Levent Vardar

Levent Vardar


Kızımla (Babamla) Bir Pazar Günü

Fri, Feb 29 2008 16:29
5,043 Okundu  

Geçenlerde karar verdik. Artık, en azından birkaç haftada bir, kızım ile beraber hafta sonlarında bir yerlere gideceğiz. Amaç ona memleketi tanıtmak, en azından yakınlarımızdaki güzellikleri göstermek.  Hava güzel ise motor ile, hava bozuk ise arabayla gitmeyi kararlaştırdık. Hatta yatılı bile olabilirdi.

Bu gezilere ısınabilmek amacıyla geçen hafta sonu, Şirince'ye kısa bir gezi yapmıştık. 

Bu hafta sonunda da daha uzununu gerçekleştirmeye karar verdik. Plan, Alaçatı, Ilıca, Çeşme'yi gezmek. Aslında karar verdiğimiz günden itibaren planlar yapacak, haritalar açacak, nereden gidip, nereden geleceğimizi, nerelerde durup nereleri özellikle göreceğimizi planlayacaktık ama hafta içindeki yoğunluklarımız nedeniyle bu seferlik son dakikaya bıraktık planlamayı. 

Cumartesi akşamını bir gece evvelinden kopyaladığım bölge haritalarını, motordaki aksama yerleştirebilmek için kesip, biçmek ve yapıştırmakla geçirdim. Ertesi sabah takar takmaz yola çıkmağa hazır olacaktık. Çantalar yerleştirildi, kasklar temizlendi, son hazırlıklar gözden geçirildi ve yattık (herhalde Naz bütün geceyi hava iyi olsun diye dua etmekle geçirmiştir).  Hem ben hem de Naz heyecanlıydık.  İlk kez bu kadar uzun bir yola çıkacaktık beraberce. Bu arada belirtmeyi unuttum. Naz daha 10 yaşında, 1993 doğumlu.

Sabah kalkıldı, kahvaltılar edildi ve motordaki aksama haritalar monte edildi ve hazırız işte demeye kalmadan, aksilikler de başladı birden.  İlk önce yan evin terasına yığdığımız odunları kaldırmamız gerekiyordu, yan evde boya badana vardı.  Adam arandı, bulundu ve işler ayarlandı ama neredeyse sabahın bir saatini yemiştik bile.  Ardından hemen motora atladık.  Önce ofise gidip fotoğraf makinesi için üç ayağı alacaktık.  Bu kızımla beraber fotoğraf çekilebilmenin tek yolu. Gittik aldık, benzinciye uğradık depoyu dolduralım ve giyim kuşamımızı tamamlayalım diye. 

Al sana en büyük aksilik!. Benzini aldık, marşa dokunduk, a ha da motor çalışmıyor! Tık yok.. Allah kahretsin.  Geçenlerde de aynısını yapmıştı ama bir iki kez daha marşa bastıktan sonra çalışıvermişti.  Keşke o gün üşenmeyip kontrol ettirseymişim.  Neyse ki daha şehir dışına çıkmış değiliz. Naz hanım zaten bir sandalye bulup kitabını açtı ve okumaya başladı bile.  Ben ise motora bakıyorum, karşılıklı bakışıyoruz işte. Hemen telefona sarıldık, şehirden bir motorcu arkadaşı aradık. 10 dakika dahi geçmeden sonra yanı başımızda genç Ömer Usta.  Açtı baktı, inceledi, kokladı ve sonunda elinde akü kutup başı kelepçesi ile karşımıza çıkıverdi.  Eee, ne yapacağız. "Dükkana gidelim hemen hallederiz ağabeycim!".  Öyle de bu koca şey nasıl gidecek oraya kadar.  "Sen merak etme ağabeycim". "Çağırırız şimdi adamları gelirler koca kamyonet ile alırlar."  Allah Allah oğlum bugün Pazar, insanlar çalışıyorlar mı demeye kalmadan 10 dakika sonra o iş de tamam ve tamircideyiz.   

