in

Omer GUNDAY

Omer GUNDAY


  •   Urdun gezisi

    Sat, May 31 2008 1:51
    8,518 Okundu  

     suriye  urdun


     

    Gezi katılımcılarının iş dallarının birbirinden çok farklı olması nedeniyle gezi süresi bir hafta ile sınırlandırılmış ve 18-26 Ağustos 2007 olarak belirlenmiştir. Gezideki en büyük engel olan zaman sorunu motorların kamyon ile Gaziantep’e yollanması ve katılımcıların havayolu ile bu şehre gitmeleri ile çözülebilmiştir. Bu sayede gidiş ve dönüşteki toplam dört günlük yurt içi süre kazanılmıştır.

    Gezi rotası Gaziantep, Kilis, Halep (Aleppo), Hama, Hims, Şam (Damascus), Amman, Lut Gölü (Dead Sea), Wadi Musa, Aqabe (Ürdün’ün Kızıldeniz sahili), Wadi Ram, Petra (dünyanın yedi harikasından biri) olarak belirlenmişti. Dönüş yolu Jara üzerinden tekrar Suriye’ye girilerek Şam ve Halep yolu ile Öncüpınar sınır kapısından girilerek Gaziantep’te son bulacaktı.


     

     @
     001 - 2007-08-18 09:41

    ##


     

     @
     002 - 2007-08-18 11:48

    ##


     

     @
     003 - 2007-08-18 12:06

     18 Ağustos günü sabah 10:30 uçağı ile Gaziantep’e indiğimizde aklımızdaki en önemli şey mortlarımızın sorunsuz olarak vardığını görmekti. Bizleri havaalanında karşılayan Osman Balkan ile doğruca motorlarımızı gönderdiğimiz kamyonun yanına gittik. 1050 km süren bir kamyon yolculuğunun tüm kirini üzerinde taşıyan motorlarımızı indirir indirmez yola çıkmalıydık ancak oldukça uzun yol alacak motorlarımızın yıkama ve zincir yağlama işlemleri ihmal edilmemeliydi. Tüm hazırlıklar bitirildiğinde saatler 14:00’ü gösteriyordu ve 80 km bir yolculukla Öncüpınar sınır kapısına doğru yola çıkılırken telsizlerden “Hayırlı, kazasız yolculuklar” temennileri iletiliyordu. Gezinin daha 20 km’de Bülent Koç’un BMW R 1200 GS model motorunun büyük bir talihsizlik sonucu debriyaj baskı balatasını yakması sonucu gezinin daha başında bir motor eksilmiş ve Bülent KOÇ kendisinin organizasyonunda büyük çaba sarf ettiği geziye artçı olarak devam etmek zorunda kaldı. Kısa bir duraklama ve gezinin risklerinin yüzümüze tokat gibi çarpması sonrasında geziye devam edildi. Ancak kafalarda bu tip bir mekanik sorunun yüzlerce kilometre sürecek çöl yolculuğu sırasında başımıza gelmesi durumunda ne yapacağımız sorusu dolaşıyordu. Allah yardımcımız olsun.


     

     @
     004 - 2007-08-18 13:12

    ##


     

     @
     005 - 2007-08-18 15:32

    benim hans burada bozuldu.evet debriyaj balatası bitmişti ve yapacak hiçbirşey de yoktu.kısa bir şaşkınlığın ardından yapabileceğim birşeyin olmadığını anladım ve yola motorsuz artçı olarak devam ettim.helgayıda antepe gönderdik.aklımdaki tek şey egzantrik sıradışı rahat anılar la geri dönmek istediğimdi.

     

     @
     006 - 2007-08-18 16:23

    ##


     

     @
     007 - 2007-08-18 16:30

    ##


     

