in

Ahmet ERTUR

CoolRider


  •   EMOK un Festivali Kırka - Eskisehir

    Sat, May 31 2008 13:38
    6,623 Okundu  

       


     



    Mümkün olan en hızlı rotayı tercih ettik. Bu rotadan gidip dönmeye karar verdik.


     

     @
     002 - 2006-06-30 20:46

    Festivalin yapıldığı yer enfes bir göl manzarasına sahipti, bakmaya doyamadık... Çam kokusu ve kurbağa korosu da muazzamdı, affınıza sığınarak efekt yapamıyoruz ....


     

     @
     003 - 2006-06-29 18:37


     

     @
     004 - 2006-06-29 17:10


     

     @
     005 - 2006-06-29 17:15


     

     @
     006 - 2006-06-29 21:59


     

     @
     007 - 2006-06-30 07:24


     

     @
     008 - 2006-06-29 06:45

    Festivalin ilk günü, Perşembe sabahı son hazırlıklarımızı tamamlayıp merkezden ayrıldık.


     

     @
     009 - 2006-06-29 14:38

    Serin havada kışlık eldivenler fazla gelmedi. Bir sonrakinde yazlığa geçebiliriz.

    Bursa çevreyolu en son geçtiğimde Mudanya bağlantısına kadar tamamlanmıştı. İnegöl’den az geriye kadar olan kısmın ulaşıma açılmış olmasını görmek bizim için hoş bir sürpriz oldu.

    GPS’in de katkısıyla, yaylada bir vaha tadındaki Festival alanımıza sorunsuzca ulaştık. Kask yerini keplere bıraktı.


     

     @
     010 - 2006-06-29 15:55

    Çadırımızı kurduk. Yağmur başladı… Bizden daha önce gelen Edremit’ten İbrahim abi biraları elimize tutuşturdu . Fakat yağmurdan çadırdan çıkmak mümkün değildi.


     

     @
     011 - 2006-06-29 16:01

    Bu sırada Ali abinin sesine birisi kapıya dayandı… Halik’miş meğer 


     

     @
     012 - 2006-06-29 19:53

    Yaz yağmuru çabuk açıldı. Bazılarımız gölün kenarında keyfe başlamıştı bile…


     

     @
     013 - 2006-06-29 21:47

    İlk günün biraz da detaysız akşam yemeğinden tam tatmin olmadık. Acısını bir şişe şarapla muhtemelen kamp alanının en güzel çadır yerinde çıkardık.


     

     @
     014 - 2006-06-30 11:29

    Festivaller malum dört gün sürüyor. Ben ikinci günlere bayılırım. Yol yorgunluğu geride kalır, yiyecek içecek durumları giderek bollaşır ve çeşitlenir, siz yerinizi kapmışken, yavaş yavaş ahbaplar etrafınızı sarmaya başlar…

    Bunlardan biri de çarşambadan oraya varmış olan Goblin’di. Goblin görmekten en çok mutluluk duyduğum insanlardan biriydi. Çok tatlı sohbetler yaptık derin konulara girdik çıktık.

    Goblin, KTM’yi oraya buraya vururken “Köy köy Türkiye” haritasını parçalamanın eşiğine gelmiş.


     

     @
     015 - 2006-06-30 11:29

    Pes kardeşim, harbi endurocu harita-kitabı… Muhabbet Halik’i de gülümsetiyor.


     

     @
     016 - 2006-06-30 12:20

    Kamp meydanına öğleyin yemek için geçtik; bazı arkadaşlar kaskla topa kafa atma yarışı yapıyorlardı…


     

     @
     017 - 2006-06-30 17:16

    Döndük geriye, İbrahim abi ve yine Edremit’ten İsmail Peker tam tatil havasına girmişler.


