|
Kaç yıldır hayalini kurduğumuz Ege_Akdeniz turu nihayet bu yıl gerçekleşecek kadar yakınlaştı bize. Vakit ve nakit bileşenleri bu yıl bir araya gelip bize “hadi artık, gidin” demelerini hiç ikiletmedik ve 27 ağustos cumartesi günü yola çıktık, buyrun yol hikayemize
İlk gün hedef her zamanki gibi canım memleketim, Kuzey Ege’nin narin parçası Edremit, eşim annesine, bende annemlere gidip bir gün süren akraba, eş dost hal hatır ziyaretinden sonra Pazar günü sabah erkenden (saat 7,30) önceden belirdiğimiz hedefimiz olan Kuşadası/Davutlar/Güzelçamlı köyüne rotayı çevirdik.
Geziye çıkmadan Çanakkale Çıkışındaki Karasu Shell benzinliğinde depoyu fullemiştim 14-lt benzin ile XT tıka basa doymuştu, İzmir Aliağa civarında benzin yedeğe düştü hemen yol kenarındaki petrol ofisi benzinliğine girdim depoyu tekrar fulledim, 12,5-lt benzin ile depo tekrar doldu. Çanakkale’den bu yana kat ettiğimiz yol ise 278-km idi. Bu ise tüm tur boyunca en az yakıtla alınan en fazla km idi. XT deposu 15-lt benzin almakta ve 12-lt benzin tükettikten sonra yedeğe düşmekte olduğundan tur boyunca 12-lt yakıt ile genelde 255- veya 260-km civarında yol aldık.
 001 - 2002-07-03 20:24
Edremit/Güzelçamlı arası yol oldukça yüklü ve artçılı XT’nin keyifle mırıldanan motorunun sesi kaksımın içine ulaşarak bana güvende olduğumuzu söylüyordu. Ortalama 90-km hız ile yol aldık bu da hem her şeyin kontrol altında olmasını sağladığı gibi önemli miktarda yakıt tasarrufu da sağladı.
 002 - 2006-08-27 13:31
“http://www.guzelcamli.com/” Kuşadası’ndan Söke’ye giderken, Davutlar istikametine donulup, Davutlar'dan 7 km sonra ulaşılan, Panionion'u, Zeus mağarası, Dilek Yarımadası Milli Parkı bulunan kendi halinde sakin bir belde. Hotel Amsterdam’dan daha önce yer ayırtmıştık. Sahilde hoteli biraz aradıktan sonra nihayetinde bulduk ve odamıza yerleştik.
 003 - 2006-08-28 07:53
Gayet güzel bir yer, yarım pansiyon kişi başı 17,5-ytl, tavsiye edilir.
 004 - 2006-08-27 14:45
Biz Güzelçamlı’ya saat 14.30 gibi varmıştık, Motordan gerekli eşyaları indirip odamıza yerleştikten sonra hemen etrafı keşfe çıktık. Milli park ve Zeusun mağarası ilk hedef:
 005 - 2006-08-27 14:46
Mağaranın içi ve su buzzzz gibi, eşim suya girmedi ben girenlerden cesaret edip suya atladım ve titreyerek çıktım, suyun şifalı olduğu söyleniyor, cilde ve saça iyi geliyormuş, tadı biraz acımsı, ufak pet şişeyi suyla doldurdum, eşim kullanmak ister filan saçını yıkar diye ama o su tüm tur boyunca motorun ön çamurluğunun üzerinde bizimle beraber dolaştı, kullanmak bir türlü nasip olmadı ve hala evde durmaktadır!!!
Pansiyona dönüp bu seferde denize girdik sahili, kumu mükemmel ve aşırı dalgalı olmadıkça denizi akvaryum gibi. Karnımız zil çalmaya başlamıştı sabahtan beri yol molalarında atıştırdıklarımızdan başak bir şey yememiştik, giyinip sokağa çıktık, güzel bir lokantada karnımızı doyurduk yemekler güzeldi, tas kebap, salata ayran vs hesap 11-ytl. Yaşasın ekonomik tatil.
 006 - 2006-08-28 10:07
Belde halkı çok sıcakkanlı hemen muhabbete başlıyorlar, gece kaavede oturduk geç vakitlere kadar muhabbet ettik, ortama genelde Fransız turistler ile angaralılar hakim, çok 06 plaka araç gördüm. Sakin kafa dinlenesi bir yer, gece otele yatmaya giderken 2 bira aldık ve pansiyonun balkonunda gece sessizliği dinginliği içinde uzaklara dalarak biralarımızı içip günü yorumladık, bu arada haberlerde Marmaris’te patlamalar olduğunu duymuştuk, bizim hedefimiz ise ertesi gün Bodruma gitmek orada bir gece kaldıktan sonra feribotla Datça’ya geçmek ve Marmaris’te konaklamaktı, durumu değerlendirmesi yapıp, gezinin Bodrum ve Marmaris ayağını iptal edip direk Fethiye’ye gitmek fikri ağır bastı, artık yeni rotamız belliydi: Ölüdeniz…
Derin bir uyku sonrasında sabah 07.00 ayaktayız, hemen motoru yükledim ama akşamdan erken gideceğimizi söylediğimiz halde kahvaltı hazırlanmadığından, mecburen oyalandık, saat 08.00’de açık büfe kahvaltı başladı, güzelce karnımızı doyururken bir yandan rotamızı çıkardık; Davutlar-Söke-Milas-Yatağan-Muğla-Ula-Köyceğiz-Ortaca-Dalaman-Fethiye-Ölüdeniz
Planladığımız saatten çok sonra saat 09.00 gibi yola çıkabildik.
