Levent Vardar

   Levent Vardar

50 Motorcu ile Çanakkale

Paylaş   Fri, Sep 05 2008 1:48
13,286 Okundu  

30 Ağustos 2008
1922’de zaferle sonuçlanan Dumlupınar Savaşı’nın, Türk ulusunun yeniden dirilişinin 86. yıldönümü.

 
Dikkat!. En baştan uyarmak istiyorum. Bu raporda öyle çok fazla motosiklet bulamayacaksınız. Bu raporda, Çanakkale savunmasında verilen iki yüz  lli bin şehidimizin hikayelerini, efsanelerini ve bunlar karşısında sadece yarım günlük bir gezi ardından sarsılmış 50 motorcu, eşleri, çocukları ve arkadaşlarının adına benim kalemimden bir Çanakkale hikayesi okuyacaksınız.


OMM İzmir grubu olarak aktivite takvimini hazırlarken özel günlere bir gezi denk getirmeye özellikle önem verdik. İlki de bu hafta sonu gerçekleştirdiğimiz Çanakkale gezisi oldu. Belki de 30 ağustos gibi özel bir günde Afyon civarına bir gezi daha anlamlı olabilirdi ama OMM olarak geçen sene düzenlediğimiz gezide Şehitlikleri gezemediğimizden bu sene özellikle Çanakkale’ye, hem de bu sefer daha organize olmaya gayret ettik. Organize deyince yola çıkışımız, yol boyunca sürüş düzenimiz, ertesi gün yapılacak gezilerin düzenlenmesi hep önceden planlandı ve gezi boyunca planlanan düzen tam anlamıyla gerçekleşti.


Cumartesi sabahı, hareket noktasını İzmir-Çanakkale yolu üzerinde seçtik. Eski Foça yol ayrımından hemen önceki Süt Evi, sabah erken kalkacağımızdan, evlerde yapılamayacak kahvaltı nedeniyle iyi bir seçimdi. 08:00’de Süt Evi’nde buluşuldu. Grubun çoğunluğu İzmir’in değişik semtlerinden, bir kısmı da Kuşadası’ndan gelmekteydi. Ben İzmir, Hatay’dan katılmama rağmen, Süt Evi’ne sabahın hafif trafiğine rağmen ancak 55 dakika da ulaşabildim. Kuşadası’ndan hareket eden arkadaşların saat kaçta kalktığını ve ne kadar yol aldığını artık siz hesaplayın. 

Grubun bir araya gelmesi, Süt Evi’nin güzel tost ve kahvaltı alternatifleri yarım saat boyunca tüm katılımcılar tarafından test edildi, onaylandı.. katılımcılar deyince.. toplam 30 motor, 2 araba.. ve toplam 50 kişiyiz. Çoğunluk çıkış noktasından itibaren bizimle olmakla birlikte, gruba Bergama civarından ve İstanbul’dan da katılımlar var..

Grubumuzda bayan sürücülerde var. Ama bu sefer tek sürücümüz var, O bir Silver Plus, önünde önce Gold ardından da Türkiye'nin ilk IAM üyesi bayan olmak var.  Arzu Bıyıklı..

 

İzmir çıkışında 5 ayrı gruba ayrılıyor ve birkaç dakika arayla yol almaya başlıyoruz. Tüm grubun hareketini kontrol edip, daha önceden belirlenen güzergah üzerinde gerekli mola yerlerini belirleyecek ve önemli kavşaklarda yol gösterip, aynı zamanda yol üzerinde olması muhtemel radar notalarını bizlere bildirecek iki motorcumuz öncü ve artçı olarak görev alacaklar. Her grubun öncüsü özellikle IAM sertifikalı sürücülerden seçildi. Bu sayede 350 kilometrelik sürüşümüzden de eğitim adına bir şeyler kazanmayı planladık. 

Gerek yollarımıza yaz günlerinde eriyen asfaltı düzeltmek anlamında dökülen mıcırasfalt (yeni bir terim değil mi?) yüzünden gerekse de yeterli zamanımız olduğundan düz bir rota yerine daha güzel bir rota olan dağ yollarından Çanakkale’ye ulaşmayı tercih ettik. Yola çıkınca bunun gerçekten de iyi bir seçim olduğunu anladık. Hem düz bir yol yerine nispeten daha virajlı bir güzergahtan gitmek, hem Ege’nin çam ormanlarının kokusunu vizörlerimizi hafif açarak ciğerlerimize çekebilmek hem de muhteşem manzaralar eşliğinde bu seyahati tamamlamak gerçekten de ilk gün için iyi bir seçimmiş. Yol boyunca bunu anladık ve doya doya içimize sindirdik. Diğer yandan da günde sadece birkaç kişinin uğrayabileceği benzinlik veya yol kenarı lokantalarına 20-35 motor ve 40-45 kişi girip, alışveriş yapınca, mekan sahiplerinin yüzlerindeki gülümsemeleri görmek ayrı bir mutluluk kaynağıydı.  


