in

Ahmet SENOGLU

Viatormundi


  •   Pireneler ve kuzey Ispanya gezisi raporu 4.800 km

    Wed, Feb 13 2008 21:34
    10,440 Okundu  

     Italya


     

    2003 yilinda yaptigim Alpler gezisinin vermis oldugu guven ve macera istegi duygusuyla (bakiniz Alpler gezi raporu) 2004 temmuz ayinda Alpler gezisi kadar uzun olmasa da, yalnizca :wink: 3 haftalik bir motor gezisi yapmaya karar verdim. Yine tek basima ya da dogru soylemek gerekirse ben ve yol arkadasim TDM 900'umle. Bu sefer rotam soyle Stockholm-Göteborg-Kiel (feribot ile)-Hamburg-Narbonne (tren ile)-Andorra-Pamplona-San Sebastian-Bilbao-Zaragoza-Barselona-Mayorka-Barcelona-Narbonne-Hamburg (tren ile)-Kopenhag-Malmo-Stockholm. Yolculuk takriben 6000km surdu. Bu sefer, trenler sayesinde kilometreden tasarruf yaptik


     

     @
     001

    2003 yilindaki yolculuktaki gibi mumkun oldugunca kamp kurmak yerine cunku Alplerde kampingler cok iyi kalitede ve rahatti, Ispanya'da hotel motel olaylarinin dusuk maliyetlerini goze alarak (Isvec'de yasamanin en guzel tarafi, hangi ulkeye giderseniz Japonya ve Norvec haric herseyin fiyatini ucuz algiliyorsunuz ) kamp malzemelerimi almadim yanima. Luks bir gezi oldu anlayacaginiz ama bir iki konaklama yerinde keske cadirim yanimda olsaydi dedim aslinda.

    Bir evvel ki seneyle karsilastirinca ekipmandaki degisiklikler, motorumdaki yeni egsozlar (italyan mali GPR marka, cok kaliteli degil ama komsulari sabahin korunde uyandirma islevini yerine getiriyor), air-bag'li ceketim (bakiniz motorda airbag uretildi tartisma konusu), normal filmli Nikon kameram yerine Sony dijital kameraydi. (o yuzden resim kalitesinde 2003 gezisine gore bir dusus var bana sorarsaniz ama bagajdan tasarruf etmis oldum boylece, Nikon tank cantasinin yarisini kapliyordu)

    Yagmurlu bir Isvec yazi sabahinda (genelde Isvec yazlari hep yagmurlu olur:cray yola cikiyorum. Merak edenler icin, selenin uzerindeki kablo air-bag cekete takiliyor.


     

     @
     002

    Ilk durak Göteborg sehri. Isvec'in batisinda olan bu sehir bir endustri sehri. SKF, SAAB ve VOLVO sirketleri buraya yakin. Stokholm'le karsilastirinca daha mutevazi bir sehir. Bana sorarsaniz, Stokholm Iskandinavya'nin en guzel sehri, hatta kuzeyin Venedigi diye anilir. Göteborg nesiyle unlu diye sorarsaniz kotu havasi derim, durmadan yagmur yagar burada ve tabi ki ben sehre vardigimda bir ayricalik soz konusu degildi. Isin asli neredeyse butun 500 km boyunca yagmur altinda kullandim motoru.

    Göteborg'a gelince kuzey Almanya'daki Kiel sehrine giden feribota bindim. Aksam biniyorsunuz, feribotta bir seyler yiyip icip dinleniyorsunuz, ertesi sabah Almanya'dasiniz. Bu feribot ile mesafe katetme olayini seviyorum acikcasi, insanin okumaya firsati oluyor hem de enteresan insanlarla tanisma imkani var.



    Cirkin Göteborg limaninin feribottan gorunusu. Yok ben bu Göteborg'u sevmedim.


     

     @
     003

    Feribotta iki kisilik odada kaldim. Oda arkadasim 65 yaslarinda cevat kelle vari bir Isvecli amca cikti. Elemanin yaninda yanlis hatirlamiyorsam 4 kamera vardi, anlayacaginiz fotograf manyagi. Ilk once ekipmanlar hakkinda seminer verdi bana sonra da cektigi fotoraflari gostermeye basladi. Amcam yaninda hard disk, kucuk projektor falan tasiyor, yani her an sunum yapabilecek vaziyette. Artik siz diyin 1000 ben diyim 2000 fotograf sonrasinda amcam biraz yoruldu da kendimi bara zor attim. Yok hakkini almamak lazim, iyi fotografci, ozellikle siyah beyaz insan calismalari cok hosuma gitti. Ama Iskandinavya'da feribota binip de bara takilmamak olmaz, neden mi? Simdi burada ickiler cok pahali ya, vergisi yuksek diye, gemiler acik sulara cikinca barlar acilir, benim ucuz ickiye muhtac kuzeyli dostlarim hemencecik sarhos olurlar. Karnaval ortami yani. Kim demis Isvecliler az konusur diye, bir sise votkadan sonra bulbul gibi öterler (Isvecliler icin cok soylenen bir fikrayi paylasayim sizinle konu acilmisken. Havaalaninda Isvecli olup olmadigini nasil anlarsiniz? Kulak verin etrafa, eger birilerinin ellerinde ki torbalarda sise singirdamasi duyuyorsaniz, kesin Isveclidirler)

    Neyse, ertesi sabah sag salim Kiel'e vardik. Bu arada olur da feribotla yolculuk etmeyi planlarsaniz, motoru sabitlemek konusunda yaninizda bazi malzemeler olsun derim. Ilk olarak motoru feribotun zemininde ya da duvarlarinda bulunan halkara sabitlemeye yarayan kilitlenebilen kayis ve ikincisi eger tekerin onune koyacak takoz yoksa on freni kitlemek icin freni siki tutacak kucuk bir kayis ya da ip.

    Kiel'den Hamburg cok kisa bir mesafe. Bu sene Alman otobanlarinda zaman gecirmek ve gereksiz tehlike yasamak yerine 2003 yazinda yaptigim gezinin geri donus etabinda kullandigim autozug'u (arac tasiyan tren) kullanmaya karar verdim. (Detayli bilgi http://www.autozug.de/eindex.html)


     

     @
     004

    Biraz tuzlu ama motorun asinmasi, eskiyen lastik, harcanan benzin, konaklama ucreti ve olabilecek kaza riski goz onune alininca o kadar da pahali degil acikcasi. Motoru yukluyorsunuz trene aksam ustu, sabah guney Fransa'dasiniz. Ispanya sinirina 1 saat mesafede.

    Sevgili yol arkadasim trene yuklenmeyi bekliyor.


     

     @
     005

    Trene guney Isvec'den gelen bu sirin grup da binecek. Suzuki Intruder kullaniyor hepsi. Aksam trendeki Alman biralarini beraber test ettik


     

     @
     006

    Motorlar trene yuklendi. Vagonun tavani alcak o yuzden kask kullanmanizi sart kosuyorlar. Dediklerine gore kafayi celik kolonlara toslayanlar olmus yukleme sirasinda, uff. Alman elemanlar kayislarla sabitleme islemlerini cok iyi yapiyorlar.


     

     @
     007

    Yumusak cantalar, rulolar ve cruiser motorlarda olan buyuk on camlarin/siperlerin cikarilmasi sart. Bizim Intruder'calarla Alman gorevliler arasinda bayagi bir tartisma oldu bu on cam/siper konusunda. Bizim Svensson'un argumani soyle "yahu ben bu motorla 150km hiz yapiyorum, nasil olurda saatte 100km ile giden trende on siper kirilir?" Alman gorevlinin aciklamasi ilginc "iki tren yan yana gecince oyle bir turbulans oluyor ki, cama/sipere ruzgar tersten vuruyor, sen herhalde geri viteste saat 100km ile motorunu kullanmadin hic di mi?" Sonucta bizim Intruder'cilar roma imparatorlugu gladyatorleri ya da bizim robocop polisler gibi ellerinde intruder siperlikleriyle trene biniyorlar.

    Trendeki kompartmanlar idare eder. Cuzdaninizin kalinlik oranina gore 2 kisilikten 5 kisiye kadar kompartmanlar var. Kahvalti dahil. Sansima iki tane Danimarka'li motorcuyla ayni kompartmana dusuyorum.


     

     @
     008


    Bu elemanlar motorlari yukleme sirasinda ilgimi cekmislerdi. Birinde Ducati ST4 digerinde BMW R1150 RT, tertemiz touring motorlari. Ama adamlarin ustu basi dokuluyor. Kasklarina kask demeye sahit ister, yarim karpuz gibi bir seyler. Elbiseler param parca. Sanki neleri var yok satmislar, motorlari almislar. Neyse, yerlesiyoruz kompartmana. Kim altta kim ustte yatacak tartismasi kazasiz belasiz cozuldukten sonra, haritalar cikiyor ortaya, herkes nerelere gidecegini anlatiyor falan. Yok dayanamayacagim, sormam lazim bu ekipman garibanligi meselesini. "Yahu nedir sizin bu malzeme durumu, kasklar pek guvenli durmuyor hani, biraz eskimisler". Elemanlar siritiyor. Biz bunlari internetten falan cikma aldik ozellikle, hepsini atacagiz yarin:: Andorra'ya gidiyoruz, orada butun takimi yeniden doseyecegiz. O zaman dank ediyor kafama. Dogru ya, Andorra'da vergi yok. Her turlu malzeme cok ucuz. Eh Danimarka'da bu tip malzemeler cok pahali, iyi fikir aslinda. Yolculugun geri kismi iyi geciyor, barda Intruder'cilar beni cruiser motor kullanmaya ikna etmeye calisiyorlar ama tabiki basarili olamiyorlar. Gece biz uyurken de trenimiz bizi Fransa'nin guneyindeki Narbonne sehrine dogru tasiyor.

    Ertesi gun ogle saatlerinde Narbonne'a variyoruz. Motorlarin vagonlardan indirilmesi biraz zaman aliyor ama acelemiz yok. Danimarka'lilar aceleyle Andorra'ya dogru yola cikiyorlar, anliyorum adamlari, mumkun oldugunca cabuk o komik kiyafetlerden kurtulmak istiyorlar Intruder'cilarda Barselona uzerinden guney Ispanya'ya dogru yola cikiyorlar. Kesin pisecekler yolda, guney Ispanya'da temmuz ayinda deri kiyafetlerle motor kullanmak akil kari degil bana gore.

    Bugunku rotam kisa yalnizca 300km kadar, Narbonne'un guneyine dogru yol alip, siniri gecip, La Seu D'urgell adli kayak merkezinde konaklayacagim.

    Sonunda yola cikabildim. Virajli yollar, gunesli gokyuzu ve temiz bir hava hosgeldin Pirenelere diyor sanki


     

     @
     009

    Puigcerda denen kasabaya geliyorum. Tam sinirda, Fransa tarafinda hersey Fransizca ve gercekten Fransa havasi veriyor, 20 metre sonra (sinir cizgisi, kontrolu yok artik Schengen nedeniyle) her sey Ispanyolca ve Ispanya gorunumunde. Enteresan bir goruntu.

    Puigcerda'da Boules (oradaki ismiyle Pétanque) turnuvasindan bir goruntu. Kisaca agir metal toplari tahta kucuk topa yakin atma olayi, herkesin 2 topu var. Kumsalda oynamak icin uygun bir oyun.


     

     @
     010

    Tekrar yollara dustum, artik viva espana olayi gecerli.


     

     @
     011

    ##


     

     @
     012

    Aksam ustu La Seu D'urgell'e variyorum. Ok kalitede bir pansiyona yerlesip, bir seyler atistirdiktan sonra kasabayi geziyorum. Sirin bir dag kasabasi. Icinde yapay golu bile var.


     

     @
     013

    Ertesi gun Pirenelerin batisina dogru yoluma devam edecegim...

    Sabah yola cikiyorum tekrar. Bugunku hedef aslinda Ainsa adindaki kasabaya ulasmakti ama oraya beklenenden erken varinca yola devam ediyorum ve Torla adindaki bir dag kasabasinda konakliyorum. Iyiki de oyle bir karar vermisim, inanilmaz derecede guzel bir kasabaydi. Toplam katedilen mesafe 350km kadar. Yaslandik mi ne, Alpler gezisinde gunde 500 km yapiyordum ortalama ancak Pireneler'de hersey biraz daha sakin sanki. Alplerle karsilastirilirsa fazla motorcu yok yollarda. Yollarin kalitesi super iyi degil ama beklentilerimin ustunde. Avrupa toplulugu paralarinin nereye gittigi anlasiliyor. N260 yolunu izliyorum. En kivrak olan oydu haritada

    Pirenelerin zirveleri yavastan gorunmeye basladi


     

     @
     014

    Amacim en kisa zamanda o tepelere yakinlasmak. Tepeler + virajlar = mutlu Ahmet::


     

     @
     015

    Pirenelerde en cok hosuma giden birden karsiniza kucuk bir köyun ya da ev toplulugunun cikmasi. Alplere gore biraz daha tesadufi bir ortam burasi. Daha bir dogal sanki.


     

     @
     016

    ##


     

     @
     017

    Sonunda ilk gecitin tepesine geldim. Karli yamaclardan esen soguk hava karsiliyor beni tepede. Ehh bir Pireneler hatirasi cekme zamani


     

     @
     018

    Yola devam. Her cikisin bir inisi olurmus. Harika bir vadiye dogru inisteyim. Aliskanlik haline getirdigim kendinidikizaynadayansitmacali fotografimi cekmeden olmaz. Manzara muhtesem.


     

     @
     019

    Bir sonraki duragim Ainsa adindaki tarihi bir kasaba, etrafi duvarlarla cevriliymis eskiden, duvardan arta kalan bir kesimin tepesinden Ainsa'nin eski sehrinin goruntusu. Yeni sehir daha asagida.


     

     @
     020

    Tipik Ispanyol dizayni olan kasaba meydani


     

     @
     021

    ve Ainsa'nin ara sokaklari, ne kadar guzel bir eski sehir ve sokaklar diye icimden geciriyorum ama Torla'yi gordukten sonra fikirlerim degisecek.


     

     @
     022

    Sokaklar enteresan detaylarla dolu


     

     @
     023

    Ainsa'da ogle yemegini yedikten sonra yola devam. Pireneler'in dogal yapisi biraz bizim Aladaglara benziyor, Alpler daha cok Kackarlari hatirlatmisti bana.

    Masif goruntuler cikiyor bazen insanin karsisina

    Torla'ya az kaldi haritaya gore, Ainsa'da kalmamaya karar verdim saat daha erken. Torla hakkinda Lonely Planet'de bir seyler okumustum. Umarim yazilanlar dogrudur.


     

     @
     024

    Sonunda Torla'ya variyorum. Gercekten cok kucuk ve sirin bir kasaba.
    Cok uygun bir fiyata bu otelde yer buluyorum, acikcasi bu oteli secmemin nedeni onunde motorlarin park etmis olmasi tabi ki.


     

     @
     025

    Motorlar gezginci alman bir cifte ait. Dolasmadiklari yer kalmamis. Motorlarini Amerika'ya ve Guney Afrika'ya ucurup oralarda da ulke turlari yapmislar. Tabi ki motorlari GS (1150 ve 650)cool Bu GS olayi kafami Alpler'de de kurcalamisti acikcasi, heryerde R 11XX GS'lerden vardi. Bir turlu anlayamiyordum, neden bu hantal alman panzerlerini millet kullaniyor diye. Gezgin alman amcaya soruyorum, o da anlatiyor. Guvenlilik, saglam sasi, frenler, boxer motorunun torku morku, saftin yarari, anlat anlat bitmiyor. Bense hala, ama bu motor bir ton kadar agir gozukuyor derken, amcam bakti ki beni ikna edemeyecek. Bekle bir dakika sen burada diyor. Otele giriyor, iki dakika sonra elinde motorun anahtarlari. Al motoru dolas istedigin kadar, kendin gor !!:: Elim ayagim birbirine karisiyor, adamin elini mi opsem nedir. Neyse atliyoruz alman panzerin uzerine, calistiriyorum motoru, amanin bu ne? alet sulukule dansozleri gibi sallaniyor. Merak etme diyor amcam sorunca, boxerlar oyle sallar, gazi verince gecer. Ve gazi veriyorum ve iste o an hata yaptigimi anliyorum.....Bir daha TDM 900'um, benim canim yol arkadasim, tek gozdem olamayacak. Ne nankörum ama:sopa: Boxer motoru aklimi basimdan aliyor. O tork var ya o tork. Soyle 10-15 dakika dolasiyorum motorla. Gercekten amcam hakliymis, bu boxer baska bir sey. Stockholm'e varir varmaz, BMW acentasina gidilecek, belli oldu.

    Aksamustunun geri kalani Torla'yi gezmekle geciyor. Sirin sirin sokaklar, her yerde cicekler. Super rahatlatici bir ortam.


     

     @
     026

    Bir kafede kahvemi yudumlarken onumdeki manzara, kesinlikle sikayet edemem


     

     @
     027

    Odama hava kararinca geliyorum, yorulmusum, hemen siziyorum. Sabah uyandigimda bu manzarayla karsilasiyorum, evvelsi gun fark etmemisim.

    Torla, sozum var sana, ziyaret edecegim seni bir kere daha!

    Haritaya bakiyorum, ilk durak Pamplona sonra da San Sebastian!


     

     @
     028

    Sabah Torla'dan ayrilmak hic istemedi canim acikcasi. Gercekten cok huzur verici bir ortamdi. Sabah kahvaltisinda Alman ciftle sohbet ediyoruz biraz, bana yaptiklari yolculuklardaki heyecan dolu anilarini anlatiyorlar. Tam bir macera cifti. Yok efendim Amerika'da Arizona bolgesinde kaybolmalar falan filan. Guney Afrika'yi ve yollarini cok tavsiye ediyorlar. Ben internette de duymustum Guney Afrika'nin yollari cok guzel diye ama en mantiklisi oraya gidip motor falan kiralamak olsa gerek. Ucakla motoru oraya kadar tasimak hem pahali hem de eziyetli bir olay.
    Kahvaltiyi erken bir saatte yapiyorum cunku amacim Pamplona'daki geleneksel bogalarin onundeki kosusturmayi seyretmek sonra da San Sebastian'a dogru yol almak. Kisaca rotam soyle: Yine takriben 300 km

    Pamplona'ya yaklasirken cografya biraz degisiyor ve alcak bir ovada yol aliyorum ve hemen sicaklik artiyor. Motorun uzerinde pismeye basladim yine. Ama yapacak bir sey yok. Pamplona yolumun uzerinde, ugramadan olmaz.


     

     @
     029

    Pamplona tam bir mahser alani. Inanilmaz kalabalik. Motoru koyacak saglam bir yer ariyorum, bir de ust bas degistirmek lazim, cok sicak hava, dayanilir gibi degil. Bir otelin resepsiyonundakileri ikna etmeyi basariyorum, benim motoru hotelin onune park ettiriyorlar, ustu degistirip, benzin tanki cantami resepsiyoniste birakip kosarcasina arenaya gidiyorum. Gec kaldim. Bogalar kosmaya basladi. Bu aceleyle fotograf makinami almayi unutuyorum, belki de iyi olmus. Hic de fotografi cekilecek bir olay degil hani. Tam bir hayvan eziyeti. Internetten sizler icin derledigim fotolar asagida.


     

     @
     030

    Olay kisaca su, zavalli, kiskirtilmis, korkutulmus bogalari sokaga saliyorsunuz, her tarafta insanlar var. Yuzlerce insan hayvanlarin onunde kosmaya basliyor. Hayvanlar korkudan ne yapacagini bilemiyor, tam gaz onlarda kosuyorlar. Yerler arnavut kaldirimi cogunlukla ve islak (islatiyorlar nedense, toz kalkmasin diye ya da hayvanlar kaysin diye) neyse zavalli bogalar dar sokaklarda kosmaya basliyor, ayaklari kayiyor dusuyor, ya da viraji alamayip duvarlara carpiyorlar falan. Bu arada bazi insanlari da arada eziyorlar. Geleneksel kiyafet beyaz elbise ve kirmizi fular. Cok Amerikali vardi, ozellikle kolej gencligi dedigimiz, bos zamanlarini MTV Jackass seyrederek gecirenlerden. Megerse San Sebastian'dan geliyorlarmis, oraya gidince anlayacagim.


     

     @
     031

    Olayin en tehlikeli kismi, stadyuma gelirken ki tunel. Orada sikisma oluyor, sonradan haberlerde izledim bir iki kisi cok kotu yaralanmis o gun. Ispanya'yi seviyorum ama bu bogalara yaptiklari eziyet hic kabul edilecek bir sey degil hani. Hos butun bu olay benim cocuklugumda gordugum hic aklimdan cikaramadigim bir animi gozlerimde canlandirmadi degil hani. Kurban bayrami, buyuk bir boga kontrolden cikiyor ve herkesi onune katmis Silivri Semizkumlar'da dehset saciyor. O zaman da bogaya acimistim. Hayvanin gozunde korku okunuyordu.


     

     @
     032

    Tekrar yola cikiyorum. Hedef cok ismini duydugum San Sebastian. Basklarin atlantik kiyisindaki bohem sehri.


     

     @
     033

    Pamplona geride kaldi, rakim artmaya basladi. San Sebastian’a gelmeden evvel oldukca yuksek bir gecit var. Gecite yaklastikca bir sisin icine giriyorum. Goz gozu gormuyor. Bir benzin istasyonunda mola veriyorum. Evet Bask bolgesine geldigim belli. Insanlarin konusmasi hatta gorunusleri bile farkli. Bask dili ise ayri bir enteresan konu. Kimse bu dilin nereden geldigini ya da tam olarak hangi dil grubuna dahil oldugunu kanitlamis degil. Kendine ozgun bir dil. Bu insanlar buraya nereden gelmisler, Ispanyollardan evvel burada olduklari biliniyor. Bir cok teori var Basklar hakkinda, Kafkasya'dan goc etmisler, tas devrinde Keltlerin bir akimi olarak gelmisler falan hatta o kadar ileriye goturenler varki teorileri, Basklarin batan Atlantis adasinin torunlari oldugunu iddia ediyorlar.

    Bir de Bask’in bagimsizlik olayi var biliyorsunuz. Politik acidan ve ne yazik ki siddet kullanilan acidan yani ETA. Kisacasi Bask’lilar bagimsizlik ve kendi topraklari olsun istiyorlar ve geri kalan Ispanya’da bunu kabul etmiyor. Ilginctir, Pirenelerin kuzeyinde, yani guney Fransa’da da Bask asillilar var ama onlar o kadar bagimsizlik istemiyorlar. Is ortagimin kiz arkadasi Fransiz Bask, ona sordum, Fransa’daki Basklar Ispanya’dakilere oranla Baskliklarini daha cok kaybettikleri icin dedi bana. Bu Bask olayini Avrupa’da bizim guney dogu olayiyla karsilastiranlar olur bazen. Benim dikkatimi ceken en buyuk farklilik su. Basklar Ispanya genelinden daha zengin, Katalanlar (Barcelona ve cevresi) ve Basklar Ispanya’nin en zenginleri ve iki topluluk da bagimsizlik istiyor. Basklarin agir sanayisi ve bankalari cok buyuk. Dolayisiyla Madrid hukumeti bunu kabul etmek istemiyor. Tipik caliskan ve sikici kuzeylilerle, tembe ve eglenceli guneyliler catismasina ornek. Kuzey Italya ve Sicilya orneginde oldugu gibi.


    Gecitin en yuksek tepesinde yagmur yagmaya basliyor. Onumde atlantik denizi beliriyor ilk once sonra San Sebastian. Sehir deniz kenarinda ve onunde tepe biciminde kucuk bir adasi da var. Yuruyerek gecilebiliniyor adaya. Her zaman ki gibi herhangi bir rezervasyon yaptirmadim, yalniz yolculuk etmenin avantajlarindan biri, nasilsa kalacak bir yer bulurum diye dusunuyorum. Yagmur iyice bastirdi, seller goturuyor. Sasmamak lazim, sehrin arkasi daglik, atlantikten gelen yagmurlu bulutlar, takiliyor o daglara.


    Elimde Lonely Planet hostel mostel ariyorum, hepsi dolu, bir saatlik cabalamadan sonra, ne yapalim paraya kiyacagiz deyip otellere bakmaya basliyorum, uygun fiyatta olanlar da dolu. Ne yapacagiz, neredeyse 2 saat gecti, kalacak yer yok. Eh artik sehrin disina cikacagiz, nasilsa altimda motor var. 15km kadar uzaklikta oldukca luks bir otel buluyorum ama fiyati uygun bu sartlar altinda, 40 Euro civari. Hemen odayi kiraliyorum. Cikartilan sonuc: San Sebastian’a yazin gitmek isteyenlere tavsiyem kalacaginiz yeri onceden ayarlamanizdir, sehirde cok Amerikali ve Ingiliz vardi. Hadi Ingilizleri anladim, feribotla atlantik uzerinden geliyorlar ama bu yankee’ler ne ariyor burada. Megerse ozellikle koleje giden ogrenciler arasinda Avrupa’ya yapilan okul turlarinda San Sebastian’a ugramak populermis bir de limanda buyuk bir yuzen universite/okul gibi bir yelkenli vardi. Dunyayi dolasip, ogrencilere oceanografi falan egitimi veriliyormus.

    Odamin penceresindeki bahce manzarasi fena degildi:


     

     @
     034

    Odaya yerlestikten sonra tekrar sehre geri donuyorum. Etkileyici bir sehir San Sebastian. Mevsimi bizim Karadeniz kiyisindaki sehirleri animsatiyor insana, her an yagmur yagacak gibi biraz puslu. Ilk once katedralini geziyorum.


     

     @
     035

    Sonra eski sehrin meydaninda bir kahve molasi ve sehrin haritasinin etud edilmesi:


     

     @
     036

    ##


     

     @
     037

    Eh karnim acikti simdi, tapas yeme zamani. San Sebastian’in tapaslari meshur. Tapas dediginiz kucuk ekmek dilimlerinin uzerinde cesit cesit mezeler. Basklar tapas degil de pantxos diyorlar bu super lezzetli seylere, birayla iyi gidiyorlar.


     

     @
     038

    Enerji depoladiktan sonra marina’ya dogru yurumeye basliyorum. Bilmem kac para degerindeki motorlara bakip, bunlari almak icin nasil isler yapmali, alinteriyle olur mu olmaz diye dusunup, isin icinden cikamayip, yurumeye devam ediyorum. Yagmur durdu ama hava hala puslu.


     

     @
     039

    Limanin sonuna gelince dalga sorfu yapanlar karsima cikiyor. Super bir goruntu. Bir cok Amerika’li vardi dalga sorfu yapan.


     

     @
     040

    ##


     

     @
     041

    Sehrin icinden gecen bir nehir denize dokuluyor burada, nehir kenarindaki evlerin mimarileri etkileyici.


     

     @
     042

    Hava karariyor artik, eh ben de yorgunum. Artik otelime geri donme zamani. Sehrin uzaktan goruntusunu yakalamaya calisiyorum ama tripod yok yanimda, ne yazik ki resimlerdeki kalite kotu


     

     @
     043

    Yarin Picos de Europa'ya dogru yola devam....


     

     @
     044

    Erkenden yola ciktim, aslinda San Sebastian’da bir gun daha kalinabilinirdi ama zamanim kisitli. Picos de Europa’da denen bolgeye ulasmak amacim bugun ama Bilbao’ya da ugramam lazim. Modern sanat muzesinin mimarisini cok tavsiye ettiler, gormeden olmaz.

    Takriben 350-400km lik bir rota olacak bugun.

    Hava puslu, her an yagmur baslayabilir. Kuzey Ispanya kiyilari bana Karadeniz’i ve Norvec kiyilarini hatirlatiyor. Ruzgar kuvvetli esiyor. Ben motor ustundeyken bu tip havayi cok sicaga tercih ederim ama biraz gunes acsaydi fena olmazdi hani.

    Mumkun oldugunca kucuk yollardan ve otobandan uzak gitmeye calisiyorum. Ne kadar bakir doga, o kadar iyi. Eh, oyle yapinca da kaybolma riski artiyor tabi GPS mps falan yok, eski sistem harita, pusula ya da yoldakilere cat pat ispanyolcayla sormaca. Ingilizce olayini Ispanya’nin bu bolgesinde unutabilirsiniz. Neyse sorun degil, insan kaybolunca guzel yerleri buluyor nasilsa.::


     

     @
     045

    Bir saat kadar denize uzak seyrettikten sonra Atlantik karsima cikiyor.


     

     @
     046

    ##


     

     @
     047

    Hani, rengi ve suyunun berrakligiyla kesinlikle bizim Ege ya da Akdeniz’imizle bas edemez ama gorkemli bir havasi var Atlantigin. Ruzgarindan midir, yoksa dalgalarin biciminden ya da girimsi renginden mi, ben bir okyanusum diyor acikcasi. Kisaca etkileyici.


     

     @
     048

    En sonunda Bilbao’ya geldim. Bilbao tam bir sanayi sehri. Super cirkin. Tam ogle vaktine denk dustuk, trafik terelelli pictures olayi, kafadan kopmus vaziyette. Iki acil fren (onume firlayan ispanyol arabalar yuzunden) ve arabanin teki benim yan cantalardan birine hafifden sulaniyor. Ispanyol amcamin trafigin ortasinda cani sikiliyor, geri manevrayla cikmaya calisiyor, ben de yandaki seritteyim ama duz geri gelmek yerine yan geliyor ve benim cantaya surtuyor. Benim canta cizilmis ama arabanin boyasi uzerinde iz birakmis o kadar kotu degil. Yapacak bir sey yok, yola devam.


    Bu kadar km yaptim uzun gezilerde, neredeyse en komik en gereksiz tehlike anlarinin cogunu sehir trafiginde yasadim, size tavsiyem eger zorunda degilseniz buyuk sehirlere ugramayin ve otobanlardan kacinin (bakiniz Alp gezisi Italya’daki autostrada macerasi. Ahmet'in ninja alfa romeo’lara karsi savasi!)


    Bir baska tavsiyem de kamyon, otobus, minibus gibi araclarla aranizda ciddi bir mesafe birakin ve tam arkalarinda durmayin soyle biraz sag ya solda .seyir edin. Olur da bu tip araclarin suruculeri geri surmeye karar verirlerse bazen motoru goremiyorlar ya da gorseler bile motorlarin geri vitesi var zannediyorlar!

