Levent Vardar

   Levent Vardar

İki Teker ile Çok Tekerin Ardından, Gün 4

Paylaş   Mon, Feb 11 2008 2:01
5,344 Okundu  

1 Kasım 2006, Çarşamba.. 4. Gün

Evet, artık yağmurdan kurtulduk. Hava tahminleri önümüzdeki 3 günde yağmur yok diyor. Ancak Anadolu'nun içlerine doğru yol aldığımız için hava soğumaya başladı. Bu yüzden biz de kışlık eldivenlerimizi, içliklerimizi kullanmağa başlamalıyız.

Bugün ilk durağımız Denizli Garı. Burası da daha evvelden geçtiğimiz Aydın Garı gibi, 1950'ler civarında yapılmış, Türkiye'nin başka bir zamanını temsil ediyor. Hani o Demokrat Parti zamanlarında modern binalara ve inşaatlara geçiliverilen zamanları. Bu tür garlarda, istasyonun dışında Gar Gazinoları, dükkanlar ve diğer müştemilat da var. Çünkü o zamanlarda garlar, istasyonlar şehirlerin merkezinde kuruluyordu.

Denizli Gar'ında tadilatlar var. İstasyon bölümü yenileniyor, TCDD'nin daha evvelden de bahsettiğimiz Kurumsal Kimlik çalışmaları doğrulturunda restore ediliyor.

Otobüs ile yolculuk yaptığınızda, hele de uzun yoldaysanız, otobüs firmaları seyahatiniz esnasında bazı ikramlarda bulunuyorlar. Yemeklerinizi ise otobüsün mola verdiği yerlerde yersiniz. Trenler de bu böyle değil, çünkü trenlerimizde Restoran'ın kendisi var. Yeni ihale edilen, trenlerdeki yemek hizmetleri ile özel sektör artık daha kaliteli yiyecek ve içecek servisleri sunmağa başladı trenlerimizde. Üstelik bu yemek vagonları 24 saat süresince yolculara hizmet veriyor.

İşte biz, Denizli Gar'ındakilerle sohbet ederken istasyona yanaşan bir trenin yemek vagonu da hemen önümüzde duruyor tesadüfen. Bu çiçeklerin gerçek olduğunu da söylemeden geçmeyelim, çünkü çoğu restoranlarda dahi böyle düzenlemeler görmek pek mümkün değil. Trenlerle seyahat inanılmaz konforlu.

Denizli Gar'ı aslında TCDD şebekesinin ana yolunda değil. Buraya trenlerin geliş ve gidişi bir gün evvel ki son durağımız olan Goncalı'dan düzenleniyor. Yani yanımızda duran bu tren ilk önce Goncalı'ya sevk edilecek, oradan da asıl gideceği yer olan İzmir yönüne. Gar Müdürü, Adnan Tunca bize gardaki yeni düzenlemeleri ve sevkıyatların detaylarını anlatıyor.

Denizli'den sonraki durağımız Kocabaş İstasyonu. Yollarda karşılaştığımız onlarcası gibi burası da kapanmış. Nedeni ise çok basit ve yine aynı. Evvelden gar ve istasyonların civarında yerleşik olan şehir merkezleri artık karayollarının, ana yollarının etrafına doğru kaymış durumda. Kocabaş İstasyonu'da Denizli-Burdur karayolundan içeriye doğru 2-3 kilometre mesafede kalmış ve etrafında istasyonun şaşalı günlerinde olduğu gibi herhangi bir yerleşim yok. Bu durumda da bu istasyonlar maalesef kapanıyor.

Bu istasyonun bir diğer özelliği ise, merkezi İzmir'de bulunan TCDD, 3. Bölge'nin güney ayağının son durağı olması. Buradan sonra artık Afyon'a bağlı 7. Bölge'ye geçiliyor. Daha sonraları size, TCDD'nin teşkilat ve yönetim yapısı hakkında daha fazla bilgi vermeye devam edeceğiz.

