Levent Vardar

   Levent Vardar

İki Teker ile Çok Tekerin Ardından, 5. Gün

Paylaş   Tue, Feb 12 2008 1:08
3,910 Okundu  

HTML Source EditorWord wrap

2 Kasım 2006, Perşembe.. 5. Gün, ilk etabın sonu..

Isparta Garı'nın misafirhanesindeki, odun sobalı, 3 yataklı, tuvaleti dışarıda olan bir odadan sabahın ayazına çıkarak başlıyorum bu güne. Sabah 7:00'de İstanbul'dan gelecek bir treni bekleyip, istasyona girişini, yolcularını görüntülemek için bu kadar erken kalktım ama trendeki gecikme maalesef burada bekleyeceğim süreden daha fazla. Sabah çiğinden neredeyse rayların yarısı gözükmüyor.

 

Çağımızın teknolojik imkanlarını kullanarak modern bir kurum olma yolundaki TCDD'nin yeni yüzünü kurumsal kimliğe taşımak amacıyla, logosunu da aynı mantıkla modernize edildi. Yatırımları, projeleri ve hedefleriyle hizmet odaklı bir kurum olan TCDD'nin köklü geçmişi ve modern geleceğini bir araya getiren çağdaş logosu ortaya çıktı. Ama biz tarih peşindeyiz, bu yüzden de belki de duvarlardan çok yakında indirilerek yenisi ile değişecek olan logosunun bir fotoğrafını arşivlerimize gömüyoruz..

Bizim motorlarımız yollarda görenler heybetlerinden dolayı hayrete düşerler. Özellikle enduro tipi motorlarda yüksek sele nedeniyle yolda kendinizi yanınızdan geçen otomobillere yukardan bakarken buluverirsiniz. Güzel bir duygudur. Ama bir dakika heybet mi dediniz? Buyurun size heybet.. Bizim motorlarımız 1800 beygir gücündeki devasa makinelerin yanında birer oyuncak gibi kalıyor. Motorun yüksekliği lokomotifin üçte biri kadar bile değil..

 

Hazır boş DE18116'yı bulmuşken biraz da içeriden görüntüler vereyim dedim kendi kendime. Bir daha ki turda bu sefer yol alan bir lokomotife binmenin yollarını arayacağım. Bu da lokomotifin sürücü kabini.

DE18116; ne anlama geliyor. Baştaki DE: Diesel Engine anlamında. Rakamların ilk ikisi lokomotifin gücünü, beygir gücünü belirliyor. Bunda, 1800 beygir gücünde. Raylarda ayrıca DE22000, DE24000 ve DE33000'lik makinalar dolaşıyor.  Rakamlardaki son üç hane ise bu serideki lokomotifin üretim sırasını belirliyor. Kısaca DE18116'nın tam açılımı, Diesel Engine, 100 beygir gücünde ve bu seride, yani 18000'lik serisinde üretilmiş 116. lokomotif.

Daha kimse uyanmadan bu fotoğrafları ve biraz da video çekimi yapıyorum. Ancak yola çıkmadan önce halletmem gereken bir iki iş daha var. En azından bugünkü güzergahı ve 7. bölgenin bu ekspedisyona bakış açısını halletmem gerekiyor.

Benden sonra müfettişimiz ve diğer personelde kalkıyorlar. Dünkü listeme bakıyorum da güzergahımdaki bir çok istasyonu atlamışız. Özellikle Çivril'e giden bir ara hat var ki buna giremediğime çok üzülüyorum, ama dediğim gibi burada 7. bölge inanılmaz bir ketumluk sergiliyor. Dün akşam ki sohbetimizde bana refakat için yolladıkları müfettişe anlatmaya çalıştım, hatta işi abartıp, "bana casus muamelesi çekiyorsunuz" dahi dedim ama nato mermer nato kafa. Biliyorum ki o da yukarıdan gelen emirler doğrulturunda hareket ediyor ama bu adam bu işi yapabilmek için doğmuş sanki!

Bugünkü güzergahımda da çok önemli istasyonlar ve merkezler var. En başta Eğirdir, ardından Afyon yolu üzerinde Kurtuluş Savaşı'mızın önemli istasyonları ama karşımda halen daha bir duvar var, yok diyorlar başka bir şey demiyorlar. Ne gerek varmış efendim, oralar zaten kapalıymış, onlar bana daha güzel istasyonlar göstereceklermiş de..