    En sonunda muzeye yaklasiyorum ama bir turlu varamiyorum! Muzenin yanindaki yol megerse tek yon bir viyaduk/tunele donusuyormus. Muzeyi teget gecip en az 5 km U donusu yapilamayan bir yoldayim simdi. Boyle Bilbao’nun banliyolerini de gormus olduk! Tavsiye edemem acikcasi. Yahu ne muzeymis bu, insallah deger bu kadar eziyete.


    Evet degermis, cidden enteresan bir mimarisi var. Bir amerikali mimar tarafindan yapilmis, Disindaki malzeme bir baligin uzerindeki pullari andiriyor. Gorulmeye deger. Muzenin distan gorunusuyle karsilastirinca, icindeki koleksiyon o kadar etkileyici degildi acikcasi. Ben disinda daha fazla zaman geciriyorum.


     

     @
     049

    ##


     

     @
     050

    Simdiye kadar gordugum en sirin kopeklerden biri.


     

     @
     051

    Bilbao’da isim bitti, trafikten en kisa surede kendimi kurtarip doguya Picos de Europa bolgesinde dogru yola devam ediyorum.


     

     @
     052

    Picos de Europa, avrupanin zirvesi demek. Aslinda o kadar da yuksek degil bu daglik bolge, takriben 2200 mt. civarinda. Ismin hikayesi soyle: Ispanyol denizciler Atlantik’teki yolculuklarini tamamlayip tekrar Ispanya’ya geri donerlerken ilk olarak Avrupa kara kitasinda bu daglarin zirvelerini gorduklerinden ismi Picos de Europa olmus. Bu bolgenin cogunlugu dogal koruma altinda ve yazin bir cok yerli turist buraya gelip dagcilik, trekking, rafting falan yapiyor. Alpler kadar derli toplu olmasa da ben buranin dogasini da enteresan buldum. Alplerdeki goruntuler belli bir sureden sonra birbirine benziyordu, burada ki degisik cografya daha ilginc.


     

     @
     053

    Cok etkileyici bir panorama var etrafimda simdi. Bu resmi kayalara belki de en az 2km oteden cektim. Dusunun o kayalik seridi ne kadar yukseklikte, bence 100mt vardir. Tirmanmak icin ideal. Bir iki tane buyuk yirtici kus goruyorum gokyuzunde herhalde kartal olacaklar.


     

     @
     054

    Yol uzerindeki kasabalardan biri:


     

     @
     055

    Bu aksam konaklayacagim yeri oylesine sectim, hava kararmaya basladi. Buradaki Parador’da (bu paradorlardan 70 tane kadar var Ispanya’da eski sato, villa, manastir, konak gibi tarihi evleri luks konsept otellere donusturmusler) ne yazik ki yer yoktu, aslinda kucuk odalarinin fiyatlari da uygundu. Terasi cok guzel parador’un, terasta birseyler icip, daha asagida okey kalitede bir pansiyon buluyorum. Yemegi pansiyonun restoraninda yiyip, kucuk kasabayi dolasiyorum ama bu aktivite 10 dakika sonra sona eriyor cunku buranin haritada adinin gecmesinin tek nedeni guzel Parador’uymus megerse. Kasaba kucuk, gezecek fazla bir sey yok.


     

     @
     056

    Parador’un varendasinda soguk birayi yudumlarken ertesi gun gezilecek yerleri okuduktan sonra yatmaya gidiyorum. Gece 3 gibi pansiyonun sahibinin kapimi calmasiyla uyaniyorum ve uyanir uyanmaz neden kapimi bu saatte caldigini da anlamam uzun surmuyor. Benim motorun alarmi butun sokak sakinlerine seranat yapmakta. Nedeni de ilginc. Disarida bana inanmayacaksiniz ama buyuk kara uzum buyuklugunde dolu yagiyor da ondan. Ben boyle bir sey hayatimda gormedim. Insanin cani acitiyorlar. Neyse alarmi devre disi birakip, tekrar uykuya daliyorum.


     

     @
     057

    Alarm konusunda ki fikirlerimi de cok kisa paylasmak isterim sizinle. Ben uzun yollarda tek basima dolasirken motoru her zaman guvenli yere park edemem mantigiyla alarm taktirmistim TDM 900’ume ama simdi ki motorumda alarm yok. Cunku uzun yolda alarm’a birsey olursa bir de alarm immobilizer (benim spyball alarm oyleydi) ozelligine sahipse o zaman isiniz is. Alarm’in kafayi yeme olayi ciddi sorunlar cikarabilir. Benim basima boyle bir olay Göteborg’da tekneye binmeden once geldi. Telefonda servisdekiler cesitli direktifler veriyorlar falan filan, tam bir stres olayi. Uzaktan kumanda sizlere omur, allahtan yedek kumanda var ki yola devam edebildim.

    Ertesi gun Picos de Europa bolgesinde yola devam, ilk once Fuente De zirvesini gezip sonra amacim Cangas de Onis adli kucuk sehre varmak.

    Toplam katedilen mesafe 250 km civarinda

    Yola ciktiktan yarim saat sonra Picos de Europa’nin zirveleri karsimda


     

     @
     058

    Eh bi Picos de Europa hatirasi cekmenin zamani geldi. Self timer’la Pokemoncu Ahmet pozu (Ne dersiniz, pokemoncu rajonuna uymus muyum?)


     

     @
     059

    Reklam arasi vermenin zamani, biraz malzeme tanitimi yapalim Yan cantalar orijinal Yamaha cok memnun kaldim. Hic su falan gecirmediler ve bence motorun hatlarina uyuyorlar. Tank cantasi Oxford (ingiliz). Hacmi genisleyen, miknatisli model. Ayni zamanda omuz ya da sirt cantasi oluyor ve yalnizca harita koymak icin altligi da var. Kesin tavsiye ederim.

    Motorun orijinal ruzgar siperini daha yuksek olan turing modeliyle degistirdim. Yuksek hizda daha rahat oluyor. Egsozlar italyan GPR, sesi idare eder. Uzerimdeki ceket, Hit-Air adindaki japon airbag ceket. Ceketten birazdan daha fazla bahsedecegim. Kask Shoei XR-900, benim kafa yumurta seklinde o yuzden Shoei uyuyor, yuvarlak kafalara Arai tavsiye ederim.

    Ve sevgili TDM 900’um. Bence cok kullanisli, harika bir allround motor. Ama asfalt motoru, GS gibi adventure ya da agir enduro motoru degil. 900 cc’lik motoru 85 beygir guc veriyor ve alet 180kg civarinda, yani ihtiyactan fazla guc var. Frenleri R1 ve R6 serisinden. 2006 modeli artik ABS’li. Sehir icinde kullanimi da rahat. %90 asfalt kullananlara tavsiye ederim.

    Tekrar yola devam. Hava bir turlu tam gunluk guneslik olmadi ama yagmur yagmadigina da sukur. Yollar daralmaya ve kivraklasmaya basladi. Dar bir vadiye giriyorum.


     

     @
     060

    Vadiden sonra tekrar yukselmeye basladim ve super bir manzara. Son bir saattir hic bir araca rastlamadim. Iste ozgurluk…


     

     @
     061

    Cadirimi yanima alsaydim keske, simdi burada konaklardim kesin.


     

     @
     062

    Manzaraya doyum olmaz, yolcu yolunda gerek...


     

     @
     063

    Medeniyete vardim, Fuente de isimli zirveye teleferikle cikmayi planliyorum


     

     @
     064

    Bu teleferige binerek zirveye cikacagim, takriben 2600 mt.


     

     @
     065

    ##


     

     @
     066

    ##


     

     @
     067

    Teleferikten inince boyle bir duzluge geliyorsunuz, ay ussu alfa goruntu birazJ


     

     @
     068

    ##


     

     @
     069

    Dagci Ahmet pozu. Burada air-bag ceketi yakindan tanimis oluyoruz. Ceketin solunda gormus oldugunuz cikinti (kancanin asili oldugu yer) karbonmonoksit tubunun bulundugu yer. Kanca motorun uzerindeki kabloya bagli, olurda motordan duserseniz, kanca tubu devreye geciriyor ve 0.3 saniyede michelin maskotuna donusuyorsunuz. Daha fazla bilgi www.hit-air-com da.

    Amma da reklamini yaptim bu japonlarin, bari sirketlerinden hisse verseler.


     

     @
     070

    Cangas de Onis'e dogru yola devam. Yine dar bir vadiye girdim, nehri izleyerek, virajli yolda ilerliyorum. Gunluk viraj dozumu aldim, sikayet edemem Zamanim olsa, geri donup ayni parkuru bir daha gecerim ama zaman kisitli. Yarin aksam ustu Zaragoza’da olmam lazim.

    Harika manzarayi seyrederek yoluma devam ediyorum ve dusunuyorum. Boyle gun boyunca trafik stresine girmeden motor kullaninca insanin dusunmeye firsati oluyor. Filozof oluveriyor insan biraz


     

     @
     071

    ##


     

     @
     072


     

     @
     073

    Tekrar virajli yollar basladi, dusunmeye ara veriyoruz ve Moto GP moduna geciyoruz, vites kucult, 5700 devirde viraja motoru yatir, yuzundeki gulumseme kaskin kenarlarindan bile belli olsun


     

     @
     074

    Yine karsima cat diye kucuk bir koy cikti.


     

     @
     075

    Koyler siklasmaya basladi, ve evlerin kaliteleri etkileyici. Herhalde zengin Ispanyollarin sevdigi bir bolge olsa burasi.


     

     @
     076

    Cangas de Onis'e variyorum. King Pelayo'nun 722 yilinda kurdugu Asturyan kralliginin 70 yil baskentligini yapmis bu tarihi sehir. Simdiyse cok populer bir turistik sehir. Bir cok tabiat severin konakladigi bir yer. Sehirde biraz dolasiyorum. Koprusu cok hosuma gitti.


     

     @
     077

    Cangas'da yer bulmak zor, biraz sehir disina cikip, yol kenarindaki bir motelde kaliyorum. Lokantasindaki yemekler de lezzetliydi. Yarin sabah Zaragoza'ya dogru yola cikacagim.Yorulmusum cok cabucak uykuya daliyorum...


     

     @
     078

    Ertesi gun guneye dogru yola cikiyorum. Amacim Burgos sehrine kadar virajli kucuk yollardan gitmek sonra her ne kadar istemesemde otobani kullanarak Zaragoza’ya gidecegim. Aksam ustu orada olmam lazim. Ertesi gun Barcelona'ya yolculuk ve o aradan tekneyle Mayorka adasina gecis var planimda.


     

     @
     079

    Yine yagmur yagdi aksam. Benim kuzey ispanya’da bulundugum bu hafta icerisinde bayagi yagmur yagdi sansima ama kisa sureli ve yollar hemen kuruyor. Dun bir ara yuksek bir gecitten gecerken sulu kar bile yagdi. Bir an Iskandinavya’dayiz zannettim.


     

     @
     080

    Her taraf hala yemyesil ve viraji donunce surprizlerle karsilasiyor insan.


     

     @
     081

    ##


     

     @
     082

    ##


     

     @
     083

    Yine kucuk bir koyden geciyorum.


     

     @
     084

    Artik duzluge vardim, buyuk bir ovadan gececegim. Zannedersem 1 saat kadar surdu bu dumduz yolda surmem, gezinin en etkileyici anlarindan biriydi. Dumduz bir yol, etrafta yesilin ve kahverenginin farkli tonlarindaki tarlalar, aksam ustunun pastel renkleri. Insana hafif melankolik bir his veriyor. Tek kelimeyle muhtesem. Hani yillar sonra bile olsa, kendinizi mutlu hissettiginizde gozunuzun onunden guzel anilar ve goruntuler gecer ya, iste bu an onlardan biridir benim icin. Bir bakima motor uzerindeki ozgurlugun gercek anlamda tanimi.


     

     @
     085

    Burgos’a vardim, buradan sonrasi otoban. Sabit 130-140km hizla Zaragoza’ya variyorum aksam 6 gibi. Stokholm’de belli bir sure yasamis arkadasim Anna’nin yaninda kalacagim.

    Ustumu degistirdikten sonra, kisa da olsa Zaragoza sokaklarini gezmeye cikiyoruz. Isikli sokaklar ve telefonda kiskanc erkek arkadasini benim capkin bir motorcu olmadigima ikna etmeye calisan Anna


     

     @
     086

    Katedralden goruntuler..


     

     @
     087

    ##


     

     @
     088

    Sivil kiyafetlerde bir poz


     

     @
     089

    San Sebastian’daki tapaslari cok begendigimi soyleyince, Anna kiskanip beni Zaragoza’nin favori tapas restoranina goturmek istiyor. Kesinlikle karsi cikmiyorum bu teklife

    Zaragoza’yi fazla gezemedim ne yazik ki ama yazin cok sicak ruzgari ve katedraliyle unlu bir sehir. Barselona’ya gore biraz daha tutucu bir toplulugu varmis. Ic savas sirasinda pro Frankocuymus sehir.

    Ertesi cok erkenden yola cikiyorum, amacim uygun bir saatte Barselona’dan Mayorka’ya gidecek olan feribotu yakalamak.

    Yolda giderken karsidaki tepenin ustunde bir boga beliriyor. Dev gibi bir sey:: Biraz yaklasinca anliyorum ki bu bir reklam panosu, dev gibi bir sey. Yahu ben bu bogayi bir cok arabanin arkasinda gormedim mi? Megerse bir urunun reklami icin bu panolar zamaninda yollarin kenarina konulmus ama sonradan Ispanya'nin sembolu haline donusmus. Enteresan.


     

     @
     090

    Eski asfalt yolu kullanarak Barselona’ya variyorum.Feribot’u bulmam pek zor olmuyor.

    4 saatlik yolculuktan sonra yabancisi olmadigim Mayorka adasina variyorum. Neden mi yabancisi degilim. Kiz arkadasim Mayorkali da ondan. Sevgili Vivian’cim bana hos geldin ickisi hazirlarken.


     

     @
     091

    Mayorka’da bir hafta kadar zaman geciriyorum. Balerik adalarinin en buyugu olan Mayorka (digerleri Menorka ve Ibiza, evet o cilgin partilerin oldugu ada!) cok farkliliklar gosteren bir topolojiye sahip. Adanin guneyi ve dogusu duz ve plajlarla doluyken, batisi kayalik, sarp ve daglik bir bolge (en yuksek zirve 1500 mt. civarinda) Adanin bati yakasi motor kullanmak icin cok elverisli. Daha evvelki ziyaretlerimde cross motor kullanip biraz gezmistim ama TDM’e de buralari tanitmadan olmaz.

    Cok guzel bir ada Mayorka.


     

     @
     092

    ##


     

     @
     093

    ##


     

     @
     094

    ve denizi akdeniz standartlarina gore tertemiz.


     

     @
     095

    Adanin bati yakasi benim favorim


     

     @
     096

    ##


     

     @
     097

    Adayi motorla bir iki gun daha geziyorum ama hava cok sicak, o kadar zevkli degil onun yerine deniz sporlarini denemeye karar veriyorum.


     

     @
     098

    Bu kadar yapilan kilometrenin yorgunlugu cokuyor uzerime bu manzarayi seyrederken.


    Boylece bir motor macerasi daha sona eriyor. Geri donus kisa ve oz. Sabit hizda resim cekmeden otoban kullanarak eve yol almaca. Barselona’ya feribot, oradan guney Fransa’daki Avignon sehrine varis, motoru trene yuklemece, ertesi gun Hamburg’a varis. Sonra da Danimarka uzerinden Isvec’e gecis, Isvec’in dogusunda bulunan Öland adasindaki motorsiklet festivaline varis. Festivale en uzak mesafeden gelen motorcu odulunu kazanis :: ve sonra da Stokholm’e sag salim varis.

    Seneye yolculuk nereye mi? 25 tane girgir guney Isvecliyle Norvec'i istila ettik desem::

    Umarim raporum hosunuza gider. Virajli yollarda gorusmek uzere. Olurda kirmizi bir 1200 GS ziiiiipppp diye gecerse viatormundi Ahmet olabilir

    Gönderilen Feb 13 2008, 09:34 PM Yayınlayan Ahmet SENOGLU Ne ile 15 comment(s)

  •   Isvec BMW kulubu'nun ve casus KTM'nin Alp maceralari 3.000 km

    Wed, Feb 13 2008 20:33
    7,288 Okundu  

     Isvec  Yunanistan  Italya


     

    Dostlar, uzun bir aradan sonra tekrar sahnelerdeyim.


     

     @
     001

    Sizleri Alp daglarinin virajli yollarina davet ediyorum bu gezi raporuyla.


     

     @
     002

    Bu gezide, beraber dik yamaclarda gaz acacagiz.


     

     @
     003

    Muhtesem manzaralarin onunde nefeslerimiz kesilecek


     

     @
     004

    Ve 990 Adv ile 1200 GS’in duellosuna tanik olacagiz
    Hazir misiniz yeni bir Viatormundi macerasina??


     

     @
     005

    2006 yilinin soguk bir subat gunu, BMW kulubunden tanidigim Mikael’in yolladigi email icimi isitiyor birden! ”Eylul’de Alp gezisini duzenliyorum yine, gelmek ister misin?” Ne bicim soru, tabi ki gelmek isterim. Bu gezi hakkinda cok iyi seyler duymuslugum var onceden.

    Mikael’in karakterine uygun bir programi var bu gezinin. Mikael cok tez canli bir arkadastir, oyle off-road falan yapar GS’iyle ama aksamlari gurme yemek yeyip, kus tuyu yatakta uyumayi sever. Kisaca Isvec BMW klubu’nde SOSENDER acentaliginini yapacak kisi! Alp gezisi de biraz enteresandir. 4 gun cok yogun bir motor kullanma temposu ama aksamlari kaliteli otellerde kalinip, leziz yemeklerin yenmesinden olusan bir program. Cok basarili bir konsept. Gezinin programi kisaca Hamburg’dan autozug’a binerek Avusturya’nin Villach kentine gelis, 4 gun boyunca Alplerde gezmece ve Munih’den tekrar autozug’la Hamburg’a gelis. Trenle gidis ve gelis, hotellerde kalis ve yarim pansiyon toplam 450 euro’ya patlayan bir gezi.

    Ben bir gun evvelden Stokholm’den yola cikip guney Isvec’de yasayan Thomas (Norvec gezisindeki arkadas) ve Britt’i ziyaret ediyorum. Onlarla beraber ertesi gun Hamburg’a gidecegiz.

    Thomas GS’lerini gezi icin hazirliyor.


     

     @
     006

    ##


     

     @
     007

    Thomas benim KTM’i gormemisti daha evvel. Ondan da ”ya Ahmet ne yaptin, BMW satilip KTM alinir mi” vaazini da dinliyorum tabii, kacari yok. Ama ben portakalimdan memnunum. Aramizda kalsin, benim motoru Thomas sonra test edecek ve vaazlarina son verecek.


     

     @
     008

    ##


     

     @
     009

    Biraz da rotadan bahsedelim.
    Birinci gun Villach’dan ilk once guneye dogru yol alip, Slovanya sinirini gececegiz sonra batiya dogru yol alip, Italya sinirini gecip Tolmezzo’nun guney batisinda Barcis denen bir kasabada ilk geceyi geciriyoruz.



    Ikinci gun kuzey batiya dogru yol alarak Bolzano’nu kuzeyinde Aunerhof denen yere geliyoruz. Kaldigimiz otel cok guzeldi ve yemekler harikaydi. Burada iki gece kaliyoruz.



    Ucuncu gunu Bolzano’nun etrafinda bir cember cizen rotayi izleyerek geciriyoruz.



    Dorduncu gun kuzeye Munih’e dogru yola cikiyoruz ve yolun son 150 km’sini otobanda geciriyoruz.

    Ertesi gun ruzgarli ve soguk Danimarka otobanlarinda bir konvoy halinde Hamburg’a yol aliyoruz. Aramiza baska motorcular katiliyor.


     

     @
     010


    Benzincide cikolota ve daha kalin kiyafet giyme molasi, Danimarka cok duz ve ruzgar esen bir ulke oldugundan hava bayagi soguktu.


     

     @
     011

    Bizi Almanya’ya tasiyacak gemiyi beklerken. Resimdeki elemana dikkatinizi cekerim, ismi Dennis olan bu arkadasin tamir edemeyecegi motor yoktur diyorlar. Tam bir mekanik virtuöz kendisi ve korkunc girgir bir kisi. Gezide cok eglendik beraber.


     

     @
     012

    En sonunda Hamburg-Altona’dayiz. Motorlarimiz trene yuklenmek icin siralanmislar.


     

     @
     013

    Motorlari trene yukleme zamani.


     

     @
     014

    ##


     

     @
     015

    Trenin restoran vagonunda biralarin tadina bakip, avcilar gibi motor hikayeleri anlatmanin zamani geldi.

    10 saatlik bir yolculugun sonunda yarin Alplerde gaz acmaya baslayacagiz. Heyecandan uyumak zor olacak.


     

     @
     016

    Sabah erken saatte Villach’dayiz. Gruplara ayriliyoruz. Ben HP2’ci arkadaslara takiliyorum. Ilk once Slovenya’ya gececegiz. HP2’yi kullananlardan biri olan Anders, haritada hafif endurovari bir yol bulmus onu denemeye calisacagiz. Diger gruplarin bazilari tamamen asfalt ya da daha yumusak GS rotasini tercih ediyorlar.

    Bizi ilk olarak Sloven inekler karsiliyor!


     

     @
     017

    Hava bekledigimizden soguk, kisa bir sure sonra ihtiyac ve isinma molasi veriyoruz. Vucutlar tren yolculugundan biraz ham ve saat daha sabahin yedisi.


     

     @
     018

    ##


     

     @
     019

    Yarim saat daha yol aldiktan sonra kayboluyoruz biraz. Herkeste GPS var, bir bende yok! Cimrilik yaptim almadim o zaman, yenisi cikinca onu alirim diye dusundum ve bekledigim gibi oldu aslinda. Artik benim de bir GPS’im var, Garmin 278

    Bir ara herkesin GPS’i farkli gösterdi ve is yine benim eski haritalara kaldi Kissadan hisse, GPS’e guvenmemek lazim, her zaman bir harita bulundurmak gerek. Scuba dalanlar bilir, dalis bilgisayarlarina guven almaz, dalis tablosu tasimak gerekir. Biraz ayni olay ama daha az tehlikelisi.


     

     @
     020

    Biz yolumuzu bulup geri donunce kavsakta Britt ve ekibiyle karsilasiyoruz. Enteresandir degil mi, hizli ekip deli gibi basar durur ama aslinda en yavas grup ile arasindaki zaman farki o kadar da fazla olmaz hani. Stresli bir sekilde cok hizli motor kullanirken unutulmamasi gereken bir gercek. Britt turist bir bayana 650 GS’ni ne kadar sevdigini anlatiyor.


     

     @
     021

    Britt’in grubunu geride birakip Anders’in denemek istedigi endurovari yolu buluyoruz. Aslinda bizi kucuk bir macera bekliyor. Anders’in harita okumasi o kadar da iyi degilmis sonradan anlayacagiz. Amcam toprak yol ile yuruyus patikasini ayirt edemedigi ya da etmedigi icin, 200 kusur kiloluk motorlarin hammalligini yapacagiz bir saat icinde. Her sey aslinda guzel basliyor, toprak yol agaclarin arasinda yavasca egim kazaniyor. Kontrollu bir sekilde tirmanistayiz. Konu mankeni viatormundi goster bakiyim


     

     @
     022

    Yolun sag tarafi 30-40 metrelik bir ucuruma donusuyor ama yol hala yeterince genis, problem yok derken, yol bizim kamyonlara dar gelmeye basliyor. GS’i bu agaclarin arasindan gecirmek en az 10 dakikamizi aldi. Arka teker agaclarin altindaki cukura girdi mi cikmak bilmedi.


     

     @
     023

    ##


     

     @
     024

    ##


     

     @
     025

    Thure bayagi terledi motoru gecirirken. Bu motorlar bu tip yollar icin cok agir ama geldik bir kere donus yok. Bu yolda duse kalka, motorlari ite kaka en az bir saat geciriyoruz ama aldigimiz yol 500 metre bile degil.


     

     @
     026

    Bu agac engelini gectikten (sagolsun Christian Naim Suleymanoglu’na tas cikartacak bir teknikle agaci kaldirmasaydi zor gecerdik ya) 50 metre sonra anliyoruz ki, yol cok daraliyor, yalnizca bir insan gecebilir.


     

     @
     027

    Gururumuz inciniyor ama geri donmek zorundayiz. Hadi bakalim butun motorlar bir metrelik yolda 180 derece geri cevrilecek. Iste o zaman neden bu kadar agir motor kullaniyorum diyor insan kendi kendine. Bu macera bize siril siklam ic camasirlara ve iki saate patliyor.

    Geldigimiz yoldan geri donuyoruz ve kucuk bir Sloven kasabasinda peynir, ekmek ve salam iceren guzel bir ogle yemegi yiyoruz. Moraller duzeliyor, gunes isitmaya basliyor.

    Karnimiz doydu, keyifler yerinde, yola devam edebiliriz.


     

     @
     028

    Tekrar yollardayiz. Italya sinirini gectikten sonra agaclik bolgeden cikip toprak yollarda ilerliyoruz.


     

     @
     029

    Yarim saat kadar sonra etraf yesillenmeye ve irtifa kazanmaya basliyoruz. Yollarin kalitesi de artiyor. Avrupa toplulugunun Italya’nin yollarina yararini goruyoruz acikcasi.


     

     @
     030

    Bir gecide variyoruz. Mola verme ve manzaranin tadini cikarma zamani.


     

     @
     031

    Tepenin kenari cok dik bir ucurum, kenarda ayaga kalkmak her babayigidin harci degil.


     

     @
     032

    Ama manzara cok etkileyici gercekten.


     

     @
     033

    ##


     

     @
     034

    ##


     

     @
     035

    Bu guzel havayi ve manzarayi bulmusken gurup fotosu cekmeden olmaz.


     

     @
     036

    Tekrar yola devam. Bir kasabanin icinden gectikten sonra dar ama cok virajli bir yolu izleyerek tekrar yukselmeye basliyoruz. Yol o kadar dar ve agaclarla cevriliydi ki her virajdan evvel korna calmak zorunda kaliyorduk. Cikis sonlara dogru biraz kasmaya baslasa da sonunda manzarayi gorunce butun sikintilara degdi acikcasi. Bu tip yollarda torku kuvvetli GS, Adv tipi motorlar cok dogru secim. Belki de o yuzden Alplerde yapilan motor testlerinde bu modeller hep ilk siralarda. Spor ya da spor touring bir motorla buralarda surmek cok yorucu olurdu kesin.


     

     @
     037

    Manzaranin tadini cikariyoruz.


     

     @
     038

    ##


     

     @
     039

    Yol tirmanmaya devam ediyor ve biz de tabi ki onu izliyoruz. 10-15 dakika sonra kucuk bir evin onunde yol sona eriyor. Burada mola vermeye karar veriyoruz. BMW’ler duze parkederken benim yaramaz portakal ve HP2’lerden biri tepeye parkediyor.


     

     @
     040

    ##


     

     @
     041

    Sicaktan bayilmis bazilari golge bulmaya calisirken


     

     @
     042

    Anders opbejtifime poz veriyor, goz nuru HP2’siyle. Cok guzel aksesuarlar var bu HP2’de. Zaten pahali olan motora bayagi aksesuar parasi da harcadi Anders ama degmis degil mi?


     

     @
     043

    Moladan sonra Christian, Thure ve Dennis yorulduklari icin geri kalan kismi asfalttan gitmeye karar veriyorlar. Ama cok etkileyici bir parkuru kacirdiklari icin hayiflanacaklar sonra


     

     @
     044

    Biz uc kisi toprak yoldan gitmeye devam ediyoruz. Hava simdi cok sicak, yine bir sivi molasi vermek gerekiyor.


     

     @
     045

    Ama terlememize degiyor, yol cok zevkli.


     

     @
     046

    Daha da yuksege cikmaya basladik. Hava gunesli ama ruzgar soguk esiyor artik. 2000 metre yuksekligin uzerindeyiz.


     

     @
     047

    Yol kivrilarak karsimiza harika manzaralar cikariyor.


     

     @
     048

    Icimden geciriyorum, ne guzel bir gun, ne harika bir macera. Bu resim neden Adventure tarzi motor kullandigimin bir kanitidir. Insan kendini ozgur hissediyor manzarayi gorunce.


     

     @
     049

    Yol kivrila kivrila belki yarim saat boyle devam etti. Tam anlamiyla orgazmatik bir deneyimdi. 990 Adv’in hosuna giden yollardi bunlar.

    Bu gece yuzumde bir gulumsemeyle uyuyacagim kesin! Boylece ilk gun sona eriyor, cok uzun ama zevkli bir gun oldu. Bakalim ikinci gun bize neler gosterecek?


     

     @
     050

    Ikinci ve ucuncu gunler biraz daha asfalt agirlikli parkurlardi, daha hizli tempoda surduk, dolayisiyla fotograf cekmeye cok fazla firsat olmadi.

    Yollarin kalitesi ve viraj bolluguna diyecek bir sey yok. Buralari motor kullanmak icin bir cennet ve o yuzden cok motorcu var.


     

     @
     051

    ##


     

     @
     052

    ##


     

     @
     053

    Hava cok guzel sansimiza, mola verip manzaranin ve gunesin tadini cikariyoruz. Isvecli arkadaslar her firsatta gunesleniyorlar.


     

     @
     054

    Gecitlerden birinde ogle yemegi molasi veriyoruz, herkesin keyfi yerinde.


     

     @
     055

    Tekrar yola devam. Thomas bugun bizimle beraber suruyor ve gurubun lideri.


     

     @
     056

    ##


     

     @
     057

    Thomas GPS olayina cok hakim biri, rota disinda guzel yollar buluyor.


     

     @
     058

    ##


     

     @
     059

    ##


     

     @
     060

    Gunu otele bir iki kilometre uzakliktaki barda biralarimizi yudumlayarak tamamliyoruz.


