ekip Kapadokya'da.Burada iki gece kalınıyor.Varışın ertesi günü 100 km.'lik Kapadokya'yı dolaşan kısa bir parkur var.

    Tabii balon uçuşları da...

    E Trans Anatolia olur'da dansöz eksik olurmu? Adı üzerinde Anadolu.

    Kapadokya'dan tekrar Karaman'a.Pınarbaşı Köyü'nde bu sefer kamp.

    Burada herkesin çok hoşuna giden bir anekdot var.

    Bizimkiler kampa yerleştikten sonra köyün minaresinden yapılan anons aynen şöyle.

    ''Köyümüze turist arkadaşlar gelmiştir.Görmedik diyenler Harman yerinde görebilirler.''Smile

    Bu arada bizim Oktay'da gaza gelmiş.Uçan Hollandalı Leo arkasında sabahki start için antrenman yapıyor.Big Smile

    Veeee FINISH!

    Ralli'nin birincisi gururumuz KEMAL MERKİT...

    Murat Kızak'ta harika bir derece yaptı.Ralli'iyi 10.sırada bitirdi.

    Nefis bir organizasyon böylece sona erdi.Arkasında unutulmayacak anılar bırakarak.

    Zaman zaman Murphy elini uzatıp karıştırmaya kalksa da her şeyiyle harika bir organizasyondu.Bu kadar zor bir organizasyonu katılımcılara

    en ufak bir sorun yaşatmadan sonlandıran Sönke Bonde'yi tebrik ediyorum.Bu arada belki de asıl unutulmaması ve teşekkür edilmesi

    gereken Sönke'nin eşi Neşe Hanım.Aşçıların tıkandığı yerde mutfağa girip yemekleri yaptı.Önlüğü takıp onca insanın bulaşığını yıkadı.

    Üstüne bir de son Karaman kampında aşçılar işin zorluğuna dayanamayıp kampı terkedince mutfağa girip 90 kişiyi doyurdu.İnanılmazdı!!!

     

    Bu arada Marcel ve Sönke ile girdiğimiz ''ağır endurolar bu parkuru geçermi geçemez mi '' iddiasını kazanınca seneye 650 cc üzeri ağır

    enduroların ralliye katılması kesinleşti.Belki parkurda bizim makinelere uygun ufak tefek değişikliklerle,ancak kamp yerleri aynı olacak

    şekilde bir düzenleme yapılacak.Okkk

    Ben Şimdiden iple çekiyorum...

     

     

    Gönderilen Oct 17 2010, 05:00 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 37 comment(s)

  •   Antalya'da Enduro Sürüş Teknikleri Eğitimi

    Sun, Aug 08 2010 20:00
    5,502 Okundu  

    Uzun zamandır dağlarda yolların bittiği yerlerde dolaşıyoruz.Yaşadığımız coğrafya bu anlamda Türkiye'nin en şanslı bölgesi.Evden çıktıktan 15 dakika sonra dağlardayız.

    Hem de ne dağlar! Uçsuz bucaksız Toroslar!

    Amacımız,hobimizi yaşamımızın mümkün olduğunca uzun bir kesiminde sağlıkla sürdürmek olduğuna göre bu işi doğru biçimde ve kurallarına uygun yapmamız gerekiyor.Bunun da benim bildiğim tek yolu eğitim ve alıştırma.

    Evet,eminim bir şekilde hepimiz öyle ya da böyle,düşe kalka da olsa asfalt dışında sürüş yapabiliyoruz.Ancak bunu yaparken riski minimuma indirirsek alacağımız keyfi de maksimuma çıkaracağımız kesin.

    Hem kendimizin hem de altımızdaki motorun sınırlarını bilmek kendimize olan güveni de maksimum düzeye çıkaracaktır.Parantez içerisinde,bu güven konusunda hasas bir sınır olduğunu hatırlatmakta fayda var.Kendimize olan güvenimizin çok fazla ileriye giderek İkarus Sendromuna dönüşmemesi çok önemli.

    İşte bu düşüncelerle uzun zamandır Off Road eğitimi için fırsat kolluyorduk.KTM Racing Team yarışcısı ve yine KTM Adventure Team'in baş eğitmeni Marko Barthel'le dostum Sönke Bonde aracılığı ile irtibata geçtim.Oldukca sıkışık olan programına rağmen Barthel bize bir hafta sonunu ayırıp Türkiye'ye gelmeyi kabul etti.

    Marko Barthel söylediğim gibi KTM  Racing Team ve BvZ Racing Team yarışçısı,7 kez ISDE (Uluslararası 6 gün Enduro) yarışını 5 altın 2 gümüş madalya ile tamamlamış,2003-2004 yılları Red Bull Erzberg yarışında 2 kez Top 10’da yer almış usta bir eğitmen. 

    1994 ve 1995  Almanya Enduropokal Vizemaster

    1997 Almanya Şampiyonu,

    1998 Almanya Şampiyonası 3.sü (En iyi Alman sürücü),

    1999 İtalya Avrupa Şampiyonası 2.si,

    2000 Almanya Vizemaster.(Tüm klasmanlarda en iyi Alman sürücü ünvanı),

    2001 İspanya ve Portekiz Dünya Şampiyonası 6.sı,aynı yıl Fransa Avrupa Şampiyonası 1.si,

    2002 Avrupa Şampiyonası 3.sü,Aynı yıl Almanya Şampiyonu,

    2003 BvZ takımıyla Avrupa 1.si ve

    Alman Motosiklet Federasyonu’ndan sertifikalı Enduro ve Kros eğitmeni.2000 yılından bu yana da ‘’KTM Adventure Tours’’ enduro ve motokros eğitmenlik ve rehberliği yapıyor.

    Bir diğer şansımızda kursa yardımcı eğitmen olarak Sönke Bonde'ninde eşlik etmesiydi.Sönke Bonde’de yaklaşık 20 senedir enduro ve motokros sporu yapan,Türkiye’nin her köşesini karış karış gezmiş Motosiklet Tur Operatörü ve Rehberi.

    Kursa maksimum 12 kişinin katılacak olması tek sorunumuzdu.Malesef çok istedikleri halde bir çok arkadaşımız katılamadılar.

    Bir şeyi itiraf etmeliyim.Gözlerimle görmesem,elimle tutmasam asla inanmazdım.Bu kadar hevesli ve bu kadar hızlı öğrenen bir ekibe az rastlanır.

    Eğitime katılan arkadaşların çoğu daha ilk defa araziye çıkıyordu.Hatta bırakın araziye çıkmayı ilk defa 1200 GS'e binen bile vardı.

    Eğitimin ilk günü Marko Hoca'yı koskoca ADV altında sanki oyuncakmış gibi oradan oraya seğirtirken görünce herkesin yüzünde ciddi bir korku ifadesi belirdi.Son gün bu korku ifadesinin yerini gururlu bir tebessüm aldı.Fotoğrafları ve özellikle videoları görünce sizde bana hak vereceksiniz.

    Muhakkak kaydedilmesi gerekli önemli bir notta : ''Marko'nun en küçük bir hiyeraşik üstünlük olmaksızın ve bu anlamda kendisinin en küçük bir tavır sergilememesine rağmen olaya hakimiyeti,bu hakimiyeti uygulamaya da aynen yansıtması,bunun getirdiği gizli otorite ve bizde uyandırdığı saygınlık ile hiç farkettirmeden tüm ekibi enteresan bir disiplinle idare etmesiydi.''

    İşte ekip.

    Mesut DOĞAN                                                                  Abdullah ARISAN

       

    Oğuz ÇETİNEL                                                                Orhan USLU

       

     Übeyid GÖÇMEN                                                            Hüseyin ACARLIOĞLU

      

    Sinan ŞAHİN                                                                   Mehmet ÖZDOĞAN

      

     Ömer ARICAN                                                            Günalp KOCAKANAT                                             Zeki BAHÇE

           

    Kurs için seçtiğimiz yerde mükemmeldi.Alanya'nın Kızılalan Mevkii'nde nefis bir enduro parkı.

    Bu eğitimden gerek Hocamız Marko Bartel ve gerekse Asistanlığını yapan Sönke Bonde'de en az bizim kadar zevk aldılar. 

    Eğitimin sonunda Marko'nun şaşkınlığını ifade ederken seçtiği sözcükler enteresandı :

    Türk Motosiklet sürücüleri ile ilgili bugüne kadar kafamda oluşmuş tüm olumsuz fikirleri bu ekip tamamen değiştirdi.Yollarda gördüğüm ve daha önce çok az sayıda da olsa eğitim verdiğim Türk sürücülerin yaptıkları işi önemsemediklerini,bir çok şeyi zaten bildiklerini düşünüp doğru olanı öğrenmemek için direndiklerini,bir çoğunun çok yetenekli olmasına rağmen sadece bu nedenle başarılı olamadıklarını düşünüyordum.Ancak sizin ekipteki dikkati,öğrenme isteğini ve en önemlisi alçakgönüllülüğü gördükten sonra tüm olumsuz düşüncelerim değişti.

    Aynı şekilde Sönke'de şaşkındı :

    19 senedir Türkiye'deyim.Bunun tamamı motosiklet üzerinde geçti.Yüzlerce motosiklet sürücüsüyle muhatap oldum.Ama çok içten söylüyorum arkadaşları tanıdıktan sonra sanki başka bir memleketteymişim hissine kapıldım diyordu eğitimin sonunda.

    Önce kısa bir video ve ardından fotoğraflar :

     

    Evet! İlk gün sabah ısınma hareketleri ile başladık.

    Ardından motosikletin üzerinde nasıl durulması gerektiğini öğrendik.

    Bir taraftan kamp yaptık...

    Diğer taraftan tıka basa yedik..

    Üstüne acaip eğlendik...

    Ama en önemlisi daha önce bırakın tırmanmayı denemeyi,rüyamızda görsek inanmayacağımız yerlerden aştık...

    Yürüyerek çıkarken dahi iki kere kaydığım,40-45 derece eğimli tepelere tırmandık.Kayalardan atladık.

    Çamurlara bulandık...

    Keçi yollarında,patikalarda ve hatta kros pistinde yarıştık...

    Ara sıra geyik yaptık...

    Bütün bunların sorumlusu aşağıdaki fotoğrafta herkesin parmakla işaret ettiği Marko Bartel'di.Evet söylediğim gibi ekip inanılmaz hevesliydi ama hocanında hakkını yememek lazım.Hem motosiklete hakimiyetiyle,hem inanılmaz keyifli anlatımıyla,hem de verdiği cesaretle yapmayı dahi düşünemediğimiz şeyleri iki gün gibi kısa bir zamanda bize yaptırdı.

    Hele bir de 1200 GS ADV'nin tamamen gevşek bir zeminde 55 derece,evet abartısız tam 55 derecelik ve yaklaşık 50 metrelik bir tepeye tırmanışı ve daha da dik bir yokuştan inişi görülmeye değerdi.Hepimiz ağzımız bir karış açık hayranlıkla izledik.Ardından saatlerce tartıştık.

    Eğitimin sonunda Marko'yu kandırıp bir de uçuş denemeleri yaptık ki,görülmeye değerdi.Aslında eğitim programına kesinlikle dahil olmayan bu atlayışlara ısrarımıza dayanamayıp izin veren ve tekniğini öğreten Marko'ya teşekkür ederiz.

     

    Bu uçan Marko Bartel...

    Ama sadece uçan o değil.Bizde uçmayı öğrendik...

    Ömer Arıcan.

    İlk kez 1200 GS'e bindi.İkinci gün uçuyordu...

     

    Mesut Doğan.

    En hızlılarımızdan...

    Mehmet Özdoğan...

    Oğuz Çetinel...

    Bendeniz...

    Übeyid Göçmen...

    Abdullah Arısan...

    Zeki Bahçe...

    Hüseyin Acarlıoğlu...

    Sinan Şahin...

     

    Gönderilen Aug 08 2010, 08:00 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 9 comment(s)

  •   RT Antalya-Adana Ortak Zeyve Kampı 12-13 Haziran 2010

    Fri, Jun 18 2010 10:03
    7,483 Okundu  

              

             

     

    Her sene Mayıs Ayı'nda Adana ve Antalya ekiplerinin ortak bir kamp organizasyonu artık geleneksel hale geldi.

    Geçen sene Anamur civarında ve Yerköprü Şelalesi'nde yaptığımız kampın tadı hala damağımızda. 

    Bu sefer de geçen hafta içinde Adana'dan Mehmet Özdoğan ''Haydin bu hafta ortada bir yerde bululşup azalım!'' diye arayınca Cumartesi günü düştük

    yollara.

    Antalya'dan Atila,Orhan,Hasan ve Ben,Adana'dan Mehmet,Osman ve İskenderun'dan Ümit hemen hemen aynı saatlerde karga bokunu yemeden

    karşılıklı çıktık.Bizim safiyane plan öğlen onikide Ermenek yakınlarında Kazancı Kasabası'nda buluşmak.

    Bırakın öğlen onikiyi akşam saat dokuz buçukta zor buluştuk.300 km. yolu 14-15 saatte katettik.

    Değdi ama!coolll

    Bu arada çok kısa bahsetmek istediğim bir şey var.Sitemizdeki her bir rapor,tamamen aynı yerlere gidilmiş olsa dahi yazarının kendi

    izlenimlerini,bakış açısını göstermesi bakımından biri diğerinden ayrı farklı tadlar içeriyor.Bu gezide de aynı şey sözkonusu.

    Burada benim izlenimlerimden sonra Antalya'dan birlikte çıktığımız Hasan Basri Yontar'ın gözünden ve ağzından aynı geziyi göreceğiz.

    Bunun arkasında ise Adana Ekibinden Ümit Kaplan'ın ağzından Adana'lıların yol macerasını izleyeceğiz.

    Her üç yazıyı ayrı ayrı okuyunca biraz önce söylediklerimin doğruluğunu birlikte yaşayacağız.

    Bizde adettir.Bir yere isim koyarken abartırız.''Gizli Cennet diye duyardım hep.'' Açıkcası hiç te merak edip girmemiştim.Nasılsa her zamanki gibi

    abartıdır diye düşünüyordum.

    Fakat adıyla bu kadar özdeşleşmiş bir yer zor bulunur.Cidden cennet.Burasının fotoğrafları koyup koymamakta tereddüt ettim aslında.

    Kendimize mi saklasaydık diye düşündüm.Sonra dayanamadım.

    İlk durağımız işte bu Gizli Cennet!









    Bu arada rotamızdan bahsetmedim.Amacımız daha önce hiç geçmediğimiz (tabii kaldıysa) yaylalardan,yani Gündoğmuş,Cündere üzerinden

    Gökbel Yaylası,devamında Yunt Platosu üzerinden Ermenek tarafında Nadire Köyü'ne ulaşmak.

    Gizli Cennetten çıkıp Gündoğmuş üzerinden Cündere Şelalesi tarafına gidiyoruz.Karşımızda bir başka cennet,Cündere diğer adıyla Alara Şelalesi.

    Burası da oldukca az tanınan yerlerden.Yoldaki manzaralarda,şelale de cenneti aratmayacak güzellikte...








    Hasan Gözlüğünden şelale...





    Buradan sonra off road başladı.Oldukca zorlu bir tırmanış var önümüzde.Yol daha bir gün önce yapılmış.Zemin altımızda sanki misket döşenmiş gibi kayıyor.

    Yol zorlu deyince bir şeye değinmeden geçemeyeceğim.Bu gezininde bir ilki var.Hasan ilk defa bu kadar zorlu bir off road'a yine ilk defa bir 1200 GS'le çıkıyor.Başta kendisi çok endişeliydi.Ama sanki kırk yıllık endurocu gibi hemen hemen hiç zorlanmadı.Antalya bir endurocu daha kazandı.Hasan tebrik ederim.İlk seferinde bu kadar zorlu bir yolda inanılmaz başarılıydın.coolll



    İşte ne zamandır geyiğini yaptığımız,zurnanın pardon pardon! kirazın zırt dediği yere geldik.Sağımız solumuz kiraz bahçesi.Hem de öyle böyle

    kiraz değil Uluborlu kirazı.Bu kiraz iç piyasaya düşmez.Çok ender bulunur.tamamı ihraclık.Gerçi bizim talan ettiğimiz bahçenin ihrac edilecek kirazı

    kalmadı ya neyse!Prankster2

    Bırakın kirazı bazıları ağacın yapraklarına saldırdı.





    Ne kadar kiraz yediğimizi bilmiyorum ama Orhan ve Atila'nın mide fesatına uğradıklarını biliyorum.



    Kiraz bahçesinin olduğu yerde yol ikiye ayrılıyor.Hangisinden gideceğimizden emin olamayınca ben gözüme kestirdiğim bir tanesini kolaçan etmek için önden çıktım.

    Bir kilometre kadar sonra binlerce kiraz ağacının arasında bir eve rastladım.Sahibi bahçede oturmuş keyif yapıyordu.Yolu sormak için durunca yine Anadıolu misfirperverliği ile çay içmeden bırakmam deyince aşağıda beni bekleyen ekibide telefon açarak çağırdım.Burada da en az beş kilo kiraz daha götürdük ayak üstü.



    Hasan nedense zor ayrıldı amcadan.Crazy


    Hatta yolda durup kiraz bahçelerine bakıp iç geçiriyordu.



    Habire tırmanıyoruz.İrtifa 1800 metreyi buldu.Biz hala tırmanıştayız.Önümüz Gökbel Yaylası.

    Arkamızda bıraktığımız yola yukarıdan bakınca insan kendi kendisini sorguluyor.Aklımızı peynir ekmekle mi yedik!Search Alttaki fotoğrafın sol ortasındaki ovadan beri o görülen yollardan tırmanıyoruz.Allah akıl fikir versin!



    Sonunda Gökbel'deyiz.



    Gökbel'den sonra asfalt bir yol var.Bu yoldan Alanya Kuşyuvası'nın yaklaşık 1 km kadar üzerinde Ermenek Alanya yoluna  ulaştık.Hemen yolun

    çıkışındaki gözlemecide haytımızda yediğimiz en kötü gözlemeleri yedik.Yol boyunca midem ağzıma geldi.Ama yemeye de mecburduk.

    Önümüzdeki yolda belki de sonuna kadar herhangi bir yer yok yemek yenebilecek.

    Buradan bir kaç kilometre sonra tekrar Yunt Platosuna çıkmak için ana yoldan yoldan ayrılıyoruz.Her taraf nefis.Baharla birlikte sular coşmuş.

    Yolda ki bir köprünün altındaki manzaraya bakın.



    Burası bir önceki etaptan da zorlu çıktı.Bazı yerde yol denebilecek bir şey yok.Sıcakta bastırdı.Termometrede 36,5 dereceyi gördüm burlarda.Durup fotoğraf çekemedim bu 25-30 km.boyunca.Bir su başına gelince geride kalan ekibi beklemeye başladım.Hiç bir gezide kendi fotoğrafım yok.Fırsattan istifade kendi kendimi fotoğrafladım bu arada.



    Biraz sonra bizim ekip teker teker gelmeye başladı.




    Ve gelir gelmez sanki 2 gündür çölde susuz kalmış misali tulumbanın başına üşüştüler.

    Suda resmen buz.Nefis...

    Bu yolun girşini taşla kapatmışlar.Gerçi yol denmez ya buna.Orhan daldı önden.Taşları görmedi sanırım.Bende arkasından onu yakalayıp durdurayım diye daldım.

    Korna çalıyorum,bağırıyorum duymuyor.Yetişene kadar zaten yarısını geçtik yolun.

    Bu arada arkadan bazı arkadaşların duymadım zannedip söyledikleri şeye de çok alındım aslında.Big Smile Bahsi geçen bu arkadaş ''Beni delimi öptgireyim bu yola, girmicem arkadaş...'' diye durdu.

    E biz girdik bu yola.Şimdi o bahsedilen deli bizimle muhatap olmuş mu oluyor???hahaha






    Biz bu yolları aşmaya çalışırken aklım bir taraftan Adana ekibinde.Bulunduğumuz hiç bir yerde telefon çekmiyor.Ne Turkcell ne Vodafone.Telefonun çektiği bir kaç yerde aradığımda ise Adana ekibinden kimsenin telefonuna ulaşılamıyordu.Bir başka yerde bir çobanı elinde telefonla konuşurken gördüm.Sorunca sadece Avea çekiyor dedi.E bizde de kimsede Avea yok.Biz öğlen oniki en geç onüçte buıluşuruz dedik.Saat üç oldu biz daha yolu yarılamadık bile.Haberleşme olanağı yok.Onlar Kazancı'da boşu boşuna bekliyorlar diye düşünüp duruyorum hep yolda.Bir yere geldik telefonuma mesaj geldi.Baktım Mehmet'ten.Saat 16.17'de çekilmiş biz daha Mut'tayız yazıyor.Onlar bizden beter durumda yani.Sevindim tabii.

    Neyse yola devam ediyoruz.Sonunda Yunt Platosuna geldik.Çok enteresan bir yer.10 kilometre boyunda ve yine yaklaşık 6-7 kilometre eninde bir plato.Dümdüz.Buraya gelmeden karşılaştığımız yörükler bizi uyardı.Yollar fena halde çamur geçemeyebilirsiniz. diye.Ama yapacak bir şey yok o kadar yolu geri dönecek halimizde yok.Platonun altı tarafı,yani kuzey batısı bizim hedefimiz olan Nadire Köyü.İlerlemek zorundayız.

    Söyledikleri gibi cidden yollar çamur içinde.Yavaş yavaş ilerliyoruz.


    Toprağın üzeri kuru görünüyor ama hemen yarım santim altı çamur.Tekerlek üzerindeki kuru tabakayı sıyırıyor ve anında kaymaya başlıyor.

    Bu şekilde ilerlerken önüme çıkan su birikintisine dalıyorum.Meğer bataklıkmış.Daha iki metre gitmeden saplanıp kaldım.Arkamdakilerle de baya mesafe var.Tek ayağım çamurun içinde gittikce batıyor.Motoru sağ dizimle seleden iterek ve sol ayağımla sol pege basarak devrilmesin diye tutuyorum.Bıraksam küllüm suya batacak.Neyse arkadan bizimkiler geliyor ama dalga geçmekle meşguller.Kimse motordan inip yardıma gelmiyor.sopaaa


    İte kaka 3 kişi zor çıkardık motoru.

     

    Burayı geçince yine bir yörük yerleşkesine geliyoruz.

    Yolun güzellikleri bitmiyor... 


    İrtifa 1800 metre.Etrafımızda harika bir sedir ormanı.Çok keyifli bir off road.

    Sonunda Nadire Köyü uzaktan görünüyor.İşte bu anları çok seviyorum.

    Bunca çabadan sonra hedefe ulaşmanın keyfi hiç bir şeyde bulunmaz. 

    Tam burada Adana ekibine ulaşıyoruz.Kazancı Ermenek arasında Zeyve'de bizi bekliyorlarmış.Bizimde zaten alternatif kamp yerimiz Zeyve'ydi.Nadire köprüsüne bakıp tekrar konuşacağız.Hangisinde kamp yapalım diye karar vereceğiz.Aramızda 35 km. mesafe var. 

    Orjinal köprünün yerinde yeller esiyor.Sel geçen sene bu köprüyü götürmüş.Yerine demirden yeni bir köprü yapmışlar.Ama doğa nefis burada. 

    En az 300 yaşında bir çınar.

    Hasan ağacın arkasında ne gördüyse kaçıyor oradan.E boşuna dememişler ''Dağda dikkatli olun ayu çıkabilü,daş düşebilü'' diye.Crazy 

    Mehmet'le tekrar telefonlaşıyor ve kampı Zeyve'de kurmaya karar veriyoruz.Saat çok geç oldu.Akşam yemeği için hazırlık yapmaya kimsenin mecali yok.Zeyve'de restoranlar var.Bugün keyif yapalım.

    Zeyve'ye doğru yollanıyoruz.Yol burada da nefis.

    Sonunda Adana ekibi ile buluşuyoruz.Tam 14 saattir yoldayız.Buluşmayı planladığımız saate göre 9 saat kadar rötarlıyız.

    Çadırlar kuruluyor.

    Mangal yakılıyor...

    Ayaklar buz gibi suda dinlendiriliyor...

    Etler seçiliyor...

    Sofraya oturulup hasret gideriliyor.Günün maceraları,fıkralar anlatılıyor.Muhabbet gırla.kahkahalar etrafı çınlatıyor.

    Muhabbetin güzelliğinden vaktin nasıl geçtiğini anlamamışız.Gece saat 01.00 oluvermiş.

    Bazılarımız kanaviçeli yastıklarına sarılıp yatmaya hazırlanıyor.E yeni evli olunca hanım kıyamayıp kanaviçeli yastık tutuşturmuş Hasan'ın eline.hahaha Biz garipler kimimiz şişme yastıklarla,kimimiz montu yastık yapıp yatarken bu arkadaş süslü yastığıyla mışıl mışıl uyudu tabii.Lol

    O yorgunluğun üzerine deliksiz bir uyku çektim.

    Kahvaltı masamız hazırlanıyor bu arada.Eh bazen böyle keyifte yapmak lazım.

    Taze ceviz reçelinden tu köy yumurtasına kadar her şey var kahvaltıda.Biz böyle şeylere pek alışık değiliz ama iyi oluyormuş.

    Kahvaltıdan sonra toparlanıp yola çıkıyoruz.Niyetimiz en azından öğlene kadar beraberce off road yapmak.

    Geçen kış su toplamaya başlayan Ermenek barajı bölgenin coğrafyasını değiştirdi resmen.İnanılmaz bir şey.

    Allahtan yeni yol yapılana kadar barajın tahliye tüneli kullandırılıyor.Aksi halde 80 kilometre fazladan yol yapacaktık.


     

    Ermeneğin girişinden sağ tarafa bir dağ yoluna sapıyıoruz.Elbet bir yerlere çıkar diye...

    Aslında Amacımız Tekeçatı kanyonuna ulaşmak. 

    Kanyon nefis.Aslında burası Tekeçatı Kanyonu'nun devamı.Ama adını bilmiyoruz.

    Toplu bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz bu nefis manzara önünde. 

    Tam off road'un keyfine varıyorduk ki asfalta çıkıverdik.Ne kadar sorduysak da bizim istikametimizde hiç bir off road bulamadık. 

    Önümüzdeki tüm vadiyi gören bir köye gelip çeşmesinde durduk.Artık buradan ayrılacağız.Adana ekibi Karaman tarafından dönecek.biz ise Bozkır üzerinden.



    Çeşmede soluklanıyoruz.Buz gibi suda tazeleniyoruz.

    Adana ekibi köylülerden yol tarifi alıyor.Adana'ya off road dönecekler.Kesmedi tabii bu kadarcık yol. 


    Malesef her güzel şeyin bir sonu var.Veda vakti geliyor.karşılıklı telefonlar alınıyor.İyi yolculuklar dileniyor.Herkes kendi istikametine yollanıyor.Birlikte sürmeye doyamadık.Keşke vakit olupta daha uzun süre birlikte olabilseydik.

    Adana ekibinden ayrıldıktan sonra bizde Antalya'ya dönüşe geçiyoruz.Önümüze gelen toprak yola dalıyoruz.Bozkır'a kısa yoldan çıkacağız.

    Nefis bir yol yine...

    Yine yol sorduğumuz yörük çocukları...


    Harika köyler...

    Manzaralar... 


     

    Tekrar tekrar köyler...


    Gökyüzünde şahinler...

    Nefis bir geri dönüş rotası.Yolda olmak güzel.coolll


    Bu arada bir köyün girişinde önüme bir katır çıkıyor.Hareketlerinden şüphelenip duruyorum.Önce önümde yere devriliyor,sonra kalkıyor ve tekrar devriliyor.Etrafta telaşla koşuşanlar.Bir köşeyi dönüyorum sağda tarlada yan yatmış bir kamyon.Başında bir sürü insan.İnip yanlarına gidiyorum.Kamyona bir halat bağlamışlar çekiştirip duruyorlar telaşla.Ne olduğunu sorunca kamyonun içerisinde şoförün sıkıştığını söylüyorlar.Biraz önce önüme çıkan katıra çarpmış ve tarlaya yuvarlanmış.Hemen kamyonun içerisine bakıyorum.Şoförün ayağı her nasıl olduysa altta kalan kapıdan dışarı çıkıp kamyonla zemin arasında sıkışmış.Bizim akıllı köylüler halatla 4-5 tonluk kamyonu kaldırıp çıkartacaklarmış adamı.Hemen durdurmaya çalışıyorum bu çabayı.Kamyonu biraz kaldırmayı becerseler ve geri düşürseler adamın ayağı hala kopmamışsa bile koparacaklar.Nitekim bu da oluyor.Hafif yerinden oynayan kamyon düşüp yine eski haline geliyor.

