in

Bu Günlük

Hızlı aktarma

Onur Turan


  •   İZMİR - HASANKEYF 10 Gün, 3.965 km

    Wed, Feb 13 2008 22:50
    13,376 Okundu  

     Türkiye  Yunanistan  Italya

    Dünyanın en uyumlu yol arkadaşlarıyla, dünaynın en güzel ülkesinde, 10 gün, 3.965 kilometre yol, 1.700 metre irtifa, 30 derecelik ısı değişimleri, kırmızı et ve hamur tatlısı ağırlıklı tahminen lişi başı (on bini henüz harcanmamış) 50.000 kalori, 2.000 civarı fotoğraf, 144 "abi kaç yapıyor?", 53 "başımla beraber", 8 "ne görevle geldiniz?", 6 "Sıla bana gülümsedi" ve çok sayıda dağ ve dere ve şehir ve otel..

    "Uzun yol her zaman harikadır.. Sabah kalkarsın, motosiklet kullanmaktan başka yapacak bir işin yoktur."

    Pamir Payzanoğlu

     

     

     @
     001 - 2007-04-05 21:56

    14/04/2007 - İzmir - Alanya (620 km)

    Birkaç ay önce Haluk Hızlan ve Tolga Gürkaynak planladıkları doğu gezisinden bahsedip yanımıza arkadaş arıyoruz dediklerinde "keşke" diye düşünmüştüm, "insan hayatında kaç kere motosikletle İzmir'den Mardin' e gitme fırsatını yakalar, ama ayarlamam imkânsız". Oya, şimdi sabah 06.30, yatağımda oturmuş sırıtıyorum, sanırım gerçekten gidiyoruz.


      
    @
     002 - 2007-04-13 23:40

     

     @
     003 - 2007-04-15 07:57

     

    Sanırım Alanya' da turizm sektöründe çalışanlar dışında sadece biz Türk'üz. Bir yurtdışı gezisine çıktığımızı düşünmeye başlıyoruz ve Tolga şöyle bir diyalog yaşıyor:

    Alımlı turist bayan: Where do you come from?

    Tolga: Turkey!

    Barlar sokağı çok hareketli, Bodrum'u hatırlatıyor. Bir de ünlü Alanya kalesi var, akşam karanlığında taksiyle çıkıyoruz, manzara harika, demek ki sabah tekrar gelinecek. 

    Surların üzerinden "Alanya kalesinden atılan taş suya değmez" teorisini çürütmeye çalışırken taşla vurmaya çalıştığımız ceviz kabuğunun dört metrelik bir tekne olduğunu anlayınca (abartmıyorum, çok yüksek) birer adım geriye çekiliyoruz.


     

     @
     004 - 2007-04-15 08:14

     

    Korktuğum başıma geldi. Haluk yolda üzerini değiştirirken kaybettiği zamanları sabah erken kalkarak telafi etmeyi planlıyor! Uyanma konusundaki disiplin seviyelerimizi bir benzetmeyle örnekleyecek olursak:

    Haluk:Kıdemli Başçavuş, Onur:Erbaş, Tolga:Ranza!

    Kale bir tepenin üzerinde, çıkan yol motor için güzel bir eğitim yolu kıvamında, dik, dolambaçlı. Surlar tepeyi her yönden çevreliyor ve manzara her noktadan çok güzel.


     

     @
     005 - 2007-04-15 08:16

     

    Yolun geri kalanı otoban. Sürekli düz gitmek garip geliyor. Karanlıkta Adana' ya giriyoruz. Daha yeni yağmur yağmış. Seyahatimizin o ana kadarki en tehlikeli 20 dakikasını Adana' da şehir içi trafiğinde yaşıyoruz. Araç sürücüleri fazlasıyla delikanlı.  Birilerini durdurup omuzlarından sarsarak "siz bizim kim olduğumuzu biliyor musunuz, 450 km yol ve binlerce viraj yaptık biz bugün" demek istiyorum, diyemiyorum. Anlaşılan Adana'da kimse bizi beklemiyor. Otelde sohbet ettiğimiz komi kardeş, "abi benim de motorum var, günde en az beş tehlike atlatıyorum" diyor.