İlk durağımız, bir virajın hemen ardındaki bir benzinciydi. ;lk 125 kilometrenin ardından bir benzin molası, özellikle çoğumuzun artçıları olduğu düşünülünce oldukça iyi bir fikir. Ancak burada, yani bir kır yolunun ortasında bir benzincide, benzinden gayri bir ikmal malzemesi bulunmayınca bunu sadece yakıt tazeleme ve soluklanma molası olarak geçiştiriyoruz.


İkinci yüz kilometremizde, bir köy kahvesinde mola veriyoruz. Hiç olmazsa çay, buz gibi kaynak suyu ve çikolata, bisküit gibi öğle üzeri mide kıpırdanmalarımızı giderecek kadar malzemesi var. Burada gerçekten soluklanıyoruz. Biz çaylarımızı yudumlarken,köy kahvesinde insanlar okey, tavla oynamaya devam ediyorlar.. Bu arada yollar güzelleşmesine rağmen, güneş tepemize çıktığından sıcaklık iyice artmaya başlıyor.

 

  

  

Çok az bir bölümünde ciddi yol yapımları var ama bu güzergah gerçekten çok güzel. Çanakkale’ye Çan üzerinden gireceğiz, gerçi Kaz Dağları’nın güzel virajlarını bu seferlik kaçırıyoruz ama yarın ki dönüşümüzde orayı da tavaf ederiz artık.


Bir sonraki ve son molamız Çanakkale’ye sadece 75 kilometre kala ama artık motorlarımızın eksoz sesleri ile midelerimizin gurultuları birbirine karışmaya başladığı için hemen bir yol kenarı benzinliğinde mola veriyoruz. Afişlerdeki menüler iştah açıcı aöa sadece pide ve fırında köfte kalmış. Bir buçuk kıymalı pide, bir ayran, bir su ve bir çay için sadece 6,- YTL ödüyorum ama arkamda daha 40 kişi daha hesap kuyruğunda olduğundan benzinlikteki pidecinin yüzündeki gülümsemeyi görmenizi isterdim. Sonuçta adamın tüm pideleri, hamurları, peynirleri, kıymaları 45 dakika içersinde tükendi. 


Çanakkale’de Kolin Otel’de konaklayacağız. Otelin gele müdür sevgili Ahmet Pınar’da tanınmış bir motorcu ve İzmir’den OMM grubu olarak geliyoruz deyince, bize otelinin her türlü olanağını en uygun fiyatlarla sundu. Mesai arkadaşları da hem otele girişimizde, hem konaklamamız süresince hem de ertesi günkü Şehitlikler turunun ayarlanmasında çok yardımcı oldular. Buradan tüm Kolin Otel ekibine sonsuz teşekkürler. Burası bizim Motorcu Dostu dediğimiz otellerin ilk sırasında konulması gereken bir yer. Kapalı otopark sadece biz motorcular için açılmış. Oysa otelin açık park alanları hemen hemen bomboş.


Benim öncüsü olduğum grup ile birlikte otele en son vardık. Bizim bütün grup ve hatta İstanbuL’dan katılanlar bile otele gelmişler. Odalara yerleştik, pencereden şöyle güzel bir Boğaz manzarasına bakayım dedim, bir de ne göreyim, diğer 50-60 kişi havuz başında serinlemeye başlamışlar bile. Bense mayo dahi getirmemiştim. Ama arkadaşlarımı orada yalnız bırakmamak gerektiğini düşünüp bende hemen havuz başına iniyor ve en azından yol yorgunluğunu atacak bir şeyler içiyorum. Ama bu arada bir çok katılımcının serin havuz yerine halen daha motor muhabbetlerine devam ettiğini gözlemliyorum. Bu bütün gün ve gece sürecek.


Herkese yapılan 400 kilometrenin yorgunluğu çökmüş olacak ki akşamüstünden itibaren ortalıkta kimseleri görmek mümkün değil. Bir kısım arkadaşlar Çanakkale şehir merkezine, kordon boyuna inerken ben dahil diğerleri odalarına çekilip kısa bir öğleden sonra uykusunu yeğliyorlar.


Güzel bir öğleden sonra uykusunun ardından bir Çanakkale günbatımını kaçırmamak için otelin bahçesine iniyor ve Çanakkale Boğazı’nda gün batımını fotoğraflıyorum. Bilemiyorum nedendir ama Çanakkale ben hep hüzün ile eşdeğer bir anlam veriyor. Bunu yarın daha iyi anlayacağım.


