Levent Vardar

   Levent Vardar

İki Teker ile Çok Tekerin Ardından - 1. ve 2. Günler

Paylaş   Fri, Feb 08 2008 0:59
6,664 Okundu  

Yıllar önce demir ağlarla örülen bir ülkenin coğrafyasını, bu demiryollarını ray ray takip ederek dolaşmak düşüncesiydi içimizi kaynatan. Küçük, sakin, gururlu, yorgun istasyonlar demirbaş demiryolcular. Ceplerinde köstekli Serkisoflarıyla yıllar öncesinin Express saatlerini içlerinden hala ezber eden emektarlar. Yüksek tavanlı taş binalar. Pencerelerinde sardunyalar, kapı eşiğinde sefer tasları…Anadolu'nun Demiryolları ile tanışmasının 150. Yılında, bir 29 Ekim günü, 150 sene boyunca gelenleri kavuşturan, gidenleri ayıran ama ülkemizin ulaşım politikaları nedeniyle tüm diğer İzmir istasyonları gibi şimdilerde sadece düğünlere, defilelere, özel showlara hizmet veren, lokomotiflerin düdüklerine ve dizel kokularına hasret Alsancak Gar'ından başlamak istedik.

Ben Levent Vardar, 1959 doğumluyum. Kuşadası'nda oturuyor ve Turizm ile uğraşıyorum. Yola Selam'ın ilk etabındaki yol arkadaşım Zafer Akçay, 1963 Ankara doğumlu. İzmir'de oturuyor, TRT-İzmir Radyosu'nda Baş Spiker olarak görevli.

Bu seyahat ilk başlarda her motorcuda olduğu gibi bizde de bir gezelim gelelim hevesiyle başladı. Ama oturup da düşününce zaten bol bl yaptığımız şuradan şuraya gidilip, gelinilen basit seyahatler yerine, bir ekspedisyon yapmak fikrine daha da yakınlaştık. Bu ekspedisyon içerisinde hem Tren'leri, Demir Yolları'nı tanıtalım, hem de Motosiklet, Eğitim ve Güvenli Sürüş üzerine insanlara bir şeyler verelim istedim. İlk etap, ister istemez Tren'lerin tanıtımına dönüştü. Çünkü bu ekspedisyondan bir Belgesel çıkartma fikri ile 800 kilometrelik ilk etabın İzmir-Aydın arasındaki 150 kilometrelik bölümü, yani 150 sene önce Anadolu'nun ilk raylarla tanıştığı bölümünü bir film ekibi ile gezdik. Bunun için film ekibinin masraflarını üstlenerek bize sponsor olan Kuşadası Belediye'sine bir teşekkür, hem de büyük bir teşekkür etmemiz gerekiyor.  Alsancak’dan bizi uğurlamaya gelen OMM-İzmir ve İzmir Riders grubuna ait bir çok arkadaşımızın eşliğinde, seneler önce kapatılmış, kapatıldığı gibi buraya ulaşan tüm raylar, kaldrılılmak yerine, asfaltın altına gömülmüş Seydiköy İstasyonu’na uğradık. Aşağıda resimde motorlarımızla gittiğimiz, şimdilerde evlerin arasında sıkışmış bir çocuk parkına çıkan yol daha evvelden Gaziemir’den Seydiköy İstasyonu’na gelen bir ara hat imiş. 

Bir sonraki durağımız, İzmir’deki şehir içi istasyonların metro çalışmaları nedeniyle kapatılmasının ardından bir depo haline getirilen Cumaovası İstasyonu. Eğer İzmir’e Denizli yönünden tren ile geliyorsanız artık Basmane veya Alsancak Gar’larına kadar gidemiyorsunuz. Trenlerin artık son durağı Gaziemir İstasyonu. Buradan şehir merkezine otobüsler ile taşınıyorsunuz. Bu durumda da Cumaovası İstasyonu, Denizli yönünden gelen trenlerin Gaziemir’de yolcularını bıraktıktan sonra gelip, ikmal ve bakımlarının, temizliklerinin yapıldığı bir depo haline getirilmiş. Bu yüzden de burada bol bol tren bulmak mümkün. Bu ekspedisyona başlamadan önce, bir hafta sonunda, acaba belli rotalarda tren yolunun, rayların yanından seyahat edebilir miyim diye bir inceleme gezisine çıkmıştım. Ancak tren yolunu paralel gitmenin birkaç kiometre dışında pek de mümkün olmadığını görmüştüm. Ama burada, Cumaovası’nda çekimlerimizi yapar, istasyondaki trencilerle konuşurken Denizli Mototreni’nin geldiğini görünce, bari bu fırsatı iyi değerlendirelim dedim ve kısa bir süre de olsa tren ile yan yana motorlarımızı sürdük. Bundan sonra gezeceğimiz on binlerce kilometre boyunca böyle bir şansı yakalayıp yakalamayacağımızdan emin değildik.

