in

Savas KAYAN

Savas KAYAN


  •   Lodosta Saroz 04 12 2010

    Mon, Dec 13 2010 20:55
    2,986 Okundu  

    Geçen yıl Saroz’un ıssız yollarında keyifli rotalar bulmuştum ancak çok istemiş olmama rağmen Kömürlimanı’nı görememiştim.

    Kömür limanına tek bir yolun oluşu,buradan devamla rotada ilerlemek mümkün olmadığından her seferinde es geçmiştim.

    Gidenler Kömürlimanını öve öve bitiremiyorlardı ve su altı meraklılarının favori dalış noktalarından biriydi.

    Bir gün öncesinden karar verdim ve” tamam” dedim” Yarın Kömürlimanı’na gideceğim”

    Hemen hava durumunu kontrol ettim, Gündüz kuvvetli bir lodostan sonra akşama dogru ani sıcaklık düşüşü ve yağmur bekleniyordu,

    Lodostan sonraki ani sıcaklık düşüşü motor kullanmayı tehlikeli hale getirebilecek sert rüzgar kaçaklarına sebeb olduğundan mümkün olabildiğince erken yola çıkıp,hava değişmeden dönmem gerekiyordu.

    Akşamdan  eşyaları hazırlamaya başladım,bir kısmını motorun çantalarına yerleştirdim,geri kalanı ofiste masamın üzerine dizmeye başladım,önemli bir şey eksik kalırsa yolculuğun tadı nı kaçırabilirdi,Cep telefonunun,fotoğraf makinasının,video kameranın,GPS in şarjı,Google Maps’ten rotanın kontrolü falan derken”detaylı bir  hazırlık”gibi görünüyor şimdilik.

    Ha bir eksiklik var da ,şimdilik önemsemiyor gibi davranıyorum ;

    Motorun muayenesi geçeli 4 ay olmuş.bu yaz geçmeyince muayene işini de ihmal etmiştim.

    Çok çok yakalarlar,motoru bağlarlar,aman be her yer otobüs,dolmuş, taksi dolu,dağ başında

    durdurmayacaklar ya

    Sabah hava 7.30 gibi aydınlanıyor,ofise varmam,gözümün açılması,motorun ısınması,son kontrol derken yola çıkış 08.15 oluyor.

    Malkara’da depoyu fulleyip yola devam ettim,dinlenmek için Korudağ’daki mola yerine uğramayı düşünüyorum.

    Ancak bir sürpriz var ve yol ortadan bariyerlerle bölündüğü için sol taraftaki mola yerine giremeden yola devam ediyorum.Saroz manzaralı çay keyfi yalan oldu,

    Öğlene doğru havanın ısınacağını filan hesap etsem de öyle olmuyor,mis gibi deri pantolonumu” hava ısınınca rahatsız edecek” diye giymeyip içlik,kot,yağmurluğun altına güvenip yo-

    la çıkmışım,apaçilik diz boyu ve ayaz  varlığını hissettiriyor

     

    Gelibolu’dan yaklaşık 2 km sonra Kömürlimanı yol ayrımında soluklanmak için duruyorum.

    Buraya kadar kör sineklerle yakın temas halindeydim.

    “Detaylı hazırlık” yapmışım ya, tripodu unuttuğum burada aklıma geldi

    Kavşaktan sonra sonra Fındıklı'ya 8 km lik asfalt bir yol var.

    Rüzgar türbinleri

    Fındıklı köyü'ne gelince çeşmeden ve Fındıklı Göleti’nden sonraki yol ayrımından sağa sapıp devam ediyorum ve önümde tahminen 4 km lik bir toprak yol var.

    Tepelere doğru tırmanıyorum ve lodos gerçek kuvvetini buralarda göstermeye başlıyor,

    Normalde asfaltta motora rahatlıkla hakim olabileceğimiz kuvvetteki rüzgar bol mıcırlı bir yolda gerçek ve sinir bozucu bir tehlike halini alıyor.

     

    Yamaçlarda keçi sürüleriyle karşılaşıyorum ama aklım yolun ilerisinde.

    Yukarılara çıktıkça rüzgar  giderek sertleşiyor

    “Fındıklı  Kömürlimanı arası topu topu 4 km,”bu kadar zahmete katlanmalı” diyorum ve devam ediyorum.zaten Google dayının gözüyle bakınca da” kolaycacık bir yol!” canım.

    Son tepeyi aşarken aniden kıyının bulunduğum yerden  epey bir aşağılarda olduğunu farkediyorum ve irkiliyorum.,sabah ayazında mola vermeden 215 km geldikten sonra sığındığım kuytudaki durum şu:

    “Kuytu”diyorum çünkü kuvvetli bir lodos  sol taraftan esmekte ve ben inmeye başlarken karşılayacak,İnişte neler olabilir düşünmek istemiyorum.

    Motoru bırakıp viraja bakmaya gidiyorum ve manzara şöyle bir şey

    “Ulan” diyorum” buraya gelip de bir lodos yüzünden dönecek değilim ya”

    İnmeye başlıyorum ama “lodos gelme,alacağım havanı” diyor inatla,

    yolun soluna yanaşıyorum inerken,sağdan giderken en ufak hata beni kestirmeden limana indirecek.

    Üç buçuk Yusuf kuvvetinde iniyorum rampadan aşağı.zaman zaman çakıl yığınları,yolun ortasından fırlamış taşlar üzerinden geçiyorum,

    Motor kaydığı anda toparlamanın imkanı yok ve nerede duracağı belli değil.

    Az kaldı az

    Neyse sağ salim iniyorum limana kadar.

     “Liman” dediğim de sağından soluna 200  metrelik kuytu bir koy işte.21.yüzyılda böyle geliniyorsa fi tarihinde kömür filan taşınır mı buraya?Öküz bile isyan eder o rampada

    Limanda birkaç  balıkçı barakası var sadece,

    Her rekreasyon ve dinlenme  alanımızda olduğu gibi burada da en büyük sorun çöp ki

    Duvarlara” çöpünüzü alın da gidin”yazmışlar.

    Buradaki her teknede Marmara ve İstanbul  kıyılarında artık pek kullanılmayan eski bir yemli avlanma yöntemi olan pareketalar var,

    Dalgaların çakıllı sahilde çıkardığı gürültü ,küçük koyun kenarlarındaki kayalıklarda yankılanıyordu

    Koyda sadece iki balıkçı vardı

    Tekneler mahsun,sahil ıssız

    Kömür limanı bu kadar,şimdi dönüş zamanı,

    İnerken endişe duyduğum yokuşları bu kez daha cesur şekilde çıkıyorum,nedense tırmanmak her zaman daha fazla güven veriyor.