Otelimiz dolu. Akşam yemeğinde bir çok turist grubuna rastlıyoruz. Özellikle Japon ve Kore’li turistler yanında bir çok da hafta sonu gezisine gelmiş Türk misafirler var. Otelin restoranında ayrı ayrı oturmak yerine toplu yemek yemeyi tercih edince, sağ olsun Ahmet Pınar, restoran da özel bir odayı bizim grubumuz için açıyor ve hep beraber yemek yeme fırsatını yakalıyoruz. Ben kendi yemeğim ve içkimle meşgul olduğumdan çok yakından dinlemedim ama eminim ki her masadaki sohbet motosiklet, eğitim ve sürüş üzerine odaklanmıştı.


Yemeğin ardından otelin terasında sohbetlerimize devam ederken, 30 Ağustos nedeniyle Çanakkale merkezinden göğe yükselen muhteşem havai fişek gösterisine de tanık oluyoruz.  


Sabahın çok erken saatlerinde İzmir’den, Kuşadası’ndan başlayan güzel bir 30 Ağustos gününü ertesi sabah otelden Şehitlikler turu için 8:30’da otelden hareket verildiği için gecenin erken saatlerinde noktalayıp odalarımıza çekiliyoruz. Yarın sabah erken depar olmasa eminim bu akşam her masada yapılan motosiklet muhabbetleri sabahın erken saatlerine kadar devam ederdi, ama yarın ki gezimizin heyecanı hepimizi sarmıştı.

31 Ağustos, Pazar.
Sabah erkenden kalktım. Hafif bir kahvaltının ardından otelin önünde bizi almaya gelecek otobüs ve rehberimizi aranırken iki kişinin konuşmasına tanık oluyorum.. “yok canım bunlar motorcuymuş, bak görürsün 8:30’da hareket etmemize olanak yok”.. hemen yanlarına yaklaştım ve bugün bizi Şehitliklere götürecek rehberlerimiz Abdullah Yıldız ve Alaattin Topçu’ya kendimi tanıtıyorum. Merak etmemelerini ve motorcuların tahmin ettiklerinden daha fazla disiplinli olduklarını ve sözleştiğimiz saatte toplanacaklarını belirterek onları rahatlatıyorum. Nitekim grubumuzda yavaş yavaş kahvaltılarının ardından otelin önünde toplanmaya başlıyor.

 

Şehitlikler turu için anlaştığımız seyahat acentesi Wilusa Travel, bizim için (45 kişiyiz) 2 adet 28 koltuklu midibüs ve 2 rehber göndermiş. Pırıl pırıl iki araç ve günü bize yaşatacak iki dinamik rehberimiz var. Araçlara bindiğimizde her koltukta bir Çanakkale rehberi ve bu günkü turumuzun kısa bir zamanlamasını anlatan not kağıtları ile karşılaşıyoruz. Acentemiz bizden ilk alkışı burada alıyor. Ciddi bir yaklaşım..


Dün bir çarşaf kadar düz olan deniz ve boğaz bu sabah azmış durumda. Ciddi bir rüzgar var, deniz kapkara ve dalgalı. Bazılarımızı şimdiden boğazı geçme telaşı bastı bile. Biz İzmir’de körfezde, havuz gibi denizde yaşadığımızdan bize göre değil böyle dalgalı denizler..


Otobüslere biniyor ve otelimizden feribot iskelesine yol alıyoruz. Rehberimiz konuşmaya başladı bile. Yol boyunca bize Çanakkale hakkında tarihi ve güncel bilgiler veriyor. Bu arada bizi gezdirecek acentemizin adı olan WILUSA’nın Canakkale’nin antik çağlardan kalma bir ismi olduğunu öğreniyoruz. Feribot iskelesinde motorun dolmasını bekliyoruz, bir yandan da küçük büfeden gün boyu yetecek ikmaller yapılıyor ama iskelede dahi rüzgardan ayakta durmakta zorlanıyoruz ama bütün yaz yaşadığımız aşırı sıcakların ardından bu da ayrı bir güzel.


Dur Yolcu!
Bilmeden Gelip Bastığın Bu Toprak Bir Devrin Battığı Yerdir
Tam karşımızdaki bu görüntü, daha sabahtan tüylerimizin diken diken olmasına yetiyor. Bir Çanakkale Boğazı klasiği.. Sanki bindiğimiz motor karşı kıyıya yaklaştıkça, bu resim ve yazı önümüzde daha da büyüdükçe sözlerin anlamı sanki daha da fazla kafamıza kazınıyor. 

Motorumuz direk Kilit Bahir’e yanaşacak. Rehberimiz anlatmaya devam ediyor. Burası Çanakkale Boğazı’nın en dar yeri, 1.250 metre. Bu yüzden de Boğaz’ın savunmasında yüzyıllar boyunca en önemli noktalardan bir tanesi olmuş. Kilit Bahir’de; “Denizin Kilidi” anlamına geliyor. Osmanlı zamanında yapılmış tam karşımızdaki kalede buranın önemini bir kez daha vurgulamakta. Bu arada rehberimiz başka bir hatırlatma daha yapıyor. Çanakkale’nin Avrupa yakası iki ayrı bölgeden oluşuyor, Eceabat ve Gelibolu. Popüler olan ve genelde yaygın olanın aksine Gelibolu’da Çanakkale Savaşları ile ilgili bir geçmişe sahip değil. Muharebeler ve çatışmalar genelde Eceabat bölgesinde geçmiş. Biz de bu bölgeyi gezeceğiz. 