     

     @
     018 - 2006-06-30 17:17

    Gördüğü her birikintiye daldığını söyleyen Uzay ve ona uyan Goblin uyarılara aldırmadılar ve gölete girdiler…


     

     @
     019 - 2006-06-30 17:29

    Çadır yerimiz bir harika. Arkası moto-park, önü leb-i derya…
    Hatta bu şahane ambiansı sizlere biraz detaylı göstereyim:
    Ali bey ve CR'ın kampsal ambiansları

    Gece geç saatlere kadar motorlar geldi aralıklarla. Cuma günkü enduro turunu pas geçtik. Yarınki küçük turlara katılmam lazım…


     

     @
     020 - 2006-07-01 11:41

    Emok festivallerinin C.tesi’leri en yakın ilçe, yerleşim merkezinde saygı duruşu ile başlar. Saat onbirde kamp meydanında toplanıp yola çıktık. İstikamet Seyitgazi.

    Bu turda bana, çadırın yanındaki huzurlu ortamı terk etmeyen Ali abi yerine, İbrahim abi eşlik etti.

    Seyitgazi’ye vardık ki, motorcular ortalığı basmıştı…


     

     @
     021 - 2006-07-01 11:45

    Biz biraz geç kalınca, saygı duruşuna katılmayıp gölgeye yerleştik. Ne güzel sürpriz, Zonguldak Motosiklet Kulübü de bu yıl Kırka’da! Gruptan Seyitgazi’ye gelenlerle fotoğraf çektirdik hemen…


     

     @
     022 - 2006-07-01 12:01

    Kısa bir sohbetten sonra, yukarıya Seyit Battal Gazi külliyesi’ne çıktık. Genelde bu tip tarihi yerler belediyelere devredilecekmiş. Bu sebeple, personel sayısı azaltılmış. Yoklukta bize trafik polis memuru rehberlik etmek durumunda…

    O rehberlik ededursun, biz John Freely’ye kulak verelim:
    … Seyit Gazi 740’da Bizanslıların denetimindeki Anadolu’yu işgal eden Arap ordusunda komutanmış, Akroenos (Afyon) yakınlarında bir muhaberede öldürülmüş.
    Türk efsanesine göre, Akroenos’un Rum derebeyinin kızı olan bir Bizans prensesi, yenildiği savaştan önce Seyit’e aşık olmuş, o ölünce de kendini öldürmüş ve ikisi de aynı mezara gömülmüşler. Seyit’in mezarının yerini, Selçuklu sultanı I. Keykubat’ın annesi rüyasında görmüş, Alaeddin hem Seyit’in hem de Bizans prensesinin mezarlarını, annesinin gördüğü yerdeki bir Rum manastırında bulmuş.


     

     @
     023 - 2006-07-01 12:08

    (muhtemelen o zamandan kalma bir vaftiz havuzu)

    Sonra annesi onları bir türbeye nakletmiş ve manastırı da Müslümanlar için kutsal bir yer haline getirmiş. Türbe kısa sürede çok ziyaretçi çekmeye başlamış, özellikle on dördüncü yüzyılın ikinci yarısında Hacı Bektaş Veli’nin burada bir tekke kurmasının ardından ziyaretçiler iyice fazlalaşmış. I. Selim 1512-1517 yılları arasında tekkeyi yeniden inşa ettirip genişletmiş, şimdiki bina o zamandan kalma.


     

     @
     024 - 2006-07-01 12:05

    (Selçuklu ve Osmanlı mimari çizgileri bir arada)

    On yedinci yüzyılda tekkede 200 derviş kalıyormuş. Tekke 1826’ya kadar mevcudiyetini korumuş, sonra II. Mahmut’un Bektaşilerle yakın ilişki içinde olan yeniçeri ocağını ortadan kaldırması sırasında Bektaşi tarikatı da gözden düşmüş. Osmanlı’nın son yüzyılında buradan geçen Avrupalı yolcular tekkedeki bir avuç dervişle, Seyit Gazi’nin bakımsız türbesinden başka bir şey bulamamışlardı. Sonra 1925’te diğer tarikatlarla birlikte Bektaşilik de yasaklandı ve tekkeleri kapatıldı. Yine de ziyaretçiler Seyitgazi türbesine akın etmeyi sürdürdü, zira Seyit Gazi’nin Türk halkı inanışında önemli yeri vardır, nihayet 1950’lerin sonunda hükümet politikasındaki değişiklik sonucu külliye tam bir restorasyondan geçirildi…