Yol manzaraları:
 007 - 2006-08-28 09:23
##
 008 - 2006-08-28 14:27
##
 009 - 2006-08-28 14:18
##
 010 - 2006-08-28 14:03
##
 011 - 2006-08-28 15:32
Ölüdeniz: http://www.babadag.com/main.php?lang=TR&p=gallery
Bafa Selimiye civarında yakıt takviyesinden sonra, yollarda verdiğimiz kısa molalar ile Ölüdeniz’e yine saat 15.00 civarında ulaştık, daha önce enduroturk grubundan “M. Emre KANCA’nın” çok işime yarayan muhteşem önerileriyle (mesela hemen birini yazayım: lagüne kaçak giriş tiyosu; sugar kampingin sahilinin kıyısında bulunan kanoların önünden karşıdaki çam ağaçlarının yanında belli olan geçitlerden birini hizalayıp yürümeye başlıyorsun, su beli geçmiyor zaten, lagüne gelince zaten orada giriş yapılan geçitler&patikalar kıyıda oldukça belli oradan içeriye sızma harekatını başarıyla tamamlıyorsun) belcekız sahile indikten sonra sağa dönüp lagünün giriş kapısının yanındaki yoldan ilerleyip 150-mt kadar ilerdeki sugar kampinge geldik elemanla konuştuk çadır fiyatı kişi başı 7-ytl fiyatta anlaşamadık, hemen yanındaki Suara kampingde ise kişi başı 5-ytl, kamping işletmecisi İsa ile konuşup anlaşarak, sabah güneşinin de geleceği yeri hesaplayıp ona göre çadırımızı en koyu gölge olan yere kurduk;
 012 - 2006-08-28 15:33
##
 013 - 2006-08-29 18:24
##
 014 - 2006-08-30 11:11
Fethiye’ye 12 km uzaklıkta yurdun doğa harikalarından biri. Denize açılan sahil tarafı ile gölden oluşmakta, denizlerin sahip olduğu en iyi renk orda, mavi, turkuvaz ve çeşitli tonlar, ortam şahane tam mavi lagünün içinde kampingimiz, etraftan manzaralar;
 015 -
##
 016 -
Tuz oranı yüksek olduğundan mıdır nedir bir türlü suya batılamayan çarşaf gibi masmavi bir deniz, yeşillikler arasındaki doğa harikası olan mavi lagünde yüzmeye doyamıyor insan, aynen çocukluğumuzda yaptığımız gibi el ve ayak parmaklarınızdaki deriler buruş buruş olana kadar çıkamıyorsunuz sudan, ancak yanınızda mutlaka ama mutlaka yanınıza palet ve gözlük olması lazım, sonra kıyıda kabuk toplamak atraksiyonları gereklidir, daha sonra ise şöyle bi kafayı kaldırıp; aha ulan şu paraşüt birazdan kafama inecek galiba diye yusuflanmak, havadaki paraşütleri ve ustaların yaptığı taklaları saymak, lazım diyorum.
 017 - 2006-08-29 18:48
Babadağ en iyi paragliding alanlarından biriymiş öyle dediler, ulan dedim bizde bi atraksiyon yapıp deneyelim şu paraşüt olayını, gittik fiyat sorduk atlayış kişi başı 125-YTL imiş ve 45 dakka filan sürüyormuş atlayış, waşşşş aga bu fiyat bozar deyip, vazgeçtik ve atlayanları seyretmekle yetindik;
 018 - 2006-08-29 19:00
##
 019 - 2006-08-29 19:00
##
 020 - 2006-08-29 18:56
##
 021 - 2006-08-29 19:21
Geceleri ise Babadağ’ın ardından ayın doğuşu alkol sahilde eşliğinde bünyeye iyi geliyor, bir daha gidilesi, gidip de dönülmeyesi mekan kanımca;
 022 - 2006-08-29 18:41
Anlaşılan burada birkaç gün kalacağız…. *** Ertesi gün çadır komşumuzun tavsiyesi üzerine yat turuna çıkmaya karar verdik. Sahilde yerleri var gittik konuştuk;
 023 -
Kişi başı 15-Ytl öğle yemeği dahil, biraz pazarlık kişi başı 12,5-ytl anlaştık, bileti alıp çadır kampa döndük, yan çadır komşumuz Fethiyeliymiş, kendisi tarımda memurmuş, izne ayrılmış hediyelik eşya yapıyor ve standında satıyor, eeee iki memur bir araya gelince iyi anlaşıyor haliyle, ondan da iyi tiyolar aldık, şöyle ki; etraf İngiliz turist kaynıyor, küçük bir yer haliyle çok pahalı ve avro geçiyor her yerde zaten. Küçük su 1-ytl, yani normal şartlarda bizim burada fazla kalmamız mümkün değil, ama arkadaş sağ olsun alışveriş yapılacak mekanları öğretti, Sahile ilk inerken girişte sol köşede Tokgöz market var fiyatları diğerlerine göre nispeten iyi, ayrıca köyceğizde üretilen Sadras marka su var 5-lt’liği 1,5-Ytl, ve bu tokgöz marketten devam eden sol taraftaki yola gir 100-mt sonra sola dön (bu dediğim çarşı caddesi oluyor) yukarıya devam et caddenin bittiği yerde karşıda çeşme var suyu içiliyor (Camiye yakın bir yer) tüm yerli halk içme suyunu oradan dolduruyor bizde kaldığımız sürece oradan su doldurduk, kampta buz dolabı vardı. Yemeklerimizi kendimiz pişirdik dışarıda hiç yemedik, zaten tüm dağcılık kamp ekipmanlarımızı yanımıza aldığımızdan, tüm mutfak gereçlerimiz vardı, dışarıdan bir şeye gereksinim hiç duymadık.
 024 -
Gece hayatı daha çok yukarıya yani Hisarönü’ne kaydırılmış, Ölüdeniz’de de bar var ama asıl yoğunluk Hisarönü’nde ve gece dörtlere kadar eğlence devam ediyor. Etraf dediğim gibi yabancı ağırlıklı, her yer avro, bazı mekanlarda fiyatlar YTL ile de yazılmış ama o kadar uçuk değil misal bira 5-ytl…
 025 -
Ölüdeniz hakkında efsanelerde varmış onları da dinledik ve iki tanesi birbirine benziyor çok, ilk hikayede prenses ve prens fırtınaya yakalanır, belcekız denilen yere kadar gelebilirler ama prens suya düşerek ölür, bir sure sonra ölüdeniz koyuna giren tekne sığ sularda durulunca prenses de üzüntüden dolayı intihar eder, ikinci hikayede ise, kral ve oğlu yine fırtınaya yakalanır, oğlu ölüdenizin olduğu yerde fırtına olmadığını söyler, babası geminin oraya gitmesini ister, ama yine belcekız sahilinde sular durgun olmadığı için babası kızıp oğlunu oldurur. Efsane işte…
 026 -
Ertesi gün 10.00’da sahilde yerimiz almıştık, gidenlere tekne turu yapmaları şiddetle tavsiye ediyorum, teknede öğle yemeği alabalık veya tavuk, ancak yemekler zayıf çok da karın doyurmuyor, çantanıza mutlaka karın doyurucu yiyecek ve su alın, teknede haliyle pahalı gıda her şey, mola verilen tüm koylarda o cam gibi denizde mutlaka yüzdüğünüzden harcanan enerjiyi teknenin verdiği yemek karşılamıyor aç kalırsınız ona göre…
 027 -
İlk durağımız efsanevi Kelebek vadisi,
 028 -
ilk önce vadi sakinleri ile gezi tekneleri hakkında ekşiden bir yorum;
“Ölüdeniz ve Fethiye’den kalkan günlük gezinti teknelerinin doyum durumunda cızırdayan hoparlörlerinden yükselen tuhaf müzikler eşliğinde sahiline demirledikleri, dip dalgası nedeniyle bordolar birer metrelik aşağı yukarı uzanımlar yaparken, ıslandıkları için küfürle karışık çığlıklar atarak tekneden inmeye çalışan orta sınıfın sahile iner inmez "ula burası mı kelebekler vadisi?" hayretiyle sordukları ardından kumların üzerindeki sazlık bara kapağı attıkları mekandır. bir saatlik ziyaret zamanı içinde, birkaç kişi sahilden onbeş metre kadar içeriye sokulup terliklerinden içeri giren küçük taşları ayıklamaya çalışarak kelebek görmeye çalışırken diğerleri oturdukları barda birbirlerine anlamlı soruları sormaktadır. sarışın kadın saçları ile oynayarak: "ayyy rıza, hippi dedikleri şey şunlar mı?", rıza, ise serdar'a dönerek :"hocam aslında bırakacan işi gücü, gelecen buraya, şu saz kulübelerde yaşıycan bütün yıl" demektedir, bu şekilde bir saat geride kalırken, az önce zar zor indikleri tekneye ağır ağır binen ahali sahili terk ederken, yeni bir gezinti teknesi sahile yanaşmaktadır. gidenlerden geriye kalan ağzı çikolata lekeli çocuğun kumların üzerine attığı kırmızı kola kutusu ve denizin üstünde teknelerden yadigar köpüklerdir.”