Karşıya yanaşır yanaşmaz, hemen otobüslere biniyor ve rehberimizin güzel anlatımı eşliğinde güne başlıyoruz. İlk bakışta çok güzel bir asfalt üzerinden ilerliyoruz, aslına bakarsanız güzel de bir motosiklet sürüş yolu gibi gözüküyor. Burada, bu anda bile aklımızdan neler geçiyor, ama rehberimizi bu yolların İtalyan’lar tarafından yapıldığını, bütün yarımadayı kapladığını ama birkaç sene evvelki törenler için yapılan yolların maalesef gereken bakımları bizler tarafından yapılmadığından yer yer ciddi bozulmalar olduğunu ve ileride geometrik şekillerdeki yamaları göreceğimizi gülerek anlatıyor.


İlk durağımız, bu tarafa geçtikten sonra sadece birkaç dakikalık araba sürüşü mesafesinde. Efsane Seyit Onbaşı’nın Anıtı. Rumeli Mecidiyesi Bataryası’nda tüm arkadaşları şeht olmasına rağmen 275 kg. lık top mermisini kaldırarak ateşleyen ve Ocean Zırhlısı’na isabet ettiren Koca Seyit’in ziyaret noktasındayız. Burada tabya nedir, batarya nedir öğreniyoruz.


Burada her iki rehberimizde hem herkesin bildiği hem de sadece onların bildiği efsanelerden bahsediyorlar ki Seyit Onbaşı’nın hikayesi zaten başlı başına bir efsane. Artık o mermiyi iman gücü ile mi kaldırdı yoksa vatanını sevdiğinden mi, işin o tarafını tarihe bırakıyoruz ama Efsane Onbaşı’nın önünde bir toplu resim çektirmekten de kendimizi alamıyoruz. Burası Rumeli Mecidiye Tabyası. Denizin hemen yanındaki muhteşem anıt gerçekten de nefes kesici. Tura O’nun la başlamak, damarlarımızdan akan kanın biraz daha hareketlenmesine neden oluyor.

18 Mart 1915'de Müttefik donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit onbaşı Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevliydi. Türk topçusunun yoğun karşı ateşi ve daha önceden Nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlar, bu saldırıyı püskürttü. Çatışma sırasında Fransız savaş gemisi Bouvet vurularak hareketsiz kaldı ve batmaya başladı. Gemi mürettebatını kurtarmak için yardıma İngiliz Ocean ve Fransız Irresistible gemileri geldi. Ancak çatışma sırasında Seyit Ali'nin görevli olduğu topun vinci arzalandı. Bunun üzerine Seyit Ali 257 kg ağırlığındaki top mermilerini sırtlayarak top kundağına yerleştirdi. Seyit Ali, üçüncü atışında İngiliz gemisi Ocean'a isabet sağladı. Bu isabet ile gemide oluşan hasar neticesinde mürettebat gemiyi terk etmek zorudna kaldı.


Buradan Şehitler abidesi’ne doğru yola çıkıyoruz. Daha evvelden de söylediğim gibi muhteşem bir asfalt yolda deniz kenarından ilerken artık yavaş yavaş yarımadanıniçlerine doğru girmeye başladık. Etrafımız harika çam ormanları ile çevrili. Rehberimiz buraların Çanakkale savunması zamanında hastane, sahra hastanesi olarak kullanıldığını, 5-10 bin askerin buralardaki sahra çadırlarında bakıldığını anlatırken araya yine bir sürü güzel efsaneler sıkıştırıyor. Bunları dinlerken duygulanıyorsunuz, hatta bazen gözyaşlarınıza dahi engel olamıyorsunuz. 

Bu yarımadanın her yanı o günlerden kalma hikayeler ile dolu ama bu arada binlerce kişinin tedavi gördüğü hastanelerden, yüzlerce şehit verdiğimiz o tepedeki kara selvilerin oraları falan bomboş, yani o günlerden herhangi bir kalıntı, herhangi bir anıt veya bir işaret bile yok. Ne olmuş, bakılmamış mı, zamanında önemsiz denilip sökülüp atılmış mı, anlamak mümkün değil. Yol boyunca, rehberimizin anlattıklarını dinlerken, bir yandan da, Her metrekaresi şehit kanı ile sulandı dediğimiz bu bölgenin bence tamamen bir müze, bir açık müzesi haline getirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

İşte karşımızda tüm ihtişamıyla, Şehitler Abidesi. Burasının daha girişinden itibaren bakımlı ve özenle korunmuş bir yer olduğunu anlıyorsunuz. Girişte sizi cam mezarlar karşılıyor, irkiliyorsunuz. Yan yana 18, arka arkaya 18, toplamda 324 anıt mezar. Bunlar sembolik. Yani buarada yatan yok. Her mezardaki cam levhaların önyüzünde 18, arka yüzünde de 18 şehidimizin isimleri, yaşları ve memleketleri yazılı, yani toplam 11.664 isim. Bunlar kayıtlara geçirilebilen şehitlerimiz.