    Külliye’de cami, Seyit Battal Gazi, aşkından ölen Bizans prensesi Elenora, Mihaloğlu Ahmet ve Mehmet beylerin,  Ayni Ana ve I. Alaeddin Keykubat’ın annesi, Valide Sultan Ümmühan Hatun’un türbeleri, dersaneler, merkezi ısıtma ve yemek pişirme için kullanılan da sağlayan konik ocakların bulunduğu fırın


     

     @
     025 - 2006-07-01 12:16

    ve iki adet dersane bulunuyor. Dersane duvarlarındaki Arapça yazılar bulunuyor…


     

     @
     026 - 2006-07-01 12:06


     

     @
     027 - 2006-07-01 12:07


     

     @
     028 - 2006-07-01 12:14

    İlginç detaylar da mevcut. İnşaat sırasında bir usta ayak izini duvara bırakmış.


     

     @
     029 - 2006-07-01 12:18

    Yazılar, yunan işgali sırasında silinmek istense de, silinememiş…


     

     @
     030 - 2006-07-01 12:25

    Külliye’den de Seyitgazi şöyle görünüyor.


     

     @
     031 - 2006-07-01 11:58

    Festival alanına dönecek olan M. Binli epey yorgun…  Biz daha Midas Anıtını görmeye gideceğiz.


     

     @
     032 - 2006-07-01 13:37

    Seyitgazi’den yola çıkıp güneye doğru Karaören’den geldiğimiz yolun daha doğusunda ve ona paralel dar yol üzerinden Yazılıkaya’ya vardık.

    Terkedilmiş görüntüsü veren bir tarihi yer girişinin küçük bakımsız bahçesine motorlarımızla doluştuk.

    Bir Ç.kale gezisinde tanıştığımız azılı Africa’cı Altuğ Arca yeni motoruyla bir baktım ki orada…


     

     @
     033 - 2006-07-01 13:48

    Africa’sı hala satılıkmış bilginize, bu deli beygirden de çok memnunmuş. Oldukça azgınmış fakat, biraz daha detaya girip bilgi alınca, benim gibi İstanbul dışında yaşayanların motoru olmadığı (servis-parça-bakım aralığı) ortaya çıkıyor.

    Motorlarımızı park ettiğimiz yerden arkaya geçip Yazılıkaya’nın yanına tırmandık.


     

     @
     034 - 2006-07-01 13:51

    Midas anıtı çok görkemli… Burası MÖ 6.yy’la tarihlenen bir Frig kült anıtı. Yazılıkaya olarak daha yaygın bilinse de, Midas Anıtı olarak anılmasına sebep kayanın sol üst tarafında bulunan MIDAI kelimesi.

    Burası 19.yy başında ilk keşfedildiğinde, Frig Kralı Midas’ın mezarı olduğu düşünülmüş. Daha sonra bereket tanrıçası Kibele için yapılmış bir açıkhava tapınağı olduğu anlaşılmış.

    Bu arada kısa detaylar için internette bir forumdan alıntı yapalım:

    Yüksekliği 1315 metre olan Yazılıkaya Köyü'nün kuzeyinde Eskişehir, batısında Kütahya, güneyinde Afyonkarahisar ve kuzeydoğusunda Seyitgazi bulunmaktadır.
    Yeri tam olarak "Frigya Yaylası" üzerindedir.
    Yüksekliği batıda, bazı yerlerde Türkmen Dağı'na ulaşır.
    Bu yükselti nedeniyle havası oldukça temizdir ve
    Frigya devrinde "Phrygia Salutaris" ya da "Sağlıklı Frigya" adıyla anılmıştır.

    Midas Anıtı tüf üstüne oyulmuş, yaklaşık 400 m2'lik bir alanı kapsayan
    dikdörtgen şeklinde Frig sanatının özelliklerini taşıyan,
    geometrik meandır ( meandır kelimesi Menderes Irmağından gelmektedir, kıvrımlarından esinlenilerek bu ad verilmiştir) motifleriyle süslü bir yüzeydir.