     

     @
     061

    ##


     

     @
     062

    Daha sonra Mikael’in ayarladigi otele geciyoruz. Daha evvel de bahsettigim gibi, Mikael SOSENDER kalitesinde bir aksam yemegi ismarlamis. Cesitli saraplarin esliginde, gurme yemeklerin tadina doyum yok. Fazla soze gerek yok, resimler daha iyi anlatir aksam yemeginin mukemmelligini.


     

     @
     063

    Tam anlamiyla harika ve olaysiz bir gunu tamamliyoruz. Ertesi gun daha vukuatli olacak ama...


     

     @
     064

    ##


     

     @
     065

    ##


     

     @
     066

    ##


     

     @
     067

    ##


     

     @
     068

    ##


     

     @
     069

    Ucuncu gun surdugumuz kilometre ve tempo artiyor. Ilk once asfalt yollarda isiniyoruz.

    Bu tip egimli ve virajli yollarda motor kullanmak farkli bir teknik gerektiriyor, fren ve motor freni kombinasyonu normalden farkli olmak zorunda. Ayrica 180 derecelik (hairpin) denen virajlarda surucunun virajin cikisina dogru daha viraja girmeden kafasini cevirmesinin dogru cizgiyi bulma acisindan cok yarari var bence. Bazilarina (coguna) yokus asagi kullanmak zor gelirken digerlerine yokus yukari zor gelebiliyor.


     

     @
     070

    ##


     

     @
     071

    Motard lastiklerle HP2’nin asfalt performansi spor motorlara yakindi diyebilirim.


     

     @
     072

    Ne yazik ki diger guruptaki bir surucumuz karsidan gelen bir arabayla hafif bir kaza geciriyor.

    Bizim elemanin hafif kazasi onun anlattigi ve sahitlere gore soyle olmus. Kendisi viraji alirken tam virajin ortasinda fazla kiriyor gidonu ve karsi seride geciyor ve karsidan gelen arabaya yandan surtuyor. Bence bakisi cok asagida yani karsiya dogru degildi ve gelen arabayi goremedi ve dolayisiyla viraji yanlis aldi.


     

     @
     073

    Bizim eleman (1200 GS) viraji aciktan aliyor ve sol silindir basi karsidan gelen arabanin onune carpiyor. Sansina hafif bir kaza ve motorun silindir kapak koruyucusu kiriliyor yalnizca, anladigim kadariyla arabadaki hasar daha fazlaymis. Ders olsun ona, boxer kullaniyor, ne de olsa genis arac

    Elemanin kendisinde bir hasar yoktu neyse, silindir korumasaydi bacagini kaptirabilirdi bir ihtimal. Kendisi kisisel sinirlarini zorladi bu gezide, ilk vakasi degildi. Thomas ucuncu gun aksami onunla motor kullanim teknigi ve guvenlik konularinda uzun bir konusma yapmayi uygun gordu.


     

     @
     074

    Ama daha sonra bizim karsimiza cikan bu goruntu daha uzucuydu. Alman bir ekibe dahil olan bir GS’ci karsidan gelen arabaya daha ciddi carpmisti. Motoru kullanan her ne kadar ben iyiyim dese de ambulans cagrildi ve en yakin hastaneye yolcu edildi. Bu tip yollarda insanin icinden basmak geliyor ama motor ustunde yapilan hatalar daha acimasiz oluyor. Dikkatinizi cekerim, araba kendi seridinde seyir ediyormus. Cok buyuk ihtimal motorcunun hatasindan kaynaklanmis kaza.

    Kaza hakkinda yorum yapmak zor biz kazadan bir iki dakika sonra oraya vardik. Yolda fren izi yoktu, bence hizli gidiyordu ve bir an dalginlik yapti ve cizgisini koruyamadi ve kafadan karsi araca carpti. Konsantrasyon eksikligi yani. Gunde ortalama 400-500 km kullaniyorsaniz bu tip yollarda, su icmek, mola vermek ve sakin olmak cok onemli. Zavalli elemanin gezisi orada sona erdi.

    Biraz canimiz sIkIliyor ama yola devam...


     

     @
     075

     Asfalt yollarda yolumuza devam ediyoruz, hava yine guzel ve gunesli.


     

     @
     076

    Bu yolu iki kere geciyoruz, virajlara doyum yok


     

     @
     077

    Sirin kasabalarin icinden geciyoruz.


     

     @
     078

    Bazi manzaralar o kadar etkileyici ki, insan duramadan edemiyor.


     

     @
     079

    En sonunda toprak bir yol buluyoruz ogleden sonra


     

     @
     080

    Tempo artiyor, bu tip yollarda ayakta kullanmak bir baska zevkli


     

     @
     081

    ##


     

     @
     082

    Bu parkur gunun en zevkli bolumuydu bence


     

     @
     083

    Daha sonra bir derenin kenarindan asagiya dogru iniyoruz..


     

     @
     084

    Su birikintisi bulunca cibi cibi yapmadan olmaz degil mi, cocuklar gibi egleniyoruz


     

     @
     085

    Yorgun ama mutlu bir ruh haliyle otelimize variyor, biralarimizi yudumluyoruz


     

     @
     086

    Ertesi gun, Munih’teki trene yetismemiz gerektiginden biraz sIkIci bir surustu. Ozellikle sabah saatlerinde hava cok sisliydi.


     

     @
     087

    Munihe 100km kala otobanda tam gaz ilerlerken, yanlis hatirlamiyorsam saatte 160-170’le gidiyoruz, Thomas’in motorundan dumanlar cikmaya basliyor. Ilk cikista duruyoruz. Thomas ”benim motor korkunc sallaniyor” diyor. Mekanikten cok iyi anlayan Dennis motoru deniyor ve ”senin arka safttaki bilyeler sizlere omur” diyerek teshisini koyuyor. Thomas’in yola devam etmesi mumkun degil. Thomas, ”yahu bu saft omur boyu garanti” degil mi diye hayiflanirken biz BMW’nin ilk yardim servisini ariyoruz. Danimarka’daki santral bize bir cekici ayarliyor. Cekici yarim saat sonra geliyor ve motoru tren istasyonuna goturuyor. Bu arada BMW ilk yardim servisi Hamburg’daki BMW’yi arayip ertesi gune saat aliyor. Thomas’in keyfi yerine geliyor ve elinde bira trenin Munih’ten ayrilmasini bekliyor.


     

     @
     088


    Ertesi sabah Hamburg’a varinca baska bir cekici bizi bekliyor. Servise geliyoruz ve agzimiz acik kaliyoruz. Ne kadar buyuk bir servis bu boyle. Tamirhane kisminda benim gorebildigim kadariyla en az 10 kisi vardi. Ikisi bayan mekaniker. Thomas’in motoru hemen iceri aliyorlar ve aynen Dennis’in dedigi gibi saftin icindeki bilyalarin kaynamis oldugunu soyluyorlar. Yedek parca var mi diye soruyoruz. Cevap "hayir ama merak etmeyin problem degil, yeni motorlardan birinden simdi sokeriz, bu motor en kisa zamanda yola devam edecek, yolculuk yapan musteri bekletilmez" demesinler mi. Helal olsun adamlara, mukemmel servis. Abartmiyorum yarim saat icinde motor servisten cikiyor ve yolumuza devam ediyoruz. Yolun geri kalan kismi vukuatsiz geciyor ve Isvec’e variyoruz.

    Boylece bir viatormundi gezisi daha sona eriyor, umarim hosunuza gitmistir.

    Hepinize boyle tabelalar,


     

     @
     089

    ve yollar diliyorum

    Gönderilen Feb 13 2008, 08:33 PM Yayınlayan Ahmet SENOGLU Ne ile 22 comment(s)

  •   Norvec macerasi... 8.700 km.

    Wed, Feb 13 2008 21:31
    35,976 Okundu  

     Italya


     

    Evet sira bir sonraki maceraya geldi..Pireneler gezisini okuyanlar bilir, Stokholm'e donunce BMW R1200GS'i denemeye karar vermistim, dedigimi yaptim ve BMW'li oldum. 2004'un ekiminde kirmizi (hizli olani yani )bir GS'im vardi artik

    Eh artik BMW'li olduk o zaman BMW klubune de uye olalim dedik. Isvec BMW klubu cok koklu bir klub. 5000'in uzerinde uyesi var. Iki ayda bir cikan dergisi, egitim programlari, web sitesi ve de motorsiklet gezileri faaliyetlerinden bazilari. Klubun yas ortalamasi 50 civarinda:: Sagolsun BMW son zamanlarda HP2 gibi motorlar uretmeye basladi da, BMW kullananlarin yas ortalamasi dusmeye basladi.

    Uzun lafin kisasi, klube uye olduktan sonra 2005 yazinda planlanan gezilere baktim. 2005 Isvec BMW klubunun yillik toplantisi Björkliden'de olacagi icin yani Isvec'in ciddi kuzeyi, o toplantida sona eren geziler vardi (Björkliden, Kiruna sehrine yakin bir dogal park, Stokholm'den 1200 km kuzeyde desem, kisin 2 ay kadar tamamen karanlik ve -20 ile 30 derece civarinda soguk olan ama yazinda 2 ay gunesin batmadigi bir yer yani:. Geziler ya Finlandiya uzerinden ve ya da Norvec uzerindendi. Ben kardesimle 1999 yilinda kucuk bir kiralik arabayla Norvec'i gezmistim ve ikimizde ulkeye cok bayilmistik, hatta kardesim Norvec kizlarina daha da bayilmisti Ama Finlandiya'da Helsinki disinda hic bulunmadigim icin merak ediyordum acikcasi acaba motorla gezsem mi diye. Neyse, turlari duzenleyenlere telefon acip sormaya karar verdim. Finlandiya turunu yapanla konusmamdan cikardigim sonuc gezinin ilk 5 gunu neredeyse binlerce golun arasindan ve genelde duz yollardan ilerleyecegiz, kuzeye varinca yani Norvec sinirina o zaman yollar virajlanmaya baslayacak. Yok benim isim olmaz bu geziyle, icimi sikintilar basar. En iyisi Norvec gezisini organize eden kisiyi aramak. Bu geziyi Skåne bolgesi duzenliyordu, Skåne bölgesi guney Isvec'de olup konustuklari diyalek cok ama cok ozel bir diyalektir. Soyle diyeyim birakin benim gibi Isvec'ceyi 4 yildir konusanin anlamasini, Stokholm'de ki bir cok insan skånska'yi anlamakta zorluk ceker. Neyse cevirdim numarayi Thomas adinda birisi acti telefonu, ben kisaca derdimi anlattim, nedir bu gezi, kac kisi falan, rota nedir, ortalama hangi hizla gidecegiz, genelde ne tip motorlar, GS'ciler var mi. Adam acti agzini, inanin dediklerinin yuzde 10'unu anladim belki:cray:10 dakikalik telefon konusmasindan tek cikardigim, Stokholm'den bir iki kisinin Oslo'da guney Isvec grubuyla bulusacagi ve Stefan denen kisiyle konusmam gerektigi. Yasasin, Stefan'in Isveccesini anlarim herhalde. Stefan'la da konustuktan sonra anladim ki, bu gezide 25 kisi olacagiz. Geziyi duzenleyen Thomas ve Britt cifti klupte taninan ve daha evvel bir cok basarili geziye imza atmis bir cift. Ehh skånskacamiz gelisir boylece


     

     @
     001

    Hersey iyi de, 25 kisilik gezi beni biraz dusunduruyor. Ben alismisim yalniz kurt misali gezmeye, canim istediginde gazlamaya, kafama esen yerde cadirimi kurup, gokyuzunu seyretmeye falan. Okul gezisine donmesin bu olay, kasar beni biraz, beraber yat, kalk, ic, ye, Thomas amcanin sozunu dinle olayi olmasin yani. Bir de simdi ortalama 50 yasinda amcalar yavas falan gitmek isterler, benim gibi eski japon motorcusunu cok yaramaz bulurlar falan, kafamda sorular var yani. Sagolsun kiz arkadasim beni ikna ediyor sonunda: "dene bakalim baktin cok sikildin onden basar gidersin" Ne kadar yanildigimi gezinin ikinci gununde anlayacagim

    10 gunluk gezi boyunca dolastigimiz rota soyleydi. Guney Isvecliler feribotla biz Stokholm takimi karayolunu kullanarak Oslo'ya vardik. Ondan sonra da kuzeye dogru ilerlemeye basladik, Lofoten yarim adalarina kadar vardik. Fiyortlar ulkesi Norvec'in en guzel yerlerinden gectik.

    Toplam 7500km! Sonra doguya dogru siniri gecip, BMW klubunun yillik toplantisinin oldugu yere gittik. Oradan Stokholm'e donus takriben 1200km tuttu. Takriben 9000km'lik bir gezi oldu.....

     22 temmuz cuma sabahi yola cikiyoruz Stokholm ekibi olarak. Amacimiz Oslo'yu gectikten sonra bir kasabada konaklamak ve cumartesi sabahi bizi Lysefiyort'una goturecek feribota zamaninda yetismek. Guney Isvec ekibiyle Oslo'da bulusmaktan vazgeciyoruz cunku onlarin feribotunun varis saatiyle Lysefiyort feribotunun kalkis saati arasindaki zaman o kadar da fazla degil, stres olmaya gerek yok.

    Stockholm ve Oslo arasindaki 500km'yi katettikten sonra izleyecegimiz rota asagidaki gibi. Haritanin sol alt kosesindeki Prekkestolen bolgesinde konaklayacagiz cumartesi aksami.

    Buyutulmus haritada goruldugu gibi eger Lysefiyord feribotunu kacirirsak, guneydeki karayolunu kullanmak zorundayiz ve yolumuz oldukca uzayacak ve fiyordun guzel manzarasini kacirmak da var.


     

     @
     002

    Gelelim bu seneki alet, edevat, ekipman durumuna. Sunu soyleyebilirim ki bu gezide minimum malzeme kisisel rekorunu kirdim 10 gunluk yolculugu bir bagster tank cantasi ve 30litrelik rulo canta ile tamamladim


     

     @
     003

    Merak edenler vardir, evet yanimda yeterince don, fanila, corap vardi. Kesinlikle ilk once onu, sonra arkasi, ici onu ve ici arkasi gibi zamaninda dagcilik yaparken kullandigimiz yontemlere basvurmak zorunda kalmadim

    Yanimdaki malzemeler kisaca soyleydi:
    Silver teyp
    Lastik havasi olcegi
    BMW orijinal tamir seti ve ekstra bir iki set ve lastik tamir seti
    Motor yagi
    Ekstra kayislar
    Leatherman
    Fotoraf makinasi
    Kulak tikaclari, Ipod, gunes gozlukleri
    Ic camasir, fonksiyonel ic uzun don ve tisort (uzun kollu), cok tavsiye ederim, sicak havada goretex elbisenin icinde pismiyorsunuz, terin disari atilmasinda yararli
    Ekstra yagmurluk ve ayakkabi, cok amacli pantalon (sort olanlardan), gomlek, tisort
    Ekstra eldiven, bogazi ruzgardan koruyan fularimsi sey
    Kisisel temizlik malzemeleri

    Hepsi nasil sigdi ben de hala sasiriyorum ama sigdi bir sekilde

    Stokholm ekibi olarak Norvec sinirini gectik yolumuza devam ediyoruz. Ekip 2 1200GS, 1 1150GS ve 1 LT'den olusuyor. LT'yi kullanan Lennart fotoraf cekmeye merakli dakka basi duruyoruz


     

     @
     004

    Iste iki farkli motor yukleme ekolunun karsilastirilmasi. Bir benim motordaki yuke bakin bir de Stefan'inkine:haha: Liderimiz Stefan cunku onda GPS var


     

     @
     005

    Bu arada Skåne (guney Isvec takimi) Isvecten kalkan feribota biniyorlar. Cumartesi sabahi Oslo'ya varacaklar. Duyduguma gore aksam teknede bayagi eglenmisler, ne de olsa ickiler vergisiz acik denizde


     

     @
     006

    Gezinin organizatöru Thomos, hani konusmasini hic anlayamadigim, sagdaki kisi. 1200GS'inde bayagi ekstralari vardi ama en cok Zega cantalarini ve isitmali koltugunu begendim. Gezinin sonuna kadar nerdeyse her gun beraber motor kullandik, super kafa bir kisi, her turlu micir, toprak yolu bulmada uzman.


     

     @
     007

    Biz Oslo'yu geceli iki saat oldu, kucuk bir kasabada konaklamaya karar veriyoruz ve bir hostel'de (vandrarhem) yer buluyoruz. Norvec'de buyuk sehirler (Oslo, Bergen, Stavanger ve Trondheim) disinda otel bulmaniz zor, bir cok kisi bu vanrarhem denilen hostellerde kaliyor ama hostellerin kalitesi guney Avrupa'daki kucuk otellere yakin, en buyuk farki odayi sizin temizlemek zorunda olmaniz eger temizlemek istemezseniz o zaman ayri bir ucret oduyorsunuz. Carsaf ve yastik kilifini da yaninizda getirmeniz lazim ya da kiralayabiliyorsunuz. Biraz kendin pisir kendin ye olayi yani, servis mumkun oldugu kadar az.


     

     @
     008

    Hostelimize yerlestikten sonra, kasabanin merkezinde yemek yemeye gidiyoruz. Saat aksam 7:30 gibi ve hava hala aydinlik. Dunyanin en pahali ve de en kucuk pizzasini yedikten sonra etrafi dolasiyoruz biraz. Norvec harika bir ulke ama yemek kulturleri sifir ve fiyatlar korkunc pahali.


     

     @
     009

    Ertesi gun erkenden yola ciktik ve batiya Atlantige dogru yolumuza devam ediyoruz. Yuksek bir golun kenarinda kahve molasi verdik, feribota az kaldi.


     

     @
     010

    Lysefiyort feribotu asagida gorunen deniz kenarindan kalkacak, virajli bir yokus asagi yol bizi bekliyor


     

     @
     011

    Feribotun kalkacagi yere vardik ve Skåne grubunu heyecanla bekliyoruz, umariz zamaninda yetisirler. Iki feribot arasindaki zaman biraz kisaydi aslinda, Skåne grubu bayagi basmak zorunda kalmis sonradan duyduguma gore hatta birisinin GPS'inde 180 kusur max hiz vardi, kim demis BMW klubu yavas diye:: Ayrica Norvec'de maksimum hiz 100km yollarda:no2


     

     @
     012

    Isvec'in baska bir bolgesinden gelen bu sirin cift biraz evvel vardi. Onlar da benim gibi grubun yas ortalamsini dusuruyorlardi


     

     @
     013

    Skåne ekibi son dakikada kan ter icinde geliyor ancak 5 kadar motor yetisemiyor ve daha evvel bahsettigim guneydeki karayolunu kullanarak kalacagimiz Prekkestolen dag evine bir iki saat gecikerek variyorlar.

    Motorlar yuklendikten sonra birbirimizle tanisiyoruz ve harika manzaranin tadini cikariyoruz. Kameraya en yakin olan Lars Eve. Gezi boyunca cok eglendigim ve super komik bir eleman. Cok ama cok gulduk beraber. K75S kullaniyordu ve bizim Grusbus (Micir/Toprakyolda basanlar diye cevirebiliriz) ekibinin yegane GSsiz adamiydi, helal olsun K75S ile her turlu toprak zeminde kullandi neredeyse. Zaten bu gezinin sonunda dayanamadi o da motorunu satip GS aldi. Duyduguma gore bu gezi sonunda 3 kisi motorunu GS'e cevirmis. GS rules


     

     @
     014
    Bertil ve super sirin hanimi dinleniyorlar. Simdi bu Bertil amcam var ya tam eli opulecek bir eleman. Adam yetmis kusur yasinda GS'in tepesinde cambazlik yapiyor. Eski motokros yariscisiymis, bize bayagi enteresan hikayeler anlatti. Parasizliktan kabak lastikleri bicakla oyar oyle yarisirlarmis falan. Yas yetmis falan ama amcamda kazanma hirsi hala genclik yillarindaki gibi. Bir gun grup halinde giderken onun grubu onumuze dustu, biz de onlari sollamaya basladik, Thomas gezinin grup lideri ya, onu gecince Bertil amcam bir sey demedi ama ben sonra sollayinca, sen misin sollayan:sopa: Bertil amcam benimle yarismasin mi? O beni solluyor sonra ben onu zevk olsun diye, bayagi eglendik ikimiz ama arkasinda oturan zavalli karisi pek hosnut kalmadi bu olaydan. Ben de yaslaninca Bertil amca gibi olurum insallah


     

     @
     015

    Iste Lysefiyort'u! Efendim bu fiyort olayi inanilmaz birsey. Yuzlerce metre yukseklikte kayaliklar bicak gibi Atlantig'e iniveriyor, gorulesi bir sey. Daha fazla konusmuyor ve sizi Lysefiyort'la bas basa birakiyorum.


     

     @
     016

    ##


     

     @
     017

    ##


     

     @
     018

    ##


     

     @
     019

    ##


     

     @
     020

    ##


     

     @
     021

    ##


     

     @
     022

    Bazen fiyortun ortasinda boyle kucuk ciftlikler karsiniza cikiyor, bazilarina yol yok yalnizca deniz yoluyla ulasiliyor.


     

     @
     023

    Duymussunuzdur, Norvec trollerin ulkesi hani o kucuk saci birbirine karismis kisa boylu yaratiklar var ya.


     

     @
     024

    Peki resimdeki troll suratini gorebiliyor musunuz?


     

     @
     025

    Harika bir fiyort turundan sonra tekrar motorlarimizin ustundeyiz ve 10 dakika sonra bu aksam konaklayacagimiz yere vardik. Preikestolen'a hosgeldiniz.


     

     @
     026

    Kaldigimiz dag oteli/istasyonunun tepeden gorunusu. Odalarimiz kucuktu ama tam doganin icerisindeydik. Cep telefonlari falan cekmiyordu.


     

     @
     027

    Esyalarimizi yerlestirdikten sonra bakiyoruz saat daha erken aksam yemegi icin. Thomas, var misin bir tura diyor, kacirir miyim bu firsati. Hemen motorlara atliyoruz ve etrafi kesfetmeye cikiyoruz. Thor da bize katiliyor. Thor'un meraki geziyi filme cekmekti. Motoruna video kamera takilmasini saglayan bir adaptör yapmis, butun yolculuk boyunca cekim yapti, hatta bir gun yalnizca beni cekti. Sonradan izleyince insan bayagi bir seyler ogreniyor, teknigi iyi mi kotu mu, arkadan popo nasil gozukuyor falan

    Thomas basti mi basiyor, eh geride kalacak degiliz biz de izliyoruz. Thomas'in teknik etkileyici, virajlarda ya ayakkabi ya da ayak koyacaklari yere degiyor, biraz da beni test ediyor gibi geliyor bana, neyse 40-45 dakikalik harika bir viraj dozundan sonra bir sonraki feribota daha evvelki bir limandan binip Preikestolen'a geri donuyoruz. Thomas memnun gozukuyor, bana donup "Bir Turk icin hic de kotu degilsin motorda en iyisi sen benim miciryoldabasanlar grubuna katil, seni diger micirdabasanlarla (Grusbus) tanistiririm bu aksam" diyor. Yasasin ben de bir Grusbussare'yim artik.


     

     @
     028

    Pazar gunumuz bos, burada kalacagiz ve Preikestolen kayasini (mimber kayasi ya da duacinin mimberi diye de aniliyor) gorecegiz. Mimber kayasi denizden 604 metre yukarda oldugu icin bazilarimiz icin zorlu gececek bir tirmanis ve yuruyus soz konusu.

    Saat on gibi yuruyuse basliyoruz. Konakladigimiz dag hosteli yavas yavas gozden kayboluyor biz yukseldikce.


     

     @
     029

    ve Lysefiyort'un parcasi olan koy daha da belirginlesiyor.


     

     @
     030

    Takriben 30-40 dakikalik bir tirmanistan sonra duzluge variyoruz ve karsimiza tabak gibi bir gol cikiyor. Icinde yuzen bir iki cilgin norvecli genc vardi. Golun suyu cidden soguktu eger attiklari cigliklarin siddetiyle olcersek


     

     @
     031

    Ekibin bir kismi icecek ve ihtiyac molasi vermis vaziyette. Helal olsun bu Isveclilere yaslari 40-50 civarinda ama keci gibi tirmaniyorlar masallah. Cok aktif insanlar, doga tabiatta kosusturmacayi ve spor yapmayi cok seviyorlar, bir bakima yasam tarzlari yani.


     

     @
     032

    Moladan sonra yolumuza devam, tekrar tirmanisa gectik, takriben 30 dakika daha gecti ve Lysefiyort karsimiza cikiyor, bayagi yukseldik demek ki.


     

     @
     033

    ve kayalarin kenarina yaklastik, dar ve korumali cikintilarin uzerinden yolumuza devam ediyoruz.


     

     @
     034

    ve koseyi donunce karsimiza cikan muhtesem mimbar kayasi!


     

     @
     035

    Inanilmaz bir sey! 600 metre yuksekliginde bir kaya blogu. Tabiat ana neler yaratiyor, insanin akli almiyor. Yuruyusumuz hizlandi, kayanin ustune gitmek istiyoruz.


     

     @
     036

    En iyi goruntu biraz yuksekten. Kayanin ustu 25X25metre buyuklugunde. Ortasindaki yarik icine insan girebilecek genislikte.


     

     @
     037

    ##


     

     @
     038

    Yuksekten korkmayanlar kenarinda oturuyor. Oyle ayakta durup, kenarina yaklasip asagiya bakmak her babayigidin harci degil. Yere uzanarak asagiya baktik cogumuz.


     

     @
     039

    Bizim elemanlarda bir cengaver pozu veriyorlar kayanin kenarinda. Bertin korkudan oturdugu kayaya nasil yapistigina dikkat cekerim


     

     @
     040

    Eh gelenek olmus millet ben de Preikestolen'daydim icabinda bir seyler dikmis ortaliga. Biz de geri kalmayiz yani. Hemen diktik bir tane. Resimdeki eleman, Ture, super kafadan kopuk bir eleman. Ben simdiye kadar K 1200 LT'yi boyle agresif ve yaris motoru gibi kullanan adam gormedim, inanilmaz bir sey. Adam 1.90'nin uzerinde ve motora sanki mopedmis gibi hakim. Gezinin ortasinda, bir telefon konusmasinin ardindan apar topar esyalarini toplayin guney Isvec'e geri dondu. Nedeni ise cok ilginc. Komsusuyla bir iddiaya giriyorlar, Ture diyor ki, "Sen bu usengec halinle evinin bahcesinin citlerini tamir edersen iki haftaya kadar, soz isi bitirdigin gun ben de senin serefine parti verecem ve butun ickiler benden!" Ture'nin dedigine gore bahcenin citlerinin goruntusu o kadar cirkinmis ki, Ture'nin manzarasini bozuyormus, o yuzden boyle bir ikna yontemini denemis. Bizim komsu bedava icki lafini duyunca aska gelmesin mi:: , birak iki haftayi bir haftada olayi bitirmis. Ture ona inanmadi karisiyla da konustu, olay kesin. Ben sozumun adamiyim dedi topladi pilini pirtini bir gun icerisinde 1000 km hatta daha uzun bir mesafeyi kat etti. Alin size natural born Mr. Iron Butt. Geziden sonra LT'yi satti simdi GS'i var ve duyduguma gore lakabi "micir filiymis"


     

     @
     041

    Harika Lysefiyort manzarasina bakip dusunuyorum, ne kadar guzel bir dunyamiz var, yeter ki degerini bilsek. Bunlari boyle dusunuyorum filozof gibi sonra rutin sehir hayatina geri donunce unutuyorum tabi, unutmamak lazim aslinda.


     

     @
     042

    Hava kararmadan afterhike biralarimizi yudumlamak istiyoruz, artik geri donme zamani.


     

     @
     043

    Dagcilikta bilinen bir gercektir, kazalarin cogu iniste olur. Bir iki kisi fena kaydi ama allahtan bir sey olmadi kimseye.


     

     @
     044

    Preikestolen hostelimize vardik, bu manzaranin onunde biraz dinleniyor ve biralarimizi yudumlamaya basliyoruz, manzara insana huzur veriyor gercekten. Evereste tirmanmis dagcilar gibi mutlu herkes, ne de olsa kolay degil, butun gun tirmanis ve yuruyus yaptik.


     

     @
     045

    Muhabbet koyulasiyor, insanlar da birbirine kaynasti. Herkesin ortak tutkusunun motorsiklet olmasi sosyallesmemizi sagliyor tabi ki. Bilin bakalim bu ve bir cok afterdrive bira seanslarinda ne tartistik.
    Motor yagi ve lastik tabi ki


     

     @
     046

    Guzel bir aksam yemegini hak ettik artikcool

    Yarin motorlarimizin ustundeyiz tekrar ve kuzeye dogru yolumuza devam edecegiz...


     

     @
     047

    Sabah dinlenmis ve cok sevecen bir grup ruhuyla gunun turuna hazirlaniyoruz. Herkes tekrar motora binmenin sevinci icinde.


     

     @
     048

    Thor motorundaki cici bicilerini gosterip millete hava atiyor


     

     @
     049

    Kankam Lars-Eve bu gunluk tura hazir. Tam bir stand-up komedyen adam, hepimizi gulmekten kirip gecirdi gezide. Bu guney Isveclilerin en buyuk farki kuzeylilere gore (ozellikle Stokholm'lulere gore) cok girgir samata olmalari, hosuma gitti acikcasi.


     

     @
     050

    Bugunku rotamiz soyle. Takriben 300 km gidecegiz. Ullvik fiyordundaki pansiyonda konaklayacagiz.

    Thomas gezinin rotasini duzenlerken alternatif yollari da GPS haritasina isaretlemisti. Ben onunla beraber hep bu alternatiflerden gittim. Alternatif yollar genelde daha eski, virajli ya da toprak yollardi. Asagida alternatif 2.1.' in daha buyuk bir haritasi var. Bu alternatif yolun uzerindeki tabiat ve manzaralar cok guzeldi.



    Yola ciktiktan yarim saat ya da kirk dakika sonra Eirfiyordunu gecmek icin feribot sirasina giriyoruz. Bunun gibi kisa mesafeli feribotlar 15 dakika ile 1 saat arasinda degisen zamanlarda isliyor. Motor ve soforun odedigi miktar 4 ile 6 euro arasinda degisiyor. Bu tip feribot bekleme molalari birseyler atistirmak, rotayi ogrenmek ve baska motorlarda ne tip ciciler var gozlemini yapmak icin ideal.