 

Torbalı, Tepeköy gibi kasabalar seneler boyunca Kuşadası-İzmir güzergahındaki gidiş gelişlerimde araba veya motorum ile içerisinden yüzlerce hatta binlerce kez geçtiğim yerler. Ancak bugün Tepeköy içerisinde tren İstasyonunu ararken farkettik ki geçtiğimiz yerleri tanımıyoruz. Veya geçtiğimiz yerlerde sadece yolumuzun sağındaki ve solundaki manzaralardan başka bir şey ile ilgilenmiyoruz.  Nitekim, bu küçüçük Ege kasabasında, Tepeköy'de, tren istasyonu'nu bulabilmek için yarım saate yakın bir zaman harcadıktan sonra ancak bu ayıbımı farkedebildim. Artık karar verdim, bundan sonra nereden geçersem geçeyim, eğer zamanım var ise mutlaka çevreyolu gibi yollardan değil de, "Şehir Merkezi" yönünü gösteren tabelayı takip edip, kasabaların içerisinden geçmeye karar verdim. 

 

 

 

İtiraf etmeliyim ki, bugün, biraz da acemiliğimize geldi. Yaz saati uygulaması bugün sona erdiğinden hava bir saat daha erken kararacak. Film çekimleri beklediğimizden de fazla zaman alacak. Diğer yandan tren istasyonlarında film veya fotoğraf çekmek, yani bizim tür bir ekspedisyon için film ve fotoğraf çekmek özel izinlere bağlı. Bu yüzden her istasyona girdiğimizde hiç bir şey yapmadan önce, yetkililer ile görüşmemiz, elimizdeki izin belgelerini falan göstermemiz gerekiyor. Diğer yandan da çekimlerimizi canlı olarak yani bizim seyahatimiz esnasında yaptığımız için kameramanların ışık, gölge gibi sorunlara çözüm bulmaları gerekiyor. Bu yüzden planladığımız yolu yapamayacağımız öğleden sonra ortaya çıkmaya başladı.

 

Bu günkü son durağımız Selçuk olacak gibi gözüküyor. Yine de yolumuzun üzerinde bulunan Sağlık İstasyonu'na da uğruyoruz. Ortalıkta hiç kimse gözükmüyor, çünkü tren saati değil. Buradan da tren saatleri dışında bir çok ara istasyonda bırakın yolu, TCDD çalışanlarını dahi göremiyeceğimizi anlıyoruz. Selçuk'tan bir önceki istasyon ise, şu anda büyük ihtimalle TCDD çalışanı bir ailenin evi haline gelmiş olan Kozpınar İstasyonu. Kapanmış. İstasyon olduğunu ancak binanın yapısına bakarak anlayabiliyorsunuz. Artık gün ağırmak üzere, Selçuk'a vardık. Burası bugün gezdiğimiz diğer istasyonlara nazaran burası daha da hareketli. Biraz sonra gelecek olan bir trenden dolayı ortada bir sürü yolcu var. İstasyonda ise bugün yarın yoluna devam edecek tren ve kataraları park halinde görmeniz mümkün. Hava kararmak üzere olduğu için çekimleri bir sonraki güne erteleyip bol bol resim çekiyor ve istasyon çalışanları ile ertesi gün buradaki katarları bir sonraki duraklarına taşıyacak makinistler ve diğer yol personeli ile istasyonun hemen dibindeki kahvehanede sohbete dalıyoruz. Diğer yandan da gelen giden yolculara, peronların ortasına park ettiğimiz motorlarımız hakkında malum sorular hakkında açıklamalarda bulunuyoruz. Bunlar kaçadır? En çok kaç yaparlar? Üşümüyor musunuz? Nereye gidiyorsunuz?  İşte size, bir akşamüstü Selçuk İstasyonu.