 029 -
Biz tekne gezisi katılımcıları olarak aynen bu yazarın betimlediği durumdaydık, 1 saatlik molada etrafı keşif etmek dışında seçeneğimiz yoktu, fiyatlar vadide uçuk misal; bungalovlarda bir gün kalma 35 ytl, çadır 15 mi 20 ytl’mi ne,işletmeci sadece para kazanmaya odaklı sanırım, soğuk meşrubat bulmak bile zor.
Şelale vs.yi gezmek 4 ytl, ama eğer yandan tarlaya girip ilerideki birleşen yola vararak şelale parasından da yırtmak da mümkün, bunu da tiyoların arasına yazın. Vadi hakkında yorumlarıma gelince hayalimde canlandırdığım gibi çıkmadı maalesef, Bizim memlekette hayıt denilen bir bodur bitki var, (şifalıdır) oranında her tarafı bu hayıt tarlasından oluşmuş kurak bir mekan, çardağın arka taraftan (personelin kullandığı kapı) oradan girdim biraz ilerledim etraf aynı, eşyalar sağa sola atılmış, artan yemekleri döktükleri bir çukur var, tarla açtıkları düzlüğe ekiliş yapmışlar, aslında bizim planımızda orada da bir gece kalmak vardı ama gerek fiyatlar gerekse kurulan çadırların direk güneşin altında kumda olması bu planı iptal ettirdi bize…
 030 -
Lagündeki çadır komşumuz da şöyle demişti:
Orası o kadar anlatıldığı gibi bir yer değil tekne turuyla git beğenirsen kal, boşuna çadırı filan söküp eşyanı toplayıp da gitmeye kalkma muhtemelen beğenmezsin geri gelirsin.
Iyi ki onu dinlemişim, ama sevenleri için kendimi en azından şöyle savunayım; betondan, trafikten, insan yoğunluğundan bıkanlar için sakin doğayla iç içe bir mekan kelebekler bir nevi kurtuluş yeri gibi bunalanlar için ama benim gibi taşrada yaşayanlar için zaten kelebekler gibi bir yerde yaşam sürüyorum/z, yani yaşadığım coğrafyadan çok da farklı değil orası. Önerim orada kalacaksanız mutlaka tekne turlarının birine katılın ve görün ortamı, beğenirseniz zaten akşam üzeri özel olarak tekneler servis yapıyor oraya, eşyalarınızı alıp tekrar gidersiniz…
akabinde tekne devam etti ve bir sürü koyda mola verdikten sonra “gemiler adası”nda tekrar mola verdi önce ada hakkında kısa bilgi:
“Fethiye’de kaya koyundadır gemiler adası ve st.nicholas adası diye de geçer, üzerindeki V. yüzyıla ait yoğun kalıntılar arasında dört büyük kilise ve bir çok şapel bulunmaktadır. adanın zirvesinde bulunan iki büyük kilise ile doğu yönde yer alan kiliseyi birbirine bağlayan üzeri tonozlu yaklaşık 80 m uzunluğunda bir tünel ilginç bir yapı grubu oluşturmaktadır”
Adanın karşı kıyısında muhteşem koy var ve koy oradaki bir köy muhtarlığınınmış ve muhtarlık kamping olarak işletecekmiş burayı, o kadar güzel bir koy ki, bayıldım, koy- gemi adası ve aradaki doğal liman muhteşem, eskiden korsanlar gemiler burada saklanır konaklarmış, ada ise ayrı bir güzellik mutlaka gezmek görmek gerekir.
Kalıntılar arasında zevkle tırmanıp tepeden etrafa bakmak, beşinci yüzyılda inşa edilen kilisenin tabanındaki mozaiklerin ince işçiliğine hayran hayran bakmak, patikadan inerken orada yol üzerinde bulunan keçi boynuzu ağacının meyvelerini toplayarak oturup mola esnasında yemek bir ayrı zevk. Gemiler adası-karşı köy muhtarlığının koyu-doğal liman kanımca kelebeklerden çok daha güzel ve bakir…
Ölüdeniz de 3 gün su gibi geçti, yola çıkma tura devam etme zamanı gelmişti…
 031 - 2006-08-31 11:25
Yine çadır komşumuz ile kamp işletmecisi İsa abiden aldığımız öneriler doğrultusunda Saklıkent'e uğramak ve yola öyle devam etmek fikri ağır bastı. Fethiye’de tekrar yakıt takviyesi yaptıktan sonra ana yolu takip edip, Gerişburnu girişinden sonra Kadıköy ve Arsaköy'ü geçip Saklıkent'e geldik;
 032 -
Giriş 2,5-ytl kişi başı. Burası için nerdeyse boşuna 70-km yol yaptım ve tekrar da geri yoluma dönmek için yapacağım, üzerimizde kıyafetlerin ağırlığı, sıcak bir yandan, motoru emanet edecek yer bulamamak, sinirlerimizi gerdi. Sonuçta "ne olursa olsun" diyerek biraz eşya yanımıza alıp bıraktık motoru öylece girdik içeriye.
Duvarları uzun bir kanyon, ve çay akıyor, görmesek de olurmuş dedirten bir yer geldi bana açıkçası. İçeride oturacak yerler var, vadinin içine doğru ilerlemek asıl güzel yerleri görmek lazım ama bu kıyafetlerle ve eşya ile mümkün değil, kös kös oturduk biraz ve geri çıktık…
Ara not: Bu tur boyunca en çok yıldığım şeyler
1-) pil parası, 2-) ören yeri giriş parası…
Dandik bir dijital foto makinesi vardı ilk modellerden, bir de Canon Eos Elan Slr makine.. allahım sinirden öldürdü beni her iki makine de.