     

     @
     006 - 2007-04-16 11:17

     

    Adana Gaziantep otoyolu az trafikli, güzel manzaralı ve çok kaliteli bir yol. (Gerçi tren yolu taşımacılığının ne kadar geri bırakıldığını anlatan bir yazıda, bu otoyolun günde 25.000 araç için ekonomik olduğunu, ama günde sadece 2.500 aracın geçtiğini okumuştum.)


     

     @
     007 - 2007-04-16 11:17

    Hedef Halfeti. Köylerin arasından geçen güzel bir dağ yolunun ardından aniden karşınıza bir krater gölünün çıktığını sanıyorsunuz, manzara çok etkileyici.


     

     @
     008 - 2007-04-16 16:35

    Vakitlice gidip tekne gezisi yapmak ve Rumkale'yi gezmek gerekir, biz geciktik (bakınız keme kebabı 3. porsiyon), yapamadık.


     

     @
     009 - 2007-04-16 18:02

    Onur    : İbrahim kola içer misin?

    İbrahim: Eoveaakola.

    Onur    : E hadi sen kolanı iç biz de gezelim biraz. Görüşürüüz.

    İbrahim: AAOOVEOLABEAAAAAAA!!!

    Onur       :Tamam İbrahim'cim beraber gezelim... Çok sıkma elimi ama.


     

     @
     010 - 2007-04-17 11:11

    Genç rehberimiz Adem bizi Urfa'da gezdiriyor. Adem'in yaşı İbrahim'den büyük, konuşması da kıyaslayınca TRT spikeri gibi. Bakırcılar çarşısı, bazı ünlü ciğerciler, Şanlıurfa İsot evi derken (bu arada isota İngilizce isim bulduk: "is hot"), günübirlik Harran gezisinin saati geliyor.


     

     @
     011 - 2007-04-17 12:13


     

     @
     012 - 2007-04-17 12:23


     

     @
     013 - 2007-04-17 12:26


     

     @
     014 - 2007-04-17 14:30

    Akşam yemeğinden sonra otelin hamamında tellaklardan "köpük masajı" adı altında hayatımızın dayağını yedikten sonra bebekler gibi uyuyoruz.


     

     @
     015 - 2007-04-17 16:57


     

     @
     016 - 2007-04-17 17:17


     

     @
     017 - 2007-04-17 17:21


     

     @
     018 - 2007-04-17 17:34

    18/04/2007 - Urfa - Mardin (300 km)

    Mardin yolunda Viranşehir'den Ceylanpınar'a sapıyoruz. #


     

     @
     019 - 2007-04-18 10:49

    Onur                 : Bakın yerinden gümüş almak için ta İzmir'den geldik heh heh.

    Kuyumcu          : Abi aslında bunları İstanbul'da yaptırıyoruz orada işçilik daha ucuz.

    Onur                 : ....?... Hadi arkadaşlar işiniz bittiyse çıkalım...

     

    Ve sonrasında sokak aralarında nefis bir kahvehane. Çaylar, mırralar...., ardından da ver elini Kebabçı Rıdo ve Süryani şarabı. Gece sonunda yenilen onca cevizli ve patlıcanlı kebabın vücutta gidecek bir yer nasıl bulduğu sorusu? ve derin bir uyku ...


     

     @
     020 - 2007-04-18 19:32

    Günün tavsiyesi: Hangi çantanızı sürekli motorda bırakacağınızı, hangi çantaları her akşam odaya çıkartacağınızı mümkünse baştan planlayın, her akşam motoru komple odaya taşıyıp komilere şok geçirtmeyin.


     

     @
     021 - 2007-04-18 22:00

    19/04/2007 - Mardin - Mardin (000 km)

    Sabah göz gözü görmüyor, daha sonra aslında bulut olduğunu anlayacağımız sis, görüşü 10 metreye kadar düşürmüş durumda. Çarşıda dolaşmaya başladıktan sonra dolu da bastırınca, öğlen yola çıkamayacağımız anlaşılıyor.