    İnerken keyifle seyredemediğim manzaraların tadını çıkarıyorum

     

     

     

    Bu fotoğrafı cektikten hemen sonra motorun rüzgardan sallandığını fark ediyorum ki elimden fotoğraf makinasını yere bırakıp motoru kuytuya alıyorum

    Manzara harika olmasına rağmen rüzgar bezdirici bir sertlikte esiyor

    ve yola devam ediyorum

    Benim gibi kış şaşkını bir iki papatyaya rastlıyorum

    Fındıklıdan sonra asfalta çıkıyorum,Sebebül saadet

    Marmara Denizi göründü

    Tepelerin ardında Gelibolu görünüyor

    Dönüşte Gelibolu’ya uğruyorum,liman oldukça kalabalık saatte 60-65 km ye ulaşan lodos ne-

    deniyle bazı vapur seferleri iptal edilmiş.

    Gelibolu limanı aslında en güzel bu eski binadan seyredilir,burası eskiden Hükümet Konağı ve adliye olarak kullanılıyordu,bahçesinin keyfine doyum olmaz.

    Geliboludan sonraki durağım Kavak köyü,

    Burası benim saklı cennetlerimden biri,Alışık olmadığımız bir doğa var,

    Çeltik tarlalarının arasındaki Kavak Deresi 5-6 km sonra denize ulaşıyor

    Balkan dereleri gibi tertemiz ve sadece balıkların kıpırtıları var su yüzeyinde

    Balıkçı köyü martısız olur mu?

    E,balıksız da olmaz elbette,

    “Sükunet,keyif,lezzet……..” hepsi bir orada  aklıma bir şey geldi;

    Koca yaz geçti. motora binmeye fırsatım olmadı ama “onlarla gezemedim” diye makara konusu olduk arkadaşlar arasında;

    Mevzu aynen bu:

    “Aga  bu sene  Çanakkale’ye lüfer yemeğe bile gidemedik beraber “diye başladıklarında

    “sizin motorlar çok yakıyor,paranız bitecek Çanakkale’ye gidene kadar,orada aç kalacaksınız,

    ,benim motor Çanakkale’ye gidişte sizinkilere göre bir lüfer parası kurtarır her zaman,Ben lüfer yerken siz kuru ekmeğe mi talim edeceksiniz?”derdim

    Bu diyalog yüzünden koca yaz “bi lüfer kar yaptın yine”geyiği dolaştı sohbetlerde.

    Aha bu lüfer o lüfer,

    Yola çıktım ve Şarköy’e doğru ilerledim

    Şarköyden sonra Uçmakdere yönüne ilerledim,

    Gelibolu tarafındaki lodostan eser yok buralarda,müthiş bir sükunet var

    Deniz bile çarşaf gibi,

    Hani nerede lodos?

    Zeytinlikten dönen iki köylü deniz kıyısında şaraplama yapmakta,buralarda şarabın litre hesabı satılanı makbul.

    Kumsal yazın pisliğinden izler taşısa da yine huzur verici.

    Lakin hava yavaş yavaş kararıyor  ve  sarp Uçmakdere rampaları beni bekliyor

     

    E kendimi de çekeyim bari ,

    Yine topcase üstü tripodsuz çekim denemesi.

    Günlerdir yağmur yağmamasına rağmen kayalıklarda küçük şelaleler akmaya devam ediyor

    Hava iyi kararmadan Ganos eteklerine tırmanmak istiyorum ve Uçmakdere yi es geçiyorum,

    Karanlık basınca bu yolun keyif kaçıracak denli zorlaşacağını iki yıl önce öğrenmiştim

    Ömer ŞİRİN’le beraber 2008 de  dağ yollarında 8-10 saat motor kullandıktan sonra  bu rampaları gece geçtik,yetmezmiş gibi bir  de Yeniköy’den Kumbağ’daki milli park yoluna saptık ki kandil gibi yanan farlarla o yol  işkenceye dönüştü,neredeyse ay ışığı yardımıyla ilerledik,

    Ömer önde gidiyordu ve  asfalta kavuşunca yolun ortasında durup asfaltı öpmüş,ortalık zifiri karanlık ve yolun ortasında  onu görünce panikledim,motoru yatırdım

     

    Uçmakdere  çıkışından itibaren yol yeni asfaltlanmış

    Ancak tamamen bitmemiş ve  bazı yerleri hala stabilize,yeni zift atılmış kısımlardan geçmek

    zorunda kalıyorum bu yol bittiğinde Uçmakdere,Ortaköy’e döner herhalde

    Yeniköy,Kumbağ üzerinden devam ediyorum ve Tekirdağ’a girişte hava iyice kararıyor,ancak

    trafik yoğun değil ve tempolu bir sürüşle mola vermeden Çorlu’ya varıyorum.

    Akşam haberlerinde"lodos yüzünden Çanakkale’de feribot seferlerinin iptal edildiğini rüzgarın hızının saatte 60-65 km olduğunu öğrendiğimde 384 kilometrelik bir keyfin üzerine kahve içiyordum

    Gönderilen Dec 13 2010, 08:55 PM Yayınlayan Savas KAYAN Ne ile 2 comment(s)

  •   Saroz'un ıssız yollarında enduro-foto safari 485 km

    Thu, Sep 10 2009 10:07
    4,436 Okundu  

    Son iki gezimi Trakya'nın Kuzeyi”ne yapmıştım
    " Şimdi biraz da Trakya’nın Güneyi'ne 'e gitme zamanıdır" deyip depomu akşamdan doldurdum,
    Sabah mutad kahvemi içtim ve 07.20 de Çorlu’dan yola cıktım.
    Meteoroloji’nin “Poyraz fırtınası” uyarısına rağmen hava sakindi,
    Yolu boş bulunca mola vermeden,gaz açarak İpsala'ya kadar devam ettim.



    08.45 İpsala’dayım,Henüz 148 km olmuş.



