Geçen yıl Saroz’un
ıssız yollarında keyifli rotalar bulmuştum ancak çok istemiş olmama rağmen
Kömürlimanı’nı görememiştim.
Kömür limanına tek
bir yolun oluşu,buradan devamla rotada ilerlemek mümkün olmadığından her
seferinde es geçmiştim.
Gidenler
Kömürlimanını öve öve bitiremiyorlardı ve su altı meraklılarının favori dalış noktalarından biriydi.
Bir gün öncesinden
karar verdim ve” tamam” dedim” Yarın Kömürlimanı’na gideceğim”
Hemen hava durumunu
kontrol ettim, Gündüz kuvvetli bir lodostan sonra akşama dogru ani sıcaklık
düşüşü ve yağmur bekleniyordu,
Lodostan sonraki
ani sıcaklık düşüşü motor kullanmayı tehlikeli hale getirebilecek sert rüzgar
kaçaklarına sebeb olduğundan mümkün olabildiğince erken yola çıkıp,hava
değişmeden dönmem gerekiyordu.
Akşamdan eşyaları hazırlamaya başladım,bir kısmını
motorun çantalarına yerleştirdim,geri kalanı ofiste masamın üzerine dizmeye
başladım,önemli bir şey eksik kalırsa yolculuğun tadı nı kaçırabilirdi,Cep
telefonunun,fotoğraf makinasının,video kameranın,GPS in şarjı,Google Maps’ten
rotanın kontrolü falan derken”detaylı bir
hazırlık”gibi görünüyor şimdilik.
Ha bir eksiklik var
da ,şimdilik önemsemiyor gibi davranıyorum ;
Motorun muayenesi
geçeli 4 ay olmuş.bu yaz geçmeyince muayene işini de ihmal etmiştim.
Çok çok
yakalarlar,motoru bağlarlar,aman be her yer otobüs,dolmuş, taksi dolu,dağ
başında
durdurmayacaklar ya

Sabah hava 7.30
gibi aydınlanıyor,ofise varmam,gözümün açılması,motorun ısınması,son kontrol
derken yola çıkış 08.15 oluyor.
Malkara’da depoyu
fulleyip yola devam ettim,dinlenmek için Korudağ’daki mola yerine uğramayı
düşünüyorum.
Ancak bir sürpriz
var ve yol ortadan bariyerlerle bölündüğü için sol taraftaki mola yerine
giremeden yola devam ediyorum.Saroz manzaralı çay keyfi yalan oldu,
Öğlene doğru
havanın ısınacağını filan hesap etsem de öyle olmuyor,mis gibi deri pantolonumu” hava ısınınca rahatsız edecek” diye giymeyip
içlik,kot,yağmurluğun altına güvenip yo-
la çıkmışım,apaçilik diz boyu ve ayaz varlığını hissettiriyor

Gelibolu’dan yaklaşık 2 km sonra Kömürlimanı yol ayrımında
soluklanmak için duruyorum.

Buraya kadar kör sineklerle yakın temas halindeydim.

“Detaylı hazırlık” yapmışım ya, tripodu unuttuğum burada
aklıma geldi

Kavşaktan sonra sonra Fındıklı'ya 8 km lik asfalt bir yol var.

Rüzgar türbinleri

Fındıklı köyü'ne gelince çeşmeden ve Fındıklı Göleti’nden
sonraki yol ayrımından sağa sapıp devam ediyorum ve önümde tahminen 4 km lik bir toprak yol var.

Tepelere doğru tırmanıyorum ve lodos gerçek kuvvetini
buralarda göstermeye başlıyor,
Normalde asfaltta motora rahatlıkla hakim olabileceğimiz
kuvvetteki rüzgar bol mıcırlı bir yolda gerçek ve sinir bozucu bir tehlike
halini alıyor.


Yamaçlarda keçi sürüleriyle karşılaşıyorum ama aklım yolun
ilerisinde.


Yukarılara çıktıkça rüzgar
giderek sertleşiyor

“Fındıklı Kömürlimanı
arası topu topu 4 km,”bu
kadar zahmete katlanmalı” diyorum ve devam ediyorum.zaten Google dayının
gözüyle bakınca da” kolaycacık bir yol!” canım.

Son tepeyi aşarken aniden kıyının bulunduğum yerden epey bir aşağılarda olduğunu farkediyorum ve
irkiliyorum.,sabah ayazında mola vermeden 215 km geldikten sonra
sığındığım kuytudaki durum şu:
“Kuytu”diyorum çünkü kuvvetli bir lodos sol taraftan esmekte ve ben inmeye başlarken
karşılayacak,İnişte neler olabilir düşünmek istemiyorum.

Motoru bırakıp viraja bakmaya gidiyorum ve manzara şöyle bir
şey

“Ulan” diyorum” buraya gelip de bir lodos yüzünden dönecek
değilim ya”
İnmeye başlıyorum ama “lodos gelme,alacağım havanı” diyor inatla,
yolun soluna yanaşıyorum inerken,sağdan giderken en ufak
hata beni kestirmeden limana indirecek.
Üç buçuk Yusuf kuvvetinde iniyorum rampadan aşağı.zaman
zaman çakıl yığınları,yolun ortasından fırlamış taşlar üzerinden geçiyorum,
Motor kaydığı anda toparlamanın imkanı yok ve nerede
duracağı belli değil.

Az kaldı az

Neyse sağ salim iniyorum limana kadar.

“Liman” dediğim de
sağından soluna 200 metrelik kuytu bir
koy işte.21.yüzyılda böyle geliniyorsa fi tarihinde kömür filan taşınır mı
buraya?Öküz bile isyan eder o rampada


Limanda birkaç
balıkçı barakası var sadece,
Her rekreasyon ve dinlenme
alanımızda olduğu gibi burada da en büyük sorun çöp ki
Duvarlara” çöpünüzü alın da gidin”yazmışlar.