     

     @
     051

    Kahve molasi veren konu mankenlerimiz. Thure'nin uzerindeki reflektör yelege dikkat cekerim. Yolda motorcunun diger arac suruculeri tarafindan farkedilmesine cok katkida bulunan bu reflektör yelekleri her grubun basindaki ve sonundaki surucu kullaniyordu. Bence cok yararli bir guvenlik aksesuari. Uzun yola cikan her motorcuya tavsiye ederim, ehh artik Agirabilerin de boyle bir yelegi var, kacirmayin alin derimcool


     

     @
     052

    Taylarimizi sirayla dizdik feribota, sakin ve dalgasiz atlantigin uzerinde karsi tarafa geciyoruz. Ruzgar yaz olmasina ragmen usutuyor. Dusunun kisin nasildir?


     

     @
     053

    Alternatif yoldan degil de ana rotadan gidenler kucuk bir kasabada mola veriyorlar.


     

     @
     054

    Sonra da kucuk ama guzel bir barajin uzerinden geciyorlar.


     

     @
     055

    Baraj gölunun obur ucundan gorunusu, hic de fena degil.


     

     @
     056

    Daha sonra da arazinin rakimi artinca karla karsilasiyorlar. Garip insanlar bu Isvecliler:haha: Zaten 5 ay kar icindeyiz, yazin kari gorunce cocuklar gibi seviniyorlar, ne diyeyim ben?


     

     @
     057

    Alternatif yolu izleyen bizler ise daha dogudan biraz daha bortu bocek tabiat bir ortamda yola devam ediyoruz ve ogle yemegi molasini arazide veriyoruz.


     

     @
     058

    Breidborg golunun kenarinda yemek molasi


     

     @
     059

    Bertil Thure'nin LT'sindeki arka kabak lastigini farkediyor ve tabiri caizse yaka paca, tekme tokat onu ikna edip Sand sehrinde tekerini degistirtiyor. Bu Thure'nin bir iki civatasi eksik bence Adam bu lastikle LT'yi gazliyordu deli gibi.


     

     @
     060

    Latefoss adindaki selalenin onunde butun gruplar bulusuyor. Selale tam yolun kenarinda o yuzden biraz kalabalikti ortalik.


     

     @
     061

    ##


     

     @
     062

    Uc kirmizi (hizli olan yani) GS aslanlar gibi teker cevirmeyi bekliyor. Benim ki ortadaki hafif siklet, bagaj bakimindan yani


     

     @
     063

    Selaleden sonra tekrar yola devam. Sansimiza yalnizca bir gun yagmur yagdi butun gezi boyunca o da tam Isvec sinirina girerken yani gezinin sonunda. Hava durumu yonunden cok sansliydik. Norvec motorsiklet kullanmak icin cennet bir ulke (bosuna Moto Guzzi touring motoru modeline Norge ismini vermedi), istediginizden cok viraj var ama havasi cok duzensiz ve surprizlerle dolu olabiliyor. Yukseklerde ozellikle kar bile yagabiliyor. Benim sansima ikinci defa hava cok guzeldi ama buralarda yolculuk yapmak isteyenlere su gecirmez kiyafetler ya da saglam bir yagmurluk oneririm. Yedekte kalin eldivenler sart.

    Kaliteli ve virajli yollarda yolumuza devam ediyoruz, Ullvik'e az kaldi.


     

     @
     064

    Sonunda Ullvik'deki pansiyona vardik ve motorlarimizi onune cektik. Simdi soguk biranin tadini cikariyor, yolda gorduklerimizi birbirimize anlatiyoruz. Bu afterdrive biranin da tadina doyum olmuyor acikcasi. Herkes Lars Olof diye bir elemandan bahsediyor, bir iki saat icinde gelecekmis. Adam tam bir efsane, merak ediyorum acikcasi. Bakalim gelince goruruz neden?


     

     @
     065

    Pansiyonumuz gercekten cok sirindi ve yemekleri de Norvec standartlarina gore iyiydi. Turk olmanin dezavantaji, cok ama cok az ulkenin mutfagini begenebiliyorsunuz


     

     @
     066

    Mutlu ve bir o kadar ac bir topluluk heyecanla yemek servisini bekliyor.


     

     @
     067

    Yemek sonrasinda Thomas her zamanki gibi yarinki rotanin brifingini veriyor. Adam super organize etmis butun geziyi, bir tane bile puruz cikmadi desem, helal olsun.

    Yarin Olden'e dogru yol alacagiz, harika yollardan gecerek....


     

     @
     068

    Aksam gec saatte efsanevi Lars Olof pansiyona geldi. Kimdir bu Lars Olof diye ben de karsilama komitesine katildim. Adami nasil tarif etsem, kisaca ikiteker uzerinde bir dervis ya da sarisin Dalai Lama diyebiliriz. Adamin motoru surusu, parketmesi, konusmasi bir farkli, etrafina pozitif enerji saciyor, hemen farkediyorsunuz. Kimdir bu Lars Olof, bu adam Avrupa'da dusunebileceginiz butun unlu ya da unsuz motorsiklet yollarinda teker cevirmis bir adam. Inanilmaz bir sey, ben usenmedim bir gun kaldigimiz hosteldeki Avrupa atlasini onumuze alarak adami sorguya cektim, yok boyle bir sey. Adam her yere gitmis. Ama Turkiye'yi gezmemis, eh o is bana dusuyor, onunla konusurken 2007 yilinda Turkiye'yi gezme fikri cikti zaten. Adamin, motor ve malzeme bilgisi inanilmaz. Ne varsa okumus ve ne hafiza? Benim kafam almadi, cok sey ogrendim ondan yolculuk sirasinda.


    Ve bir o kadar da mutevazi biri, insan boylelerine daha da saygi duyuyor. Ilk bir iki gun bizim Grusbus (micirdabasanlar) ekibinin en son elemani olarak kullandi, sakin sakin. Sonra Thomas bana: "Lars Olof sikilmistir simdi ona liderlik verelim de sen bir GS nasil kullanilirmis gor!" dedi. Lars Olof'a "sen one gec ve bas biraz bakalim" dedi. Sapkami cikartiyorum Lars Olof'a, adam iki teker uzerinde de muhtesem.

    Iste Lars Olof! Motoruna neden viski icirtmek istedigini sonra aciklayacagim Hah, unutmadan adamin bir baska ozelligi de motorlarini yikamamasi. Gordugunuz 1150 GS 2003 model ve hic yikanmamis. Motoru satmadan evvel yikarmis motorunu ilk. "Gercek GS kirli GS'dir" adamin slogani. Bir nevi felsefe olayi yani


     

     @
     069

    Bugunku rota 300 km ama alternatif yol secilirse 400km kadar. Alternatif yolun uzerinde anti tunel yolu da var. Anti oldugu tunel is Laerdal tuneli, dunyanin en uzun kara tuneli, uzunlugu 24.5 km evet yanlis duymadiniz! Norvec'in petrolden kazandigi paralarin nereye gittiginin bir aciklamasi, her yerde tunel var:: Iste rotamiz.

    ve alternatif rotanin buyutulmus haritasi.

    Sabah, rutin olan motorlarin kontrolu (yag, lastik vs.) ve malzemeleri yuklemeden sonra tam yola cikacakken, 1150 RT'lerden birinin akusunun bittigi anlasiliyor. Biz gencler takimi motoru ittirdikten sonra motor calisiyor, sorun yok, RT takimi ana rotayi izleyip ilk kasabada aku degistirmeye calisacak.

    Ilk duragimiz Aurlandfiyort'u. Buradaki limana buyuk cruise gemileri yanasabiliyor. Bayagi yabanci turist var ozellikle Amerikalilar. Biraz turistik bir ortam ama guney Avrupa ile karsilastirinca o kadar da kotu degil. Limana geldigimizde bizi buyuk bir gemi karsiliyor sakin Atlantigin uzerinde.


     

     @
     070

    Ogle yemegi molasini burada veriyoruz, hava cok guzel.


     

     @
     071

    Sonra da turistik magazalara ben biraz goz atiyorum, kardesim kartpostal koleksiyonu yapar, ben de koleksiyonun en buyuk sponsoruyum Sponsorluk gorevini yerine getirmek gerek.


     

     @
     072

    Bizim deli Thomas, su Flåmbanan'in (Flåmbanan altindaki disli cark sayesinde bayir yukari cikabilen bir dag treni, onunla turistler fiyortun yuksek bir kismina cikabiliyorlar) yaninda bir patika yol var eger motorlara izin veriyorlarsa cikalim mi diyince, Grusbus ekibi ilk ciddi görevini almis oluyor, tabiki evet diyor butun erler

    Cikis biraz zor oldu bazilarimiz icin cunku cok dar (2.5 yada 3 metre genisliginde) ve dik yumusak micirda gidiyorsunuz, olurda tam virajin ortasinda hiz keser ya da durursaniz, agir GS'ler hamamda bayilan koca kari misali yana yatiyorlar. Stefan motoru devirdi bir virajda ama bir hasar yok, touratech motor koruyucu demir kafesi sagolsun.

    Biraz terledikten sonra, motorlu araclarla cikilabilinecek en yuksek noktaya geldik. Grusbus takimi gorevi basariyla yerine getirdi, subay Thomas ve cavus Lars Ove memnunlar


     

     @
     073

    Ayni yolu yuruyerek cikmis turistler bu koca motorsikletler buraya nasil cikmis diye dusune dursun, biz biraz nefesleniyor ve bir seyler iciyoruz. Lars Ove bize kisa bir briefing veriyor, sivi almanin motor kullanirken ne kadar onemli olduguna dair. Konsentrasyon eksikliginin en buyuk nedenlerinden biri vucudun su kaybetmesidir. Siz siz olun tank cantanizda su tasiyin ya da su yeni cikan camel back denen cantalardan hortumla su icin, dakka bir isiyorum o zaman diye hayiflanmayin, guzel manzaralara bakarak isemenin zevkini cikartin falan. Adam hakli acikcasi.


     

     @
     074

    Tekrar yola devam. Laerdalsfiyort'una dogru yol aliyoruz. Grusbus takimi eski yoldan yani anti tunelden gecmeye karar veriyor. Tekrar yukseldik ve fiyortlar karsimizda.


     

     @
     075

    Ben geleneksel kendinidikizaynadayansitmaca fotografimi cekiyorum tabi ki. Gecen seneye fark, dikiz ayna yuvarlak. (TDM'in aynasi daha sikti ama bu GS aynalari darbeye daha dayanikli, gezinin ilerleyen kisimlarinda test edecegim merak etmeyin


     

     @
     076

    Harika bir gun gene, hava mukemmel. Norvec'in dogasi harika, her an karsimiza guzel kucuk surprizler cikiyor.


     

     @
     077

    Aksam ustu gibi bugun konaklayacagimiz yere geliyoruz. Olden kasabasinin biraz guneyinde Trollbau denen glasiyerle cevrilmis bir vadinin icinde tipik norvec tahta klubelerinde kalacagiz. Nasil anlatsam masalsi bir ortamdi, hafif puslu bir hava, glasiyerin soguttugu ruzgar yuzunuze carpiyor, klubelerin yaninda bir dere akiyor. Sanki bir masal dunyasindasiniz, bir nevi Hensel ve Gretel olayi yani. Burada bir ay kalan herkes masal yazabilir bence.

    Kaldigimiz klubelerin catilarina dikkat cekerim


     

     @
     078

    Rickard ve Thor yemek oncesi bir fotograf turuna hazirlar


     

     @
     079

    Ekip cok mutlu yemek sofrasinda


     

     @
     080

    Kaldigimiz klubelerin sahibi bu norvecli bayandi. Bize hazirladigi butun yemeklerin malzemeleri kendi ciftliginden ya da komsulardan, yani 100% ekolojik ve lokal yiyoruz, gunumuzun globallesen dunyasinda neredeyse ekstra para verdigimiz bir olay yani. Thomas bu bayanla daha evvel rezervasyon yapmak icin konustugunda dediklerinin bir kelimesini bile anlamamis (Norvecce Iveccenin bir diyalekti gibi oldugundan birbirlerini genelde anlarlar, ben bile anliyorum Norvecce, ama Danimarkaca tamamen farkli, Isvecliler onlarla Ingilizce konusuyor, Fince tamamen farkli, ne de olsa Ural-Altay dil grubuna bagli yanlis hatirlamiyorsam yani dilin strukturu macarca ve turkceye daha cok benziyor), dediklerini telefonda anlamayinca emaille yazismaya calismis onu da pek anlamamis. Hatununun inanilmaz bir diyalekti vardi ve bize 10-15 dakikalik bolge ve yemekler hakkinda seminer verdi, biz de trene bakan inekler gibi dinledik, olsun deger, yemekleri mukemmeldi. Benden 5 uzerinden 3 turk yildizi aldi (michelin yildizina rakip benim turk yildizi sistemi)


     

     @
     081

    Yemekten sonra biraz yuruyuse cikiyorum, kuzeydeyiz artik hava gec saatte bile kararmiyor. Manzara solugumu kesiyor ve derin dusuncelere daliyorum.


     

     @
     082

    Aksam ruyamda cocukken okudugum masallari goruyorum buyuk ihtimalle...

    Yarin Geiranger ve TROLLSTIGEN..


     

     @
     083

    Trollbau'da mukemmel bir kahvalti yaptiktan sonra dediklerini anlayamadigimiz ama cok sevecen olan Norvecli evsahibemize gule gule diyip yollara dusuyoruz yine. Bugunku ana rota 200 km kadar.

    Alternatif yol ise tamamen toprak ve 100km kadar. Biz Grusbus ekibi olarak bu alternatiften gittik ve cok eglendik.

    Yola ciktiktan az bir sure sonra Stryn glasiyerinin ucuna geliyoruz. Burada yazin bile kayak pistleri acik, tisortle kayak yapmak mumkun yani. Ilginc bir olay, yaz vakti kayak kiyafetli insanlari gormek.


     

     @
     084

    Ben biraz motoru karda surmeye calisiyorum ama kar cok yumusak ve derin, bizim elemanlarin kahkahalarina maruz kalarak motoru derin kardan kurtariyoruz ve bir Styrn glasiyeri hatirasi cektiriyoruz.


     

     @
     085

    Yolun bu kisminda etrafta hep kar vardi, hava da biraz sogudu. Bizim dervis Lars Olof grubun son adami olarak kahve molasi yaptigimiz noktaya geliyor.


     

     @
     086

    Bizden biraz daha yavas kullanmayi tercih eden bu elemanlar da kahve molasi vermisler. Herkes bugunku yol ve hava sartlarindan memnun ve bir iki saat icinde varacagimiz noktayi dusununce gulumsememek mumkun degil. TROLLSTIGEN!


     

     @
     087

    Ama ilk once Dalsnibba adinda 1476 metre yukseklikteki tepeye tirmanacagiz, yol micir. Bu tip tirmanislarda GS'in torku cok ise yariyor, motor bu tip yollar icin yapilmis sanki.

    Tepeye varinca bayagi bir kalabalikla karsilasiyoruz, hatta Isvec motor federasyonunun duzenledigi Norvec gezisine katilanlarla karsilasiyoruz. Bir iki tanidik cikiyor. Hava bulutlu, guzel Geiranger fiyortu pek iyi gozukmuyor.


     

     @
     088

    Muhabbet ederken zaman geciyor ve bulutlar yavas yavas kayboluyor. Geiranger gozukmeye basladi.


     

     @
     089

    Ve yarim saat sonra boyle bir manzarayla karsi karsiyayiz. Insanin manzarayi birakasi gelmiyor icinden.


     

     @
     090

    ##


     

     @
     091

    Grusbus ekibi halinden cok memnun, yine bir hatira fotografi. Ön planda sevgili GS'im. Su ana kadar hic bir problem cikarmadi.


     

     @
     092

    Dalsnibba'dan ayrildiktan sonra Thomas GPS'inde (onun ki GPS'lerin krali Garmin 276C'ydi, baskalarinda Garmin Quest ve 2610'lar vardi. Garmin Iskandinavya'da en cok satan marka, bir de BMW klubundekiler birbirleriyle rota paylasmak istediginden neredeyse herkes Garmin kullaniyor.) ne diyorduk evet, Thomas GPS'inde toprak yollar buluyor ehh Grusbus ekibine de onlari test etmek kaliyor. Takriben 10km sonunun nereye varacagini bilmedigimiz bir toprak yolda gittikten sonra yol bir ciftlikte sona eriyor, Thomas ile Lars Eve rotayi tartisiyorlar.


     

     @
     093

    Storfiyortuna geliyoruz, feribot beklerken ogle yemegi yiyip yalniz basina Norvec'i gezen bir Isvecli motorcuyla sohbet ediyoruz. Iki Lars sohbet ediyorlar, Lars Olof Lars Eve'yi GS almaya ikna etmeye calisiyor ve basariyor, Bu geziden sonra Lars Eve bir R80GS aldi.


     

     @
     094

    Feribottan sonra Norvec'in en cok ziyaret edilen yoluna geliyoruz. TROLLSTIGEN! (trollerin patikasi) Tam 11 hairpin denilen (yani 180 derece donuslu) virajdan olusan bir muhendislik harikasi. Alplerdeki gecisleri hic aratmayacak bir yol.


     

     @
     095

    Asagiya inerken karsidan gelen otobuslere dikkat etmek lazim.


     

     @
     096

    Trollstigen'den indikten sonra dudaklarimizdaki mutlu tebessum kaskin vizorunden bile farkedilebilir. "Thomas, geri donsek mi, bir iki dafa cikip insek su yolu?? Olmaz zamanimiz az, Åndalsnes'deki hostele varmak lazim." Aksam ustu variyoruz hostelimize, cok sirin bir yer yine ama Åndalsnes o kadar enteresan bir kasaba degildi acikcasi.


     

     @
     097

    Hostel guzel de bir sorun var icki satmiyorlar. Hayda, Istanbul Belediyesi mi isletiyor burasini?:sopa: Ne yapacagiz simdi? Afterdrive birasi bir gelenek olmus. Bizim Thure (hani bir iddia icin Guney Isvec'e giden adam, LT'yi cilgin kullanan eleman) ben simdi hallederim bunu diyip basip gaza gidiyor. 20 dakika sonra geri geliyor. LT'yi oturdugumuz yerin onune parkedip arka orijinal cantasini aciyor, bira dolu. Alin size BMW bari Helal olsun adama, 20 dakikada systembolaget'i buldu (norvec'de vinmonopolet derler ama ayni sey) ve bizi birasiz birakmadi.


     

     @
     098

    Merak edenlere, nedir bu systembolaget olayi? Isvec ve Norvec'de icki devlete ait olan magazalarda satilir yani tekel olayi ve bir kasabada bu magazalardan bir tane vardir. Sabah 10 ile aksam 6 arasi aciktir bu magazalar ve pazar gunu kapalidirlar. Amac alkol kullanimini kontrol altinda tutmak, malum bu kuzey avrupalilar soguktan ya da karanliktan mi nedir ickiyi cok severler Zamanla alisiyorsunuz, bana baslangicta cok garip gelmisti. Magazaya gidiyorsunuz, bankada ki gibi sira numarasi aliyorsunuz ve pasa pasa size birisinin servis vermesini bekliyorsunuz, bu arada camekanlarda sergilenmis ickilerden istediklerinizin kodlarini not ediyorsunuz falan. Cook garip bir olay. Son iki uc yildir, normal magazalar actilar, raftan istediginiz ickiyi kendiniz alabiliyorsunuz. Ama bir seyi cok iyi, aldiginiz servis super kaliteli. Yemek yapacaksiniz hangi tur sarap uyar merak ediyorsunuz, kasadakiler konuda uzman. Bir de dunyadaki en fazla musteriye sahip oldugu icin (9 milyonluk Isvec nufusu) Systembolaget ureticilerden ozellikle saraplari cok ucuza alabiliyor, vergi cok olmasina ragmen, kaliteli bir kirmizi sarabin fiyati bir cok ulkeden ucuz, ozellikle Turkiye'den cok ucuz.

    Aksam yemeginden sonra hizimizi alamiyoruz ve bir barda bira muhabbetine devam ediyoruz. Serefe agirabiler, yarin sizi Norvec'in baska guzel yerlerine goturecegiz.


     

     @
     099

    ##


     

     @
     100

    Ertesi gun Thure girdigi iddianin sebebiyle LT'sini gazlayip aramizdan ayriliyor boylece mobil barimiz yok artik:cray:
    Bugun ki tur takriben 300km ve kuzeydeki en buyuk sehir olan Trondheim'da konaklayacagiz.



    Yolculuga kisa bir surusten sonra motorlari feribota yukleyerek basliyoruz. BMW'ler askerler gibi dizilmis. Ondeki RT'nin silindir baslarina monte edilmis ayak konulacak peglerine dikkat cekerim:haha:



    Amacimiz Atlantik kiyisindaki seridi izlemek cunku o zaman unlu Atlanta Yolu'nun (Atlanterhavsvegen) uzerinden gececegiz. Ana karanin hemen ucunda bulunan kucuk adalar grubunu birbirine baglayan, 8 kopruden olusan 100km'lik bir muhendislik harikasi bu yol. Yapimi sirasinda insaatta calisanlar 12 kasirga atlatmislar. Adalarda yalnizca balikcilikla gecinen aileler yasiyor. Medeniyetten cok ama cok uzakta hissediyor insan kendini burada.

    Ne yazik ki sansimiza inanilmaz bir sis var, hafif yagmur cigseliyor ayni zamanda. Bu yoldan hic durmadan geciyoruz bir cok kisi kasklarin bugulanmasindan sikayetci. Fotograf cekemedigimiz icin size internetten bazi fotolar derledim.

    Koprulerin bazilarini teknelerin gecebilmesi icin yuksek yapmislar.


     

     @
     101

    ##


     

     @
     102

    ##


     

     @
     103

    Kisin siddetli havalarda dalgalar yolun ustunu asiyor o zaman yol trafige kapaniyormus.


     

     @
     104

    ##


     

     @
     105

    Yolun geri kalan kisminda yagmur devam ediyor ve tam Trondheim'a yaklasirken duruyor. Fazla mola vermeden Trondheim'a saat 3 gibi geliyoruz cunku amacimiz sehri biraz gezmek. Kalacagimiz yer buyukce bir hostel, buyuk sehir hosteli oldugu icin o kadar sevimli degil ama yemekleri yenilebilinir cinstendi en azindan.


     

     @
     106

    Trondheim bir liman sehri ve Nidelva nehri deltasinin uzerine kurulmus. Sirin bir sehir, mimarisi hosuma gitti benim ama kisin ne kadar soguk ve karanlik olur gibi soru isaretleri geliyor insanin aklina::

    Hostele yerlestikten sonra sehri gezmeye cikiyoruz ve kendimizi Trondheim'in guzel sokaklarina atiyoruz.


     

     @
     107

    Nehir kenarindaki guzel binalardan bir goruntu.


     

     @
     108

    Bizimkilerin afterdrive bira ihtiyaclari belirmis vaziyette, kararsizliklariyla unlu Isveclilerin en kararli olduklari an bu andir iste, bir seyler icmeye karar verme ani Bertil'in siritisindan nerede bir seyler icebiliriz sorusunun cozuldugu anlasiliyor.


     

     @
     109


    Hhmmm, hic de kotu bir fikir degil hani. Hava cok guzel simdi, disarda oturabiliriz.


     

     @
     110

    Platformu istila ediyoruz hemen Herkes butun gun yagmur altinda motor kullandigimizi unutmus vaziyette.


     

     @
     111

    Yagmur dedik de, biraz kuzey Avrupa'da kullanilan giyim kusamdan bahsedelim. Yaz aylarinda motor kullanmaya cok elverisli havasi var Iskandinavya'nin cunku sicaklik Turkiye'nin bahar havasina denk yani takriben 20-23 derece kadar o yuzden motorda pek pismiyorsunuz ama cok sik yagmur yagiyor o yuzden cok kullanimli kumas bazli ve goretex gibi su gecirmeyen katmanli elbiseler cok revacta. Yagmurdan dolayi biz burada silikasi fazla olan lastikleri kullanmayi tercih ederiz mesela GS ler icin Michelin Anakee ve yagmurda basmaktan pek korkmayiz Ben evvelki sene kuzey Ispanya'da gezerken yagmur yagdiginda temposunu bozmayan motorcular genelde Iskandinav ve Almanlar'di. Ozellikle fransizlarin durumu traji komikti. (Fransizlar konusuna fazla girmeyelim, ayri bir forum konusu )


     

     @
     112

    Tam kapali ya da Schubert'in bir iki modeli olan onu acilabilen (flip-up) kasklar genelde moda. BMW klubunde kimse acik kask (genelde chopper'cilarin kullandigi kasklardan yani) kullanmiyor nerdeyse. Ben de bu yari acik kasklari hic tavsiye etmem cunku yaris pistinde egitim alan birisinin gozumun onunde yaptigi bir high sider (motorun asabi bir at ruhunda motorcuyu uzerinden attigi en tehlikeli dusus sekillerinden biri) kazada da gordugum gibi, eleman cenesinin uzerine dustu, allahtan kapali kaski vardi da bir sey olmadi, dusunun acik kaski olsaydi.

    Bu kadar reklam yeter, biz yolculugumuza geri donelim. Nerede kalmistik? Hah, bir-iki yoksa uc muydu? biradan sonra yuruyusumuze devam edelim. Merak edenler olacaktir, bira fiyatlari nedir diye. Bir buyuk bardak bira takriben 7-8 euro:: Uzucu bir durum ama gulu seven dikenine katlanir.

    Trondheim'in guzel bir katedrali var acikcasi.


     

     @
     113

    Birisi usenmemis St. Jakob'u bir celenkle mutlu etmis

    Ben burada ekipten ayrilip Trondheim'in yeni acilan havuz ve su parki kompleksine gidip biraz yuzuyorum, ne de olsa Akdeniz insaniyiz cibi cibi yapmadan olmaz hem de motor uzerinde oturmaktan kaslar sertlesmis biraz yuzerek yumusatmak lazim

    Aksam Trondheim'in barlarina takiliyoruz yemekten sonra ama fazla gec kalmamak lazim, yarin yine yollara dusecegiz..


     

     @
     114

    Thomas'in bugun ki rota hakkinda fazla bilgisi yoktu. Haritadan anladigimiz kadariyla 150 km'lik bir toprak yol gozukuyor. Grusbus ekibinin hosuna gidiyor bu durum tabi ki. Kuzeye dogru ciktikca toprak yollar artiyor.

    Bugun ki rota takriben 270 kilometre ve toprak yol alternatif olarak haritada gozukmekte. Grong adinda bir kasabaya varacagiz. Bu kasabanin ilginc bir ozelligi var, dunyanin bir cok yerinden merakli balikcilar buraya geliyor cunku Grong'da tutulan somon baliklari cok unlu.

    Alternatif yolun daha yakindan haritasi

    Girlpower ekibi hemen Trondheim'in disindaki feribotta kamerama yakalaniyor.


     

     @
     115

    Isvec'de diger Avrupa ulkelerine oranla bayanlar arasinda motor (burada 500cc ve yukarisini kastediyorum, scooterlari isin icine katarsak guney avrupa ulkeleri baskin cikar) kullanim orani yuksek, yalnizca bayanlarin uye oldugu klupler, yaris takimlari mevcut. Isvec motorsiklet federasyonu ve BMW klubu yalnizca bayanlara yonelik kurslar da aciyorlar. Paris-Dakar'a katilan Isvecli bayan suruculer var. Tabi bunda Iskandinavya toplumunda kadin ve erkek esitliginin oldukca ust seviyede olmasinin da bir etkisi var. Kadinlar erkeklerin yaptiklari her isi yapiyor burada (maden isciligi, otobus soforlugu vs.)

    Feribottan ayrildiktan 50 km kadar sonra Grusbus ekibi ana ekipten ayrilip toprak yollarda yolculuga devam ediyor. Bu tip yollar GS'ler icin yapilmis sanki. Bazi yerlerde micir ve toprak oldukca yumusak o zaman keske GS'in ön tekeri 21 inc olsaydi diye icimden gecmiyor degil (bu 21 inch yuzunden BMW bana sonunda KTM aldirtacak sonunda:cray: ) Thomas'in cesitli toprak yol bulma kabiliyetini kutlamak lazim, adam GPS'i cok efektif kullanip harika yollar buldu bize.

    Toprak ve camur karisimi bir yolda giderken (artik nemden ve aksam yagan yagmur falan nedeniyle toprak hep islak buralarda) kucuk bir kaza yasiyoruz. Bir yokusa yaklasiyoruz ve yavasliyoruz, en arkadan gelen Bert ekibin geri kalanina gore daha acemi bir sofor o yuzden virajlarda on grupla arasi aciliyor ve duzluklerde bize yetismek icin dolayisiyla daha fazla gazliyor, biz yokus basinda yavaslayinca ya da yavaslamak zorunda kalinca diyelim, yokus zorlu bir yokustu, islak camur ve TKC 80 gibi lastiklerimiz olmamasi nedeniyle zorlandik, Bert de tam gazlamis vaziyette gelmesin mi? Dolayisiyla gereken mesafede duramiyor ve gum Lars Eve'nin sol cantayi parcaliyor!


     

     @
     116

    Kucuk bir tamirat operasyonu yapiyoruz burada. Bende ve Lars Olof'da her turlu McGawyer/cevatkelle vari malzeme var, cantayi gumus renk teypler (silver teyp) ve kayislarla motora sabitliyoruz hemen. Thor da bizi filme cekiyor.

    Cikmak istedigimiz yokus


     

     @
     117

    Ciktik cikmasina ama bir iki motoru itmek gerekti, eh grupta en genc kim bilin bakalim, itme isi yine bize dustu::

    Bu kucuk kazadan cikardigimiz dersler, acemi sofor her zaman kendi rahat hissettigi hizda kullanmali, ondeki guruba yetisecegim diye sinirlarini zorlamamali, sonucta deneyimli guruba gore daha cabuk yoruluyor ve konsentrasyonunu kaybedebiliyor. Nasilsa biz her yol ayriminda arkada kalani bekliyoruz. Ikinci ders ise uzun yolculuklarda her motorcuda silver teyp olmali, super yararli bir sey.