    Fotoğrafa dikkatli bakarsanız,karşıda görülen yerleşim birimi sınırın ötesinde Batı Trakya’da bir köy.
    Bu resmi çektikten sonra tripodu unuttugumu farkettim.
    “Belki bir fotoğrafcı bulursam tripod alırım” ümidiyle girdiğim İpsala'daki kücük fotografcı dükkanı henüz açılmamıştı bile .Zaten tripod satacak kadar kapasitesi de yoktu gördüğüm kadarı ile.
    Buraya kadar gelmişken Sınır kapısını görmemek olmaz,uğurlu gelir ümidiyle sınır kapısına kadar giitim.
    Yolda 5-6 km TIR kuyruğu vardı.



    Ne kadar niyetlensem de uzun zamandır öbür tarafına geçmek istediğim ve geçemediğim sınır kapısı.Hep o teğet yüzünden,yollarımı tıkadı iki yıldır.
    "Teğet geçiyor", ben geçemiyorum.Nasıl teğetse.
    Teğet’i yanlış öğreten Matematik hocasına bu vesileyle hürmetlerimi sunarım.



    İpsala iki caddelik küçük bir sınır ilçesi ve en büyük geçim kaynağı çeltik üretimi.
    Çeltik için su Meriç Nehri’nden sağlanıyor ve böyle kanallarla dagıtılıyor.



    İpsala'dan Paşaköy yoluna girdiğimde tek endişem güzergahın sınıra yakın oluşu sebebiyle yasak bölgeler yüzünden geri cevrilmek.



    Sonra daha farklı bir endişe gelişti.
    Etraftan sürekli silah sesleri geliyordu.”Foto safari yapalım” derken av olmak işten değil.Av sezonu yeni açıldı zaten.İpini koparan coktur.
    işte Meriç Deltası’na yaklaştığımın ilk işareti.
    Avcıların çokluğu boşuna değilmiş:



    Paşaköy’de bir gölcük.



    Çeltik denizi bu olsa gerek.





    Paşaköy ve Yenikarpuzlu’dan geçiyorum,Yol gayet güzel,ıssız bir asfalt.



    Kanallardan cam gibi tertemiz bir su akıyor,üstelik debisi oldukça yüksek.





    Tarlaların üzerinde ipte asılı olanlar kuşlara karşı bir nevi korkuluk,bazısına Çin uçurtmaları bile asmışlar





    Çeltik böyle bir sey:



    Tarlanın dibindeki suya dikkat !



    Yenikarpuzlu'dan sonra kanal boyundan ilerliyorum,Etrafta silah sesleri daha da sıklaşıyor



    Böyle bir kırçiçeği görüyorum.Kirlettiğimiz Dünya’da,her şeye inatla direnmiş bir organizma.



    İpsala köylerinde motosiklet çok yaygın Hatta en yaygın araç.
    Bir tanesinde plaka yoktu ama plakalıkta kocaman “No Fear”çıkartması vardı,Aslanım be!
    Bu gençler balığa gidiyor.



    Az önce sakar avcılar hakkındaki endişemden bahsetmiştim;
    İşte sebebi buymuş.
    Köylüler” top” diyorlar buna.
    Bir kaç dakikada bir patlıyor ,bunu açığa koymuşlar ,digerlerini göremedim



    Domuz gölünü zar zor fark ediyorum,Bitki örtüsünden görmek mümkün değil.





    Muhteşem su sesinden santrifüjlerin sesi duyulmuyordu:





    Enduronun keyfi yolun üç buçuk kuvvetinde olduğu anda başlar





    Gala Gölü göz kırpmaya başladı;”daha ne sürprizlerim” olacak dercesine.











    Zahmetli yollar muhakkak bir güzelliğe açılır doğada.







    Zahmet buna değmez mi?



    Yolumuz yeni güzelliklere doğru





    Yolun zahmeti kantara sığmaz oldu be,bundan sonrası cennet mi ola?



    Bu fotoğrafı ofisime asacağım.
    Kendimi güçsüz hissettiğim anlarda bakmak ve o kır çiçeğinin direncinden cesaret almak için.



    Gala Gölü kıyısından devam ediyorum



























    Gölün keyfini çıkaranlar.



    Yol bazen düzeliyor











    Yaban ördekleri



    Yol hala böyle devam ediyor







    Karşıda bir Batı Trakya Köyü



    Her avcının rüyası,palavra malzemesi

























    Gala gölü kıyısında üç tane hurda görüyorum,bana Amerikan Filmlerindeki ıssız çiftlik sahnelerini hatırlatıyor hurdaların sahibine yolun devamını soruyorum soruyorum.
    “Aha böyle devam ediyor,hep aynı “diyor



    Gala gölünde karşılaştığım Erzurumlu çoban.



    Gevşek mıcırlı bir yol başlıyor,görünüm güzel gibi ama öncekilerden daha tehlikeli,

    Uzaktan Enez görünüyor



    Geriye baktığımda yolda benim izlerimden başka iz yok,zaten hiç bir araçla karşılaşmadım uzun zamandır.



    Enez’e giriyorum ve doğruca Enez Kalesi’ne yöneliyorum





    Enez Kalesi’nden Meriç Deltası



    Ufukta Semadirek(Taşoz)adası,Adı gibi direk,adı gibi taş.Yaklaşık 20 mil uzakta.
    Önümüzdeki bulanık mavilik Dalyan gölü,,sonraki koyu mavi çizgi Saroz Körfezi













    Hadi bakalım 10 saniye içinde 12-13 metre koş,geri dön poz ver.
    Şapelde taş üzerine koyduğum fotoğraf makinası ile ancak bu kadar oldu.







    Enez Ayasofyası







    Bu nasıl bir işçiliktir?
    Beyaz mermer değil,alçı olsa yapabilecek babayiğit kaç tanedir şimdi?







    İşte burada gölgenin en keyiflisi vardı







    Bu dede Enez kalesi’nin eski bekçisi
    Tam bir zıpır,bakışlarından belli zaten.
    “sigaran var mı” diye sordu.
    “oruç yok mu”?dedim,
    Henüz Ramazan’ın ilk günü,
    Cevap “ben de senin gibi seferiyim,ama ne zaman nereye gideceğim belli değil,yaş olmuş seksen bir”
    Onunla konuşurken aklıma 83 yaşındayken bir Alman’la nişanlanan ve nişan yüzüklerini bana taktıran rahmetli Hasan Dedem geldi.Dedem o yaştan sonra elinde Almanca sözlükle dil öğrenmeye çalışıyordu.