    Anıt, fazla tahrip olmadan günümüze kadar gelmiştir,
    ancak anıtın alınlık bölümünde yaklaşık 2 m. genişliğinde bir çatlak bulunmaktadır.
    Anıtın ortasında yüzeyin mihveri üzerinde 5.5 metre genişliğinde ve 1,44 m. derinliğinde bir girinti (niş) yer alır.
    Anıtın ortasındaki bu girintiden dolayı bir mezar anıtı olduğu düşünülmüştür.
    Ancak bir mezar olacak büyüklükte de değildir.
    Midas Anıtı, Frigya'daki diğer kaya anıtları gibi,
    Kibele (Ana Tanrıça) heykeli koymak amacıyla yapılmıştır.
    Prof. A. Gabriel burada büyük bir olasılıkla bronz bir heykel bulunduğunu ve
    bunun yine metal tutturucularla kayaya tespit edilmiş olduğunu ileri sürer.
    Daha sonraki çağlarda (Hristiyanlık Çağı'nda) bu heykel çalınmış ve şimdiye kadar izine rastlanmamıştır.
    Anıtın üzerinde henüz çözülmemiş üç yazıt bulunur.

    Yazılıkaya üzerindeki Frig yazısı, M.Ö. 6. yüzyılda Örekliler tarafından terk edilen eski Arkaik Grek yazısını andırmaktadır.


    Anıtın hemen yanında volkanif tüflerden oluşmuş, kolayca işlenen (anıtın bulunduğu kaya kütlesi gibi) kayalar bulunuyor. Bunların “Kırk göz” mezarlığı olarak anıldığına bakarsanız, ne amaçla oyuldukları netleşir.


     

     @
     035 - 2006-07-01 13:59

    Arka yüzü…


     

     @
     036 - 2006-07-01 13:44

    Bazı arkadaşlar da fotoğraf çektirmek için fırsatı kaçırmadılar…


     

     @
     037 - 2006-07-01 13:57

    Yazılı kayanın arkasında doğru yürüyüce merdivenlerle inilen aşağıya doğru bir oyuk önümüze çıkıyor.


     

     @
     038 - 2006-07-01 13:57

    “Midas’ın eşek kulakları” sırrının içine haykırıldığı kuyu bu mudur bilinmez, ama hikayesi tam olarak şöyledir:

    Efsaneye göre marsyas adındaki bir satiros gün kırlarda dolaşırken athenanın icat ettiği ancak çalarken yüzü çirkinleştiğinden fırlatıp attığı flütü bulmuş. bir tanrıçanın eseri olduğu için çok güzel sesler çıkaran flütü çalmaya başladı..ve bir süre sonra marifetin kendisinde olduğuna inanmaya başlayarak kendini apollona rakip görmeye başladı. bunun üzerine apollon kazananın kaybedene istediğini yapabilmesi şartıyla marsyas ile bir yarış yapmaya karar verdi.

    Apollonun arkadaşları olan musalar ve phrygia kralı midas yarışmada hakem oldular. apollon gitarı ile çok güzel şarkılar çalarak ortalığı inletti. marsyas da flütü ile ondan geri kalmayarak çok güzel şarkılar çaldı. hakemler tereddüt ediyorlardı. bunun üzerine apollon lirini eline aldı. okadar güzel o kadar hoş şarkılar çaldı ki dağlar taşlar heyecandan titrediler. marsyas apollon gibi çalamayacağını itiraf etmek zorunda kaldı. apollon anlaşma gereği marsyası ölümle cezalandırdı. yarışma sırasında marsyasın tarafını tutarak onun daha iyi çaldığını iddia eden midasa da ceza verdi. onun kulaklarının iyi işitmediğini söyleyerek insanlara özgü kulakları ona uygun görmedi ve midasın kulaklarını uzatarak eşek kulaklarına çevirdi. midas kulaklarından öyle utanıyordu ki sürekli başında bir kalpakla dolaşmaya başladı. fakat berberi saçlarını keserken kulaklarını farketmişti. midas hiç kimseye anlatmama şartıyla berberine yaşamını bağışladı. fakat berber bu sırrı içinde saklamakta çok zorlandı. birilerine söylemezse patlayacağını düşünüyordu, diğer yandan söylediği taktirde kralın kendisini öldürmesinden korkuyordu. sonunda bir gün daha fazla dayanamayarak ıssız bir yerde bir çukur açtı, ve oraya eğilerek yavaşça "haberiniz varmı, kral midas eşek kulaklıdır" diye fısıldadı. bunu söyleyince üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi oldu ve rahatladı. fakat kazdığı çukurun yanındaki kamışları hesaba katmamıştı. kamışlar rüzgarla sallandıkları zaman "midasın kulakları eşek kulakları, midasın kulakları eşek kulakları" diye sırrı her tarafa yaydılar (ekşisözlük'ten).