    Ama dinleyen kim.Şoför köydenmiş.Eşi canhıraş bağırıyor.Bu sefer bir kamyon yanaştırıyorlar.Halatla bağlayıp çekecekler.Tam halat gerilmişken kopuyor.Ben ne kadar bunu bırakmalarını bizim Orhan'ın aradığı ambulansın 15 dakikaya geleceğini anlatmaya çalışsam da dinlemiyorlar.Eğer ayak kopmuşsa,yada kesik varsa kamyonu kaldırınca adam kan kaybından gidecek.Kamyon hiç olmazsa tampon görevini yapıyor.İkinci bir kamyon ve halat geliyor ve adamı çıkarıyorlar.Neyse ki kesi yok.Fena halde ezilmiş.Yola devam ediyoruz.Ciddi vakit kaybettik burada.


    Günün ve yolun sonu.İki gündür bize bu güzellikleri yaşatan,toz ve çamura bulanmış motorlarımızı yıkayıp sevindiriyoruz.

     

    Adana ekibi ile buluşmak için inşallah bir sene daha beklemeyiz.En kısa zamanda birlikte oluruz.Harika bir geziydi.Söylediğim gibi keşke bitmeseydi.

     

    HASAN BASRİ YONTAR'IN GÖZÜYLE : 

    Evet Günalp abi siteminde biraz haklı aslında fotoğraf makinesi ile ilgili, kendime ait dijital bir kompakt makine olmadığından, annemin torununu çektiği kompakt makineyi aldım yanıma bendeki profesyonel makine ve ekipmanı taşımak pek istemiyorum, hem ağırlığından hemde başına bir iş gelmesin diye Embarrassed

    Sabah pek bir heyecanlı buluşma yerine vardım, baktım Orhan benden önce gelmiş benzin alıyor, 

    Bende hemen yanaştım ve benzinlerimizi tamamladık, 

    Ardından hemen yandaki benzinlikte Günalp ve Atila abiyi beklemeye başladık, bir taraftanda Orhan ın aldığı simitleri çay ile beraber götürüyorduk kahvaltı olarak.

    Günalp ve Atila abi geldiler ve hep beraber biraz nereden yol alacağımızı konuştuk, Orhan Günalp abinin yan çantaları almadığını ve sadece top case ile sosis çantayı aldığını görünce bana dönüp, Hasan bugün işimiz zor, Günalp abi Trans Toros 5 antrenmanı yapacak, bize de yaptıracak dedi, ben tabi buna pek ihtimal vermemiştim Huh?

    Hep beraber çıktık yola, ve Manavgata kadar sakin ve dümdüz yolun verdiği sıkıcı bir trafikle yol aldık, İlk hedefimiz Gizli Cennet, gerçekten muhteşem bir atmosfer, bu tarafa gelen arkadaşların mutlaka görmesini tavsiye ediyorum. 

    Gizli Cennet te çaylarımızı içtikten sonra çıktık tekrar yola, hedef Gündoğmuş ve Cündere şelalesi, Buraya ilk defa geldim ve gerçekten çok etkilendim, inanın fotoğraflarda küçük görünüyor, yanına vardığınızda koca dağdan inen suyu görüp şaşırıyorsunuz. Görmeyen ve buralara yolu düşen herkesin mutlaka rotasına koyması gereken bir yer.Burada birkaç fotoğraf daha çektikten sonra benim annemden aldığım makinenin full gösteren pili bitti. Tabi bundan sonrasında Günalp abi başımın etini yedi gezi boyunc, Cep telefonu ile çektiklerimle idare edeceğiz, kalite için kusura bakmayın. En kısa zamanda bir kompakt makine, yedek pil ve yedek hafıza kartı alınacak Superman

    Buradan sonrası Iphone ile çektiklerim. kabulll

    Evet,Cündere şelalesini gördükten sonra başlıyoruz yine yol almaya, Hedef Gökbel yaylası, Gökbel e gidebilmek için gerçek anlamda bozuk bir yoldan sürmek zorundasınız, yol demek bile yanlış olur aslında, gevşek kumlu bir zeminde, hemde asfalt lastikleri ile bir ara beni delimi öptü ne yapıyorum burada dedim kendi kendime, düşmemek için gaz açmak zorundasınız, gaz açsanız bu sefer hem tırmanıyor hem viraj dönmek zorunda olduğunuz için yavaşlamak zorunda kalıyorsunuz, yavaşlayınca yine aynen gezmeye başlıyor motor.Neyse fazla uzattım,Gökbel yolunda bir ayrıma geliyoruz ve Orhan ve Günalp abi kendilerini o kadar GPS ve Google Earth e kaptırmışki yanıbaşımızda duran kirazları görmüyorlar, Orhan a kiraz diyordun al sana en güzelinden deyince birden motorların üstünde kimse kalmıyor, ve güzel bir kiraz ziyafeti çekiyoruz. O kadar çok yemişizki yukarıda oranın yerlisi amca bir leğen kiraz yıkatıp getirince onu zar zor yiyoruz. 

    Gökbel e giderken bir kaç kare.

    Bu arada dağlarda hiçbir telefon operatörü çekmiyor, sürekli Adana ekibi ile bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Gökbel yaylası ve verdiğimiz gözleme molasından bende malesef fotoğraf yok, ama Günalp abinin dediği gibi hayatımızda yediğimiz en kötü gözlemeydi diyebilirim. Gökbel ve moladan sonra yönümüzü Yunt Platosuna çeviriyoruz, yol gerçekten çok çetin ve zordu, yol bile demeye şahit lazım, bir tarafınız uçurum, çam ağaçlarının arasında ilerliyorsunuz, yerde taş, çamur, toprak  karışımı kırıcı bir yol, sürekli tırmanıyor ve ayaktasınız, bir taraftan lastiğinizi bıçak gibi taşlardan kaçırmaya bir taraftan yol almaya çalışıyorsunuz. Uzun süre bu şekilde yol aldıktan sonra varıyoruz bir çeşme başına. Yüksekte olmanın ve sıcağında etkisiyle saldırıyoruz suya. Man In Love

    Şeklimiz şu :

     

    Sularımızı içip Orhan ın ikram ettiği erimiş çikolatalar ile şekerimizi biraz düzelttikten sonra tekrar biniyoruz motosikletlere ve biraz sonra bir dere yatağında buluyoruz kendimizi. Orhan ve Günalp abi önden gidip zıplaya zıplaya koca kayaları aşmaya başlayınca biz Atila abiyle hoop biz biraz bekleyelim diyoruz, işte Günalp abinin sözünü ettiği "ben oraya girmem beni delimi öptü" söylemi orada geliyor Atila abiden Acute

    Malesef buraya ait fotoğrafta yok elimde.

    Burayıda geçtikten sonra platoya iniyoruz, Köylüler bizi uyarmıştı yukarıda, 3 gündür gece gündüz yağmur yağmış, traktörler bile battı zor çıkardık geçemezsiniz diye, biz yermiyiz tabi bunları 17062081 M

    Gidiyoruz ama zemin kuru gibi, tekerler değdiği anda başlıyor alttan çamur fışkırmaya, Günalp abi TKC 80 lerinde verdiği güvenle tapa gaz gidiyor önden, bizde arkasından daha sakin bir şekilde, sonra önümüze bir viraj geliyor bir dönüp bakıyoruzki Günalp abi suyun içinde 1200 ADV ye yüzme öğretiyor Essek tepmis garip

    Gelin, dizimle tutuyorum bataklık burası desede biz hiç oralı olmayıp davranıyoruz fotoğraf çekmeye Canon

    Orhan ve Atila abi gönüllü olarak suya girip Günalp abinin motoru saplandığı o bataklıktan zar zor çıkarmaya çalışırken banada fotoğraflamakkalıyor tabi 17062081 M

     

    Günalp abinin motosikletini çıkardıktan sonra, sırayla Orhan, Atila abi ve ben geçiyoruz aynı yerden. 

    Ben yan çantaları söküyorum geçmeden önce ve elimle karşıya geçiriyorum, ne kadar hafif o kadar iyi diyerek ve bu işe yarıyor bence. Birde yatırsam makineyi çantalar su alsa, uyku tulumundan yedek dona kadar herşeyin ıslanma riski gözümü korkutuyor açıkçası Stick out tongue

    Bu zorlu bataklıktan sonra aynısının tıpkısından yaklaşık on tane daha geçiyoruz. Her biri birbirinden zorlu olan bu geçişler bir süre sonra zevke dönüşmeye başlıyor, hatta o kadar zorlu yerlerden geçtikten sonra bozuk stabilize yollar size 1.sınıf asfaltmış gibi gelmeye başlıyor ve kendinize motosikletinize olan güveniniz ve sürüş kabiliyetiniz artıyor. En azından ben öyle hissettim. 

    Kısa bir çeşme molasının ardından tekrar koyuluyoruz yola, sedir ormanlarının içinden dağların arasından keçi patikalarından sürüyoruz, yorucu ama çok zevkli  bir yolda ilerlerken ufak bir mola veriyoruz. Hepimiz telefonlara saldırıyoruz yine ve işte sonunda bir diş te olsa sinyal alabiliyoruz. Günalp abi Adana ekibine ulaşmaya çalışıyor yine, Atila abi şantiye işleri ile meşgul, o keresteleri oraya koyun şuraya beton dökün filan diye konuşuyor, Orhan her zamanki gibi Google Earth programına gömülmüş yol arıyor, bende hanıma rapor veriyorum. Pardon

    Bu yolu devam edip Nadire köyüne ulaşıyoruz, oradanda aşağı inip Nadire köprüsüne varıyoruz. Bu bölümlere ait fotoğraf bende malesef yok, ama boş kalmasın hemen kopya çekeyim Stick out tongue

     

    Adanalı dostlarımız, yol yapım çalışmasına takılıp pudra gibi bir yoldan çıkıp Zeyve ye gelince kendilerini suyun başında bir cennette hissetmiş olacaklarki, bizide gelin burada yapalım kampımızı diye çağırıyorlar, Zeyve bize yaklaşık 30-35 km uzakta, Nadire den çıkıp nefis bir göl manzarası eşliğinde yine off-road bir yoldan başlıyoruz tırmanmaya. 

    Gezi boyunca Günalp abi bizi gideceğimiz varacağımız yerlerle ilgili sürekli kandırdı, geçen diyalog sürekli şu şekilde. 

    Ben ve Atila abi : Ne kadar yolumuz kaldı ? ( Bitmişiz yorgunluktan )

    Günalp abi : 5 km var.

    Bu konuşma defalarca yaşandı, sonra çıkılır yola git allah git yol bitmez, olmuştur 45 km ve varılır Günalp abinin 5km dediği yere,

    Ben ve Atila abi : Hani 5 km demiştin abi ?

    Günalp abi : eee tamam işte 5km kuş uçuşu Umnik2

    Bu konuşma belki 10 defa aynı şekilde yaşandı Big Smile Sonradan öğrendik ve kuş uçuşumu diye sormaya başladık. 

    Sabah benzinlikten çıkarken hedefimiz 13:00 gibi kamp alanına varmak ve yerleşip etrafı gezmekti. Bu planımız tutmadı ve ancak akşama Zeyve ye varabildik. Adanalı dostlarımızla kucaklaştık, ve çadırlarımızı kurup, etlerimizi seçip sofraya oturduk.


    Karnımıza ağrılar girene kadar  güldük, sohbet muhabbet derken saat  01: 00 olmuş ve ben kaneviçeli yastığıma doğru izin isteyip çadırıma çekildim. Normalde uyku tulumu ve çadırda hep uyuma zorluğu çeken ben,o yorgunluğun üstüne, gürül gürül akan suyun sesine rağmen saniyesindeuykuya dalmışım ve deliksiz uyumuşum.

    Kamp alanımızdan sabah çektiğim görüntüler :

    Sabah mükemmel bir köy kahvaltısı bizi bekliyordu, yine hoş sohbet içinde kahvaltımızı yapıp toparlanmaya başlıyoruz. 

    Toparlanıp, motosikletlerimizi yükledikten sonra çıkıyoruz  yola Adana'lı dostlarla, amacımız bu bölgede yapabileceğimiz kadar off-road yolu beraber yapmak ve sonra bir noktada ayrılmak.

     

    Orhan yüce google earth haritasından yine buluyor bize bir yol, önce pudra gibi rezil bir yoldan bembeyaz olmuş şekilde Ermenek'e varıyoruz. Ardından benzinlerimizi tamamlayıp Ermenek - Karaman yolundan sağa sapıp kısa bir konuşan çeşme molasından sonra bir vadiye geliyoruz. Vadi anlatılacak gibi değil, müthiş bir doğa eseri, heryer oyuklarla dolu ve görüntü muhteşem, etrafında aralıklarla yörük çadırlarına ve hayvanlarına rastlıyorsunuz, yol stabilize çakıl karışımı, grup fotoğrafı çektirmerk için duruyor ve sonra devam ediyoruz. Yol bir süre sonra Ermenek - Karaman yoluna tekrar bağlanıyor. 

    Tabi bu kadar off-road bizi kesmiyor ve başlıyoruz yine aranmaya, o sırada yörüklerden 3 çocuk yanımıza geliyor, yol tarifi almaya çalılıyoruz ama pek sağlıklı bir bilgi yok, biraz daha ilerleyip bir dağın yamacından giren yola uzun uzun iç çekerek bakıyoruz, sonra aşağıdaki çadırlarda konaklayan yörüklerle konuşmak için Günalp abi iniyor ve 5 dakika sonra geliyor yanımıza, malesef çok fazla yağmur yağdığından yolların gidilecek şekli yokmuş ve zaten yolda bir yere bağlanmıyormuş.

    Orhan ve Ümit güçlerini birleştirip bize off-road bir yol bulmaya çalışıyorlar. Oleyyy

    Ama nafile, koca coğrafyada off-road yapacak yer yok shok


    Off road yol bulamayınca Karaman tarafına doğru yol almaya başlıyoruz, harika virajlar bomboş bir yol, yolda yer yer viraj içlerinde tehlikeler mevcut, o bölgeye gidecek olan arkadaşların dikkatli olmasında fayda var, hızlı tempoda gelip viraj içinde sürpriz ile karşılaşmamak elde değil. Tam bir motosiklet yolu, kıvrıla kıvrıla iniyorsunuz aşağıya.

     

    Harika virajlardan sonra bir çeşme başında mola veriyoruz. Artık ayrılma vakti geliyor Adana'lı arkadaşlarımızla. 

     

    Sarılıp kucaklaşılıyor, telefonlar alınıyor ve ayrılıyoruz. 

    Yolun bundan sonrasında bende fazlaca bir fotoğraf yok, yaşadığımız en ilginç olayda yolda bir katıra çarpıp tarlaya yuvarlanan kamyondaki şöförün kurtarılması için yardımımız oluyor. 

     

    Manavgata varıyoruz, yorgunluk akıyor resmen yüzlerimizden, ama bir mutluluk varki içimizde inanılmaz keyifliyiz. 

    Motosikletlerimizi yıkayıp Antalya'ya dönüyoruz. Saat 21:30 gibi eve varıyorum. 

     

    Harika bir geziydi, keşke imkanımız olsada bir gece daha fazladan konaklasaydık dostlarla. Arayı fazla açmadan en kısa zamanda tekrarlamak lazım. Hepinize teşekkürler... Drinks Clapping Pbw Smilie Goldcup


     

     

    ÜMİT KAPLAN'IN GÖZÜYLE ADANA EKİBİNİN MACERASI :

    Adana - İskenderun arası fazla bir mesafe olmamasına rağmen bir türlü ortak bir şeyler yapamamıştık Mehmet ve Osman abi ile ve benimde aklımda torosların eteklerinde beraber bir kamp yapmak vardı... Üzerine Adana-Antalya ortak kampı teklifi gelince, durum tadından yenmez bir halaldı..

     Osman abi ile akşamdan telefonlaştık, Adana otobanı üzerinde buluşacağız, ben yaklaşınca arayacağım oda çıkacak.. Sonra Yeniköy'den Mehmet abi ile buluşup araziden devam edeceğiz...

     Saat 06:00'da kalkıyor, 06:40'da yola koyuluyorum ancak lastik havasını asfalt için doğru değerlerine getirmem lazım, hava pompası çalışan benzin istasyonu bulacağım derken 20 dk kaybediyorum 07:00 yoldayım. Benim ufaklık 130 km'yi 1 saatte alınca 08:00'de Adana'dayım.. Ufak bir karışıklık sonucu buluşamadık ve ben yola devam ettim..

    Yolda üzücü bir kaza, sanırım 15-20 dk önce olmuş ve şoförü zarar vermeden kabinden çıkartmaya uğraşıyorlardı..


    Mersin otoban çıkışı Osman abi ile buluşuyoruz..


    Gözne istikametinden Arslanköy yoluna dönerek Yeniköy'e varıyoruz...


    Sağolsun Mehmet abinin annesi, kahvaltılık göndermiş, onları çaylarla götürüp yola koyuluyoruz...

    Mehmet abi ile ikimizde bu tarafları bildiğimizden, ufak bir "nerden gidelim" merasimi sonrası Arslanköy - Gavuruçtuğu - Sorgun üzerinden gitmeye karar veriyoruz.. 2009 Mayıs sonu gene bu yoldan geçmeyi denemiş, kar olduğundan geçemediğimden, kar olabilir diyorum ama hesaba katmadığım bir şey var. 2009, fazlaca kar yağışının olduğu ve senlerdir kuruyan bir çok kaynaktan su çıkan bir yıl olmuştu...

    İstikamet Arslanköy..


     


    İşte Arslanköy'deyiz..

    Bu köy taaa 1897 yılınca bucak, belde teşkilatı kurulan ender yerlerden biri.. Eski adı Efrenk. Cumhuriyetin kurulmasıyla 1923'te tekrar muhtarlığa dönüş yapmış olsa da 1954 yılında tekrar belediye olmuş.. Ben geçen yıl geldiğimde bu belediyenin vasat misafirhanesinde kalmıştım ... 

    Buranın tarihi ile ilgili kopyala/yapıştır olacak ama kısa bir bilgi geçmek istiyorum :

    -------------

    Sevr Antlaşmasından sonra başlayan işgaller sırasında Arslanköyü işgal etmeye gelen sayıları ve aralarında 15-20 civarında Ermeni gönüllülerinin de bulunduğu Fransız birliği Yavca köyünde imha edilmiştir. Bunun öcünü almak isteyen Ermeni komitesi Arslanköy'e Ermeni asıllı bir karakol komutanının atanmasını sağlamıstır. Bu oyunu anlayan Arslanköy halkı ermeni komutanı bir dipsiz mağaraya atmıştır.
    1 Mart 1920 sabahı Arslanköy'e gelen Kuvay-i Milliye birliği Arslanköylülerin sevgi gösterileriyle karşılanmıştır.

    --------------------



    KTM'lerin düştüğü; "-BMW abi biraz benzin verseenee, nee oluuurr" durumuna düşmemek için sadece yaz ayları açan, Eylül-Ekim gibi kapatan meşhur benzinciden benzinimi alıyorum... 2009 yılında bu rotayı yaparken de şanslıydım, Cuma gününe denk gelmişti ve Cuma günü, benzin tankerinin gelme günüydü..
    Crazy



    Aslfattan çıkıp yola çıkıyoruz... Bu yola girerken Mehmet abi duraksıyor.. Neden? Çünkü Zümo düz devam etmesini söylüyormuş, sen bırak zümo kaydını yapsın, sen canlı gps'e güven Crazy Canın kaybolmak istediğinde, dilediğin kadar güvenebilirsin Zümo'ya 17062081 M



    2009 yılında (ben buralara gelmeden bir kaç hafta önce ) köylüler, "-şu su kaynağını kepçe ile bir genişletelim bakalım" demişler ve eskilerin kendilerinden daha akıllı olduğu kanaatine varmışlar.. Adamlar heyelandan etkilenmesin diye kemer yapmışlar.. Bizimkiler nede olsa kepçe var heyelan olsa açarız diyorlar tabii.. Geçmiş dönemde ki imkansızlıklar, insanları kalıcı çareler bulmaya itiyor fakat her şeyin elimizin altında olduğu, eskilerin bile "yaşanacak yıllar" dediği bu çağda ise kolaylıkların yumağının içine gömülmüş durumda, kalıcı değil geçici çözümlerle günü kurtarıyoruz..



    Kemerin içinden 3-4 koldan su çıkıyor... Buranın suyunun da tadına bakıyoruz, ben hemen su torbamı buzz gibi taze suyla dolduruyorum.. Osmana bi de fotoğraflarını çekiyor... 17062081 M Crazy



    İşte ufaktan yukarı doğru sarmaya başlıyoruz..



    İşte tam bu nokta, benim kar vardır tereddütünü yaşadığım nokta...



    Ben geçmeye çalışırken görüntü aşağıda ki gibiydi..




    Yola devam ediyoruz...











    Ne demişler her şeyin aşırısı zarar... Bende gres yağını bol bulunca km teli dişlisine ve etrafına fazlaca gres sürünce hoplama, zıplama olunca km teli yerinden çıkıyor.. Burada da çıktı, ufak bir yerine takma operasyonu yaptık... Bak şimdi aklıma gelmişken inip fazla gresi temizleyeyim Crazy



    Sürekli giderken fotoğraf çektiğim için, bir müddet sizleri torosların yamacında ki görüntülerle baş başa bırakıyorum...  























    Bunu kendim için çekmiştim, araya karışmış.. Başka bir taraftan yol bağlandığına göre, farklı bir rotadan bu noktaya gelinebilir düşüncesiyle, Google Earth'den bu yolu takip etmek için fotoğraflıyorum..







    Burada mola vermeye karar veriyoruz...



    Çay molasııııı... Anladığım kadarıyla Mehmet abi "-susuz yol yaparım ama çaysız asla" diyenlerden.. Yanına su almamış ama çayı unutmamış Crazy



     Benimde çay ile pek aram olmadığından, börtü-böcek merakımı gideriyorum...





    Ve tekrar yoldayız... Bir kaç kilometre sonra asfalt yola bağlanıyoruz...



    ...ancak yine bir iki kilometre sonra Güzeloluk tarafına ara bir toprak yola sapıyoruz.





    Güzeloluktan sonra Avgadı-Harfilli sapağına geliyor ve Harfilli'ye doğru dönüyoruz... Güneyli köyü ile Sarıaydın köyü arası güzel bir arazi sürüşü ile Sarıaydın köyüne varıyoruz.. Daha önce bu yolu gece geçmek zorunda kalmış ve kısa bir kaybolma yaşamıştım..



    TKC takılı olsa bodoslama dalacak ama yapamıyor tabiii..







    İşte Sarıaydın köyü göründü.. Ancak gevşek zeminli, dolambaçlı bir inişi var.. Benim için pek problem teşkil etmese de koca oğlanlar için gevşek zeminli inişler kabus olabiliyor..





    Amcanın koruması yanında :) Sarıaydın köyünde yiyecek bir şeyler arıyoruzi belki Alabalık çiftliği vardır, malum dere var ama çiftlik yok..



    Sonra bir bakıyorum Mehmet abi son gaz gidiyor, dedim herhalde yolu biliyor.. Meğerse kuzuların kokusunu amış, Kırobası (Eski adı Mara) köyünde kuzuların hemen yanına park etmeye çalışıyor Crazy

    Burada fazla kalmadan Alabalık çiftliği tarifi aldığım Çömelek yolu üzeri, Karacaoğlan sapağında ki çiftliğe doğru gidiyoruz.. Bu arada ben hala gidemedim ama Mara'dan Erdemli istikametine doğru inerseniz Uzuncaburç Antik kentine varırsınız ve Mehmet abinin dediğine göre harika bir antik kent..



    Yol üzerinde sapağa gelmeden Alabalık çiftliği tabelasını görünce dalıyoruz...





    Alabalık çiftliğine varıyoruz ama burada üretim var, tüketim yok! Balık sayıyorlar..



    "-Gideceğiniz alabalık bulamazsınız, buradan alıp götürün orada pişirirler" dediler, bizde söz dinledik...



    Vay anasınııı.. Damızlık alabalık.. Crazy



    Kg'ı 8 TL olan balıklarımızı alıp motorlara atlıyoruz...



    Ortalık mavi kelebek kaynıyor... Malum bu arkadaşların hepsinin Latince bir adı var.. Bu arkadaşın adı ise ; Polyommatus icarus


    Balıkları pişirttik, afiyetle mideye indiriyoruz.. Bu amcam da bayağ dertliydi, derdini bayağ bir süre bizimle paylaştı..



    Saate bakınca bizde buluşma saatinden epeyce bir geride olduğumuzdan, ve antalya ekibinin bize ulaşamadığı gibi bizde onlara ulaşamadığımızdan, ve bu noktadan sonra araziyi bırakıp asfalttan, Çömelek-Mut istikametinden performanslı bir gidiş yapmaya karar veriyoruz.. Tabii Antalya ekibine ulaşamadıkça, onlarında dağ-tepe gezdiğinin farkındayız... Kazancı'ya gidip, orada ekibi bekleyeceğiz..  



    Çömelek'i biraz geçtikten sonra sağa bir virajda duruyorum.. Amacım Sason kanyonunu Osman abi ve Mehmet abiye göstermek...



    Bahsettiğim virajdan sola doğru uzanan toprak bir yol var...



    Kısa bir inişten sonra kanyonun bakı noktalarından birine geliyoruz...



    Sol tarafta taşlara oyulmuş merdivenler var... Hemen sağ alt köşede ise duvar kalıntıları...

    Sason Kanyonu, Atlas dergisinde "Görülmesi Gereken 100 Yer" listesinde de mevcut bir alan.. 2000 yılında 1. derecede sit alanı ilan edilmiş.. Kanyon yaklaşık 12 km uzunluğunda.. 200-300 mt boyunda olan duvar gibi kayaların bazı bölümlerinde, çeşitli boyutlarda kaya mezarları bulunmakta... Bazı noktalarda ise mağaralar ve bunların birbiri ile bağlantısını sağlayan tüneller bulunmakta.. Şuan bu mağaralar yöre halkı tarafından, her yerde olduğu gibi ağıl olarak kullanılmakta ve tahrip edilmekte...

    Kırca köyünden başlayıp Dere köyünde sona eren bu kanyonu bir vakit yürümek lazım.. Kanyon tabanında akan Sason deresi üzerinde birde antik bir köprü bulunmakta...



    Bir iki hatıra fotoğrafı sonrası, hızlıca yola devam ediyoruz...




    ...ve MUT'dayız.. Aşağıya indikçe anlatamayacağım bir alev topunun içerisine düştüğümüzü sanıyoruz... Asfaltın erimeyen tarafı kalmamış ve sağ tarafta yolun kenarından merkeze ulaşmaya çalışıyoruz... Bırakın asfaltı, üstümüze yımırta kırsak kesin pişerdi...

    Yangın bu derece olunca, Mehmet abi yanan ocağı söndürmeye uğraşıyor..Crazy



    Benzin ikmalimizi yapıp yine hızlıca Ermenek istikametine devam ediyoruz... Evşe köyünden bir kaç km. sonra  Anamur sapağından döneceğiz..



    Gezende barajı manzarası ile yola devam ederken, namuslu bir arı boynumdan ölüm öpücüğü alıyor... Korna, selektör ekibi durduruyorum...



    Ortalıkta çamurda yok ki, hemen toprağa biraz su döküp çamur yaparak arının soktuğu bölgeye sürüyorum... Anında acısını ve şişliğini alıyor...



    Sonra devam ederek Anamur sapağına varıyor, sola dönerek önce inişe geçiyoruz...





    Ermenek Barajı suları yükselmiş vaziyette..