    Enez çıkışında depoyu tamamlıyorum,200 km de 38 Tl yakmışım.İpsala’ya kadar tam gaz,Karpuzludan sonra nadiren 2.vites olunca 5.5 Lt/100 km zirvesine çıkmışım.
    Sonra Şabanmera Köyü’ne doğru devam ediyorum.



    Eşeğe sormuşlar:
    “İnişi mi çıkışı mı seversin “diye
    “düz yolun suyu mu çıktı?”demiş.
    Suyu çıkmamış düz yol bu olsa gerek.



    Bir tepenin yamacında kurulmuş Şabanmera köyü,



    Yol yine gevşek,yine can sıkıcı ,kumla karışık çakıllı bir stabilize,





    Bu yola motorla girenin söyleyeceği “en hafif söz kaypağın önde gideni” olur.Ben ağırlarını söyledim.



    Suluca’dan sonra asfalta çıktım,



    Erikli Köyü altında Tuzla gölü,
    Fotoğrafı çektiğim yer ise tam bir çöplük.Köyün girişinde üstelik.





    Bu yazıyı hazırlarken Google Earth üzerinde uzunkum plajı’nı fark ettim,Keşke daha önce olsaydı.Başka bir geziye kısmet.
    Mecidiye’den İbrice Limanı’na inerken sağdan taş ocağı yoluna girilecek ve 3 km sonra sahil



    İbrice Limanı
    Geçmişte İzmir'den, Gökçeada ya gelen gemiler geçmiş yıllarda yüklerini bu limana boşaltırlar, develerle Uzunköprü'ye taşınan ticaret malları buradan trenle İstanbul'a gönderilirmiş. Limanda gümrük binası, hamam, ticaret mağazası gibi ünitelerde bulunurmuş. Şimdi sadece kalıntıları görünen binalar, bölgenin ikinci derece sit alanı olması nedeniyle yıkılmış.
    Şimdilerde dalgıçların gözde mekanı,







    Bundan sonra böyle bir yol var,maçası sıkana.Yokuşu “bu yola girmekle iyi mi kötü mü yaptım”? diye düşünerek çıktım



    Yolun zemini taşlık ve oldukça sert,delikanlı bir yol gibi görünüyor şimdilik,



    Ama böyle manzaralar da var









    Yolda delikanlılık bitti ama geri dönüş için oldukça geç.İbrice Limanı’ndan beri 2 .vitesi özledim üstelik enerjim tükeniyor,sabahtan beri tek molam Enez kalesinde çay bile içmeden 20 dakika.



    Arkadan bir panelvan geliyor,durduruyorum,”Sazlıdere sahiline kadar hep böyle “diyor şöför yol veriyorum geçip gidiyor.Moralim düzeldi be.











    Burada motoru durduruyorum,Ter içindeyim,kurumak gerek,Su içmek gerek.
    Manzaranın keyfini çıkarmak gerek.

















    Issız yolların yorgun motorcusu







    Issız yolların çilekeş,tozlu motoru, tay gibi















    Tripodum yoksa ağaç kütüğü de mi yok?



    Birkaç kilometre daha ilerliyorum ve asfalta çıkıyorum.



    Sazlıdere Sahili





    Kayabaşından ikindi güneşi,”gün batımı nasıl olabilir ? diye düşünüyorum







    Kayabaşı’nda sevimli bir kır kahvesi-lokanta var,Yaz- kış açıkmış.Bir aile işletiyor
    Baba Ahmet KAYABAŞI yanıma geliyor,sohbet ediyoruz.
    ”Sahillerde köylülerin yerlerinin kalmadığından,hepsinin satıldığından” dem vuruyor.



    Yola devam ediyorum.







    Adilhan yakınında asfalta çıkıyorum ve Gelibolu yönüne sapıyorum.





    Uzun süredir gözüme ilişen ıssız sahile inen bir patika bulmaya çalışıyorum.
    Birinci denememde patika bir anızın içinde bitiyor.



    Başka bir patikadan sahile ulaşıyorum



    Çok sığ bir kıyı,yüz metreden ilerledikten sonra bile deniz bile ancak 50 cm derinlik var



    Karşımda deniz,arkamda motorum,Meteorolojinin uyardığı Poyraz fırtınası kendini hissettirmeye başladı,



    Bir kuytu buluyorum.
    Yalnız motorcunun yemek zamanı.
    Enduro sevdalısı arkadaşım Ömer ŞİRİN olsaydı burada
    “Aga,beni bırak,huzur burada,huzur şimdi” diyeceği an.
    Yalnız motorcunun yemek zamanı.
    Sonra içme suyumun azaldığını fark ediyorum,demek ki kahve içemeyeceğim.



    Mera çiçekleri



    İğdeler için erken gelmişim



    Yemek üzeri meyve



    Saat 17.30 olmuş bile .Farlarımı kontrol ediyorum,Far ampulünün uzun huzmesi göçmüş,Sarsıntıdan olsa gerek.
    Sert bir poyraz esmeye başladı
    Poyrazla “Sen mi yaman, ben mi yaman? İnatlaşmaların sonra saat 19.20 de Çorlu’ya dönüyorum.



    “Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına.
    Çünkü” ömür”dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır.
    Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana”.
    Ataol BEHRAMOĞLU

    Gönderilen Sep 10 2009, 10:07 AM Yayınlayan Savas KAYAN Ne ile 6 comment(s)

  •   Gelibolu Yarımadası'nın Batısı'nda enduro-foto safari-549 Km

    Thu, Sep 10 2009 9:56
    3,048 Okundu  


    06.09.2009 Cumartesi günü saat 06.30 da Çorlu’dan yola çıktım.
    Tekirdağ,Malkara,Keşan yolu’nu takip ederek 153.km de Korudağ’da ilk molamı verdim


    Bundan sonraki etap şu şekilde:

    Hava gayet güzel,yollar sakin,Marmara’dan karıncalar su içebilir

    35 yıldır denize çıkan biri olarak ilk defa böyle bir gemi gördüm,
    Ne olduğu konusunda hala fikrim yok.

    Gelibolu’dan benzin alıp devam ediyorum Eceabat’da gelmeden ana yoldan sapıyorum






    Benim asıl keyif alacağım yollar bundan sonra,tahminime göre 23 km yapıp Ece limanı’na ulaşacağım.


    Harika virajları olan yollardan devam ediyorum







    Gelibolu Yarımadası’nda çok verimli ovalar ve birkaç tane gölet olmasına rağmen ikinci ürün fikri buralara henüz uğramamış.



