Levent Vardar

   Levent Vardar

İki teker ile Çok Tekerin Ardından. 3. Gün

Paylaş   Sun, Feb 10 2008 9:56
3,519 Okundu  

31 Ekim 2006, Salı.. 3. Gün Dünümüz ara ara yağmurla geçtiği için, akşam ilk işimiz internetten hava durumu raporu almak oldu. Tüm meteoroloji istasyonları güzel bir gün vermesine rağmen sabah bardaktan boşanırcasına yağmura uyandık. Bilirsiniz, biz motorcular için yağmur sorun değil ama bizim tür bir ekspedisyonda sorun yaratabiliyor. İlk önce, yolculuğumuz her 5-6 kilometrede bir yeni istasyon olduğu için sık sık kesintiye uğruyor, yani her seferinde eldiven, kask çıkart, montları çıkart, sıcak ofislere gir ve 15-20 dakika sonra yine yağmura çık. Bir diğer sorun ise, her istasyonda fotoğraf ve video çekimleri yapıyoruz ve elimizdeki ekipmanlar maalesef böyle havalarda kullanmaya elverişli değil. Bir de motosikletimde kullandığım GPS var ve bu da böyle havalarda kullanılacak bir alet değil (Garmin IQUE 3600 PDA). Bu yüzden bu sabah yola çıkmayı yağmurun yavaşlamasına bırakmak zorunda kalıyoruz. Bir de kaldığımız otelin resepsiyonundaki interneti kullanmamıza izin verilince dünkü yolumuzun notlarını ve hikayesini web sitemize aktarmaya adıyoruz bu boşluğu.



Yola çıkmadan önce, her günün akşamında yol hikayemizi, web sitemizin Seyahatname sayfalarında yayınlamayı planlamıştık. Bahane ile bu sabah bunu gerçekleştirme olanağı da bulmuş olduk. Aslında yola çıkmadan önce gezenbilir.com sitesinin yöneticisi sevgili Sedat Açıl ile, eğer saat başı bulunduğumuz yerin koordinatlarını kendisine SMS ile bildirirsek, bizim güzergahımızı Google Eart üzerinden, kendi web sitemizde Live Tracking şeklinde yayınlayabileceğini belirtmişti, ancak yola çıkmadan önce kendisi ile bu konuda irtibatı kuramadığımızdan bu işlem gerçekleşmedi ama diğer etaplarımızda bunu da web sitemiz üzerinden sunabileceğiz. Sevgili Sedat Açıl yanında, üyesi olduğumuz tüm Tren ve Motosiklet gruplarından bu ekspedisyon öncesi ve esnasında inanılmaz destekler aldık. Teşekkür için hepsinin isimlerini buraya aktarmaya olanak yok ama Seyahatnamemizin yayınlanması esnasında bu gruplardan mutlaka bahsedeceğiz. Onlar çok kalabalıklar ama bizimde yolumuz uzun nasıl olsa. Tüm üyesi olduğumuz internet grupları böyle bir ekspedisyona hep ama hep iyi niyetli ve yardımcı olmak amacıyla yaklaştılar. Tüm tanıtım mesajlarımız ve günlüklerimiz inanılmaz bir heyecan ile yayınlandı ve büyük destek aldık. Bunun yanında bize gaz veren kişilerden tek tek bahsetmeye olanak yok. Herkese çok teşekkürler.

Yola çıktıktan sonra listemizdeki istasyonlardan tahminimizden daha da fazlasının artık kapalı veya kullanım dışı olduğunu gördük (bu konuya ve bizim görebildiğimiz kadarı ile sebeplerine daha sonra deyineceğiz). Bu yüzden de bugün gideceğimiz ilk bir kaç istasyondan pek umutlu değiliz. Bizim, istasyon olarak gördüğümüz binalar ne yazık ki çoktan ev olmuşlar. Ev olarak kullanılan ya da tümden boşaltılan istasyonların çoğunda tabelalar yerinde. Bu da bizim işimizi kolaylaştırıyor. İşte size bugünkü güzergahımızdan bazı kapanmış istasyonlar. Sırasıyla Güzelköy, Beşeylül, Pamukören ve Pamukören lojmanı..