    Bu manzara eşliğinde inişe devam ediyoruz... Ancak asfalt burada da erimiş durumda ve biz artık sıcaktan rezil bir haldeyiz..





     

    İşte başka bir kabus burada başlıyor... Yol yapım çalışması! Önce sıcaktan terledik, şimdi de toz bulutu ile ödüllendiriliyoruz..  Hele karşıdan bir kamyon geldi mi, ohhh deymeyin keyfimize.. Kalitesiz asfaltı yapan zihniyetin kulaklarından girmiştik, bu tozu dumanı bize yutturanın cetelisinden çıkarkeeeeeeennnn....

    Yanımızdan bir kamyon daha geçiyor, ortalık toz/duman ve bir anda bir serinlik hissediyoruz... Sanki peri masalında bir kapıdan geçmişiniz de, hayal ülkesine giriş yapmışsınız, etrafta kelebekler uçuşuyor durumları... Cennete düşmüş gibiyiz...  O toz bulutu gitti yerine çınar ağaçları altında, her tarafından sular fışkıran, acayip serin bir ortam geldi..

    Bu alanda eskiden demirci, bakırcı, ayakkabıcı gibi esnaflar da varmış ancak günümüz gelişen teknolojisine yenik düşerek bu pazardan ayrılmak zorunda kalmışlar.. Tıpkı elektrikli değirmenlerin çalışmaya başladığında su değirmenlerinin birer birer kapanması gibi...



    Hemen motorları yolun köşesine bırakıp, suyun yanında ki mekandan çay daveti ile kendimizi çınar ağaçlarının gölgesine bıraktık...

    Antalya ekibi ile telefon trafiği yaparak burada kalmanın daha uygun olacağı görüşünü belirttik, zira hiç birimiz buradan bir yere kıpırdama taraftarı değildik...Düşmüşüz cennete bırakır mıyız... Cennet deyip duruyoruz tabii ama o koşullardan sonra böyle  bir yeri açıkçası hiç birimiz beklemiyorduk, haliyle orası bizim için kesinlikle cennet idi.. Yörenin adı mı? Zeyve Pazarı, haritalarda ise yeni adı olan Yaylapazarı geçmekte, 1999 yılında 2. dereceden doğal sit alanı ilan edilmiş, su değirmenleri, taş fırınları, 300 mt ilerisinde ki suyun çıktığı kaynakları ile tabii bir güzellik...



    Bir müddet sonra ilk Günalp abi varıyor yanımıza...

    - Diğerleri neredeler?

    - Yine bir meyva ağacı gördüler, bende bastım geldim..

    .. diyor Günalp abi Crazy 17062081 M



    Sonrasında Atila abi de geldi, ekip yavaş yavaş mideleri dolu vaziyette geldiler Crazy

     Et münazarası sonuçlanınca, sofra hazır olana kadar çadır kurma olaylarını hallediyorduk kiiiii
    Baktım biri elinde işlemeli, kanaviçeli yastığıyla geçiyor, dedim herhalde yöre halkından biri... Meğer bizim Hasan'mış Pooh On Ball



    Mangal'da yandı... Hakikatten şahsen benim bünyenin alışık olmadığı keyif anları bunlar... Ama şuna kanaat getirdim ki, arada bir bu keyfi yapmalı insan... Dağ, taş, toprak, çamur, zor yollar diyerek bu güzelliği de yaşamamak olmaz ki, yılda bir kez yapmak lazım bunu...



    10'dan geriye doğru sayıyorlar, sonra ayaklarını dışarı çıkartıp ısıtıp tekrar sokuyorlar Crazy Çok eğlenceli bende en fazla ayağımı 20 saniye suda tutabildim, ciddi soğuk!



    Millet yemeğe başladı, ben rakının mezesinin derdindeyim.. Buraya özgü helvası ile bir kaç limon aldım geldim ancak eleman elimden kaptı, "-ben yaparım" diyerekten ancak içim rahat etmedi, peşinden gidip kontrol ettim... Limon, helva karışımı mezemizde böylelikle masada yerini almış oldusapırrr



    O saat ne çabuk geçti ben anlamadım, gerçekten çok eğleneli bir sohbetti, gülmediğimiz dakikalar sayılıdır herhalde...



    Sabah kahvaltıya bayan eli değiyor ve masamızda çok güzel çiçekler var!







    Birde bu ceviz reçeli... Nasıl bir şeydir bu, mekanın sahibinin hanımı yapmış getirdi...



    Suyun kaynağına doğru kısa bir yürüyüş yapmak için çıkıyorum, fakat bu tatlı zibidiler ayaklarımda pervane oluyorlar..



    Tatlılıklarına dayanamıyor, bolca fotoğraflarını çekiyorum...













    Bu çınar ağacı kovuğu da yuvaları...

     Bu zibidileri baş başa bırakıp suyun kaynağına doğru yürüyüşe devam...



    Ağaçların yüksekliği gerçekten baş döndürücü, güneş ile hiç muhattap olmuyorsunuz...



    Dinlendirici bir serinlikle birlikte gözünüze ve kulağınıza hitap eden güzellik.









    İşte suyun kaynak noktası bu gördüğünüz yer.. Bunca su, o en sonda gördüğünüz ağacın altından fışkırıyor...





    Ne kadar ilginç değil mi? Aşağıdaki akış hızı bu kadar yüksek bir suyun kaynağının da gürül gürül olmasını bekliyorsunuz ama çok sakin bir kaynak bu

     Biraz da etrafa, börtü-böceğe odaklanıyorum... Gözüme değişik gelen, daha önce görmediğim bitkileri ve canlıları fotoğraflıyorum...













    Alabalık çiftliği..





    Ben etrafı gezmeye dalmışken herkes hazırlanmış, motorlar dışarı çıkartılıyor.. Bende hemen çadırı toplayıp hazır hale geliyorum..Yola çıkmaya hazırız...



    Toprak kabusu tekrar yaşayacağız, "Eyvah, ayvayı yedik" bakışları atmak için duruldu Crazy



    Ermenek barajı, birde gündüz bu açıdan fotoğraflamak istedik...



    Biri burada, "-Kamyon geliyor dikkatt!" diye seslenince herkes çil yavrusu gibi dağıldı... Pbw Smilie Pocketbike



    Tüneli kullanarak yolu kısaltıyoruz...











    Ermenek'te yakıt ikmali sonrası, arazi yapacağımız rotaya doğru yola koyuluyoruz... Buradan sonra rota Orhan abi ve Günalp abi de...



    Yukarıdan çok güzel görünen bu vadinin içlerine dalmak üzere inişe geçiyoruz..



    İşte toprak yol başlıyorr...



    Tabii önce su ikmalini de yapmak lazım...



    Ağaçların arasından akan ter temiz, berrak bir su vardı..  Oranın kenarında ayaklarımı suya sokmak isterdim...



    Arazinin yapısı  gerçekten çok güzel... Bu manzaralara söylecek pek bir şey yok.









    Burada kısa bir duruş yapıyoruz ancak kimse kafasını yukarı kaldırıp bakmıyor..



    Ben hariç Crazy, tepemizden harika bir manzara ile sular sızıyor...



    Tabii birde Orhan abi yakaladı o ambiansı :)


    Toplu fotoğraf çekmek için ayarlar yapıyor...



    Mehmet abide kendi ayarını yapıyor Crazy



    Ve koşuuuunnnnnn Crazy Harika bir GIF oldu bu bence, sizce?

    Hasan hariç herkes hareket halinde Crazy





    Bucak kışla asfaltına bağlanana kadar yola devam ediyoruz..








    Bu gençler yol tarifi için yardımcı olmaya çalışıyor.. Atila abi de arada yan çantalarından çıkardığı çikolata mı? Şeker mi? göremediğim ufak birşeyler hediye ediyor..



    Şu Günalp abinin yolu sormak için gittiği, yukarıdan enfes görünen yol.. Şahsen benim içimde kaldı o yola girmemek... Bir dahaki sefere Antalya'ya geçişimde bahane olarak bu yolu kullanabilirim..



    Günalp abi yolu sordu, ve devam kararı çıktı...



    Bir köylüye daha danıştık, buradan da devam kararı çıktı Crazy



    Karaman Bey Geçidi :  Rakım 1925, ve hemen sağ tarafımızda şahin yada kartal ben seçemedim kuş avında havada asılı durmuş idi...



    İstikamet karşıda ki dağın yamacında ki yol...



    Hasan yere yatarak fotoğraf çekimi yaptı, sonrasında son gaz yetişmeye çalışırken...


    Günalp abi karşı dağ eteklerin büyüsüne dalmış, fotoğraflıyor..







    Osman abi sarı civcivi ile :)



    Burada kısa bir moladan sonra ayrılık vakti geldi... Her güzelliğin bir sonu vardır.. Ama tekrarı olmayacak diye bir kaidesi yoktur! Tekrarını yapalım ama bu sefer rotada Bolkar platosu da olsun.. Yada artık biz oralardan geçip geliriz...



     

    Devamında biz Göksu kenarına inip off-road yollardan MUT yoluna bağlandık...

     





     

    Gönderilen Jun 18 2010, 10:03 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 5 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar VIII - Çaltıbük,Kuşyuvası

    Sat, Apr 17 2010 1:18
    4,614 Okundu  

              

             

     

    Antalya ekibi yine iki günlük kamplı gezideydi.Toplam 720 km,on the road,off the road,bol viraj ve hatta Nepal planları!!! Whistle3

    Bu gezimizde unutulmayacaklar listemizin ilk sıralarında yerini aldı.

    Gezi burada başladı.Her zamanki gibi birbirimizi görmenin,tekrar iki tekerle yollarda olmanın neşesiyle.

    Atila, 

    Orhan,

    Sinan,

    Mesut,

    Ben ve artçım Fahri Bey'den oluşan ekip yollara koyulduk.

    Can sıkıcı Antalya-Alanya yolunu,ardından nefis Anamur virajlarını katedip,

    yorgunluk atmak ve kahvaltı etmek için yol kenarında molayı verdik.İşte asıl muhabbet burada başladı.

    Mola yerimizin manzaralı tuvaleti.

    Biz oturmuş nefis kahvaltının,harika çam balının tadını çıkartırken yoldan vızlayarak küçük bir motosiklet geçti.Plakasını göremediğimiz ve motosikleti bir şeye benzetemediğimiz için yabancı bir gezgin diye düşündük.Henüz iki-üç dakika geçmişti ki,aynı motosiklet geri gelerek bizim motorların yanına park etti.

    Şimdi hiç bir kelimeyi atlamadan aramızdaki muhabbeti aktarıyorum.

    Sinan                    : Hehehe adam acemi herhalde dönüp gelmesi yarım saat sürdü.

    Diğerleri:)              : Hahahaa

    Bir kaç kişi            : Aaa Muğla'lıymış.

    Yeni gelenler motorlarından inerler ve bize doğru yaklaşırlar.

    - Merhabalar ben Deniz bu da eşim Elif.

    -Hep bir ağızdan     : Çok memnun olduk.Buyrun,beraberce kahvaltı edelim.

    Yeni gelenler oturur.

    Mesut ve Sinan (Motosikletlerinin arkası Suriye yolcusu gibi dolu olduğu için,havayla) : Bayram gezisi herhalde ne tarafa gidiyorsunuz?

    Deniz                    : Nepal'e

    Derin bir sessizlik,birbirine bakışmalar...

    Mesut                   : Biz de Bangladeş'ten geliyoruz.

    Hep bir ağızdan      : Hahahaha

    Deniz                    : Yok ben ciddiyim,eşimle birlikte Nepal'e gidiyoruz.

    Bu sefer çok daha derin bir sessizlik.Başlar önde.

    Kem küm vaziyetleri.

    Bizim motorları gören ekvator çevresinde dünyayı iki kere turlamış dönüyor zanneder.Biz topu topu bir günlük kamplı geziye gidiyoruz.

    Adamın iki kişiyle Nepal'e gittiği motosikleti biraz sıksan bizim top case'lerden birisine sığdırırsın.Hadi diyelim top case'e sığmadı bir kısmını yan çantalardan bir tanesine koyarsın kalanına da kendi eşyalarını yüklersin...hahaha

    Deniz ve Elif'i uğurlamak için motosikletin başına gidiyoruz.Hiç kıskanmadık ya!!!

    Çamur at,yapışmazsa izi kalır...Geeked

    Ben : Bunun ön siperliği de yok,zor olmayacak mı ?

    Deniz  : Yoo pek zorlanmıyorum.

    Sinan : Bu seleye koyduğunuz peluş yağmurda ıslanınca sizi çok rahatsız etmezmi?

    Elif  : Olabilir,biz de bunun için su geçirmeyi önleyen sprey sıktık.

    Sinan : Olsun yine de ıslanınca kurumaz bu meret.

    Atila  : Bunun ön amortisörü pek bir zayıf görünüyor.

    Deniz  : Ya kusura bakmayın ama siz BMW'ye bine bine konformist olmuşsunuz.Lol

    Bizler hep bir ağızdan ama kıpkırmızı : Yolunuz açık olsun görüşürüz!!!

    Evet bu sıcak bir sohbetten sonra Deniz ve Elif'i 3-4 ay sürecek yolculuklarına bir hatıra fotoğrafı çektirerek uğurluyoruz.

    Yolları açık olsun! Hiç kıskanmadık...Wink

    Biz bu moralle Anamur'a varıyoruz.Biraz sonra yolda geçtiğimiz Deniz ve Elif yine benzin almak için durduğumuz istasyona geliyorlar.

    Burada yine keyifli bir sohbet.

    Onlar Mersin'e biz ise tersine çıkıyoruz yola tekrar.Geeked

    İlk durağımız Anamur'un ünlü ''Mamure Kalesi''.

    Kalede turistik bir gezi yapıyoruz.Çok iyi korunmuş bir tarihi yapı.










    Bu tarihi kale'ye bir GS'le büyük ihtimalle ilk giren Mesut oluyor.Böylece bir tarih daha yazılıyor.



    Çaltıbük'teki kamp yerimize yine ancak hava karardıktan sonra varabiliyoruz.

    Mesut'un sabah Metro'dan alelacele satın aldığı çadırı,bir inşaat mühendisi,bir makina mühendisi,bir muhasebeci olmak üzere üç kişilik profesyonel bir ekip dahi kurmayı başaramıyor.Crazy

    Mübarek çadır değil,gökdelen.


    Kamp ateşi hazırlıkları başlıyor.

    Tabii nefis şişlerde hazır.

    Karnımız doydu,sırtımız pek.

    (Bazılarımız hariç.Big Smile) Adamlar uyanık ya bizim matları beğenmeyip şişme yatak aldılar.Ama pompaları iflas etti.Ya yerde yatacaklar ya da ciğerlere kuvvet şişirecekler koca yatakları.Alıyor bu üçünü bir keder tabii.

     Ateşin başında sohbet bir başka...

    Biraz ışıkla boyama tekniğine çalışıyoruz.

    Kampımız gecenin karanlığında çok hoş görünüyor.

    Güneş doğarken bir başka güzel.

     

    Gündüz daha bir başka. 

    Bu arada bir de misafirimiz var. 

     Sabah kahvaltısı için hazırlıklar başlıyor.

    Elimdeki bira kutularını görüpte sabahın köründe kafa çekiyoruz sanmayın.

    Kahve için su ısıtıyoruz bira kutularında.Ee yokluk adama neler yaptırıyor.



    Sucuklar şişlere geçiriliyor. 

    Yine kahvaltımızda bir kuş sütü eksik.

    Orhan'ın sucuk-ekmeğe bakışları sucuk-ekmek açısından oldukca ürkütücü.Geeked 


    Önce niyetimiz ana yoldan Ermenek istikametine gitmekti.Ama oradan geçen köylülerden,bulunduğumuz yoldan da,hem de off road Ermeneğe çıkış olduğunu öğreniyoruz.

    Yol nefis inanılmaz manzaralar var.





    Bu arada Sinan kayıp.Bir çeşme başında durup bekliyoruz. 

    Biraz sonra geliyor.Yukarıdaki fotoğraflardan birisinde gördüğünüz,yanından geçerken keçileri otlatırken görüp yol sorduğum kırmızı kazaklı hanım çoban sayesinde bulmuş bizi. 

    Yola ve nefis manzaralara devam...

    Burada artık fazla söze gerek yok.

    İrtifa gittikce artıyor. 

    Bu arada çok yavaş yol alabiliyoruz.Yaklaşık 70 kilometreyi 4 saate yakın bir zamanda katettikten sonra sonunda Kazancı kasabasına varıyoruz.Burası eskiden Ermeneğe 25 km.mesafedeydi.Şimdi yeni su verilmeye başlanan baraj nedeni ile mesafe 90 km'ye çıkmış.

    Kazancı'nın kahvesinde mola verip bayramlaşıyoruz.





    Baraj yüzünden su altında kalan eski yola giriyoruz.

    Sağda görülen su dolu olan yer eskiden 60 metre derinliğinde bir vadiydi.

    Yol burada bitiyor.

    Eskiden burası böyle görünüyordu.Şimdi görülen tüm vadi 250 metre derinliğinde suyla kaplanacak.

    Her şey baraj sularının altında kalmış. 

    Yolumuz uzun,tekrar yola çıkıyoruz. 

    Bayram nedeni ile geçici olarak baraj inşaatının içinden yol vermişler.Bu sayede tam 70 kilometre tasarruf ediyoruz.

    Barajın üzerinden ve tünelinden geçiyoruz. 

    Sonunda Ermenek'teyiz. 

    Ermenek'ten sonra Sarıveliler'de mola veriyor ve kahvede yine bayramlaşıp harika sohbetler ediyoruz.

    Bundan sonraki durak kuş yuvası.

    Kuş yuıvasına ancak gün batarken ulaşıyoruz.Yine çok heybetli. 

    Motosiklet aşısı verdiğim komşum Fahri Bey'de havaya girip ''İlk Hedefiniz Akdeniz'' pozu veriyor.Bu geziden sonra artık iflah olmaz.2-3 haftaya motosikleti ile katılır kesin bize.Cool Onca yolu arkamda hiç şikayet etmeden geldi.Bravo valla!

    Manavgat'ta Antalya'lı dostlarımız Hüseyin ve Übeyid bizi karşılıyorlar. 

    Yolun son bölümünü hep beraber keyifle bitiriyoruz.

    Yine toplam 730 km. yolu arkamızda bırakıp evlerimize döndüğümüzde eminim hepimiz yüzünde tüm o yorgunluğa rağmen büyük bir mutluluk ifadesi vardı.

    GPS izlerine bakınca yolun pek de öyle küçümsenecek bir yol olmadığı daha iyi görülebiliyor.

    Çaltibük'ten Ermeneğe tırmanış.

    Kuş yuvası geçidi.

    Gönderilen Apr 17 2010, 01:18 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 2 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar VII - Maviboğaz

    Wed, Apr 07 2010 1:03
    5,386 Okundu  

     

              

             

     

    Herkesin ayrı ayrı ''ilk'' leri yaşadığı nefis bir geziydi.

    Mesut,ilk defa araziye çıktı,ama sanki kırk yıldır arazide motor sürüyormuş kadar iyiydi.coolll ilk kez çadırda kaldı,uyandığında çadır dinamiğini çözdüğünü iddia ediyordu.Geeked

    Mehmet böyle sıkı bir arazi sürüşüne ilk kez çıktı,ilk kez motoru devirdi.Tadı damağında kaldı gezi boyunca bir daha ne zaman yatırırız motoru diye sorup durdu.Geeked

    Atila ilk sponsorluk deneyimini yaşadı,bütün gece gözüne uyku girmedi.Big Smile

    Oktay ilk kez : ''KTM'yi alışım tamamen tesadüftü.BMW alsaydım inanılmaz keyif alırdım,benim neden hep ayakta motor sürdüğü sanıyorsunuz'' şeklinde itiraflarda bulundu.Stick out tongue

    Orhan ilk defa fotoğraflarda bu kadar çok göründü.coolll

    Koray bir ilki gerçekleştirip arka janta nasıl olduysa koca bir kayayı sokup dört telini kopardı.Search

    Ben uzun zamandır ilk defa bu kadar eğlendim ve bir geziden bu kadar çok keyif aldım.

    Bo rota Toros Rotaları 17 Numarada gördüğümüz Eğrigöl'e çıkan bir başka yoluda içeriyor.Orada bahsettiğim gibi Eğrigöl'edört hatta beş ayrı yoldan çıkılabiliyor.Hepsi birbirinden güzel.

    Bu raporda bulunan fotoğraflardan kalın çerçeveli olanlar Mehmet Karakaya'ya ve diğerlerine göre yüksekliği daha az olan,yani panaromik fotoğraflar ise Orhan Uslu'ya aittir.

    Maviboğaz Konya'nın Bozkır İlçesi'ne çok yakın.

    Ride Turkey ekibi Seydişehir Bozkır yoluna düşüyor.

    Bozkır'da yemek molası veriyoruz.
    Her zaman ki manzara : Çocuklar KTM'nin başında

    Akıl başında yetişkinler ise doğal olarak BMW'nin başında Big Smile


    Orhan'ın top case'de patlayan su şişesi yüzünden bahar temizliğinde


    Bozkır'da yediğimiz en güzel etli pideydi.Çaktırmadan iki porsiyon götürdüm.Sonra akşama kadar su içmekten iflahım kesildi.


    Bu yörede moru seviyorlar.


    İlk hedefimiz Zengibar Kalesi.

    Teyze Zengibar yolunda evinin kışlık ihtiyacını taşıyor.


    Zengibar'a tırmanan yol oldukca keyifliydi.




    Arkada Zengibar Kalesi ve Isaura antik kenti. 

    Zirve fotoğrafı.Zirveye 3 BMW ve bir de zor da olsa KTM çıktı.



    BMW-KTM dostluğu

    Bu 1800 metre yükseklikteki tarihi mekan yine tarihi bir olaya sahne oldu.Her ne kadar irtifada öksürüp tıksırsa,çalışmakta zorlansa da KTM,BMW ile aynı ritifaya tırmanarak rüştünü ispatladı.Bu noktada artık KTM'ninde bir motosiklet olduğunu kabul etmek gerekliydi.Mesut'un araya girmesiyle bu dostluk pekiştirildi ve bu tarihi görüntüler ortaya çıktı.




    Zengibar kalesi ortaçağdan kalma bir kale.Bozkır'a 16 km. uzaklıkta.Tüm Konya ovası ve Torosları kontrol altında tutan her tarafı uçurumlarla çevrili bir kale burası.Seydişehir,Hadim ve Karaman bölgesini olduğu gibi kontrol etmek mümkün buradan.Zamanında çok zengin bir kavşak noktasıymış.

    Dönüş yolunda rastladığımız,torunuyla at üzerindeki bu dedenin fotoğrafını çekmek için izin istediğimde ''sen bilirsin evladım'' diyerek devamında tüm içtenliği ile ''yolunuz ve bahtınız açık olsun evladım'' diyerek uğurlamasını hiç unutmayacağım.

    Çeşme başında öğlen yediğimiz pideleri suladık.Smile


    Sudaki yansımalarımız.



    Meğer bu KTM'ler suyla çalışıyormuş.Siz birde benzin kaynatıyor deyip duruyordunuz.O kayanayan aslında su.Crazy


    Oktay elleriyle su içiriyor.

    Sonunda Mavi Boğaz'a ulaştık.Yukarıdan nefis bir örüntüsü var.Gerçi içerisi bir başka güzel.



    Bu arada hava karardı.Neyse ki kamp yerimizi çabuk tespit ettik.



    Kampımızı kurduk ve ateşin başına geçtik.Ateşin başında tam beş saat güldük.Gecenin sonunda benim karnıma ağrılar girdi gülmekten.Mesut'un esprileri,fıkralar... Atila'nın metezori sponsorluğu gecenin konusuydu.  

    Rakı kamptan kampa içilince tadı bir başka oluyor.




    Mesut bir iki şişe etleri geçirdikten sonra bir punduna getirip bana yıktı işi.


    Nefis bir akşam.

    Sabah saat 07.00'de kalk borusu çaldı.Her zamanki gibi Atila'nın çadırıma taş atmasıyla uyandım.Kornayı çalmasın diye akşamdan anahtarını almıştık elinden.Geeked


    Akşamın karanlığında kamp yerinin bu kadar güzel olduğunu fark etmemişiz.



    Banyo faslı.


    Koray bütün gece sıkışınca 50 metre dünya rekoru kırdı.Crazy Bütün gece çadırın etrafına toplanan köpeklerden korkusuna çadırdan çıkamamış.

    Sabah kahvaltısı hazırlıkları başlıyor.


    Mehmet bu sefer 3 oda 1 salon çadırını getirmemiş ama şişme yatağı ile yine hepimize fark attı.


    Yine açık büfe kahvaltımız.Bir kuş sütü eksik.


    Böyle manzaralı büfe hangi otelde vardır?


    Bir tıp doktoru olan Oktay keçi ...k'unun enerji verdiğini iddia edip durdu.Indifferent



    Biraz yukarılara keşfe çıktım.Manzara nefis.



    Toparlanıp kanyonun derinliklerine daldık.Böyle bir güzellik olamaz.Burada fazla lafa gerek yok. Fotoğraflar dahi bu güzelliği anlatmaya yetmiyor.İnanın nefia bir yer burası.




    Etraf öylesine güzel ki,Her köşe başında durup fotoğraf çekmekten sırtımdan ter boşandı.

     







    Çamur geçişleri ayrı bir zevk kattı sürüşe.

    Sağolsun Oktay tüm çöplerimizi toparlayıp taşıdı.Böylesi güzel bir yeri kirletmek olmazdı.

    Köprü üzerinde toplu Maviboğaz fotoğrafı.

    Bu adam nereye koşuyor???

    Makineyi ayarlayıp 10 saniyede fotoğrafta yer alacağım diye koşarken tüm fotoğraflarda tavşan gibi zıplarken havada çıkmışım.

    Bu fotoğrafta Oktay ne kadar uğraşsa da saklanmak için yinede bu doğal güzellikte kamufle olmakta zorlanıyor. 




    Zaman inanılmaz hızlı ilerliyor.Kanyonun diğer tarafında kalan 30 kilometrelik kısmı bir başka sefere bırakıp kanyondan bu noktada çıkıyoruz.Daha Eğrigöl'e tırmanacağız.

    Dere kasabasından Eğrigöl'e çıkan yol kanyonu aratmayacak güzellikte.


     


    Yeşilliği gören serildi...

    Bu güzel köylü kızı suyun kenarında dalmış uzaklara bakıyordu.Kimbilir askerdeki yavuklusunu düşünüyordu belki de. 

     

    1800 metrelerin üzerine çıktık.Artık bitki yok etrafta.Bu yolda bir off road'da karşılaşılabilecek her türlü zeminden geçtik.İnce kum,çamur,gevşek taşlık,hatta yer yer yol bile yoktu...

     



     



     



     

    Ara ara çukulata molası verdik.İrtifa ve yol şartları ciddi şekilde enerji tüketiyor.Bunu geri kazanmanın en çabuk yolu çukulata yemek.

     

    Yolun sonlarına doğru motosikletlerimiz ''en kirli motosiklet'' topiğinde yer almaya hak kazanacak kadar oldular.


     

    Bu yolda keşke vaktimiz daha fazla olsaydı ve daha çok vakit geçirebilseydik.Bu rotaya en az 3 gün ayrılmalı.Dyasıya fotoğraf çekmek ve iyice tadına varmak için bu şart.

     



     



     

    Bazen zorlandık...

    Bazen gazladık.


     


    Eğrigöl'e yaklaştıkca manzara değişiyor.2000 metredeyiz.İrili ufaklı bir sürü göl var bu tarafta. 

     


    Sonunda Eğrigöl'deyiz.Bu gölün adı haritalarda Eğil Gölü diye geçiyor.Ama yerel halk Eğrigöl diyor.


     

    Bu yorgunluğun üzerine sucuklar çok iyi geldi.


     


    Sucukları yedikten sonra ağırlık çöktü hepimize.Hiç birimizin kalkıp gitmeye niyeti yok.ben bir ara ciddi ciddi çadırı kurup burada kalmayı düşündüm.