Burada sadece bir mezar var ki, meçhul asker Mezarı, sadce onda bir şehidimizin kemikleri var. Çatışmalar esnasında Yeni Zelandalı bir subay, bir kafatası buluyor ve bunu yanında ülkesine götürüyor. Mumyalayarak bir sandıkta saklıyor. Ölümünün ardından çocukları, torunları sandıkta bu kafatasını bulduklarında, babalarına, bu insanın bir memleketi vardı, babamız nasıl böyle bir hainlik yapabilir, bir şehidi vatanının topraklarından ayırabilir diye kızıyorlar ve kafatasını, durumu anlatarak Türk yetkililerine teslim ediyorlar ve bu meçhul şehidimiz şehitler Abidesinde, uğruna canını verdiği topraklarına yıllar sonra kavuşmuş oluyor.  


Çanakkale Şehitler Anıtı Türk'ün tükenmezliğinin simgesi, birlik ve beraberliğimizin kanıtıdır. Çanakkale savaşlarında şehit düşen yaklaşık 253 bin şehidimizi simgeleyen abidelerin en görkemlisidir. Bu anıt, hepimizin gönlünde geleceğe güven yansıtan, Türk milletinin en zor döneminde bile yedi düveli dize getirebileceğini ve yüz binlerce şehit pahasına vatan topraklarını ebediyen koruyacağını gösteren anıtımızdır. Anıtın projesi 1944 yılında MSB  tarafından açılan  yarışma ile belirlenmiştir. Bu anıtımız ilk olarak Gelibolu Yarımadasında Alıçıtepe'de yapılması planlanmış ancak arazinin bozuk olması ve denize uzak olmasından dolayı vaz geçilmiştir. 


Daha sonra Hisarlık burnunda Morto'ya hakim 50 metre rakımlı olan Hisar Burnuna yapılmıştır. 1952'de yapımına karar verilmiştir. 19 Nisan 1954'te temeli atılmıştır. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı (müteahhitlerin yolsuzlukları, yeterli miktarda para bulunamaması gibi) birkaç defa yapımı durmuştur. Nihayet 15 Mart 1958'de sadece gövde kısmı yapılabilmiştir. Daha sonra bu anıtımız Milliyet gazetesinin açmış olduğu kampanya ile yeterli para toplanınca 1960'da tamamlanarak, 20.08.1960 tarihinde açılışı yapılmıştır.

Şehitlikte her noktayı ayrı bir özenle geziyoruz, gerçekten de düzenleme ve çevre çok iyi yapılmış ve korunmuş. Göğsüm kabarıyor. Ama zamanımız kısa, bir sonraki anıta, Ezine’li Yahya Çavuş’a doğru yola çıkıyoruz. Arada da kısa bir yemek molası.


Aslında burada 3 değişik anıt ve mezarlık bulunuyor. Yüksek bir yapı olarak İngilizler tarafından yapılmış, İngiliz Anıt, kıyıda, İngiliz bir general ve askerleri için yapılmış, “Beach” Mezarlığı ve Yahya Çavuş ve arkadaşlarının şehitliği ve heykelleri.

Buradaki özen, koruma, çevre Abide’deki kadar iyi değil ama yine de savaşların temsil edildiği üç boyutlu bir harita ve hikayeler bizi büyülüyor. Yahya çavuş’un emrinde sadece bir avuç asker kalmıştır ve dalga dalga gelen çıkartmaya karşı vatanı savunmak durumundadır ama ellerindeki mavzerler, her bir mermi alanlardandır, Yani her atıştan sonra tekrar doldurulmalıdır. Oysa denizden yüzlerce asker topraklarımıza hücum etmektedir. Bu durumda Yahya çavuş askerlerine tek bir noktaya nişan almalarını ve aynı anda bu noktaya atış yapmaları talimatını veriyor. Böylece sanki bir makineli tüfek atışı yapılıyormuş havası yaratılıyor. Daha sonraki yıllarda bir İngiliz subayı bu olayı, eğer o tepedeki mitralyöz olmasaydı biz o kıyılara çok rahat çıkardık diye anlatıyor. Yahya Çavuş Şehitliği, Ertuğrul Koyu’na hakim bir noktada, Ertuğrul Tabyası’nın karşısındadır. Bu şehitlik Yahya Çavuş ve emrindeki bölüğün anısına inşa edilmiştir.