Yolumuza devam edince karşımıza bu sefer Kuyucak İstasyonu çıkıyor. Burada da çok sıcak karşılanıyoruz.  Resimlerden de fark edebileceğiniz gibi, istasyonları fark etmek çok kolay çünkü binaların mimarisi etrafındaki diğer binalardan ayırmak çok kolay. Ege’nin özellikle bu bölgesinde ilk tren yolunun kurulması imtiyazları İngiliz’lere verildiğinden, istasyon binaları ve müştemilatının mimarisinde de onların izleri var. Bu bölgedeki tüm istasyonlar en az 100 yıllık. Nitekim, Kuyucak İstasyonu’nun ana binasında 1907, lojmanında ise 1911 rakamlarının kapıların üzerlerine kazındığını görüyoruz. Aslında bu tarihleri görmesek de Kuyucak, perondaki bagaj ve yük tartmakta kullanılan, Liverpool’da üretilmiş kantarından, bekleme salonundaki banklarına, istasyon şefinin odasındaki mobilyalardan, tüm istasyonlarda artık internet üzerinden online bilet kesebilme olanağı olmasına rağmen bir kenarda duran, hani o eski karton bilet dolabı ve bu biletleri damgalamakta kullanılan kompostör aletine kadar her şey bize bu binanın yaşını anlatmaya yetiyor.






En başında da söylemiştim. Bu ekspedisyonun iki amacı var. Trenleri ve Motosikletleri tanıtmak, sevdirmek ve memleketimizin ulaşım sektöründe hak ettikleri yerlerine kavuşmasına katkıda bulunmak. İstasyondan yaklaşık 50 metre ileride bir geçit var. Bu bir köprü, üstünden de köye giriş yapılıyor. Amacımız rayları takip etmek, aracımız ise motorlarımız. İşte bu iki amaç ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Zafer Akçay’ın vizöründen bu iki unsurun nasıl öne çıkartıldığını görünüz. Burası Kuyucak.





Bugün 54 gün olarak planladığımız ekspedisyonun sadece 3. günü. Ancak gelen bir kaç telefon bizi mutlu ediyor. İlk olarak şu anda gezmekte olduğumuz TCDD bölgesinin, yani 3. bölgenin müdürü Sabahattin Eriş’den. Anlaşılan yola çıkış günümüzde Alsancak Gar’ında yaptığımız film çekimleri ve hemen ertesi gün İzmir gazetelerinde yayınlanan “Unutulmuş Garlar Belgesel Oluyor” başlıklı haberler ses getirmiş ve bizim bu ekspedisyonu tamamlamaktaki ciddiyetimizi anlatmış. Bölge müdürü, TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman’ın şahsen aradığını ve ekspedisyonumuzdan haberdar olduğunu ve bizim belgeselimizin iyi geçmesi amacıyla ne lazım gelirse yapılması ve gerekli kolaylıkların gösterilmesi konusunda talimatlar verdiğini bize bildiriyor. Seviniyoruz, çünkü yavaş yavaş amacımıza ulaşmakta doğru yolda olduğumuzu ve amacımızı da gerektiği şekilde anlatabildiğimizi anlıyoruz.

Bu telefon görüşmesinin hemen ardından da bu sefer yarınki güzergahımızda yol alacağımız 7. Bölge Müdürlüğünden müfettiş Muzaffer Çetin’in telefonunu alıyoruz. O da ekspedisyonumuzdan haberdar olduklarını ve kendi bölgelerine ne zaman ulaşacağımız ve bizi bölgelerinin girişi olan Kaklık İstasyonu’nda bizi karşılamak istediğini söylüyor. Gerçekten gururlanıyor, iyi bir amaç uğruna yollarda olduğumuzu anlıyor ve seviniyoruz ama ertesi gün kendileri ile karşılaştığımızda sevincimizin kursağımızda kalacağını henüz idrak edemiyoruz.