    Ama yolcu yolunda gerek diyerek düşüyoruz tekrar yollara.Dönüş yolunda Gündoğmuş'a doğru iniyoruz.Hava da kararmaya başladı artık.



     


    Bu inişte çok güzel.

    Dönüşte hepimizin ortak fikri bu rotayı tekrarlamaktı.En kısa zamanda yeniden gitmek lazım buralara.Onca yorgunluğun üzerine gece yarısı eve gelip yatağa uzandığımda yeni bir seyahati hayal ederek uykuya daldım.Bu yol nasıl bir şeydir anlamadım.İnsanı çekiyor kendisine...

    Gönderilen Apr 07 2010, 01:03 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 6 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar VI -Eğrigöl ve Çündüre Şelalesi

    Sat, Mar 20 2010 21:19
    6,562 Okundu  

     

              

             

    Atila'nın dükkanda oturuyoruz!

    Kapıdan içeriye yabancı bir çift girdi.Bir kaç şey almak istiyorlar...
    Kapıda Hollanda plakalı 1200 GS'i görünce sohbet gezilere geldi.Misafirlerimiz İsrail asıllı Hollanda vatandaşı Shai ve Matema.

    Shai uzun zamandır motosikleti ile yoldaymış.Sohbet ilerleyince kendi internet sitesini gösterdi.Orta Amerika,Kuzey Afrika vs.
    baya bir gezmiş.

    E biz de açtık RideTurkey'i.

    İşte her şey böyle başladı...

    Bizim ''TransToros'' u,en son yaptığımız Anamas gezisini görür görmez ''ben gelecek hafta salı gününe kadar buradayım muhakkak sizinle dağlara çıkalım'' diye tutturdu.E biz de istemeye istemeye kabul ettik.Crazy

    Cumartesi günü sözleştiğimiz saatte buluştuğumuzda Shai'nin motorunun üzerindeki yükü görünce Türkiye'ye iltica edip küllüm yerleşmeye geldi zannettim.

    Motorun üzerinde bir tek yatak odası takımıyla,salon takımını koymamış.Geri kalan ev burada.hahaha

    Yola Atila ve eşi Mine,sonradan Mavgat'ta bize katılan Mehmet ve eşi Tuna,ben,İsrailli misafirlerimiz Shai ve eşi Matema sabah saat 10.00'da Gündoğmuş Eğrigöl diye çıktık yola.Eğrigöle yine kardan dolayı ulaşamayınca Cündere şelalesine giderek Antalya'ya gece saat 23.30'da geri döndük.Toplam onüçbuçuk saatte 400 kilometre yol yaptık.

    Bu yol bizim Toros Rotalarının 17 numaralı olanını kapsıyor.

    Eğrigöl'e ulaşamadık ama yine de harika manzaralar vardı.

    Sabah yola hazırlık.Shai ve Matema.

    İstikamet Manavgat.Düştük yola...

    Manavgat'ta Mehmet ve eşi Tuna'da katıldılar bize.

    Öğlen için alışveriş yapıyoruz,ama bunları ancak akşama doğru yemek nasip olacak.

    Bu noktada Shai bizi durdurdu.İki gün önce buradan geçmiş ve aşağıda harika bir ırmak olduğunu orayı bize göstermek istediğini söyledi.

    Hanımların neşesi yerinde...

    Başladık aşağıya inmeye...

    Irmağa iniş yolu oldukca zorlu.Ama Shai onca yük ve yolcusuna rağmen pire gibi iniyor.

    Gerçekten de indiğimiz yerde manzara harika.Hele bizim Motorlar manzaraya dahil olunca bir başka güzel.

    Az ileride ağacın altında bir sıpa...

    Ben eşeğin fotoğraflarını çekmeye çalışırken vizörde birisi belirdi.Sıpa önde o arkada kovalıyor garibimi.

    Meğer Atila'ymış peşindeki.Hatıra fotoğrafı çektiricem diye kovalamış zavallıyı.

    Eve dönünce farkettim.Fotoğraflar hep haremlik selamlık her nedense.

    Neyse arada buldum bir tane normalini...

    Yoldan geçen Köylüler her zamanki cana yakınlıkları ile selamlıyorlar bizi...

    Tekrar döndük yola.Akseki ve devamında Gündoğmuş yolunda harika virajlar.

    Bir viraj çıkışında yol kenarında nefis bir şelale.

    Gündoğmuş'a 10-12 km. kala Taşavur Büfe'de mola.Bu büfe artık bizim RideTurkey' nin sürekli mekanı oldu.TransToros'larda buluşma yerimiz.

    Cem,burada seni anıyoruz.Bu resimleri görünce hasedinden çatlar kesin diye...Diablo

    Sonunda Gündoğmuş'u 3-4 kilometre geçtikten sonra Eğrigöl'e doğru dönüyoruz.İleride görülen karlı dağı aşmamız gerekiyor.Dağı görünce içime burada bir şüphe düştü,içimden istermisin şimdi yol kapalı olsun diye geçirdim.Ama çaktırmadım.Crazy

    Yolda inanılmaz manzaralar yine.

    Seviyorum bu Torosları...

    Tam logoluk bir fotoğraf...

    Doktor arkadaşlar daha bilimsel açıklayacaklardır bu durumu.Ben gözlerimle şahid oldum.

    İrtifa bazılarında tansiyon,bazılarında nefes darlığı yaparken Atila kendisini Süperman sanmaya başladı.Geeked

    Shai'de de benzer semptomlar.

    Bu hastalık bulaşıcı olsa gerek...

    Ama etkisi sadece erkeklerde görülüyor.Crazy

    Yol gittikce güzelleşiyor.

    Dedim ya yol gittikce güzelleşiyor diye.Manzaranın ve sürüşün tadına doyum olmuyor.

    Su geçişi olurda herkesin fotoğrafı olmazmı?

    1500 metre irtifada artık etrafmız kar...

    Yükseldikce kar artıyor.

    Shai bizim Torosları Atlas Dağlarına benzetiyor.

    Bizim makineler karda bir başka güzel salınıyor...

    Veeee Yolun sonu...Eğrigöle 14-15 km. kala yol kardan kapalı.aglaaa

    İşte geldiğimiz son nokta ve göle kalan mesafe...

    Önümüzdeki kar yığınını bir şekilde motosikletlerin geçebileceği kadar temizlersek ileride başka engelle karşılaşırmıyız diye yürüyerek devam ediyorum.Ama umut yok.200-300 metre ilerisi daha da kötüleşiyor.

    Hepimizin karnı acıktı.Yemek işini burada halletmeye karar veriyoruz.Bundan daha güzel manzara bulunurmu yemek yemek için?

    Kampçının kadim dostu ateşi yakmak için odun toplanıyor.

    Kamp ateşimiz yanıyor...Etraf en az yanan ateş kadar büyüleyici.

    Bal tutan parmağını yalar atasözünü hatırlıyorum ve oturuyorum sucukları hazırlamaya...Crazy

    Atila ile Mehmet aklımdan geçeni anlamış olmalılar ki başımdan ayrılmıyorlar.sopaaa

    Hani bal tutan parmağını yalardı...

    Gazozcu Erkan duy sesimi... Bu fotoğraf için reklam parası istemiyorum.Ama bir dahakine sponsor olacak senin gazoz fabrikası ona göre.Whistle3

    Bir taraftan aklım hala yukarıda.Ama çare yok...

    Eh karnımızda doydu.Yola koyulma vakti.Buraya kadar gelmişken Alara Irmağı,Çündüre kolundaki şelaleyi görelim bari diyoruz.Şelale yoluda ayrı güzel.

     

    Baharla birlikte uyanan doğa nefis manzaralar sergiliyor önümüzde...

    Şelaleye 400-500 metre kala yol iyice kötüleşiyor.

    Burada 1200 ADV farkı çıkıyor ortaya.Diğerleri motorları bırakıp yürüken ADV yoluna devam ediyor.Atila'nın kıskanç bakışları altında.Crazy

    Şelale bu kadar yolu yapmaya değer güzellikte.

    Hava kararıyor.Daha Antalya'ya 200 kilometre yolumuz var.Başlıyoruz dönüşe.

    Manavgat,Akseki yol ayrımında veda fotoğrafı.

    Shai ve Matema Alanya istikametine biz Antalya istikametine ayrılıyoruz.Yine ortak tutkularımız sayesinde yeni bir dost edinmiş olarak keyifle sonlandırıyoruz geziyi.Shai iki ay sonra 10 arkadaşı ile birlikte Türkiye turu için tekrar dönecek.10 yeni dost daha edineceğiz.

    Mehmet ve eşinin evlerinde nazik kahve davetini saatin geç oluşu nedeniyle kabul edemiyoruz ama Manavgat'ta çorba davetlerine hayır diyemiyor ve nefis çorbaları midemize indirip evlerimize devam ediyoruz.

     

    Gönderilen Mar 20 2010, 09:19 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 6 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar V - Bayatbademleri

    Mon, Feb 22 2010 11:00
    4,929 Okundu  

     

              

             

     

    Bu gezinin başlığı aslında Adana-Hatay olacaktı.Ama çekilecek çilemiz varmış.

    Hikaye Şöyle başladı... 

    Cuma günü Atila ile 3 günlüğüne Adana'ya gidip oradan müsaitse Osman'ı alıp Antakya'ya geçip Antakya'nın nefis yemeklerini yemeye karar verdik.Sabah erken yola çıkılacak.

    Ancak Cumayı Cumartesiye bağlayan gece Cem bana 1-3 nöbetini yazmış.Crazy E doğal olarak sabahın üçbuçuğuna kadar oturunca erken kalkılamadı.Saat 11'de ancak hazır olduk.Bu seferde Atila'nın inşaatta bir sorun çıkınca geziyi iptal edip Atila'nın ne zamandır söylediği Bayat Bademleri yolunu ileride AMHO için kullanabilirmiyiz diye denemeye karar verdik.Gerçi ben çok söyledim 3 gündür yağmur yağıyor oralarda batarız çıkamayız diye ama dinletemedim.Not I

    Netekim kendimizi çamur deryasının içinde bulduk.3 kilometre yolu tam 3,5 saatte geçtik.Saatte bir kilometreden az yol aldık.

    Toplam 7 saat 20 dakika yolculukta sadece 121 kilometre yol almışız.Bu sürenin sadece 2 saat 25 dakikasında hareket halindeymişiz,kalan 5 saatimiz çamur temizlemek,yatan motosikletleri (Daha çok Atila'nın motosikleti.Crazy ) kaldırmakla geçmiş.

    İşte 7,5 saatte katettiğimiz yol.

    Daha başında yolun verdiği mesajları biz alamadık.

    Yüz metre gitmeden çamura bulandık.

    Neyse güç bela tepeye tırmandık.Ama daha bunun bir de inişi var.İniş çıkmaktan zor birader...

    Çamur fukara sümüğü gibi yapıştı tekerleklere.

    Ama GS'lerdeki tasarım hatasını böylece tespit etmiş olduk.Çamurluğa giren çamur bir daha çıkmıyor oradan.

    Gerçi buna çamur demek,çamura hakaret etmek olur! Resmen çimento gibi bir şey bu.Al götür gökdelen inşaa et.Deprem falan yıkamaz bununla yaptığın yapıyı.

    Sanki zamkla karıştırılmış gibi.Tuttuğu yeri bırakmıyor.Gezinin sonunda tazyikli suyla tam 15 dakika uğraştık sökebilmek için.

    Gerçi bizim motosikletlere de yakışıyor bu çamur.

    Yokuşu çıkmak daha kolaydı.İnerken arka taraf kayıyor,bir sağıma bir soluma geliyor.Bir bakıyorum top case sağ yanımda,bir bakıyorum sol yanımda duruyor.

    Bir ara motosikleti yatırdım.Arkama baktım Atila'nın motorda yerde.Başında dönüp duruyor.

    Ya allah deyip deyip kaldırıyoruz makineleri.Biz kaldırmaya çalıştıkca kayıyor.

    Ön çamurluğu sökmeye niyetlendim bir ara.Ama bu meredin ön çamurluğu ancak lastiği sökünce çıkıyor.E üşendim lastiği sökmeye doğal olarak.Keşke sökseymişim!

    Tam 3,5 saatin sonunda 1 kilometre ötemizdeki asfalta ulaştık.Dünya varmış.

    O yorgunluğun üzerine Bayatbademleri'nde birer çay iyi geldi.

    Kafaya koyduk ya.Aşacağız artık önümüzdeki dağı.Tahmin ediyorum buradan sonra çamur olmayacak.Çünkü ısı sıfırn altına düştü.Çamur varsa bile donmuştur.

    Tahminim doğru çıktı çıkmasına ama bu seferde karlı yolları aşmamız gerekiyor.

    Bazı yerlerde karın üzerine ilk defa biz basıyoruz.Kimseler geçmemiş bu yoldan.E ahngi aklı evvel geçecek ki!.Aynı yere gitmek için yayla gibi asfalt var.Adam ne diye kendisine eziyet etsin.Mazoşist mi ki... Crazy

    Ama o yayla gibi asfalttan giden bizim aldığımız keyfi alırmı? Varmı bundan güzel şey?

    Bu manzaraları nereden görecektik asfalttan gitseydik? Bir tarafta badem ağacı çiçek açmış,diğer tarafta kar!!!

    Yerler kısmen buz tutmuş.Gerçi biraz önceki çamurdan on kat daha kolay buzda sürmek.

    Burada Atila arkadan selektör yapıp beni durduruyor.Panikle yanıma geliyor.''Ya senin makinenin arkasından buharlı lokomotif gibi duman çıkıyor'' diyerek.

    Ön tekerleğe bir bakıyorum resmen üzerinde çizgiler oluşmuş.Benim ön çamurlukta sıkışan çamur tekerleğe sürtüyor ve hem aşındırıyor hem de yakıyor lastiği.Duman yanan lastikten çıkıyor.

    İnanılmaz bir şey!!! Huh?

    Söyledim ya biraz önce,çimentodan beter bir çamur diye...

    Çamurlukta biriken çamuru elimden geldiğince temizleyip tekerleğe değmesini önlemeye çalışıyorum.Ama soğuktan çamurluğun içindeki çamur da donmuş.Yapacak bir şey yok.

    Karda da çok yakışıklı bizim meretler.

    Sonunda uzaktan medeniyet görünüyor.Dağbeli Kasabası.

    Tam bu noktada Ariassos antik kenti var.Karların altında daha bir güzel görünüyor.

    Dağbeli kasabasında bir benzin istasyonunda hem motosikletleri hem de kendimizi bir güzel temizliyoruz.Pantolonuma resmen tazyikli suyu beş santimetre mesafeden tutuyorum yinede çamur çıkmıyor.

    Günün sonunda her şeyin başladığı yere Atila'nın dükkana atıyoruz kapağı.Ciddi yorgun,motosiklet kaldırmaktan mütevellit bel ağrısıyla,ama harika bir gün geçirmenin verdiği keyfile rahatlamış bir şekilde...

     

    Gönderilen Feb 22 2010, 11:00 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 4 comment(s)

  •   Antik Çağın Navigasyon Teknikleri - I -

    Sat, Jan 30 2010 18:14
    4,865 Okundu  

    Daha önceki ''Bilinmeyene Yolculuk'' başlıklı yazıda antik çağda bilinen dünyanın bugünkünün %10'u bile olmadığını söylemiştik.

    Antik çağda denize açılan bir tekne çoğu zaman bilinmeyene yelken açtığı için herhangi bir yere ulaşması nispeten anlaşılabilir bir durumdur.Sonuçta bir kara parçasına rastlantısal da olsa ulaşacaktır.İyi de geriye,ayrıldığı limana nasıl döner?

    Oturduğumuz yerden dünyanın her köşesini uydu fotoğrafları ile izleyebildiğimiz çağımızda bu işin ne kadar zor bir şey olduğunu kavramak dahi başlı başına bir iş.Geçmiş zaman seyyahlarının ellerinde hiç bir harita,pusula,kronometre,saat dahi olmaksızın bu işi nasıl başardıkları beni hep hayrete düşürmüştür.

    Aşağıdaki örnekler belki bu işin ne kadar zor olduğunu,o günkü insanın nasıl bir maharetle bu işi başardığını anlamamıza bir nebze yardımcı olacaktır.

    1000 km. uzunluğundaki hiç bir karmaşıklığı olmayan düz bir rotanın başında sadece 10 derecelik basit bir sapma bizi hedeften 176 km. uzağa götürecektir.10 derecelik bir hesap hatası ise bugünkü navigasyon bilgi ve teknikleri ile dahi işten bile değildir.Bilinmedik bir akıntı,rüzgarın azizliği ile sürüklenme siz hiç farkına varmadan rotadan bırakın 10 dereceyi 30-40 derece dahi saptırabilir.40 derecelik bir sapma ise sizi hedefinizden yaklaşık 700 km. saptırır.Neredeyse katedeceğiniz yol kadar...

    GPS dışında diğer tüm modern navigasyon alet ve haritalarınızın olduğunu varsayın.Tüm bu teknolojiye rağmen coğrafi kutupa nazaran sürekli yer değiştiren manyetik kutbun bu günkü sapma derecesi olan 7 dereceyi hesaba katmadan pusulanızın gösterdiği yöne gitmeniz halinde yine 1000 kilometrelik bir rotada hedefinizden 122,8 km. saparsınız.

    Antik çağ insanının ne manyetik kutup sapmalarından,ne coğrafi kutuptan,ne de pusuladan haberi vardı.Ama evin yolu buluyordu.

    Denebilir ki,kıyıya yakın seyredersen navigasyon nispeten kolay olacaktır.Bu bir yere kadar doğrudur.Ancak eski seyahatnamelere baktığımızda yolculukların pek çoğunun deniz aşırı olduğunu görmekteyiz.Zaten sürekli değişen rüzgarları,kestirilemez akıntı ve dalgaları,kıyı uzantılarından kaynaklı tehlikeleri nedeniyle kıyı seyri denizciler açısından tercih edilen bir seyir değildir.Belki başlangıçta kıyı seyri yapılıyordu.Ama bu dahi başlı başına bir maharet gerektirir.Denize açılanlar bilirler.Her gün yaşadığınız yeri bile denizden bakınca tanımak zordur.Açılar,mesafeler insanı yanıltır.

    Açık deniz seyri için ise gündüz güneşin konumu,gece ise gök cisimlerinin konumlarının tespiti büyük önem taşımaktadır.Ancak tüm bunların yanında zamanıda bilmek zorunludur.

    Peki antik çağın insanı bunu nasıl başarıyordu?

    Öncelikle navigasyonun tarihçesine kısa bir gözgezdirelim.Daha sonra bu soruyu cevaplayalım.

    Navigasyon sanatının bundan 6000 yıl önce Hindistan'da ve yine hemen hemen aynı tarihlerde Mısır ile bugünkü Lübnan'da doğduğu tahmin ediliyor.İlk önceleri harket yönü,hız ve seyirde geçen zaman esas alınarak navigasyon yapılıyordu.Ancak burada başlıca iki sorun vardı.Bir tanesi akıntılar ve hızın yanlış tahmini ile rotadan sapma,diğeri ise yönün tespiti. 

    Navigasyonda öncelik yönün tespitidir.İlk başlarda yön esen rüzgara göre tayin ediliyordu.Rüzgar Gülü'de böyle ortaya çıktı.Önce dört ana rüzgarla yön tayin edildi.Sonra buna 4 ara rüzgar yönü eklendi.Devamında bu sistem gelişti ve 36 rüzgar yönüne kadar ilerledi.Peki açık denizde hangi rüzgarın hangi yönden estiği nasıl anlaşılıyordu.Öncelikle rüzgarın sıcaklığı,rutubeti gibi özellikleri ile ayrıt ediyorlardı.Bunun yanında gündüzleri güneşin hareketleri takip ediliyor geceleri ise kutup yıldızına göre rüzgarın yönü tespit ediliyordu.

    Yön tespit edildikten sonra seyir hızının bilinmesi gerekliydi.Hız ise teknenin bordasında akan su ve rüzgar takip edilerek tahmin ediliyordu.İlerleyen zamanlarda log adı verilen,bir ipin ucuna bağlı kurşun veya başka bir şeyle ağırlaştırılmış bir ahşap suya atılarak belirli bir zaman aralığında boşalan ipin miktarına göre teknenin hızı tespit edilmeye başlandı.

    Görüldüğü gibi her şey aslında zamanın tespitine bağlıydı.Saatin olmadığı bir devirde asıl büyük sorun ise zamanın tespitiydi.Bunun içinde değişik yöntemler geliştirmişlerdi.Bunlardan ilki hepimizin bildiği güneş saatidir.Ancak bu yöntem deniz seyrinde ve navigasyon hesaplarında çok da işe yarayan bir yöntem değildir.Günün süresinin mevsimlere göre değişmesi,gökyüzünün kapalı olduğu zamanlarda ve geceleri işe yaramaması güneş saatini ve diğer gök cisimlerine göre zaman tayini sistemlerini navigasyonda yararsız kılmaktadır.

    Navigasyonda en çok kullanılan su saatleridir.Güneş saati günün belirli bir zamanını gösterirken,su saatleri ne kadar zaman geçtiğini de göstermeleri bakımndan navigasyonda çok daha faydalıdır.Klepsydra (Su hırsızı) adı verilen su saati önceleri dibi delik tek bir kovadan ibaretti.İçerisine konulan su aşağıdaki delikten boşaldıkca içerisindeki işaretler ne kadar zaman geçtiğini göstermekteydi.

    Uzun süre bu sistem geliştirilerek kullanılmaya devam edildi.Astronominin gelişmesine paralel olarak navigasyon teknikleri de gelişti.M.Ö 250 yılında Eratosthenes tarafından usturlabın icadı ile iş başka bir boyuta taşındı. - Bazı kaynaklar Usturlabın İskenderiye'li matematikci Hypatia tarafından bulunduğunu yazmaktadır. (Wikipedia) -

    Bu arada 9.yüzyılda araplar tarafından icad edilen Kamal denilen gök cisimlerinin yüksekliğini ölçmeye yarayan bir alet kullanılmaya başlandı.

    Usturlab'ı Jacob Sopası takip etti.

    Jacob Sopası Sekstant'ın babası sayılır.

    Bunları Quadrant,Nocturnal,daha ileri dönemlerde sekstant ve kronometre takip etti.

    Quadrant

    Nocturnal

    Bu arada Markatör Projeksiyon (Silindirik harita) Gerhard Mercator tarafından bulundu.

    Asıl unutulmaması gereken,navigasyona çağ atlatan pusulanın icadıydı.Her ne kadar kimin ve ne zaman icad ettiği konusunda bir görüşbirliği olmasa da pusula yaygın olarak navigasyonda 1100-1200 lü yıllarda kullanılmaya başlandı.

    Bundan sonraki yazımda tüm bu sayılan aletlerle yapılan navigasyon tekniklerine göz atıp antik çağ seyyahının evine nasıl döndüğünü göreceğiz.

     

    Gönderilen Jan 30 2010, 06:14 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 9 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar IV - Kızlarsivrisi

    Sat, Jan 23 2010 1:40
    3,555 Okundu  

     

     

              

             

    Trans-Toros gezisini planlarken Batı Toroslarda etabın son uğrak yeri olarak Kızlarsivrisi Dağı’nı belirlemiştik.Ancak Elmalı’ya son gün ancak akşam 18.30’da ulaşınca maalesef bu noktayı es geçip Dalyan’a gitmek zorunda kalmıştık.O günden beri eksik kalan bu rotayı tamamlamak için fırsat kolluyordum.Ancak bugün bu fırsatı yakaladım.Ama çıkışım öğleden sonra 14’ü buldu.Buna sonradan çok pişman oldum.Focus Vakit olsa idi o kadar çok keşfedilecek yer varmış ki oralarda.Neyse artık en kısa zamanda çadırıda alıp Çamçukuru’nda üssü kurup en az 2 gün gezeceğim oraları.

     

    Bu gezi Toros Rotalarının 3 Numaralısı.

    Kızlarsivrisi Türkiye’nin en yüksek 12 zirvesinden bir tanesi ve 3086 m.’lik yüksekliği ile Batı Torosların en yüksek zirvesi.

    Ağrı Dağı 5137 Ağrı
    Reçko Dağı 4116 Hakkari
    Süphan Dağı 4049 Bitlis
    Kaçkar Dağı 3937 Rize
    Erciyes Dağı 3916 Kayseri
    Küçükağrı Dağı 3896 Ağrı
    Demirkazık Dağı 3756 Niğde
    Medetsiz Dağı 3524 Adana
    Hasan Dağı 3268 Aksaray
    Mercan Dağı 3331 Erzincan
    Palandöken Dağı 3176 Erzurum
    Kızlarsivrisi 3070 Antalya
     

    Böylece tüm Trans-Toros gezisinde bu zirvelerden 4 tanesi görülmüş oldu. (Erciyes,Demirkazık,Medetsiz,Kızlarsivrisi)

    Geriye kaldı 8 tane.

    Bugünkü etabın tamamı Antalya çıkış-Antalya Dönüş 346 km.

     

    Kızlar sivrisinde en son motosikletle gidebildiğim yer 1755 m.Sağ altta son gittiğim yer sol üstte ise Kızlarsivrisi.

     

     

    Yolda harika manzaralar.Bu yüksekliklere bahar yeni gelmiş.

     

     

     

    Kızlarsivrisi’nin bulunduğu yer mükemmel bir Sedir Ormanı.Bir yere geliyorum,nizamiye var,giriş kapısı var,hiç kime yok ve kapı da kilitli.Başladım beklemeye,bu arada Avlan Gölü’nün fotoğrafını çekiyorum.

     

    Tam bu fotoğrafı çekerken. ‘Hoooop ne yapıyorsun’ diye bir sesle irkildim.Bir görevli geldi.Paladin

    Meğer giriş için Orman Bölge Koruma’dan izin almak gerekiyormuş.görevli giremezsin diye tutturdu ve başladı beni sorguya çekmeye.Neden geldin,oraya çıkıpta ne yapacaksın, nerden geldin,ne iş yaparsın.Öyle şüpheli bakıyor ki,bende kendimden şüphe etmeye başladım.Zırt pırt Moskova’ya gidiyoruz istermisin KGB ajanı diye tutsunlar. Heat Ben kem küm ediyorum.O habire soruyor.

    Hiiç salak salak gezip fotoğraf çekeceğim deyince görevli iyice işkillendi.Sorgulamanın yönü değişti bu sefer.Muhabbet aynen şöyle :

    -Profesyonel fotoğrafcımısın?

    -Hayır amatör fotoğrafcıyım.Hem de çok amatör,çektiğim fotoğraflar bir boka benzemez.Cool

    -Alet varmı?

    -Hoppalaa ne aleti? Bir tek bu alet var işte iki tekerli.shok

    -Hayır o alet değil arama aleti.

    -Yok kardeşim arama aleti falan.Niye ki burada altınmı var? (Hay dilimi eşek arısı soksun) Russian Roulette

    -Nasıl yani sen altın aramaya mı geldin?

    -Yok ya ne altını sen söyledin ya alet falan diye...Lol

    -Aç çantaları arayacağım.

    -Ne arayacaksın?

    -Alet?

    -Töbe töbe!!!

    Sonunda açtırdı çantaları bana.

    -Bu ne?

    -Tripod

    -Bu ne?

    -Termos.

    -Bu ne?

    -........... Diablo

    -İyi alet yokmuş.

    -Yok dedim ya.Ne aleti bu aradığın senin?

    -Turistler getiriyor metal aleti.

    -Metal dedektörümü?

    -Ne bileyim bir alet işte.

    -E bilmediğin şeyi ne diye arıyorsun?

    -Ben görünce tanırım.

    Merak ettim bu ne aleti,turistler ne diye getirir diye ama soramıyorum ki.Kurcalasam daha fazla işkillenecek.Biz yine döndük başa...

    -İzinsiz giremezsin.

    -E giremeyeceksem ne diye çantaları aradın? Aggressive

    -Altın arıcam dedin.

    -Töbe estağfurullah...

    Belli ki canı sıkılıyor adamın orada tek başına.Yakaladı ya beni vakit geçiriyor.

    -Bu izin nereden alınır.

    -Ormandan.

    -E işte burası orman alalım izni.

    -Hayır ya orman müdürlüğünden.