     @
     008 - 2007-08-18 17:18

    Öncüpınar sınırında yapılan çıkış işlemleri sonrasında Suriye sınırında karmaşık ve kurallarını bir türlü anlamadığımız işlemler sonrasında Suriye’nin Dara şehrindeydik. Trafik olanca hızıyla (ortalama 120-140 km/h) ve kuralsız bir şekilde akarken ülkemizin trafiğini şimdiden özlemiştik. Ulaşılması gereken ilk hedef Halep şehriydi. Dara – Halep arasındaki 120 m yol molasız olarakgeçildi ve Halep şehri eşiz mimari yapısıyla bizleri karşıladı. Suriye hala birçok eserinde ve yaşam tarzında Osmanlı izlerini taşıyordu. Halep’te Osman Balkan’ın bir müşterisi olan Sabah (Suriye’li bir işadamı) tarafından karşılandık ve onun da katılımı ile Şam’a doğru yola koyulduk. Halep – Şam arasındaki 320 km’lik yol üç şeritli bölünmüş yol olmasına rağmen müthiş hızlı akan trafikte 100 km hızla ilerlemek bizleri oldukça güç durumda bırakıyordu. İlk gece hedeflenen Şam’a 80 km kala Hims şehrinde konaklamak zorunda kalmıştık. Bu şehirde otel bulmak için durakladığımız yerde motoru hayatında ilk defa yakından gören onlarca kişi tarafından çevrelendik. Suriye ve Ürdün’de motor kullanmak ve bulundurmak yasaktı. Üstelik iki yıl hapis cezası ile cezalandırılıyorlardı. Konaklamak için bulunan otel çok iptidai şartlardaydı ve getirdiğimiz havlular üzerinde uyunabilecek kadar temizdi.


     

     @
     009 - 2007-08-18 18:34

    ##


     

     @
     010 - 2007-08-18 19:02

    ##


     

     @
     011 - 2007-08-18 20:33

    ##


     

     @
     012 - 2007-08-18 22:54

    ##


     

     @
     013 - 2007-08-19 01:39

    ##


     

     @
     014 - 2007-08-19 06:49

    ##


     

     @
     015 - 2007-08-19 08:53

    bu restoranda siparişlerimiz alındıktan sonra gözümüzün önünde tüm malzemeler yavaş yavaş hazırlanmaya başladı.domatesler soğanlar etler herşey yavaş yavaş hazırlandı.öyle daha önceden hazırlanmıyor taze taze oracıkta .önünüzdede pişiriyorlar.avcılar bayıldı parmaklarını yediler beyliyide gelmedi diye bu lokantada baya kulak çınlattılar

     

     @
     016 - 2007-08-19 10:58

    ##


     

     @
     017 - 2007-08-19 11:00

    ##


     

     @
     018 - 2007-08-19 15:07

    Gece 02:00 sularında yerleştiğimiz otelden sabah 06:00’da ayrıldık ve bir gün önce gerisinde kaldığımız plana uymak için çok az molalı ve tempolu bir yolculuk yaptık. Gün içerisinde Şam üzerinden Ürdün sınırına ulaşıp buradan Jara yolu ile Amman’a vardık. Amman yolunda geçilen çöllerde aynı anda on hortumu görmeniz ve içlerinden geçmeniz mümkün. Motorlarımızın lastikleri kaliteli asfalta rağmen yolu bir türlü tutamıyordu. Amman’da verilen kısa bir mola ile dünyada hiç boğulma vakası olmayan, deniz seviyesinin 300 m altında bulunan Lut Gölü’ne ulaştık. Burada bir saatlik bir yüzme daha doğrusu suyun üzerinde sırt üstü yatma molası ardından dinlenmiş ve bu gölün yapısına hayran kalarak yola koyulduk. Hedefte Aqabe, daha doğrusu Kızıldeniz vardı. Aqabe’ye Lut Gölü üzerinden ulaşmak istediğinizde Filistin ve İsrail sınırına paralel yol almak ve Wadi Musa denilen çölden geçmek zorundasınız. Bu çöl kuvvetli rüzgârları, yola aniden çıkan yabani develeri yanında askeri kontrol noktalarının çokluğu ve denetimlerin sıkılığı nedeniyle oldukça zorlu bir yoldu. Ancak tüm askeri kontrollerde Türk olduğumuzu söylediğimizde bizlere sempati ile yaklaşıp hemen “arkadaş” diyorlardı. Türkiye, bu coğrafyada çok seviliyor. İsrail - Filistin çatışmalarının füze ışıkları yanından geçtikten sonra çölde adeta bir Samanyolu gibi uzanan Aqabe ve israil’in Elat şehri bizleri kucaklıyor. Saat 23.00. Aqabe Kızıldenizde Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail, Mısır ülkelerinin 40 km’lik bir bölümde birleştiği bir noktada ve bu özeliği ile dünyada tek. Bu sayede Suudi Arabistan ve İsrail sınırlarına gitme şansımızda oldu.


     

     @
     019 - 2007-08-19 15:10

    ##


     

     @
     020 - 2007-08-19 15:13

    ##


     

     @
     021 - 2007-08-19 15:15

    ##


     

     @
     022 - 2007-08-19 15:51

    ##


     

     @
     023 - 2007-08-19 17:00

    tahmin ettiniz doğru.lut gölü diğer adıyla ölüdenizdeyiz.deniz seviyesinden 390 metre aşağıdaki göl  suyu tuz yoğunluğundan dolayı insanları bu şekilde kaldırıyor..