Dijital denilen şerefsiz tam bir pil düşmanı. 10 pozda bitiriyor 4 adet kalem pili, geziye çıkmadan öncede 512-mb hafıza kartı da almıştım, bir de varta 4 kalem pil ile şarj cihazı, biz daha İzmir’e varmadan pilleri yolda düşürdük zaten. Sonrasında her seferinde 4 duracell pile 5 veya yerin turizm potansiyeline göre 7,5-ytl vererek pil alma rekoru kırdım. Kemer'de yine şarjlı pil aldım ama sonuç yine fiyasko.
Analog makine de aynı numarayı yaptı, ona da pil almak zorunda kaldım ama o pil de bayat mıdır, yoksa makinede mi bir ayarsızlık vardır nedir, flaşlı çekimlerde makine kilitlendi hep. 3 makara film çektim dönüşte 1 makara film, varta pil şarj cihazı ve lucido kafa lambamı da ekmişim bi yerlerde, nasıl sinire kestim anlatamam. Yani tur boyunca pil ile ören yeri girişleri beni çileden çıkardı, çoğu yere de girmedim zaten… Elde kalan 2 makara filimden de 45 foto çıktı diğerleri yanık. Ilerleyen bölümlerde göreceksiniz bazı fotoğrafların üst kısımları karanlık çıkmış, tam bir fiyasko…
Turizm bakanlığı ise nerde bir yıkıntı veya su&kanyon var, yolun başına bir kulübe iki de memur koymuş, gelenden geçenden deli dumrul misali para alıyorlar. 2-ytl, 2,5-ytl, 5-ytl, yerin popülerliğine göre tarife var, Konuyla ilgili link aşağıda:
http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF03077CA1048A183443226EA3595D04AA
 033 -
Her neyse, "Saklıkenti de görmüş olduk" dedik ve geri yola koyulduk, ilk hedef Kınık üzerinden Patara. Sapaktan girdik, stabilize, kötü bir yoldan geçip ulaştık ki bir baktım yine bir kulübe ve memur:
-haydaaaa, hemşerim kaç para? -abi kişi başı 2 y-ytl, -kardeşim bak ben de memurum, üstelik kılık kıyafet halimizi görüyorsun denize girecek, yayılacak halim yok. Motordan hiç inmeden bakıp çıkacam, üstelik her ikimizde öğrenciyiz, kimliklerimiz var, bari öğrenci indirimi yap? -Yok olmaz ille de para 4 ytl, - hımsss hırrr pataran senin olsun girmiyorum, -bana ne girmezsen girme, -
Aynen döndük geri. Zaten Saklıkent'e bayıldık 5 kağıt, biz o parayla buzzz gibi 2 şişe efes bira alır, içer, daha çok keyif alırdık vallahi. Onca yol boşuna gitmiş olacak diye mecbur girmiştik zaten ve de tel örgüden görülebilen yere kadar gittik. Ancak kapıdan gördüğümüzden çok da fazla bir şey göremedik.
Sabahtan beri iki fiyasko! Alla alla "dur bakalım ne olacak, daha neler var bugün payımıza düşen" deyip verdik gazı, Kalkan üzerinden Kaş’a doğru, Kaş’a gelmeden yol üstü bi yerlerde güzel manzaralı bi çeşme başına kurulup açtık çilingir sofrasını, yayıldık güzelce karnımızı doyurduk. Domates, biber, peynir ekmek eşliğinde yoldan gelen geçenler de bize el sallıyor bazen. Biz de onlara el salladık, herhalde yabancı filan sanıyorlar dedik.
Sonuçta yine saat 15.00 civarı Kaş'tayız, küçücük bir yer, ama aradığım yeri bulmak ne mümkün dolandım durdum, Kaş Kamping'i bulamadım. Sonra Gima mı, Migros mu ne var çarşıda, durduk onun önünde, yayıldık kaldırıma. Bir şişe su alıp bir yandan içip, bir yandan bakınıyoruz etrafa. Birisi geldi yanımıza, selam sabah, "nereden geliyorsunuz?", "kaç yapıyor?" faslından sonra sordum ona:
-kaş kamping nerede kardeşim? -Bilmiyorum abi -eyvallah… -:eek:
 034 - 2006-09-01 12:08
Sonra Hakan’ı aradım (vietkong)
- Hakan Kaş'a geldik biz, nerede bu Kamping? Aradım aradım bulamadım ben, bu küçücük yerde... -Abi, devlet hastanesini bul, onun yoluna devam et, ileride göreceksin zaten. -ok sağol.
Yine dön dön hastane ara yok. Hastaneyi bulamadım ufacık yerde, hayret... Tarif ediyorlar, "çarşının oradan, yuvarlaktan dön çıkarsın" diye ama çarşıya kadar birkaç tane yuvarlak var. Hangisi bunlardan yahu!! Bir yandan da pansiyonları, lokantaları kesiyorum, fiyatlar çok uçuk. Ufacık sokaklar, sıcak beynime geçmiş zaten, en sonunda bi XT gördüm sevindim. Ona sordum, sağolsun "beni takip et" dedi, götürdü oraya kadar.
Kampingi bulduk, yol kenarında yamaçta zeytin ağaçları altı bir yer. Girdik içeriye, selam sabah, sordum görevliye:
-kaç para arkadaş? -kişi başı 10-ytl, -ne veriyorsunuz 10 ytl’nin içinde? -çadır yeri, deniz, duş, daha ne verelim, -alla allaa, sen allahın denizine parayla mı sokacaksın yoksa bizi? çadır kendimin arkadaş, kiralık istemiyorum, -olsun abi, git bak limanda bir duş al kaç para gör. 5 veya 7,5 ytl alıyorlar bir duşa. Burada istediğin kadar gir, akşama kadar da çıkma sudan para almıyoruz, -yok arkadaş, ben su kaplumbağası mıyım ki suyun altından çıkmayayım. Hem Ölüdeniz'de kampingler 5 veya 7 ytl, Olymposta 15-ytl kişi başı, buna sabah ve akşam yemeği dahil, sen uçmuşsun... -hadi yaaa yalan söylüyorsunuz, ben telefon ediyor, soruyorum sağa sola, yok öyle birşey... -sana niye yalan söyliyeyim yahu?, kaldığım yerin adı "XXX", alla alla, -sen bak kampa bir, ama fiyat daha aşağı olmaz, -
Etrafa bakındım. Eski model bir XL600 gördüm, yabancı plaka. Acerbis big depo, yan çantalar... Ona baktım biraz, sonra etrafa bir daha baktım. Zeytin ağacının gölgesi olmaz, yanar burası, yamaçlara setler yapmışlar, al sana kamping. İşim olmaz deyip verdim gazı çıktım gittim. Adam baktı kaldı arkamızdan, o "mecbur kalacak bunlar sanıyordu herhalde…
"Var bugün bir ayarsızlık" dedim kendime. Kaş’ta bu fiyatlarla kalmamız mümkün değil, bozar bizi burası.