Evet, işte 7. Bölge'ye bağlı ilk istasyon olan Kaklık İstasyonu'ndayız. Buradan sonra göreceğimiz istasyonların birçoğu, normal yolcu hizmetlerine devam ederken, diğer yandan da TCDD'nin asıl önem verdiği yük taşıma işlevinde de önemli görevler görüyorlar. Mesela Kaklık İstasyonu'ndan Bulgaristan'a yakınlardaki bir sunta fabrikasından büyük miktarlarda ihracat yapılıyor,.

Trencilerin merkezleri ile haberleşmelerinde en önemli aletlerinden bir tanesi de telefon. Eee, bunda ne var diyeceksiniz ama onların kullandıkları telefonlar bizim bildiklerimizden değil. Trenlerde taşınan ve bu resimde de gördüğünüz gibi her istasyonda bulunan fişlerden birine takılarak kullanılan bir sahra telefonu benzeri bir cihaz. Bu tür telefon fişlerini tren yollarında, rayların kenarlarında da bulmak mümkün. İstasyonlardaki, çoğunlukla trenin o andaki mevkiini bildirmek için kullanılıyor. Yollardakiler ise arıza, kaza veya benzeri acil durumlarda merkezler ile haberleşmek üzere kullanılıyorlar.

Dün gelen ve bizi çok memnun eden sürpriz telefonlardan bahsetmiştik. Bunlardan bir tanesi de 7. Bölge Tesisler Kontrolörü, Müfettiş Muzaffer Çetin'den gelen idi. Kendisi dünden bize TCDD 7. Bölge sınırlarının başlangıcı olan Kaklık İstasyonu'nda bizi karşılayacağını söylemişti. Gerçekten de Kaklık'a geldiğimizde kendisi buradaydı. Bizi karşıladı. Ama bir de bundan sonra 7. Bölge'de geçecek olan gezimizde bize refakat edeceğini de söyledi.

İlk başlarda, istasyonları bulmakta zorlandığımızdan bir refakatçinin iyi olacağını düşündük ama sonra biraz düşününce, tamam, TCDD'nin ilgisi hoşumuza gidip bizi onurlandırmıştı ama bizim kendi başımıza yapmak istediğimiz bir gezide bir refakat edecek bir ekibin bulunması pek de hoşa gidecek bir şey değildi. En başta, onlar arabaları ile gelecek ve muhtemelen bizi yavaşlatacaklardı. Malum biz motorlar ile gidiyoruz. Ardından görevli kişilerin yapacakları muhtemelen daha önemli işler var iken bizimle beraber gelmeleri ve işlerinden olmalar pek bize göre değildi. Bir de gezideki amaçlarımızdan biri de trenlerin yanında motosiklet ve sürücülerine dikkat çekmek olduğundan bu refakat işi bizim gezi amacımıza tam olarak uymuyordu. Ama daha sonraları bunun başımıza gelecek diğer olayların sadece bir başlangıcı olduğunu anlayacaktık.

Bu arada bugün gezmemiz gereken istasyonlardan bir kısmının kapalı ve metruk halde bulunduğu, bu yüzden birçoğunu gezmemizin gereksiz olduğu, ama Dazkırı ve Dinar İstasyon'larında özel olarak beklendiğimiz bilgisi bize veriliyordu.

Bu durumda kendi aramızda yol programımızı bir kez daha gözden geçirdik. Zafer Akçay, zaten TRT'nin Manisa'da düzenlediği bir şenlikte sunuculuk görevi nedeniyle bu akşam geri dönmesi gerekiyordu. Bu durumda sadece 2 istasyon için onlarca kilometre yapıp geri dönmesi yerine, Kaklık'tan ayrılarak daha Denizli üzerinde geri dönmesinin daha uygun olacağına karar verdik. Ben önümüzde sadece birkaç istasyon kaldığından fotoğraf ve video çekimini idare edebilirdim. Gerçi 3 gündür, gece gündüz, yağmur, çamur demeden beraber sürdüğümüz bir yol arkadaşlığımız vardı ve ayrılmak zor olacaktı ama birbirimize bol şanslar diledik, kucaklaştık ve ayrıldık. Bundan sonra ben tek başıma yola devam edecektim.