    Biz canta tamiri yaparken Britt'in onderliginde asfalt ekibi yoluna devam ediyor ama asfaltli yollarda bile micir var. Bunun sebebi su, kisin Iskandinavya'da otobanlar disindaki yollara tuz atilmaz, micir ya da toprak atilir. Obur turlu basa cikamiyorlar ve tuzun dogal cevreye zarari var. Dolayisiyla bazi yollari supurmeyi unutuyorlar ve micir kaliyor. Bu mesele cok tartisilan bir olay Iskandinavya'da cunku bir cok motorcu bu micir kumeleri yuzunden kaza yapiyor yazin.


     

     @
     118

    Asfalt takimi yoluna devam etsin, Grusbus takimi toprak yollardan birinin baslangicinda duran bir odeme klubesine geliyor. Simdi bu olay enteresan. Iskandinavya'da allamänsrätt (her adamin hakki) denen bir olay vardir. Soyleki, ozel arazilerin icinden halk gecis yapabilir (bu abartilmamali tabi, birisinin evinin bahcesine girmekten bahsetmiyoruz burada) hatta dogayi kirletmemek, copunu falan yaninda tasimak sartiyla bir ya da iki gece ozel arazide konaklayabilir, cadir kurabilir herkes. Cok eski bir kanun bu, tamamen Iskandinavya'da ki acik toplum filozofisinin bir ornegi. (Acik toplum filozofisine bir baska ornek ise politikacilarin halkla ic ice olmasi, ben 1999'da Stokcholm'e yerlestigimde bir arkadasla parkta otururken onumuzden bir adam bisikletle gecti, arkadasim bana donup "bu bisikletteki adam Stockholm'un belediye baskani" demesin mi:: , Isvec'de yalnizca basbakanin ve kralin surekli korumasi vardir, keske baska ulkelerde de oyle olsa diye insan icinden geciriyor) Neyse konumuza donelim. Simdi bu toprak yollarin coguna Norvec hukumeti bakmiyor, oradaki ciftci ya da toprak sahibi bakimini yapiyor ama allamänsrätt kanunu nedeniyle bizim gibi motorculari ya da yurus yapanlari engellemiyor. O yuzden bizden yolun bakiminin maliyetine destek olmamizi rica ediyor, bir motor icin 2 euro kadar. Bu yoldan gecenler de bir form doldurup parayi bir kutuya koyuyor. Tamamen guven uzerine kurulmus bir sistem.

    Ekip odeme yaparken


     

     @
     119

    Biz Norvec'in ciftcilerini madden desteklerken, keyfine duskun asfalt takimi ogle molasini Atlantik kiyisinda veriyor. Hava mukemmel bugun, tadini cikariyor herkes.


     

     @
     120

    ##


     

     @
     121

    Sevgili Britt acaba soguk ve yagmurlu guney Isvec'i birakip bu Atlantik kiyisina yerlessem mi diye dusunuyor olmasin. Manzara harika.


     

     @
     122

    Grusbus takimi ogle yemegi molasini ormanlik bir toprak yolun kenarinda veriyor. Iste mutlu bir Thomas! Butun gun toprak yolda kullandik motorlari neredeyse, super zevkliydi ama lastikleri de iyi harcadik acikcasi.


     

     @
     123


    Ogleden sonra Grong adindaki kasabaya geliyoruz, daha evvel de bahsettigim gibi burasi somon baliklariyla unlu. Bir cok merakli balikci buraya geliyor. Grong'da tutulan en buyuk somon baligi 2000 yilinda resimde gorulen cift tarafindan tutulmus. Balik tam 20.8 kg agirligindaymis


     

     @
     124

    Biz somon tutmuyoruz, ne yazik ki zamanimiz yok ama onun yerine harika otelimizin varendasinda biralarimizi yudumluyor ve birbirimize gun icinde yasadiklarimizi anlatiyoruz. Bir harika motorsikletle dolu gun daha.

    Yarin nereye gidiyoruz? Yarin siniri gecip Isvec'de konaklayacagiz. Ben de GS'in ve uzerimdeki kiyafetlerin darbeye karsi dayanikliligini olcecegim


     

     @
     125

    Grong'deki otelimiz cok iyiydi acikcasi, bir gun daha kalinabilinirdi ama yollar bizi bekler. Tekrar motor ustundeyiz. Bugunku rota dunku gibi az bilindigi icin biraz surprizlerle dolu. Isvec siniri yakinda oldugu icin siniri gecip, Isvec topraklarinda gecirecegiz geceyi. Gezinin en heyecanli, zor ve bir o kadar da zevkli gunu bugundu benim icin. Kisisel sinirlarimi zorlama imkani buldum

    Toplam mesafe 250 km kadardi.

    Grusbus ekibinin amaci alternativ 100 km'lik toprak yoldan gitmekti.

    Ama Thomas'in GPS sihirbazligi sayesinde kuzey dogu yonune rotamizi cevirip butun gunu toprak, camur, kaya ve kar uzerinde motor kullanarak (duserek, kayarak vs) gecirdik

    Hersey cok guzel ve sakin basladi aslinda. Artik alismaya basladigimiz guzel manzaralara bakarak toprak yolda ilerliyoruz. Asfalt ekibi butun rotayi asfaltta gitmeye karar verdi ve bizle ayni zamanda yola cikti. Hava yine cok guzel sansimiza.


     

     @
     126

    Bugun yalnizca dort motordan olusuyor Grusbus ekibi (ben, Thomas, Lars Eve ve Olof) Lars Eve'nin K75S'e onursal GS madalyasi verecegiz bu gezinin sonunda, adam bizi neredeyse her yolda izledi ama motoru da bir bakima harcadi.

    Thomas bizi dag basi bir yere cikardi yine ama sikayetim yok. Doganin ortasinda olmak guzel bir sey, ozgur hissediyor insan kendini.


     

     @
     127

    Kucuk su gecisleri yapiyoruz. Ben bu zamana kadar fazla su gecisi yapmadim o yuzden "hhm bu gecisler iyi fazla zorlamaya gerek yok diyorum", hic haberim yok bir iki saat sonra dizlerime kadar sulara gomulecegimden

    Ilk ben geciyorum


     

     @
     128

    Sonra Lars Olof


     

     @
     129

    Sonra bizim canavar K75S'li Lars Eve


     

     @
     130

    Oglen kucuk bir kamping restoraninda yemek yiyoruz ve restoran sahibi kar scooterlarinin kisin kullandigi bir yoldan bahsediyor. "Yolun yazin karlar eriyince halinden emin degilim ama heyecan ariyorsaniz deneyin derim" diye de ekliyor. Thomas'in gozlerindeki o cilgin parlaklik beni kaygilandiriyor ama Grusbus ruhu bu, deneyecegiz bu yolu (eger yol varsa). Yol tabi ki GPS'de gozukmuyor.

    Ilk bir iki km toprak ve micir yol ama daha sonra yol kayboluyor, yerini dik, derin bir yarik seklinde bir olusum aliyor ve uzerinde kafamdan buyuk kadar kayalar. Burada Lars Eve motorun altini ve yanini vurup cizdikten sonra geride kaliyor ve Lars Olof'da ona hizini uyduruyor. Ben ve Thomas hala yola devam ediyoruz ve GS'lerin alt motor korumalarini test ediyoruz.

    Thomas gumbedek motoru deviriyor, yan silindir bir kayaya carpiyor, yalnizca ciziliyor ama kirilmiyor. (Bu GS'lerin silindir kapaklari cok hassas ve ince) Iki kisi motoru zar zor kaldiriyoruz ama ilerletemiyoruz, lastikler TKC 80 olsa belki sansimiz daha fazla olurdu. Neyse 5-10 dakikalik bir cabalamadan sonra motoru hareket ettiriyoruz. Butun zorluklara bir ek olarak, sivrisinek saldirisina ugramis vaziyetteyiz. Ben boyle bir sey hayatimda gormedim, belki binlerce sivrisinek. Isvec'in bu kismi tundra vari yari bataklik bir bitki ortusune sahip oldugundan yazin sivrisinek istilasina ugrar. Konusurken agziniza giriyor neredeyse cilgin sinekler.

    Tekrar yola devam, iki Lars'i goremiyoruz artik. Akillilik ediyorlar ve geri donuyorlar. Bir km kadar sonra bir su gecisine geliyoruz. Thomas bu pek ic acici degil, Izlanda'daki su gecislerine benziyor en iyisi ben su derinligini olceyim diyip, ayakkabilari cikartip suya giriyor. Suyun derinligi dizlerinin biraz ustunde:: "Problem degil geceriz" demesin mi. Ne demek problem degil, ben bu kadar derin sudan hic gecmis miyim diye soran yok tabi. Eleman giyiyor ayakkabilari, atliyor motora, bana donup "en onemlisi tam onune degil karsiya uzaga bakmak ve ne olursa olsun hic gazi kesmemek" deyip gazliyor. Adam Izlanda'larda bilmem kac su gecisi yapmis, isi biliyor acikcasi, paldir kuldur geciyor. Sira bende, Thomas bagiriyor, "hadi, full gaz!" Bismillahi cekip gazliyorum suya. Baslangic iyi gibi ama farkediyorum lastiklerin altindaki taslar super yuvarlak ve kaygan ama yapacak bir sey yok, gaz gaz gaz. Geciyorum suyu, uff.

    Daha sonra boyle iki gecis daha yapiyoruz ama su seviyeleri daha az. Yol falan kalmiyor, Thomas yalnizca GPS'den yonumuzu belirleyip bir yol bulmaya calisiyor. Toprak o kadar kaygan ki o bir defa ben uc defa motorlari deviriyoruz. Ust bas perisan, ilk dususten sonra acaba motorda zarar var mi diye bakiyorum ama sonra dusunmuyorum artik. GS'i tek basina kaldirmak zordur diyenlere bilgi olsun, sinirlenince oyle bir kaldiriyorsunuz ki. Hepko Becker silindir koruyuculari kesinlikle ustlerine duseni yaptilar bu dususlerde.

    Bir tepenin ustune dogru yaklasiyoruz, sonradan haritada bakinca ismini ogrenecegim ve hic unutmayacagim, Klimpfjäll. Yukseklik 1400 mt. Tepenin ustu karla kapli! Mola verip ne yapacagimiza karar vermeye calisiyoruz.


     

     @
     131

    Thomas belki kar o kadar derin degildir diyip motorla uzerinden gecmeye calisiyor ve 2-3 metre sonra motoru yine dusuruyor Kar en az 30 cm derinlikte ve cok yumusak. Aldik mi basimiza derdi, en az 230 kilo olan GS'i ileri goturmemiz imkansiz, silindirlerin uzerinde cevirip karin uzerinde birer kisi yaninda olmak seklinde 20-30 metre kadar motoru kaydirip topraga cikartiyoruz oradan Thomas basladigimiz yere getiriyor motoru. Ne yapacagiz simdi? Karli tabakayi (takriben 30-40 metre uzunlukta) gecmemize imkan yok, geri donmeyi de gururumuza yediremiyoruz, saat 5 olmus, daha Hemavan'a cok yolumuz var. Baska caremiz yok, geri donuyoruz butun yolu ve tabi ki su gecislerini. Biraz gururumuz kiriliyor ama olsun, buraya kadar boyle agir motorlarla cikmamiz bile enteresan bir deneyimdi. Ne demisler "if it doesn't kill you, it makes you stronger !"

    Tekrar asfalt dunyasindayiz, hizimizi arttiriyoruz ve Trappstegsforsen adindaki bu kucuk su setinin onunde telefon molasi veriyoruz, saat su an 7 ve Thomas Britt'i arayarak sag salim Hemavan'a gelmekte oldugumuzu haber veriyor. Daha evvel telefonlar cekmiyordu.


     

     @
     132

    Biz GS'lerin uzerinde cambazlik yaparken asfalt ekibi Hemavan'a gelmis, piknik yapiyorlar.


     

     @
     133

    Saat 8 gibi Hemavan'a variyoruz, bu arada toprak/micir yolda hiz rekorumuzu kiriyoruz, yazmiyim buraya acemi arkadaslara kotu ornek olurum. (Dakar standartlarinda desem )

    Gercek GS kirli GS'dir olayinin resimli kaniti.


     

     @
     134

    Bir seyler atistirdiktan, herkese yasadigimiz macerayi kisaca anlattiktan sonra hemen yatmaya gidiyoruz. Bu aksam askeriyenin ve sivil savunmanin kullandigi bu barakalarda kalacagiz. Benim icin farketmez, yeter ki yatak rahat olsun, yorgunluktan bitmis vaziyetteyim. Hemen uykuya daliyorum.


     

     @
     135

     Ertesi gun uyandigimda keyfim pek yerinde degil, karnimda bir agri var. Hafif de bas agrisi soz konusu. Kahvaltidan sonra karar veriyorum, Britt ve gurubuyla beraber sahil yolundan gidecegim, fazla tempolu motor kullanmaya gerek yok. Eger 100% konsantrasyonum yoksa sinirlari zorlamamak lazim. (Dalgiclik ve dagcilik deneyimlerimden kendimi alistirdigim kisisel bir kural, icimde her hangi bir kusku varsa o an riske girmem, sonucta zevk icin yapiyorum bunlarin hepsini) Nasilsa, bugunku rotada toprak yol gozukmuyor diyor Thomas, o yuzden fazla bir sey kaybetmiyorum, tek kacirdigim arktik yaris pisti olan Mo i Rana'yi gormeyecek olmam ama uzerinde motor suremedikten sonra pisti gormenin bir anlami yok diye dusunuyorum ama hata yapiyorum. Thomas ve Lars Olof'un infiltrasyon kabiliyetlerini hesaba katmamistim

    Bugun ki rota takriben 330 km.

    Mo i Rana'yi gezenler ile sahil gurubu Saltströmmen denen dunyanin gel git nedeniyle en fazla akintiya sahip olan yerlerinden birinde bulusuyor.

    Bizim sahil yolunu izleyerek yaptigimiz yolculuk sakin geciyor, kahvaltidan sonra aspirinleri alinca benim bas agrisi da sona eriyor. Acaba Thomas ve Lars Olof'la mi gitseydim? Lars Eve'de benimle beraber bugun. K75S'ni biraz dinlendirmek istiyor anlasilan. Ne motormus o K75S, helal olsun. Yolumuzun kenarinda bir glasiyer gozukuyor birden. Yaz vakti hala kar var tabi ki.


     

     @
     136

    Glasiyerden sonra Atlantik'i izleyerek yolumuza devam ediyoruz. Hava biraz puslu bugun ama yagmur yok.


     

     @
     137

    Bu arada alternatif yolu secen gurup, Mo i Rana yaris pistine gelmis vaziyette.


     

     @
     138

    Arktik yaris pisti diye de anilan Mo i Rana 3.7 km uzunlugunda. Denizden yuksekligi 200 m, en uzun duz bolumu 493 m ve 50bin m2 lik asfalt bir alani var.


     

     @
     139

    Bizim Thomas ve Lars Olof ikilisi, zincirlerle ayrilmis bir bolumde aciklik bulup piste izinsiz giriyorlar ve cabucak bir tur atiyorlar, yaslarindan baslarindan utanmadan:sopa: Sonra da butun aksam yemegi boyunca bunu anlatip beni kiskandiriyorlar:no2:

    Biz tekneyle kutup dairesini gecerken alternatif ekip karadan bu cizgiyi gecip kutup dairesi anitinin onunde poz vermeyi unutmuyor tabi ki.


     

     @
     140

    Bana bugun toprak yoldan gitmeyecegiz diyen Thomas yine yapacagini yapip 1960'lardan beri kullanilmayan bir yolu bulup onun uzerinde GS'ini test ediyor ve Lars Olof da arkasinda.


     

     @
     141

    Tren raylarina paralel giden bu yol bayagi bozuk durumdaymis megerse


     

     @
     142

    ##


     

     @
     143

    Lars Olof'un sabunlu su yuzu gormeyen 1150 GS'i


     

     @
     144

    Bu arada biz de feribot bekliyoruz, Bodö'ya az kaldi. Bu feribot bekleme aralarinda insanin motorunu kontrol etme sansi oluyor. O zaman on tekerin jantinda bir yamulma gozume carpiyor, dunku macera sirasinda yandan bir tas carpti herhalde. Acelem vardi motoru alirken, dusunmeden metal alisimli jantli aldim, cok buyuk hata:no2:


     

     @
     145

    Yanimda bu hava basinci olceklerinden var, on tekerin havasini kontrol ediyorum, bir eksilme yok. Bu gibi dijital ya da tradisyonel mekanik hava olcegini uzun yolculuklarda tavsiye ederim.

    Feribottan sonra gule oynaya yolumuza devam ediyoruz ve yol kenarinda bir kahve molasi veriyoruz.


     

     @
     146

    Bu molayi vermeden once basima cok ilginc bir olay geliyor. Yolda sakin sakin giderken tam kafamin uzerinde bir patlama sesi duyuyor sanki sirtimda bir hava basinci hissediyorum, ilk aklima gelen arka lastigin patlamis falan olmasi. Yavaslayip yol kenarinde duruyorum, motorda herhangi bir sorun yok, onumden giden Sven de benim durdugumu gorup geri donuyor. O da biraz panik icinde, patlamayi duydun mu diye bana soruyor. Anlamiyoruz ne oldugunu. Tek aklimiza gelen aciklama, yol kenarinda bir avcinin bizim uzerimizde ucan bir kusa ates acmasi ya da kasten bize ates acmis olmasi. Neyse ikimizde de bir hasar yok, yola devam.

    Saltströmmen denen dar bogaza geliyoruz. Cok enteresan bir yer. Gel git nedeniyle her alti saatte bir 400 milyon m3 su 150 metrelik bu kanalin icinden geciyor. Biz oraya vardigimizda gel git olayi olmuyordu o yuzden iyi resim cekemedik ama internetten bulabildigim resimlerde goruldugu gibi akinti cok kuvvetli gercekten.


     

     @
     147

    Bu akinti nedeniyle buyuk baliklar kucuk baliklari avlamak icin bu bogaza toplaniyor. Balik meraklilari icin bir cennet anlayacaginiz.


     

     @
     148


    Bir saat kadar sonra Bodö sehrine variyoruz, ben ekstra heyecanliyim cunku bu aksam kiz arkadasim Vivian Bodö'ye ucakla gelecek ve gezinin geri kalan kisminda beraber olacagiz. Bu demek oluyor ki benim aktif motor kullanma olayim sona eriyor, Vivian varken motorun arkasinda uslu bir sekilde kullanmam sart.

    Yarin Lofoten'a gidiyoruz, cok ismini duydugum ve merak ettigim bir yarim ada, Norvec'in kuzeyinde. Balinalarin yaz kis ugradigi bir yer. Lofoten'da uc gun kalacagiz, motorlarin selelerinde uyusan popolarimizi dinlendirecegiz.


     

     @
     149

    Feribottan inince hava birden degisiveriyor, Bodö'deki puslu havadan eser yok. Lofoten bize cok iyi davrandi 4 gun boyunca, yalnizca son gun yagmur yagdi, o da Isvec sinirini gectikten sonra:: Inanilmaz sakin, rahatlatici ve huzur dolu bir 4 gun gecirdik burada.

    Motorlar hazir, 50 km'lik kisa bir yolculuk onumuzde


     

     @
     150

    Kalacagimiz yerin ismi Njusfjord, 1950'lere kadar balikcilarin ve ailelerin yasadigi bir balikci kasabasi, dogal bir koyun icerisinde bulunan bu kucuk balikci kulubeleri kaziklarin uzerine kurulmus. Su an yalnizca turistik amacla kullaniliyor. Ben Thomas'in BMW klubu websitesine koydugu bu balikci köyu resmine hayran kalmistim. O yuzden beklentilerim yuksek ve hayal kirikligina ugramiyorum.

    Boyle kartpostallik bir ortamda kaldik 4 gun boyuncacool


     

     @
     151

    Tam huzur dolu bir ortam, kitap ya da siir yazmak icin yaratilmis sanki


     

     @
     152

    Motorlari parkedip, cantalari sokup hemen kulubelerimize yerlesiyoruz. 4 kisi bir kulube de kaliyor. Kulubelerin standartlari basit ama temiz, zaten boyle bir ortama luks otel falan hic yakismaz.


     

     @
     153

    Bizim kulubenin onundeki manzara, dogal koy tabak gibi karsimizda


     

     @
     154

    Karsidaki tepeye cikinca balikci kulubelerinin gorunusu


     

     @
     155

    Resmin saginda gorulen tahta siriklar baliklarin kurumalari icin asilmalarina yariyor. Burada avlanan baliklar eskiden resimde gorulen tahta cubuklara asilip (simdi ise firinlarda) kurutulurmus.


     

     @
     156

    Icindeki butun siviyi kaybeden baliklar neredeyse tahta kadar sertlesiyor ve cok uzun sure saklanabiliniyor. Baligi yemek istediginizde yag ve su karisim bir bulamacin icinde saatlerce kaynatiyorsunuz ve balik corbasi oluyor. Vikingler ve daha sonra Atlantik'i gecen denizciler yanlarina bu baliklardan alirmis ve bira. (biranin hikayesi de ilginc, uzun deniz yolculuklarinda su kapali kaplarda bozuldugu icin, fermente alkollu karisimlar gibi daha dayanikli icecekler alinirmis, bira gibi)

    Basimi öbur yana ceviriyorum ve iste Atlantik. Fazla yoruma gerek yok....


     

     @
     157

    Aksam yemegini balikci koyunu isletenlerin sahibi oldugu restoranda yiyoruz, kimsenin cani yemek yapmak istemiyor ama yarin baliga cikilacak ve insallah balik yiyecegiz. Bizim ekip mutlu, bir iki biradan sonra daha da mutlu

    Yarin ve obur gun Lofoten'i kesfedecegiz.....


     

     @
     158

    Ertesi gun bir gurup balik tutmaya gidiyor.


     

     @
     159

    Ben ve Vivian ise uzun bir yuruyus yapmaya karar veriyoruz.

    Efendim, lofotentreke hosgeldiniz, tur rehberiniz Ahmet sizi 4 saat yurutecek, gordugunuz gibi arazi engebeli


     

     @
     160

    Ve asistan rehberiniz Vivian


     

     @
     161

    Hic ruzgar yok bugun ve deniz cok sakin


     

     @
     162

    Yuruyusumuzde bazi engeller vardi ama basariyla gectik onlari, goster bakiyim asistan rehber


     

     @
     163

    Bodö'de sakin bir gece geciriyoruz. Vivian'la beraber iki uc kisi daha Isvec'den ucakla aramiza katiliyorlar. Grubun buyuk bir cogunlugu Bodö'den direk feribotla Lofoten'a gecmeye karar veriyor. Ben de onlara katiliyorum cunku Vivian'in uzun mesafe artci deneyimi yok. Bir de Vivian hareket eden araclarda en kisa zamanda uyuyakalma sampiyonudur Arabayla giderken mesela muhabbetin ortasinda bile uyuyakalir (arabayi ben kullaniyorsam tabi ki ) O yuzden mumkun oldugunca motorla gidilecek mesefeyi kisa tutmakta yarar var.

    Alternatif yolu kullananlar sonra daha kisa surecek bir feribota binecekler.



    Yavas yavas Lofoten'a yaklasiyoruz. Lofoten oldukca engebeli bir yapiya sahip bir yarimada. Kisa zaman oncesine kadar balikcilikla geciniyormus halki simdi ise en buyuk gecim kaynaklari turizm. Yarim adanin yuksek daglari, gokyuzunun rengi, Atlantik'in hasmeti neden buranin bu kadar ziyaret edildigini kanitliyor. Gercekten etkieyici bir izlenim birakiyor Lofoten insanin uzerinde. Biz oradayken hava sicakligi 17-18 derece gibiydi ve bitki ortusu karadeniz ve tropik karisimi bir izlenim verdi bana. Gulf Stream, Atlantik sicak su akiminin bir mucizesi bu bitki ortusu ve yarimadanin iklimi.

    Simdiye kadar gordugum ve tekrar kesin gormek isteyecegim yerler listesindedir Lofoten, ozellikle balina izlemek icin tekrar gelmek isterim. (Hatirlarsaniz Pireneler gezisindeki Torla kasabasi da bu listedir, ne harika kasabaydi o?)

    Muhtesem Lofoten daglari ve atlantik


     

     @
     164

    Gokyuzunun rengi ve ihtisamli daglariyla Lofoten benim gönlumu fethetti acikcasi

    Arka planda gorulen kulubelere vardik 2 saatlik yuruyusten sonra ve geriye donduk, guzel bir yuruyus oldu.


     

     @
     165

    Bakalim biz yuruyusumuzu yaparken balikci vikingler neler yapmis? Masallah balik cok denizde


     

     @
     166

    Bazilari ya daha sansli ya da kabiliyetli


     

     @
     167

    ##


     

     @
     168

    Ya ben en iyisi annemi arayayim, o karadenizli, bunun nasil pisirelecegini bilir kesin


     

     @
     169

    O aksam butun kulubelerde balik yendi ve bazilari yemek pisirme hunerlerini gösterdi. Iste mutevazi balik sofrasi.


     

     @
     170

    Ertesi gun bir ekip olarak motorlara atlayip, Lofoten'in en ucundaki Å adindaki kasabaya gidiyoruz. Yoldaki manzara yine muhtesem.


     

     @
     171

    Buradaki evlerin bazilari da kaziklar uzerine kurulmus, cok sirin bir kasabaydi.


     

     @
     172

    Sabah kahvaltisi icin bu buldugumuz kucuk firindan pohaca familyasindan Lofoten'a ozgun seylerden aliyoruz.


     

     @
     173

    Vivian'cimla Å hatirasi. Motor olayina alisti yavas yavas, hatta Britt ve diger deneyimli artcilardan aldigi tavsiye uzerine artci olarak motor uzerinde uyumayi bile ogrendi:: GS cok rahat galiba, virajlara daha sert gireyim ben artik, baksaniza motoruma binen uyuyakaliyor


     

     @
     174

    Temiz hava karnimizi aciktirdi yine Karidesli sandivicler aliyoruz, Thomas daha evvel Lofoten'a gelenlerden tavsiye almis. Cok lezizdiler gercekten.


     

     @
     175


    Ertesi gun ayni kulubeyi paylastigimiz Stefan ve Brigitta'yla bulundugumuz koyun tam arkasindaki gollere tirmaniyoruz.


     

     @
     176


    Goller ve tepeler cok harika bir goruntu olusturuyor.


     

     @
     177

    Iste göl ve onunde Atlantik, enteresan bir kompozisyon.


     

     @
     178

    Biz bunlari yaparken Kenneth ve Dan, 150 km kadar kuzeye gidip, balina izleme turuna katiliyorlar. Ne yazik ki Kenneth'in fotoraflari ben de yok, buna benzer manzaralarla karsilastiklarina eminim.


     

     @
     179

    ##


     

     @
     180

    Lofoten'da cok guzel vakit gecirdik ama artik BMW Isvec klubunun yillik toplantisinin yapilacagi, Bjorkliden denen kuzey Isvec'deki yuksek tepeler bolgesine gidecegiz.

    Grupca Njusfjord'a gule gule diyoruz.


     

     @
     181

    BMW'lerimiz iyice dinlendiler Lofoten'da, yola cikmaya hazirlar.

    Lofoten, bu ömrumde seni tekrar görmek isterim, cok özel bir yersin gercekten


     

     @
     182

    Lofoten'dan sabah erkenden ayrildik. 400 km kadar dogu yonune Isvec'e surecegiz motorlari. Björkliden denen kisin kayak merkezi olarak kullanilan bir beldede oluyor Isvec BMW kulubu yillik toplantisi.



    Guzel bir tesiste kaldik. Yillik yonetim kurulu ve uyeler toplantisina katildiktan sonra cevrede yuruyusler yapiyoruz genelde, ne yazik ki 2 gun boyunca hep yagmur yagiyor.


     

     @
     183

    Ertesi gun Kiruna sehrinde bulunan dunyanin en buyuk demir özu madenine gidiyoruz. Turistler icin turlar duzenliyor maden sirketi LKAB.

    Inanilmaz bir yer burasi, rakkamlarla ifade edersek. Demir cevherinin uzunlugu 4km ve genisligi 80m. Su an 1045 metreden demir cevherini cikartiyorlar. Madenin ustten gorunusu.


     

     @
     184

    Bu tip dev matkaplarla yuze yakin delikler acip icine patlayicilar yerlestiriyorlar ve her gece 11:30'da (yanlis hatirlamiyorsam) patlatiyorlar. Bu islem yapildiginda madenin icinde kimsenin kalmamasi gerek, eger her hangi bir calisan cikis yapmamissa, bu islem iptal ediliyor. Kiruna'da yasayanlar bu patlamalari hissediyormus ve patlamayi hissedince yatma zamani geldi diyip dislerini fircalayanlar varmis


     

     @
     185

    Rehberimiz bize maden hakkinda bilgi veriyor. Su an yerin 500 metre altindayiz.


     

     @
     186

    Buraya asansorle indik zannediyorsunuz belki, hayir boyle otobusle indik.


     

     @
     187

    Madenin icinde 40 km uzunlugunda asfalt yol var, inanilmaz bir sey. Isvec'de bilgi teknoloji olayinin ve guvenlik kavraminin cok gelismis olmasinin da etkisiyle mumkun oldugunca arac ve aletleri uzaktan kumandayla yerin ustundeki ofis ortamindan yonetmeye calisiyorlar. Bilim kurgu filmi gibi neredeyse.


     

     @
     188

    Aletlerin ebatlari da hic kucuk degil hani


     

     @
     189

    Cikarilan demir ozu, cok ozel bir trenle Norvec'in Narvik liman sehrine tasinip oradan gemilerle dunyanin her bir tarafina gonderiliyor. Bu tren de rekorlara sahip. Resimde gorulen lokomotif dunyanin en kuvvetli lokomotifi.


     

     @
     190

    Arkasinda tasidigi vagonlarin yukleme kapasitesi 100 ton ve lokomotif bunlardan 52 tane tasiyor, iki yil sonra bu rakkam 68'e cikacakmis::


     

     @
     191

    Biz madeni gezerken, daha evvelki BMW Ingiltere gezisinde tanisan Anders ve Carolin mutevazi bir torenle, Thomas ve Britt'in sahitliginde, Kiruna devlet dairesinde evleniyorlar.