Demre’ye doğru yol almaya başladık... Demre'ye gelirken etrafta seraları görmeye başladık, her taraf sera, yer gök kaplı, ayna gibi parlıyorlar. Enteresan görüntü veriyorlar, her neyse Demre’ye geldik. “yolcu07” nickli Zekeriya arkadaşım var enduroclub’ten, onu aradım hemen geldi.
Selam sabah faslı filan, bizim niyet Olympos'a devam etmek ama Zekeriya bizi bırakmadı, "illa kalacaksınız, bizde misafir olacaksınız" dedi. Sağolsun bir gece onlarda kaldık. Bizi çok güzel ağırladılar, buradan tekrar selam ediyorum misafirperverliklerine. Biz de onları Çanakkale’ye bekliyoruz, zaten gelsin diye Zekeriya’nın kitaplığından bir kitap aldım, Olympos'ta okumak için. "Çanakkale’ye geldiğinde geri veririm" dedim:
 035 -
Akşamüzeri Zekeriya (onda da xt350 var birde yeni fazer almış) ile beraber gezdik. Sahili, etrafı, tüm şehri güzelce dolaştık. Demre bakir kalmış bir yer. Etrafındaki komşu ilçelerle kıyaslandığında turizm henüz tam bulaşmamış Demre'ye. Daha çok tarım seracılık ekonomisi hakim, dağın taşın içine bile zemini düzleyip seralar inşa ediyorlar, takdir edilesi bir yer…
Burada da Aya Nicola kilisesi var. Hani şu Noel Baba'ya ait olan kilise. Müze kişi başı 5-ytl, öğrenci indirimi filan yok. Biz de girmiyoruz, önünde bir fotoğraf çektirdik. Tamam yeter, görmüş kadar olduk, almayalım kalsın...
 036 -
Ertesi gün toplanıp, vedalaşıp yola koyulduk. Hedef Olympos. Tam ana yola çıktım, yol kenarında bir F650 gördüm. Döndüm yanaştım, konuşmaya başladık. Meğerse Motoaktif'ten "GRKM" nickli Görkem SURUCU imiş,
-siz nerden geliyorsunuz? -biz yukardan Fethiye tarafından geliyoruz, Olympos'a devam edeceğiz, siz? -Biz de Olympos tarafından geliyoruz, yukarıya doğru devam edeceğiz. -hadi hayırlı yolculuklar, -size de...
faslından sonra tekrar yola koyulup Finike ve Kumluca üzerine devam ettik.
 037 -
Kumluca'da benzin takviyesi yaptıktan sonra hedef önümüzde belirmeye başlamıştı:
 038 - 2006-09-01 04:05
Yoldan sapıp aşağıya inmeye devam ettik.
 039 -
Tam o sırada bir yağmur bastırdı. Kaçacak delik arıyoruz, aşağıda yol sapağında Orman işletmenin yangın bekleme yerine sığındık. Sağolsunlar yangın hazır ekibi, yağmurun dinmesini beklerken çay demlediler, çay içtik sıcacık, sonra da bir sohbet, iyi geldi. Yağmur dindi, teşekkür ederek oradan ayrıldık ve Olympos'a, Kadir'in Ağaç Evleri'ne geldik:
 040 - 2006-09-04 22:08
http://www.olympostreehouses.com/
Ekşi Sözlük'ten Kadir'in Ağaç Evleri hakkında bir yorum:
“Sonbaharda 3 günlük bir ziyaretin ardından kesmeyince ocak'ta mecburi tekrar ziyaret edilen, deli gibi özlenilen harikulade mekan.. 2 kere üst üste tecrübe edilmesine rağmen her ikisinde de aynı keyfi aldığımı rahatlıkla ifade edebilirim. kadir'in ağaçların üzerine inşa ettiği tahta evlerde sabahları tertemiz dağ havası ve etrafta cıvıl cıvıl hippi tarzı gençlerle uyanmak tarif edilmez bir ayrıcalıktır. yabancılık çekilmez orada; o ülke sınırlarına dahil olduğunuz an, kanka oluverirsiniz herkesle. gece hangar'ın hemen önündeki ateş başında söylenen şarkılar, okunan şiirler belli bir saatten sonra tek bir sesten çıkar olur artık. sonra bir bakmışsınız hiç tanımadığınız yabancı bir el, en samimi duygularla tutmuş kolunuzdan öküz bar'a getirmiş sizi sabaha kadar tepinmek, daha da kaynaşmak üzere..
Avustralyalı sempatik barmen, alakasız sırlarını paylaşır olmuştur sizle ertesi gün. İngilizce pratiğin kayıp cennetidir aynı zamanda burası. her milletten insanın gelip kaldığı, ama herkesin kendini aynı milletten gibi hissettiği tahtadan, ütopik bir cennet!!
kadir'in ağaç evlerinin hemen önüne diktiği ağaçlardan meyve aşırmak işin eğlencesidir.. yeşilin üstünde öbek öbek turuncular cezbeder sizi; portakal sanırsınız. ceketinizin ön kısmı sizi hamileymiş gibi gösterene kadar sıkış tepiş bu meyvelerle doldurulur ve çocukluktaki afacanlıkla ortalık şöyle bir kolaçan edildikten sonra odalara çıkılır. afiyetle yenmek üzere turuncu meyve bir güzel soyulur, ağza atılır ve akabinde böğğğk efektiyle tükürülür. çünkü binbir maharetle aşırılan bu meyve aslında sadece reçeli yapılan buruk tadı olan bir turunçtur..
bu masal ülkenin sınırlarından çıkmak istemezsiniz; akşama kadar pofuduk minderli hamakta uyusam da kimse ellemese dersiniz gecenin verdiği yorgunlukla.. ama gezecek çok yer vardır. önce limana gidilir; tatlı suyla tuzlu suyun birleştiği o eşsiz güzellik tarif edilebilecek cinsten değildir.. kışın o soğuğunda atmak istersiniz kendinizi maviliklere doğru. ve hatta atarsınız...