Hakikaten bir saat bile sürmedi ve her şey tamam, ama saat olmuş 13:00 bu saatten sonra 1,5-2 saat Çeşme, oralarda dolaşma, yemek, dönmek falan olacak gibi değil. Hava kararmadan dönmemiz imkansız.  Naz zaten sıkılmağa başladı bile, haklı kızcağız (bundan sonra bir gün evvelden her şey kontrol edilecekmiş, benzin alınacakmış, sabah direk olarak yola çıkılacakmış, diyor hanımefendi -haksızda sayılmaz hani).

O zaman dedik yakın bir yerlere gidelim. Tire!. Evet, neden olmasın.  Belevi'nin arkasından ara yollar var.  Manzara güzel, sürüş keyifli.  Hele bir de sadece 55 km ötede o nefis Tire köfteleri olduğunu düşününde yol daha da güzel geliveriyor insanın gözüne.

Ama tabi moraller biraz bozuk, biraz suskunluk var aramızda.  Ben ne kadar neşelendirmeye çalışsam da Naz hanım birazcık somurtmuş durumda.  Haklı aslında, iki saatten fazla bir gecikmemiz var.  Ve yola koyuluyoruz işte ..

İsterseniz bundan sonrasını da onun yani Naz'ın ağzından dinleyelim (yani kaleminden okuyalım)

Başta Tatsızlık, sonra Rahatlık ..

Babamın da anlattığı gibi motorun tamiri süresince zamanımın bir kısmını yeni aldığım, sürükleyici bir hikayesi olan kitabımı okumakla geçirmeme rağmen sıkılmıştım.  Ama sonunda yola çıkmak için hazırlanmağa başladık. Önce ceketimi ve mantomu, sonra boynumu soğuktan korumak için boyunluğumu ve kaksımı giydim ve ikinci kez büyük bir heyecanla motora oturduk.

Marşa basınca çıkan "vınnn" sesini duyar duymaz içimde bir rahatlık hissettim ve nihayet yola koyulduk.  Ama henüz nereye gittiğimizi bilmiyordum. Daha sonra tabelalardan Tire'ye gittiğimizi anlamıştım. Şehir merkezine girdiğimizde bütün gözlerin bize yöneldiğini fark ettim. Önce bir adam, arkada bir kız, kocaman motosikletin üzerinde "ohh keyfe bak" dediklerini duyar gibiydim.

Sonunda ünlü Tire köftecilerinin bulunduğu meydana geldik. Aynı şekilde lokantadakilerin gözleri de bize kayıyordu. Daha beş dakika bile geçmedi ki şiş üzerinde pişirilen uzun Tire köfteleri ve içecekler önümüze geldi ve hapur hupur mideye götürdük.

Ardından Ödemiş'e gitmek üzere yola koyulduk. 38 kilometre boyunca zaman etraftaki insanı büyüleyen doğal güzellikleri izlemekle geçti motorun arkasında. Ödemiş'e girip oradan da Birgi isimli kasabaya gittik. Burada da yine tüm gözler bize çevrilmişti.

Birgi'de önce kasaba dışındaki "İmam-ı Birgi" adlı bir türbeye gittik. Burada İmam-ı Birgi hazretlerinin mezarı vardır. Yüzyıllar boyu buraya gelenler hastaysa iyileşir, gönlü huzur bulur ve dini açıdan rahatlarlardı. 

Birgi'de ikinci gittiğimiz yer ise, belki duymuşsunuzdur, "Çakırağa Konağı". Burası 18. yüzyıldan bir sivil mimarlık örneğidir. Tüm konak ahşaptır, duvarları resimlerle süslenmiştir. Bazı odalarında İstanbul ve İzmir'in manzara resimleri bulunmaktadır. Bu odalara da manzarası olan şehrin ismi verilmiş.

Bu konaktan adeta büyülenmiş gibi çıkıyorsunuz. Daha sonra yorgunluğu atıp biraz soluklanmak için bir kafeteryaya gittik.  Aslında burası bir Andaç Evi. Bu eve girip, dar ve ahşap merdivenlerden üst kata çıkıyoruz. İstediğiniz yemeği ya da içeceği sipariş verdikten sora gelen içeceği yudumlarken hoş bir müzik eşliğinde kitabınızı okuyorsunuz. Eğer yanınızda kitap getirmediyseniz, onların küçük kütüphanelerinden de bir şey seçebiliyorsunuz. Eğer sizin de yolunuz Birgi'ye düşerse buraları gezip, Andaç Evi'nde soluklanmanızı öneririm. Hazır Birgi'ye gitmişken Bozdağ ya da Gölcük'e gitmemek olmaz. Biz de Gölcük'e çıktık.