     

     @
     192

    O aksam 300 kusur BMW kulubu uyesi olarak bu guzel haberi kutluyor ve dugun pastalarini midemize indiriyoruz.


     

     @
     193

    Ertesi gun unlu buz otelin oldugu yerdeki pazari gezmeye gidiyoruz. Dogal olarak buz otel erimis durumda eger kisin gelseydik boyle bir goruntuyle karsilasabilirdik.


     

     @
     194

    Yataklari cok rahat gozukuyor


     

     @
     195

    Biz otelin oldugu yere geldigimizde yalnizca bir iki mobilya kalmisti


     

     @
     196

    Vivan ve bircok artci ucakla ertesi gun Stockholm'e ucuyorlar. Biz de Stockholm'e dogru cok eglenceli olmayan yolculugumuza cikiyoruz. Toplam mesafe 1250 km:no2: Yolda cok geyik var, iki uc kere karsimiza cikiyorlar. Isvec'deki trafik kazalarinin yuzde 40 kadari hayvanlara carpmadan dolayi olur, olumcul olanlar ise geyik carpmasi. Isvec karayollarindan birisi usunmemis hesaplamis, Isvec'de bir yolda giderken ortalama her 3 saniyede bir 50 metrelik yaricapa sahip bir cemberin icindeki bir hayvanin yanindan geciyorsunuz, ulke hayvanat bahcesi masallah. O yuzden ozellikle kuzeyde yasayan motorcular hayvanlari rahatsiz eden bir frekansta ses cikartan duduklerden takiyor motorlarina, fazla geyik ortami olmasin diye


     

     @
     197

    Ben, benim kankalar Lars & Lars ile geri donuyorum. Thomas ve Britt, harika bir geziyi tamamlamanin verdigi rahatlikla, Finlandiya'ya gecip oradan Rusya'ya bir giris yapmayi planliyorlar. Ama Rusya icin vizeleri yok. Sonradan duyduguma gore Thomas Rus sinir görevlilerine rusvet falan vermeye kalkmis ama basarili olamamis.

    Donuste tekrar kutup dairesini geciyoruz. Ilk gun ciddi bir yagmur yiyoruz. Allah su goretex'i bulandan razi olsun.


     

     @
     198

    Ertesi gun hava biraz aciyor ve yolumuza devam ediyoruz. Stockholm'e 250 km kadar kala, Lars Olof birden saga cekiyor motoru. Ne oldu? Motorda bir bozukluk mu var derken? Lars, "yasasin motor yuz bin kilometre yapti " demesin mi?


     

     @
     199

    Dikkatiniz cekerim motor 2003 model yil 2005 yazi. Pes dogrusu, adam tuvalete bile GS'le gidiyor herhalde:: Bu guzel haberi bir yudum viskiyle kutluyoruz. Lars sevgili GS'ine de bir zip veriyor

    Stockholm'e az kala ben Lars & Lars'dan ayriliyorum ve boylece uzun ama bir o kadar guzel bir gezi kazasiz belasiz sona eriyor.

    Umarim Norvec ve yaptigimiz gezi hosunuza gitmistir. Buralari gezmeye kalkarsaniz Grusbus ekibi size yol gostermekten mutluluk duyar

    Virajli yollarda gorusmek uzere.

    Ahmet

    Gönderilen Feb 13 2008, 09:31 PM Yayınlayan Ahmet SENOGLU Ne ile 20 comment(s)

  •   Alpler ve Hirvatistan gezisi 5.500 km

    Wed, Feb 13 2008 21:30
    18,337 Okundu  

      Isvec   Almanya   Avusturya   ıtalya   Hirvatistan


     

    2003 yilinin temmuz ayinda yalniz basima 8000km'lik bir gezi yaptim. Rotam Stockholm-Hamburg-Koln-Munich-Alpler (Avusturya, Isvicre ve Italya)-Florensa-Ancona-Split-Dubrovnik-Salzburg-Munich-Hamburg (tren ile) ve Stockholm'du. Yolculuk 4 hafta surdu.


     

     @
     001

    Bu yolculuga Yamaha TDM 900'le ciktim. Motor uzun yolculuk boyunca hic bir sorun cikarmadi. 100% asfalt kullanmak isteyenlere tavsiye edebilecegim bir motor. Orijinal yan cantalarin birinde kamp malzemeleri digerinde ise giysiler falan vardi. Yolculuga hazirligim bir hafta kadar surdu, genellikle internet uzerinden bilgiler edinmeye calistim ve Avrupa'da uzun mesafe yolculuklara cikmis Daniel adindaki arkadasim da bana cok fikirler verdi. Uzun yolculukta bagaj sorununa karsin Daniel'in cok pragmatik bir cozumu var. Yanina almak istediklerini yere ser ve yarisini elimine et, bir gun bekle ve geri kalanin da yarisini elimine et, iste o kadar bagaj yeter
    Almanya'da arkadaslarimin yaninda kalmak disinda gittigim yerlerde genelde cadir kurmaya calistim, hic bir rezervasyon falan da yaptirmadim.

    Guzel bir temmuz sabahi Stokholm'den yola cikiyorum. Enerji depolama baglaminda yerdeki red bull'a dikkat cekerim


     

     @
     002

    Stockholm'den guney Isvec'e Malmo sehrine oradan kopruyle Kopenhag'a geciyorum. Bu kopru sayesinde Isvec en sonunda Avrupa anakaraya baglandi. Super bir yapi ama oldukca yan ruzgar var.


     

     @
     003

    Bu kopruden sonra hedef Bonn sehri. Bu sehirde yasayan eski dostlari ziyaret etmek amacim. Almanya'da otobona girince seyir hizida artiyor tabi Yalniz autobahn'larda gercekten dikkatli olmak lazim. Insan kendini sol serite kaptirirsa bir bakiyorsunuz hiz gostergesi 150-160 larda dolasiyor. Ben otobanlarda ortalama 130 kilometre hizla yolculuk etmeyi tercih ettim hem boylece insan daha az yorulmus oluyor hem de benzin sarfiyati kontrollu oluyor.
    Bonn'da iki gun gecirdikten sonra, hedef Nurburgring, efsanevi yaris pisti, motorcularin mekkesi! 21km uzunlugunda halka acik bir pist, takriben 10 euro verip bir tur atabiliyorsunuz. Pist teknik olarak zor bir pist aslinda, cok inisli cikisli ama super zevkli. Herkese tavsiye edilir.


     

     @
     004


    Ilk once biletinizi aliyorsunuz.


     

     @
     005

    Daha sonra da start


     

     @
     006

    Biraz kalabalik bir ortam acikcasi, ayni anda hem motorlar ve arabalar hatta otobusler var pistte


     

     @
     007


    Buraya bir iki gunlugune ya da bir haftaligina gelip hergun gunluk bilet alip yarisanlar var, ben bir ingiliz ekiple tanistim en kotu lap zamani yapan o aksam butun biralari oduyordu Ben de biraz terledim pistte, her ne kadar motorum yaris motoru olmasa da.


     

     @
     008

    Buradan Munih sehrine gectim, buranin biralarina doyum yok.

    Autobahn'da dinlenme molasi ve yol arkadasim TDM


     

     @
     009


     

     @
     010
    munih'deki arkadaslarin yaninda biraz vakit gecirdikten sonra ki duragim guneyde Fussen denen sehre yakin Neuschwanstein satosu, nami diger Walt Disney satosu (sirketin logosu bu satodan esinlenmis):


     

     @
     011

    Artik Avusturya alplerindeyim. Yollarin kalitesi gercekten cok iyi. Sansima hava da mukemmel ve motorumun caldigi yuksek devir sarkinin esliginde etrafimdaki manzarayi izliyorum.


     

     @
     012


     

     @
     013

    ##


     

     @
     014

    ##


     

     @
     015

    ##


     

     @
     016

    Orta yukseklikteki bir gecitin tepesi


     

     @
     017

    ##


     

     @
     018

    Manzara gercekten nefes kesici burada.


     

     @
     019

    ##


     

     @
     020

    Bombos ve virajli dag yollari, bir motorcunun ruyasi


     

     @
     021

    Kucuk bir Avusturya kasabasindan geciyorum, geleneksel kiyafetleriyle bir orkestranin muzigine biraz kulak kabartmisken, 70-80 yaslarinda bir adam benle isvec'ce konusmaya basliyor. Amcam bu koye 30 yil evvel yerlesmis, herhalde uzun zamandir da birisiyle sahsen isvec'ce konusmamis Onunla biraz sohbet ettikten sonra yola devam. Hava karariyor, bir kamp yeri bulmak lazim ama fazla bir problem degil. Avusturya ve Isvicre alplerinde kamp yeri bulmak, ozellikle motorcular icin problem degil ve kamplarin kalitesi gercekten cok iyi.


     

     @
     022

    Ertesi gun Hoch am See denen gole geliyorum. Burasi kisin bir kayak merkezi aslinda. Hava o kadar guzel ki kendimi golun serin sularina atiyorum.


     

     @
     023

    Biraz evvel Italyan sinirini gectim. Bir gol kenarindaki restoranda italyan mutfaginin tadini cikariyorum. Italya'ya geldigim hemen belli, her tarafta korna sesleri


     

     @
     024

    Oglen yemeginden sonra kucuk bir golun yanindan geciyorum. Golun suyu inanilmaz berrak


     

     @
     025

    Bir sonraki duragim Bolzano sehri. O kadar guzel bir sehir degil aslinda ama cidden komik bir diyalekleri var, almanca ve italyanca karisimi bir sey. Bolzano'nuyu yuksekten goren bu tepeye cikis yolu gercekten inanilmaz guzeldi, viraj ustune viraj.


     

     @
     026

    Belki de Alpler'de cektigim en guzel fotoraf


     

     @
     027

    Saat aksam vaktine yaklasiyor ve yagmur cigselemeye basliyor ve daha sonra da hizlaniyor. Haritaya bakiyorum, onumde ciddi bir gecit var, Stelvio. Tam bir hotelin onunde bu gecidi simdi mi yoksa yarin sabah mi denesem diye dusunurken hotelden iki uzun sarisin eleman cikiyor, iki isvecli. Benim plakayi gormusler. "Biz biraz evvel o gecitten geldik, yukarida yagmur cok daha siddetli, zor anlar gecirdik, hatta artcilardan biri hala kusuyor sen en iyisi Stelvio'yu yarin yap, gel bizle takil" diyerek beni kolayca o otelde kalmaya ikna ediyorlar. Iyiki de kalmisim. Super bir aksam yemegi ve soguk biralar esliginde yolculuklarimizi birbirimize anlatiyoruz.
    Ertesi sabah unlu Stelvio gecidine geliyorum, inanilmaz bir sey, dedikleri kadar varmis


     

     @
     028

    ##


     

     @
     029

    Buradan sonraki durak, St. Moritz.Jet sosyetenin kayak merkezi. Gercekten guzel bir vadinin icine kurulmus bir kasaba ama bana cok yapay geliyor. Dag basinda Gucci, Dolce Gabbana magazalari falan. Hemen kasabadan cikip unlu golune geliyorum. Eh eski sorfcuyuz ya bir sorf yapmadan olmaz ama bu kitesurf olayini ogrenecegim kesin, cok kiskandim onlari gorunce


     

     @
     030

    Tekrar Italya'ya geciyorum ve bir sonraki durak Como golu. Burada bir iki gun gol kenarinda cadir kurup dinlenmeyi ve windsurf yapmayi planliyorum. Bu gol ozellikle Milano'da yasayanlarin yazliklarinin oldugu sirin bir yer ama belki de beklentilerim daha fazlaydi, ben o kadar da cok begenmiyorum acikcasi. La Guardia golu icin daha guzel diyorlar, artik bir daha ki sefere.
    Como golunden goruntuler


     

     @
     031

    ##


     

     @
     032

    ve como sehri sokaklari


     

     @
     033

    tekneyle gol gezisini tavsiye edebilirim, motorla yapmak mumkun. Biraz bogazici turu havasi veriyor hani

    Kampingde tanistigim super sirin isvicreli takima gule gule diyip 3 gun sonra tekrar yollara dusuyorum. Hedef Florensa!


     

     @
     034

    Como golunden Milano uzerinden Bolonya'ya gidiyorum. Allah kimseyi Autostrada'ya dusurmesin arkadaslar. Bu Italyanlar cidden deli. Bana sorarsaniz Italya otobanlarinda motor kullanmak Turkiye'den falan cok daha tehlikeli. Alfa Romeo ninjalari heryerde.
    Neyse sag salim Bolonya'ya geliyorum. Merkeze bir ugrayip, icecek molasi verip, bir fotoraf cekip yola devam.


     

     @
     035

    Yolculugun bu kismina kadar hava sicakligi beni aylardan temmuz olmasina ragmen hic rahatsiz etmemisti, ozellikle alplerde hava gunesli olmasina ragmen motor ustunde pismiyor insan ama Italya'nin guneyine dogru ilerledikce motor uzerinde trafikte sikismak tam bir eziyet halini almaya basliyordu.

    En sonunda Florans'a geldim. Motoru saglam bir yere park ettikten sonra kardesimin bir arkadasinin evine esyalari atip, sehri gezmeye basladim. Sanat ve tarih meraklilarina kesin tavsiye edebilecegim bir sehir.

    Katedral:


     

     @
     036

    Unlu alisveris koprusu, 16nci yuzyildan yanlis hatirlamiyorsam.


     

     @
     037

    Sehrin tepeden gorunusu, resimde de goruldugu gibi sicak hava beni baymis vaziyette biraz


     

     @
     038

    Gunubirlik bir Toscana turuda yaptim kardesimin sirin arkadasini artci yaparak. Kizcagiz tam bir motor delisi cikti, ben simdi senin kaskin, kiyafetlerin yok seni Toscana'ya goturemem derken ertesi sabah kiz butun malzemeleri odunc alma vasitasiyla temin etmis. Simdi siki mopedci olmus Istanbul'da zaten.

    Toscana'daki kucuk kasabalardan goruntuler


     

     @
     039

    ##


     

     @
     040

    Toskana'yi ilkbaharda gormenizi tavsiye ederim. Yazin yesillikler bayagi kurumuz vaziyette, resimde de goruldugu gibi ama denildigi kadar var, cidden romantik bir ortam hani.


     

     @
     041

    Sarap ureticilerinin ciftlikleri ve otellerinden cok var etrafta. Biz de bu guzel butik otelin bahcesinde biraz dinlendik.


     

     @
     042

    Aslinda Floransa'dan sonra amacim Isvec'e dogru geri donmekti ama Floransa'da tanistigim motorcu bir Italyan beni Hirvatistan'a gitmeye ikna etti. Ancona denen liman sehrinden Hirvatistan'a tekneler isliyormus.

    Ben de onun tavsiyesine uyarak Ancona'ya dogru yola ciktim. Yolda Perugia denen oldukca tarihi bir sehri de gezme imkanim oldu, hatta orada 3 tane Turk motorcuyla karsilastim, Yunanistan'dan geliyorlardi.

    Perugia'dan bazi goruntuler


     

     @
     043

    ##


     

     @
     044

    ##


     

     @
     045

    Ancona denen liman sehrine vardim ama ciddi bir kaos ortami. Teknelerde yer yok, tam bir curcuna yani. Ama bir Turku boyle seyler yildirmaz benim ogrencilik yillarimdan sosyal sigortalar ve vergi dairelerinde yalama yaglama stajim oldugu icin bir hirvat tekne gorevlisi kafalanir, biraz para ve esantiyon absolut vodka sisesiyle iki saat sonraki tekneye yer bulunur::

    Hirvatistan gercekten guzel bir ulke, biraz bizim Ayvalik sahil seridini animsatiyor, deniz cok berrak ve mistral denen ruzgar ogleden sonra sabit estigi icin de yelkencilik olayi bayagi gelismis. Her taraf zzz Zermans dolu anlayacaginiz. Zaten Yugoslavya ic savasindan once Hirvatistan oldukca populer bir tatil ulkesiymis. Hirvatlar slav asilli olmalarina karsin ortodoks degil roma kilisesine baglilar ve cogu Italyanca konusuyor ve Italyanlar gibi giyiniyor o yuzden diger Yugoslavya'da bulunan etnik topluluklara karsin kendilerini daha bati Avrupali goruyorlar. Bana nereden geldigimi sorduklarinda (eh dolayisiyla Isvecten ama Turkuz diyoruz) hafif bir kas kaldirma olayi oldu ama herkes bana iyi davrandi. Hirvat mutfagi ne yazik ki o kadar etkileyici degil bir de Hirvatlarin servis anlayisi daha oturmamis. Bizim ulkemizdeki gibi guleryuzle servis olayi falan pek yoktu ne yazik ki.

    Zadar adli sehre tekne ile variyorum. Teknede Irlandali iki kizla tanisiyorum, super kafa tipler, Dubrovnik'de bulusmaya sozlesiyoruz. Asil hedefim Dubrovnik'e varmak. Sansliyim, ruzgar esiyor hep, Italya'da ki gibi pismiyorum motorun ustunde.

    Bu koprude bungee jumping yapiyordu bazi almanlar.


     

     @
     046

    Gercekten guzel bir ulke Hirvatistan


     

     @
     047

    Burada kampinglerde kalmak yerine ailelerin islettikleri pansiyonlarda kalmayi tercih ediyorum, boylece biraz da hirvatcam gelisir belki

    Yaninda kaldigim aile bana bir dogal parka gitmemi tavsiye ediyor. Bir nevi selale ve orman olayi yani. Buraya giderken 8000km'lik yolculugumdaki ilk kaza tehlikesini atlatiyorum.
    Tam anayoldan bu dogal parkin girisine yaklasirken 200 metre oteden donusun oldugu yerde asfaltin parladigini goruyorum. Islak gibi ama islak olamaz, asfalt belki de 50 derece. Aman bu yag olmasin diye dusunurken ben hizimi iyice azaltiyorum ve neredeyse 1 km hizla sapaga geliyorum, gercekten de motor yagi, her yerde! Hic gaz vermememe ragmen arka teker spin ediyor ama cambazlik falan yapip motoru dusurmeden tehlikeyi atlatiyorum. Dogal parki gezdikten sonra yine ayni sapaga gelince yag tabakasi yine orada ama bu sefer temkinliyim, tam ana yola cikacagim bir bakiyorum 3-4 motor sapaga dogru benim iki saat evvel geldigim yonden geliyorlar ve sinyalleri yaniyor yani onlar da dogal parka gidecekler! Anladigim kadariyla yag olayini kavramis degiller, hizlari yuksek, tabi ben motorun uzerinde maymunlar gibi sicrayarak onlari uyarmaya calisiyorum ama cok gec ondeki motorcunun on lastik yag tabakasina giriyor ve motor direk kaymaya basliyor bana dogru! Neyse eleman tecrubeliymis ki, bir sekilde motorun yonunu vucut hamlesiyle falan degistiriyor benim motoru teget gecip yolun kenarindaki hendege ucuyor. Diger motorcular ondeki nin kamikaze olayini gorup yavasladiklarindan bir sorun yasamiyorlar. Hemen dusen motorcunun yardimina gidiyoruz, 1150 GS kullanan bir alman, hard core bir tip, her hangi bir kirik cikik yok, motoru hendekten cikariyoruz, motorda cizik bile yok, iste o zaman icimden bu GS olayina bir bakmak lazim diyorumcool

    O kadar da enteresan olmayan dogal parktan goruntuler.


     

     @
     048

    ##


     

     @
     049

    Bir tekne turuyla Adriyatik'teki adalari gezme imkanim da oluyor. Adalarin cogu koruma altinda.


     

     @
     050

    ##


     

     @
     051

    ##


     

     @
     052

    ##


     

     @
     053

    Split sehrinin disinda kaldigim geceligi 15 euroluk (hirvatistan'da fiyatlar gercekten cok uygundu) otelin balkonundaki manzaracool Ayrica odanin banyosundaki lavabo falan turk maliydi cok gurur duydum valla.

    Bir sonraki durak Dubrovnik


     

     @
     054

    Dubrovnik gercekten denildigi kadar enteresan bir sehir, gorulmesi gereken yerlerden biri, tavsiye ederim. Ancak yatak kapasitesi sinirli dolayisiyla fiyatlar cok yuksek. Motorcunun elinden Allah tutarmis, ben uygun fiyatta bir yer ararken bir mopedin uzerindeki Hirvat yolumu kesiyor, izle beni ben de kalabilirsin diyor. Sansa bak:: Eleman super motorcu cikiyor, 3 tane motoru vardi, bir tanesi gicir gicir yamaha fazer. Bana koskoca bir oda verdi, etrafi gezdirdi, arkadaslariyla tanistirdi, super ilgilendi. Hala internet araciyla gorusuyoruz, sozum var ona, Norvec'i gezecegiz beraber.

    Dubrovnik bir liman sehri ve yuksek duvarlarla korunuyor, mimarisi cok enteresan. Sehrin icinde zamanda yolculuk yapmis hissine kapiliyorsunuz. Ne yazik ki Sirplar ic savas sirasinda Dubrovnik'e de saldirmislar, herhangi bir askeri us yakinlarda olmamasina ragmen, tamamen Hirvat kulturunu tahrip etmek amaciyla. Su an sehir world heritage olarak koruma altinda.
    Sokaklari bile enteresan sehrin


     

     @
     055

    ##


     

     @
     056

    ##


     

     @
     057

    ##


     

     @
     058

    Pazar yerinden renkli goruntuler


     

     @
     059

    Sehrin uzaktan gorunusu


     

     @
     060

    Evlerin catilarindaki kiremitlerin rengi cok enteresan. Sirplarin bombalamasindan sonra onemli olcude restorasyon gerekmis ve eski kiremitlerin rengine yakin yeni kiremitleri yapacak ustalari Hirvatistan'da bulamamislar ya da kapasite yetmemis. Ilginctir, Fransa'da ki bir koyde ayni tekniklerle kiremitler yapiliyormus, bazi kiremitler Fransa'dan gelmis.


     

     @
     061

    ##


     

     @
     062

    Italya'dan gelen teknede tanistigim Irlandali arkadaslarla sozlestigimiz gibi Dubrovnik'de bulustuk. Uff Irlandali kizlar cidden ickiyi kaldirabiliyorlar, sinir tanimiyorlar, cok eglendik.


     

     @
     063

    Dubrovnik limaninda sanatsal bir calisma


     

     @
     064

    Dubrovnik'in disinda buyuk teknelerin yanasabildigi sirin liman kasabasi


     

     @
     065

    ##


     

     @
     066

    Bana evini acan motorcu arkadasin tavsiyesi uzerine Trstenik denen sahil kasabasina gectim yolculugun son kisminda. Unlu alman torpido botuna dalis yapmak icin, ne de olsa eski BUSAS'liyiz deniz kenarina gelmisiz dalmadan olmaz. Freaky diving center www.freaky-diving.com 'de calisan dalis rehberleriyle muhabbeti kuruyoruz, beni evlerine davet ediyorlar boylece belese kaliyoruz yine
    Torpido botu 30 kusur metre civarinda, gormeye deger.


     

     @
     067

    ##


     

     @
     068

    ##


     

     @
     069

    Artik eve donme zamani, dalisimizi bile yaptik. Kuzey istikametinde yola cikiyorum. Slovenya uzerinden Avusturya, Salzburg'da motora servis yapiliyor ve Munih'e varinca alman demiryollarinin autozug denilen icine araba ve motor konulabinilen trenine binip ertesi gun Hamburg'a variyorum. Gerisi ayni hikaye, Danimarka uzerinden Isvec ve Stockholm'e varis. Yorgun ama tatmin olmus sekilde motoru arka bahceye parkediyorum.
    8 ayri milletten, motorun on tarafina carparak sehit olmus börtu böcekleri temizleme isini ertesi gune birakiyorum.

    Umarim raporum hosunuza gitmistir. Virajli yollarda gorusmek uzere.

    Gönderilen Feb 13 2008, 09:30 PM Yayınlayan Ahmet SENOGLU Ne ile 15 comment(s)

  •   Eve donus - Isvecden Turkiyeye uzun bir yol hikayesi 4.225 km

    Mon, Nov 05 2007 0:59
    25,701 Okundu  

    .style1 { FONT-SIZE: x-large }

    1. Bolum : Isvec - Polonya - Macaristan - Romanya - Bulgaristan - Turkiye

     Isvec  Polonya  Romanya  Bulgaristan  Turkiye    

    2. Bolum : Orta Anadolu - Dogu Anadolu - Karadeniz

    marmara  IcAnadolu   DoguAnadolu  IcAnadolu


     

    Neden boyle bir geziye cikmaya karar verdim, belki de aciklamam gereken ilk sey bu. Ama bu soruyu cevaplamadan evvel neden motora biniyorum, neden uzun yolculuklara cikiyorum belki de bunu aciklamak lazim. Motor benim icin bir kacis, meditasyon. Gunluk hayattan beni bir sekilde koparan bir hobi hatta tutku. Ozgur hissediyorum kendimi motora bindigim zaman, benzin alacak kadar param olsun, yeter ki motor bir ariza cikarmasin, gucum yettigince uzaklara gidebilirim, hani sonsuza kadar bunu yapacak degilim ama o dusunce benim kendimi ozgur hissetmemi sagliyor. Bir anlamda yogun is temposundan, rutin sehir hayatindan kacis benim ki ve motorum da yalnizca bir arac degil, yol arkadasim, dert ortagim.

    2006 yilinin baslarindan beri Turkiye’ye motorla gelme fikrim vardi. Hem ulkemin gormedigim yerlerini gormekti amacim, hem de babama motorumu gostermek. Babam 1950-60 yillarda motor kullanmis bir kisi, o tek silindir Norton tarzi motorlari olmus. Benim motorumu cok gormek istiyordu, telefonda her turlu detay soruyu soruyordu. Kac hacim, kac  beygir, kac kilo falan diye. Ben de en iyisi motorla Turkiye’ye gideyim babama motoru gostereyim diye dusundum. Bir de hic unutmadigim bir soz vardi kendime verdigim, onu yerine getirmenin zamani gelmisti. Tam hatirlamiyorum herhalde 15 yasinda falandim. Semizkumlar’daki yazligimizdayiz. Oradaki benzincide alman plaka iki tane uzun yolculuk icin hazirlanmis BMW motosiklet gormustum. Cok etkilenmistim acikcasi. Almanca bildigimden suruculerle sohbet etme firsatim olmustu, Dogu Anadolu’ya gidiyorlardi. ”Helal olsun be” demistim icimden. Sonra da acaba ben de boyle bir sey yapabilirim diye sormustum kendime, hatta soz vermistim kesin yapacagim diye. Eh, zamani gelmisti bu sozu tutmanin.

    Karar vermistim artik, 2007 yilinda Turkiye’ye motorla gidecektim. O kadar uzun zamandan once planladim ki bu geziyi, dugun tarihimizi bile ona gore ayarladik. Sagolsun esim de destek verdi bu projeme. Planda Temmuz basinda isimden ayrilmak, motorla Ispanya’ya gitmek, dugunden sonra da Ispanya’dan Turkiye’ye yola cikmak vardi ama is olayini istedigim tarihte sonuclandiramayinca Isvec’den direk Dogu Avrupa’yi gecerek Turkiye’ye gelmek durumunda kaldim. Zaman kisitliydi, az gezmece ve fotograf cekmece ama cok gazlamaca oldu. Dogu Avrupa’yi ozellikle Romanya ve Bulgaristan’i tekrar gormem lazim ileride.

    Bu gezinin baska bir amaci da yeni motorumu uzun yolda test etmekti. BMW R 1200GS’in uzun yol performansinda cok memnundum bakalim KTM 990 Adv nasil bir performans gosterecekti?


     

     @
     000 - 2007-08-04

    4 Agustos’da sevgili esimle evlendik.
    Sonra Stockholm’e gelip motoru hazirladim. Isvec’in guneyinden Polonya’ya giden feribota biletimi aldim. Artik yola cikmaya hazirdim.


     

     @
     001 - 2007-08-10 10:39

    Rotam kisaca soyle olacakti. Cuma aksami feribota binis, Cumartesi sabahi Polonya’nin guneyine kadar inip Krakow ya da Oswiecim’de konaklama, ertesi gun Macaristan’da Debrecen sehri yakinlarinda konaklama sonra ki gun Slovakya’dan gectikten sonra Romanya’ya giris ve Brasov yakinlarinda konaklama. Bir sonra ki gun Bulgaristan’a girip bir yerlerde konaklama. Ama Bulgaristan’da Selcuk’la bulusunca yolu kisaltip, hizlandirip Turkiye’ye girdik, yorucu ama cok zevkli bir gun oldu.

    Cuma gunu saat 12 civarinda Stockholm’den ayrildim. Acaba bir sey unuttum mu sorusu hep kafamda. Her ne kadar detayli planlasam da her zaman bir sey unutuyorum bu gezilerin basinda. Bu sefer herhalde bayagi iyi planlamisim ki, cok basit bir sey unuttugumu farkettim feribotta. Dis macunu

    Motorum yuklenmis vaziyette yola cikmaya hazir. Yan cantalari almaya karar verdim sonunda ve dogru secim oldu acikcasi.

    GPS’i de sifirladik. Yeni bir maceraya haziriz. Bu GPS’i uzun yolda ilk defa kullanmam olacakti. Turkiye’ye gelene kadar cok isime yaradi acikcasi. Turkiye kismini sonra aciklarim.