    Ege ikliminde dallardan bereket fışkırıyor



    Beşyol köyü,






    Tarihi belli olmayan Beşyol çeşmesi



    Saat 11.00 i geçti,güneş kavuruyor ve bu yol beni bekliyor


    Yabani çiçekler sonbaharın yaklaştığını hatırlatıyor







    Bir kuyunun başında mola veriyorum




    Dallar sararmaya başlamış,






    Yol var,gölge var,su var, benzin var,motor var,keyif var daha ne istersin be adam?








    Bela” geliyorum” demez,bu ne?Daha keyfin zirvesini görememiştim.
    Planıma göre akşama kadar bitirmem gereken 400 km kadar yolum var ve zorlu etaplara bile başlamadım henüz.











    kokluyorum; benzinmiş.
    25 km önce benzin alırken taşırmış olabilir mi acaba?.
    Neyse,en azından gölgedeyim,asfalttayım,gözümde büyütmeme gerek yok.
    Topcase’i seleyi söküyorum,sorunun kaynağını bulmak için bakınıyorum,
    Yanımda bez yok ama tuvalet kağıdıyla(sosyetik endurocu olmanın faydaları 1.) benzin deposunun üst kapağını silince sorun ortaya çıkıyor :




    Benzin deposunun üst kapağı gevsemiş lakin anahtarla tutulacak bir tarafı yok Önce elle sıkıyorum,sonra çekiç ve küt uçlu bir tornavidanın arkası ile yani Türk usulü.






    Ben sorunu çözmek için uğraşırken çan sesleri duydum ve ziyaretçilerim gelmişti









    En meraklısı buydu,
    keçi gördüm ama bu kadar meraklısını görmedim,beni bi yalamadığı kaldı,
    benim kır sakallara bakıp bi sıcaklık hissetti sanırım.
    Sakalımızdan başka ortak noktalarımız da var elbet,
    İkimiz de dağları severiz,ikimiz de inatçıyız

    .



    Sürünün arkasından çoban da geldi








    Çoban Osman Aga hiç evlenmemiş,kelime haznesi zayıf , kavruk bir adamcağız .
    Sürüdeki hayvan sayısını bilmiyor ama hayvanlarını tek tek ezbere biliyor.




    Bazen bir ömür böyle geçer;çek yok,senet yok,fatura yok,aidat yok.
    Kimin daha mutlu olabildiğini,
    kimin insanca yaşayabildiğini sadece Allah bilir.






    Ece limanına doğru devam ediyorum




    Sırf şu vadiyi görmek için bile sabahtan beri yaptığım 220 kilometrelik yola değer
    mükemmel bir sert- yoldışı parkuru

    .

    Ece limanı uzaktan göründü

    .




    her viraj ötesi ayrı bir manzara


    .


    Ece Limanı

    Balıkçı kulubeleri,burası yazlıkçı işgaline uğramamış



    Denize çıktığım yıllar geldi aklıma
    Yıllar önce 1.900 kg lık teknemi bakım için yılda bir karaya çekerdim
    Her karaya çekme öncesinde endişeler basardı,uykularım kaçardı;
    vinç bul,adam bul,karada yerini hazırla,bir sürü iş yap, sonra aynı zahmeti indirirken tekrar yaşa.
    Adı liman ama barınağı yok ya Ece Limanı balıkçıları her gün birkaç tonluk tekneleri denize indirip,akşam olunca karaya alıyorlar.
    Üstelik eşleri de beraber denize çıkıyor ve tüm zahmeti paylaşıyor onlarla.


    .

    .

    .

    .










    Deniz cam gibi berrak,

    .



    Bundan sonraki etap Ece Limanı-Büyük kemikli Burnu etabı,haritalara göre yol yok ama patikalar var,orman yolları var

    .

    Trakyada” Mator” derler,motora,
    Benim Mator şimdi dişine göre yolları buldu,keyfine diyecek yok


    Yoldışı rotalarda şunu öğrendim
    Bir yol ne kadar zorluysa
    İleride el değmemiş bir doğa, güzel bir manzara vardır


    Buralarda fi tarihinde yoldan bir greyder geçmiş,yolu düzlemiş,delikanlı bir yol,üzerinde mıcır yada çakıl değil,doğal kırık taşlar var,zemin sağlam.

    .

    7-8 km sonra mukaddes bir mekana varıyorum
    Tüylerim diken diken oluyor,


    Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı,
    Düşün altında binlerce kefensiz yatanı,
    İşte onlar


    gögsünü siper etmiş,ölume gulumsuyor
    cesaretın boylesı,cıhanı buyuluyor


    bu güzellikleri düşmana bırakmamak için gencecik bedenlerini vatanlarına siper etmişler




    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber...
    Bir de bilsen memleketin en güzel yerlerini,en büyük tesislerini haince sattığımızı
    Senin adım attırmadığın emperyalistlerin
    bugün dilimize,malımıza,benliğimize ve bütünlüğümüze kolayca elattığını,
    hırsızlara şan ve paye verdiğimizi
    Gözlerim yaşarıyor durdukça,ayrılmak bile zor

    .


    Yollar beni bekler









    Tepelerden inmeye başladım,Tuz Gölü göründü,

    .

    .

    .



    Büyük Kemikli Burnu yoluna sapınca yolda çok eski asfalt döküntüleri başladı,çukurlar kaçılamayacak denli çoktu.
    Az önce geçtiğim toprak yoldan kat kat kötüydü, demek ki bundan sonra daha güzel bir manzara olacak





    Büyük Kemikli Burnu,Gelibolu Yarımadası’nın en Güney Batı ucu.

    Anlatılmaz, yaşanır manzaralar


    .

    Ortadaki kayalık” İngiliz Aynası” olarak biliniyor



    .

    .

    .

    .



    .




















    fleuresan renkli anemonlar denizi akvaryuma çevirmiş,






    .

    .

    .

    .

    .

    .

    .

    .

    .

    .


    .

    .

    .




    .

    .



    .



    .

    .

    .

    .





    .





    .







    Dalgıç teknesi










    Tam burada, 18metre derinlikte dipte bir çıkarma botu batığı var,Ona dalıyorlar.



