Dün akşam çaktırmadan yola çıkmadan önce bana epey yardımcı olup yol gösteren demiryolcu birkaç arkadaşımı aradım. Onlara da durumu anlattım ve yapmam gerektiğini, nasıl davranmam gerektiğini sordum. Onarda bana bastırmamı, nasıl olsa 3. bölgede gördüğüm ilgili tavırlardan dolayı genel müdürlüğün bu işi takdir ettiğini, 7. bölgenin nedense böyle bir tutum içine girdiğini ama sonuçta ısrarlı olmamı tavsiye ettiler.

Ben de Isparta sabahında, bunlar uyanınca karşıma çektim. Bakın dedim; ben genel müdürlükten, müsteşarlığınızdan yazılı izin ile buraları dolaşıyorum. Eğer sizin takındığınız tavır doğru olsaydı, işletmenizin resmi tavrı olsaydı, bana böyle bir izin verilmezdi, bir önceki bölgede aynı davranırdı.  Bakın bu internet sitem, binlerce hit almışım, demek ki izleniyorum; bakın bunlar geçen günkü gazetelerde bizim hakkımızda çıkan haberler, demek ki basında beni izliyor.  Eğer bugün kendi güzergahımdaki istasyonları gezmeme izin vermeyeceksiniz; şimdi buradan ayrılıyorum, bu geziyi iptal ediyorum; ve bunun sebeplerini internet sitemde yayınlıyor, bizi haber yapan gazetelere basın bildirisi gönderiyor ve sizleri de müsteşarınıza, genel müdürünüze bizzat şikayet ediyorum.. siz bilirsiniz.. hadi bana eyvallah.. dedim. Ama sinirim gerçekten tepeme çıkmış durumda..

Bunun üzerine tamam dediler, biz bir amirimizi arayalım dediler.. aman bekleyin dediler.. ben de durmadım bu sefer bizi yoldan arayan 3. bölge müdürünü aradım, ona da durumu izah ettim ve bu turu burada bitireceğimi ve bunun sonuçlarının sorumlusunun da ben olmayacağımı, elbette daha nazik bir dille anlattım. O da beklememi, gereken yerlerle görüşeceğini ve bana döneceğini söyledi.

Uzun saatler ve telefon görüşmelerinin ardından sonunda bana tam olmasa da yarım yamalak bir lisanla, tama dediler ama herif halen peşimde. Bu arada 3. bölge müdürü de devam etmemi, ellerinden geleni yapacaklarını söyleyince devam etmeye karar verdim ama saat öğleyi çoktan geçti bile. Zaten son günüm, bir de bunun ardından daha 10 etabım daha var, hadi ortalığı da fazla karıştırmayayım dedim ve yola devam ettim. Ama gerçekten hevesim çok kırılmış durumda. Ama Muzaffer müfettiş bir Renault 12 Toros ile beni takip etmeye devam ediyor.

Neyse yola devam edelim. Trenleri fazla bekletmeyelim.

Bu sefer ki durağımız Gümüşgün. Isparta-Burdur arasında. Burdur bir ara yol olduğu için daha evvelce Goncalı'da gördüğümüz gibi burada da gelen ve giden trenler çevriliyorlar. Burada da ihracat amaçlı yükleme işlemleri hızlı bir şekilde devam ediyor. Özel firmalar isterlerse kendi yükleme tesislerini ve elemanlarını istasyonlara özel anlaşmalar çerçevesinde yerleştirip, işleri biraz daha hızlandırabiliyorlar.

Buradan Burdur'a hareket ediyorum. Artık istasyonlar arası Ege'nin başlarında olduğu gibi birkaç kilometre değil, 20-25 kilometre kadar mesafeli. Bu yüzden motor sürmenin de zevkine varıyorum bir yandan. Biliyorsunuzdur, TCDD 150. yılını resmi olarak 22 Ekim günü kutladı. Bu sebeple asılmış olan bayrak ve flamaların Burdur İstasyonu'nda halen daha duruyor olması hoşuma gitti.

 

Bir sonraki durak olan Sandıklı İstasyonu'na daha girer girmez bu oturma bankını görünce hah tamam dedim, işte eskilerden kalma bir bank, hatta tahtalarının üzerinde çakı ile kim bilir neler yazılmıştır diye sevindim ama yanına gidince yepyeni olduğunu gördüm. Ama bu da bana başka bir şey anımsattı. Demek ki TCDD'de istasyonlardaki yenileme çalışmalarında, halen daha eskiye, nostaljiye önem veriyordu. Hoşuma gitti gerçekten.. Baksanıza yanına TCDD amblemini bile kabartma olarak işletmişler. Yıllardır parklarda falan gördüğümüz o kaba ve kare şekilli banklardan sonra bunlarda birkaç dakika dinlenmek zevkli gerçekten.