     

     @
     024 - 2007-08-19 17:02

    ##


     

     @
     025 - 2007-08-19 18:16

    küçük bir mola.manzara müthişdi.lut gölünün kenarı.o kadar çok nem vardıki motorlar hararet yapacak diye çok korktuk.


     

     @
     026 - 2007-08-20 00:55

    ##


     

     @
     027 - 2007-08-20 10:14

    Sabah uyandığımızda aklımızdaki tek şey tüm dünyanın dalış konusunda tartışmasız bir numarası olan Kızıldeniz’e dalmaktı. Arap Diving isimli dalış merkezi ile iki günde dört dalış yaptık. Bunlardan ikisi mercan, ikisi batık dalışıydı. Dalış başına 13 JD (Yaklaşık 25 YTL) ücret ödedik. Daha bir metre suda başlayan mercanlar inanılmaz renkleri ve barındırdıkları yüzlerce tür deniz canlısı ile adeta bizi dünyadan koparmıştı. Kelimeler ile ifade edilemeyecek kadar renkli olan bu dünyayı görmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Karada çöllerin sadeliği ve cansızlığı yanında, Kızıldeniz denizin en cömert olduğu ve bu güzellikleri sergilemekten kaçınmadığı bir yer.


     

     @
     028 - 2007-08-20 11:17

    ##


     

     @
     029 - 2007-08-20 12:03

    uzun uzun planlanan bu geziye gelmeden önce tüm rüzgaravcıları brövelerini alarak kızıldenizde motorsikletle denizi birleştirmek için gereken her türlü fedakarlığı yapmıştı.bu resimde ise eşyalarıda bizlere taşıtarak fedakarlıklarımızın devam ettiğini görüyoruz.

     

     @
     030 - 2007-08-20 12:08

    dalış klubü ile kızıldenizdeyiz...


     

     @
     031 - 2007-08-20 12:36

    dalarız.osman sabah hemen kalkmış dalgıç kulübünü ve dalacağımız yerleri ayarlamış.kahvaltılık bile ayarlamış yahu adam.ne alakaysa kahvaltı ve klüp.ayarlıyor işte.

     

     @
     032 - 2007-08-20 12:57

    ##


     

     @
     033 - 2007-08-20 18:15

    ##


     

     @
     034 - 2007-08-20 18:17

    ##


     

     @
     035 - 2007-08-20 18:22

    ##


     

     @
     036 - 2007-08-20 20:40

    ##


     

     @
     037 - 2007-08-21 00:07

    İki gün kaldığımız Aqabe şehrinden ayrılırken gerçekten üzgündük ancak önümüzde dünyanın yedi harikasından birisi olan kayıp şehir Petra ve çöl hayatının hala gerçekten yaşatıldığı Wadi Ram vardı. Ülkemizdeki bir yarış pistini aratmayacak güzellikteki yollarda, virajlarla adeta dans ederek muhteşem güzelliğiyle Wadi Ram’a vardık. Giriş 2 JD (Jordan Dinar). Burada çölde motor kullanma zevkinin en üst sınırına ulaşıp muhteşem fotoğraflar çekildikten sonra 200 km ileride 2000 yıl boyunca bulunamayan Petra bizlere yüzünü göstermek için bekliyordu. Petra’ya 50 km kala üzerimizdeki montlarımızda dikili olan Türk bayraklarını gören bir Türk belgesel ekibi bizleri burada bulmanın heyecanı ile kameralarına sarıldı ve 25 dakikalık bir çekim yaptı.


     

     @
     038 - 2007-08-21 11:21

    ##


     

     @
     039 - 2007-08-21 11:21

    ##


     

     @
     040 - 2007-08-21 12:05

    ##


     