    Kumtaşı kayaları fırtına ve rüzgarın izlerini barındırıyor


    kimi motorun şansı böyle; ıssız yolların çilekeş motoru




















    Yola devam ediyorum,bundan sonraki hedef Kabatepe







    Kıyılarda ilginç kaya oluşumları var





















    Tuzu özler mi insan? Sabahtan beri ciddi bir tuz kaybım var ,3 litreden fazla su içtim ama bu da iyi geldi hani

    Tozlu botlarım










    Şehitler çeşmesi kaynağı




    Küçük Anafartalar sapağından sonra yol düzelmeye başladı




    Tozu dumana katmışım be,kirpiklerim bile toza bulanmış





    Yarım saat sonra böyle oldu etraf







    Sonra keyifli bir asfaltı takip ettim











    Kabatepe’ye vardım


















    Turşu




    Salata









    Balık,hem de Mercan






    Yolun bundan sonrası için planım şuydu Alçıtepe’den geçip Morto Koyu’nda denize girecektim.
    Ancak Alçıtepe’yi 2-3 km geçince arka fren bir anda boşaldı,Sağına soluna baktım,
    hidrolik tamam,arka fren borularında sızıntı yok,
    Sistemin havasını almaya kalkmak için hiç de uygun bir yerde değilim.
    Bulunduğum yol daracık bir yol,yakınlarda sapak yok
    üstelik yanımda yedek hidrolik de yok,
    En iyisi Eceabat’a gitmek ve Dot 4 hidrolik bulmak ve frenin havasını almak.
    Sisleri de söndürüyorum tedbiren,Alamanın icadı her türlü şeyden nem kapmış olabilir.
    Tekrar marşa bastım,Alçıtepe’ye gelmeden Behramlı yoluna girdim
    Asfalt ve virajlı yolda gidiyorum ama aklım arka frende,
    kompresör ve ön fren ile devam ediyorum,
    olması gerekenin bir alt vitesindeyim Eceabat’a kadar.
    Eceabat’a girerken fren düzeliyor,arada yokluyorum yine de.
    Dot 4 hidrolik de bulamıyorum zaten.
    Devam ediyorum.Sorun kendi kendine çözülmüş görünüyor

    Korudağ’da mutad çay molasından sonra ”hadi kısrağım,Çorlu’ya gaz açalım”moduna girip 153 km yi kısaltıyoruz…
    Bugünkü toplam kilometrenin hesabı kolaydı,549 km toplamıştı,ama keyfi hesaba sığmazdı.



    www.savaskayan.wordpress.com


     
    Gönderilen Sep 10 2009, 09:56 AM Yayınlayan Savas KAYAN Ne ile 2 comment(s)

  •   En Kuzey Batı Trakya'nın ıssız yollarında 424 Km.

    Sun, Aug 16 2009 16:09
    4,360 Okundu  

     

     

    Geçen hafta tek başıma yaptığım Istırancalar rotasından

    http://rideturkey.com/blogs/_savaskayan/archive/2009/08/14/ist-rancalar-n-gizli-rotalar-nda-enduro-foto-safari-293-km.aspx


    sonra daha uzak,daha zor,daha enteresan bir rota arayışına girdim
    Zor rotalardaki can arkadaşım Ömer Şirin''abi senin planladığın her rotaya varım,isterse üç günlük olsun'' gazıyla destek verince aklıma Trakya'nın terkedilen köyleri geldi;
    Ulaşımı güç,kışın yolları sık sık kapanan ve geçim kaynakları kısıtlı,okulu hatta kahvesi bile olmayan, bir kaç avcı dışında kimsenin gitmediği ama cografi konumuna bakıp da Avrupa'da olduğu(!) sanılan köyler.

    Haritaya baktığımda Edirne-İgneada arasında Trakya'nın en kuzey batısında yer alan Ahlatlı Köyü gözüme carptı.
    Köyün kuzeyinde '0'noktasına yakın koordinatlara baktığımızda 42.06.20.86 Kuzey noktasının bile Türkiye sınırları icinde kaldıgını ve bunun Türkiye'nin En Kuzeyi sanılan Sinop İnceburun'dan bile daha Kuzeyde olduğunu görmek ilginç bir başlangıçtı.
    O zaman rotanın ilk hedefi Ahlatlı olmalıydı.
    Yalnız bir husus aklımı kurcalıyordu.Zaman zaman kacak geçiş yapanlar yüzünden sınıra bu kadar yaklaşmamız mümkün olabilecek miydi?


    Yol görüp buzlu su bile icemeden geri dönmek,hatta fotoğraf bile çekememek ihtimali can sıksa da olumlu düşünmeye calıştım ve bu ihtimale karsılık alternatif bir rota hazırladım ve 15 Agustos 2009 sabahı 08.00 de depolarımızı doldurup Çorlu'dan yola cıktık.
    Bir an önce yoldışı yapabilmek icin otoyola girdik.
    Yolda ilerlerken benim el yapımı sis lambası ayaklarından biri sallanınca kenara cektim ve Ömer'e " ilerle" diye işaret ettim.
    10 dakikada görünen bütün grenaj vidalarını elden gecirip yola cıktım ama ara ki Ömer'i bulasın.Yol guzel,yol boş deyip gaz açması ihtimali son derece yüksek. Bir yandan sürüyorum bir yandan hesap yapıyorum 'eger 20 km daha hızlı isem kaç dakikada yetişirim? diye.Sabah sabah hesap yapacagıma gazı açmak en kolayı

    Vardım Babaeski gişelerine yok bizim Ömer.
    10 dakika sonra ancak gelebildi,bir tesise girip pamuk aramış kulakları icin.


    Kırklareli'ne girip mola verdigimizde saat 09.15 di.






    Kırklareli’nden sonrası için rota planı


    İlk mola yerimiz Kırklareli

    Solda gördüğünüz motor Bisan-Lifan 250 Roadstar ,Ömer'in ikinci Roadstar'ı.
    Bir kez daha test edip onaylayacagız.


    Ben askerde bile görmedim bu kadarını;adam nişanlısına tekmil veriyor 800 km öteden


    Kofçaz yoluna çıktık,yol ve virajlar nefis,Trakya'nın en verimsiz arazileri arasında ilerliyoruz.









    26 km sonra Kofçaz göründü.
    Türkiye'nin en küçük ilçelerinden biri.2000 yılında 1538 olan merkez nüfusu şimdi: 1100
    Kadıköy'e köy,buna da İlçe diyenin



    Wikipedia'da Kofçaz:

    Kofçaz Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde Keşirlik adıyla nahiye merkezi olarak idari taksimatta yerini almıştır.
    1959 yılında bir Pomak köyü olan Kofçaz'ın ilçe yapılmasının ardından, buraya yerleşen devlet memurlarının, ilçe halkıyla anlaşamamasından ötürü, ilçe teşkilatı Keşirlik köyüne taşınmıştır. Yanı sıra Kofçaz adı da Keşirlik köyüne taşınmıştır.