Refakatçilerimizin zoru ile yeni yapılan programa göre sırada Dazkırı İstasyonu var. Neyse biz şimdilik işimize bakalım. Dazkırı, yine İngilizler tarafından inşa edilmiş bir istasyon. İstasyon Şefi, Süleyman Şentürk bize burasının 3 Kasım 1889 yılında yapıldığının bilgisini veriyor. Hakikaten de etrafta dolaştıkça İngiliz mimarisi her yerde gözümüze çarpmakta.

Dazkırı İstasyonu'nda bizi hayrete düşüren etraftaki tarihi taşların çokluğu oldu. Aşağıdaki yazıt tam giriş kapısının önünde duruyor.

Bu istasyonda diğerlerinde gördüklerimizin aksine, büyük ihtimalle istasyon şefi Öztürk'ün titizliği ile alakalı olarak maketler, tarihi objelere rastladık. Aşağıda bir eski buharlı lokomotif maketi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarında kullanılmış bir haberleşme cihazı, bizim kuşağımızın iyi ve kötü günlerle ilgili olarak çok yakından bildikleri ama daha gençlerin hiç görmediği bir telgraf makinesi var. Atatürk'ün küçük büstü ve yanı başındaki bayrak ile o kadar güzel bir bütün oluşturdular ki.. İnanın bu resim bir mizansen değil idi. Resimdeki her şey zaten orada, istasyon şefinin masasında, yerli yerinde duruyordu. Bana sadece deklanşöre basmak kaldı. Bu arada telgraf makinesinin arkasındaki yazının başlığına dikkatinizi çekmek isterim.. "19. yüzyılın interneti!.."

Daha evvelden de bahsettik ya, artık buralarda istasyonlar yolcudan ziyade yük taşımacılığına yönelmiş. Dazkırı'dan da yakınlardaki Alkim Kimya'nın üretimi olan Soda ve yörenin en önemli tarım ürünlerinden olan Pancar yükleniyor. Dazkırı İstasyonu zaten yerleşim yerlerinin uzağında kalmış zaman içerisinde, o yüzden buradan yolcu taşımacılığı beklemek zor. Dazkırı, Denizli-Burdur karayolunda, tam da anayolun üzerine taşınmış artık. Yolcular karayolunu tercih ediyorlar, maalesef.

Halbuki, tren yolu ile seyahat daha hesaplı, daha güvenli. İşte seyahatimizin bir amacı da insanlara bunu anlatabilmek.

Su kuleleri, eski istasyonlarda yani Buharlı Lokomotiflere ev sahipliği yapmış tüm istasyonlarda bu Su Kule'leri karşımıza çıkıyor. İstasyona yanaşan Buharlı Lokomotiflerin su aktarım ve ikmalleri bunlar vasıtası ile yapılırmış. Artık kullanılmıyorlar ama istasyonlarda bunlar çalışır vaziyette bulunuyorlar.

 

Yine eskilerden bir görüntü. Dekovil. Red Kit çizgi romanlarından hatırlar mısınız? Şimdi bunların motorluları var, bir sonraki istasyon gezimizde onu da video görüntüsü ile yakaladık. Aşağıdaki dekovil büyük ihtimalle yakın mesafelerde kömür veya cevher taşımasında kullanılıyordu. Şimdi revizyondan geçirilmiş, bize eskileri anlatmak istercesine Dazkırı İstasyonu'nun bahçesinde, yeni nesillere geçmişten bir görüntü olarak sergileniyor.

Dazkırı ile ilgili birkaç anımı daha aktarmak istiyorum. Ana yoldan birkaç kilometre içeriye girip istasyona geldik. Motoru park ettik, baktım o sırada bir polis arabası da istasyona girdi. Allah dedim, hız sınırını mı aştık, ters yola mı girdik derken, baktım memur arkadaşlar ellerini uzatıp, hoş geldiniz diyorlar. Meğerse bizi karşılamağa ve Emniyet Amirliği'ne bir çay içimine davet etmeğe gelmişler.