     

     @
     022 - 2007-04-19 08:51

    Mardin'in telkari gümüş işlemeciliği ünlü. Bunu bizim kadar, İzmir'de bekleyen bayanlar da bildiğinden, bir kuyumcuya giriyoruz. Mücevher işinden hiç anlamadığımdan çekingenim ama Haluk'un meyve alır gibi kese kağıdıyla alışveriş yaptığını, Tolga'nın da ondan geri kalmadığını görünce açılıyorum. Alışverişin sonlarına doğru kuyumcu arkadaşla aramızda şu diyalog geçiyor:


     

     @
     023 - 2007-04-19 10:24

    Tepeye çıktığımızda ise o ünlü deniz görüntüsü. Mardin' in arkası geçit vermez dağlar, önü ise görülmeden kıpırdayamayacağınız dümdüz bir ova. Şehri kuranlar güvenliklerine düşkünmüş. Gece açık havada aşağıya baktığınızda ovadaki köyler denizin ortasında adacıklar gibi.

    Komşu tepelerden birindeki Deyrülzefaran Süryani Manastırı temiz, bakımlı, etkileyici. Bizi kapıda karşılayan genç gönüllü Süryani rehber manastırı gezdiriyor.


     

     @
     024 - 2007-04-19 15:36

    Akşam yemeği kaçınılmaz olarak dünyanın bıçakağzı kebap merkezi Rıdo' da. Haluk'un Diyarbakır'dan gelen misafirperver ekürisi (bacanak ve Diyarbakır / Batman'ın önce gelenleri. Bacanak Diyarbakır'lı, ne sevilen ve torpilli adammıs - bundan sonra tüm Güney Doğu gezilerinde bacanak Zülküf de ekibin ayrılmaz parçası olacak gibi) bizi ağırlıyor.  Henüz iki gün boyunca Rıdo'dan çıkamayacağımızı bilmiyoruz.


     

     @
     025 - 2007-04-19 18:13


     

     @
     026 - 2007-04-19 18:39

    Artuklu Kervansaray otele yerleşiyoruz. Her şey farklı. Lobide tabureler ve sini, 3 kişilik odamızın adı Kayıp Oda, U şeklinde, penceresiz ve bütün bina gibi taş, komimiz Necmettin pala bıyıklı ve 2 metre 10 santim. Burada Prens Charles'da kalmış. Necmettin prensin rüyalarına sonradan girmiş midir acaba. Seni sevimli ve saf dev!


     

     @
     027 - 2007-04-20 07:07

    Mor Gabriel manastırı Midyat yakınlarında. Arazinin ortasında tek başına, oldukça etkileyici bir yapı. Deyrül Zafaran'dan alışkın olduğumuz gibi son derece temiz, bakımlı, genç Süryani rehberimiz hazır.


     

     @
     028 - 2007-04-20 09:55

    Midyat'a gitmişken konukevini görmemiz gerekiyor ama etrafımızda koşuşturan 12 çocukla sora sora zorlukla bulduğumuz konukevinde Sıla dizisinin çekimleri var. Ben "çekim varsa girilmez" diyerek dışarıda çocuklarla eğlenirken (İbrahim'den sonra bunlar pamuk helva, 12'sini tek elimle idare ediyorum) bizimkiler biraz zorlayıp 1-2 fotoğraf çekmeyi başarıyorlar. Sonraki iki gün Tolga Quassimodo'nun "bana su verdi" moduna girip gerekli gereksiz şu cümleyi sayıklıyor: "Sıla bana gülümsedi..."


     

     @
     029 - 2007-04-20 10:12

    Dersini çok iyi çalışmış Erkan, büyük bir ciddiyetle 900 senelik tarihi çatır çatır anlatıyor. Arada fotoğrafımızı çekmesini istiyoruz. 50 fotoğraf çektiriyoruz, 50'sinde de harf sektirmeden aynı repliği tekrarlıyor: "dikkatcekiyorumgülümseyinçekiyorumçekkk...tim)".


     

     @
     030 - 2007-04-20 11:14


     

     @
     031 - 2007-04-20 13:14

    Bu arada iyice bastıran yağmur görüş mesafesini düşürüyor. Vizörümdan kayıp gitmesi gereken damlalar yerlerinden çok memnunlar, silmeye yetişemiyorum. Kamyon ve tırları sollarken su bulutu görüşü sıfırlıyor. Buna bölge sürücülerinin zifiri karanlık olmadan asla far yakmama huyunu da ekleyince, sollama esnasında 2 saniye kadar tam gaz ve tam dua ile gitmek gerekiyor. Kör uçuşu yapmaktan sıkılıp bir sollamayı vizör açık yapmayı denedim, artık biliyorum ki tekerlek suyu çok tatsız ve gözbebeği yağmur damlalarına karşı çok hassas, uğur böceğinden ders çıkarmalıydım.