Yahya Çavuş’un komutasındaki 26. Alay, 3. Tabur, 10. Bölük (Bölük Komutanı Teğmen Abdurrahman Bey şehit olunca komutayı almıştır.) Ertuğrul Koyu’na İngiliz Albion Zırhlısı desteğinde çıkarma yapan 1. Royal Dublin Alayı ve River Clyde Gemisi’nden karaya çıkan 1. Royal Munster Alayı ve 2. Hampshire Alayı’na karşı 25 Nisan 1915 tarihinde sabah erken saatlerden akşam saatlerinde 2. Tabur takviye gelene kadar Ertuğrul Koyu’nu azimle ve büyük bir kahramanlıkla savunmuştur. İngiliz resmi tarihçilere göre “Bu küçük birlik savunmaya, abartılması zor bir hizmet sunmuştur. Kuşkusuz İngiliz planının çökmesine en önemli sebep Ertuğrul Koyu’nu (V Plajı) 26 Nisan’a kadar ele geçirememektir.” 

Şehitlik dikdörtgen şekildedir. İlk olarak 1962 yılında yapılmıştır. 1992 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yeniden düzenlenmiştir. Şehitliğin ön kısmında bulunan bronz heykel Yahya Çavuş ve askerlerini simgelemektedir. Heykelin ön kısmındaki siperler orijinal siper olup yeniden düzenlenmiştir.


Diğer yandan da böylesine kahramanlıklarla vatanını kurtarmak için bu tepelerde can veren Ezine’li Yahya çavuş ve askerlerinin mezarlarının bu kadar ayaklar altında olması beni üzüyor. Daha iyi korunamaz mıydı? İlla insanlar mezarlar arasında gezmek zorunda mıydı? Uzaktan baksak olmaz mıydı? Daha rahat etmez miydi Yahya Çavuş ve arkadaşları. Nitekim hemen tepenin altında İngiliz bir general anısına yapılmış anıt mezarlığın düzenini görünce düşündüklerimde haklı olduğumu bir kez daha anlıyorum. 

Aynı noktada ayrıca İngiliz (Helles) Anıtı bulunuyor. Muharebelerde hayatlarını kaybeden 20,763 İngiliz, Avusturya’lı ve Hint’li adına yapılmıştır. Bir rivayete göre bu anıt, esir alınan Türk askerlerine yaptırılmış. 

Artık zamanımız iyice azalmaya başladı. Saat 14:00 gibi KiltBahir’e dönmemiz gerekiyor ki, bot ile karşıya geçiş, otele ulaşma, soyunma dökünme ve İzmir’e 15:00 civarında yola çıkış planı yaptığımızdan bu kadar çok anıt ve abidenin olduğu yerde bir çoğunu atlamak zorundayız. Hatta rehberlerimiz bile bozuluyorlar bu işe ve bizim de iki ayağımızı bir pabuca soktunuz diye çıkışıyorlar ve ilk defa bir Şehitlikler turunu bu kadar kısa kestiklerini söyleyip duruyorlar.  En son ziyaret noktamız Conk Bayırı, 371 rakımlı tepe..


Bu bölgeye göre, ciddi anlamda bir tırmanışıı ardından Conk Bayırı’na ulaşıyoruz. İlk bakışta burası da görkemli bir yer. Hem altındaki ovaya hakimiyeti hem de aşağıdan yukarıya doğru yürürken karşınıza çıkan heybetli Atatürk heykeli ve ardında salınan muhteşem Türk bayrağı nedeniyle.


Buradaki siperler daha iyi korunmuş, daha sonra restore edilerek ziyarete açılmış ama yine daha evvelce bahsettiğim gibi insanların bunların içine girmelerine izin veriliyor. Bence daha da sıkı korunmalı ve insanların bu kadar yaklaşmalarına izin verilmemeliydi. 


Burada iki grup bir araya geliyoruz ve tek rehberden 8 Ağustos’da İngilizler’in, Anzak’ların burayı almak ve bizimkilerinde vermemek için yaptıkları mücadeleyi dinliyoruz. Bu tepede inanılmaz bir rüzgar var, rehberi dinlerken ayakta durmakta dahi zorlanıyoruz, ama bu rüzgar bu tepeye ayrı bir hava katıyor. Yukarıda çınlayan Türk bayrağının sesi 371 rakımlı tepeden tüm ovaya yayılıyor. Bu manzarayı görünce Conk bayırı tepesinin neden bu kadar değerli olduğunu anlıyoruz.