Daha polisler gitmeden iki genç adamın daha resmi plakalı bir 4X4 kamyonetten inip bana doğru geldiklerini gördüm. Kemal ATA, Dazkırı Kaymakamlığında görevli ve Mutlu KAYA, Dazkırı Kadastro Müdürü. Onlar da kaymakam adına bizi karşılamağa, hikâyemizi dinlemeğe gelmişler. Ellerinde bir çiçek, inanın o çiçeği motosiklet üzerindeki kısıtlı bagaja rağmen eve kadar getirdim. Notta ise "Cumhuriyetimizin 83. yılında çıkmış olduğunuz yolda amacınıza ulaşmanız temennisiyle.. - Dazkırı İlçesi" yazıyordu. Bir kez daha onurlandım.

Kemal Ata, Dazkırı Kaymakamlığının yanında ilçedeki Anadolu Ajansı temsilciliği görevini de yürütüyor, Mutlu Kaya ise Kadastro Müdürü olmasına rağmen bize gelme sebebi, aslında motor tutkusu. Çok hoşuma gitti. Yolda karşılaştığımız birçoğu ile beraber iki iyi arkadaş daha edindim.

İstasyonun gezilmesinin ardından polis memurlarının ricasını da kırmayıp, Emniyet Amirliği'ne gittik. Burada da başka bir sürpriz. Bizi konuk eden Dazkırı Emniyet Amiri, Bayram Tuncay ÜNLÜ, bundan 7-8 sene evvel Kuşadası'nda görev yapmış. Hal böyle olunca da sohbet uzadı. Bir çok ortak tanıdığımız çıktı.

Dazkırı'da epey oyalandık ama güzel dostluklar da kurduk. Bir sonra ki durağımız Dinar İstasyonu. Resimlerin arkasındaki yüksek dağlardan da görebileceğiniz gibi artık Anadolu'nun içlerine daha fazla yaklaşıyoruz. Afyon'un muhteşem dağları fotoğraflarımızda çok güzel bir doku oluşturuyor.

Her istasyonda olduğu gibi burada da istasyonların yenileme ve düzenleme çalışmaları devam ediyor. TCDD kendisini yeniliyor.

Gerçi Kuşadası'nda yaşayan biri olarak sadece 15 kilometre ötemizdeki Çamlık'ta bulunan Buharlı Lokomotifler Müzesinde onlarca buharlıyı bir arada görmek mümkün ama bizim oralardan yüzlerce kilometre uzakta bir tanesine daha rastlayınca fotoğrafını çekmeden edemedim. İstasyonun hemen girişinde sergileniyor bu buharlı lokomotif.

Rayların çokluğundan da anlayabileceğiniz gibi, Dinar bir aktarma ve manevra yeri olarak da kullanılıyor. Böyle olunca da makaslara ve makasçılara çok işler düşüyor. Lamba gelen trene yolun açık veya kapalı olduğunu kırmızı ve yeşil ışıklarla haber veriyor. Aşağıdaki beyaz topuzlu kol hangi tarafa yönelikse o taraftaki hatta gireceğinizin işaretini veriyor.

Kurtuluş Savaşı'nın önemli noktalarından olan Afyon sınırlarına girdiğimizden bu yana her istasyonda olduğu gibi Dinar İstasyonu'nda da gönderdeki bayrağı bambaşka duygularla selamlıyoruz.

Artık hava yavaş yavaş kararmağa başladı. Buradan Isparta'ya geçiyoruz. Isparta Garı'nı sabah erken saatlerde fotoğraflayacağız. Bu geceyi Isparta Garı'nın misafirhanesinde gümbür gümbür yanan bir odun sobalı oda da geçireceğim. Bugünkü günlüğümü Gar Müdürü, 45 yıllık demiryolcu Yusuf Ziya Kurt'un odasından yazıyorum.

İzmir civarında gördüğümüz ilgi ve itibar buralarda biraz düştü. Normalinde bugünün programında 24-25 istasyon vardı ama görebileceğiniz gibi sadece 3-5 tanesini görebildik, çünkü 7. bölge nedense kapalı, metruk istasyonlara girmemizi istemiyor. Bizim bunların resimlerini çekip, gazetelere falan verip TCDD'yi kötüleyeceğimizden bahsetmeye başladılar, ama Çivril ara yolu gibi gezmeyi gerçekten istediğim bir bölümü gezmeme izin vermemelerine rağmen ben hala iyi niyetli bir şekilde yoluma devam etmeye çalışıyorum.