     

     @
     032 - 2007-04-20 17:15

    Kahramanmaraş-Kayseri arasında, Binboğa ve Tahtalı dağlarından geçen yol, bütün motorculara tavsiye edebileceğimiz harika bir parkur. Motorla seyahat ederken bir yoldan isteyebileceğiniz her şeyi barındırıyor. Çok düşük yoğunluklu trafik, virajlı dağ yolları, kaliteli genis yollar, bozuk yollar, orman yolları, güzel manzaralar, montunuzun altında sadece bir t-shirt ile 1.600 metrelere tırmandığınızda kartopu oynama şansı. Göksun civarinda, yol üzerindeki çok hesaplı pirzolacılar da cabası.


     

     @
     033 - 2007-04-21 16:45


     

     @
     034 - 2007-04-21 17:59

    Yusuf Yiğitoğlu konağından memnun ve dinlenmiş olarak ayrılacakken, akşam karanlığında dikkatimizi çekmeyen bir ayrıntı bizi sarsıyor.


     

     @
     035 - 2007-04-22 07:34

    Manzara tepesi, açık hava müzesi, yeraltı sarayı ve bölgenin en yüksek tepesine kurulmuş olan Uçhisar kalesini gördükten sonra Konya yoluna çıkıyoruz.


     

     @
     036 - 2007-04-22 11:16

    Yolun Kayseri'den sonraki kısmı harika bir Erciyes manzarası eşliğinde geçiyor ve Ürgüp'e karanlıkta giriyoruz


     

     @
     037 - 2007-04-22 13:38

    Afyon üzerinden devam edersek Ankara-İzmir karayolunun 23 Nisan dönüş trafiğine yakalanacağımızdan, göller bölgesinden giderek yolu uzatmayı tercih ediyoruz, çok da iyi yapıyoruz. Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Yarışlı, Salda göllerinin hepsi birbirinden güzel.


     

     @
     038 - 2007-04-23 11:24

    Hele Salda gölü uzun kumluk plajı ve göl kenarındaki tesisleriyle diğerlerinden ayrılıyor. Konuştuğumuz insanlar yazın hafta sonları plajda yer bulunmadığını söylüyorlar.


     

     @
     039 - 2007-04-23 15:15

    Denizli'ye de girmeden Tavas üzerinden orman/dağ yollarına vurup Aydın'a çıkıyoruz. Bundan sonrası otoban. Levent Vardar abimiz 10 gün önce bizi yolcu ettiği noktada bu sefer karşılamak için bekliyor. Kamera geliş anımızı belgelemek için tripod üzerinde kurulu, cipin arka camında kocaman "Hoş geldiniz" yazısı, askerden dönmüş gibi duygulanıyoruz.

     

     @
     040 - 2007-04-23 19:56

    Dünyanın en uyumlu yol arkadaşlarıyla dünyanın en güzel ülkesinde  9 gece 10 gun, 3.965 km yol, 1700 m.  yükseklik, 30 derece ısı değişimi,  kırmızı et ve hamur tatlısı ağırlıklı tahminen kişi başı   50.000 kalori  (10ar bini henüz harcanmadı), 2.000 civarı fotoğraf,  144 "abi kaç yapiyo", 53 "başımla beraber", 72 "senin canın sağ olsun", 8 "ne görevle geldiniz", 6 "Sıla bana gülümsedi" ve çok sayıda dağ ve dere ve şehir ve otelden sonra sağ salim döndük.


     

     @
     041 - 2007-04-25 13:12


     

     @
     042 - 2007-04-25 13:12

    Amacımız Devlet Üretim Çiftliğini görmek. 30 dakikalık yoldan sonra çiftlik arazisi başlıyor ve kilometrelerce devam ediyor. Haritaya baktığınızda Ceylanpınar Viranşehir arasında Suriye sınırına kadar hiç köy yok, o bölgede harita bomboş ve yemyeşil.  Gelişimizden hemen haberdar olup bizi ağırlayan misafirperver işletme müdürü ve çalışanları çiftlik arazisinin İsrail'in yüzölçümünden büyük olduğunu, dünyanın 3. büyük çiftliği olduğunu gururla söyleyince haritadaki boşluk anlam kazanıyor. Ne üretiliyor derseniz, tohumluk, damızlık, devekuşu, ceylan, tarım ve hayvancılıkla ilgili aklınıza gelen her şey. Meraklısına not: Ceylanlar satılık. Büyük bahçeniz varsa bir çift alabilirsiniz.


