in

Levent Vardar

Levent Vardar

August 2009 - Mesaj


  •   Ride to Discover

    Mon, Aug 17 2009 18:05
    1,482 Okundu  

    Ride to Discover

    A great Sunday morning. Rays of the sun warm the roads as spring turns into summer. You drive along with your family. You and your spouse in the front, the kids in the back. After a few moments you rearrange the seat as you start to feel uncomfortable; but now the seat belt disturbs and you tug it.  The station on the radio has changed; you decide to put on a CD. You have a hard time choosing between Sezen and Ferhat Göçer...as you see Kenan Doğulu on the other side you put it on. Although the weather is hot today, the air-condition is more than necessary and you turn it down a bit. You even open out the windows but now the humming is disturbing and you push the button to close them again.

    On the other hand you try to catch up with the conversation going on between the children in the back. Right at that moment the phone rings, the name on the screen is Mehmet. You answer… They’re on the way too. You decide to meet them further on the way to spend the day together. You spouse asks you something about the article she reads and you try to remember what you have read earlier about the subject and share it with her. At the same time you’re busy in your mind making plans about some small details that you need to remember on Monday morning at work. But right at that moment, the sun rays reflecting on the rider’s helmet visor of the motorcycle riding along bring you back to now and you think… “What a wonderful day!”

    The moment that you came across with the biker, you have missed the cosy place for breakfast on the right, couldn’t see the newly growing pine saplings after the forest fire of 3-4 years ago and you have turned automatically to the left at the crossroad… whereas the road on the right would have taken you through a beautiful village.
     
    Being busy with changing CD’s and reaching the main road; the sign on the right pointing to Europe’s biggest Steam Power Train Museum didn’t catch your eye at all. Driving down the crooked road from Gökçealan, you were not aware of the train that drove along on your right… I don’t mention the porcupine at all….

    Whereas I, on the bike… on the same route… on this beautiful Sunday morning, have faced the many beautiful things that make life worth living; and I have noticed them all…

    The intense smell of gözleme after a 15-minute-ride teased my nose through the half open visor of my helmet. I slowed down a little bit and stopped then at the authentic small restaurant and enjoyed a great breakfast with bird sounds in the background.

    Back on the road the headlight of a train caught my eye. It was most probably the Denizli Express. We came side by side, I slowed down the speed, hooted, waved but the engine driver didn’t see me, never mind.  As I passed the train right before the big curve, I recognised a small brown chunk and as I approached it I realised that it was a porcupine. Being in a hurry and stressed passing the road, its quills were upstanding.

    As I rode up the beautiful road to Gökçealan, the sound of the wind blowing softly through my helmet was like the call of freedom that I chased on my bike, rather than a humming.

    As I felt bad of the smell of burned oil coming out of the exhaust of the truck driving on the right of the climbing lane, I gave the engine the gun and quickly turned to the good smells that Mother Nature offered me. On top of the hill, the sounds in the environment warned me and I slowed down instinctively. Right in front of me hundreds of sheep; I greeted the shepherd who tried to cross the road with the herd and the dogs. As I watched the goats and sheep cross the road, the folksong “Kınalı Kuzu” (Hennaed Lamb) came to my mind, I started singing…


    Even though the road was divided, I slowed down as I reached the village of Çamlık thinking of the children who might be playing on the side of the street. I drew in the refuge and continued my way until the sign directing to Kuşadası and slowed down again. As I saw the people in the coffeehouse on the right of the road, I stopped to have a tea. I had a talk with the local people and drinking my tea I took a glance into the newspapers of the coffeehouse.

    I was about to leave as a sign caught my eye…”Selçuk Railway Museum”. I looked inside and decided to visit it on my next trip. Regarding its largeness it’s a place worth a long visit. Crossing the railway a little bit further I found the opportunity to watch little puppies playing with each other. 

    As I came to the crossroads to turn right for Kuşadası, I remembered the route of Yeniköy that I passed this morning and thought “good that I took this road”. Passing the village, the smells reminded me once more of the smell in the barn of my grandfather’s house. 