 

Yukarıda anlattıklarım eğer aklınızda kaldı ise; Selçuk'tan binlerce kez geçtiniz değil mi? Acaba kaçınız, ana yola sadece bir kaç yüz metre mesafede bulunan, bu istasyonu gördü? Lütfen, lütfen, kasabalarımızdan geçerken, ana yolları kullanmayalım. Şehir Merkezi tabelasını takip ederek gidersek kaybedeceğimiz süre en fazla 5 dakikadır..  Bu gezi esnasında konaklamalarımızı, büyük şehirlerde TCDD Misafirhanelerinde, küçük şehirlerde tren istasyonlarında makinistlerin veya diğer tren personelinin dinlenmesi için ayrılmış lojmanlarda veya en kötüsü istasyonun bekleme salonunda uyku tulumum içerisinde halletmeyi düşünmüştük. Ama bugün yolun sonu Selçuk'da bitti. Kuşadası yani benim ev ise sadece 15 dakika uzaklıkta. Biz de eve gitmeye karar verdik. Sabah ayrılırken hadi haftaya görüşürüz dediğim eşim ve çocuklarım bizi evin kapısında görünce şaşırmadılar desem yalan olur..

30 Ekim 2006, Gün 2. Bugünkü programımız da Nazilli'ye kadar yolumuz var. Kilometresinide söyleyeceğim ama utanıyorum :-)  RideTurkey aslında sürüş uzunluğu en az 3.000 kilometre olan yol hikayelerine ayrılmışken biz bugün sadece 90 kilometre yol yapacağız demek acaibime gitti gerçekten.

Ancak bu ekspedisyonun amacı ve programı gözönüne alındığında günlük en fazla 150 kilometreden fazlası mümkün değil. Planımız 10.894 kilometre uzunluğundaki TCDD şebekesinde bulunan, kullanılan, kullanılmayan tüm istasyonları atlamadan, resimlemeden geçmemek. Üstüne bugün de Aydın'a kadar bir film elibi ile seyahat edeceğiz. Bu da elimizi kolumuzu bağlıyor ama pek de şikayetçi değiliz açıkcası. Sonunda ortaya güzel bir eser çıkacakmış gibi gözüküyor ve biz bu etaptan çıkacak tanıtım filmi ile TRT'ye müracaat ederek, ekspedisyonumuzun bir Belgesel Film olması için başvuruda bulunacağız.

 

Bugün uğranacak 27 istasyonumuz var. Bu yüzden de yukarıda da bahsettiğim gibi 90 kilometre oldukça uzun bir yol gibi gözüküyor. Ama bugün acemiliğimizi biraz daha üzerimizden atacakmışız gibi geliyor, çünkü akşam yemeğindeki sohbetimizde ikimizde bu geziden beklediğimizden de fazla zevk aldığımızı tartıştık. Her şey yolunda..

 

Bu sabah kalktığımızda bizi ufak bir sürpriz bekliyordu. Normalinde daha Ekim sonunda Ege havasından hiç de beklenmeyecek bir sürpriz. Yağmur! Ama yolumuz uzun, bekleyemeyiz. Zaten o kadar da fazla bir şey yağmıyor ama dedim ya acemilik işte, yağmurluklar hiç aklımıza gelmemiş. Hatta çantaların üzerlerine örtecek bir örtü bile bulamıyoruz ve bu yüzden çöp torbaları kullanıyoruz.