    -Cumartesi günü kimi bulucaz orada.

    -Telefonun varmı?

    -O damı yasak?

    -Hayır ya telefon edicez.

    Veriyor bir numara çeviriyorum. Buba Phone Karşımda makul bir ses.Anlatıyorum derdimi,tabii girebilirsiniz diyor.Bizim görevli öyle şüpheci ki illa bende duyucam diyor.Hani ben numaradan ararım falan...

    Neyse sonunda giriş kaydım yapılıyor imzayı atıyorum.Yahu ne zormuş içeri girmek.

     

    Sonunda kapı açılıyor ve içeri giriyorum.Arkamdan bağırıyor,çıkacaksın değilmi?

    ‘Hayır artık burada Robinson gibi yaşayacağım girdim ya bir kere hayatta çıkaramazsın beni...’ diyor ricky ve devam ediyorum.

    Ama bu kadar sıkı korudukları kadar var.Mükemmel bir sedir ormanı.

     

     

     

    Yolda Şah Ardıç diye bir tabela.Hemen giriyorum.

     

    Yol da gördüğüm her ağaca herhalde bu Şah Ardıç diye bakıyorum.Hepsi şah birader bunların.devasa ağaçlar.

     

     

    Şah Ardıç gerçekten şahmış.Tam adına yaraşır bir ağaç.800 yaşında. 24 metre.8 katlı apartman yüksekliğinde.

     

     

    Yanında insan ufacık kalıyor...

     

     

    Fotoğraflar heybetini anlatamıyor maalesef.

    Buraya en az iki gün gerekli gezmek için.Her köşesi harika.

     

     

    Kızlarsivrisi tam burada yüzünü ilk defa gösteriyor.

     

     

    Dağcılar der ki ; Bir dağın yüzünü size ilk kez gösterdiği an çok önemlidir. Uzaktaki bir sevgiliye bakar gibi fotoğrafına defalarca bakmış olsanız bile kendisiyle ilk karşılaştığınız anın büyüsü, keyfi bir başkadır.

    Belki de dağcıları farklı kılan şey, işte o an duydukları bu heyecan, bu tutkudur...

     

    Yolun devamında Çamçukuru Yaylasına ulaşıyoırum.

     

    Burada Orman Müdürlüğü'nün kamp alanı var.

     

      

    Bu noktada dağın hemen tamamı ilk kez karşınıza çıkıyor.Yine fotoğraf gerçekte gördüğünüz,hissettiğiniz şeyi yansıtmıyor.Gerçekte inanılmaz bir ihtişamı var dağın.

     

     

     

     

    Biraz zoom

     

     

    Yola devam...

     

     

    Bir noktaya gelince yol bitiyor.Aslında biraz daha gidilebilir belki ama yukarıya doğru değil aşağıya doğru.Anlamı yok devam etmenin.

    Kızlarsivrisi tüm azameti ile karşımda.

     

     

     

     

    Bu arada yukarıdan iki kişi geliyor.Hemen tanışıyoruz.Ali Dayı ve Yeğeni Soner.

     

     

    Kısa bir sohbetin ardından illa çay içelim diye davet ediyorlar.

     

      

    Ali Dayı hayvanlarını yaylalamaya çıkarmış.Teşkilat tam.Yine Türk Misafirperverliği.

    Koyu bir sohbet.

     

     

    Ben habire başka yollar soruyorum o anlatıyor.

     

     

    Dağın diğer tarafında sürekli kar olan bir vadiye motosikletle çıkmak mümkünmüş.Ama 10 kilometre kadar tırmanmak lazımmış.Yetişemezsin geceye kalırsın diyor.Geç geldiğime bin pişman oluyorum.

     

    Bu arada Soner'in elinde yarısı kırık bir dürbün etrafa bakıyor.Soruyorum ,dürbünü çok sevdiğini söylüyor.Soner'e bir dürbün sözüm var.Böylece tekrar gitmek için bir neden yaratıyorum.coolll 

     

    Bu arada Soner'in dürbününü aldım.Ama bir türlü gitmek nasip olmadı vereyim çocuğa.Bu yaz bulacağım Soner'i oralarda.

     

    Dağcıları şimdi daha iyi anlıyorum.Oradayken o dağa tırmanmak zirvesine çıkmak için olağanüstü bir istek duyuyor insan.Ali Dayı ile paylaşıyorum bu duygumu.’Biliyorum... bende 3 kere çıktım zirveye.’ diyor.

     

     

     

    Bu güzelin ön ayaklarından birisi kırık.Dağdan yuvarlanmış.Ama kuzusunu kolluyor o haliyle.

    Artık geri dönmek lazım.Ama bu güzellikleri bırakıp ayrılmak da kolay değil.    

     

     

    Yolda yine bir tabela.''Koca Sedir'' yazıyor.Giriyorum.Yaklaşık 3 kilometre gidince devasa 1050 yıllık 35 metre yüksekliğinde sedir ağacı çıkıyor karşıma.İnanılmaz... Gerçekten inanılmaz...

     

    13 katlı bir apartman kadar.

     

     

     

     

     

     

    Sadece rüzgarın sesi var.O kadar dingin ki... Hiç ayrılmak gelmiyor içimden.

     

     

     

     Dönüş Yolu... 

     

     

    Burada nefesleniyorum... İnsan bu kadar huzur duyabilir...

     

     

    Dönüş yolunda güneş,insanın her zaman yaşayamayacağı nefis bir günü de beraberinde götürerek ufukta kayboluyor.

     

      

     

    Gönderilen Jan 23 2010, 01:40 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 8 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar II - Emeredin Geçidi

    Thu, Dec 31 2009 2:40
    5,274 Okundu  

     

                

              

    Bu gezide toroslara çıkmak yoktu aklımızda.Aslında yanlış bir ifade oldu bu.Antalya'da Toroslara çıkmadan,onları aşmadan nereye ulaşacaksın ki?

    Belki aklımızda dağlarda off road yapmak yoktu desek daha doğru olurdu.Gidelim,bulduğumuz bir yere hayatımızda ilk defa gün ışığında çadırımızı

    kurup,sırt üstü uzanıp kitap okuyup,çekirdek çitleyip,miskinlik yapalım diye çıktık yola.Aslında ilk gün bu plana sadık kalmadık desem yalan olur.

    Ancak ikinci gün bir önceki Anamas Dağları raporunda aşamadığımız Emeredin Geçidinin diğer tarafına yakın olduğumuzu fark edince yine dayanamadık.

    Bu raporda 13 numaralı ve 14 numaalı rotaları kapsıyor.

    Geziye her zaman olduğu gibi bir gün önce akşam karar verdik.Mehmet'te Manavgat'ta haber bekliyor.Ama nereye gideceğimiz konusunda hiç birimizin

    fikri yok.Sabah buluştuğumuzda da nereye gideceğimizi bilmiyorduk.Ancak Manavgat'a geldikten sonra ''Haydin Seydişehir taraflarına gidelim!

    Orada sora sora buluruz bir yerler'' diyerek yola koyulduk.

    Akseki üzerinden vardık Seydişehir'e.Yolda uğradığımız benzin istasyonunda bizim motorların üzerinde bu yazı vardı.

     

    Tanıdık bildik bir yer değil Seydişehir.Çevredeki kamp yerlerini en iyi yörenin avcıları bilir düşüncesiyle hemen av malzemeleri satan bir dükkan

    bulduk.Buradan Gökçehüyük Göleti'nin kamp için en uygun yer olduğunu öğrendik.

    Hemen oradaki kasaptan ve karşısındaki manavdan akşam için nevaleyi düzdük.

    Aldığımız tarifle yola koyulduk.Gölet zaten Seydişehire 15-20 km.ya var ya yok.

    Ama gölet oldukca küçük ve çevresindeki ağaçlar daha çok genç.Dolayısı ile doğru dürüst gölge de yok.Doğrusu bu ya! Pek sarmadı.

    Beyşehir uzak değil.40 kilometre.Daha önceki Yenişarbademli gezimizde Beyşehir gölü kenarında kaldığımız yer harikaydı.Yine o gezide

    başka kamp yerleride görmüştük.Saatte daha çok erken.Beyşehir'e doğru çıktık tekrar yola.Nasılsa nevale tamam.Hatta bu sefer hazırlıklıyız.

    Geçen sefer bu taraflarda rakı bulamamıştık.Şimdi rakı da çantada.Yani nerede olsa atarız çadırları.Bakalim

    Beyşehir'i henüz geçmiştik ki göl kenarında bir kamping gördüm.Girdik içeriye.Dedim ya bugün keyif yapmaya çıktık diye.Tuvalet,duş,

    sıcak su,masa kısaca her şey var.Hiç düşünmeden yerleştik.İşletmecisi Beyşehir'de hekim.Harika insanlar.Kendisi ve eşi çok yardımcı oldular bize.

    Evet ilk defa gündüz gözüyle çadırları kurmak zor oldu.Biz alışmıştık gece far ışığında çadır kurmaya.Bu sefer neyi nereye takacağımı bilemedim.Smile

    Kampta bizden başka birde bu güzeller var.

    Manzara nefis.Atila ile Mehmet uyumaya gittiler.Ben biraz dolaşıp bir kaç fotoğraf çektim.Sonra uzanıp kitap okuyayım derken bir saat

    uyuyakalmışım.Nasıl iyi geldi anlatamam.

    Nefis uykudan sonra bizim çilingir sofrasını kurma vakti geldi.Kavunlar kelek çıktı,ama olsun rakının yanında iyi gitti valla.

    Kavunun arkasından sıra geldi etlere.

    Her nedense bu tip kamplı gezilerde yediğim etin tadı bir başka oluyor.Havasından mı,suyundan mı yoksa atmosferinden mi bilinmez.

    Bu nefis yemeğin ardından deliksiz uyudum sabaha kadar.Sabah kahvaltıdan önce çevreyi kolaçan ettik.

    Atila balığa çıkalım diye tutturdu.

    Balığa çıkma işini kahvaltıdan sonraya bıraktık. 

     

    Zeytin,peynir,domates ve biber.E daha ne olsun? Ha bu arada eşimin yanıma azık ettiği poaçalarıda unutmayalım.sapırrr Nefistiler.

    (Burada anlaşılacağı üzere sonraki geziler için puan toplama amaçlı ufak bir yalakalık sözkonusu.) Crazy

    Şansımıza kampın görevlisi bir gün önce ağ atmış göle.Haydin hep beraber toplayalım diyor.Ulen keşke başka bir şey dileseydik.Geeked

    Atladık Beyşehir usulü kayığa.Pancar motorun sesini özlemişim.Kulağıma şarkı gibi geldi.17-18  sene önce buna benzer bir kayığımız vardı.

    Adı da ''Denizatı'' ydı.O geldi aklıma.

    Ne sabah ama ! 

    Rastgele diye asılıyor reis ağlara.

    Yavru bir balık yakalanmış ağa.Fenada dolamış her tarafına.Biraz uğraşıp çıkardım.Büyüsün de öyle sofra süslesin diye attım tekrar suya.

     

    Av pek verimli değil.Topu topu 4 tane balık.

    Olsun! Biz bol keyif aldık.Sabah sabah harika geldi.

    Bu adam ne yapıyor? Kendisi söylesin ben de bilmiyorum.Arkam dönük.Big Smile

    Ama büyük ihtimalle sabahın keyfinden oynuyor.

    Dün kampinge yerleştikten sonra gezerken uzakta Anamas Dağlarını görünce aklıma hain bir fikir geldi.Yaz başında Atila,Orhan ve ben

    bu dağın diğer tarafından bu tarafa geçmeye çalışmış ama kardan becerememiştik.

    Bundan bir kaç hafta sonra Atila 4 * 4'le denemiş yine çıkamamıştı.Bu mevsimde kar olacak değil ya.Denemeye değer diye düşündüm.

    Bu sefer bu tarafından Antalya tarafına geçebirlirdik.Hem de yolu 100 kilometre kısaltacaktı bu geçiş.

    Sabah Kampingin işletmecisine soruyorum yolu.O da bir arkadaşını arıyor.Yeşildağ kasabasını bulup orada tekrar sormamızı söylüyor

    telefondaki arkadaşı.Çıkıyoruz Yeşildağ istikametine doğru.

    Yeşildağ'da sorduğumuzda Dumanlı tabelasını takip etmemizi,Dumanlı'ya vardığımızda ise yolun girşini bulacağımızı söylüyorlar.

    Çok uzun olmayan bir sürüşten sonra Dumanlı Köyündeyiz.Köyün girişinde duruyorum.Köyün içinden müzik sesi yükseliyor.

    Kesin düğün var diye konuşuyoruz.

    Köyün meydanına geliyoruz ki,düğün dernek kurulmuş.Hemen önümüze geçiyorlar.Durun,bırakmayız oynamadan diye.Böyle teklife hayır denirmi?

    Düğün Kerem'le Seda'nın mış.Biz gelinle damadı göremedik,Beyşehir'deler.ama Dumanlı Köyünün misafirperver,candan insanları ile

     unutulmayacak dakikalar geçirdik.

    Dirayet gösterip bizi oynatma çabalarını alt ettik.Smile Atila ben Ankara'lıyım oynamam dedi.Mehmet ben oynamam ama ne olsa çalarım dedi.

    Bende yerim dar diyerek kurtardım.Crazy

    Tüm köy halki burada.Çocuklar,gençler,yaşlılar.

     

    Köyün evleri harika.İnanılmaz sevimli bir yer.

    Bu ağaçtan yapılar ahırmış.En az 100 yıllık olduğunu söylüyorlar.Hiç bir bağlantı elemanı yok.Birbirine geçme kütüklerden yapılmış.

    Evlerin cumbalarında yine çok eski olduğu belli olan süslemeler var.

    Köy halkı yemek yemeden bırakmayız diye ısrar edince kıramıyoruz.Köy meydanından düğün evine geçiyoruz.Kazanlar ateşe konmuş.

    Tüm Köy toplanmış.Şehirde komşu komşuyu tanımaz.Burada herkes bir işin ucundan tutuyor.

     

    Bizde sıraya geçiyoruz.

     

    Çorba,nohut,pilav ve helva.Yediğimiz en lezzetli yemeklerden bir tanesi.

    Ağalar çayları bekliyor.

    İnsanların yüzü aydınlık.Belli ki mutlular.

    Yolcu yolunda gerek deyip ayrılıyoruz istemeye istemeye.Kerem ile Seda'nın gıyabında babasına ömürleri boyunca mutluluklar dileyip bir

    yastıkta kocasınlar dilekleriyle Emeredin geçidine doğru yollanıyoruz.

    Güya bu gezide off road yapmayacaktık.Yine dayanamadık.Ama olsun,nefis bir yoldu.

    Gittikçe yükseliyoruz.1600 lü metrelere geldik.Daha baya bir tırmanış var önümüzde.

    Daha önce google'da bakıp böyle bir manzara olacağını tahmin etmiştim.Şimdi yanılmadığımı görüyoruım.İleride,uzaklarda Beyşehir Gölü.

    İkide bir durup manzara ve havanın keyfini çıkarıyoruz.

    Ve en sonunda zirvedeyiz.

    Bayrağı biz dikemedik ama dikmiş kadar havaya girdik.Smile

    Bu geçidin enteresan yanı,bir tarafı İç Anadolu diğer tarafı Akdeniz.Aynı anda iki tarafıda mükemmel bir şekilde izleyebiliyorsun.

    Aşağıdaki google earth görüntüsünde sağ tarafta Beyşehir Gölü,sol tarafta Antalya,Köprüçay'ın hemen hemen doğduğu yer.

    Artık iniş zamanı.İniş yolu da harika.

    Daha önce çıkıp geri döndüğümüz noktaya geliyoruz.Benim Zümo'da burayı işaretlemiştim.Daha sonra gelip aşmak kaydı ile.Bu yolda artık

    aynamızda kaldı.

    Daha önce bu noktadan geri dönerken geldiğimiz yoldan değil bir başka yoldan inmiş ve yarım tünellerden oluşan harika bir yolla karşılaşmıştık.

    Yine aynı yerden gitmeye karar veriyoruz.

    Çeşme başında duruyoruz.Buz gibi suyla kendimize geliyoruz.

    Kendimize geliyoruz lafını erken ettim sanırım.Geeked 

    Atila yere serilmiş,Mehmet'te ensesini serinletmeye çalışıyor.Sıkı tırmanıştı anlaşılan.coolll

    Son durak Köprülü Kanyon.Daha park eder etmez bazı arkadaşlar seriliyor yine.Yumuşak bir yer bulmaya görsün.Geeked

    Köprüçayın buz gibi suyuna atıyoruz kendimizi.Atıyoruz dediysem cidden atmaktan bahsediyorum.Daha suya girer girmez dışarı fırlıyor adam soğuktan.

    Ama bu yolun üzerine iyi geldi.

    Ne gündü ama!

    Sabah Beyşehir'de balığa çık,Dumanlı'da düğüne katıl,Emeredin Geçidini aş,Köprüçay'da yüz.

    Tüm bunları ancak motoikletle yaşayabilir insan.

    Dumanlı'dan otomobille geçiyor olsaydık bizi durdurup düğüne davet ederlermiydi? Bilemiyorum...

    Ya da otomobille Emeredin'e tırmanırmıydık? Bu da şüpheli...

    Hatta otomobille kalkıp Beyşehir'e çadır kurmaya gidermiydik? Hiç sanmıyorum...

    Otomobille çıkıp böylesine doğayla iç içe olur,ikide bir durup havayı ciğerlerimize çekermiydik? Kesinlikle hayır...

     

    Gönderilen Dec 31 2009, 02:40 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 6 comment(s)

  •   Aşılası Toroslar - I - Anamas Dağları,Yenişar Bademli,Üzümdere Kanyonu

    Wed, Dec 23 2009 19:05
    6,572 Okundu  

     

                 

              

     Yağmur,kar,fırtına yüzünden evlere kapalı kaldığımız şu kış günlerinde bari geçmiş gezilerimizle oyalanalım.Bir taraftan Toros Rotaları 

    devam ederken,bu rotaları çıkardığım gezilerden yeni bir seri yapıp uzun kış akşamlarında yol hayallerine dalalım.Hem de böylelikle rotalar

    biraz daha canlanıp,şekillenecektir.

    Bu haftaki gezimiz orta Toroslarda,Anamas Dağlarında...

    Hem 14 numaralı rotayı,hem de 13 numaralı rotayı kapsıyor. 

    Geçen sene kıştan çıkıp ta bahara ulaşınca içimizde habire kıpraşan kurtlar iyice kontrolden çıktı.Yılın belkide en güzel zamanlarında

    kısa da olsa bir kaçamak bizim kurtçuklara iyi gelir diye düşündük.

    Daha önceki gezilerimizden aklımızda kalan bir dağ geçidini ne zamandır konuşuyorduk.Bu geçit Anamas Dağlarında yaklaşık 2300

    metre yüksekliğinde bir dağı aşarak köprülü kanyon ile Beyşehir Gölü'nü birbirine bağlıyor.Ya da en azından biz öyle tahmin ediyoruz.

    Yaptığımız yol aşağıdaki gibi.Aşmayı düşündüğümüz geçidi çok az bir mesafe kalmasına rağmen malesef kar nedeniyle aşamadık.

    Mecburen Anamas dağlarının etrafından dolandık.

     

    Anamas Dağlarının uzmanı bizim Orhan.(Orhan Uslu) O bölgeyi avucunun içi gibi biliyor neredeyse.Arıyoruz Orhan'ı,dünden hazır.İlk sorusu

    ''Ne zaman gidiyoruz abi?''

    Cumartesi sabah sekizde düşüyoruz yola.

    Gerçi içimizdeki bir takım casuslar daha biz yola çıkmadan ifşa etmişler ama neyse.sopaaa

    Bu gezide toplam 561 km.'yi 25 saatte aşmışız.Bu 25 saatin 12 saati hareket halinde geçmiş.Kısaca birinci gün 13 saat ve ikinci gün

    12 saat motorun üzerindeydik.Bu arada Murtiçi Kepez Köyünden Oymapınar barajına yaptığımız 18 kilometrelik dağ ve kanyon geçişi

    belki de bugüne kadar gördüğüm en kırıcı ve yorucu etaplardan birisiydi.18 kilometrelik yolu tam 2 saat 20 dakikada geçtik.

    600'den fazla fotoğraf çekmişiz.Bunların içinden ayıklaya ayıklaya 140 taneye düşürebildim.

    Sabah kahvaltısı Aksu'da simit ve peynirle.

    Akşam yemeği için plan yapıyoruz burada.Orhan ekmek aldığını ve akşama yeteceğini söylüyor.Allahtan inanmadım da yoldan ekmek aldım

    iki tane daha.Atila ile ikisi yolda Orhan'ın aldığı ekmekleri bitirdiler de benim aldıklarımı çantayı sürekli kilit altında tutup zor kurtardım.hahaha

    Bu fotoğrafı restoranda çalışan genç çekti.Nasıl çekebildinmi diye sorduğumda fotoğraf makinesinin ekranına bakıp ''düğmeye bastım ama hala

    kıpraşıp duruyorsunuz burada'' demez mi.Koptuk tabii.hahaha

    Köprü Çay üzerindeki Aspendos girişi tarafındaki tarihi köprü.Ama artık onarımdan sonra tarihi tarafı kalmamış.

    Bu da biraz ilerideki yeni köprü.

    Daha yolun başında mükemmel manzaralar.

    Yukarıdan ikinci fotoğrafta Orhan'la Atila'nın nevaleyi ve ekmeği tüketmeye başladıkları mola verdiğimiz minik restoran sıcağı önlemenin yolunu

    keşfetmiş.Big Smile

    Herhaşde bu alet restorana doğru esen sıcak havayı bertaraf etmek için orada asılı.

    Gittikçe yükseliyoruz.Bundan sonraki hedef bizim Beyşehir geçidi.Geçmemiz gereken yer kar kaplı.Geçip geçemeyeceğimizi hesaplıyoruz durup.

    İşte burayı aşmamız lazım.Bu dağın arkası Beyşehir Gölü.

    Her şeye rağmen denemeye karar veriyoruz.

    Zirveye 3-4 kilometre kala rastladığımız çoban Mayıs sonundan önce bu geçidi aşmanın mümkün olmadığını söyleyince geri dönüyoruz.

    Burayı aşabilsek şöyle bir manzara ile karşılaşacağız.

     

    Ama dönüş yolu belki de gideceğimiz yoldan çok daha güzel.Dağ ekmek içi çıkartır gibi oyulup yol açılmış.Yarım tüneller zincirinden geçiyoruz.

     

    Dağlardan su fışkırıyor.Tüm yol boyunca buna benzer yüzlerce manzara ile karşılaştık.Hatta şelaler gördük.

    Doğa inanılmaz güzel.

    Buradan sonra Anamas Dağlarının etrafını dolaşmamız gerekiyor.Daha katedecek çoook yol var.

    Kesme boğazı yolumuzun üzerinde.

    Kesme Köyünde mola veriyoruz.Harika köyler var yol üzerinde.Bu ev kuran kursu hocasınınmış.

    Yolcu yolunda gerek.Yola devam.

     Bir tarafta karlı dağlar.

    Diğer tarafta eriyen karların suyu ile coşmuş ırmaklar.

     

    Yine nefis bir köy Belence.

    Belence'de suyun kenarında mola veriyoruz.

    Bu arada geriden gelen Orhan'a dur işareti yapmamıza rağmen yanlış anlayıp geçip gidiyor.Arkasından yetişmek için yola çıkmayı düşünürken

    yandaki evin sahibi Fehim Amca'nın verandasında çay daveti bizi alıkoyuyor bu fikirden.Anında satıyoruz Orhan'ı.Crazy

    Nefis çayları götürdük afiyetle.Fehim Amcaya teşekkür edip ayrılıyoruz.Belence'nin insanı adı gibi güzel,misafirperver.

     

    Yolda yine minik bir göl.Bu sene sular coşmuş.

    Biblo gibi köyler.

    Harika toprak yollar.

    Dedegöl dağlarına tırmanmaya başlıyoruz.

    Karşıda Dedegöl'ün zirvesi.

    Biraz ileride Vali Çeşmesi Geçidi.Rakım 1810 metre.

    Bir tarafta Dedegöl Dağı diğer tarafta Beyşehir Gölü.Bütün gün ulaşmaya çalıştığımız göl en sonunda karşımızda.

    Vali Çeşmesinde barbeküler hazır.Çadılrarı buraya kuralım diyorum ama şu anda sıcaklık 5 derece.Akşam kesin sıfırın altına düşecek.Yemiyor tabii.Crazy

    ''İlk hedefiniz Beyşehir'' pozu.

    Hava kararıyor artık.Bir an önce göl kenarına varıp çadırları kurmak lazım.Daha konaklayacak yer bulucaz.

    Hava kararmaya yakın Yenişarbademli'ye giriyoruz.Sabah yanımızdaki sucuklar bizi idare eder derken akşam olunca et derdine düşüyoruz.

    Yenişarbademli'de bir tane kasap var ama et yok.Indifferent

    Tekel ana dağıtım ofisi var ama içki yok.Indifferent

    Market var ama içinde ekmekde dahil bir şey yok.Indifferent

    Olanı alıp çıkıyoruz.Yanımızda sucuğumuz var,çukulatamız var,fındığımız var e ekmekte var.(Orhan'la Atila'yı dinlesek o da olmayacaktı ya.

    Dedim ya yolda götürdüler diye.Skull)

    Gölün kenarında harika bir yer bulup başlıyoruz çadırları kurmaya.

    Bir taraftan da ateş yakma çalışmaları.

    Atila çok uğraşıyor ateşi yakmak için sağolsun.

    Kömür ateşinde bizim sucuklar cızır cızır.Mükemmel valla.

    Yemekten sonra keyif vakti.

    Biraz sonra dolunay önümüzdeki tepenin ardından yüzünü gösteriyor.Bulunduğumuz yer harika.Bir tarafta göl manzarası,dğer tarafta dedegöl dağı.

    Sabah güzelliği çok daha iyi farkedeceğiz.

    Sabahın ilk ışıkları ile ayaktayız.

    El yüz yıkama faslı,

    Çevreyi keşif,

    Sabah kahveleri,

    ve harika doğanın tadını çıkartma.

    Gece boyunca etrafta trafik vardı ne olduğunu anlamamıştık.Meğer buraya ta Afyon'dan balık tutmaya geliyormuş millet.

    Bu da bizim balıkçı.Gözüyle avlıyor.Smile

    Eh artık toplanma zamanı.Daha yolumuz uzun.

    İstemeye istemeye bu harika yeri terkediyoruz.

    Ama yol boyunca inanılmaz güzellikler göreceğiz daha.

    Arada yol sorup,

    masallardan fırlamış köyleri katediyoruz.


    Harika göl manzaraları.İki adımda bir durup fotoğraf çekiyoruz.




    Yol kenarında elinde 2 haftalık yavrularla bir köylü.Dayanamıyor inip dakikalarca oynuyoruz yavrularla.






    Eski sarnıçta elimizi yüzümüzü yıkıyoruz. 


    Hem havada hemde ağaçların tepesinde gördük leylekleri.Hadi hayırlısı.


    Huğlu'ya doğru yoldayız.




    Huğlu'da etli pidecide geçte olsa sabah kahvaltısı.


    Bizim pideler önce fırına,

    Sonra mideye...


    Yine yoldayız.

     

     

    Aşılacak dağlar var.

    Önümüzde Üzümdere Kanyonu


    Susadık..

    Üzümdere Kanyonu Manavgat Irmağı'nın doğdu yer.Dağlardan fışkıran sular ırmağa akıyor.




    Bu su dağdaki bir yarıktan fışkırıyor.Resmen şelale.

     

    Güzellik karşısında nutkumuz tutuluyor.Bir daha gelinip çadır kurulacak yerler listemizde baş köşeyi alıyor burası.