     

     @
     043 - 2007-04-25 13:14


     

     @
     044 - 2007-04-25 13:17

    Kızıltepe'den sonra Haluk yolda durdurup işte Mardin diye uzakta bir tepeyi gösterince önce bir şey anlamıyorum. Dikkatle bakınca tepenin üzerinde insan yapısı köşeler seçiliyor. Sislerin içinde bir kartal yuvası. Bizim durup yukarı baktığımız yer aşağıda kurulan yeni şehir ve doğal olarak hiçbir özelliği yok. Yukarıda ise merak ettiğimiz eski Mardin var. Tırmanıyoruz.


     

     @
     045 - 2007-04-25 13:25

    Tek yönlü dar ve uzun bir ana cadde tepenin ön yüzünde saat yönünde ring yapıyor.  Çarşı, postane, müze, oteller hep bu cadde üzerinde. Ama asıl büyü sokaklara dalınca ortaya çıkıyor. Tepedeki kaleye kadar çıkan sokakların bazıları evinizin koridoru boyutlarında.  "Çıkmazmış" dediğim noktada eğilerek girilebilecek bir geçit buluyorum, o da bir sokak! Çöpler eşeklerle toplanıyor, bütün evler o harika renkli taşla yapılmış, başka bir dünya.


     

     @
     046 - 2007-04-25 13:25

    Zorlu bir 60 km yolun ardından binlerce çukur atlatarak sonunda yolculuğun asıl hedefi, son noktası Hasankeyf' teyiz. Geçtiğimiz en kötü yol bu.. Köprünün başından, her dergide, her kartpostalda yer alan o ünlü fotoğrafa bakıyoruz, ama bu sefer canlı olarak. Dicle'nin geniş yatağı, ortaçağın en büyük taş köprüsünün ayakları, arkada Bizans'lıların kurduğu kale. Eski adıyla Hısn Keyfa, Artuklular, Eyyubiler, Moğollar, Osmanlılar derken şimdi de KeifRiders istilası altında. 1981 yılından beri sit alanı olan ilçe, GAP projesi dâhilindeki Ilısu barajının inşa edilmesiyle El-Rızk camiinin minaresinin bir kısmı ve kale dışında tamamen sular altında kalacak.


     

     @
     047 - 2007-04-25 13:27

    Gerçi bütün bunları size en iyi 7. sınıf öğrencisi rehberimiz Erkan anlatır. Havalı kartında şöyle yazıyor: Erkan Yılmaz - Genç Yerel Rehber - "Tarihi kentimiz Hasankeyf'i sular altında bırakmayalım".


     

     @
     048 - 2007-04-25 13:28

    Urfa'ya karanlıkta girip bütün gezinin en güzel oteli olan El-Ruha'ya yerleşip vakit geçirmeden bizim için düzenlenen (bakınız Haluk - şeytan tüyü - Mahmut abi bağlantısı) sıra gecesine katılıyoruz.


     

     @
     049 - 2007-04-25 13:32

    Hiçbir şeyi sırayla yapmamız gerekmediğini öğrenene kadar biraz zorluk çekiyoruz ama sonrasında rahat minderlerin üzerinde (belki de rahat değildi ama 8 saat selede oturduktan sonra her şey çok rahat geliyor) kendimizi evimizde hissediyoruz.


     

     @
     050 - 2007-04-25 13:32

    Balıklı gölde ortam huzurlu, göl, park, çay bahçeleri. Balıklar yarı bellerine kadar sudan çıkıp yemi direk ağızlarına bekliyorlar.