 

İlk durağımız Çamlık İstasyonu. Önemli bir nokta; çünkü 150 sene önce yapılan ilk tren güzergahının başlangıcı Aydın, bitişi Alsancak. Çamlık ise (o zamanlardaki ismi Aziziye; 1936 yılındaki Ege Manevraları esnasında buraları ziyaret eden Atatürk istasyonu görünce etraftaki çam ağaçlarının bolluğundan dolayı buraya Çamlık ismini vermiş. Bundan sonraki istasyonlarda da Atatürk ve Kurtuluş Savaşı'mızın etkisini istasyon isimleri üzerinde görmeye devam edeceğiz) bu iki istasyon arasındaki bakım ve aktarma yeri. Aydın ile Alsancak arasındaki en yüksek nokta, bu yüzden de burada o zamanlar trenlere yedek lokomotifler tahsis edilerek, bu rampayı kazasız belasız aşmaları için Çamlık İstasyonu inşa edilmiş.

 

 

 

Aslında bu resmini gördüğünüz istasyon, bundan 150 sene önce yapılan istasyondan bir kaç yüz kadar uzakta. Aslı şimdi, bu istasyonun 1960'lardaki müdürünün oğlu tarafından 160 dönümlük bir araziye kurulmuş bir Buharlı Lokomotif Müzesi olarak hizmet veriyor. Burası içerisindeki 30'dan fazla buharlı lokomotif ile tam bir endüstriyel miras gösterisi. Aslında Ege'lilerin bile buradan pek haberi yoktur. Oysa İzmir-Aydın karayoluna sadece 25 metre mesafede. Selçuk'tan çıkın, rampalar bitip de inişe başladığınızda karşınıza çıkan ilk kasabanın girişinde sağa, Kuşadası yoluna girin. Sadece 25 metre daha ve solunuzda muhteşem Buharlı Lokomotifler Müzesi. Giriş sadece 3.- YTL. Atilla mIsırlıoğlu sahibi, işleticisi. Eğer başka misafiri yoksa sizi gezdirmekten zevk alacağına eminim. 

 

 

Burada, müzede filmimiz için çok güzel çekimler yapıyoruz. Dekovil ile bundan 150 sene önce döşenmiş raylar üzerinde gidip, geliyoruz. Mekan çok güzel. Sergilenen vagon ve buharlılar muhteşem. Bunlar hakkında da bir çok şey öğreniyoruz. Hemen hemen öğlene kadar burada kalıp, Aydın'a doğru yola koyuluyoruz. Buradan Denizli'ye kadar tren yolu ana yola paralel olarak devam ediyor. Yani bundan sonraki yolumuzda tren yoluna, raylara bir kaç metre mesafede yol alacağız.

 

 

Böyle bir yol üzerinde ard arda Ortaklar, Neşetiye, Germencik, Alangüllü ve Erbeyli istasyonlarına uğrayarak İncirliova İstasyonu'na varıyoruz. Film çekimleri için bir sonraki durağımız olan İncirliova İstasyonu'nda da epeyce bir zaman geçiriyoruz.

 

Aslında istasyonların arası 3-5 kilometre civarında. Ancak istasyonlar ilk yapıldıklarında şehir merkezlerinde olmalarına rağmen özellikle son 50 senedir pompalanan karayolu taşımacılığı nedeniyle artık şehirlerin, kasabaların ücra köşelerinde kalmışlar. Şehirler artık karayoluna doğru yerleşmeye başlamış ve ana yol boyunca bir kaç metre mesafeden takip ettiğimiz raylar şehirlere yaklaştıkça içerilere doğru kayıyor. Küçük kasabalar da dahi istasyonları bulmakta zorlanıyoruz. İyi ki daha evvelden GPS'imize demiryoları ve istasyonların bulundukları koordinatları yüklemişiz. Bir şey daha dikkatimizi çekiyor. Buralarda, neredeyse k..haneler bile yol ve yön tabelaları ile işaretlenmişken, Gar veya İstasyon türü yön tabelalarına rastlamak olanaksız.

 

İncirliova'da isminin Atatürk tarafından verilen kasabalarımızdan bir tanesi. İlk ismi Karapınar olan İncirliova'ya bir ziyaretinde Atatürk etraftaki incir bahçelerinin çokluğunu görünce buraya İncirliova diyelim demiş.