Bu arada gelen başka bir telefon daha var. Bu ise gerçekten komik. Kara mizah gibi.. Yola çıkmadan önce bu etap sırasında geçeceğimiz tüm illerin (İzmir, Aydın, Denizli, Burdur, Isparta ve Afyon) valiliklerine ekspedisyonumuz ve amacımız hakkında bilgi veren fakslar çekmiştim. Yol boyunca bolca fotoğraf ve video çekimleri yapacağımızdan yol üzerinde sorunlar veya ne yapıyorsunuz, kimsiniz, ne iş gibi sorularla karşılaşmamak için bunu gerekli görmüştüm. Bir diğer amacım ise motosikletlerin ana yollardaki hız limitlerini göz önüne alırsanız, eğer oralarda olduğumuz bilinirse belki de trafik polislerinden biraz iltimas görürüz düşüncesi idi. Nitekim bu mesajlarımızın valilikler tarafından gerekli birimlere iletildiğini bu gelen telefon ile anladık. Arayan Afyon ili 112 Acil Servis müdürü olan doktor idi. Valilikten aldıkları emir uyarınca il sınırlarına girdiğimiz andan itibaren bize bir 112 Acil Ambülansı ile refakat etmek istediklerini ve ne zaman Afyon sınırlarına gireceğimizi öğrenmek istiyorlardı. Şaşırdık, güldük ama ciddiyetimizi koruyarak doktor beye böyle bir talebimiz olamayacağını, bir ambülansın bize tahsis edilmesini kesinlikle kabul edemeyeceğimizi ne kadar anlattıysak da onun ısrarlarını ancak, “doktor bey, sağ olun, gerçekten buna gerek yok, siz bize telefon numaranızı bırakın, acil bir durum olursa biz sizi arayalım” telkinlerimizden sonra kabul ettirebildik.

Kuyucak ardından bu seferki istasyonumuz Horsunlu. Bakımlı ve güzel bir istasyon.

İstasyonların aynı zamanda lojman olarak da kullanılması sahiplenilmesi açısında yararlı. Birçok istasyonun birkaç odası ya da hemen yanı başındaki ek bina lojman olarak kullanılıyor. Bu da bir anlamda istasyonlara kadın elinin değmesini sağlıyor. Belki de bize yansıyan sıcaklığın başlıca sebeplerinden biri bu. Hikayemizin başında bahsettiğimiz "Yüksek tavanlı taş binalar. Pencerelerinde sardunyalar, kapı eşiğinde sefer tasları.." sözleri burada anlam buluyor.

Tam bu arada size bir de demiryolu bilgisi vermek istiyorum. Aşağıdaki tabela mutlaka her istasyonda da bulunuyor. Bu tabelada istasyonun adının yanında konumu ile ilgili bilgilerde veriliyor. Rakım'ı hepimiz biliyoruz, istasyonun denizde yüksekliğini gösteriyor. Hemen yanında gördüğünüz kilometre bilgisi ise trenciler için gerçekten önemli. Her istasyon bir kilometre ile tanınıyor. Bu da ana istasyondan (Horsunlu için ana çıkış istasyonu Alsancak Gar'ıdır) olan uzaklığı gösteriyor. Yani Horsunlu (elbette demiryolu yani rayların üzerinden alınmıs kilometre) Alsancak'dan 198 kilometre ve 678 metre uzaklıkta. Demiryolcular aralarındaki iletisişimde daha çok bu kilometreleri kullanıyorlar.

 

Ancak TCDD'nin 150. yılında çıkarttığı Kurumsal Kimlik ve imaj yenileme çalışmaları çerçevesinde tüm istasyonlara yeni bir makyaj yapılıyor. İstasyonlar boyanıyor, mümkün olduğunca standart mobilya ile yenileniyor ve yeni tabelalar asılıyor. Özellikle büyük şehirlerde başlayan bu değişimi belki sizlerde farketmişsinizdir. Artık tabelalar çoğunlukla pleksiglas üzerine yazılıyor ve yukarıdaki fotoğrafda gördüğünüz Horsunlu tabelasındaki ruhu asla yakalayamayacak gibi geliyor bana.