 

Gölcük; Bozdağ'a çıkarken çam ağaçlarıyla kaplı bir yaylaya ulaşırsınız. 1.050 metre yükseklikte bulunan yayla adını Gölcük gölünden alır. Antik dönemde bu göl, Dağ Tanrısı "Tmolos" ve Lidya Tanrısı "Tu" ile bağlantısı olan "Torrhebia" olarak adlandırılmış. Gölcük Gölü özellikle sonbahar aylarında çeşitli ağaçların değişik renkleri ile doğa severler için çok hoş manzaralar sunmaktadır. Denizden 970 metre yükseklikte ve 6,5 metre derinliğinde olan göl kenarında kır evleri ve lokantalar bulunmaktadır.

Anadolu Zeus, Apollon, Herakles, Athena gibi tanrı ve tanrıçaların anlatıldığı mitolojik öykülere konu olmuştur. Hani "Midas'ın Eşek Kulakları" hikayesi vardır ya, iste burada geçmiştir. İşte bu anlattığım yere gitmek için bir çok keskin viraj ve uçurum geçiyoruz. Hatta uçurumların dibinden geçiyoruz. Bir yerde durup, fotoğraf çekilmek en güzel şey, aşağıdaki Ödemiş ve Birgi, ayrıca doğal güzellikler fotoğrafa kartpostal havası veriyor.

Biz babamla motorla o virajları, yüksek dağların ovaya bakan kenarlarını geçerken o kadar güzel ve yumuşak gidiyorduk ki, şimdiye kadar hiç binmedim ama eminim uçakta bulutların üzerinde gifderken de insan kendini böyle hissediyordur. İnsan yolun kenarından geçerken içinde büyük bir korku ve ürperti oluyor. Gözler korkudan kapanıyor, ama belki de o doğal güzellikleri, o harika yerleri hayatınızda ilk kez görüyor olmak bu geziye ayrı bir heyecan katıyor. .

Daha sonra arasından geçtiğiniz çamlık alan içinizi bir nebze olsun rahatlatıyor. Ardından da eteklerine geldiğiniz Gölcük Gölü herkesin içini daha da çok ferahlatıyor. Bir çok fotoğraf kartpostal görüntüsünde çıkıyor. O Gölcük Gölü'nün güzelliği antatılsa, satırlara sayfalara sığdırılmaz.

(Babanın Notu: Naz şimdi 15 yaşında ve boyu neredeyse benimki kadar)

Eee, buralara kadar geldik, bir de evimize dönüş var. Ancak dönüş, geçirdiğimiz kısa gün kadar zevkli olmadı. Hem uykum geldi, motorun arkasında hem de yorgundum. Hem de hava karardığı için hiçbir şeyler göremedim bu sefer.

Ama bu geziden sonra konuşulacak bir çok şey oldu ve de böylece ülkemizi tanımaya başlayıp, hayatımda hiç görmediğim doğal güzellikleri gördüm ve babamla muhteşem bir gün geçirdim.

Bir başka sefer, bir başka geziden sonra buluşmak niyetiyle, çok uykum geldi!..

Naz Vardar (1993)

 

 







Yayınlanış Tarihi Feb 29 2008, 04:29 PM Yayınlayan Levent Vardar

Yorumlar

 

Cem YILDIZ Dediki :

Naz, babanla birlikte ne guzel bir rapor cikartmissiniz boyle :) 10 sene sonraki iddiali bir rapor yazarimizin simdiden yetistigini dusunuyorum !!! Bunun yaninda motorsiklet dostu bir genc yetisitirdigi icin levent kardesimi de alkisliyorum. Ben de 2007 sonbaharinda kendi kizima Alp turu icin cok israr etmis ama ekilmistim :( siz baba kiz insallah bir gun bunu da yaparsiniz...