akşama doğru çıralı'ya gidilir; sönmeyen ateş görülmek üzere. batmakta olan güneşe hızlı olması için yalvarılır adeta.. çünkü anca karanlıkta çıkarılır çıralı'nın tadı. sonra koskoca bir dağ karşılar sizi; için için yanmaktadır hem de!! kral çocuğu bellerophentes, kardeşini öldürünce evden kaçar ve likya kralına sığınır. babası öldürülmesi için baskı yapmaktadır. likya kralı anasının gözü bir heriftir ve haince bir planı vardır. bellerophentes'i gaza getirip dağda yaşayan canavar chimera'yla dövüşmeye gönderir.hesapta canavar, çocuğu öldürecektir nasıl olsa.. ancak evdeki hesap dağlara uymaz ve genç adam, canavarı doğduğuna pişman eder; yedi kat yerin dibine yollar. canavar o gün bugündür alevlerini saçmaya devam etmektedir. biz de chimera aklımızın bir köşesinde, soğuktan donan ellerimizi ısıttık, sucuk pişirdik, aydınlanan etrafında türküler söyledik sönmeyen ateşin..
işte tüm bu güzellikler aklınızın bir köşesine kaydedildikten sonra kadir'in yerine geri dönülür.. ve eğlence kaldığı yerden devam eder.. vedalar zordur olympos'ta; hele ki kadir's top tree houses'da kalınmışsa daha bi zordur. çalışanların bile paçalarına yapışıp salya sümük ağlayası gelir insanın. gün yeni doğmuştur; gacır gucur ses çıkaran odalardan, arkadaşlar rahatsız olmasın düşüncesiyle parmak ucuna basa basa çıkılır. gözler doluyken kimse görmesin diye sessizce mekan terk edilir.. kim bilir bir daha ne zaman gelicem düşüncesidir artık kafanızın, kalbinizin tamamını dolduran...
 041 - 2006-09-04 01:07
Resepsiyona fiyat sorduk. Kişi başı 15-ytl. Biz de hem aşağıya kadar inelim, ortamı görelim, hem de diğer yerlerin fiyatlarını öğrenelim dedik.
Ören yeri girişine kadar indik, birkaç yere sorduk: kişi başı 20-ytl’den aşağı bir yer yok. Bayram'ın Yeri de aynı fiyatı söyledi 20-ytl. Kadir'in oraya geri geldik, resepsiyona geldik kayıt yaptırıyoruz. Şirin bir bayan kayıt yapıyor, kimliğimde doğum yeri Edremit’i görünce "aaaa ben de Çanakkaleliyim" demez mi!! Hemen sohbet açıldı. Sonuçta bizim fiyatta hemşeri indirimi 12,5-Ytl indi. Arka tarafta garaj olarak kullanılan ama çadır da kurulan nar ağaçlarından oluşmuş alana çadırımızı kurup yerleştik. Yer ile ilgili yorumlarım:
 042 - 2006-09-04 01:07
-Konfor ve mükemmeli arıyorsanız olmamanız gereken, -her türlü kümes hayvanının yavrularıyla beraber salına salına gezdiği, -yemekleri sabahları kahvaltı tabağı veya omlet olan saat 11.00 kadar sınırsız kahve veya çay içilip, minderlere uzanıp keyif yapılan, gazete okunan, -hamağı kapmak için bütün gün sotaya yatacağın, -sabahları erken saatlerde ciddi ciddi üşüten havası olan, -aksamları doyurucu yemekleri çıkan, -ve gece öküz barda eğlenilen, hijyeni ve lüksü aramayanlar için mükemmel bir tatil mekanı burası. Tatilimizin en uzun ve son bölümü yaşanacaktı…
 043 - 2006-09-03 23:13
Etrafta dolanırken, çadır komşumuz olan genç bir arkadaşla muhabbet etmeye başladık. O da motorcuymuş, adı Serkan Ketenci. "Yahu" diyorum, "ben bu ismi hatırlıyorum, ama nereden, nereden?".
 044 - 2006-09-04 01:07
"Yabancı gelmedin bana hangi sitelere yazıyorsun?" diye soruyorum. Sonunda enduroturk grubunda beraber olduğumuz anlaşıldı, ne tesadüf uzun zamandır sadece yazı karakteri olan biri kanlı canlı karşına çıkıyor hiç ummadığım bir yerde, hayat bu işte…
 045 - 2006-09-03 23:13
Akşam yemek sırasına girdik, yemeğimizi aldık çekildik bir köşeye. Karnımızı doyurduktan sonra etrafı keşfe çıktık. Harabelere kadar gittik, gezdik yorulduk, çadıra dönüp deliksiz bir uykunun kucağına daldık.
 046 - 2006-09-04 01:06
Sabah 7, güneş tepemizde çadırın içi sauna gibi olmaya başladı. Attım kendimi dışarı, halbuki güneşin nereden doğacağını sormuştum da, hesaplayıp ona göre kurmuştum çadırı. Arkadaş yanlış söylemiş. Tam yolun karşısından doğuyormuş meğer güneş. Olan olmuştu artık, o kadar eşyayı boşalt, yer değiştir zor geldiğinden "böyle idare edelim" dedik.
 047 - 2006-09-03 23:12
Daha sonra Serkan gittiğinde onun yerine taşıdım çadırı. Saat 10.00'a kadar rahat uyuyabildik. Ancak orada da bir horoz tebelleş oldu. Sabahın köründe gelip tüm çadırların dibinde uzun uzun ötüyor, uyandırıncaya kadar uğraşıyordu embesil horoz. Tüm çadır sakinlerini yıldırdı
 048 - 2006-09-04 00:17
Ertesi gün Kadir'in Ağaç Evleri'nden manzaralar:
 049 - 2006-09-04 01:06
ertesi gün kahvaltıdan sonra saat başı sahile servis yapan antika minibüs ile denize gitmeye karar verdik, girişte yine turizm müdürlüğü kulübesi ve memurlar, giriş kişi başı 2-ytl, allahtan burada öğrenci ve öğretmenler bedavaymış yanımızda bi tane kimlik vardı aldık bir bilet girdik içeri,
 050 - 2006-09-03 06:39
(şimdi burada bir tüyo daha o ilk aldığınız bileti saklayın ve denize girerken yanınızda taşıyıp kapıdaki görevliye gösterip geçin, yani bileti bir sefer alacaksınız, başka almayacaksınız, yoksa kapıdaki görevliler hergün size bilet satmaya kalkarlar, hatta Serkan bu konuda turizm bakanlığına mail atmış böle böle yapıyolar diye ordanda cevap gelmiş bir bilet alın hep onunla geçin bir daha almayın diye, haberiniz ola, zaten kadirin servisinden inenlere pek sormuyorlar bilet filan) denize ulaşmanın başka yolu yok, mecbursun ören yerinden geçeceksin, ağaçların arasına gizlenmiş koca bir kent, ürkütücü manzarası var, indiana jones filmi gibi sarmaşıklar sarkıyor, kalıntılardan ağaçların yoğunluğundan güneş ışıkları ara ara düşüyor önüne, her an bi yerden bir yaratık fırlayacakmış gibi enteresan bir tarihi kalıntılar var, mutlaka görülmeli gezilmeli her yeri, iç ummadığınız bir yerde ağaçların arasından karşınıza şöyle bir şey çıkabiliyor;
 051 - 2001-04-11 02:59
daha çok foto çekmiştim ama daha önce yazdığım gibi 1 makara film kayboldu, diğer 2 makaranın da çoğu yeri çıkmadı, dijital ise pil düşmanı bi kare çeker sonra kafasına göre hiç açılmaz, bir tane kalıntı fotosu çıktı yani onca çekimden, idare edin artık.