İzmir-Denizli karayolundan giderken Denizli yakınlarında yolun solunda yükselen buhar sütünlarını görmüssünüzdür mutlaka. Yaz kış burası sanki sisli, puslu bir hava varmış görünümündedir. İşte şimdi de burada, Buharkent'deyiz. Ama Buharkent'de şehrin karayoluna doğru gelişmesi neticesinde özelliğini yitirdiğinden ve yolcu yük kapasitesi giderek azaldığından kapatılmış istasyonlardan bir tanesi. Böyle yerleri gördükçe içimiz cız ediyor. Elbette asrtık karayolunun daha yaygın olması nedeniyle bazı istasyonların işlevlerini yitirmesini anlayabiliyoruz ama böyle 75-100 yıllık güzel binaların da kendi kaderlerine terkedilmesine bir anlam veremiyoruz. Bir şekilde değerlendirilebilmeli diye düşünüyoruz.

 

Belki de bu yüzden bu arada, Buharkent'de biraz daha fazla vakit geçiriyor, bu güzel manzarayı içimize sindiriyor, hatta böyle bir yeri fotoğraflarken biraz daha özen gösteriyoruz.

Dedik ya artık devlet demiryolcular arasında meşhur olduk diye, artık istasyonları bulmakta hiç zorlanmıyoruz çünkü demiryolcular taa uzaktan bize el sallayarak yol göstermeye başladılar. Anlaşılan bölge müdürlüğünden tüm istasyonlara bir yazı gönderilmiş hatta demiryolcuların kendi aralarında "şimdi bizden çıktılar, biraz sonra sizde olurlar" gibi haberleştiklerinden bile şüphelenmeye başladık, çünkü çaylar hep yeni demlenmiş oluyor.

Sarayköy civarlarında 3 günlük gezimizin favori istasyonuna rastlıyoruz. hem mekan, hem görüntü anlamında gerçekten harika bir yer. Bir de üstüne ğstlük, biz buradayken gelen ve giden 4-5 trenden sonra burasının gerçekten çok farklı olduğunu farkediyoruz. İşte size Sarayköy istasyonu. Bu resimdeki tabela ve bayrak olmasa, ilk bakışta buranın Türkiye’de bir istasyon olduğuna inanmak zor. Yine 1800’lü yılların sonunda yapılmış bir İngiliz binası. Etrafındaki ağaçlar ve ferah konumu, bu istasyonu diğerlerinden ayırıyor. Burada birçok sürprizle de karşılaşıyoruz. Bizi yollarda karşılayan görevliler, bizim için demlenen istasyon çayları, gelen trenler, giden trenler, karşılaşan trenler, yolumuzu kesen trenler.

 

Sarayköy İstasyonu'nun olanaklarının fazlalığından olsa gerek, İzmir ve Denizli yönünden, aksi istikametten gelen trenler burada birbirlerini karşılıyorlar. Bunun asıl amacı, tek hat üüzerine kurulmuş Türk demiryolu teşkilatında bu tür istasyonlarda katarlar birbirlerini karşılıklı olarak geçebiliyorlar. Bir diğer amacı ise, bu tür istasyonlarda trenlerdeki görevliler yer değiştiriyorlar. Yani anlayacağınız treni ilk istasyonundan kaldıran tren personeli son durağa kadar gitmiyor, yolun ortasında karşı istikametten gelen tren personeli ile yer değiştirerek evlerine geri dönüyorlar.

 

İzmir treni hareket etti ama Afyon treni bir ekspres trene yol vermek için istasyonda beklemeye başladı. Bu ilk bakışta önemli bir detay gibi görünmese de bizim için ne kadar önemli olduğunu hareket edince anladık. İstasyonun tek girişi olan yerde şimdi dev gibi bit tren duruyordu ve biz “biraz müsaade edin de geçiverelim” demek gibi bir lükse sahip değildik. Mecburen diğer tren geçene kadar bekliyoruz. . 

Sarayköy'deki yetkililerden önümüzdeki iki istasyonun kapalı olduklarını öğrenince, hava da yavaş yavaş kararmaya başladığından direk olarak bugünün son istasyonuna hareket ediyoruz. Sarayköy'den sonra sola sapıp, direk olarak Pamukkale Yolu kestirmesine giriyoruz. 