     @
     041 - 2007-08-21 14:06

    Yolda bize eşlik eden kayalıklar Petra’ya yaklaştığımıza işaret ediyordu ancak bizler Petra’yı görebilmek için motorlarımızı bıraktıktan sonra genişliği bir metreye kadar azalan ve yüksekliği kırk metreyi bulan bir yarık içerisinde üç kilometre yürümek zorundaydık. Şimdi inanılmaz cazibesiyle, biz ve bizim gibi dünyanın dört bir tarafından gelen turistlerin karşısında dim dik duran bir kaya şehre hayretle bakıyorduk. Tek parça kaya içerisine oyularak yapılan bu şehir M.Ö. 300 yılından M.S. 1900 yılına kadar bilinmiyordu ve İngiliz bir kâşif tarafından bulunduktan sonra dünyanın en önemli miraslarından birisi oldu. Girişte ödediğimiz 21 JD yanında Petra çıkışında motorlarımıza kadar olan üç km’lik yolu 3 JD karşılığında at sırtında aldık. Bir günde görülen iki yerin ardından tempolu ve keyifli yolculuğumuz sırasında telsizlerden buraya gelmemizde büyük etkisi olan Bülent KOÇ’a ve birbirimize teşekkür ediyorduk. İyi ki buradaydık ve iyi ki Rüzgar Avcıları sayesinde tanışıyorduk.


     

     @
     042 - 2007-08-21 14:08

    dünyanın yeniden seçilen 7 harikasından biri.petra...


     

     @
     043 - 2007-08-21 14:59

    ##


     

     @
     044 - 2007-08-21 17:16

    ##


     

     @
     045 - 2007-08-21 17:29

    saudia diye yazan yer suudi arabistan oluyor.arkadaşlarla bi umre yapalım gelelim mi diye tartışırken bir oyla umre yerine dalmaya devam edelim kararı çıktı.sakalımız da yerindeydi aslında.ama maliki dinlemedik ve akabeye doğru geri döndük.malik çok üzüldü.

     

     @
     046 - 2007-08-21 17:32

    ##


     

     @
     047 - 2007-08-21 17:33

     
    Akşam saatlerinde Ürdün’ün başkenti olan Amman’a vardık ve bulduğumuz güzel bir otele yerleştik. Ürdün’de otel fiyatları 25 JD dolaylarında. Bir JD, iki YTL karşılığında. Amman’da kalınan iki gece sonrasında tekrar yola çıkacak ve Halep’te kalıp Gaziantep’te gezimizi sonlandıracaktık. Amman, kendine has Lübnan Kafeleri, nargile bahçeleri ve alışveriş mağazalarıyla görülmeye değer bir er. Bunun yanında dünyanın en güzel gözlü insanları da burada yaşıyor. Amman’daki ikinci gecemizden sonra sabah saat 07:00 da Halep’e doğru yola koyulduk. Önce Jara sınırından Suriye’ye geçtik. Burada bulunan Free Shop’tan dönüşümüzü bekleyenler için hediyelerimizi alıp yola koyulduk. Suriye’ye girdiğimizde bizleri yine son derece hızlı akan, kuralsız ve riskli trafik karşılamıştı. İki viraj arasındaki uzaklığın 16 km kadar çıktığı bu düz ve çöllük coğrafyada yol almak sinirleri iyice bozarken ülkemize ve Atatürk’e olan sevgimizi de iyice arttırmıştı. Suriye’de Şam’ı geçip Halep’e doğru yollandığımızda iki tehlike bizi bekliyordu. Birincisi Melih TUFAN’ın motorunun benzininin planladığımızdan erken bitmesiydi ve benzinlik bulmak için büyük çaba sarf ettik. Doldurulan depolardan sonra hava iyice kararmıştı ki verilen kısa molanın ardından telsizden Yaren ÖNÜR’ün ikinci şok uyarısı geldi. “Melih, Melih, lastiğinin havası azalmış” işte korkulan olmuştu ve 150 km hiç yerleşim birimi olmayan bu yerde lastik patlamıştı. Ancak yanımızda hazır bulundurduğumuz lastik setleri ile kısa bir uğraş sonrası sorun çözülmüş en azından lastikçiye kadar gidişimiz garantilenmişti.


     

     @
     048 - 2007-08-21 17:39

    güzel foto oldu bu .kadrana alana kadar canım çıktı...

     

     @
     049 - 2007-08-21 19:50

    ##


     

     @
     050 - 2007-08-21 19:51

    ##


     

     @
     051 - 2007-08-22 09:48

    tüm deveci arkadaşlara selam...birazda reklam yapalım dimi?