 052 - 2006-09-03 03:44
Olympos sahili güzel sayılır, yani şöyle ölüdenizle kıyaslayınca sınıfta kalır ama yinede doğası, denizin içinden yer yer çıkan tatlı suyun teninizde hissettirdiği soğukluğu, deniz faslından sonra duş yerine geçen buz gibi su ile titreyerek girip çıkması ile yaşanılası bir yer;
 053 - 2006-09-03 03:44
##
 054 -
Birkaç gün boyunca harabeleri dolaşarak ve denize girerek zaman geçirip akşamları öküz barda veya sahile inerek vakit geçirdik, keyifliydi güzeldi; Öküz bar;
 055 -
##
 056 - 2006-09-05 01:51
Sahilden yürüyerek çıralıya gidebiliyorsunuz, ancak yanartaşa gitmek görmek gerekirdi ve bunun içinde ertesi gün deniz yerine motara atlayıp ana yolda çıralıya indik;
 057 - 2006-09-05 02:41
Levhaları takip ederek yanartaşa geldik, giriş kişi başı 2-ytl, tamda öğle vakti oradaydık, o sıcakta bilmem kaç kusur merdiven tırmanıp dilimiz bir karış dışarı çıktıktan sonra mekana vardık;
Yerin yedi kat dibinden alevlerini saçmaya devam eden canavar hala mesaide, aslında buraya gece gelinmeli şarap olmalı yanında insanın ama bizim yanartaş gezisi tam öğle vakti olunca durum böyle oldu artık, bir dahakine nasip…
 058 - 2006-09-05 02:41
Olympostayken Aslanko’yu aramıştım ama onun işleri nedeniyle kampa gelemeyeceğinden bizim Kemere gitmemiz şart olmuştu, bir sabahta erken davranıp kemere gidelim dedik ama kahvaltıdan sonra hamakta keyif yatmaktan ne mümkün yine öğle sıcağında yola koyulduk, kemere gittik, gelsin çaylar gelsin dürümler, sağ olsun Aslanko iyi baktı bize, sahi birde depo üstü çanta hediye etti bana, XT’nin bir iki ufak bakımından sonra yağının eksildiğini gördük, XT aslında hiç yağ eksiltmezdi ama ağustos ayında geziye çıkıyorsanız ve eşyanız oldukça fazlaysa üstelik bayanların malum hazırlanması diye bir olay nedeniyle tüm yolculuklara sabah 7.30’da niyet edip de asla 11.30’dan önce çıkamıyorsanız zavallı motor en sıcak zamanlarda 3 veya 4 saat yol alıyorsa ne yapsın ki…
Motorun yağını yeni değiştirmiştim ve içinde shell 15/50 mineral yağ vardı, bütün kemeri aradık Aslankoyla o yağdan yok, Enduroclubten Volkanoyu aradım Antalya’da aramasını söyledim o aradı yok, enduroturk grubundan Dr Atalay Mete ağabeyi aradım ona söyledim o da bulamadı yok… shell 15/50 mineral motosiklet yağı yok koca Antalya’da ve bölgede… Çanakkale’yi yağı aldığım yeri aradım yağın API SG-CC antin kuntin kodunu öğrenip o koda uygun bir yağ ekleyecektim yağ köpürmesini engellemek için ancak Çanakkale’den de bir cevap alamadım, en sonunda ne olursa olsun diyerek Kemer shellde benzin istasyonundan bir kutu shell helix 20/50 mineral yağ alıp bir miktar ilave ettim motora, aslında yanıma yağ alacaktım ama yollarda akar dökülür, nasılsa gittiğim yerlerde bulunur diyerek almamıştım, "tüyo 3" bundan sonra bir daha uzun yola çıkarken motorun içinde bulunan cinsten yedek yağ yanına almanın önemi de kulağıma küpe oldu, veya her yerde bulunabilen bir yağ kullanmanın önemi, artık ne derseniz deyin…
 059 - 2006-09-05 05:41
Kampa geri döndük mutat kamp günleri devam ediyordu bu arada bir şey anlatmadan geçemeyeceğim, Olympos vadisinde şöyle bir şey gördüm;
Ben maaşımı Vakıf bank'tan alıyorum. Fethiye’den Kemer'e kadar olan alanda bir tane Vakıfbank şubesi veya bankamatiği yok. Hiçbir yerden para çekemedim. En sonunda Finike’de mi yoksa Kumluca’da mı bir yerde ziraat bankasından nakit çektim. Ama allahın dağının içine yapı kredi getirmiş uydu antenli bir araç ile mobil bankamatik koymuş. İşte hizmet bu, helal olsun diyor, buradan tebrik ediyorum…
 060 -
Sonuçta burada geçen beş günde aktı gitti yola çıkma zamanı gelmişti. Niyetimiz yine erkenden yola çıkmaktı ama ne mümkün... Ancak öğleye doğru motoru tekrar yükleyip Antalya’ya doğru yola koyulduk.