    Kanyon geçişinden sonra istikamet İbradı Emiraşıklar Köyü.Burada Akdeniz Motosiklet klubü (AKMOK) sezon açılış toplantısı var.Bizde çok

    yakına çıktık kanyondan.Bir taşla iki kuş vuralım dedik.Dostları ziyaret.Malesef burada benim fotoğraf makinesinin 3 yedek pili de dahil olmak

    üzere şarjı bitti.Kameranın fotoğraf fonksiyonunu çözene kadar çektim zannettiğim bütün kareler uçmuş.A60 motosiklet vardı toplantıda.Görülmeye değerdi.Ercüment,Mehmet,İbrahim ve adını sayamadığım tüm dostlar oradaydı.Biz tam kalkma zamanında yetişmişiz.

    Grup yakındaki göktaşı kraterine,biz ise raporun en başında bahsettiğim zorlu Oymapınar geçişine yöneldik.

    Mutiçi'nden Oymapınar geçişine doğru döndük.Yolda yine sevimli köyler.

    Hiç harç kullanılmaksızın inşa edilmiş taş evlerle dolu buraı.Köyün adı Hacıköy.



    O zorlu geçişin girişinde çağla yürütürken.Geeked



    Bahsettiğim Murtiçinden Oymapınara geçit veren kanyon.

     

    Bu kanyon geçişinde malesef çok az fotoğraf var.Yolla uğraşmaktan,durup fotoğraf çekemedik.Ama video çekimleri var.Onlar fikir verecektir.

    Dünden beri ancak resimleri organize edebildim.Yarında videoyu hallederim.

    Yolun ortalarına doğru baraj gölü.

    En sonunda Oymapınar barajı.Ciddi yorulduk.

    Manavgat ırmağının kenraında yorgunluk atmak için çok sevimli bir restoranda durduk.

    Orhanın yüz ifadesi her şeyi anlatıyor aslında.Yorgunluk,keyif hepsi bir arada.Bu iki gün fiziken ciddi yorulmuş olsak da,sanki 15 gün tatildeymiş

    gibi iş ve şehir stresinden uzaklaştırdı hepimizi.Önümüzde daha 80 kilometre var,ama bunca yorgunluğa rağmen bir kaç 80 kilometre daha yol

    alabilirim kesin,eğer eve dönmüyor ve yola devam ediyor olsam.

    Gönderilen Dec 23 2009, 07:05 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 6 comment(s)

  •   Bilinmeyene Yolculuk (II)

    Tue, Dec 01 2009 16:30
    2,738 Okundu  

    ''Bir ayı bir haftada,bir haftayı bir günde yaşadığımız,bir günü bir saate sıkıştırdığımız,bir saati bir dakikaya sığdırdığımız bugünkü dünyamızda eski seyahatnamelerin modası geçmiş olmalıdır.''

    Yukarıdaki satırlar Orhan Kural'ın gizemli coğrafyalar kitabına önsöz olarak Aziz Nesin tarafından yazılmış.

    Ne kadar doğru bir tespit.Eski seyahatnamelerin ve hatta seyahatlerin modası geçti malesef.Dedik ya, artık yola çıkarken ulaşacağımız noktaya hangi saat ve dakikada varacağımızı bile planlıyoruz.

    Halbuki 18 Yüzyıla kadar insanlar günde maksimum 25 ila 40 km dolaylarında bir hızla yol alıyormuş.Yolculuk deyince akla genellikle uzun bir yürüyüş,derin tekerlek izleriyle dolu çamur deryası güzergahlar,hırsızlar,haydutlar geliyormuş.

    Aşağıda gördüğünüz Francis Godwin'in çizdiği gravürü insanın hayal gücünün sınırsızlığını göstermesi bakımından hep şaşkınlıla izlemişimdir.Godwin uçmanın hayal dahi edilemeyeceği 1659 yılında kazların uçurduğu,yelkenle yönelen gravürdeki bu aletle aya gitmeyi tasavvur etmiş.


    Bugün bizler elimizdeki teknolojiye rağmen bırakın sonu belirsiz yolları katetmeyi,alışkanlıklarımızın dışına dahi çıkmaya çekiniyoruz.

    Bu arada yeri gelmemiş olsa da aklıma gelmişken bana ilginç gelen bir not düşeyim.Evliya Çelebi'nin sponsor katkılarıyla seyahat ettiğini biliyormuydunuz.Evet bende şaşırdım buna.Gerçi sadece Evliya değildi sponsorların katkısıyla yola çıkan.Bugün bildiğimiz hemen tüm gezginlerin,kaşiflerin sponsorları varmış.

    O yıllarda seyahat etmek için küçümsenemeyecek bir bütçe ayırmak gerekiyordu.Atla seyahat ediyorsan,sadece atın bakımı bile bir servete mal oluyormuş.Hele Neron'un eşi gibi keyfine düşkün bir kadın varsa yanında vay haline...Neron 1000'e yakın saltanat arabasıyla yolculuk edermiş.Eşi Poppaea Sabina eşek sütüyle yıkanabilsin diye,bir de bu arabaların arkasında daima 500 kadar eşek de beraberinde olurmuş.Smile

    Saksonya kontu III.Wilhelm 1461 yılında,hekimleri,sakisi,ahçıbaşı,hizmetçileri,seyahati kaleme alacak yazmanlarından oluşan 91 kişilik ekibiyle hac yolculuğuna çıktığında 200.000 gulden harcamış.

    Yazmanlar deyince,işte bugün bilinen bir çok seyahatnamenin yazarı,kralların,zenginlerin yola çıkarken yanlarına kattıkları yazmanlardan çıkmış.

    Adı bilinmeyen bir yolcunun hanlardan bir tanesinin duvarına yazdığı şu dizeler o dönemdeki yolculuğun ne kadar zahmetli olduğunu çok iyi anlatıyor.

    Ah yolculuk,seni gidi çetin ceviz

    kanıma giren ağrı gibisin!

    Pireler nasıl da ısırıyor,

    nasıl da sert çarşaflar.

    Ah benim ahmak kafa

    neden çıktım sanki yola?

    Hepimiz tarihi bir mekana giripte eşsiz resimler,gravürlerle kaplı duvarlarında '' Ben buradaydım-Abdülmuttalip,Bunu yazan Tosun...,Seni seviyorum Leyla'' gibi yazıları görünce sunturlu birer küfür savurmuşuzdur muhakkak.Ama ben artık rahatım bu konuda.En azından bunun bizim icadımız olmadığını öğrenince rahatladım.İnsanlar daha İ.Ö 500'ler de bile kutsal mekanlardan parça koparmak ya da duvarlara isim ve arma kazımak gibi alışkanlıklara sahipmiş.

    Hatta bugün tarihçiler bu yazılardan o günün seyahat alışkanlıklarını,hangi kesimin,hangi amaçlarla seyahat ettiğini tespit ediyorlar.Daha da ötesi aynı adamın bir çok tarihi mekandaki isim ve armasından seyahat ettiği yerleri bile öğrenmiş oluyorlar.Bunu okuyunca aklıma hemen şu geldi.Bundan ikibin sene sonra Türkiye'deki tarihi mekanları inceleyen arkeologlar her yerde ''Bunu yazan Tosun okuyana...'' armasını görünce ''Tosun'' isimli bir seyyahın bütün Türkiye'yi,keneflerine kadar gezmiş olduğunu düşünüp Tosun'u tarihin en büyük gezgini diye adlandıracaklardır.Bizim Tosun belki de efsane bile olacaktır.Crazy

    Gidilen tarihi mekanlardan alınan parçalar yolculuğun başarısını simgelermiş.Kutsal emanet kültüde böyle ortaya çıkmış zaten.

    Marco Polo'nun ilginç notları var.Venedikli Marco Polo öbür adıyla Million,Anadolu,Ermenistan,Irak,İran,Çin yolculuğu sırasında Basra Körfezindeki Hürmüz ahalisinden şöyle bahsediyor.Ahali yazları deniz kıyısındaki kulübelerde yaşarmış.Karadan esen boğucu rüzgar yaklaşınca çenelerine kadar suya girip rüzgarın geçmesini beklerlermiş.Antalya'nın eski halini bilenler hatırlayacaktır.Tüm sahilde oba adı verilen tahta kulübeler vardı.Yazları ahali buraya taşınır ve poyraz estiği günlerde sudan çıkmazdı.Alışkanlıklar pek de değişmiyor anlaşılan.

    Marco Polo Pamir yaylasına varıpta Kamul vahası sakinlerinin misafirperverliğini görünce şu satırlarla anlatıyor.''Bilhassa çalgı çalmak,şarkı söylemek,dansetmek ve okumakla uğraşan Kamul vahası sakinleri yabancıları o kadar içten ağırlarlar ki,kadınlarını konuklara sunarak,konuklarında kendileriyle aynı nimetlerden yararlanmasını itibar ve saygınlıklarının arttırmanın bir aracı olarak görürler.''

    Marco Polo tam 25 sene süren yolculuğundan döndüğünde yanındaki 600 adamından sadece 18 tanesi hayatta kalabilmişti.Kendisinden başka hiç kimsenin dünyanın bu kadar uzak bölgelerine gitmediğini bilen Marco Polo'nun kitabını bitirdiği şu sözler benim çok hoşuma gider :

    '' insanlık dünya hakkında daha çok bilgi sahibi olsun diye geri dönmek zorunda kaldım.''

    Arap gezgini İbni Battuta Marco Polo'dan üç kat daha fazla yer görmüş.Tam 120.000 km. yol katetmiş.Ama malesef o dönemde yazılarına gereken ilgi gösterilmemiş. Halbuki Battuta gezdiği yerlerdeki gelenekler,giysiler ve yaşantıyı anlatması bakımından çok önemli bir seyyah.

    İlk hatıra eşyasını üretip satanlar Yunanlılarmış.Atina'da ''Pallas Athena'' kopyaları,Efes'te Artemis Tapınağının ve tanrıça Artemis'in gümüşten taklitleri satılmaya başlanmış.Bu işten ciddi paralar kazanmışlar. 

    Milattan sonraki ilk yüzyıllarda seyahat artık iyice ilerlemiş.Özellikle Roma'da ve Roma İmparatorluğu'nun diğer önemli ulaşım noktalarında ''Cursus Publicus'' yani resmi posta idaresinin kurduğu danışma büroları bile varmış.Bu bürolardan güzergah haritaları alınabiliyormuş.2. ila 4. yüzyıla tarihlenen ve büyük ihtimalle arazi ölçümcüsü Castorius'a ait olan bir Roma güzergah haritası 6,82 metre uzunluğunda ve 34 cm genişliğinde bir parşömen şeridi.Bu haritada tüm Roma İmparatorluğu,İran, Hindistan,3500 yer ismi ve yollar kaydedilmiş.''Tabula Peutingeriana'' isimli bu harita antikçağdan günümüze ulaşan tek güzergah haritası olması nedeniyle çok önemli.Şu anda Viyana'da Avusturya Milli Kütüphanesi'nde bulunuyor.

    Ancak küçük bir parçasının fotoğrafını koyabildim aşağıya.Tamamını görmek isterseniz  burada.

    Eskiden yollarda 30-40 kilometrede bir hanlar varmış.Ancak bu hanların büyük kısmı dolandırıcı han sahipleri,sırnaşık hizmetçi kızlar,sürekli kavga çıkaran müşterileri nedeniyle pek tekin yerler değilmiş.Bu nedenle insanlar daha çok eş,dost,tanıdıklarda kalmayı tercih ediyormuş.Köyün en yaşlısı gelen herhangi bir yabancıya yatacak yer verir,yedirir içirirmiş.Bugünkü ''Hotel'' sözcüğüde o zaman ki konukseverlik anlamına gelen ''Hospes'' sözcüğünden türemiş zaten.Bu dönemden yolculara verilen tavsiyeler bugün bile kullanılabilir nitelikte.Bir hana gidildiğinde tabii çarşaf varsa,ki genelde saman üzerinde veya kendi getirdiğin bir çul üzerinde yatılırmış,çarşafın kenarına eşek kulağı yapılması tavsiye ediliyor.Eğer eşek kulağı dik durursa çarşaf temiz anlamına gelirmiş.Yolcular,keten pantolon,içine kum girmesin diye küçük halkalarla büzülen uzun konçlu çizmeler,mendiller,hasır döşekler,insana güç veren yeşil zencefil,veba hapı vs. alırlarmış yanlarına.

    Bu çağda acenteler ve seyahat büroları dahi varmış.Günlük geziler,bir kaç haftalık turlar ve denizaşırı seyahatler organize eden bu acentelerde anlaşmalar yapılırmış.Bu anlaşmalar gemide kalınacak yerin boyutları,gidiş dönüş yolculuğu,günde iki kez yemek,sınırsız su (Bugünkü yarım pansiyon ) ,çevre gezileri,koruma ve eşek kiralama (rent a car ) masraflarını içerirmiş.

    4.ve 5.yüzyıllarda Roma İmparatorluğu'unun çöküşü ile birlikte seyahat kültürüde çökmüş.Romalıların mükemmel yol ağı harabeye dönüp,üzerinde tek tük insana rastlanır olmuş.Takip eden 1000 sene boyunca insanlık neredeyse tarih öncesi koşullara dönmüş.Bilim duraklamış.

    Tüm bunlar seyahatin,insanlığın bilim ve sosyal gelişimdeki önemini ve hatta temeli olduğunu göstermekte.Bu karanlık dönem olmasa idi,insanlar bu dönemde de rahatlıkla seyahat edebilseydi bugün insanlık gerek bilimde ve gerekse teknolojide 1000 yıl ileride olacaktı.

    Bu dönemde eski seyahatnameler,haritalar yok olmuş,unutulmuş.Kilisenin keşiş haritası da denilen,Dünyayı,Kudüs merkezli etrafı denizlerle çevrili tabak şeklinde gösteren haritasından başka bir şey kalmamış.Tehlikeyi göze alıpta yola çıkmak isteyenlerde caydırılmış.

    Bu tarihlere ait bir iki seyahatname dışında pek bir şey yok.Bunlardan en önemlisi ise müslümanlığın ortaya çıkmasından sonra doğuya seyahat eden ilk hristiyan olan piskopos Arculf'un yaklaşık 670 yıllarındaki hac anıları var.Dönüş yolunda batı sahillerine sürüklenen Arculf Kuzey Avrupa'nın bilinmeyen ülkelerini ziyaret etmiş.

    Bu dönemde seyahat dinin hizmetine girmiş.Hac gezileri ve Haçlı seferleri dışında pek yola çıkan olmamış.

    Ancak 11.ve 12. yüzyıllarda insanlar tekrar yollara çıkar olmuşlar.

    Ta ki,Tayfa ''Rodrigo de Triana'' 12 Ekim 1492'de sabahın ikisinde ''Pinta'' nın seren direğinden avazının çıktığı kadar ''kara göründü'' diye bağırana kadar insanlık bu uykudan uyanamamış.o gün,gün ağırırken Bahama Adaları'na ayak basıp,bu adaları San Salvador adıyla İspanyol egemenliğine katan ve 28 Ekim'de Küba'yı keşfeden Kolomb seyir defterine ''Burada ömür boyu yaşamak isterim'' diye yazmıştı.6 Aralık'ta ise sonradan sömürge kuracakları Haiti Adası'na ulaştılar.Kolomb buraların Amerika olduğunu bilmiyordu.Yaşlılığında dahi Doğu Asya kıyıları önündeki adalara ulaştığını iddia ediyordu.Bu yanılgı nedeniyle bu adaların adı hala ''Batı Hindistan Adaları'' dır.

    Bu keşif bir çok kaşifi harekete geçirdi.Denizci Heinrich,Diogo Cao,Bartolomeu Diaz,Vasco de Gama gibi isimler coğrafi keşifler çağına damgalarını vurdular.1522 yılında Macellan'ın dünyanın etrafını dolaşması artık neredeyse son noktaydı.Bundan sonra Hernan Cortez ile Francisco Pizarro Orta ve Güney Amerika'yı zorbalıkla ele geçirip sömürgeciliğe ve köle ticaretine başladılar.

    Pusula,usturlap hep bu dönemde keşfedildi.Yine bu dönemde barut icat edildi mertlik bozuldu.

    Bu dönemin heyecanını en güzel anlatan sözler Ulrich von Hütten'in : '' Yaşamak bir zevktir,inzivaya çekilmek değil.Bilim çiçek açıyor,ruhlar kıpır kıpır! ''

    Bundan sonra yeni keşfedilen yerlere yolculuklar başlıyor.Macera,hazine,ticaret peşinde binlerce insan yollara düşüyor.Yolculuk kendi başına bir eğitim biçimi haline geliyor.

    Bu dönemlerde yolculuğun amacı sonunda varılacak hedef değil,ilginçliğinin yanı sıra tehlikeli de olan o uzun yolun ta kendisi .Erasmus bir mektubunda şöyle diyor :      '' Bir dünya vatandaşı olmak istiyorum.,her yer evim olsun,daha da önemlisi her yere seyahat edebileyim.''

    Bu lafın üzerine artık daha fazla lafa hacet yok!

     

    Gönderilen Dec 01 2009, 04:30 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 4 comment(s)

  •   Bilinmeyene Yolculuk (I.)

    Thu, Nov 19 2009 9:00
    2,657 Okundu  

             Hepimiz başlangıcı belli,sonu belirsiz bir seyahatteyiz? Yaşamın kendisi bilinmeyene yolculuk...

             İçimizdeki karşıkonulamaz seyahat güdüsü de aslında bunun bir parçası ve insan doğasının ve hatta daha da ileri giderek doğa kanunlarının gereği. 

             Seyahat etmek,keşfetmek insanoğlunun beyninin bir köşesine yerleştirilmiş bir güdü.Aslında bir ihtiyaç.Buna karşı koymak neredeyse olanaksız.Bazılarımızda neredeyse yaşamın amacı olmuş.

             Yolun daha bir tanesinden döner dönmez bir sonrakini planlamamız,gece gündüz bununla yatıp bununla kalkmamız hep bu yüzden değil mi? 

             Son 10 senedir nedense tarihe merak sardım.Okudukca da ilginç bir şey fark ettim.Medeniyetin ve teknolojinin seyahatler sayesinde geliştiğini, seyahatlerin azaldığı dönemlerde gelişmenin de neredeyse durma noktasına geldiğini farkettim.Hemen hemen her yenilik seyahatler sayesinde ortaya çıkmıştı.  

             Geçmişte insanlar seyahat etmek için seyahat ediyorlarmış.Şimdilerde çoğunlukla iş,belki biraz aile ziyareti için seyahat ediliyor.Artık seyahatlerin başı da sonu da belli.Bugünkü yaşamımızın getirdiği rahatlık ve güvene öyle alışmışız ki,yola çıkmadan önce nerelerde kalacağımızı,hangi gün ve saatte nerede olacağımızı ve hatta nerelerde yemek yiyeceğimizi dahi planlıyoruz.Forumlarda bir gezi planı ortaya atıldığında ilk gelen sorular hep bu yönde.Nerede kalınacak,hangi gün nerede olacağız vs.vs.?

             Söylediğim gibi bu bir alışkanlık.Ancak belki de bu alışkanlıktan vazgeçmek bize çok şey katacaktır.Sadece yolda olmak için yola çıkıp karşılaştığımız zorluklardan sonra güçlükle bulduğumuz bir konaklama yerine ulaşıp başımızı yastığa koyduğumuzda duyacağımız haz,diğerinden kesinlikle 10 kat daha fazla olacaktır.Denizciler bilirler.Ruzgarla ve hatta fırtınayla boğuştuğunuz,adam boyu dalgaları aştığınız,zaman zaman herhangi bir yere varacağınız konusunda umudunuzu yitirdiğiniz bir yolculuğun sonunda limanın palpa sularına girince hissettiğiniz başarma duygusu ve o yolculuğun ömür boyu unutulmayacak tadı tarif edilemez.Bizlerin bir çok kişiden farklı olarak tüm bunları tadmak için olanağımız var.Tutkumuz olan motosiklet tüm bu macerayı yaşayabileceğimiz nadir araçlardan bir tanesi.

             Sanırım seyahat kavramı ve seyyahlar olmasaydı tarih kesinlikle çok daha farklı olacaktı.İnsanlık ve medeniyet bugün bulunduğu yerde olamayacaktı.Eğer Roma İmparatorluğu bu kadar erken yıkılmayıpta bir kaç yüzyıl daha ayakta kalsa idi bugün medeniyet ve teknoloji belki çok daha ileride olacaktı.

              İlk çağlardan bu yana yapılan her seyahat yeni fikirler üretmiş,dünyaya açılmaya önayak olmuş,önyargıların yıkılmasına yardımcı olarak halkları yakınlaştırmış.

              Yol ve yolculuğun tarihini incelemek aslında bir yerde insanlık tarihinide incelemek anlamına geliyor.

              Yukarıda da bahsettiğim gibi son 10 senedir okuduğum çeşitli kitaplardan derlediğim bu konudaki ilginç notları sizlerle paylaşmak istedim.Bunun geçmişte yaptığımız yolculukları değişik açılardan tekrar değerlendirmemize ve bundan sonra yapacağımız seyahatleri planlarken yine farklı amaç ve hedefler edinmemize yardımcı olacağını düşünüyorum.

             Dedik ya artık eski seyyahlara pek rastlanmıyor.Eski seyyahlar için seyahat etmek bir amaçtı,bir yere varmak değildi yola çıkış sebebi.Odysseus'tan,denizci Sinbad'a,Kolomb,Montaigne,I.Petro,Evliya Çelebi,Humboldt,Goethe,Jules Verne ve daha niceleri sadece seyahat etmek için seyahat ettiler.Yakın zamana kadar yolculukların çoğu bilinmeyene yapılıyordu.

             Uruk kralı Gılgamış ve Odysseus'un maceraları belki de hiç gerçekleşmemişti.Ama insanlar bu gerçekötesi yolculuklardan esinlenerek yollara döküldüler.

             Bilinen ilk seyahatname Kraliçe Haçepsut'un efsanevi Punta ülkesine İ.Ö. 1482-1481 yıllarında yaptığı 2000 km.lik yolculuğu anlatan rölyef.Sonrasında Kartacalı Hannibal'ın İ.Ö 5. yüzyılda yaptığı inanılmaz seyahat var.Her birisinde ellişer kişinin kürek çektiği 60 gemiyle ve 30.000 kişiyle yola çıkmıştı Hannibal.Amacı kuzey-batı Afrika'da koloni kurmaktı.Toplam 650 kelimeden oluşan raporu bugüne kadar yüzbinlerce açıklama ve yoruma neden olmuş. 

             İ.Ö. 500 civarında tarihçi Miletos'lu Hekataios'un amacı da sadece dünyaya bakış açısını genişletmekti.Hekataios'un gezi rehberi bölük pörçükte olsa günümüze ulaşmış ve bilinen ilk gezi rehberi sayılıyor.

             Yine aynı tarihlerde Heredotos Atina'dan doğuda Ecbatan'a kadar yolculuğunda Karadeniz'in kuzey kıyılarından,Nil'e oradan yukarı Mısır'da Elephantine adasına kadar gitti.Heredotes mitleri kendi gördükleri ile karıştırıp dünyanın portresini çizdi.Tarihin babası olarak adlandırılan Heredotos'un eserleri ilk gerçek anlamda seyahatnamelerdir.

             En az bilinenlerden olan,ancak Atlas Okyanusu ve kutupları en doğru tasvir eden Marsilya doğumlu Yunanlı Pytheas İ.Ö.310'larda seyahatten geri döndüğünde kimse ona inanmadı.Alay edildi ve unutuldu.

    Pytheas'ın Rotası

    Dünyanın çevresini hesaplamasıyla ve hazırladığı dünya haritasıyla ölçümsel coğrafyanın temellerini Eratosthenes attı.

       

              O dönemde insanlar Akdeniz'in çevresinde Platon'un söylediği gibi ''bataklığın çevresindeki kurbağalar'' gibi yaşadıklarına inanıyorlardı.Bilinen dünya bugünkü dünyanın % 10'uydu ve buna rağmen insanlar bilinmezliğe yola çıkıyorlardı.Dünyanın kalan % 90'ı işte hep bu korkusuz seyyahlar tarafından keşfedildi.

             Romalılar bu seyahat işini iyice ilerlettiler.Yol kavramını ilk Romalılar tanıttı.Ünlü Via Appia 90.000 km.yi bulan çift şeritli bulvar ağıydı.Toplamda 200.000 km.yi bulan bazalt döşeli yollar,geçitleri,viyadükleri ile resmen bir ulaşım ağıydı ve düzenli olarak bakımları yapılıyordu.Kuzey Denizi'nden Büyük Sahra'ya,Atlas Okyanusu Kıyılarından Mezopotamya'ya kadar uzanan bir yol sistemleri vardı.

    Bazalt döşeli Roma yolları

             İ.Ö 1200 ve 500 yılları arasında deniz yolculukları seyahat için en hızlı ve elverişli olanıydı.Kara yolculukları inanılmaz zahmetli ve pahalıydı.Ancak tüm bunlara rağmen insanlar karşıkonulamaz seyahat ve keşfetme güdülerinin peşinde aylar süren kara yolculuklarına çıkıyorlardı.Bu yolculuklarda en büyük sorun güvenlikti. Merkezi otoritenin olmadığı bu dönemde insanlar şans eseri başlarına bir şey gelmeden yolculuk ediyorlardı.Yolculuk eden sayısının azlığı nedeniyle konaklayacak yerde yoktu.Ancak ulaşılan köy ve kentlerde rastlantısal bir misafirperver yerlinin verendasında konaklanırdı.Tacize ve saldırya uğramamanın tek yolu buydu.Buna rağmen çetelerin saldırısına uğranırdı.Ama bu bile seyyahları korkutmuyordu.

             İ.Ö. 900-612 arasında o zaman için azımsanmayacak bir disiplin ve organizasyon yeteneği olan Asur uygarlığı belki de ilk yol ağını kurmuştu.Askeri birliklerin hızlı harketini sağlamak için başkent çevresindeki bölgelerle iletişimi sağlayacak bir yol ağları vardı.

             Atın evcilleştirilmeside bu döneme rastlıyor.At önceleri yük hayvanı olarak kullanılıyor.Sonrasında savaş arabalarında kullanılmaya başlanıyor.Üzerine binilmesi ise ancak İ.Ö.1100 yıllarında gerçekleşiyor.500 sene atın üzerine binmek akıl edilemiyor.Fiyatı ve bakımı çok pahalı olduğu için ancak zenginlerin ve devlet görevlilerin kullanabildiği bir binek aracı o dönemde atlar.

    Çoğunluk katırlarla ve bunların çektiği arabalarla yolculuk ediyor.

    İ.Ö. 500 yıllarına ait vazoda resmedilen yunan atlısı.Eyer daha o dönemde bilinmiyor ve ata çıplak biniliyor.

            Devenin hikayesi ise daha da enteresan.İ.Ö.2000 civarında evcilleştirilmiş deve.Muhtemelen Arabistan'da.

            Mısır'da İ.Ö 3000 yıllarına ait deve heykelcikleri bulunmuş ama devenin kullanılması yüzyıllarca sonrasına dayanıyor.Deveyi pis buldukları için pek önem vermemişler başlangıçta.Çöl halkları İ.Ö. 3000 yıllarında deveyi kullanıyorlardı,ama diğerlerinin kullanmak ve kabul etmek için herhalde pek bir nedeni yoktu.Yine Asurlular deveyi ilk kez mezopotamyaya getiriyorlar ve yük hayvanı olarak kullanıyorlar.Asıl Pers imparatorluğu deveyi ulaşımda kullanmaya başlıyor.Persler daha önce görülmemiş bir politik düzeni olan dev bir imparatorluk kurduklarında Mezoptamya'dan Akdeniz'e ulaşmak  için çölü geçmek yerine yolu uzatıp dev bir yay çizmenin çok büyük zaman kaybı olduğunu keşfedince Suriye Çölünü geçerken bu hayvanı kullanmaya başlamışlar.

            Antik tarihteki yolculuklar İ.Ö.500 yılına kadar böyle bireysel ve askeri bir seyir izlemiş.Ancak yaklaşık bu tarihten sonra çok daha hızla gelişerek farklı bir şekil almış turizmin de temelleri atılmaya başlanmış.