 

Daha evvelden bahsettiğimiz su kulelerinden bir tanesi de Sandıklı'da idi. İstasyon şefine bu konuda sorular sormağa başladığımızda bizi halen daha kullanıldıklarına inandırmak için bir gösteri bile düzenleyerek, suya yol verdi. Demir Yollarında her şeyin olduğu gibi bu depo ve muslukların da bir kullanım talimatı var. Bir sonraki resimde gördükleriniz, su almak için yanaşacak lokomotiflere buradaki lamba yoluyla, yanaşıp yanaşamayacaklarının bilgisini veriyor. Arka planda, deponun üzerindeki işaretlere de dikkatinizi çekerim. Su seviyesi göstergesi..

İstasyonların hep artık şehir yerleşimlerinin uzağında kaldıklarından bahsetmiştim. Bu, elbette TCDD açısından kötü, artık yolcu bulmakta zorlanıyorlar, ama bu resimde de görebileceğiniz gibi istasyonlar şehir dışında olduğundan o küçük, büyük tüm şehirlerimizin beton görüntülerinden de kurtulmuş oluyor. İstasyonlarda kameriyeler ve onlardan sarkan koruk, asma dalları vazgeçilmez bir görüntü.

Evvelki günlerden resimlerimizde de var. İstasyonlardaki Tren Hareket Memurları resimde görünen el işaretleri ki bunlara demiryollarında Hareket Diski deniyor, hareket memurlarının istasyonda treni kaldırma veya durdurmak için kullandıkları araçlar. Trenler istasyonlara yaklaştığında hareket memurları Kırmızı Şapkalarını giyerek perona çıkıyorlar. İstasyona yaklaşan tren eğer o istasyonda durmayacak ise memur perona çıkar ve işaretin yeşil tarafını göstererek trene yol verir. Tam arka tarafında o işaretin kırmızı olanı da vardır. O da treni durdurur. İstasyonda bekleyen trenleri kaldırmak içinde aynı işaretler kullanılırdı. Bir çeşit el sinyalizasyonu. Sinyalizasyon sistemlerinin olmadığı taşra istasyonlarında halen kullanılıyorlar. Resimde görünen iki versiyonu olan işaretler. Bir tanesinin ortasında lambası var gece trenleri kontrol etmek için. Çok daha eski dönemlerde bunların yerine kırmızı - yeşil flamalar kullanılırmış. Yol boyunca bu merasime denk geldikçe, hep bir virtüel gibi düşündüm. Merasim diyorum, çünkü bom boş, tek kişinin çalıştığı bir istasyon. Tren durmayıp geçecekse veya sadece 1-2 dakikalığına duracaksa bile memurlar, özenle kırmızı şapkalarını, ceketlerini giyiyorlar ve sinyal aletlerini kullanarak trenleri yönetiyorlar. Gerçekten bir merasim..

Artık son birkaç istasyon var. Bunları mutlaka fotoğraflamak istiyorum. Afyon dağlarından başlayan Kurtuluş Savaşı'mıza şahitlik etmiş istasyonlar bunlar. Kapalı, ama yanına geldiğinizde o bir ülkenin, milletin kurtarılması için başlatılmış savaşın etkilerini hissedebiliyor, adeta barut kokularını duyabiliyorsunuz. Çiğiltepe'de yanımdaki refakatçilere beni biraz yalnız bırakmalarını rica ederek, yarım saat kadar bu istasyonun duvarlarına sırtımı dayayarak, o günleri hayal etmeğe başladım. Bir müddet sonra sanki bombaların, silahların sesleri, bu vatanı kurtarmak için canlarını feda etmekten çekinmeyen askerlerimizin ‘Allah Allah' nidaları kulaklarımda çınladı. Kafamda zaten bir şeyler vardı ama burada geçirdiğim o yarım saat bana İki Teker ile Çok Tekerin Ardından projesini tamamladığımızda bir sonraki projemizin ne olacağı konusunda kafam daha da netleşmeye başladı. Ama durun bakalım; önce şu projeyi bir bitirmem lazım ve önümde daha çok ama çok yol var.