 

Her girdiğimiz istasyonda olduğu gibi İncirliova'da da trencilerin meşhur içeceği çaylar ile sohbetler ediyor, kendimizi tanıtıyor, oardakilerle tanışıyoruz. Motorlarımızı aldığımız izinler nedeniyle peronlara kadar çektiğimiz için oldukça da büyük bir ilgi ile karşılaşıyoruz. Bu arada en çok karşılaştığımız yüz ifadesi ise neden yolarda anlattığımız yerel halkın yüzündeki o .. hımmmm.. gülümsemesi! Tercüme etmeye gerek yok herhalde..

 

İşte İncirliova İstasyon Şefi, 25 yıllık demiryolcu, Mehmet Abi, bir trene yol verirken film ekibimiz de bir ritüel haline gelmiş bu anı kaydetmeye çalışıyor. Gerçekten de istasyonlarda şefler veya o anki vekilleri her gelen tren için resmi ceketlerini, şapkalarını giyiyorlar ve ellerindeki trencilere has işaret levhaları ile onları durdurup, yol veriyorlar. Ellerinde ayrıca telsizler, tren yollarına özel telefonlar olmalarına rağmen trenlerin tekerlerklerinin ilk raylara deydiği senelerden bu yana bu ritüel tüm ciddiyeti ile devam ediyor.

 

 

 

İncirliova'dan itibaren Aydın'lı motosikletçi dostlarımız bizi karşılamaya geliyorlar. Artık, kısa bir mesafe için de olsa, 6-7 tane daha yol arkadaşımız var. Onlarla beraber Kazakkahve ve Osmanbük istasyonalrında fotoğraf çekimleri yaptıktan sonra sıradaki Aydın Gar'daki film çekimlerinin ardından TMF'de hakem olarak da görev yapan, çoğumuzunda motosiklet forumlarında mmg009 diye tanıdığı Ömer arkadaşımızın lokantasında Aydın'ın meşhur tahinli pidelerden yiyoruz. Çekimlerimiz burada da devam ediyor.

 

 

 

Aydın çıkışına kadar arkadaşlarımız bizleri uğurluyorlar. Nazilli'ye kadar hemen her 5 kilometrede bir yeni bir istasyon bizi bekliyor. Bu istasyonların bir çoğu kapanmış. Daha evvelden de bahsettiğim gibi memlekette ulaşımın karayoluna kayması nedeniyle raylı ulaşım artık önemini yitirmiş ve bu yüzden de özellikle ufak yerleşim yerlerindeki istasyonlar veya diğer deyimi ile duraklar artık eski ve yıpranmaya yüz tutmuş binalardan başka bir şey değil. Ama bizim amacımız bir zamanlarda olsa içerisinden ayrılan veya kavuşan insanlar geçmiş her binaya uğramak ve en azından kendi arşivlerimiz için birer fotoğrafını çekmek ve saklamak. Bu ekspedisyonun ana amaçlarından bir tanesi de bu.

 

Bu proje için ilk araştırmalarımı yapmaya başladığımda, ilk iş olarak tddd.gov.tr isimli TCDD web sitesinden işe başladım. İlk işim de istasyonların bir listesi çıkartmak ve tren yollarının bir haritasını elde etmekti. Uzun uğraşlar ve emekler sonucunda haritayı, internet tren forumlarında tanıştığıım, Haydarpaşa Gar'ında çalışan bir TCDD memuru arkadaş aracılığıyla edindim. Ama tüm istasyonların isim ve yerlerini belirten bir listeye bir türlü ulaşamadım. Bunun ardından oturup, kendi başıma, TCDD haritası üzerindeki istasyon isimlerini tek tek bir kağıda dökmeye başladım. Bunları grupladım, TCDD şebekesinin bölgelerine göre kategorilendirdim, alt alta yazdım ve güzergahımızı çıkartmaya çalıştım. Ancak daha sonraları, tren gruplarındaki sohbetlerden öğrendim ki benim listesini yaptığım 1.050 istasyonun hemen hemen yarısına yakını kapalı idi. Kimi zaman içerisinde korunmuş, kimi ise kaderine ve çürümeye terkedilmişlerdi.