Burası Denizli Ovası’nın ortasında bulunan Goncalı İstasyonu… İlk bakışta alelade bir istasyon gibi görünse de burası İzmir Afyon ve Denizli hatlarının dağıtımının yapıldığı yer. İstasyonlarda normal olarak bu kadar eleman yok. Ara istasyonlarda hep bir en fazla iki görevli ile karşılaştık. Ama burası yukarıda da bahsettiğimiz gibi dağıtım istasyonu olduğu için görevli sayısı da daha evvel rastladıklarımızdan hayli fazla. Sohbet ediyoruz.

 

Bu yorucu ve ıslak günün yorgunluğunu atmak üzere Pamukkale'deki otelimize hareket ediyoruz. Günün sürprizi bir diğer sponsorumuz olan Peninsula Tours'dan. Bize bu ıslak günün yorgunluğunu atabileceğimiz Hierapolis Thermal Otel'de yer ayırtmışlar. Bakalım otele yerleştikten sonra günlük raporu yazıp, internette yayınlamaya gücümüz kalacak mı?




Yayınlanış Tarihi Feb 10 2008, 09:56 AM Yayınlayan Levent Vardar

Yorumlar

 

Cem YILDIZ

Simdi  okudukca ne kadar detayli bir ise soyunmus oldugunuzu anlamaya basladim. Ayrica tek tek istasyonlari bulup fotograflamak ta ciddi sabir isi. Planladiginiz bu 54 gunu bir harita uzerinde acabilirmiyiz? Guzergah gunlere gore nerelerden geciyordu? Isin icine devlet valilik burokrasi girince cok zorlasmis gibi gorunuyor. Tabi ki herkes destek olmak icin ariyordur ama bir de bu ilgiye karsilik vermek gerek :) Nasil gelisecek merak ediyorum.

Bunun yaninda istasyon resimleri cok hos. Turkiyeye ozgu olmayan ithal bir mimarisi var sanki. Belki ege bolgesindekiler cogunlukla bu tarzdadir.

February 10, 2008 2:00 PM
 

hüseyin

site pek fazla güzel deyil

June 17, 2010 1:23 PM

Yorum Yaz

(*)  
(*)  


Levent Vardar Hakkinda

1959 Karabük doğumluyum. Kuşadasında yaşıyor, Turizm sektöründe, bir seyahat acentesinde çalışıyorum. Evliyim, motosiklet meraklısı iki çocuğum var. 86 doğumlu oğlum CBT eğitimi aldı, kızıma ise bu yaz bir scooter aldık ve şimdi ehliyet sınavlarında sekiz çizmeye hazırlanıyor. Eşim ise senede bir bana ayıp olmasın diye arkama biner bir yolculuk yaparız, ama her 70-80 km de bir sırtıma vurup, "yorıuldum" demekten grei kalmaz.. Liseyi Bornova Anadolu Lisesi, üniversiteyi ise Boğaziçi, Turizm bölümünde okudum.. Motosiklet sürmenin ciddi bir iş olduğunu anlayana kadar hemen hemen 10 sene motor kullandım. Daha sonra OMM eğitimleri ile tanıştım ve son 3 senedir, bu eğitimlere destek veriyor ve eğitim ile motosikletlileri buluşturmak, paylaşmak ve motosiklet gezileri için OMM derneğinde gönüllü olarak çalışıyorum. Motosiklet benim günlük yaşamımın bir parçası. Hem her gün biniyor hem de güvenli ve ileri sürüşün tüm motorculara yayılması için çalışıyorum. Bir yandan da zaman buldukça motosikletim ile seyahatler yapıyor, İki Teker ile Çok Tekerin Ardından isimli projemi tamamlamaya çalışıyorum. Bir zamanlarda, bir yerlerde motosiklet seyahatleri, raporlanması ve web üzerinden yayınlanması konusunda kafa yormaya başlamıştım ama tam o sırada Ride Turkey ile tanıştım ve böylece kafam rahat etti.. Şu anda 2005 model bir BMW R1200GS kullanıyorum..
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x