    Ahlatlı istikametine devam ediyoruz yol simdilik beklediğimizden düzgün.

    Zaman zaman yabani elmalar görüyoruzYenilemeyecek kadar tatsızlar.


    Bir yılda cafe ve klavye motorcularından daha fazla yol yapan bir arkadaşla tanışıyoruz

    Ahmetler köyüne varıyoruz.
    Bu bir koyun agılı olsa gerek.



    Oyalanmadan devam ediyoruz,
    Yol hala oldukça düzgün

    Bir kavsaktan Ahlatlı'ya sapıyoruz.
    Kofçaz'dan sonra 24 km olmuş





    Köyde hiç kimseyi göremiyoruz önce ,Kahveye benzer binanın önüne gidiyoruz ve soluklanıyoruz sonra Ay-yıldızlı minare dikkatimizi cekiyor
    Bir kamyondan yem cuvallarını indiren köylülerle sohbet ediyoruz.Köyün nufusu yazın 50-60 arasındaymış.Geçim kaynağı hayvancılık. Bu köy geçmişte iki kez Bulgar işgaline,bir kez de Yunan işgaline uğramış.
    Bir kaç fotoğraf çekiyoruz ve yola devam ediyoruz ,rotanın bundan sonrası şüpheli çünkü sınıra cok yakın,








    Karaabalar yoluna cıkıyoruz,Rastladığımız askerler rotamız için bir sakınca olup olmadığını üstlerine soruyorlar ve sınır ihlali yapmamak için ana yoldan ayrılmamamızı öneriyorlar.
    "Eh yol böyleyse ana yoldan ayrılma ihtimali yok zaten " diyoruz ama mıcır yeni atılmış ,üzeründen vasıta geçmemiş ve ilerlemek buzdan da beter.



    Karaabalar 'dan sonra ana yol ve patikalar birbirine karışıyor ,zaman zaman durup yola iyice bakıyoruz hangisi ana yol hangisi patika.Yanılıp da
    patikaya saparsak kendimizi "komşi"lerin eline teslim etme ihtimali fevkalade yogunlaşıyor.İşin yoksa kendini anlat,motoru gümrükten kurtar.
    İyi de keşfetmenin cazibesi ne olacak?
    Mantık karşısında cazibe kazanır
    Zaten mantık kazanacak olsaydı işimdi burada değil evde oturup dicovery channel seyreder ya da bir tatil yöresinde buzlu kahve içerdik



    Ham toprak yollarda.dik iniş ve çıkışları aşıyoruz Zaman zaman inişler öylesine dikleşiyor ki motorları elimizde indirmek bile aklımızdan geçiyor.




    ve Çağlayık Deresi'ne ulaşıyoruz .cam gibi suyun içinde alabalıkları seyrediyoruz.Çocukluğumuzun derelerini ,içilecek gibi dereleri hatırlayıp hüzünleniyoruz.


    Bu dere daha önce iki köyü alıp götürmüş.,köyün adı buradan geliyor herhalde.






    Sonra yola devam ediyoruz

    Köy konağı aynı zamanda köyün kahvehanesi,kapısı sürekli açık.Kahveci filan da ortada yok.Çay saaat 16.00 dan sonra kaynıyormuş




    biz köye göz atarken yanımız a bu köylü yaklaşıyor ve sohbete başlıyoruz.
    O Kadar sohbete rağmen birbirimiz adımızı söylemedigimizi cok sonra farkediyoruz Ömer'e göre bu adam "bilge köylü"
    Gerçekten de öyle,doğa tutkunu,aydın bir köylu.Bize köyü gezdirirken büyük keyif alıyordu.Daha önce de bir kaç trekking grubuna dereleri,mağaraları gezdirmiş
    Bu dağ köyünde her şeye boşvermemiş, aksine kısıtlı imkanları zorlayan biri.Çektiğimiz fotoğrafları netten görmek için adres bile aldı

    En son Kırklarelinde mola vermiştik aradaki yolu 3 saat 45 dakikada almışız, soluklanma zamanı ama planlamamızdan en az 100 km gerideyiz

    Köyü bizden önce gezen Edirne Doğa Sporları Kulubünün Köy Konağındaki sticker ı.

    Çağlayık Köyü’nde ıhlamurlar.

    Çağlayık Köyü’nün terk edilmiş evleri



    Çağlayık Köyü’nün Bulgar yapımı evleri,

    Çağlayık eski bir Bulgar Köyü,Bulgarlar Karşiya geçince karşıdaki Turkler de buraya gelmiş.




    Bu evlerin yapımında demir çivi hiç kullanılmamış,ağaçlar birbirine geçmeli ve ahşap çivilerle sabitlenmiş.





    Yapılış tarihi meçhul bir kilit













    Kötü yollar bizi bekler
    Sık sık devriye atan askerler tarafından durduruluyoruz

    Sonunda Kırklareli -Dereköy’e yoluna cıkıyoruz


    Ve yine sınırdayız.Ömer ilk kez bir sınır kapısı görüyor.





    Ömer yine tekmil veriyor,

    Dereköy’e doğru gidiyoruz

    Dereköy’de mola

    Tekmil zamanı
    Benim gözlerim yoldan yorgun ,bu herifin gözleri her duruşumuzda iki telefonun kapsama alanını takip ediyor sürekli
    Nerde telefon cekiyorsa orada tekmil.
    Evlenince bu arkadaşa uydudan takip cihazı taktırırız artık


    Kırklareli'nden bu yana hiç benzinlik görmedik.Rotanın durumuna göre benzinimiz Demirköy'e yetmeyebilir
    Dereköy'de benzinlik sorduğumuz köylü" bi tek o yok burda .nereye gitçeniz diyor"İğneada" deyince " Çıkın yola beyv,köylerde var bi sürü bıçkıcı verirler biraz benzin
    deyip yüreğimize su serpince(!) Karadere yoluna çıkıyoruz.

    Nefis bir çınar

    Ve bu tabelaya hala anlam verebilmiş değiliz..