February 27, 2008 10:20 PM
 

Levent Vardar Dediki :

Sevgili Cem,

Babamlar Yunan göçmeni ve Selanik göçmeni. Oralara gitmeyi çok istiyorum. Kızımda hem göremediği dedesinin, hem de iyi bir Cumhuriyetçi olarak Atatürk'ün evini babası ile birlikte görmeyi çok istiyor, bu yüzden aklımızdan hep bu Selanik dahil bir Yunan turu geçiyor ama bunları yapabilmek için benim emekli olmam gerekiyor :-)

Selamlar, Sevgiler

Levent Vardar

February 27, 2008 11:40 PM
 

blacksnake Dediki :

Naz ım, Abim elinize emeğinize sağlık.tam benim gelinim işte..

Levent abi emekli olmanı dört gözle bekliyorum :))

February 28, 2008 1:34 AM
 

Levent Vardar Dediki :

" Kızımla Bir pazar Günü "nün ardından bir kaç sene geçti.. Oğlumla, ancak bir pazar geçirebildim

July 17, 2008 3:54 AM
 

kemal Dediki :

ellerinize sağlık

July 30, 2008 8:29 PM
 

Omer Tigli Dediki :

Eline sağlık..Süpper

August 23, 2008 3:43 PM
 

akıncı zülfikar Dediki :

yazık İmam Birgivi hazretleri'nin hayatı boyunca karşı çıktıgı ve hatta bu konuda bir de "Müstehap ve Bidat KABİR ZİYARETLERİ" adlı kitap kaleme alıp açıkladığı ve toplumu uyardığı bir hurafeyi sizde de hem de İmam hazretlerinin kabri başındayken görmek çok üzücü. İmam hazretlerine küfretmek gibi bu..

Demişsiniz ki insanlar geliyor şifa buluyor vs..

İmam hz hayatı bounca ölüden medet ummanın şirk oldugunu aksine "müslüman" ölülerle diriler arasında, diriden ölüye yapılan hayır dua ve de ölümden ibret dışında başka bir münasebet olamayacağını anlayamamışız..

Bu kitap Birgivi hazretlerinindir okumanızı tavsiye ederim. İmam hazretlerinin de tepesine konak gibi türbe dikilmediğni merak ettiniz mi? Kendisi neden ısrarla mezarının dümdüz olmasını istedi? Bu kitapta hepsi. Allah için okuyunuz..

www.dunyakitap.com/.../kabir-ziyaretleri-p485295.html

sürci lisan ettiysek..

February 28, 2011 11:53 PM

Yorum Yaz

(Zorunlu)  
(İsteğe Bağlı)
(Zorunlu)  

About Levent Vardar

1959 Karabük doğumluyum. Kuşadasında yaşıyor, Turizm sektöründe, bir seyahat acentesinde çalışıyorum. Evliyim, motosiklet meraklısı iki çocuğum var. 86 doğumlu oğlum CBT eğitimi aldı, kızıma ise bu yaz bir scooter aldık ve şimdi ehliyet sınavlarında sekiz çizmeye hazırlanıyor. Eşim ise senede bir bana ayıp olmasın diye arkama biner bir yolculuk yaparız, ama her 70-80 km de bir sırtıma vurup, "yorıuldum" demekten grei kalmaz.. Liseyi Bornova Anadolu Lisesi, üniversiteyi ise Boğaziçi, Turizm bölümünde okudum.. Motosiklet sürmenin ciddi bir iş olduğunu anlayana kadar hemen hemen 10 sene motor kullandım. Daha sonra OMM eğitimleri ile tanıştım ve son 3 senedir, bu eğitimlere destek veriyor ve eğitim ile motosikletlileri buluşturmak, paylaşmak ve motosiklet gezileri için OMM derneğinde gönüllü olarak çalışıyorum. Motosiklet benim günlük yaşamımın bir parçası. Hem her gün biniyor hem de güvenli ve ileri sürüşün tüm motorculara yayılması için çalışıyorum. Bir yandan da zaman buldukça motosikletim ile seyahatler yapıyor, İki Teker ile Çok Tekerin Ardından isimli projemi tamamlamaya çalışıyorum. Bir zamanlarda, bir yerlerde motosiklet seyahatleri, raporlanması ve web üzerinden yayınlanması konusunda kafa yormaya başlamıştım ama tam o sırada Ride Turkey ile tanıştım ve böylece kafam rahat etti.. Şu anda 2005 model bir BMW R1200GS kullanıyorum..
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x