     

     @
     051 - 2007-04-25 13:35

    Sonra bir yerlerden bir İbrahim çıkıp geliyor, hayat değişiyor. İbrahim 80. cm yüksekliğinde sevimli bir çocuk,  Urfa'lı. Traşlı söbü kafası hınzırlığa çalışıyor. Ne dediğini anlamak mümkün değil, sanırım Urfa'lılar da anlamıyor. Elinize yapışıyor ve bütün günü sizinle geçirmek istiyor.  Şöyle konuşuyoruz:


     

     @
     052 - 2007-04-25 13:35

    Harran'a giderken iki nedenden dolayı enduro motorlar tercih edilmeli: Şu sırada büyük kısmı inşaat halinde olan anayoldan rahat geçebilmek için ve Harran'a girer girmez peşinize takılan arabalı, motorlu rehber adaylarından dağ bayır kaçabilmek için. Kovalamaca sonunda bir YBR 125e yakalanıp (bu kısmı söylemese miydim?) beraberce Harran üniversitesini, kalesini, astronomi gözlem kulesini, Harran Kültür Evini geziyoruz. Dönüş yolunda yağmur başlayınca, yolun bozuk kısımları daha da eğlenceli oluyor.


     

     @
     053 - 2007-04-25 13:38

    Bugün yolumuz çok uzun. Adıyaman'a feribotla geçerek oldukça kısaltabiliriz ama hem feribot iki saatte bir, saatini tutturmak zor, hem de baraj gölünü karadan Siverek - Hilvan - Bozova rotasıyla turlamak daha çekici geliyor.

    Atatürk barajı inanılmaz etkileyici, boyutları muazzam.


     

     @
     054 - 2007-04-25 13:51


     

     @
     055 - 2007-04-25 13:53

    23/04/2007, Pazartesi - Konya - İzmir (635 km)

    Sabah 07:30'da türbedeyiz.

    - Açılmadı beyler, 09:00'da gelin.

    - Ama biz İzmir'e dönmeliyiz, zamanımız yok?

    - 09:00'da

    - Peki ya sevgi, hoşgörü? Motorcu olsan da gel?

    - Hadi canım, hadi.


     

     @
     056 - 2007-04-25 13:54


     

     @
     057 - 2007-04-25 13:54

    Aksaray'dan sonra dümdüz yolda uyumamak için motorların gücünü biraz kullanmak gerekiyor. Konya'da tek hedefimiz Mevlana türbesini görmek. Yakın bir otele yerleşiyoruz. Akşam ünlü etli ekmek ve tandırımızı yerken garson arkadaş Türkiye'nin dört bir yanından gelenler olduğu için türbenin sabah 06:30'dan itibaren açık olduğunu söylüyor. Nedense inanıyoruz.


     

     @
     058 - 2007-04-25 13:54

    Hele Salda gölü uzun kumluk plajı ve göl kenarındaki tesisleriyle diğerlerinden ayrılıyor. Konuştuğumuz insanlar yazın hafta sonları plajda yer bulunmadığını söylüyorlar.


     

     @
     059 - 2007-04-25 13:55

    Gaziantep girişinden Haluk'un bize rehberlik yapacak bir tanıdığını (Mahmut abimiz, saygılar) aldıktan sonra Birecik'e varıyoruz. Bu arada anlıyoruz ki, Haluk şeytan tüyü sahibi bir insan,  her şehirde onun için işi gücü bırakıp koşturacak dizi dizi akrabası kankası var. Uzun yola Haluk'la çıkın, rahat edersiniz.


     

     @
     060 - 2007-04-25 14:01

    Birecik'de Fırat kıyısında Mahmut abi önderliğinde oturduğumuz lokantada keme kebabı, çaput balığı, haşhaş kebabı, muhammara, patlıcan kebabı ve son olarak kahve değil mırra ikram edilince tamam diyoruz, Güney Doğu'dayız artık.


     

     @
     061 - 2007-04-25 14:01

    Kelaynak üretim istasyonu özellikle kelseniz hiç ilginç bir yer değil. Ben kelim ve arkadaşlarım da bunun farkına varıyorlar aniden. "Bu sene de seni burada bırakıp göçecekler" alaylarının ardından süratle birkaç fotoğraf çekip mekândan ayrılıyoruz.


     

     @
     062 - 2007-04-25 14:02

    Bu arada Mahmut abinin yoldan aldığı Halfeti yolcusu otostopçu amca aniden elini şalvarına atıyor, içeriden bir zurna çıkartıyor. Zurna resitali eşliğinde yoldan aşağıya indikçe,


     

     @
     063 - 2007-04-25 14:02

    Birecik baraj gölünün Fırat'ı yükseltmesiyle büyük bölümü sular altında kalan Halfeti'nin yazlık beldeleri hatırlatan iskelesi, gezi tekneleri, yarısı sular altındaki camisi çıkıyor karşınıza. Su kıyısında yeni yapılan parkta dururken, ayaklarınızın altında iki üç katlı binalar olduğunu bilmek ilginç.