    İnişli çıkışlı,berbat yollardayız yine





    Karadere köyü’ne geliyoruz


    Karadere’nin şelalesini seyrediyoruz bir süre






    Karadere’de dağ çiçekleri





    Karadere’den Armutveren’e gidiyoruz ve yol giderek kötüleşiyor


    Br kaç kilometrede bir kısa molalar veriyoruz,yolun üzeri iri taşlarla dolu,




    Taşlı bir yol,keskin virajlar,dik iniş ve çıkışlar
    2.vitese çıktığımızda seviniyoruz

    Ne olduğunu bile bilmediğimiz bitkileri görüyoruz


    Şükrüpaşa’ya ulaşıyoruz


    Şu arabanın sevimliliğine bakar mısınız?
    Çek Etiler'de galeriye, 400.000 Avroluk aracın havasını bile söndürsün asaletiyle.






    Sarpdere sınırları içinde Dupnisa Mağarası var.Tam asfalt benzeri bir yol a çıkmışken" Ömer görsün" diye Dupnisa yoluna sapıyoruz.



    Allahın Dağında" otopark parası" istenince motorları park alanı dışına bırakıyoruz ve "daş görmeye para vermem abi" diyen ve cebinde klass bir üniversitenin öğrenci kimliğini bulundurmakla övünen Ömer' i ikna ediyorum ,eline fotoğraf makinası verip mağaraya yolladıktan sonra park parası ile çay içiyorum ve cep telefonumla fotoğraf çekiyorum

    botlarım şu halde:

    Ömer'in motor bu halde:


    Ömer gecikiyor,mağaraya girince beş dakikada beşbin yıl geriye gitme ihtimali bile var bu entel mağara adamının! Ömer'i beklerken can sıkıntısından cep telefonuyla sanatsal denemeler yapıyorum, benim motoru görebilen var mı?

    Nihayet Ömer mağara'dan çıkıyor,motora binene kadar ürkütmemek gerek
    İçeride cektiklerine bakar mısınız?
    24 fotoğrafın en temizi bunlar,Allahtan gecen yıl aldığı bacagım kadar fotoğraf makinası yanında yok.Amator fotoğraf camiasının yüz karası








    Dupnisa Mağarası'ndan Sarpdere'ye cıktığımızda beklenen oluyor ve benzin ikaz ışığı yanıyor .Ömer'in motorunda benzin ışığı da yok,arada durup depoyu salllıyor ve menzil tahmini yapıyor


    Demirkoy e devam ediyoruz ve benzin alıyoruz
    Aynı rotada ben 40.00 Tl lik,Ömer 32.00 Tl lik benzin yakmış.
    Saat 17.30 olmuştu Demirkoy'e geldiğimizde.
    Burada bir durum degerlendirmesi yapıyoruz ve rotanın İğneada Longoz Ormanları ayağından vazgeçiyoruz Çünkü Ömer Çorludan sonra İstanbul Hasanpaşa'ya gidecek.

    Demirköy-Poyralı arasında virajlar yetmezmiş gibi haftasonu için yola malzeme sermişler,maksat yerli turistler, boyacılar ve oto camcılar sevinsin
    içimizden ilgili Amirve müdürlere en derin hürmetlerimizi sunarak azami 20 km süratle ilerliyoruz

    Tin tin varıyoruz'' Manyatik alan'' çeşmesine,
    Ama su akmıyor.
    ne zaman"MANYATİK ALAN"mevkiine gelsem o günkü rotamın manyaklık katsayısını sorgulama ihtiyacı hissetmem ve manyatik alandak şu ÇIKINTI kayalık ile aramda benzettişim kurmam bi tesadüf müdür?

    Dağlarda aç kurtlar gibi gezmekten vazgeçip insan suretine dönebilmek için Vize deki salaş'' Bedri Baba Lokantası''nda 20 yıl önce tattığım lezzetleri arıyoruz:


    Vize-Saray arasında yola serilen mıcır üzerinde ortamala 20 km ile ilerlerken karsıdan gelen otomobillerden birinin savurduğu ve kaskımın alnına''çaaat' diye gelen mıcır günün bombası oluyor,
    Kaskı elimle yokluyorum; delik yok,iyi o zaman,kafa da sağlam demektir bu
    Bu olay tam korumanın gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor.benim ucuz ama kaliteli kaskım yine gorevini yapmış.


    Son notlar:
    1-Çorlu'ya vardığımızda toplam 424 km yol yapmıştık .
    2-Kimsenin gitmek istemediği,avcılardan başka kimsenin gitmek istemediği bu rotadaki köyler mezralardan farksız,
    Bir cok imkandan yoksun,kışın dünya ile bağı kesilen,gitmesek de görmesek de bizim sandığımız köyler.
    Gitmeyince sahipsiz,gitmeyince yalnız köyler,gitmeyince güzelliği bilinemeyen köyler.
    3-Yol kenarlarında ne bir bira şisesi, ne de sigara paketi,ne de poşet kalıntısı var.40 yıl önceki gibi tertemiz.
    4-Zamanımız olsaydı Çağlayık ve Sarpdere'de yüzmek,Çağlayık mağaralarını görmek isterdik bir dahaki sefere.
    5-08.00-20.00 arasına molalar dahil ancak sığdırabildiğimiz bu rotada bizi zaman konusunda yanıltan Karaabalar-Dereköy/Dereköy-Sarpdere arasının beklediğimizden kötü çıkan yolları oldu.
    6-En ıssız yolda,saatte 5 km ile giderken bile koruma şart.
    7-Roadstar 250 beklediğim gibi çıktı yine şaşırmadım.Uzun yola cıkmaya,sert rotalara girmeye dayanabilecek bir motor olduğunu kanıtladı.Zamanı doğru kullanabilseydik bir de akarsu geçişi yapacaktık
    9-Rotanın ortasında selenin yuksekliğini ayarlayıncaya kadar F650GS deki rahatsızlığın sebebini keşfedememiştim.Dik ve kaygan toprak inişlerde selenin gereginden fazla yüksek olduğunu farkettim.
    10-bu rotada depoyu dolu tutabilmek icin Kırklareli'nde depoyu fullemek lazım.
    11-Sınırı teğet geçmişiz nerdeyse 100 mt. kalmış.Yanlış bir yola girseydik bugünkü gazetelerde adımız Edirne'de sınırı geçen Yunan ineğiyle birlikte anılırdı

    Gönderilen Aug 16 2009, 04:09 PM Yayınlayan Savas KAYAN Ne ile 4 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x