     

     @
     002 - 2007-08-10 10:39

    Baslarken motordaki aksesuarlar ve uzerimdeki ekipmandan bahsedeyim:

    Motordaki eklemeler:

    •   Garmin 278 GPS, cok memnunum. 276C ile ayni neredeyse, onemli farklar Avrupa haritasinin bastan yuklu olmasi, ekran isiginin daha kuvvetli olmasi ve yansimaya karsi ekranin uzerinde ince bir film tabakasi var. Kullanimi belki yeni model Zumo’ya gore daha zor ama fonksiyonlari daha fazla. Mesela TR turu sirasinda farkettik ki, Zumo’larda gittiginiz yollari kaydederken (track opsiyonu) hangi araliklarla yollari kaydedeceginize karar veremiyorsunuz, dolayisiyla Zumo’nun hafizasi yetmedi, gezinin ortasinda ilk tracklerin uzerine yazdi alet. O kadar baktik ettik, ayar bulamadik, bilen varsa soylesin. Ben 10 metreden 9 km ’ye kadar bir aralik arasinda gecilen yollari kaydedebiliyorum mesela.
    •   Touratech GPS duzenegi, panelin ustune yerlestiriliyor. Konumu iyi cunku ruzgarligin arkasinda kaldigi icin ruzgar, yagmur almiyor ve herhangi bir dusme durumunda ortada oldugu icin GPS’in hasar gorme riski az.
    •   Elcik isitmalari sonradan eklendi, basit ve ucuz bir islem.
    •   2007 modellerde cakmak soketi mevcut, yoksa taktirmak basit ve ucuz
    •   Touratech/KTM koruma demirleri. Piyasada mevcut olan tek model, aslen ben SW Motech ya da Hepco Becker modellerini daha cok begeniyorum cunku motorun yukari kismini da koruyor bu demirler, ne yazik ki 990’a uymuyor bunlar (degistirilmis fren hortumlari falan yuzunden)
    •   Touratech arka fren silindiri koruyucusu, her hangi bir dusme aninda ekstra guvenlik icin
    •   990’nin yan sehpasinin ucu  o kadar genis degildir, yumusak zeminde motor kolayca yeri oper. Touratech’in bir plakasi var ona karsi.
    •   Touratech Zega yan cantalar, 35 lt. Cok memnunum bu cantalardan, saglamlar. Yukaridan kapakli olmalari bir avantaj. Ekstra kilitlerini de ekledim.
    •   Touratech’in motorun kicina yerlestirilen daha genis plaka, orijinal cok kucuk.
    •   Akrapovic egsozlar. Eger orijinaller cok isinmasaydi almazdim bu Akra’lari benim zevkime gore cok sesliler.
    •   Sag ve sol panellerin icinde yedek ic lastikler, motora monte edilmis lastik levyeleri, tamir kiti ve bilumum diger tamir malzemesi
    •   Tank cantasi yerine (ayakta kullanirken rahatsizlik veriyor) arka plakanin uzerinde Touratech enduro cantasi
    •   KTM gidon yukselticiler, 18mm
    •   Sosis canta ve cantayi motora kilitlemek icin kullanilan tel kafes.


    Uzerimdeki donanim:

    •   KTM Rallye takim. Ben memnun kaldim bu takimdan. Dis kumas BMW Rallye Pro 2’ye gore daha kalin, hafif yagmurlarda biraz daha sure aliyor islanmasi. Kollarda, gogus hizasinda ve arkada havalandirma acikliklari var. Ayrica pantalonun onunde de var bu havalandirma acikliklari. Ice giyilen yagmur gecirmez katman, Goretex degil ama is goruyor. Yagmur bastirdiginda bunlari giymek zaman aldigindan ozellikle pantalon icin, ben ceket uzerine bir yagmurluk giyiyorum ve yakinda pantalon uzerine gecirilen bir yagmurluk pantalon almayi dusunuyorum. Takimin soguklarda giymek icin sicak tutan iclikleri de mevcut. Ayrica 3 adet su gecirmez cebi var. Kollarin disinda, diz ve popo bolgelerinde deri korumalar mevcut. Fiyat/kalite olarak bakarsak BMW Rallye 2’ye iyi bir alternatif, BMW Rally Pro 2’nin yari fiyati gibi.
    •   Ben takimin korumalarini kullanmiyorum, daha guvenli seceneklere yoneldim. Vucudun ust kismi icin Dainese’in Body Armour denilen vucut yelegini kullaniyorum. Sirt korumasi dahil her sey var. Cok memnunum. Dizler icinde offroad icin dizayn edilmis orta sertlik ve komplikede dizlikler kullaniyorum. Bu koruma kombinasyonu vucuda cok daha iyi oturuyor. Kiyafetlerdeki korumalar ne kadar iyi olursa olsun tam koruma saglamiyor, mesela TR gezisinde bir arkadas kucuk bir dusus yasadi, dizi bir tasa carpti. Her ne kadar Rally Pro 2’nin korumalari cok iyi olsa bile, dizinde sislik ve morluk oldu.
    •   Coolmax ya da dry-fit tarzi uzun ya da bermuda tarzi ic don ve tisort. Ozellikle sicak havalarda bu tip iclikler terin disari atilmasinda basarili.
    •   Eldivenler benim icin onemlidir. Her surucunun zayif noktasi vardir, benim ki de ellerim. Uc cift eldiven tasidim ben yanimda. Bir spor motor kullanimina daha uygun kevlar korumali, deri eldivenlerim. Uzun otoban turu hizli etablarda onlari kullandim. KTM’in deri enduro eldivenlerini sicaklarda ve ozellikle Karadeniz’in toprak yollarinda kullandim. Son olarak da yanimda touring tarzi hafif kislik bir eldiven vardi ve ona da ihtiyacim oldu acikcasi, ozellikle yagmurlu etaplarda.
    •   Botlarim Alpinestar’in Vector marka offroad botlari. Ben alistim onlara, asfaltta kullanirken sorun olmuyor artik. Vites degistirme hareketi biraz farkli o kadar. Bir anlamda vites pedalini tekmeliyorsunuz. Bu botlar ne yazik ki su gecirmez degil ama sorun degil. Herhangi, parmaklarin onune gelecek, yandan ve karsidan darbelere karsi guvenli bir bot. Her ne kadar TR gurubundaki arkadaslar snowboard botu diye dalga gectilerse de ben memnunum.
    •   Boyna takilan fular, bez gibi bir sey. Ben buff denen elastik boyunlugu kullaniyorum. Bogazlari ruzgardan korumak lazim, en azindan ben oyle alistim. Cok sicaklarda bu buff’u islattim ve cok yararini gordum.
    •   Kask Arai Tour X. Benim 990 Adv ile yaptigim suruslere cok iyi uyan bir dizayni var. Uzun yollarda vizoru indiriyorsunuz, offroad’da gozlukleri takiyorsunuz. Guneslik fonksiyounu da hosuma gidiyor. Dezavantaji sesli olmasi. Cross dizaynindan dolayi. Ben her zaman kulak tikaclariyla kullandigim icin sorun yok.
    •   Kulak tikaclari, benim icin cok onemli bir aksesuar daha. Ileride bazi tanistigim Isvec’li motorcular gibi duyma zorlugu cekmek istemiyorum acikcasi, ayrica bu tikaclar konsantrasyon bozulmasina karsi da etkili. Hizli asfalt etaplarda 3M’in daha yogun olan modellerini, kucuk ve offroad yollarda ise standart modelleri kullaniyorum. Kulak tikaci takinca motorun her turlu mekanik sesini duyamamanin verdigi rahatsizligi anliyorum, olurda bir ariza cikarsa filan. Kisisel secim meselesi, ariza cikarsa tamir ettiririm ama kulaga verilen zararin tedavisi daha zor bence.
    •   Velodrom marka motor kullanmak icin dizayn edilmis ucuz ama efektif gunes gozlukleri, ruzgari iyi kesiyorlar, darbeye karsi dayaniklilar (tas falan carpmasina karsi) ve gozlerin yorulmasina karsi bire bir.
    •   KTM ceketin icine takilabilen standart camel back denilen su haznesi, hortumu ceketin icinden gecirebiliyorsunuz. Dehidrasyona karsi birebir.


     

     @
     003 - 2007-08-10 19:16

    Daha evvel gectigim bir yol oldugundan fazla zaman kaybetmeden Karlskrona’ya varmakti amacim. Ama yola cikar cikmaz farkettim ki, radyatorun suyu biraz eksik, yolum uzerinde bir KTM bayisi vardi. Onlara ugrayip suyu tazeledim ve aksam ustu Karlskrona’ya vardim. Ve her zaman oldugu gibi yine yagmur yagdi butun yol boyunca. Komiktir ne zaman uzun yolculuga ciksam Isvec kisminda yagmur yagiyor. Sanki Isvec hani gidisin su gibi olsun diye arkamdan su mu dokuyor ne?

    KTM’im sakin sakin feribotun kalkmasini bekliyor.


     

     @
     004 - 2007-08-10 20:10

    Feribot Polonya sirketi tarafindan isletiliyor. Cok modern ve temizdi. Genelde Polonya’lilar vardi feribotta. Icki kullanimi fazlaydi. Ertesi sabah Gdynia’ya vardigimizda limanda alkol kontrolu yapiyordu polisler herhalde alisiklar sarhos feribot yolcularina. Gazetede okudum bir iki gun evvel, Karlskrona’da Isvec polisi de aynen alkol kontrolu yapiyormus, Polonyali soforun teki panik olmus, geri vitese takip kacmaya calismis ama fazla kacamamis tabi ki. Araba suya dusmus  Big Smile

    Genelde feribotlarda motorun nasil sabitlendigi konusunda hassasimdir. Dusen motorlar gordum daha evvel. Polonyali gorevliler duzgun is cikarmislardi.


     

     @
     005 - 2007-08-11 07:35

    Polonya’ya hosgeldiniz. Saat sabahin yedisi, hava puslu ve oyle kaldi butun gun boyunca.

    Polonya cok hosuma gitti denilemez. Cografyasi biraz can sIkIcI, dumduz bir ova. Isvec ve Rusya’nin sonra da Nazi Almanya’sinin neden kolayca Polonya’yi isgal ettigini anliyor insan. Koskoca bir ova. Macaristan da genelde ova olmasina ragmen bir sirinligi, albenisi var ama Polonya’da bu mevcut degil. Soguk bir mimari hakim etrafa. Yollarin kalitesi idare eder sekildeydi. Ilk 100km de agir kamyonlarin actigi derin izler vardi asfaltta, dikkat etmek lazim motorla gecerken.

    Gydnia’dan ayrildiktan 250km kadar sonra sikisik bir trafikte yol alirken, arkamdan zipir bir spor motor geldi ve arabalarin arasindan gecerekten beni de gecti. Arkadan soyle bir izledim motoru, o kadar da hakim degil olaya hani. 5 dakika sonra trafik kilitlendi, ayaga kalktim motorun uzerinde ileride ne var diye gormek icin, bir kaza olmus. Yakinlasinca anladim ki, bizim zipir motor yerde. Yanina geldim, sola cektim ne var ne yok diye bakmak icin. Anladigim kadariyla iki arabanin arasindan gecerken sol seritteki arabanin surucusu biraz saga kirdi motora carpti. Motorcuda bir sakatlanma yok, motor cizilmis sadece. Motorcu nasil kizgin ama, deliler gibi bagiriyor bayan surucuye. Dillerinden anlamiyorum ama ”neden beni gormedin” falan diyor herhalde. Icimden geciriyorum, ”ulan hergele iki arabanin arasindan geciyorsun, araba surucusunun kor noktasindasin, arabanin seridini kullanma hakki var, bir de azarliyorsun”. Neyse bunlari demedim ona, zaten dilim yetmez Big Smile ”are you OK ?” falan diye yokladim, OK deyince de hadi eyvallah diye yoluma devam ettim. Bu kazayi neden mi anlatiyorum, sundan dolayi. Trafik sikistiginda ben de arabalarin arasindan gecebilirdim ama benim kanimca boyle cok uzun mesafeli maraton tarzi surusler yaptiginda kisi, cok daha pasif kullanmak zorunda. Polonyali motorcu yarin motorunu tamir ettirebilir ama uzun yola cikmis motorcu boyle salakca bir kaza yaparsa gezisi aksar, basina cok daha dert acilir. 3-4 haftalik geziye cikmisim surada 2-3 dakika kazanmisim ne farkedecek ki?

    Krakow’a yaklasmistim artik. Saat aksam ustu 5 gibi. Acaba Krakow’da kalmak yerine direk Oswiecim’e mi gitsem? Ertesi sabah icin de yolumu kisaltmis olacagim. Neden mi Oswiecim denen bu kasabaya gidiyorum. Yine uzun bir zaman once ortaokul’da okurken kendime verdigim bir sozu yerine getirmek icin. Auschwitz toplama kampini gormek amacim. Ortaokuldayken Alman ogretmenlerimizden biri bize Ruslarin Alman’lar kampi terkeder terketmez cektikleri bir belgeselden bolumler gostermisti. Cok etkilemisti beni o resimler, insanlarin cektikleri izdiraplar. Kesin bu yeri gormeliydim, hem kafamdaki resimleri gercek hayatta bir nebze sekillendirmek icin hem de o toplama kampinda olenlere bir saygi ziyareti yapmak istedigimden. Tavsiyem, imkaniniz olursa hepinizin gormesidir bu korkunc yeri. Ne kadar cok insan gorurse bu vahseti belki ileride buna benzer seylerin olmasinin sansi sifira iner.

    Oswiecim’e geldigimde kasaba merkezinde duzgun bir motel bulamadim kolayca. Sonra Auschwitz I kampinin tabelasini gordum (siyah renkte bu tabela, ilk gordugum siyah trafik tabelasi, mantikli) ve onu izleyince Auschwitz I’in onune geldim. Hala zamanim vardi, gezebilirdim muzeyi.


     

     @
     006 - 2007-08-11 18:44

    Abartisiz, uzerinden iki ay gecmesine ragmen su an yazarken bile ellerim titriyor. Korkunc bir yer bu toplama kamplari.

    Ilk kampin girisinde asagidaki tabela kisa bir bilgi veriyor Auschwitz kamplari hakkinda

    1940 yilinda Almanlar ilk Auschiwtz kampini kuruyorlar. Ilerleyen yillarda ilk kampa Auschwitz II-Birkenau ve Auschwitz III-Monowitz ekleniyor. Baslangicta Polonyali tutuklular burada hapsediliyor ve infaz ediliyor sonra da Rus savas esirleri ve cingeneler. 1942’den itibaren yahudi irkini ortadan kaldirma programi cercevesinde yahudiler bu kampta infaz edilmeye baslaniyor. Infazlar Birkenau’daki gaz odalarinda gerceklesiyor. Ikinci Dunya Savasi’nin sonlarina dogru SS savasin artik kaybedildigini anlayip, arkada delil birakmamak icin bu gaz odalarini imha ediyor. 27 Ocak 1945’de Kizil Ordu kampi ele gecirip hayatta kalabilmis yahudileri serbest birakiyor. 1947 yilinda kamplar Polonya parlemantosu tarafindan muze sinifina sokuluyor ve 1979 yilinda da Unesco’nun World Heritage listesine giriyor bu muzeler.


     

     @
     007 - 2007-08-11 18:44

    Muzenin girisi


     

     @
     008 - 2007-08-11 18:46

    Auschwitz I, isgal oncesinde kisla ve sonra hapishane olarak kullaniliyormus, o yuzden binalarin cogu tastan ve ayakta kalmis.


     

     @
     009 - 2007-08-11 18:47

    ##


     

     @
     010 - 2007-08-11 18:48

    Her sabah unlu ”Arbeit macht frei” yazisinin altindan gecerek calismaya giden mahkumlari canlandiran cizim.


     

     @
     011 - 2007-08-11 18:48

    Arbeit macht frei’in gercek goruntusu (Turkcesiyle calismak özgurlestirir ya da özgur yapar)


     

     @
     012 - 2007-08-11 18:50

    Eger bir Polonyali mahkum kamptan kacarsa akrabalari tutuklanip onun yerine Auschwitz’de ceza cekerlermis. Bu akrabalar neden hapise atildiklarini aciklayan bir tabelanin altinda dururlarmis ki diger mahkumlar durumdan ders alsinlar.


     

     @
     013 - 2007-08-11 18:50

    Resimde gorulen her binanin ici muze olarak duzenlenmis. Farkli konular islenmis mesela mahkumlarin zor yasantisinin detaylari, giydikleri esyalar, yattiklari yerler vs.


     

     @
     014 - 2007-08-11 18:51

    7 Ekim 1941’de Auschwitz’in icinde Rus savas esirleri icin kucuk bir kamp olusturuluyor. 10bin kadar erkek savas esiri olarak kayitlara geciyor. Cogu aclik, yorgunluk, SS iskencesi ya da gaz odalari nedeniyle öluyor. Calismaya karsi koyan mahkumlar kulubelerin onune ciplak vaziyette cikartilip uzerlerine kisin soguk su sikildigindan donarak öluyor. 5 ay icerisinde 9bin mahkum telef oluyor ve geride kalanlar Auschwitz II kampina transfer ediliyor.


     

     @
     015 - 2007-08-11 18:53

    Kesinlikle sahsen katildigim bir soz, belki de o yuzden bu muzeyi geziyorum simdi.


     

     @
     016 - 2007-08-11 18:53

    Harita’da Avrupa’nin bir cok yerinden mahkumlarin kamplara getirildigi gorulmekte, adamlar usanmamis Rodos adasindan bile mahkum getirmisler.


     

     @
     017 - 2007-08-11 18:59

    Mahkumlardan toplanan taraklar, tras fircalari


     

     @
     018 - 2007-08-11 18:59

    Ve gozlukler


     

     @
     019 - 2007-08-11 19:01

    Acliktan bitap dusmus insanlar...


     

     @
     020 - 2007-08-11 19:02

    Infaz edilen bazi erkek mahkumlarin resimleri


     

     @
     021 - 2007-08-11 19:03

    Kadin mahkumlar ve giydikleri kiyafetler


     

     @
     022 - 2007-08-11 19:06

    Takriben 25-30 m2’lik odalarda arada bosluk kalmayacak sekilde serilen ici saman dolu yer yataklarinda yatmis mahkumlar bu ilk kampta. Birkenau’da ise ranzali yataklar varmis.


     

     @
     023 - 2007-08-11 19:09

    Bu tabelanin onunde oldugu blokta kalan yahudi kadinlarinin uzerinde ginekolog Dr. Clauberg tarafindan deneyler yapilmis. Bazilari yapilan deneyler yuzunden olmus bazilari da otopsi yapmak amaciyla oldurulmus. Baska SS doktorlari da bu bloktaki kadinlar uzerinde deneyler yapmislar.


     

     @
     024 - 2007-08-11 19:10

    Resimdeki avlu infaz avlusu olarak adlandiriliyor. 1941 ile 43 yillari arasinda SS bir cok mahkumu ozellikle onde gelen direnis liderlerini bu avluda infaz etmis.


     

     @
     025 - 2007-08-11 19:17

    Rus savas esirlerinin kaldigi elektrikli tellerle ayrilmis bolge.


     

     @
     026 - 2007-08-11 19:20

    Icten gorunusu

    Birinci kampi gezdikten sonra disari cikiyor ve muzeyi gezmeye gelen amerikali bir turist gurubuyla karsilasiyorum. Cogu gorduklerinden oldukca etkilenmis olmali ki, saskin vaziyette otobuslerinin onundeki tastan sutunun uzerine oturmus, durumu algilamaya calisiyorlardi. Motoruma ilgi gosteren bir ikisiyle kisaca sohbet ediyoruz. Bir tanesinin babasi kampta vefat etmis. Kafami toparlayip kalacak yer bulmam lazim. Etrafta oldukca sayida otel, motel var. Uygun bir tanesinde yer bulup odama yerlesiyorum. Muzede gorduklerimi dusunmemeye calisiyorum ama yine dusunmeden edemiyorum. Kafamda hep ayni soru gidip geliyor. Neden? Neden bu vahset?

    Uykuya dalmisim yorgunluktan, sabah saatin alarmiyla uyaniyorum. Asil ölum makinasi olan Birkenau’yu gormem lazim.


     

     @
     027 - 2007-08-11 19:22

    Almanlar Auschwitz I’de deneme amaciyla kucuk gaz odalari kurmuslar ama fazla kullanmamislar. Asil olum makinasini Birkenau’da kurmuslar.


     

     @
     028 - 2007-08-11 18:55

    okudugum tabelaya gore olay soyle gerceklesiyormus. Birkenau’ya gelen yahudiler bu ozel rampada trenden indiriliyorlar. Kadin ve cocuklar erkeklerden ayriliyor. SS doktorlari calisabilecek durumda olanlari kampa gonderiyorlar, bu oran genelde %25 civarinda olurmus. Geri kalanlar gaz odalarina gonderiliyorlar. Panik cikmasini onlemek icin mahkumlara dezenfekte nedeniyle dus alacaklari soyleniyor. Bazen doktorlar secim yapmaz ve trenin icerisindeki mahkumlar direk gaz odalarina gonderilirmis.


     

     @
     029 - 2007-08-11 18:55

    Kadin ve erkekler olarak guruba ayrilmis mahkumlar.


     

     @
     030 - 2007-08-11 19:25

    Aslinda gaz odalarinin bombalanmasindan evvel bir cok mahkum baska kamplara tasinmis. 17-21 Ocak 1945 tarihinde 56bin mahkum diger kamplara yurumeye zorlanmis. Bu yuruyuste de olenler olmus ve yuruyuse ”olum yuruyusu” ismi verilmis.


     

     @
     031 - 2007-08-12 08:36

    Ertesi gun erkenden uyaniyorum, hava yine puslu ve kasvetli. Kaldigim yer konferans merkezi, otel karisimi bir yer. Kahvalti salonu dolu saat sabahin 7’si olmasina ragmen. Ama sinir bozucu bir sessizlik hakim salona. Ehh, sen sakrak muhabbet edilecek bir ortamda da degiliz zaten, otelde kalanlarin hepsinin neden buraya geldigi malum. Kahvaltidan sonra motoruma gidiyorum, esyalari yuklerken, bir iki merakli Alman turistle motor hakkinda sohbet ediyoruz. Onlara allahaismarladik dedikten sonra Birkenau kampina dogru suruyorum motorumu. Amacim, kampi mumkun oldugunca kisa surede gezip, Macaristan’a dogru yola devam etmek. Ozellikle Slovakya kismi daglik ve virajli yollari icerdiginden, fazla zaman kaybetmek istemiyorum.

    Birkenau kampi ya da Auschwitz II ilk kamptan 7-8 km uzaklikta. Kampa giden tren raylarini gorunce dogru yolda oldugumu anliyorum.


     

     @
     032 - 2007-08-12 08:36

    Ve kamp karsima cikiyor, bekledigimden cok daha buyuk


     

     @
     033 - 2007-08-12 08:39

    Kampi dis dunyadan ayiran dikenli teller


     

     @
     034 - 2007-08-12 08:40

    Kampin gisinin onune motorumu parkedip kameram elimde kampi gezmeye basliyorum. Saat sabahin 7 bucugu olmasina ragmen benden baska ziyaretciler de var.


     

     @
     035 - 2007-08-12 08:41

    Bilmem kac tane insani olume goturmus raylar....


     

     @
     036 - 2007-08-12 08:42

    Ana giristen gecip kampin icine giriyorum ve gercekten agzimdan ha..iktir lafi cikiyor. Kamp gercekten uzun, 1belki 1.5km uzunlugunda. Kampin sonunu goremiyor insan. Raylarin sonunda biri solda digeri sagda olan gaz odalari var. Ama bu uzakliktan secmek cok zor.


     

     @
     037 - 2007-08-12 08:42

    Raylarin iki yaninda dikenli tellerle ayrilmis asil toplama kampi ve barakalar gozukuyor.


     

     @
     038- 2007-08-12 08:47

    Herhalde o kampta kalan mahkumlar, trenlerle gelenlerin akibetinden haberdardilar.
    Raylarin etrafinda boyle gozetleme kulubeleri mevcut.


     

     @
     039 - 2007-08-12 08:48

    Doktorlar mahkumlari calisacak ve olecek diye ayirirken


     

     @
     040 - 2007-08-12 08:48

    Ve gaz odalarina gonderilen sanssiz mahkumlar


     

     @
     041 - 2007-08-12 08:52

    Yururken dusunuyorum, acaba ne kadar insan aci cekti, olume mahkum edildi burada. Kac tane aile ferti bir daha birbirini gormemek uzere farkli guruplara ayrildi. Gozumun onune aglayan, bagiran cocuklar geliyor. Raylarin kenarinda yururken bunlari dusunmemek mumkun degil.


     

     @
     042 - 2007-08-12 08:56

    Bu krokide anlatildigina gore, ilk once mahkumlara kiyafetleri cikartiliyor, sonra bir sonraki odada zehirli gazla olduruluyorlar, bazilarinin uzerinde tibbi deneyler amaciyla otopsi yapiliyor, digerleri krematoryumda yakildiktan sonra kulleri binanin disindaki cukurlara gomuluyor, bazi kisisel esyalari da. Bu gaz odalari kamptan dikenli tellerle ayri tutulmus.


     

     @
     043 - 2007-08-12 08:56

    Kizil Ordu’nun kampi ele gecirecegi belli olunca SS subaylari kanit kalmasin diye iki gaz odasini da bombaliyorlar. Bugune kalan yalnizca kalintilar ve resimler.


     

     @
     044 - 2007-08-12 08:56

    Ve cesetlerin yakildigi firinlarin fotografi


     

     @
     045 - 2007-08-12 08:56

    Gaz odalarinin o zamanki goruntusu


     

     @
     046 - 2007-08-12 08:57

    Bu kalintilarin yanina kampta olenlerin ve aci cekenlerin anisina bir anit yapilmis.


     

     @
     047 - 2007-08-12 09:00

    Kampin obur ucuna yurumem belki 10-15 dakika suruyor.


     

     @
     048 - 2007-08-12 09:00

    Anitin onunde bir iki dakika saskin bir vaziyette durduktan sonra raylari izleyerek kampin girisine dogru yurumeye basliyorum.


     

     @
     049 - 2007-08-12 09:11

    Calisan mahkumlarin kaldigi kulubeler tahtadanmis, bazilarini yeniden insa etmisler. Kamptaki bir cok kulube yanmis zamanla, yalnizca iclerindeki somine ve bacalarini gorebiliyorsunuz, yuzlercesi kampin uzerine dagilmis vaziyette.


     

     @
     050 - 2007-08-12 09:11

    Kamp cok buyuk demistim degil mi?


     

     @
     051 - 2007-08-12 09:12

    Kulubelerin iclerinin gorunusu

    Belli bir ideloji adinda bu kadar insani oldurmek icin yapilan bir olum makinasinin kalintilarinin uzerindeyim ama kafam almiyor nasil boyle bir sey gerceklesmis. O zamanki sartlari goz onunde bulundurmak lazim tabi ki ama birisinin dedigi gibi zannedersem DD’ydi, teknoloji ve bilim yanlis ideolojilerin kontrolune gecerse sonuclari cok tehlikeli olabilir, iste ornegini burada goruyoruz. Burayi dizayn edenler sanki bir fabrika dizayn eder gibi dusunmusler, maksimum effektivite falan filan, uff dusununce insanin asabi bozuluyor. Bu tip garip duygu ve dusuncelerle kafa yorarken, girise gelmisim. Motorun yanina gidiyorum ama hafiften bir el ayak birbirine karismasi durumu var. Benim biraz arkamdan yuruyen polonyali cift de arabalarina variyorlar. Bir sigara aliyorum onlardan, hic konusmadan sigara iciyoruz, zaten konusmak istesek mumkun degil onlar ingilizce ben de polonyaca bilmiyorum. Oyle avallamis bir vaziyette kampa bakiyoruz. Yolcu yolunda gerek diyerekten calistiriyorum motoru, artik bu kasvetli yerden gitmenin zamani geldi. Icim sIkIldI cok ama geldigime pisman degilim.


     

     @
     052 - 2007-08-13 08:52

    Slovekya sinirini gectikten sonra cografya degisiyor, daglik bir bolge burasi, yani virajli yollarla dolu. Motor kullanmak zevkli olmaya basliyor ama yarim saat sonra yagmur basliyor ama ne yagmur, gok bosaldi resmen. Levocá yakinlarinda bir benzincide kiyafet takviyesi icin mola veriyorum ve Cek cumhuriyetinden gelmis 4-5 motorcuyla sohbet ediyoruz biraz. Yagmurun siddetini azaltmasini bekliyorum belli bir sure ama pek bir degisiklik yok. Daha fazla gecikmem soz konusu degil. Hafif kislik eldivenleri takip, cikiyorum yola. Geri kalan butun etap boyunca yagmur yagiyor. Slovekya enteresandir isim benzerligi gibi Slovenya’ya benzer bir topolojiye sahip. Daglik ve kucuk kasabalarin oldugu, sakin, temiz ve duzenli bir ulke.

    Kosice’de benzin molasi verdigimde sehrin spor motor kullanan gencleriyle sohbet ediyoruz biraz. Ilginctir KTM kullandiginiz zaman spor motor kullanan gencler daha bir yakin davraniyorlar, BMW kullanirken biraz daha cekingen ya da umursamaz davranislara maruz kalmistim bu tip motorculardan. KTM’in gencler tarafindan kullanilmasinin bir sonucu herhalde. Bir de benim Akra’larin sesi gereken etkiyi yapiyor herhalde. Macaristan sinirina yaklastigimda yagmur duruyor. En guleryuzlu ve eglenceli sinir gecisi Slovekya ve Macaristan arasinda oldu. Gorevlilerin ikisi de bayandi. Ben esimin ailesinin Macar asilli oldugunu soyleyince benimle Macarca konustular ilk ama ben bu dili hic anlamadigimi soyleyince (tek bildigim kelime ”igen”, tamam demek) bana bir iki kelime ogretmeye calisiyorlar mesela ”seni seviyorum”, eve donunce esime soylemem icin.


     

     @
     053 - 2007-08-13 08:52

    Macaristan ve Macarlar cok farkli eger diger komsu ulkelerle karsilastirirsak. Ilk olarak Macarca cok farkli bir degil. Hic baska bir dili cagristirmiyor. Finlandiya’ya gittigim zaman da ayni seyi gozlemlemistim. Fincenin de Iskandinav dilleriyle hic bir alakasi yok. Ayrica Macarca cok zor bir dil, kelimeler cok karmasik. Macarlar da biraz farkli insanlar Polonyali ve Romenlerle karsilastirinca. Daha sakin tipler. Biraz yuzuklerin efendisindeki elfleri cagristiriyorlar bana. Yollarin kalitesi Macaristan’da cok daha iyi ve trafik daha sakin. Polonyali suruculerdeki agresif davranislar soz konusu degil. Sakin bir surus sonunda Hajduböszörmény denen kasabaya variyorum. Ama termal kampingi bulmam bir saat suruyor neredeyse. Kimse ingilizce ya da almanca bilmiyor. Kamp ucuz ve temiz. Her karavan veya cadir icin bolumler mevcut. Bir geceligine 5 euro gibi bir fiyat veriyorum. Hava kararmadan cadirimi kuruyor, balik konservelerini migdeye indiriyorum.