Buradaki her teknede Marmara ve İstanbul kıyılarında artık pek kullanılmayan eski bir
yemli avlanma yöntemi olan pareketalar var,






Dalgaların çakıllı sahilde çıkardığı gürültü ,küçük koyun
kenarlarındaki kayalıklarda yankılanıyordu




Koyda sadece iki balıkçı vardı



Tekneler mahsun,sahil ıssız







Kömür limanı bu kadar,şimdi dönüş zamanı,






İnerken endişe duyduğum yokuşları bu kez daha cesur şekilde
çıkıyorum,nedense tırmanmak her zaman daha fazla güven veriyor.


İnerken keyifle seyredemediğim manzaraların tadını
çıkarıyorum








Bu fotoğrafı cektikten hemen sonra motorun rüzgardan
sallandığını fark ediyorum ki elimden fotoğraf makinasını yere bırakıp motoru
kuytuya alıyorum


Manzara harika olmasına rağmen rüzgar bezdirici bir
sertlikte esiyor

ve yola devam ediyorum
Benim gibi kış şaşkını bir iki papatyaya rastlıyorum





Fındıklıdan sonra asfalta çıkıyorum,Sebebül saadet

Marmara Denizi göründü

Tepelerin ardında Gelibolu görünüyor

Dönüşte Gelibolu’ya uğruyorum,liman oldukça kalabalık saatte
60-65 km
ye ulaşan lodos ne-
deniyle bazı vapur seferleri iptal edilmiş.


Gelibolu limanı aslında en güzel bu eski binadan
seyredilir,burası eskiden Hükümet Konağı ve adliye olarak
kullanılıyordu,bahçesinin keyfine doyum olmaz.

Geliboludan sonraki durağım Kavak köyü,
Burası benim saklı cennetlerimden biri,Alışık olmadığımız
bir doğa var,
Çeltik tarlalarının arasındaki Kavak Deresi 5-6 km sonra denize ulaşıyor

Balkan dereleri gibi tertemiz ve sadece balıkların
kıpırtıları var su yüzeyinde

Balıkçı köyü martısız olur mu?

E,balıksız da olmaz elbette,

“Sükunet,keyif,lezzet……..” hepsi bir orada aklıma bir şey geldi;
Koca yaz geçti. motora binmeye fırsatım olmadı ama “onlarla
gezemedim” diye makara konusu olduk arkadaşlar arasında;
Mevzu aynen bu:
“Aga bu sene Çanakkale’ye lüfer yemeğe bile gidemedik
beraber “diye başladıklarında
“sizin motorlar çok yakıyor,paranız bitecek Çanakkale’ye
gidene kadar,orada aç kalacaksınız,
,benim motor Çanakkale’ye gidişte sizinkilere göre bir lüfer
parası kurtarır her zaman,Ben lüfer yerken siz kuru ekmeğe mi talim
edeceksiniz?”derdim
Bu diyalog yüzünden koca yaz “bi lüfer kar yaptın
yine”geyiği dolaştı sohbetlerde.
Aha bu lüfer o lüfer,

Yola çıktım ve Şarköy’e doğru ilerledim

Şarköyden sonra Uçmakdere yönüne ilerledim,
Gelibolu tarafındaki lodostan eser yok buralarda,müthiş bir
sükunet var

Deniz bile çarşaf gibi,
Hani nerede lodos?


Zeytinlikten dönen iki köylü deniz kıyısında şaraplama yapmakta,buralarda
şarabın litre hesabı satılanı makbul.

Kumsal yazın pisliğinden izler taşısa da yine huzur verici.


Lakin hava yavaş yavaş kararıyor ve
sarp Uçmakdere rampaları beni bekliyor

E kendimi de çekeyim bari ,
Yine topcase üstü tripodsuz çekim denemesi.


Günlerdir yağmur yağmamasına rağmen kayalıklarda küçük
şelaleler akmaya devam ediyor

Hava iyi kararmadan Ganos eteklerine tırmanmak istiyorum ve
Uçmakdere yi es geçiyorum,
Karanlık basınca bu yolun keyif kaçıracak denli
zorlaşacağını iki yıl önce öğrenmiştim
Ömer ŞİRİN’le beraber 2008 de dağ yollarında 8-10 saat motor kullandıktan
sonra bu rampaları gece geçtik,yetmezmiş
gibi bir de Yeniköy’den Kumbağ’daki
milli park yoluna saptık ki kandil gibi yanan farlarla o yol işkenceye dönüştü,neredeyse ay ışığı
yardımıyla ilerledik,
Ömer önde gidiyordu ve
asfalta kavuşunca yolun ortasında durup asfaltı öpmüş,ortalık zifiri
karanlık ve yolun ortasında onu görünce
panikledim,motoru yatırdım

Uçmakdere çıkışından
itibaren yol yeni asfaltlanmış

Ancak tamamen bitmemiş ve
bazı yerleri hala stabilize,yeni zift atılmış kısımlardan geçmek
zorunda kalıyorum bu yol bittiğinde Uçmakdere,Ortaköy’e
döner herhalde

Yeniköy,Kumbağ üzerinden devam ediyorum ve Tekirdağ’a
girişte hava iyice kararıyor,ancak
trafik yoğun değil ve tempolu bir sürüşle mola vermeden
Çorlu’ya varıyorum.
Akşam haberlerinde"lodos yüzünden Çanakkale’de feribot
seferlerinin iptal edildiğini rüzgarın hızının saatte 60-65 km olduğunu öğrendiğimde
384 kilometrelik bir keyfin üzerine kahve içiyordum