     

     @
     052 - 2007-08-22 09:48

    ismimizi kazıdık dağa taşa.çöl kelimesinin belgesellerde adı geçen bir kelime olmadığını içine girince daha iyi anladık.rüzgaravcıları ağacı seviyordu sevmesine de artık çimlerin ufacık bir parçasınının kıymetini herkesten daha çok biliyorlar


     

     @
     053 - 2007-08-22 09:49

    vadi rum denen bölge.tamamı çöl.sıcak kum ve susuzluk.hayatımızda hiç bu kadar su içmedik sanırım.ülkemi seviyorum.burada sıcak o kadar çok olmasına rağmen nem olmadığı için sıkılmıyoruz.arkadaşlar birazda bu sebepten dolayı uzun yolculuklar yapabildiler

     

     @
     054 - 2007-08-22 10:11

    ##


     

     @
     055 - 2007-08-22 10:12

    çölde bu şekilde dolaşan bedeviler var.bu arkadaşlar boş boş oturuyorlar. gündüzleri uzanıyorlar ve yattıkları yerden bizim çay olduğunu sandığımız birşeyler içiyorlar çadırların altında.bu resimdeki diğer üç arkadaş ise bahtsız olan arkadaşlar.yüzlerindeki ifadeye bakacak olursanız ''sen aydını bırak yeşil yeşil,gel burada çöllerde sıcakta gez cık cık cık'' dediklerini anlarsınız.bahtsızlık kader olmamalı...(melihin arkasındaki arkadaşı bende tanımıyorum kankası olabilir)

     

     @
     056 - 2007-08-22 10:14

    ##


     

     @
     057 - 2007-08-22 11:47

    unutmuşum sanıyordum ama hiç unutmamışım.o kadar çok sevdimki.tekrar görüşmek dileğiyle ayrıldım buralardan.resim eşkiya09 abimize ithaf olunur.aynısından tarıkım sildenafilim de çektirdi...


     

     @
     058 - 2007-08-22 11:55

    ##


     

     @
     059 - 2007-08-22 11:55

    ##


     

     @
     060 - 2007-08-22 11:56

    ##


     

     @
     061 - 2007-08-22 12:49

    ##


     

     @
     062 - 2007-08-22 12:50

    ##


     

     @
     063 - 2007-08-22 12:52

    ##


     

     @
     064 - 2007-08-22 13:31

    ##


     

     @
     065 - 2007-08-22 14:57

    ##


     

     @
     066 - 2007-08-22 15:11

    ##


     

     @
     067 - 2007-08-22 15:12

    ##


     

     @
     068 - 2007-08-22 15:17

    ##


     

     @
     069 - 2007-08-24 13:19

    otobüsleri ilgi çekici.o kadar süslü ki.şehirlerarasında ise o kadar hızlılar ki


     

     @
     070 - 2007-08-24 22:23

    Halep’e geldiğimizde saatlerimiz 21:30’u gösteriyordu ve hala yemek yememiştik. Motor üzerinde iki ülke, 700 km, 14 saat yolculuktan sonra Halep’te muhteşem bir kebap ziyafeti ardından Türkmen arkadaşlarla içilen nargileler ve motorlar hakkında verdiğimiz bilgilerden sonra burada kalmaktan vazgeçip 150 km daha yol alıp Gaziantep’e gitmeye karar verdik. Suriye’de gidiş yolunda kaldığımız otelin şartlarının kötülüğü ve motorların tepesindeki yüzlerce insan aşırı ilgi bizi bunaltmıştı. Sanki motor gurubu değil bir Pop Star haline gelmiştik. Bunca yol yorgunluğunun üzerine ülkemize dönmeliydik. 24:00 sularında Halep’ten ayrılıp Dara üzerinden Öncüpınar sınır kapısına hareket ettik. Ancak geç saatlerde bile hızla akan trafikte alışık olmadıkları motor sürücülerine hayati tehlikeler yaratan sürücüler sinirlerimizi iyice germişti. Telsizlerden sürekli sollama, sağlama uyarıları geliyordu. Sonunda sınıra gelmiştik ve saat 01:30 dolaylarıydı. Burada Suriye’li görevliler işlemleri uzatıyor ve bizlerden belirgin şekilde rüşvet istiyorlardı. Artık bu ülkeden çıkma isteği ile gerekeni yapıp kendilerine 5 dolar rüşvet verdik. Artık Türk sınırına varmıştık. Türk görevlilerle yolculuğumuz hakkında yaptığımız sohbet sonrası sınırdan kısa sürede çıktık ve ilk ışığın altında durup birbirimizi tebrik ettik. Kolay değildi, dünyanın en ilginç coğraflarından birisinde 8 gündür motor kullanıyorduk ve son gün kalkışımızla yatışımız arasında 21 saat vardı.

    Gönderilen May 31 2008, 01:51 AM Yayınlayan Omer GUNDAY Ne ile 8 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x