Yarın işler biraz daha kızışacak




Yayınlanış Tarihi Feb 11 2008, 02:01 AM Yayınlayan Levent Vardar

Yorumlar

 

trex

Resimler bu bolumde de yine cok hos.

6. fotograftaki tugla taklidi kirmizi boyaya ne demeli bilemiyorum :)  7. resimde Muzaffer kardesimin mufettis pozu, onun yaninda duran boyuna 3 beden buyuk takim giymis memurum, tam yurdumdan manzaralar olmus...

Elinize saglik

February 11, 2008 2:08 PM
 

Cem YILDIZ

Ortaokul yillarinda Ankara sihiye istasyonunda saatlerce lokomotifleri ve onlarin makas degistirmelerini seyrederdim. Simdi acaba bu bir disleksi bellirtisimi diyordum ama o yillarda "aaa bu cocuk makinalara cok merakli" diye yorumluyorlardi. Annem ise her gec kalmamda makasa ayagi sıkısıp olen insanlarin hikayelerini anlatiyor (veya uyduruyor) bir daha gitmemem icin soz alamaya calisiyordu :-)

Bu hikaye beni ilk bolumleri gibi eski gunlere götürüyor. Tabi kücük anlar hatirliyorum ama insanin zihnine de bunlar kaziniyor tabi. Mesela birtanesi herhalde 8-10 yaslarindaydim, Adanadan Ankaraya kara trenle geliyorduk. Basimi camdan cikarmis etrafi seyrediyordum. Ozelikle Ulukisla civari toroslari gectigimizden uzun tünellerle doluydu. Annem tünele girersek yan duvara kafamin carpip kopacagini ikaz ediyordu surekli :) Evet tünele girdik ve kafam kopmadi ama dumandan suratim sim-siyah olmustu :) Yahu sopa yemek icin ne cok sebep vardi kucukken :-)))

February 11, 2008 6:44 PM

Yorum Yaz

(*)  
(*)  


Levent Vardar Hakkinda

1959 Karabük doğumluyum. Kuşadasında yaşıyor, Turizm sektöründe, bir seyahat acentesinde çalışıyorum. Evliyim, motosiklet meraklısı iki çocuğum var. 86 doğumlu oğlum CBT eğitimi aldı, kızıma ise bu yaz bir scooter aldık ve şimdi ehliyet sınavlarında sekiz çizmeye hazırlanıyor. Eşim ise senede bir bana ayıp olmasın diye arkama biner bir yolculuk yaparız, ama her 70-80 km de bir sırtıma vurup, "yorıuldum" demekten grei kalmaz.. Liseyi Bornova Anadolu Lisesi, üniversiteyi ise Boğaziçi, Turizm bölümünde okudum.. Motosiklet sürmenin ciddi bir iş olduğunu anlayana kadar hemen hemen 10 sene motor kullandım. Daha sonra OMM eğitimleri ile tanıştım ve son 3 senedir, bu eğitimlere destek veriyor ve eğitim ile motosikletlileri buluşturmak, paylaşmak ve motosiklet gezileri için OMM derneğinde gönüllü olarak çalışıyorum. Motosiklet benim günlük yaşamımın bir parçası. Hem her gün biniyor hem de güvenli ve ileri sürüşün tüm motorculara yayılması için çalışıyorum. Bir yandan da zaman buldukça motosikletim ile seyahatler yapıyor, İki Teker ile Çok Tekerin Ardından isimli projemi tamamlamaya çalışıyorum. Bir zamanlarda, bir yerlerde motosiklet seyahatleri, raporlanması ve web üzerinden yayınlanması konusunda kafa yormaya başlamıştım ama tam o sırada Ride Turkey ile tanıştım ve böylece kafam rahat etti.. Şu anda 2005 model bir BMW R1200GS kullanıyorum..
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x