    Right at that moment I realised that the driver of the car coming across was startled for a moment when he saw me. I realised a little smile on his face as we came side by side. He must have a good time as well. A little further I remembered that we had planted little saplings with 40-50 biker companions a few years ago. I looked around… and realised that they started to grow. It went through my mind that we had something to leave to our children when they grow older... this made me happy…

    I expanded the smile on my face that I always have while riding the bike and said to myself… “What a wonderful day!”

    This article was published in a monthly magazine called GuideWise published by the Kusadasi Professional Tour Guides Association, in July 2009 issue..

     

    Gönderilen Aug 17 2009, 06:05 PM Yayınlayan Levent Vardar Ne ile 1 comment(s)

  •   Keşfetmek için Sür

    Mon, Aug 17 2009 17:56
    1,476 Okundu  

    Keşfetmek için Sür..

    Harika bir Pazar sabahı. Kendini ilkbahardan yaza taşımaya başlayan güneşin ışınları yolları ısıtıyor. Ailenizle birlikte yoldasınız. Siz ve eşiniz önde, çocuklar arkada oturuyorlar. Biraz sonra rahatsız olduğunuz için koltuğunuzu yeniden ayarladınız, bu seferde emniyet kemeri sıktığı için onu biraz çekiştirdiniz. Radyodaki program değişti, bir CD yerleştirmeye karar verdiniz. Sezen mi olsun, Ferhat Göçer mi arasında kaldınız ama diğer tarafta duran Kenan Doğulu CD’sini koymaya karar verdiniz. Klima, hava güzel de olsa bu bahar sabahına biraz fazla geldi, kıstınız, hatta camı biraz aralamaya karar verdiniz ama bu sefer de açık camdan gelen uğultu sizi rahatsız etti, tekrar düğmeye basıp kapattınız. Kulağınız bir yandan da arkada oturan çocukların biraz aşırıya kaçan sohbetlerine kayıyor. Tam o anda da telefon çaldı, ekrana baktınız Mehmet’ler arıyorlar. Açtınız.. Onlar da yollardaymış, ileride buluşmaya ve beraberce vakit geçirmeye karar verdiniz. Eşiniz okuduğu gazetedeki makalede anlamadığı bir şeyleri sordu; geçen günkü okuduklarınızdan aklınızda kalanları onunla da paylaştınız. Bir yandan da yarın, yani Pazartesi başlayacak iş gününün sabahında atlamamanız gereken bir iki noktayı daha kafanızdan düşünüp, yapacaklarınızı bir kez daha planladınız. Ama tam o sırada karşıdan gelen motosikletlinin kaskından yansıyan güneş ışığı sizi tekrar bugüne döndürdü ve aklınızdan geçirdiniz.. “Harika bir gün!”..

    Siz biraz evvel karşıdan gelen motorcu ile karşılaşana kadar; sağdaki harika kahvaltı yerini kaçırdınız, solda bundan 3-4 sene evvelki orman yangınlarından sonra yavaş yavaş büyümeye başlayan çam fidanlarını göremediniz, o kavşakta otomatik olarak sola döndünüz, oysa sağa doğru olan tabela sizi harika bir köyün içinden geçirecekti. Bir yandan CD değiştirip diğer yandan ana yola çıkma telaşındayken sağdaki Avrupa’nın en büyük Buharlı Lokomotifler Müzesi’nin tabelası gözünüzün ucuna dahi takılmadı. Gökçealan’dan aşağıya doğru sallanan o güzelim virajlarda hemen sağınızda sizinle birlikte yol alan treni fark etmediniz bile.. Yolda karşıdan karşıya geçmekte olan kirpiden söz bile etmiyorum artık..

    Oysa ben, motosikletimle.. yine bu güzel Pazar sabahında, aynı rotayı yapıyor olmama rağmen hayatın tadını içeren onlarca olayla karşı karşıya kaldım ve hayrettir ki hepsini de fark ettim. Yola çıktıktan 15-20 dakika sonra, kaskımın hafif açık vizöründen burnuma bir gözleme kokusu takıldı, biraz yavaşladım ve çam ormanları arasındaki gözlemecide durarak, kuş sesleri arasında harika bir kahvaltı yaptım.