     

     @
     039 - 2006-07-01 20:04

    Oldukça yakınlaştığımız kamp alanına kestirmeden döndük.

    Biraz sıcak yemiştik, halbuki burada hava serin, muhabbet üst seviyedeydi. Ortalık da bir o kadar kalabalıklaşmıştı.

    “Keyfim için 2 lt. daha yakarım”  Varadero Tolga bey, azılı BMW’ci Uluğ bey Ali abinin orkestrasyonunda marka savaşlarının en muhabbetlisini vermekteydiler.


     

     @
     040 - 2006-07-01 19:58

    Kimileri de hamaklarında dünyadan kopmanın huzuru içindeydi.


     

     @
     041 - 2006-07-01 20:08

    Eski mavi TA’sını muhabbetle anan Alkan’ın BMW'ci olarak bittiği an:


     

     @
     042 - 2006-07-01 18:18

    Biraz oyalanıp yemeğe geçtik, final akşamı için hazırlıklar üst seviyede…


     

     @
     043 - 2006-07-01 18:19


     

     @
     044 - 2006-07-01 18:19


     

     @
     045 - 2006-07-01 19:49

    Bir taraftan "yavaş gitme yarışması" tam gaz devam..


     

     @
     046 - 2006-07-01 18:22

    Bu arada adventure oyunu son sürat oynanmakta fakat biz fevkalade açız:


     

     @
     047 - 2006-07-01 18:21


     

     @
     048 - 2006-07-01 23:05

    Yemekten sonra Ali abiyi çadıra bırakıp Çan’lı motorcu dostum Ahmet Yılmaz ve İbrahim abi ile gürültünün geldiği yere gittik.


     

     @
     049 - 2006-07-01 22:49

    Eskişehir’den bir genç grup ortalığı ayağa kaldırıyordu.


     

     @
     050 - 2006-07-01 22:50


     

     @
     051 - 2006-07-01 22:51

    Ve tabii ki kamp ateşi… Dönüş yolunu düşünüp gecikmeden biz de çadırların yolunu tuttuk…


     

     @
     052 -


     

     @
     053 -


     

     @
     054 -


     

     @
     055 -


     

     @
     056 -


     

     @
     057 - 2006-07-02 07:57

    Eveet… Güzel şeyler çabuk bitiyor, kural burada da bozulmuyor. Sabah erkenden kalktık, millet henüz hareketlenmeden motorlarımızı hazırladık.

    Biz çıkmaya hazırlanırken çevremizde ayaklanmış, yol hazırlıkları başlamıştı…


     

     @
     058 - 2006-07-02 07:57

    İki TA ile kurtlar sofrasında bir dönüş olacaktı ben ve YF için. Kahvaltıda ve hazırlanırken son vedalaşmalarımızı tamamladık ve kamp alanını terk ettik.

    Eskişehir’den Bursa yönüne giderken, İnegöl’e gelmeden Mezit çayının vadisine iniliyor ve biraz da vadi boyunca yol alınıyor.

    Eskişehir’de bir ışıklarda herkesin 100km’lik yakıtı olduğuna mutabık kalmıştık. Buna göre 100 km sonra benzin almaya karar vermiştik.

    Mezit boyunca yol alırken, Pazar trafiği Ali abinin bizden kopmasına sebep oldu. İbrahim abi önde ben arkada bir süre seri virajlarda yol aldık.