 061 -
Kemer'de benzin takviyesinden sonra Antalya’ya vardığımda Atalay abiyi aradım ama ameliyata girecek olduğundan görüşmem mümkün olmadı. Nezih abinin bende telefonu yoktu. Volkano zaten orada olduğumuzu biliyordu, "geldik" diye onu aradım. Biz de o sırada kale içine gelmiş bir çay bahçesine oturmuştuk:
 062 -
Volkano 15 dakka içinde turuncu ketemesiyle bitti;
 063 -
Epeyce geyikten sonra Volkan ısrar ettiyse de Antalya da kalacak zaman yoktu, Denizliye doğru yola devam etmek üzere volkanın eşliğinde şehir dışına saat 15.00 gibi yöneldik, Korkuteli üzerinden Çavdır-Acıpayam-Serinhisar’ı aşıp Denizli’ye civarında yakıt takviyesinden sonra Denizliye ulaştık, yolda dikkatimi çeken şey ise Korkuteli Acıpayam arası yollarda keskin bir biçimde anason kokusu duyduğumdu. İçimden "yahu ne güzel memleket be!" dedim, her taraf rakı kokuyordu…
Akşam üzeri vardığımız Denizli'de garaj civarında ucuz bir pansiyon bulduk yerleştik akşam dışarı çıkıp karnımızı doyurduktan sonra biraz dolaşıp hemen dönüp uykuya daldık, sabah erken kalktık ama bu seferde resepsiyonda bulunan görevliyi kaldıramadık, eşyalarda orda kalmıştı odaya çıkarmamıştık, kapıyı gümmm gümm vuruyoruz bana mısın demiyor eleman horul horul uyuyor tüm pansiyon uyandı adamdan tık yok, dellenecem, sonunda biri geldi anahtar varmış onda açtı kapıyı alabildik eşyaları, yukledik motara, eleman hala uyuyo yuhhhh saaanaa, şehir merkezine doğru foto için pansiyondan ayrıldık:
 064 -
Bu fotoğrafta görüldüğü gibi analog makinede böyle huylar yaptı, buraya koymadığım çoğu karede aynı hatalar var, sanırım ayna tam kapanmıyor canonda, bu turdan anladığım en kısa sürede hızlı, geniş açılı,optik zoomlu, pil düşmanı olmayan, pratik ve küçük bir dijital fotoğraf makinesi alınacak...
Sonra doğruca istikamet; Sarayköy-Buldan-Srıgöl-Alaşehir-Salihli-Gölmarmara-Akhisar-Kırkağaç ve Soma’ya ulaşmaktı rota. Tam denizli çıkışında bir kaza gördük yeni olmuş, araba pert durumdaydı hendeğin içinde de 2 yaralı yatıyordu, ambulans geldi biz geçerken, kazayı seyredenlerinde önemli ölçüde kaza yaptığını bildiğimden duramadım, devam ettim, umarım bir şeyleri yoktur.
 065 -
Yolda Buldan yakınlarında önünde bol kamyon park etmiş bulunan (yine bir tüyo, uzun yollarda nerde bol kamyon parketmiş bir dinlenme tesisi görürseniz orada mola verin karnınızı doyurun, kamyoncular bu işi iyi biliyor TR yollarındaki neresi temiz ve ucuz onlardan sorulur) sanırım efe adında olan bir tesiste mola verdik kahvaltı için, günlerden beri ilk defa çorba içtim şöyle bol sarımsaklı sirkeli işkembe çorbası, birde orada çeşme vardı maden suyu çıkıyormuş şifalıymış, ondan da doldurduk bi pet şişeye, tesiste ufak çaplı hayvanat bahçesi de vardı;
 066 -
Denizli Manisa arasıda her yer bağ, buralarıda şarap kokuyo ama hafif bir koku,
 067 -
Bozcadada bu koku daha bariz şekilde duyuluyor, neyse gözünün alabildiği yerler yeşillik ve bağ, turun çok keyifli zevkle kat tetiğimiz geniş bir yoldu;
 068 -
Rahat bir yolculuk sonrası Somaya vardık, ailecek sürekli görüştüğümüz okul arkadaşımın evine bir gece misafir olduk, Somada Motor delisinden arkadaşım R1’i olan Erbilin yanına da uğramadan etmedim:
 069 -
Ertesi gün geç uyanma ve şehir turu sonrası benzin takviyesi sonrası akşamüzeri Edremit’e doğru yola çıktık ancak oldukça geç kalmıştık, gece yolculuğunu hiç sevmem, üstelik Soma-Bergama arası dar tek geliş-gidiş bir yol, bunun üstüne kömür madeninden çıkan bol kamyon trafiği ile bunları sollama gayretindeki otomobilli denyoları ekleyin akşam karanlığının çöktüğü esnada, çok gergin geçen ara yol sonrası ana yola attık kendimiz rahat nefes aldık, tüm tur boyunda en sıkıntılı geçen 45 dakikalık bir yoldu. Ana yol bölünmüş bir yol geniş ara ara çalışmalar var ama önemli değil rahat bir şekilde Edremit’e varmıştık.
Ertesi gün 9 Eylül, Edremit’in Kurtuluşu Bayramı vardı, İdaRiders olarak orada hazır bulunmam sevgili arkadaşım “savcı” İbrahim tarafından cep mesajı şeklinde tebliğ tarafıma edilmişti, akşam geç geldiğimizden eşyaları bile motordan indirmeden öylece kendimi yatağa atmıştım, sabah motor eşya yüklü olarak motorcularında geçit yapacağı kortejde yerimizi aldık, yaklaşık 45-50 motor filan katılımla bizde protokolün önünden geçtik çok güzel oldu ama bende hiç kortej fotosu yok elde bu var o da başka bir arkadaştan alıntı:
 070 -
Akabinde dışardan gelen motorcu arkadaşlar gezmek için Asos’a gittiler bende Hanlar bölgesine açılmış bulunan talim alanı orman içi dinlenme yerinde konuşlanan idariders yaza veda kampına intikal ettim:
 071 -
Gece kamp alanına Dj geldi müthiş eğlenceli ateş başı muhabbeti oldu, egzost yarışması yapıldı iyice oynayarak kurtları döktük:
 072 -
Geç vakitte herkes çadırlarına çekildi ve bir fırtına patlak verdi. Az kalsın çadırı yerinden sökecekti. Sabaha kadar uçmasın diye çadırı tuttum.
Sabah millet kalktığında ise herkesin yüzü kapkara idi, gece fırtına bütün tozu çadırların içine doldurmuş göz gözü görmüyor, bununda keyfini çıkarmak lazım değil mi? Daha sonra kahvaltı için gülsüm ananın yerine çıktık kahvaltı fotoları Coolrider'da muhtemelen vardır, o koyar buraya. O günde öyle geçtikten sonra Pazar akşamı eşimi otobüse bindirip Çanakkale’ye gönderdim, ben ise birkaç resmi işlem için kalmam gerekiyordu onları da pazartesi ve Salı günü hallettikten sonra Salı günü öğleden sonra son 120-km bitirmek üzere benzin takviyesi yapıp Çanakkale’ye doğru yola çıktım, İntepe civarından “yuvaya dönüş” fotosu;
Böylelikle yaklaşık 2.200-km süren 26 Ağustos günü Çanakkale’den başlayıp 12 Eylül günü yine Çanakkale’de sonlanan ege-akdeniz turu bitmiş oldu, tur boyunca en çok ihtiyaç hissettiğim şey gaz koluna takılan ve eliniz aşağı ittirince gazı çeviren alet oldu, sürekli gaz çevirmekten kolum ağrıdı çoğu zaman, çok önemli bir ihtiyaç koyun postuyla birlikte uzun yolda işe yarayan bir şey...
The end…
|