    Tekrar yola koyulduğumda uzaklardan bir treninin farı gözüme çarptı. Karşıdan büyük ihtimalle Denizli Ekspresi geliyordu. Yan yana geldiğimizde hafif yavaşlayıp, korna çaldım, el salladım ama makinist görmedi, olsun.. Treni geçince karşıma çıkan sağa geniş viraja girmeden hemen önce uzaklarda yol üstünde gözüme takılan kahverengi topağın yanına yaklaşınca, onun bir kirpi olduğunu fark ettim. Karşıdan karşıya geçmenin telaşı ve stresi ile olsa gerek dikenleri dimdikti..

    Gökçealan’a doğru tırmanan o güzel virajlı yolda kaskımın içine sızan rüzgârın sesi bana uğultudan ziyade motosikletim ile ardından koştuğum özgürlüğün çağrısı gibi geldi. Tırmanma şeridinin sağından giden o eski kamyonun eksozundan çıkan, yanmış yağ kokularından rahatsız olunca gazımı biraz daha açıp, bir an önce doğanın bana sunduğu güzel kokulara dönüverdim. Tam tepe üstüne geldiğimde kulağıma çalınan seslerden dolayı bir şeyler olabileceğini sezinleyip yavaşladım. Yolun ortasında, yüzlerce koyunluk sürüsünü karşıya geçirmeye çalışan çoban ve köpekleri ile selamlaştık. Koyunların, kuzuların karşıya geçişini izlerken, aklıma birden “Kınalı Kuzu” türküsü geliverdi, mırıldandım.

    Çamlık Köyü’nün yoluna girdiğimde bölünmüş yol olmasına rağmen sağımdaki yol kenarı evlerde çocuklar oynayabileceğini düşünerek yolu bölen refüje doğru yanaşarak devam ettim. Biraz ilerideki Kuşadası tabelasına doğru yavaşladım. Sağdaki kahvede oturan yaşlı insanları görünce, bir çay içmek üzere durdum. Onlarla sohbet ettik, nefis demlenmiş çayımı içerken kahvedeki gazetelere bir göz attım. Tam yola çıkacakken karşımdaki tabela gözüme çarptı.. “Selçuk Buharlı Lokomotifler Müzesi”. İçeriye şöyle bir göz attım ama daha sonraki gezimde uğramaya karar verdim, çünkü büyüklüğünden uzunca zaman geçirmeye değer bir yer olduğuna karar verdim. Biraz ötede tren yolunu geçerken, yavaşladığımdan karşıda kendi kendilerine oynaşan köpek yavrularını izleme fırsatı da buldum.

    Biraz ilerideki kavşakta, sağa Kuşadası’na dönerken, sabah gelirken kullandığım Yeniköy’den geçen rotayı hatırlayıp, “iyi ki sabah sabah oradan gelmişim”, dedim kendi kendime. Köyün içinden geçerken duyduğum kokuların bana dedemin evindeki ahırların kokusunu hatırlattığını düşündüm tekrardan.

    O sırada tam karşımdan gelen arabanın sürücüsünün beni gördüğü anda biraz irkildiğini fark ettim ama tam yan yana geçerken yüzünde bir gülümseme hisseder gibi oldum. O da iyi vakit geçiriyor olmalıydı. Biraz daha ilerleyince, birkaç sene evvel 40-50 motorcu arkadaşım ile gelip, yanan orman alanlarımıza küçücük fidanları dikişimiz aklıma geldi. Bakındım.. Büyümeye başladıklarını fark ettim. Çocuklarımız büyüyünce onlara bırakacak bir şeylerimiz olacak diye aklımdan geçirdim.. Mutlu oldum..

    Motosiklet sürerken hep yüzümde olan gülümsememi biraz daha genişlettim ve kendi kendime mırıldandım.. “Harika bir gün!..”

    Yukarıdaki yazım,Kuşadası Profesyonel Turist Rehberleri tarafından Türçe ve İngilizce olarak her ay yayınlanmakta olan Rehberce(GuideWise) isimli dergide yayınlanmıştır.



    Gönderilen Aug 17 2009, 05:56 PM Yayınlayan Levent Vardar Ne ile 5 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x