 

Aydın'dan Nazilli'ye kadar olan bir kaç on kilometrelik yolumuz üzerinde de İmamköy, Umurlu, Beyköy, Köşk, Çiftekahve, Karaali, Sutanhisar, Devran ve Atça istasyonlarına uğradık. Aydın'dan itibaren film ekibinin işi bittiğinden artık yanlız seyahat ediyor ve daha hür takılmaya çalışıyoruz. Tam Atça'da iken, uzaklardan gelen bir trenin homurtusu ve kornası ile irkildik. Uzaktan yaklaşan tren acaba istasyonda durur mu diye merak ederken, hızını hiç azaltmadığını ve burada durmadan geçip gideceğini anladık ama bunu anı da fotoğraflamayı başardık.

 

 

 

Lokomotifin, ki bu fotoğrafta gördüğümüz 33000'lik diye tabir edilen 3.300 beygir gücündeki bir makina, gücünü istasyonda iken bile hissedebiliyorsunuz. Homurtusun yanında, istasyondan geçtiği için çığlık çığlığa bağıran kornası ve azametinden titreyen peronlar bunun göstergeleri. Bu kadar yakından geçen bir lokomotif ve katarının rüzgarı bile sizi yerinizden oynatabiliyor. Bir de bizim makinalara güçlü, kuvvetli, bilmem kaç yüz beygir diyoruz değil mi?!

 

Artık hava kararmak üzere, Nazilli'ye çok az yolumuz var ama bir yandan ara ara yağan yağmur, diğer yandan da akşam saat 17:00 civarında kararan hava ve sabahtan beri yolarda olmamızdan dolayı üstümüze çöken yorgunluğa rağmen, Çakırali ve İsabeyli İstasyonlarına da uğrayıp, hava karardığında Nazilli'ye varıyoruz.

 

Nazilli Gar'ının da üstüne bizler gibi günün yorgunluğu çökmüş...

 

Biz de bu akşam Nazilli'de konaklıyoruz ve Gar Restoran'da yemek yiyeceğiz..

 

 

 

 

Bu arada belitmeliyim. Ben daha evvelden de bahsettiğim bir tren yollarının yanından gidebilir miyim acaba antremanı gezisinde, tarlalarda rayları takip etmeye çalışırken, kapağı açık kalan sol yan çantamdaki fotoğraf makinası çantası, Söke ovasındaki bir tarlaya atladığından dolayı, fotoğraf makinasızım. Bu yüzden bu etaptaki tüm resimler yol arkadaşım Zafer Akçay tarafından çekildi. Yedi yüz küsür kilometrelik seyahatimiz boyunca 700'den fazla foroğraf çekmişiz. Çoğunda vizörün başında Zafer Akçay vardı.

 

devam edecek...

 




Yayınlanış Tarihi Feb 08 2008, 12:59 AM Yayınlayan Levent Vardar

Yorumlar

 

Cem YILDIZ

Tren deyince biz cocukluklari trenli oyuncaklarla gecmis neslin ilgisiz kalmasi mümkun degil :) Bu projen daha ilk rasladigim andan beri beni heycanlandirmis "Ahhhh ah'" dedirtmistir. Once anlatimin bir tamamlansin daha sonra uzerinde konusacak eminim cok seyimiz olacak.

Hemen burada motor ve tren uzerine birac sey eklemek istiyorum : 2 sene once esimle motorlu Romanya gezisi yaparkan yolun yarim saatlik kisminda bir katarla yolalmistik. Biz ondan kopmamak icin yavasladik o da yollarimizin her ayrilip tekrar kavustugunda uzun uzun duduk calarak bizi selamlamisdi :) Nasil eglenceli idi anlatamam ...

<---->

buraya özellikle İzmir'in kalburüstü insanları kabul edilen

Levanten'leri ve diğer gayri müslimleri taşıyan raylar

üzerinde gidiyormuş hissine kapılmamak elde değil.

<---->

Benim esim de bir levanten ve cocuklugu Buca'da gecmis. Buca tren istasyonunun onun anilarinda bir cok yeri var. Gecen sene yine motorlu bir sekilde Izmir'deydik. Beni zorla bu istasyana goturdu. Neredeyse her tarafini dolastik, eski banklarin uzerinde oturup tren bekledik,  otlarin bittigi raylarin yanina motorla inmeye calistik :) yukaridaki yazin beni o anlara geri goturdu... cok tesekkurler.