İngilizlerin daha sonra orada kaybettiği askerleri adına diktikleri anıt ile ilgili de bir ayrıntı dinliyoruz rehberlerimizden. Anıt taşların yan yana ve üst üste dizilmesi ile oluşturulmuş. Ancak bir yerinde yan yana dizilen taşların arasında iki parmak bir boşluk bırakılmış ve bu boşluk tüm anıt kesitinde devam ediyor. Baktığınızda karşısını görebiliyorsunuz. Ne mühendislik hesabıdır ki, sadece 8 Ağustos günleri, bu yarığın önünde durduğunuzda karşıdan doğan güneşi görebiliyorsunuz, güneş doğarken yüzünüze vuruyor, ama sadece 8 Ağustos sabahında, yani bu tepeyi Mustafa kemal ve askerlerinden alamayarak püskürtüldükleri sabah güneşinde..


Bu kadar duygu ve hüzün yüklü bir gezinin ardından otobüslerimiz ile feribot iskelesine dönerken rehberlerimiz bir şeyler anlatmaya devam ediyor ama ben otobüsün en arkasında otururken, arkadaşlarımızın artık onları dinlemediklerini çok rahatlıkla fark edebiliyorum, sanki herkes bambaşka bir dünyaya dalmış gibiler.

 

 

Bu yüzden bundan sonra başka bir şey yazmak da benim içimden gelmiyor.Zaten kısacası, otele döndük, giyindik, otelin önünde son bir toplu resim

ve anayoldan İzmir’e, Kuşadası’na geri dönüş. bu arada da karşıyaka çevreyolunda günbatımını yakalıyorum.

 

Teşekkürler Arkadaşlar.. 

Bu iki günü herhalde en iyi bu resim anlatacaktır.

Bu iki günlük gezi esnasıda hem fotoğraflarını hem de dostluklarını paylaştığım arkadaşlarım; Bülent Cihangir ve eşi, Hasan Semih Bilgin, Oğuz Kestaneci, Tolga Öztürk, Haluk Hızlan, Alper Yüksel, eşi ve oğlu, Tümay Yavrucuk ve eşi, Turgut Önman, Sabri Sönmez, Gökzel Atmaca, Murat Özcan ve arkadaşı, Umut Çımrın, Murat Çoşan, Arzu Bıyıklı, Emir Şahbal, eşi ve kızı, Hüseyin Kartal ve eşi, Haktan Çevik, Cem Tuncer, Ertuğrul Fındık, Levent candal, Efe bayraktaroğlu, Ali Oğuzbayır ve eşi, Fikret Çolak ve eşi, Ender Yürütücü ve eşi, Özcan Tokuş ve kızı, Istanbul'dan Göktan Günege ve 4 arkadaşı, Gürkan Bıyıklı ve Uğur Ertekin.. hepinize çok teşekkürler.




Yayınlanış Tarihi Sep 05 2008, 01:48 AM Yayınlayan Levent Vardar

Yorumlar

 

Murat Yurdakul

Levent abi ve dostlarım,Çanakkale li sayılmama rağmen sizlere o gün katılamamam benim ayıbımdır,bu manevi günü ve değerleri sizlerle paylaşmak isterdim,ama bunu gelecek sefere diyerek beni affedin,içtenlikle söylüyorum,yanınızda olmak isterdim

selamlarımla

September 6, 2008 7:18 PM
 

Metin Teoman

Çok güzel bir gezi,hep görmek istediğim bir yer,maalesef  bugüne kadar gidip göremedim o bölgeyi,sayenizde bir nebze olsun gördüm oraları,şehitlerimiz nur içinde yatsın hepimiz minnettarız onlara.Paylaşımınız için çok teşekkürler,saygılarımla.

September 6, 2008 9:36 PM
 

murat ozan

levent abi eline koluna sağlık gelemedik ama gelmiş kadar olduk .sevgiler

September 6, 2008 10:42 PM
 

Erdal Demircioğlu

Ellerinize, ayaklarınıza sağlık. İmrenilecek olan bu geziyi hazırlayanların bir kere daha ellerine sağlık.

September 6, 2008 11:39 PM
 

Emir Sahbal

Levent ciğim

Seninde benimde deklenşörümüze sağlık. Kendi çektiğim fotoları görnüce çok hoşuma gitti. Teşekkür ederim. Yazı da mükemmel. Gelmeyenler neredeyse gelmiş gibi olduklarından eminim. 9 Eylülde hep birlikte olmak dileğiyle.

September 7, 2008 10:26 AM
 

Emir Sahbal

Leven ciğim Teşekkür ederim. Ellerine sağlık.

September 7, 2008 10:45 AM
 

Selma ŞİMŞEK

Çanakkale'nin tarihi.. ismini duyduğumuzda bizlerde uyandırdıkları... Hem anlatımınız hem de resimlerle örtüştürdüğünüz sunumunuz için çok teşekkürler. oraları gezmiş olduk, emeklerinize sağlık... teşekkürler Levent abi..

September 7, 2008 5:15 PM
 

Gurkan BIYIKLI

Sevgili Levent abi o anda yaşadıklarımızı duygu yüklü sözlerin ve resimlerinle ölümsüzleştirdiğin için eşim ve şahsım adına sana çok teşekkür ederim.