            Bu tarihten sonra yol rehberleri,yol haritaları dahi hazırlanmış,bugünkü otellerin temeli sayılabilecek konaklama yerleri,hanlar ortaya çıkmaya başlamış ve ciddi yollar yapılıp,seyahat araçları farklılaşmış.Bir sonraki yazıda bu dönemin yolları,seyahatnameleri,turistik gezileri,hatta ilk hatıra eşyalarını kimin yapıp satmaya başladığını,bugün kullandığımız ünlü sözlerin sahiplerini ve cidden enteresan bazı notları okuyacağız.

           

     

     

     

     

     

    Gönderilen Nov 19 2009, 09:00 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 9 comment(s)

  •   Toroslarda 0'dan 3000 Metreye 21 Rota (Rota 9 ve Rota 18)

    Fri, Nov 13 2009 0:01
    7,079 Okundu  

    Bu hafta doğu rotasında adı gibi saklı cennet,Fethiye-Saklıkent'e gidiyoruz.Batı rotasında ise az bilinen ama,diğer bilinen şelalere büyük fark atacak Alara Şelalesi'ne,diğer adıyla Cündere Şelalesi'ne gidiyoruz.Her iki rotada asfalt.Yine hem yol boyunda,hemde varış yerlerinde nefis manzaralar var.Ancak doğu rotasının dönüşünü aynı yoldan yapmak istemiyor ve sıkı da bir off road katalım diyorsak şelaleden Eğrigöle tırmanmak mümkün.

    KULLANILAN KISALTMALAR

    --> 34 km. Bir sonraki noktaya olan mesafe

    DBA          Dar ve Bozuk Asfalt yol

    Off R         Off Road

    *****           Mutlaka görülmesi gereken yer

     

    BATI ROTASI :

    Varış Yeri : Saklıkent/Fethiye

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 32 km.  Hisarçandır --> 33 km.  Altınyaka --> 24 km.  Kumluca --> 18 km.  Finike --> 35 km.  Kuzey yönünde Yeşilköy --> 9 km. DBA  Çamlıbel 

    --> 3 km. Güncalı Köyü sapağı --> 24 km.  Off R Güncalı ve Gedikbaşı Köyleri üzerinden ana yola çıkış (Bu noktadan sağa dönülmeli) --> 16  km.  DBA Yol ayrımı

    (Buradan sola sütleğen istikametine dönülmeli) --> 18,5 km.  DBA  Saklıkent Milli Parkı Sapağı

    Buz gibi akan suyun kenarında harika gözlemeleri mideye indirdikten sonra kanyona girip gidebildiğiniz kadar gidin.Oldukca etkileyici bir manzarası var.

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 215 km. / 4 saat / 55 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 900 m.

    DOĞU ROTASI :

     

     

    Varış Yeri : Cündere Şelalesi (Diğer adıyla Alara Şelalesi) 

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 80 km. Akseki Yol Ayrımı --> 24 km. Gündoğmuş Yol Ayrımı --> 33 km. Gündoğmuş (Gündoğmuş'ta Kozağacı istikametine gidilecek.) --> 3 km. Kozağacı

    sapağı (Bu sapağa girmeden dosdoğru yine asfalt yol takip edilecek.) --> 7,5 km.Çayırözü Köyü  --> 8 km. Ortaköy --> 5 km. Kayabükü Köyü --> 2 km. Şelale

     

    Bu yol tamamen asfalt.Birazda off road yapayım diyenler için buradan sadece yaz aylarında yapılabilecek iki alternatif var.Bir tanesi yukarıya Eğrigöl'e tırmanmak.Bir diğeri ise Köprülü Beldesi üzerinden Alanya'ya inmek.Eğrigöl yolunu şimdi yazacağım.Ama çok usta off road sürücüsü değilseniz Alanya yolunu tavsiye etmiyorum.Sürekli iniş ve bazı yerleri ciddi zorlu.Ancak ben kendime güveniyorum derseniz nefis bir yol.

     

    Yukarıdaki haritada sarı işaret şelaleyi gösteriyor.Eğrigöl'e tırmanmak için şelaleye geldiğimiz yoldan Kayabükü Köyü'nün içine geri dönüyoruz.Köyün içinden sağa Akyarı istikametine dönüyoruz.Bu yolda oldukca fazla sapak var bu nedenle tek tek haritayla göstereceğim yolu.Ancak yolu kaybetmemek için giderken dikkat edeceğiniz şey,Akyarı Köyü'ne geldiğinizde solunuzda 1800 metre yükseklikte kayalık bir dağ göreceksiniz.İşte yol boyunca bu dağı solunuzda tutup eteklerinden kuzeye tırmanırsanız yolu şaşırmadan Eğrigöl'e ulaşırsınız.Bu yol 42 kilometre boyunca tamamen off road.Ama harika bir yol.

    Kayabükü Köyü --> 6,5 km. Akyarı Köyü --> 21 km. Sarıçiçek Yaylası --> 3,7 km. Delikmuar (Ayı Deliği) --> 6,2 km. Söbüçimen yaylası --> 4,7 km. Eğrigöl

    Eğer şelaleden Eğrigöl'e çıkıyorsanız aşağıdaki haritaları en alttan başlayarak yukarıya doğru takip edin.

     

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 2200 m.

    Rotadan Fotoğraflar :

     

    Gönderilen Nov 13 2009, 12:01 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 5 comment(s)

  •   Toroslarda 0'dan 3000 Metreye 21 Rota (Rota 8 ve Rota 17)

    Sun, Nov 01 2009 1:20
    4,621 Okundu  

     

    Bu hafta dahil yedi haftada toplam 15 rota gezdik.Artık rotalar uzadı.Özellikle bu haftanın Doğu Rotası inanılmaz güzel.Benim en sevdiğim rota bu diyebilirim.Eğrigöl inanılmaz bir yer.Muhakkak çıkılmalı.Buraya gitmek için öyle çok alternatif yol var ki.Her biri diğerinden güzel.Her bir yolu ayrı ayrı ve ayrıntılı olarak yazacağım.Bu saklı cenneti keşfedip doya doya yaşamak için en az 2-3 kez gitmek lazım.

    KULLANILAN KISALTMALAR

    --> 34 km. Bir sonraki noktaya olan mesafe

    DBA          Dar ve Bozuk Asfalt yol

    Off R         Off Road

    *****           Mutlaka görülmesi gereken yer

    BATI ROTASI : 

     

    Varış Yeri : Kaş

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 32 km.  Hisarçandır --> 33 km.  Altınyaka --> 24 km.  Kumluca --> 18 km.  Finike --> 35 km.  Kuzey yönünde Yeşilköy --> 10 km.  DBA  

    Çamlıbel Sapağını geçtikten sonra sola Dağbağ Köyü yoluna dönüş ***** (Bu arada Arycanda Antik kentini mutlaka ziyaret edin.)  --> 26 km. DBA  Kasaba Köyü

    --> 22 km.  Kaş

    Finike'den sonra Alternatif yol.Bu yolun girişini Finike içinde bulmak biraz zor olabilir.Bir markete yada yerli birisine Likya Yolu'nun girişini sorarsanız size tarif edeceklerdir.   

    Finike --> 6 km.  Off R  Yeşilyurt'dan sola Asarönü Köyü istikametine dönüş --> 14 km.  Off R Yolun 3 e ayrıldığı tepe noktası (Burada geliş istikametinize göre en

    solunuzda kalan ve dik bir tırmanışa sahip olan yoldan devam etmek gerekiyor.) --> 12 km.   Off R Belören-Çağman Arasına çıkış (Bu yola ulaştığınızda sola Demre

    istikametine değil sağa Çağman Köyü istikametine dönerseniz yine çok keyfli bir yoldan yukarıdaki rotaya ulaşmış olursunuz.) --> 9 km.  Off R Dağbağ Köyü (Artık

    buradan yukarıdaki rotanın Kasaba Köyü istikametine devam ederek yine Kaş'a ulaşırsınız.

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 200 km. / 4 saat / 50 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 1000 m.

    Rotadan Manzaralar :

    Altınyaka Yolundan

    Alternatif Yoldan Finike Manzarası

    Alternatif yol

    Kaş

     

    DOĞU ROTASI :

    Yukarıda da yazdığım gibi  bu rota,daha doğrusu Eğrigöl benim en sevdiğim yer.Eğrigöl'e batı taraftan 2 hatta 3 değişik yoldan çıkmak mümkün.Bugün ilk iki alternatifi yazacağım.3. alternatifi bir sonraki hafta,nefis bir şelale olan Cündere Şelalesinden tarif edeceğim.Aslında birde 4.Alternatif var ama bu yolu bende henüz yapmadığım için şimdilik yazamıyorum.Aslında bu dördüncü alternatif başlı başına bir rota olabilecek nitelikte.

    Eğrigöle Kadar (1. Alternatif) Gündoğmuş üzerinden gidiş :

    Antalya --> 80 km. Akseki Yol Ayrımı --> 24 km. Gündoğmuş Yol Ayrımı --> 33 km. Gündoğmuş --> 5 km. Eğrigöl istikametine sola yol ayrımı.(Bu noktayı,sola

    dönerken hemen sağınızda kalan çeşme ve arkasına dinlenme için yapılmış perguleden tanıyabilirsiniz.)  --> 3,3 km. DBA Burada yol ikiye ayrılır.Bu noktada biz sağ

    tarafa devam ediyoruz. --> 11,6 km. DBA Bu noktada yine yol ikiye ayrılır.Biz yine sağdan devam ediyoruz. --> 17,8 km. DBA İşte karşınızda Eğrigöl. Haritalarda bu göl

    ''Eğilgölü'' şeklinde adlandırılmış.2200 metre irtifadasınız ve İsviçre Alpleri aratmayacak bir manzara karşısındasınız.

    Eğrigöle Kadar (2. Alternatif) Akseki'nin içinden gidiş :

    Antalya --> 80 km. Akseki Yol Ayrımı --> 59 km. Akseki Yol Ayrımı --> 4 km. Akseki Merkezi (Burada ''Yarpuz'' Yolunu sorun. --> 18,5 km. Yarpuz Kasabası

    (Kasabanın içine girmeden dosdoğru devam ediyoruz) -->  11,6 km. Off R Yol ayrımı (Buradan sağa dönüyoruz.) -- > 46,3 km. Off R Eğrigöl (İşte bu yol üzerinde irili

    ufaklı,Dipsiz Göl,Duruca Göl,Küllü Göllerini göreceksiniz.Manzara nefis.Neredeyse sürekli 2000 metrenin üzerinde yol alınıyor.)

    Eğrigöle şimdilik iki ayrı alternatif yolla geldik.Burada muhakkak çadırları kurup bir gece geçirin.Çok keyif alacaksınız.Şimdi Eğrigöl'den sonrasına devam edelim.Aslında buradan da bir kaç alternatif var.Bir tanesi haftaya tersinden yapacağımız Cündere Şelalesine inen yol.Ancak bugün biz Hadım üzerinden Taşkent' e devam edeceğiz.

    Eğrigöl (Gölün kuzeydoğu köşesinden yukarıya tırmanan bir yol göreceksiniz.Buradan devam edeceğiz). --> 36,5 km. Off R Hadım-Dedemli Karayoluna çıkış.Buraya

    gelene kadar yine bir kaç sapak var.Bu nedenle aşağıda bu yolu da Google Earth üzerinde ayrıntılı görüntüledim.) (Sapakta sağa Hadım istikametine dönüyoruz.)

    --> 9,5 km. Hadım (Burada sağa Taşkent istikametine dönüyoruz.) --> 11 km. Taşkent (Daha önce Rota 16'da söylediğimiz gibi burada çoban kavurma yemeyi ihmal

    etmeyin.) Buradan sonrası aynen rota 16'da olduğu gibi.)  -- > 9,5 km. Sağa Dönüş (Alanya yol ayrımı) --> 44,4 km. Karapınar Köyü Yol Ayrımı (düz devam edilecek.)

    -- > 8 km. Kuşyuvası geçidi (Bu geçit anlatılması cidden zor bir geçit.Nefis bir manzara var.Muhakkak görülmeli.) -- > 35 km. Mahmutlar -- > 10 km. Alanya -- > 135 km.

    Antalya

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 500 km. / 13 saat / 40 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 2400 m.

    Rotadan Manzaralar :

    Pembelik Yaylasının devamı

     

    Yol boyu harika manzaralar

    Eğrigöl

     

    Eğrigöl'den sonra Hadım istikameti

     

     

     

     

    Gönderilen Nov 01 2009, 01:20 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile no comments

  •   Toroslarda 0'dan 3000 Metreye 21 Rota (Rota 7 ve Rota 16)

    Tue, Oct 13 2009 1:30
    3,295 Okundu  

    Bu haftaya kadar Batı Rotaları daha kolaydı.Ancak bu hafta Batı Rotası daha zorlu bir rota.Doğu rotası ise inanılmaz manzaralarla dolu.İki kişi ile rahat yapılabilecek bir rota.Bu sefer asfalt dışına çıkmayayım diyorsanız veya toz topraktan hoşlanmıyorsanız,ideal.Ancak 2 gün ayırın muhakkak.Çok daha fazla keyif alacaksınız.Zaten yol 500 kilometrenin üzerinde.

    KULLANILAN KISALTMALAR

    --> 34 km. Bir sonraki noktaya olan mesafe

    DBA          Dar ve Bozuk Asfalt yol

    Off R         Off Road

    *****           Mutlaka görülmesi gereken yer

    BATI ROTASI : 

    Varış Yeri : Yediburunlar

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 66 km.  Korkuteli --> 54 km. Elmalı --> 69 km. Çamlıova sağa dönüş  --> 34 km.  DBA  Arsa Köy --> 7 km.  DBA  Kayadibi Köyü --> 34 km.   

    DBA Hacıosmanlar Köyü --> 11 km.  DBA  Off R Kabaağaç Köyü --> 7 km.  DBA  Off R Minare Köyü --> 15 km.   Off R İzzettin Köyü --> 34 km.  Off R ***** Boğaziçi

    Köyü --> 20 km.   Off R ***** Dodurga Köyü

    Buraya 9 numaralı rota kullanılarak da gelmek mümkün..Yukarıdaki rotadan gelirken Fethiye/Saklıkent milli parkı ve kanyonu da yol üzerinde.Ayrıca Dodurga Köyü yakınlarında Sydmae antik kenti de görülmeye değer.

    Özellikle İzzettin Köyünden sonra yol inanılmaz manzaralarla dolu.Bir tarafınızın 750-800 metre dimdik uçurumun sonunda deniz,diğer taraf dağ.Yediburunlar levhasını görüpte sakın ola aldanmayın.Tabelada 1 kilometre yazılı.Ben sadece keçilerin inip çıkabildiği bir yoldan 3,5 kilometre ilerledim ve yol bitti.Yolun bittiği yerden Yediburunlara kuş uçuşu daha 2 kilometre mesafe vardı.O yolu geri çıkarken annemden emdiğim süt burnumdan geldi.Tam 3 kilometre boyunca en geniş yeri 1 m. olan iki tarafı kayalık,taşlık dimdik bir keçi yolu.Es kaza devrilsen kafayı gözü yarmak işten değil.Ama yolun bittiği yerdeki manzara da her şeye değerdi.Bir tarafınız Akdeniz,diğer taraf Ege Denizi.Karşı tarafta Kelebekler vadisi.Malesef buradan Kelebekler Vadisine geçilemiyor.O taraf geçmek için 1500 metrelik bir bölümde yol yok.Geçen sene yol açmak için çalışılıyordu.Belki de şu anda yol açılmıştır.Eğer buradan geçiş olsa Kelebekler Vadisi üzerinden Fethiye'ye 35-40 kilometre mesafe var.

    Yediburunlar civarında konaklama için bir tane camping var.

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 270 km. / 8 saat / 40 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 1600 m.

    Rotadan Manzaralar :

    Yediburunlar

    DOĞU ROTASI :

     

    Bu rota bugüne kadarki doğu rotalarından farklı olarak tamamen asfalt bir rota.Ama nefis manzaralarla dolu,çok keyif alacağınız,eşinizle birlikte rahatlıkla yapılabilecek bir rota.Kuşyuvası geçidinde biraz zaman geçirin.Bir kayanın üzerine oturup o manzarayı muhakkak izleyin.Bu rotanın hakkı 2 gün.

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 90 km. Akseki-Konya Yol ayrımı --> 60 km. Akseki --> 40 km. Bozkır yol ayrımı (Buradan sağa dönerek Bozkır,Taşkent istikametine direk de gidebilirsiniz

    veya düz devam edip Seydişehir'i görüp oradan tekrar geri dönerek de devam edebilirsiniz.) -- > 26 km. Seydişehir (Burada Konya usulü bir etli pide fena gitmez.)

    -- > 26 km. Bozkır yol ayrımına geri dönüş -- > 38 km. Bozkır -- > 41,5 km. Hadim -- > 10,8 km. Taşkent (Burada otelin tam karşısındaki restoranda muhakkak sac

    kavurma yenmeli.Burada bulunan otelde konaklanabilir.) -- > 9,5 km. Sağa Dönüş (Alanya yol ayrımı) --> 44,4 km. Karapınar Köyü Yol Ayrımı (düz devam edilecek.)

    -- > 8 km. Kuşyuvası geçidi (Bu geçit anlatılması cidden zor bir geçit.Nefis bir manzara var.Muhakkak görülmeli.) -- > 35 km. Mahmutlar -- > 10 km. Alanya -- > 135 km.

    Antalya

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 594 km. / 15 saat / 40 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 2050 m.

    Rotadan Manzaralar :

    Taşkent

    Kuşyuvası Geçidi

    Gönderilen Oct 13 2009, 01:30 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile no comments

  •   Toroslarda 0'dan 3000 Metreye 21 Rota (Rota 6 ve Rota 15)

    Thu, Oct 01 2009 23:59
    5,254 Okundu  

     

    Şaka maka yarıladık rotaları.Yarıladık derken sadece bendeki rotaları yarıladık.Ama Torosların daha belki %10'unu bile görmedik.Gezmekle bitecek bir coğrafya değil ki birader.Bu arada kimse gitmiyormu bu yollara? ''Ben bu hafta şuradaydım'' diye bir geri dönüş gelmedi daha.Gerçi Antalya'da gezi mevsimi daha yeni başlıyor.Bundan sonra düşeriz yine yörüklerin izlerinin peşine.Bu hafta batı rotası kebaplı rota.Gömbe'nin meşhur kuyu kebabı yenmeden dönülmesin.Doğu rotasında ise yemeğinizi kendiniz götürün.Akşam çadırların önünde sağdan soldan bulunan odun ateşinde yapılacak şiş kebap en az Gömbe Kebabı kadar lezzetli olacaktır.Hatta belki daha da lezzetli!

    KULLANILAN KISALTMALAR

    --> 34 km. Bir sonraki noktaya olan mesafe

    DBA          Dar ve Bozuk Asfalt yol

    Off R         Off Road

    *****           Mutlaka görülmesi gereken yer

    BATI ROTASI  

    Varış Yeri : Gömbe Yeşil Göl

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 66 km.  Korkuteli --> 54 km. Elmalı --> 34 km.  Gömbe --> 15 km.  Off R Yeşil Göl

    Yeşil Göl'de çadır kurulabilir ama su problemi var.Gecelemek isteniyorsa en güzeli Gömbe'de çadır kurup Yeşil Göl'e oradan çıkmak.Yeşil Göle çıkarken Uçarsu adlı küçük ama enteresan bir şelale göreceksiniz.Dağın ortasındasn fışkırıyor sular.Buradan Fethiye tarafına bir geçiş olduğunu biliyorum ama ben gitmedim.Sizler bir deneyin.Eminim keyifli bir yol.Veya ana yola dönüp Finike'ye inebilirsiniz.

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 169 km / 3,5 saat / 70 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 1825 m.

    Rotadan Manzaralar :

    Gömbe Kebabı :)

     

    Yeşilgöl Yolu

     

    DOĞU ROTASI :

     

    Varış Yeri : Derebucak,Adam Kayaları,Köprülü Kanyon

    Geçilen Yerler :

    Antalya  --> 49 km. Taşağıl Yol ayrımı --> 3,4 km. Taşağıl --> 27,9 km  DBA (Taşağıl'ın içinden sol tarafa yani Köprülü Kanyon istikametine değil Beydiğin İstikametine

    dönülecek.) Beydiğin --> 22 km. DBA  Başlar Köyü  --> 9,3 km.  DBA İbradı-Derebucak yoluna çıkış. (Burada sola Derebucak yönüne dönülecek) --> 23,3 km.

     Burada yol ikiye ayrılıyor,düz gidersek Pınarbaşı.Biz düz devam ediyoruz.Ama çok fazla değil. --> 1 km. Bu nktada sola ayrılan toprak yola giriyoruz. --> 24,7 km.

    Off R  Kırkkavak Köyü --> 14,7 km. Çaltepe Köyü --> 8,5 km. DBA Ballıbucak yol ayrımı. (Sağa dönülürse Ballıbucak'a varılır.) --> 3,7 km. Ballıbucak  (Çok sevimli bir

    köy.Kahvehanesi olmayan ender köylerden bir tanesi.Ama merak etmeyin halkı inanılmaz misafirperver.Muhakkak bir çay içmeye davet ediyorlar.)  --> 3,7 km.

    Geldiğimiz yola geri dönüp sağa devam ediyoruz. --> 15,7 km. Off R  (İşte buradan sonra peri bacalarının Toros versiyonu Adam Kayaları adı verilen ilginç kaya

    oluşumları başlıyor.) Yolun devamında ise Selge Antik kenti ve Selge Köyü.Şimdiki adı Altınkaya. --> 10,4 km. DBA Köprülü kanyon --> 40,6 km. Taşağıl --> 53 km.

    Antalya

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 307 km. / 7 saat / 40 km/h.

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 1700 m.

    Rotadan Manzaralar :

    Adam kayaları

    Selge

    Selge'de değişmeyen manzara

    Köprülü Kanyon

    Gönderilen Oct 01 2009, 11:59 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 3 comment(s)

  •   Toroslarda 0'dan 3000 Metreye 21 Rota (Rota 5 ve Rota 14)

    Sat, Sep 19 2009 3:00
    4,008 Okundu  

     

    Kamp malzemelerinizi hazırlayın.Bu sefer,yani dördüncü haftanın hem Batı hem de Doğu rotasına,hakkını vererek yapılmak istenirse en az en az ikişer gün ayırmak gerekli.Hele bu haftaki Doğu rotası hem yollarıyla,hem de manzaralarıyla mükemmel bir rota.Batı rotası da ondan aşağı kalır değil.

    KULLANILAN KISALTMALAR

    --> 34 km. Bir sonraki noktaya olan mesafe

    DBA          Dar ve Bozuk Asfalt yol

    Off R         Off Road

    *****           Mutlaka görülmesi gereken yer

    BATI ROTASI :

     

     

    Varış Yeri : Salda Gölü,Akgöl,Yarışlı Gölü,Burdur Gölü

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 66 km.  Korkuteli --> 15 km.  Sülekler  --> 68 km.  Yeşilova --> 8 km.  CAMP Salda Gölü Kamp alanı --> 8 km. Yeşilova-Kamp yerinden tekrar Yeşilovaya

    dönüyoruz. --> 11 km. Yeşilova'nın içinden Işıklar Köyü istikametine devam edip önümüze çıkan yol ayrımından Taşpınar,Bayındır istikametine sola dönüyoruz.

     --> 8,7 km. Akgöl  --> 2,6 km. Gölün karşı tarafından sağa dönüş. - Evet gölün enlemesine geçişi tam 2600 metre.Boylamasına ise 5400 m.Bizim için tam bir oyun

    alanı. Buradan sağa dönmeyip doğru gidilirse Acıgöl'e ulaşılıyor.Burada karar sizin. --> 9 km. Dereköy - Buradaki yol ayrımından Beyköy istikametine devam ediyoruz.

     --> 8 km. Büyükyaka Köyü - Burada yolu sorun.Biraz karışık ve yolun girişi belirsiz.Maden ocakları tabelaları takip edilecek. --> 10 km. Off R Harmanlı Köyü - Burada

    Yarışlı istikametine devam ediyoruz. --> 18 km. Burdur-Tefenni Ana Yoluna çıkış - Burada sola Burdur istikametine dönüyoruz. --> 25 km. Burdur --> 130 km. Antalya

    Salda gölü kenarında her türlü imkanı bulunan çadırlı kamp alanı mevcut.Yaz aylarında özellikle hafta sonu biraz kalabalık oluyor.Ama ilkbahar ve sonbaharda çok keyifli kamp yapılabilir.Gölün suyu sodalı.Bu nedenle kıyıları kar gibi bembeyaz kumla kaplı.Çok güzel bir görüntüsü var.Gölün çevresi dönülerek tekrar yeşilova'ya gelmek mümkün.Akgöl ise görülmeye değer bir kuru göl.Bu gölün kenarında da kamp yapılabilir.

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 387 km. / 8 saat yol / 50 Km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : Sülekler Göleti civarında 1550 m

    Bu GPS track izine göre gölü tam ortasından boydan boya geçmişim.:)

    Aslında göl kurumuş.Gölün suyu sodalıymış ve tuzluymuş.Kuruyunca Tuz Gölü gibi olmuş.

    Üzerinde saatlerce yol alınabilir.Çöl sürüş antrenmanı yapılabilir.Ben botlarımdan ve motosikletten hala o bembeyaz tozu çıkartmaya uğraşıyorum.:)

    Rotadan Manzaralar

    Salda Gölü

    Göl Kenraında Kamp Yeri

    Akgöl - Uzaktan özellikle akşam üzeri sanki su varmış gibi görünüyor.

    DOĞU ROTASI :

    En az İki gün ayrılması gereken bir rota bu.Hatta cuma akşam üzeri çıkılıp ilk gece Köprülü Kanyon'da yattıktan sonra devam edilebilir.Bu daha az yorucu olacaktır.Hem de inanılmaz güzellikleri fotoğraflamak için daha çok zaman ayırabilirsiniz. 

     

    Varış Yeri : Yenişarbademli/Beyşehir

    Geçilen Yerler : Antalya --> 52 km. Belkıs,Aspendos yol ayrımı (Burada eski köprünün bulunduğu yerden girin. --> 3,6 km. Aspendos --> 2,8 km. Off R Sarıabalı

    Köyü'nde sağa köprünün üzerinden dönerek ana yoldan ayrılın. --> 3,7 km. Köprülü Kanyon yoluna çıkış.Buradan sola dönerek Sağrıin Köprülü Kanyon istikametine

    devam edin. --> 33 km. Köprülü Kanyon --> 32.7 km. (Burada mükemmel bir manzara ve yol için ana yoldan biraz ayrılıp yarım daire çizip yine ana yola

    döneceğiz.İstenirse direk devam edilip bir sonraki noktaya asfalttan gidilebilir.Ancak burada geçeceğiniz yol ender rastlanır güzellikte.) Bu noktada hatırladığım kadarı ile

    herhangi bir tabela yok veya küçük bir Beyşehir tabelası olabilir.Bu noktanın koordinatı N 37 23.846 E 31 16.481  --> 3,5 km. Off R Bu noktada yol ikiye ayrılıyor.Bir

    tanesi neredeyse 150 derecelik sağa dönüşle yukarı devam ediyor.Buradan gidilirse Anamas Dağları üzerindeki bir geçitten Beyşehir tarafına inilebilir.Ancak biz kar

    nedeniyle bu yolu geçemedik.Daha sonrada denemek için gidemedim o tarafa.Bir diğeri ise sola ayrılıyor.Soldan devam edildiğinde tekrar ana yola çıkılıyor.Ama

    aşağıdaki fotoğrafta görülen mükemmel güzellikteki bir yoldan. --> 3 km. Off R Ana yola çıkış.Sağa dönülecek.  --> 14,5 km. Kesme Kasabası --> 21. km. İbişler

    Köyünü 3 kilometre geçince Kasımlar Köyüne gelmeden Sağa ayrılan Darıbükü Köyü istikaemtine giden yola sapılacak. --> 28 km. Off R Ayvalıpınar Köyüne gelmeden

    sağa Dönüş --> 11 km. Koçular Köyü --> 2 km. Sağa Yakaafşar istikametine dönüş --> 2,7 km. Yakaafşar Köyü.Burası hemen hemen bir dört yol ağzı.Biz sağa

    dönüyoruz.--> 4,9 km. Sola Yakaköy istikametine dönüş. --> 3,6 km.  Yakaköy'ün Kuzey tarafında hemen çıkışında sağa Yenişar Bademli istikametine dönüş.