February 8, 2008 9:53 AM
 

Soysal

Bayraklar, cikartmalar, cekilen fotograflarin kalitesi...  Fikir guzel ve detayli bir baslangic olmus. Gerisini merakla bekliyoruz.

February 10, 2008 1:40 PM
 

Zafer AKÇAY

Hey gidi hey demek geçti içimden :) Çok güzeldi gerçekten de. Levent, belkide dünyanın en uyumlu yoldaşı. Bu güzel hatıralar için kendisine bir kez daha teşekkür ederim...

February 18, 2008 9:03 PM
 

Volkan BOZYEL

Bende bir Eskişehirli olarak gezinizi harika buldum,bilindiği gibi   Eskişehir bu işin kalbinin attığı yerdir..hatta iş yerimin 100 mt uzağında TCDD MÜZESİ var..Sizleri buraya TCDD fabrikasına ve Müzeye 'de bekliyorum..

December 5, 2008 10:31 PM
 

Emir Sahbal

Sevgili Levent ne kadar gençmişsin :)

O gün gene beni tek engelleyebilen nöbetim yüzünden Alsancak garına gelip sizlere eşlik edememiş bu güzel projeyi ancak telefonla destekleyebilmiştim. Zaman çok çabuk geçiyor.

İyi teker ve çok teker çok nefis bir projeydi. Umarım bir gün benim de dahil olabileceğim bu projenin devamı yapaılır.

Emir

December 8, 2009 10:58 AM
 

bulent kodurgu

DDY den emekli bir babanın oğlu olarak,ilk trenime babam Buharlı lokomotiflerde ateşci iken binmiştim.En büyük sıkıntım camdan dışarı bakarken gözüme kaçan kömür ve kül taneleri idi.

sonraaa zaman geçti buharlı gitti , dizelmakinalar geldi,daha sonrada elektrikli,en son yüksek hızlıya bindim. çocukken asker sevkiyatlarında ,  geceden soğumaya bıraktığımız  suyu tren istasyonda bekleyenlere satardık.(buz dolabımız yokdu)

hala fırsat buldukca ankara - istanbul arasını trenle yapmaya çalışıyorum.trende nekadar huzurlu uyuduğumu bir bilseniz...

January 7, 2010 1:38 PM

Yorum Yaz

(*)  
(*)  


Levent Vardar Hakkinda

1959 Karabük doğumluyum. Kuşadasında yaşıyor, Turizm sektöründe, bir seyahat acentesinde çalışıyorum. Evliyim, motosiklet meraklısı iki çocuğum var. 86 doğumlu oğlum CBT eğitimi aldı, kızıma ise bu yaz bir scooter aldık ve şimdi ehliyet sınavlarında sekiz çizmeye hazırlanıyor. Eşim ise senede bir bana ayıp olmasın diye arkama biner bir yolculuk yaparız, ama her 70-80 km de bir sırtıma vurup, "yorıuldum" demekten grei kalmaz.. Liseyi Bornova Anadolu Lisesi, üniversiteyi ise Boğaziçi, Turizm bölümünde okudum.. Motosiklet sürmenin ciddi bir iş olduğunu anlayana kadar hemen hemen 10 sene motor kullandım. Daha sonra OMM eğitimleri ile tanıştım ve son 3 senedir, bu eğitimlere destek veriyor ve eğitim ile motosikletlileri buluşturmak, paylaşmak ve motosiklet gezileri için OMM derneğinde gönüllü olarak çalışıyorum. Motosiklet benim günlük yaşamımın bir parçası. Hem her gün biniyor hem de güvenli ve ileri sürüşün tüm motorculara yayılması için çalışıyorum. Bir yandan da zaman buldukça motosikletim ile seyahatler yapıyor, İki Teker ile Çok Tekerin Ardından isimli projemi tamamlamaya çalışıyorum. Bir zamanlarda, bir yerlerde motosiklet seyahatleri, raporlanması ve web üzerinden yayınlanması konusunda kafa yormaya başlamıştım ama tam o sırada Ride Turkey ile tanıştım ve böylece kafam rahat etti.. Şu anda 2005 model bir BMW R1200GS kullanıyorum..
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x