September 7, 2008 6:58 PM
 

Kemal GEZGINCI

şehitler ölmez vatan bölünmez...

September 7, 2008 7:01 PM
 

Omer GUNDAY

Sevgili Levent abim güzel yazınız ve resimleriniz için çok teşeşşkür ederiz ...

September 7, 2008 11:55 PM
 

Bülent

Sevgili Vardar, emegine saglik...

Yarimadayi motosikletl ile gezmek de keyifli olabilirdi. Ama bir tam gunu ayirmak kosuluyla...

September 8, 2008 9:02 AM
 

Erdem Şaşmaz

Sevgili Levent abi resimler için çok teşekkürler geziye gelemesemde gelmiş kadar oldum..

September 8, 2008 9:47 AM
 

Haktan

Levent abicim eline sağlık,

Gezi sırasında yaşadıklarımızı, heyecanlarımızı ve duygularımızı çok güzel dile getirmişsin. Böyle bir gezide bulunmaktan çok memnunum.

September 8, 2008 1:00 PM
 

Selcuk Kocaoglu

Muhtesem bir yazi okudugumu belirtmek isterim , ellerinize emeklerinize saglik her birinizin.

2007 , 18 mart da , izmirden 62 motosiklet 91 kisi gitmistik , gecisimiz sirasinda yollar kesilmis , insanlar balkonlardan alkisliyorlardi , aklima geldikce tuylerim urperiyor ,

tesekkurler ...

September 8, 2008 5:28 PM
 

Emir Sahbal

Levent ciğim

Öyle güzel ve yazmış, resimleri öyle güzel sıralamışsın ki gelmeyen sanki oradaymış gibi olmuş. Eline emeğine sağlık. Eh çorbada benim çektiklerimin de tuzu var :-))

September 10, 2008 6:36 PM
 

blacksnake

Levent abi emeğine sağlık tabii katılanların da yüreğine sağlık...teşekkürler..

September 10, 2008 6:52 PM
 

namik kutlu

Çok büyük bir keyifle okudum elinize sağlık,Çok güzel bir gezi ve rapor olmuş

September 12, 2008 9:56 AM
 

fisherman

her türk evladının en az bir kere gerçekleştirmesi gereken bir gezi

October 31, 2008 4:49 PM
 

Bulent Ozturk

Her türk vatandaşının mutlaka görüp o duyguyu yaşaması gereken bir ilimiz .

    Çok teşekkürler.

January 26, 2009 12:59 PM
 

ÖZCAN TOKUŞ

LEVENT'CİM BİR DAHA MI GİTSEK:))

June 10, 2009 4:39 PM
 

Özcan Tokuş

Levent,

Aradan zaman geçti hem sosyal hem de kültürel anlamda Mart 2014 den itibaren benzer turları yapmak için şimdiden çalışma yapmalıyız.

November 28, 2013 2:33 AM

Yorum Yaz

(*)  
(*)  


Levent Vardar Hakkinda

1959 Karabük doğumluyum. Kuşadasında yaşıyor, Turizm sektöründe, bir seyahat acentesinde çalışıyorum. Evliyim, motosiklet meraklısı iki çocuğum var. 86 doğumlu oğlum CBT eğitimi aldı, kızıma ise bu yaz bir scooter aldık ve şimdi ehliyet sınavlarında sekiz çizmeye hazırlanıyor. Eşim ise senede bir bana ayıp olmasın diye arkama biner bir yolculuk yaparız, ama her 70-80 km de bir sırtıma vurup, "yorıuldum" demekten grei kalmaz.. Liseyi Bornova Anadolu Lisesi, üniversiteyi ise Boğaziçi, Turizm bölümünde okudum.. Motosiklet sürmenin ciddi bir iş olduğunu anlayana kadar hemen hemen 10 sene motor kullandım. Daha sonra OMM eğitimleri ile tanıştım ve son 3 senedir, bu eğitimlere destek veriyor ve eğitim ile motosikletlileri buluşturmak, paylaşmak ve motosiklet gezileri için OMM derneğinde gönüllü olarak çalışıyorum. Motosiklet benim günlük yaşamımın bir parçası. Hem her gün biniyor hem de güvenli ve ileri sürüşün tüm motorculara yayılması için çalışıyorum. Bir yandan da zaman buldukça motosikletim ile seyahatler yapıyor, İki Teker ile Çok Tekerin Ardından isimli projemi tamamlamaya çalışıyorum. Bir zamanlarda, bir yerlerde motosiklet seyahatleri, raporlanması ve web üzerinden yayınlanması konusunda kafa yormaya başlamıştım ama tam o sırada Ride Turkey ile tanıştım ve böylece kafam rahat etti.. Şu anda 2005 model bir BMW R1200GS kullanıyorum..
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x