    Bir ara önümde yavaşladı, sıfır motorda ne sorun olabilir diye merak ettim ki, ellerini kaldırıp teslim olma jestleri yapmaya başladı birden :shocked: … Meğer benzini bir gün önceki tura çıkarken tripmetreyi sıfırladığından beklediğinden erken bitmişti…

    Benzin bulup almak neyse de, Ali abi Bursa’yı tutar diye stresi içimde katladım. Güvenli bir şekilde motoru yol kenarı, gölge bir mola yerine İbrahim abi ile bırakıp benzin almak üzere, kafamdan dumanlar çıkartarak  :madman: :gunfirej:  aşağıya doğru yola koyuldum.

    2km ileride olduğu iddia edilen benzinlik 7km ileride ve oldukça iptidai çıktı. Hazır gelmişken ben de depoyu fullerim diye düşündüm. Arkam yüklü olduğundan, önce YF’yi yan sehpaya almam gerekti…

    Alır almaz şanzımanın altından ve üstünden birikmiş 50gr kadar motor yağı motorun altını ıslattı :bricks: . “Ulan GS’i haybeye almışım!” tezim bu noktada çürümüştü. Büyük ihtimaller krank keçesi bizi terk etmişti. Motor yağına baktım hemen hiç kalmamıştı. İbo’nun benzinini iki litrelik pet şişeye doldurttum. Kurşunsuz benzinden başka bir şey olmadığından, Ç.kale Shell’de bana hediye edilen kurşun muadili katkıyı yanıma almış olmam işe yaradı  .

    Bu sırada, telefonum çaldı. Açık kalmış olması mucize! Ali abi yaklaşık 40km ileride bizi bekliyormuş  . Bu şimdilik iyi haber…

    Benzin dolu pet şişeyi 7 km yukarı salimen çıkarıp İbo’ya verdim. Sebep olduğu uygunsuz durumdan mahçup İbo hemen depoyu doldurdu ve önlü arkalı yola çıktık.

    Ali abi ile yolda buluştuk ve İnegöl’de bir benzinlikte TA’lar fullendi.

    Burada benden daha “cool” BMW sürücüleri olduğuna uyanacaktım.


     

     @
     059 - 2006-07-02 12:13

    Arkadaşlar benzin alırken yere bıraktığım yağlara bakıp kendi derdimi bırakmış, yarattığım pislikten utanır olmuştum. Ufak bir yağ ilavesi yapıp tekrar yola çıktık. Az ilerde Bursa çevreyolundaydık.

    Otobanda önde ben yol alıyordum. Sürekli motoru dinliyor, arka teker ve asfalta bıraktığım yağın sürüşü, giderek azalan yağın performansa etkisini hissetmeye gayret ediyordum.

    Sıcak ve kuru asfalt YF’nin sabrı ile birleşince, geldiğimizde olduğu gibi 120-130-140 rahatlıkla yol alıyordum. İnanılmazdı.

    Susurluk’a kadar sürüş etkisinde en ufak bir fark yoktu. Sanki arka tekere yağ püskürten bir motor kulanmıyordum. Sanki her şey yolundaydı!!!

    Susurluk’ta Yörsan’da benzin ve yemek molası için tekrar durduk. Yağ basıncının düştüğünü artık lambam da teyit ediyordu. Benzini, yağı ve midelerimizi fulledik, yola çıktık. Evde sayılırdık artık…

    Buna rağmen İbo’nun içi rahat etmedi; sağolsun iki sefer daha mola verdiler Ali abiyle, sırf benim arka tekeri iyice bir yıkamak için. Tuhaftır, güvenlik nedeniyle, çok az sürüş keyfimden feragat etmiş olsam da en ufak bir kayma vs. yaşamıyordum :shocked: .

    Krank keçesi veya o noktada sorun olduğunu, Balıkesir’de debriyajın bir iki yerde kaçırması teyit etti . Ortadaki bu sorun hariç motorun önü ve arkası kusursuz işliyordu.

    Mekanik açıdan o kadar olmasa da, kafaca güç bela merkezi bulduk. Yüklerimizi boşalttıktan sonra, güzel geçen birkaç gün ve biraz heyecanlı dönüşün getirdiği hoşlukla “merkez”den ayrıldık.

    Gönderilen May 31 2008, 01:38 PM Yayınlayan Ahmet ERTUR Ne ile 6 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x