Adı üstünde Kocatepe. Başka bir şey söylemeğe gerek var mı? Ama bu istasyonda kapanmış olduğundan tarihçesi hakkında bir şey öğrenmek mümkün olmuyor. Ama her şey apaçık değil mi? Atatürk'ün en beğenilen fotoğrafı Kocatepe'de çekilmemiş miydi? Büyük ihtimalle işte orası, burası. Yolun da bayağı dışında kalmış olduğundan, yerlerin de çamur ile kaplı olmasından dolayı yanına kadar gitmek bile mümkün değil. Uzaktan, tele ile fotoğraflıyorum.


Vee, bugünün ve birinci etabımızın son istasyonu. İnanılmaz bir doğa. Yine Kurtuluş Savaşı istasyonlardan bir tanesi. Ben ilk başta size bir konu aktarayım, ardından sizi Tınaztepe fotoğraflarıyla baş başa bırakayım. Hep söyledik ya, istasyonlar yerleşim yerlerinin uzağında kalmışlar. Ama bu istasyonlarda çalışan insanlar var. Bu insanlarda görev yerlerine bir şekilde ulaşacaklar. Peki nedir en ucuz ulaşım. İşte benim ve tren şefinin yol arkadaşları yan yana. Zafer Hoca'mla başından beri, Allah Allah neden bu tren yolcular bize bu kadar sempatik geliyor diyorduk. Evet, motorlar tren yolu çalışanları için de vazgeçilmez bir ulaşım aracı..

Ve karşınızda Tınaztepe..

Tam işimi bitirip, eve doğru yola koyulacakken, benim motorun yanında duran mobilet gözüme takılıyor. İstasyon şefinin evinin olduğu köye gidip, gelmek için kullandığı motor olduğunu öğreniyorum. Aslında düşününce de Türkiye'de kayıtlı olarak bulunan bir milyondan fazla motosikletlerin herhalde yüzde 90'lara yakın oranı bu mu tip motorlardan oluşuyor ve Anadolu'da bir çok insanı evinden, işine, tarlasına taşıyıp duruyor.

Evet, gün bitmek üzere, Tınaztepe ile birlikte benim 5 günlük birinci etabım da tamamlandı.

İşte burası geldiğim yön..

Burası ise kalan 49 günlük yolculuğumu geçirmem için devam etmem gereken yol istikameti..

Ama şimdilik, ara vermem gerekiyor..

Şimdilik hoşçakalın, görüşmek ümidiyle..




Yayınlanış Tarihi Feb 12 2008, 01:08 AM Yayınlayan Levent Vardar

Yorumlar

 

eser king

çok güzel bi belde tınastepe

August 30, 2008 12:01 AM

Yorum Yaz

(*)  
(*)  


Levent Vardar Hakkinda

1959 Karabük doğumluyum. Kuşadasında yaşıyor, Turizm sektöründe, bir seyahat acentesinde çalışıyorum. Evliyim, motosiklet meraklısı iki çocuğum var. 86 doğumlu oğlum CBT eğitimi aldı, kızıma ise bu yaz bir scooter aldık ve şimdi ehliyet sınavlarında sekiz çizmeye hazırlanıyor. Eşim ise senede bir bana ayıp olmasın diye arkama biner bir yolculuk yaparız, ama her 70-80 km de bir sırtıma vurup, "yorıuldum" demekten grei kalmaz.. Liseyi Bornova Anadolu Lisesi, üniversiteyi ise Boğaziçi, Turizm bölümünde okudum.. Motosiklet sürmenin ciddi bir iş olduğunu anlayana kadar hemen hemen 10 sene motor kullandım. Daha sonra OMM eğitimleri ile tanıştım ve son 3 senedir, bu eğitimlere destek veriyor ve eğitim ile motosikletlileri buluşturmak, paylaşmak ve motosiklet gezileri için OMM derneğinde gönüllü olarak çalışıyorum. Motosiklet benim günlük yaşamımın bir parçası. Hem her gün biniyor hem de güvenli ve ileri sürüşün tüm motorculara yayılması için çalışıyorum. Bir yandan da zaman buldukça motosikletim ile seyahatler yapıyor, İki Teker ile Çok Tekerin Ardından isimli projemi tamamlamaya çalışıyorum. Bir zamanlarda, bir yerlerde motosiklet seyahatleri, raporlanması ve web üzerinden yayınlanması konusunda kafa yormaya başlamıştım ama tam o sırada Ride Turkey ile tanıştım ve böylece kafam rahat etti.. Şu anda 2005 model bir BMW R1200GS kullanıyorum..
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x