     --> 20,6 km. Yenişar Bademli Şehir merkezinden Gedikli,Sarıkaya,Şarkikaraağaç istikametine dönülecek.--> 8 km. CAMP Burası Göl kenarında çok geniş bir çayır.

    Su yok ama kamp için ideal bir yer.  --> 3,7 km. Kamp yerinden çıkıp sola dönüp Gölyaka tabelasını takip ediyoruz. Gölyaka --> 28,8 km. Bu yolda manzara

    nefis.Yolda çok keyifli. Yeşildağ kasabasını 2 kilometre kadar geçince sağ tarafa Huğlu istikametine dönüyoruz. --> 16,4 km. Huğlu --> 68,8 km. Akseki ( Bu yolda da

    harika manzaralar var.) --> 61,2 km. Antalya - Alanya Karayoluna çıkış --> 90 km. Antalya.

     

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 509 km. / 2 gün / 50 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa                                         : 1970 m. Anamas Dağlarında.

    Rotadan Manzaralar                                             :

    Köprülü Kanyondan 32,7 km sonra sağa dönüp girilen yol işte bu.Burada bir saat kaybetmeye değer.

    Beyşehir Gölünden

    Anamas Dağları

     

     

    Gönderilen Sep 19 2009, 03:00 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 1 comment(s)

  •   Toroslarda 0'dan 3000 Metreye 21 Rota (Rota 4 ve Rota 13)

    Tue, Sep 15 2009 10:42
    3,853 Okundu  

     

    Her hafta rotalar biraz daha zorlaşıyor.Gerçi bu hafta Batı Rotasının hemen hemen tamamı asfalt.Buna karşın Doğu Rotasının neredeyse tamamı off road.Zor ama bir o kadar da güzel bir yol.Bu rota aslında 11,12,14,15 numaralı rotaların her birisi ile tümden veya parça parça birleştirilebilir.Burası size kalmış.Ama sadece bu rotayı yaparak harika bir hafta sonu geçirebilirsiniz.Bu yola bir gece Köprülü Kanyonda gürül gürül akan suyun kenarında kamp yaparak 2 gün ayrılabilir.

    KULLANILAN KISALTMALAR

    --> 34 km. Bir sonraki noktaya olan mesafe

    DBA          Dar ve Bozuk Asfalt yol

    Off R        Off Road

    *****           Mutlaka görülmesi gereken yer

     

    BATI

    Bu rota oldukca kolay bir rota Gölhisar'dan sonra yaylaya çıkan 7-8 kilometrelik yol dışında off road yok.Ama buraya bir kez gitmeye değer.Özellikle yol üzerinde bulunan Kbyra antik kentine muhakkak girin ve halen giriş açıksa arenasında boydan boya motosikletinizle koşun.O dönemin atlı savaş arabalarının fink attığı bu arenada motosikletle yol almak inanılmaz keyifli.Bu kadar iyi korunmuş ve bu formatta antik bir hipodroma çok zor rastlanır.

    http://www.burdurmuzesi.gov.tr/%C3%BCzerlik.htm

    Ben olsam bu rotaya iki gün ayırıp 5 numaralı rota ile birleştirirdim. 

     

     

    Varış Yeri : Gölhisar Bögürdelik Yaylası

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 66 km.  Korkuteli --> 41 km.  Söğüt --> 33 km.  Gölhisar --> 1,9 km. Off R Kbyra Antik Kenti  --> 4,5 km.  Off R Bögürdelik Yaylası

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 148 km. / 3 saat / 70 km/h 

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 1518 m.

    Rotadan Fotoğraflar :

    DOĞU 

     

    İşte en sıkı rotalardan bir tanesi.Bu rotada ağır endurolar için hemen her zorluk var.Özellikle Murtiçi'nden Oymapınar barajına giden yolun son 17 kilometrelik kısmı için en az 2 saat ayırmanızı tavsiye ediyorum.Yani bu rotayı eğer günübirlik yapmayı düşünüyorsanız sabah oldukca erken yola çıkın.Son bölüm sizi zorlayacak.Hatta sadece bu 17 kilometrelik kısmı tek başına ayrı bir rota olarak dahi düşünülebilir.İlk bakışta çok zor gibi görünmese de zemin inanılmaz gevşek kırık taşlardan oluşuyor.En büyük sıkıntı ise hep yokuş aşağı iniliyor olması:Yokuş yukarı olsa,yani tersinden yapılsa nispeten daha kolay olacaktır.Ama eğer ortanın üzerinde bir enduro tecrübeniz varsa muhakkak bu yolu önerdiğim yönden girerek yapın.Yolun sonunda enduro tecrübeniz en az bir kat artmış olacaktır.

    Oymapınar Barajına iniş.

    Varış Yeri : Oymapınar Barajı

    Geçilen Yerler : Antalya --> 15 km. Isparta Yol Ayrımı --> 25 km. Off R Sağa Gebiz İstikametine Dönüş (Bu dönüşte hiç bir tabela yok.Yeşil Karaman'ı geçtikten 5,8

    km.sonra sağa bir toprak bir yola giriş var.Kırbaş veya Dorumlar Köyü İstikameti)  --> 4,8 km. Off R Sağa Dönüş --> 1,1 km. Off R Sola Dönüş --> 1,8 km. DBA Off R

    Sağa Dönüş --> 5,6 km. Off R Sola Dönüş --> 9,4 km. Off R Gebiz (Gebiz'in içinde Yumaklar Köyü istikametini sorun.Gebiz Kahvelere geldiğinizde sola bir çıkış var,yol

    buradan ama yinede sormakta fayda var.) --> 5,1 km. Off R Sola Dönüş --> 5,8 km. Off R Yumaklar Köyü (Burada Demirciler Köyü'nü Sorun ) --> 12 km. Off R Sola

    Dönüş  --> 8 km. Off R Demirciler Köyü --> 5,5 km. Off R Yeşilvadi Köyü --> 16 km. Off R Karabük Köyü (Buradan sola dönerseniz 6,5 kilometre sonra Köprülü Kanyona

    varırsınız.Ama biz sağa Taşağıl istikametine döneceğiz.)  --> 18,4 km. Sola Karabucak Köyü İstikametine dönüş (Sağırin'e girmeden biraz önce) --> 5,6 km. DBA

    Karabucak Köyü --> 5 km. Off R Beydiğin Köyü --> 22,1 km. DBA Başlar Köyü --> 3 km. DBA Sağa Dönüş (Ormana İstikametine)  --> 12 km. DBA Ormana ( Burada

    sağa dönüyoruz.Ancak sola dönüp Altınbeşik Mağarasını da ziyaret edebilirsiniz.) --> 11,6 km. DBA Ürünlü Köyü üzerinden ana yola çıkış noktası Burada Sola

    Sinanhoca Köyü istikametine dönülecek --> 7,6 km. DBA Sağa Kepez Köy istikametine dönüş. --> 6,7 km. DBA Kepez Köyü (İşte burada rotanın en zorlu kısmı

    başlıyor.Oymapınar'a giden kanyona giriş) Kepez Köy'ünden Sağa Kepezbelni Köyü'ne dönüyoruz. --> 3,4 km. Off R Kepezbeleni Köyü (Bu köyün içinde sol tarafa sanki

    geldiğiniz istikametin tersine dönüyormuş hissi veren bir toprak yol var.Yanlış hatırlamıyorsam Oymapınar diyede küçük bir tabela olacak.Ama köyde sorun muhakkak.)

    --> 21 km. Off R Oymapınar Barajı (Bu 21 kilometre için yukarıda da bahsettiğim gibi en az 2 saat ayırın.) --> 105 km. Manavgat üzerinden Antalya

     

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 320 km. / 10 saat / 30 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 1300 m.

    Rotadan Fotoğraflar :

     

     

    Gönderilen Sep 15 2009, 10:42 AM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 1 comment(s)

  •   Toroslarda 0'dan 3000 Metreye 21 Rota

    Sun, Sep 13 2009 18:59
    6,495 Okundu  

    İnsan yedisinde neyse yetmişinde de aynıdır diye boşa söylenmemiş.Her nedense çocukluğumdan beri hem denizlerin,hem dağların ötesini hep merak ettim.

    Çocukken arkadaşlarım bisikletlerine ekstra çamurluklar,aksesuarlar,ziller,süsler takıp cadde de yarışırken,ben gariban  'pinokyo' marka bisikletimin üzerindeki bütün fazlalıkları söküp sadece şasi ve iki tekerden ibaret hale getirmiş,nerede taş,nerede kaya,nerede tepe var oraya tırmanıyordum.

    Çamura bulanmış,oram buram yara bere içerisinde eve her gelişimde Canım Annemden sağlam bir fırça yer,bisiklete binmem yasaklanır,bisikletimin tekerleğinin havası ceza olarak bir sonraki emre kadar indirilirdi.Ama ben bir yolunu bulur yalvarır yakarır annemi kandırır yine çıkardım.

    Benim o zavallı pinokyo daha mountain bike diye bir kavram bile yokken,şimdilerde beton yığını haline gelmiş Ahatlı'nın, Hurma'nın,Ferrokrom'un oralardaki taşlıklarda altımda ''off off'' diye inleye inleye off road'un hasını yaptı.

    Bisikletin kırılmadık yeri,benimse çıkmadık yerim kalmadı.Antalya'nın ünlü çıkıkcısı Parlamento Amca'nın müdavimiydim.Artık öyle alışmıştımki çıkan parmağımı,omuzumu,kolumu,bileğimi kendim takar olmuştum.Sonra büyüdüm,bisikletten dört tekere terfi ettim.

    Bu sefer alabalık peşinde torosların vadilerinde ırmak ırmak dolanmaya başladım.O zamanlar Torosların ırmaklarında Alabalık vardı.Artık dört tekerde benim uzuvlarım çıkmıyordu,ama minik Suzuki cipimin çıkmadık yeri kalmadı.İki kere yan yattık,bir kere şarampole yuvarlandık,kaç kere çamura saplanıp çektirdiğimi hatırlamıyorum.Embarrassed

    40'lı yaşlara merdiven dayadığım,yolun yarısı semptomlarının baş gösterdiği günlerden bir günün sabahında ''ben motosiklet alacağım'' diye uyandım.

    Eşime kahvaltıda ben motosiklet almaya gidiyorum dediğimde sanırım bana inanmadı ki,cevap dahi vermedi.Akşama motosiklet sahibi olarak eve döndüm.Bana inanmamakla hata etmişti eşim.eveeet

    Ama hatanın büyüğünü,O'nun sessiz kalışının ''onay'' anlamına geldiğini düşünmekle kendimin yaptığını,kafama yediğim terlik sayesinde geçte olsa anladım.Punish

    Eşim sonradan benden beter müptelası oldu o başka mesele.coolll

    Motosikleti almamın üzerinden altı ay geçmeden yine toroslar çekmeye başladı beni.O günden bu yana motosikletle Toroslarda yaklaşık 14.000 kilometre yol yapmışım.

    İnanılmaz bir coğrafya Toroslar.Onlarca medeniyetin beşiği olmuş,yüzlerce ırmak,bir o kadar göl,sayısız antik kent,binlerce kilometre yol,onbinlerce sapak.Yörükleriyle,yaz kış karla kaplı zirveleriyle,çağıl çağıl ırmaklarıyla,sarp kayalıklarıyla,dünyada eşi benzeri olmayan sedir ormanlarıyla her yolculukta inasanı şaşırtan bir coğrafya.Bir kere başladınız mı zaten duramayacaksınız. 

    Geçen gün oturmuş bilgisayarı kurcalarken aklıma toroslarda motosiklet ile yaptığım gezilerin GPS iz kayıtlarını birleştirmek geldi.Sonunda ortaya çıkan manzara tam bir örümcek ağı gibiydi.

    Bu izleri Google Earth'e oturtup baktığımda tüm bunların harika birer yol infosu olacağını gördüm.Belki benim gibi ötesini merak edenler için faydalı olur düşüncesi ile bir başlık altında sistematik bir biçimde toplamayı düşündüm.Olur a,aklından zoru olan bir ben değilimdir.Geeked

     

            

     

              Bu günden itibaren her hafta Toroslar'ın inanılmaz güzelliklerini görebileceğiniz bir tanesi batıdan,bir tanesi doğudan olmak üzere iki rotayı yazacağım.Tüm rotalar Antalya çıkışlı.Rotaları Antalya'nın Batısı ve Doğusu olmak üzere ikiye ayırdım.Şimdilik toplam 21 rota var.Bu arada bu rotalara yenileri de eklenecektir mutlaka.

    Batı rotalarının çoğu bir tek pazar gününe sığacak kadar kısalar.Kilometre olarak uzun olanlar ise hızlı yol alınması nedeniyle kısa sürede bitirilebilir.Gerçi amaç yolu bitirmek değil,yolda olmak.

    Torosların Antalya'nın batısında kalan kısmı doğusuna göre daha kolay sürüş koşullarına sahip.Ağırlıkla yollar asfalt.Ama yine de büyük yerleşimleri birleştiren ana yollar arasında kalmış bir çok toprak yol var.Geçerken gördüğünüz herhangi bir sapaktan girip nereye çıktığını bilmeden ilerlemek çok keyifli olacaktır.

    Kalanları ise harika birer hafta sonu,hatta cuma günü akşamından çıkılması halinde nefis bir uzun hafta sonu yaşatacak kadar güzeller.

    Burada görülen rotaların hemen hemen hepsini birbirleri ile birleştirmek,sahip olduğunuz zamana ve o günkü enerjinize göre birisinden diğerine geçerek hatta hiç girilmemiş yeni yollar keşfederek birbirine bağlamak mümkün.Herhangi bir rotadan ayrılıp geceyi sahilde geçirip tekrar yukarıya çıkmak da olası.

            

    Doğu rotaları ise daha uzun ve zorlu.Toros Sıradağlarının Orta Toroslar diye de bilinen Taşeli'ni de içine alan bu bölümü abartısız iki sene gezilse yolları bitirmek mümkün değil.Burada gezerken muhteşem manzaralar görecek,ilginç yer şekillerine hayretle bakacak,şelaleler,

    ırmaklar geçecek,her kilometrede bir fotoğraf çekeceksiniz.Gerçekten de her bir rota için ayrı ayrı en az ikişer gün ayırıp görmeye değer.

             

    Burada tek bir uyarıda bulunmak istiyorum.

    Ben bu yolların büyük bir kısmını yalnız yaptım.Ancak bunu hiç tavsiye etmiyorum.Bazı yerler öylesine ıssız ki,bazen saatlerce araç veya insan geçmiyor.Başınıza bir şey gelmesi halinde yardım edecek birisinin yanınızda olması çok önemli.Bir keresinde öyle biçimsiz bir yerde

    motoru yatırdım ki,ne yaptıysam kaldıramadım.Tam 2 saat 15 dakika birisinin geçmesini bekledim.İnanın hiç te eğlenceli değil.

    Yanınıza muhakkak yeterli miktarda su,kraker,gofret ve çukulata alın.

    Başta da söyledim ya,hep dağların ötesini merak ettim diye.Bunun sebebini uzun zaman anlayamamıştım.Şimdilerde sanırım az da olsa anlayabiliyorum.Özellikle Nasuh Mahruki'nin bir yazısında rastladığım Lama Anagarika Govinda'nın aşağıdaki sözleri bunu anlamamda yardımcı oldu.

    ''Lama Anagarika Govinda, 'Beyaz Bulutların Yolu' adlı kitabında mistik dağlardan bahseder ve şöyle der;

    'Bir dağın büyüklüğünü görmek için ona uzaktan bakmanız gerekir, şeklini anlamak için etrafını dolaşmanız gerekir, karakterini tanımak için,onu güneş doğarken ve batarken, öğle vakti ve gece yarısı, güneşli bir havada, yağmurda, karda ve fırtınada, yazın, kışın ve diğer mevsimlerde görmeniz gerekir. Bir dağı bu şekilde gören kişi, o dağın yaşamına yaklaşır. Öyle bir yaşam ki, insanlarınki kadar yoğun ve çeşitlidir. Dağlar da büyürler ve yok olurlar, soluk alıp verirler, bir kalp gibi yaşamla atarlar. Çevrelerindeki görünmez enerjileri; havanın ve suyun gücünü, elektiriği ve manyetizmayı çekerler ve biriktiriler. Rüzgarları, bulutları, fırtınaları, yağmurları, şelaleleri ve nehirleri yaratırlar. Çevrelerini aktif yaşamla doldururlar ve sayısız varlıklara barınak ve yiyecek sağlarlar. Dağların yüceliği işte böyle bir şeydir.''

    Eğer sizlerde ötesini merak edip buralara çıkarsanız aynen Lama Anagarika Govinda'nın söylediği gibi ;

    Güneş doğarken,

     

    Öğle vakti,

     

    Güneş Batarken,

     

    ve Gece Yarısı,

     

    Güneşli bir havada,

     

    Yağmurda,

     

    Karda,

     

    Fırtınada,

     

    Yazın,

     

    Kışın,

     

    Ciğerleri yanıp ağlarken,

    Her mevsimde

     

    Göreceksiniz...

    Gerçekten de Torosların

    Bulutları,

     

    Fırtınaları,

     

    Yağmurları,

    Şelaleleri

     

    Ve Nehirleri

     

    Yarattığını anlayacaksınız...

    Ve

    Dağ keçisine,

     

    Toros Yer Sincabına,

    Kartallara,

     

    Akbabalara

    Kuzgunlara

    Ulu Ağaçlara,

     

    Sürülere,

     

    Dünya güzeli yörük çocuklarına,

     

     

    Ali Dayı'ya

     

    Ayşe Teyze'ye,

     

    Ahmet Amcaya,

     

    Hüseyin Amca'ya

    barınak ve

    yiyecek Sağladığını,

     

     

     kısaca yüceliğini anlayacaksınız... 

     

     

    Gönderilen Sep 13 2009, 06:59 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 20 comment(s)

  •   Toroslarda 0'dan 3000 metreye 21 Rota ( Rota 3 ve Rota 12)

    Mon, Aug 31 2009 13:12
    2,746 Okundu  

     

    Bu hafta hem yolu uzatalım,hem de biraz daha zorlaştıralım.Bu haftaki batı rotası biraz zorlu ama bir o kadar da keyifli.

    KULLANILAN KISALTMALAR

    --> 34 km. Bir sonraki noktaya olan mesafe

    DBA          Dar ve Bozuk Asfalt yol

    Off R         Off Road

    *****           Mutlaka görülmesi gereken yer

     

    BATI

     

    Geçen haftaki Saklıkent,Bakırlı rotasında belirttiğimiz gibi Saklıkent'e bir çok değişik yoldan gidilebilir.Seçim size ait.Eğer geçen haftaki rotaları yaptıysanız bu sefer Saklıkent'e ana yoldan giderek zaman kazanmakta fayda var.Gerçi kazanılacak zaman en fazla yarım saat olacaktır.

    Kızlarsivrisi'ne direk anayoldan Elmalı'ya giderek de ulaşabilirsiniz.Ancak biz biraz off road yapalım.

    Saklıkent'ten İmecik istikametine gidiş yolunu bulmak başlangıçta biraz zor olabilir.Bu nedenle aşağıda özellikle karıştırılabilecek 2 sapağı ayrıca Google Earth üzerinde gösterdim.Saklıkent'ten Bakırlı istikametinde çıkışta TUBİTAK tabelasını takip ediyoruz.Sonra tam zirveye tırmanışın başlangıcında sağ tarafa Dereköy yazılı bir tabela var.

    İşte tam burada

    Buradan sağa dönüp aşağıdaki vadiye ulaşıldığında ise yine yol ikiye hatta 3'e ayrılıyor.Biz yine sağdan devam ediyoruz.

     

    Varış Yeri : Kızlarsivrisi

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 34 km.  DBA  Saklıkent  --> 25 km.   Off R İmecik --> 17 km.   Off R Elmalı-Korkuteli Yoluna Çıkış --> 29 km.  Elmalı --> 16 km.  DBA Çamkuyu Yayla

    sapağı --> 9 km.  Off R ***** Çamkuyu Yaylası --> 6,5 km.   Off R Kızlarsivrisi Dağı Etekleri.

    Burası oldukca sıkı koruma altında tutulan nefis bir Lübnan Sedir Ormanı.Milli parka girebilmek için Orman Bölge Müdürlüğü'nden izin almak gerekiyor.Ama muhakkak görülmesi gereken bir yer.Özellikle 1000 yaşındaki 40 metreden daha yüksek Koca Sedir'in altında,dev gövdesine sırt verip o harika çam kokusunu ciğerlerine çekerek bir süre oturmak Şah Ardıcın yanında durup ağacın heybetini hissetmek her şeye değer.Çamkuyu yaylası ise kamp yapmak için ideal bir yer.Ancak yine izin almayı gerektiriyor.İzin Antalya Orman Bölge Müdürlüğü'nden alınıyor.Fakat Elmalı Orman İşletme Şefliği'de yardımcı olabilir.

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız :  137 km. / 6 saat / 35 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa :  1750 m.

    Rotadan Manzaralar     :

    Saklıkent'ten İmecik tarafına inişte

    Aynı yol üzerinde

    İmecik'ten sonra

    Elmalı'dan sonra Kızlarsivrisine giden sapağı biraz geçtikten sonra

    Şah ardıç

    Çamkuyusu

    1750 metre irtifada Kızlarsivrisi'nin etekleri.

     

    DOĞU 

     

    Varış Yeri : Köprülü Kanyon üzerinden Taşağıl-Antalya

    Geçilen Yerler :

    Antalya  --> 32 km.  Gebiz Yol Ayrımı --> 20 km.  Gebiz --> 21 km.  DBA  Hasdümen Köyü --> 13,7 km.  Off R Yol Ayrımı Kuzeye toprak yola giriş  (Toto Dağı Bu yol

    üzerinde 1524 metre irtifaya kadar çıkılıyor.) --> 25 km.  Off RGümü  --> 14 km.    Off RSütçüler --> 7 km.  DBA Sarayköy --> 10 km.   Off RAna Yola Çıkış (Burada

    sağa dönülerek Kasımlar istikametine gidiliyor) --> 15 km.  DBA  Kasımlar --> 9 km.  DBA  İbişler  --> 18 km.  DBA  Kesme --> 32 km. Çaltepe Köyü (Burada sağa

    dönüp Ballıbucak Köyüne Çıkılabilir.)  --> 7,5 km.  DBA  Ballıbucak --> 7,5 km.  DBA Çaltepe --> 16 km.  DBA  Köprülü Kanyon --> 42 km.  Taşağıl

    --> 62 km.  Antalya

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 346 km. / 11 Saat / 30 km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 1524 m.

    Hasdümen-Gümü arası

    Kesme Boğazı

    Gönderilen Aug 31 2009, 01:12 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 3 comment(s)

  •   Toroslarda 0'dan 3000 metreye 21 Rota ( Rota 1 - 2 ve Rota 11)

    Wed, Aug 26 2009 18:24
    5,553 Okundu  

     

    Evet bahsettiğim gibi bir tanesi Antalya'nın Batısı,diğeri Doğusundan olmak üzere 2 rota hatta ilk sefere mahsus olmak üzere 3 rota aşağıda.Bu rotaların ilki aşağıdaki Antalya'nın batısını gösteren haritada 1 ve 2 numara ile işaretlenmiş olan Antalya Saklıkent ve Dereköy rotaları.İkincisi ise yine aşağıda Antalyanın Doğusunu gösteren haritada 11 numara ile işaretlenmiş olan Yazılı Kanyon rotası.

    İlk günün rotaları ayağınız toroslara alışsın babından zorlu olmayan hemen herkesin rahatlıkla yapabileceği rotalar.

    KULLANILAN KISALTMALAR

    --> 34 km. Bir sonraki noktaya olan mesafe

    DBA          Dar ve Bozuk Asfalt yol

    Off R         Off Road

    *****           Mutlaka görülmesi gereken yer

     

    BATI

     

     

    Varış Yeri : Dereköy

    Geçilen Yerler :

    Saklıkent'e 3 hatta 4 değişik rotadan çıkılabilir.Birincisi herkesce bilinen Doyran üzerinden çıkış.İkincisi Çağlarca,Geyikbayırı Sinan Değirmeni üzerinden,üçüncüsü Antalya-Korkuteli karayolunda Yazır'a 15 kilometre kala ayrılan bir sapaktan çıkış ve sonuncusu Altınyaka tarafından Dereköy üzerinden tersten gelinerek yapılacak çıkış.

    Antalya --> 14,3 km. Doyran --> 34 km.  DBA Saklıkent --> 5 km  Off R   *****   Bakırlı Dağ Zirve --> 5 km  Off R  İniş -->15 km  Off R Dereköy -->16 km 

    Off R Bakırlı Dağının etrafından dolanarak tekrar Saklıkent.Bu bölümde yer yer 2000 metre irtifaya çıkılıyor.Saklıkent --> 10 km  DBA Sinandeğirmeni yol

    ayrımı --> 14 km  Off R Geyikbayırı  --> 23 km  DBA Antalya

    Bir diğer dönüş alternatifi.. Dereköyden -> 4,8 km  Off R Sola Dönüş -> 12 km  Off R Antalya-Altınyaka Yoluna çıkış -> 32 km  Antalya.

    Toplam Mesafe/Gereken Zaman/Ortalama Hız : 138 km. / 5 saat / 40 km/h

    Bu rotada buraya yazamadığım onlarca değişik alternatif yol var.Önünüze çıkan sapaktan girip yolun sizi götürdüğü yere kadar gidin.Her bir sapak ya bir yerleşim yerine,ya bir mesire yerine,ya da başka bir yola çıkıyordur.Antalya'ya bu kadar yakın olup ta bunca alternatif sunan başka yer yok.Antalya Merkezden çıkıp en fazla 15 dakikada dağda rotadasınız.

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 2417 m.

    Rotadan Manzaralar

     

     

     

    DOĞU 

     

     

    Varış Yeri : Karacaören Baraj Gölü Etrafı ve Yazılı Kanyon

    Geçilen Yerler :

    Antalya --> 14 km. Isparta yol ayrımı --> 75 km. Kovada-Eğirdir Yol Ayrımı (Tabelada Yazılı Kanyon diye belirtilmiş)  --> 14 km.  DBA   Burada ana yoldan

    ayrılıp sağa dönülecek --> 14,8 km. DBA Sola Dönüş (Yazılı kanyon Tabelası takip edilecek) --> 1,6 km.  DBA  Tekrar sola dönüş --> 2 km.  Off R *****

    Yazılı Kanyon --> 2 km.   Off R Gelirken dönüş yapılan yerden sola Çandır Köyü istikametine dönülecek --> 1,5 km.  Off R Çandır Köyü --> 12,6 km.  Off R

    Bu noktada karşınıza çıkan sapaktan sağa dönüş --> 22,5 km.  Off R Gölün hemen kenarından giden yol takip edilerek ana yola çıkış.--> 90 km. Antalya

    Bu rotada bir diğer alternatif dönüş veya istenirse gidiş yolu ise yukarıdaki tarifte Çandır Köyünden 12,6 kilometre sonra karşınıza çıkan sapaktan sağa dönmeyip Haskızılören Köyü istikametine düz devam edilirse Hasdümen,Hacıosmanlar Köyleri üzerinden Gebiz'e inilerek Gebizin içerisinde kahveler olduğu meydandan sağa dönüp Dorumlar,Kırbaş Köyleri üzerinden yine ana yola çıkılabilir.Veya Gebiz'den dosdoğru Antalya-Alanya Karayoluna devam edilebilir. 

    Yazılı Kanyon'da bulunan Alabalık Restoranında çadır kurulabilir.Alabalık oldukca lezzetli.Alkollü içecek satılmıyor ama yanınızda varsa içilebilir.

    Toplam Mesafe / Gereken Zaman / Ortalama Hız : 250 km. / 6 saat / 40 Km/h

    Çıkılan En Yüksek İrtifa : 1000 m.

    Rotadan Manzaralar

     

     

    Gönderilen Aug 26 2009, 06:24 PM Yayınlayan Gunalp KOCAKANAT Ne ile 11 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x