     

     @
     064 - 2007-04-25 14:04


     

     @
     065 - 2007-04-25 14:04

    Hiçbir şeyi sırayla yapmamız gerekmediğini öğrenene kadar biraz zorluk çekiyoruz ama sonrasında rahat minderlerin üzerinde (belki de rahat değildi ama 8 saat selede oturduktan sonra her şey çok rahat geliyor) kendimizi evimizde hissediyoruz.


     

     @
     066 - 2007-04-25 14:05

    Hepimizde günübirlik Kuşadası'na gidiyoruz havası var, duruma uyanamadık. Gökdelenin 50. katından atlayan adam 40. katta düşünmüş ya: "şimdilik her şey yolunda! (so far so good!)".


     

     @
     067 - 2007-04-25 14:07

    Kahvaltı molamız Aydın otoyolu Varan tesislerinde. Levent Vardar abimiz üşenmemiş yolcu etmeye gelmiş. Daha 50 km oldu, motorlar gıcır, giysiler temiz, popolar ağrımıyor.


     

     @
     068 - 2007-04-25 14:07

    İki Teker ve KeifRiders çıkartmalarını yapıştırıp mutlu mesut yola çıkıyoruz. Öğleden sonra Manavgat şalelerindeyiz. Nefis birer tost, su sesi ve manzara, sonra, akşamüstüne doğru ver elini Alanya. Yolda karşılaştığımız sorunlar benim vizörüm açık sırıtırken irice bir sinek yutmam (uğurböceği de olabilir) ve Haluk'un üzerini değiştirmek için 16 ayrı benzin istasyonunda durmasından ibaret. İlk gün için fena sayılmaz.


     

     @
     069 - 2007-04-25 14:07


     

     @
     070 - 2007-04-25 14:08

    Kale yolunda ısındığımız iyi oldu çünkü bugün alacağımız yol, Türkiye'nin belki de en virajlı parkurlarından Alanya - Silifke hattını kapsıyor. 200 km içerisinde inişli çıkışlı yaklaşık 1.700 viraj olan yola hevesle giriyoruz. Gazipaşa'ya kadar virajlar tatlı, sonrasında ciddileşiyor. Bir kamyon ya da karavanın arkasına takılan araç sürücülerinin neredeyse hiç şansı yok, biz ise hiç duraksamadan art arda viraj yapıyoruz. Molada lastiklerimi inceliyorum. Arka lastik nefes nefese ve hiç olmadığı kadar siyah sanki bildiğim lastiğin altından tamamen yeni, hiç kullanılmamış sımsıcak bir tabaka çıkmış. Lastik dile gelip "abi n'olur molayı uzun tutun biraz" diyor, acımıyorum.


     

     @
     071 - 2007-04-25 14:11

    Saatler sonra sürekli bir inişe başlıyoruz ve sonunda deniz seviyesi, Anamur, yukarıdan fabrika çatıları gibi görünen yüzlerce sera, (Tolga'nın deyişiyle "organize sera bölgesi"), Taşucu, hemen ardından Narlıkuyu.


     

     @
     072 - 2007-04-25 14:12

    Yol dar, fotoğraf çekmek için bile duraklamak mesele. Bir noktada karşıdan gelen tıra virajda yol vermek için sağa çekip neredeyse durmamız gerekiyor. Arada lideri değiştirerek tempoyu yüksek tutmaya çalışıyoruz.


     

     @
     073 - 2007-04-25 14:12

    Hava henüz aydınlık, harika bir koyun etrafında balık lokantaları. Lagos, nar ekşili mevsim salatası, taze sarımsak, sonra çilek ve kahve, en güzel ödül.


     

     @
     074 - 2007-04-25 14:12


     

     @
     075 - 2007-04-25 14:12


     

     @
     076 - 2007-04-25 14:12

    Gönderilen Feb 13 2008, 10:50 PM Yayınlayan Anonymous Ne ile 20 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x