    Karsidaki bina kaplicanin oldugu yer, ne yazik ki geldigimde kapanmak uzereydi. Ertesi sabah erkenden kaplicaya gitmek amacim. Erkenden uykuya daliyorum.


     

     @
     054 - 2007-08-13 14:00

    Ertesi sabah cadirimin uzerine yagan yagmurun sesiyle uyaniyorum. Yine siddetli yagmura maruzum bugun, harika.... Yagmur altinda cadirin icinde giyinmeye calismak ve cadir toplamak favori sabah aliskanligim degildir ama basa gelen cekilir. Eger Istanbul’a zamaninda varma derdim olmasa kontak cevirmek yerine butun gun kaplicada cibi cibi yapabilirim ama mumkun degil. Kaplicaya girmiyorum ama yavastan hareket ettigim icin gec cikiyorum yola.

    Bugunki rota 550km kadar, amacim Brasov’un biraz disindaki kayak merkezinde kamping bulmak.

    Sinira yaklasinca yagmur siddetini arttiriyor. Romanya sinir gorevlileri bile yagmurun siddetinden memnun degiller ki, gumruk noktasindaki catinin altinda bekliyorlar. Motorla yanlarina geliyorum, pasaportu falan cikaracagim, gec isareti veriyorlar. Pasaport falan gostermeden ulkeye giriyorum boylece. Herhalde halime acidilar. Eldivenler siril siklam. Allahtan kiyafetler su gecirmiyor simdilik. Yol kalitesi hemen bozuluyor, Romanya’ya hosgeldiniz. Sinira yakin olan Oradea sehrine giriyorum ve sehrin merkezine varan caddelerden birinde trafik tamamen tikaniyor. Ama ne tikanma. Arabalarin arasindan benim yan cantalarla gecmem mumkun degil. Birazdan kontak kapatiyoruz, trafik milim ilerlemiyor. Yagmur da ayni siddette devam ediyor. Yanimda duran kamyonun icindekilerle tarzanca sohbet ediyoruz. Benim motoru begendiklerini falan soyluyorlar herhalde. 5 dakika falan daha geciyor ben kafamda kask bekliyorum yagmur altinda, beni kamyonun icine davet ediyorlar daha fazla islanmayayim diye. Allahtan artik islanmiyorum ama daha ne kadar bekleyecegiz burada? Bazi arabalarin soforleri yuruyerek ileride ne oldu diye bakmaya gidiyorlar ve geri geldiklerinde yuz ifadelerinden anladigim trafik daha belli bir sure acilmayacak. Caddenin uzerinde arabalarin arasindan gecmem mumkun olmadigina gore eger daha fazla beklemek istemiyorsam tek care yandaki genis kaldirima cikip yayalarin arasindan gitmek. Kamyondakiler anliyorlar ne yapmak istedigimi, sag yanimdaki arabanin soforunu ikna ediyoruz, o biraz cekiliyor ve ben kaldirima cikip yavas yavas ilerliyorum baska care yok. Cadde 250-300 metre sonra daha buyuk bir ana caddeye baglaniyor. O kesisimdeki kanalizasyon hatti yagmurdan tikanmis herhalde. Derin bir su birikintisi olusmus ve bir iki arac stop etmis, galiba kaza da olmus. Polisler trafigi acmaya calisiyorlar. Benim kaldirimdan geldigimi goren bir polis, oyle devam et gibilerden bir isaret yapiyor. 100 metre sonra yola cikiyorum ve trafik biraz ilerlemeye basliyor.


     

     @
     055 - 2007-08-13 14:17

    Cluj Napoca’ya kadar yagmur devam ediyor. Romanya kaotik bir ulke, dolayisiyla motor kullanmak da biraz kaotik burada. Bir kere ana yol her 20-30 kilometrede bir kasabalarin icinden geciyor. Yolun kenarinda dizi dizi evler ve onlerinde insanlar var. Bu kasabalarin icinden gecerken dikkatli olmak lazim. Onunuze ne cikacagi belli olmuyor. Herhangi bir virajin arkasindan at arabasi, insan, coluk cocuk, kopek ya da tavuk cikabilir. Tam hatirlamiyorum nerede oldugunu onume yine boyle bir kasabadan gecerken bir araba firliyor. Frenlere asiliyorum ama durmama imkan yok, karsidan gelen araba yok, karsi seride cikip kurtariyorum ama ciddi sinirlenmisim. Durduruyorum motoru arabanin onunde, gerisin geriye arabaya bagirarak yuruyorum. Arabanin icinde uc tane romen uzerlerine yuruyen palyaco kilikli benden korkmus bir vaziyette ozur diliyorlar, hos benim ki de ne kadar akillica bir davranis, sonucta bire karsi uc ve onlarin ulkesindeyim ama o an tepem atiyor iste. Cluj Napoc’tan ciktiktan sonra bir 650 GS surucusunun yanindan geciyorum, cis molasi vermisti. Sonra ben cis molasi vermisken o beni geciyor. Korna calarak selamlasiyoruz. 50 km kadar sonra onu bir kamyon mola yerinde goruyorum ve duruyorum. Romen bir motorcu, Portekiz’e kadar tek basina gitmis, donuste Alpleri dolasmis. Sohbet ediyoruz, bana sakin kasabalarin icinden gecerken fazla gazlama cok radar kontrolu var diyor, sonra en son Amerika’da benzerini gordugum radar detektorunu gosteriyor.

    Biraz beraber yol aliyoruz sonra yollarimiz ayriliyor. Romanya’nin bu kismi guzel bir tabiata sahip, yollarin kalitesi de idare eder. Tempolu gitmek zorunda oldugumdan fazla resim cekemiyorum, zaten yagmur yuzunden zaman kaybettim.


     

     @
     056 - 2007-08-14 12:21

    Ama yollarda cok kamyon var. Dogrusunu soylemek gerekirse neredeyse insandan cok kamyon var ulkede. Bazi kamyonlarin icinde butun bir aileyi gormek mumkun. Sonradan duyduguma gore bir cok sofor Turkmus o kamyonlarda. Ama duzgun kullaniyorlar, her hangi bir ters hareketlerini gormedim ama cok trafik var kamyonlar yuzunden.

    Dogu Avrupa etabinda guvenlik acisindan en cok cekindigim ulke Romanya’ydi ama bekledigimden daha guvenliydi ulke. Benzin istasyonlari modern ve temizdi. Yalnizca Brasov’a gelmeden evvel GPS’im sayesinde biraz heyecan yasadim. GPS belli bir noktada, ana yol yerine daha kisa olan yan bir yol gosteriyor, ben de izliyorum. Bu yol daha dar ama virajli ve guzel bir yol ama arac trafigi bayagi azaliyor. Bir iki köyun icinden geciyorum, simdi gercekten Romanya’dayim hissine kapiliyor insan. Tepelik bir bolgeyi gectikten sonra yol virajli bir sekilde asagidaki ovaya ve bir kasabaya dogru baglaniyor. Tam kasabaya 2-3 km kala yokus asagi sert ama genis bir virajin kenarinda avini bekleyen akbabalar gibi yari oturmus yari ayakta uzerlerinde eski deri montlar olan bir takim adamlar karsima cikiyor. Pek tekin degil yani ortam. Tam o sirada virajin icine dagilmis kirik sise parcalari gozume ilisiyor ama kacmak imkansiz, her taraf cam parcalariyla dolu. Bir iki manevra yapiyorum ama eminim camlarin uzerinden gecti lastikler. En son istedigim sey burada lastik degistirmek, o yuzden en azindan kasabaya varayim diyerek gazliyorum biraz. Kasabaya vardigimda bakiyorum lastiklere, her hangi bir hasar gozukmuyor. Bilemeyecegim yukaridaki elemanlar icip icip zevk icin mi o siseleri yola attilar yoksa gecen arabalarin lastikleri patlasin boylece bir sekilde para kazanmak icin mi yaptilar, geri donup sormaya niyetim yok acikcasi.

    Oradea’da kaybedilen zaman, yagmur altinda temponun dusmesi falan derken, Brasov’a yaklasinca hava kararmaya basliyor ve yine yagmur basliyor. Zaten gece kullanmasini seven bir adam degilim, gereksiz derecede riskli oldugunu dusunmusumdur hep, bir de yagmur yagiyor, yollar virajlaniyor. Pek zevkli bir surus degil acikcasi. Kendime kiziyorum bir de, neden zaman planlamasini iyi yapmadim diye. Yagmur siddetini arttiriyor ve farlar da iyi gostermiyor artik. Karar verdim herhangi bir hotel, motel gorur gormez duracagim ama dag basi bir yerdeyiz, tirlarin park etmesi icin yapilan bir iki bos alan disinda bir sey yok. Yol daha da virajli bir hal aliyor ve irtifa kaybediyoruz. Tempolu bir kamyonun arkasina takiliyorum, sakin sakin gidiyorum baska caresi yok. Biraz duzluge gelince kamyonu geciyorum ve ileride bir motor karsima cikiyor. Italyan plaka bir Goldwing, yanlarina gelince elleriyle dur isareti yapiyorlar. Yolun sagina cekiyoruz. Italyan bir cift. Onlarda yagmur altinda yol almaktan memnun degiller. Bana Brasov’a ne kadar kaldigini ve uygun bir otel bilip bilmedigimi soruyorlar. GPS’e bakarak 25km mesafe oldugunu soyluyorum ve GPS merkezde bir otel gosteriyor. Bizi oraya goturur musun diyorlar. Goldwing’in farlari cok kuvvetli, o one geciyor Brasov’a varana kadar, sehir icine gelince onlara otelin yerini gosteriyorum. Fiyati bayagi tuzlu, onlar o otelde kalmaya karar veriyorlar bense butcem kisitli oldugundan sehrin biraz disinda bir motel aramak icin yola devam ediyorum. Yarim saatlik arama, sorup sormaca, ilk bir iki moteli begenmemeceden sonra duzgun bir yol kenari moteli buluyorum. Saat gec olmus, karnim ac ama restoran kapali, allahtan yanimda ton baligi konservesi var, onlari migdeye indiriyorum ve hemen yatiyorum, ertesi gun cok erken kalkmam lazim.

    ****

    Sabah 5 gibi kalkiyorum, uzun bir gun bekliyor beni o yuzden erken kalktim. Ruscuk’da Selcuk ile bulusacagiz. Gezinin baslamasindan evvel Selcuk ile haberlesiyorduk, sansima onun o tarihlerde Sofya’da bir isi varmis, islerini ayarladi ve bugun Ruscuk’da bulusup Bulgaristan’i beraber gececegiz. Uzun bir gundu, bir nevi Iron Butt gibi bir sey yapma durumu oldu anlayacaginiz. Ben takriben 1000km yaptim, 20 saat icerisinde. Ama yolun buyuk bir kismini doktor kontrolunde yaptim, herhangi bir risk almadim.  Komik (Selcuk doktordur da).


     

     @
     057 - 2007-08-14 14:45

    Brasov’dan ciktiktan sonra hava aciyor, allaha sukur ilk defa gunes altinda motora binecegim gezi basladigindan beri. Yarim saat sonra aslinda kalmayi planladigim kayak merkezi olan kasabaya geliyorum. Fena bir tesis ve yerlesim alani degil hani, ama zaman harcayacak luksum yok. Bir benzincide kahvaltimi yaptiktan sonra Bukres’e dogru devam ediyorum.

    Bukres’in trafiginin cok beter oldugunu okudugum ve duydugum icin amacim cevre yolundan gecmek.

    Ama cevre yolunun sehir ici trafiginden farki yok. Yuzlerce, binlerce kamyon yollarda. Sanki Kamyon Cumhuriyeti’nin icine dustum. Trafik yine durdu, milim ilerlemiyor, hava cok sicak. Artik karsi serit, eger musaitse yan yollar, kacamaklar, kamyon soforleriyle goz temasi falan, her dort yol agzinda korna calarak falan ilerliyorum ama Bukres bana 1.5 saate patliyor.

    Ruscuk’a 60-70 km kala yol duzlesiyor ve kalitesi cok iyi. Avrupa toplulugu fonundan gelen paralarla yapilmis. Bukres’de cok zaman kaybettim, asiliyorum gaza ve kisa bir sure sonra sinira variyorum. Romanya her ne kadar kaotik, her an surprizlerle dolu bir ulke olsa da hosuma gitti acikcasi. Guzel bir tabiati var, virajli yollari mevcut. Bir kere daha gezip daha fazla zaman gecirmek isterim burada. En iyisi Nerudarider’i kandirip beraber gitmek, o buralarin uzmani. Ama Romanya Avrupa toplugu fonundan cok para emecek kesin, ulke diger dogu Avrupa ulkeleriyle karsilastirinca alt yapi acisindan en az 15-20 yil geri. Turkiye’nin ic ve dogu Anadolu’suna esit degerde alt yapi var diyebilirim.

    Ihtisamli Tuna nehrinin uzerindeki unlu kopruden gecerken, icimi oyle bir his kapliyor ki, sanki Turkiye’ye vardim. Selcuk’un beni bekliyor olmasi oyle bir guven ve sevinc veriyor ki bana, artik gezinin zor kismi sona erdi ruh haline giriyorum acikcasi. SInIr kontrolunden gecer gecmez Selcuk’u goruyorum benim resmimi cekiyor.


     

     @
     058- 2007-08-14 14:45

    Sirasi gelmisken bahsetmeden edemeyecegim. Selcuk’la gecirdigim bu son gun Dogu Avrupa etabinin en guzel gunuydu. Sanki uzun zamandir beraber motora biniyormusuz gibi guzel bir ahenkle bindik motora, cok guzel yerlerden gectik ama en onemlisi Selcuk’un bana Bulgaristan’da gosterdigi misafirperverligin hakkini veremem, sagolsun yedirdi, icirdi, benzinimi bile odetmedi ve bana rehberlik etti, goz kulak oldu. Benzincide calisan capkin bayanlardan bile korudu. Sagolasin Selcuk. Seninle Bulgaristan’i doya doya gezmek ilerde yapmaliyim listemde ilk siralarda bilesin.

    Ruscuk’da ogle yemegi yedikten sonra yola cikiyoruz. Bu arada, Ruscuk’da az vakit gecirmemize ragmen, bana duzenli ve temiz bir sehir izlenimi verdi.

    Bulgaristan’in yollari bekledigimden cok daha iyi, hatta diyebilirim ki Macaristan ile ayni kalitede. Baslangicta duz yollardan gittik ama sonra Selcuk beni cok guzel orman icinden gecen yollardan da goturdu. Ruscuk’tan ayrilali bir bucuk saat falan olmus, Selcuk saga cekiyor.

    ”Ahmet, benim esimin anneannesi buraya yakin bir koyde yasiyor, uzun zamandir kendisini gormedim, biliyorum yorgunsun ama ne dersin ugrayalim mi?”

    Selcuk’u mu kiracagim, ugrayalim tabi ki. Bir iki kisiye yol sorduktan sonra, koyu buluyoruz. Iyiki de bulmusuz, benim icin cok guzel ve anlamli bir deneyim oldu bu koy ziyareti. Koye geliyorsunuz, sanki birden isinlanmissiniz ve Turkiye’nin bir koyundesiniz. Herkes mukemmel Turkce konusuyor, bakkalda Turkce mallar satiliyor, cok enteresan gercekten.

    Sirin anneannenin ve teyzenin ellerini opuyoruz. Nasil da mutlu oluyorlar anlatamam.


     

     @
     059- 2007-08-14 19:44

    Bize yiyecek, icecekler vermek istiyorlar, zor ikna ediyoruz motorla geldik, fazla yerimiz yok diye.

    Sonra Burgaz’a dogru yola cikiyoruz. Burgaz’a gelirken ana yoldan goruntusu ilginc geldi bana biraz. Yuksek binalar yapmislar, binalarin arkasindan da deniz gozukuyor yoldan yaklasirken, biraz bana uzaktan Miami’yi hatirlatti.

    Alisveris merkezinin onundeki bikinili bayanlar da Miami’yi hatirlatmadi degil hani. Komik

    Burgaz’a gelince Selcuk saga cekiyor.

    “Ahmet, benim cok cabuk bir supermarket alisverisi yapmam lazim, buranin gofreti, cerezleri var onlari almazsam beni eve sokmazlar”

    Ne diyeyim, adam hakli, aileyi mutlu edeceksin ki, onlar da sana motorla Bulgaristan’a gitmene izin versinler. Supermarketi ararken dar bir sokaga giriyoruz, benim Akra’lar cok ses cikaran cinsten, iki uc arabanin alarmlarini harekete geciriyor, hemen gazlayip uzaklasiyoruz. Burgaz’da alisverisimizi hallettikten sonra en son aldigimiz istihbarata gore sahilden degil de iceriden sinir kapisina giden yolu buluyoruz.

    Sinirdan evvelki en son kasabaya geldigimizde hava kararmis vaziyette. Artik siniri gecelim, olmazsa Kirklareli’nde yatariz karari aliyoruz.

    Benzin Bulgaristan’da ucuz oldugundan son bir kez benzinciye ugruyoruz bu kasabada. Benzinciyi isleten kisi bir bayan, tek basina gecenin bu saatinde calisiyor, helal olsun.

    Ben de iki tane benzin tanki girisi oldugu icin ben genelde benzini kendim doldururum benzincilerde, daha cabuk oluyor. Benim bu centilmence davranisim Bulgar benzinci bayanin hosuna gitmis ki, Selcuk’a arkadasin bu aksam burada kalip bana yardimci olabilir falan demis Komik Aman Vivian duymasin... Assuuaaaa!

    Bulgar sinirini sorunsuz geciyoruz, hatta sinir gorevlileri motorlar hakkinda bizimle muhabbet ediyorlar.

    Sonra da Turk sinir kontrolune giriyoruz. Anavatan’a gelmek guzel bir duygu ama tipik yurdumun traji komik burokrasisi basliyor tabi ki. Simdiye kadar ki sinir gecislerinde motordan inmeme bile gerek kalmamisti ama bu sinir kapisinda bir saate yakin zaman harciyoruz. Ilk olarak geliyorsunuz kapiya, kapida memur mu yoksa degil mi belli olmayan, Kirklareli’ndeki manitasiyla cepten konusan bir eleman, motorlari birakin, gidin iceriye islemleriniz halledin diyor. Iceride sansimiza bir otobus dolusu turist giris yapiyormus, ilk once onlarin islemlerinin halledilmesini bekliyoruz. Sonra benim aracin kaydinin yapilmasi lazim ama gorevli ortalikta yok, onu da soyle 20 dakika bekliyoruz. Beyefendi en sonunda geliyorlar, tek parmak usuluyle bilgisayara bilgiler giriliyor. Gumruk databazinda arac markalari icerisinde KTM ismi yok. Bu ne bicim motor markasidir diye soruyor gorevli, Selcuk sen Cin mali yaz diyerek benim karizmayi sifirliyor orada. Sonra da listede BMW var degil mi agbicim diyerek beni daha da kizdiriyor..

    Neyse islemleri hallettik, tekrar yola cikiyoruz ama bana bir yorgunluk cokuyor artik. Derekoy ile Kirklareli arasindaki yolu yavas bir tempoda suruyoruz.

    Kirklareli’ne gelince bir benzincide duruyor, yola devam edelim mi etmeyelim mi diye konusuyoruz. Bir Red Bull icelim ve 15-20 dakika bekleyelim diyoruz. Red Bull’lar etkisini gosteriyor. Sakin bir tempoyla ben saat iki bucuk uc gibi Silivri’ye variyorum, Selcuk da bir saat sonra Istanbul’a. Evet eve vardim en sonunda. Kazasiz belasiz. Ilk etap sona erdi. Sonraki iki gun sevgili babamin motor hakkindaki sorularini cevaplandirma ve annemin leziz yemeklerini yemekle geciriyorum.


     

     @
     060 - 2007-08-16 13:10

    Iki gun Silivri'de dinlendikten sonra Istanbul'a geldim. Ilk once Baytekin Teknik Cihazlar magazasina ugradim. Baytekin Garmin navigatörlerinin Turkiye yetkili dagiticisi. Rota calismasi sirasinda farkettim ki benim GPS'ye Turkiye haritasi yuklemek lazim, ehh onun da belli bir fiyati var. Ben bir Baytekin'e sorayim, gezimi anlatayim, belki sponsor olurlar diye dusundun ve oyle de yaptim. Cem Baytekin bey olaya cok sicak yaklasti ve Turkiye haritasini ucretsiz benim makinaya yukletti. Ehh kucuk de olsa bir sponsorluk koparmis olduk Turkiye'den. Tesekkurler Baytekin Teknik Cihazlar.

    Turkiye haritasi sorunsuz bir sekilde benim GPS’e yukleniyor.


     

     @
     061 - 2007-08-16 14:20

    Garmin Turkiye haritasina gelince, sehir icinde ozellikle Istanbul'da cok basarili. Beni sehir trafiginde hic sorun cikarmadan bircok adrese kolayca goturdu ama Dogu Anadolu'da yollari gostermesine ragmen bir iki yerde farkettim ki biz ana yoldan gidiyoruz ama GPS yolu 1-2 km yanda falan gosteriyor. Uzerinde daha calisilmasi lazim ve Baytekin'den aldigim bilgiye gore haritayi surekli guncelliyorlarmis. Ama GPS'ye guvenmemek lazim ozellikle Turkiye'nin bu kisimlarinda, en iyisi oranin ahalisine sormak ya da haritayi ve tabelalari izlemek. Bir iki defa cok komik sekilde yolumuzu kaybetmedik degil hani bu GPS yuzunden.

    Baytekin'den sonra ben Rumeli Hisari’ndaki bir kafenin onune motoru cekip Nerudarider’in gelmesini bekledim.

    Enteresandir, belki bogazi yuzlerce binlerce kez gormusumdur ama her defasinda beni etkilemistir yeniden.


     

     @
     062 - 2007-08-16 15:28

    Acaba benim KTM'i birakip bununla mi ciksam tura?


     

     @
     063 - 2007-08-16 18:47

    Sonra Nerudarider geldi, hasret giderdik, o bana Kirim’a yaptigi ben de dogu Avrupa yolculugunu anlattim, sonra aramiza Strauss da katildi. GokhanD ve diger arkadaslar yandaki lokantalar haberini aldik ve onlarla kisaca sohbet etme firsatim oldu.


     

     @
     064 - 2007-08-17 10:47

    Ben ne yazik ki, erkenden ayrilmak zorunda kaldim, malum ertesi gun Turkiye turu basliyor. Benden sonra gelen arkadaslardan tekrar ozur dilerim, basta insane’den.

    Aksam ustu Cuneyt'lerin evine vardim. Sonra ekibin baska bir elemani olan Murat geldi. Ilk defa tanisiyorum kendisiyle. Super heyecanli ve dinamik bir goruntu verdi bana. Biraz rotayi tartistik, GPS'lere rotalari yuklemeye calistik. Murat iki motorcunun kask icine takilan mikrofon tertibatiyla konusmasini saglayan bir urun getirmis. Cuneyt ve Murat onu kasklarina taktilar, diyorum icimden, yandik bu adamlar butun gezi boyunca muhabbet ve dedikodu yapacaklar  Iki aletin birbirini tanimasi ve duzenegin kurulmasi gerekiyormus. Kullanim kilavuzunu kim yazmissa, kesin bir Almandir, anlamak mumkun degil, yok su dugmeye uc saniye bas, sonra sunu yap falan. Cuneyt kafasinda kask obur odadan Murat'a bagiriyor: "Sesim geliyo muuu?" Murat:"Yok gelmiyor, ben bu aletin icine de disina da...." Keske fotografini cekseymisim o anin, cok komikti halleri gercekten. Neyse sonunda basardik aletleri calistirmayi. Saat gec olmus, Murat ve Cuneyt'in cuma gunu son is gunleri ve benim motora bakim yaptirmam lazim. Yatma zamani ama uyumak mumkun degil, icimizde bir heyecan  

    Ertesi gun ben Cuneyt'in tavsiyesi uzerine Buz Motor'a gidip lastiklerimi TKC 80'e degistirdim.


     

     @
     065 - 2007-08-17 10:48

    Cok guzel servisleri var, yalnizca motor lastigi ile ugrasiyorlar, tecrubeli arkadaslar. Tavsiye ederim kendilerini.


     

     @
     066 - 2007-08-17 10:48

    ##


     

     @
     067 - 2007-08-17 11:47

    HDS’ye de cok tesekkurler bu servis olayini benim icin koordine ettigi icin.

    Aksam ustu 4 gibi benim islerim bitmisti. Cuneyt ve Murat'in islerinden gelmelerini beklemekten baska yapacak bir sey yok. Uzun zamandir uzerinde calistigimiz Turkiye turu baslayacak en sonunda.


     

     @
     068 - 2007-08-17 11:51

    TKC 80 hakkinda yorum yapmak gerekirse. Bence bu lastik secimi cok dogru bir karardi. Asfaltta oldukca iyi performans veren ama toprakta sizi yari yolda birakmayacak bir lastik. Eminim hepimiz cok memnun kaldik bu lastiklerden. Gezinin sonunda arka lastiklerimiz bitmisti.

    Daha sonra HDS’nin tavsiyesi uzerine Demaks'a gidip benim motorun yagini degistirttim ve kontrolunu yaptirttim. Oradaki servis de cok iyiydi, sagolsun ustalar beni ogle yemegine davet ettiler, sohbet ettik, KTM geyigi yaptik.



     Türkiye  Yunanistan


     

     


     

     @
     069 - 2007-08-17 18:21

    Cuneyt yola cikmadan evvel Zumo’sunu kurcalarken


     

     @
     070 - 2007-08-17 18:21

    Cuma gunu saat 5 gibi Cuneyt ve Murat islerinden gelip, cantalari motorlara yuklemeye basladilar.

    Murat’in motor bayagi yuklu oldu.


     

     @
     071 - 2007-08-17 18:21

    Hele benim bagajla karsilastirinca Daha sonra Murat’in bagajina bir ceki dozen verecegiz.


     

     @
     072 - 2007-08-17 18:35

    Bu GPS’lerden cok cekmedik yol boyunca, Deniz’in diline dustuk, daha fazla bilgi ileride

    Istanbul ekibi yola cikmadan evvel junior Cuneyt’le bir poz veriyor. Agirabilerin ikinci versiyon yelekleri var uzerimizde, bence cok basarili olmus sekli semalleri. Ozellikle hava biraz karardiginda cok yararli, ayrica bazi soforler polis zannedip saygi gosterdi yolda bize.


     

     @
     073 - 2007-08-18 10:11

    Artik yola cikmanin zamani, bayagi zaman kaybettik coktan. Trafige kalacagiz. Motorlarimiz da bizim gibi sabirsiz.

    Istanbul’un trafiginden cikis nesakketliydi. Cuneyt ve Murat Istanbul’un kaos trafiginde kullanmaya alisiklar, hemen uzayiverdiler. Ben arkada kaldim tabi ki. Zamanla ben de alistim ormanin kendi kanun ve duzenine. Otoban’a ciktigimizda trafik biraz hafifledi ama belli bir sure bizi yordu. Butun haftanin planlamasi, is stresi, benim daha evvelden yaptigim uzun yolculuk da soz konusu olunca tempomuz iyi olmasina ragmen sik molalar vermeye karar verdik, konsantrasyonumuz eksilmesin diye. Mesafenin ortalarinda, yanlis hatirlamiyorsam Bolu tunellerini gectikten sonra hava bayagi bir sogudu, Agustos ayi olmasina ragmen.

    Ankara’ya gec vardik, Deniz de bizi merak etmis hakli olarak. Dedeman ile is iliskileri oldugundan Dedeman’da dort kisilik bir odayi uygun fiyata ayarlamisti Deniz. Boylece enduro macerea agirlikli olacak gezimize 5 yildizli otelde baslamis olduk

    Ertesi gun Dedeman'da sIkI bir kahvalti ettikten sonra yola cikmaya hazirdik. Otelde Iran'li bir gurup vardi. Ozellikler bayanlar ve cocuklar motorlarimiza ilgi gosterdiler, daha dogrusu Deniz'in motora 1200 GS Adv buyuk cantalari ve heybetli goruntusuyle hep ilgi cekti zaten.

    Ben biraz kizgin cikmisim bu fotoda ama aslinda moraller yerinde bir an evvel Ankara’dan cikmak istiyoruz.

    Kisa bir surusten sonra Yozgat’a vardik ve benzin ikmali yaparken lastiklerimizin de havasini kontrol ettik.

    Benim her tanistigimiz ve fotografini cektigimiz kisilere e-mail adresi sormama basta bizim takim cok guldu ama anladilar ki, internet her yerde.

    Deniz’in kaleminden: ” Gezi boyunca Ahmet her köylüye, esnafa, çobana, çiftçiye "abi e-mail adresini ver. Ben sana fotoları gönderirim" formatına bu lastikçiyle başladı. Ben de içimden şöyle geçiriyordum: "Ulan adama bak. İsveç' ten gelmiş, bu adamları da İsveç' deki lastikçilerden sanıyor. Ne arasın adamda e-mail adresi" vs vs. Adam demesin mi "abi benim adres lastikçibilmemne@hotmail.com" ben tabi ilk şokumu yaşadım!

    Sonra gezi boyunca o çiftçiler, çobanlar, esnaflar vs. hepsinin de e-mail adresi vardı!!! İnanamadım! Türkiye baya bi ilerlemiş arkadaşlar”

    Bir de bizim yelekler sayesinde Deniz ile Yozgat’li birisi arasinda enteresan bir muhabbet gecer.

    Yine Deniz’in kaleminden: ” Yozgat’da ki benzinlikte benzin aldıktan sonra (ki ben yine almamıştım, malum tanker kullanıyorum, 1200 GS Adv) bizimkiler yol durumuna göre lastik basınç ayarlarını yapmak üzere yandaki lastikçiye geçtiler. (bunu sık sık yaptılar, ki ben bunu da hiç yapmadım)

    Bu arada yıkamada aracını yıkatan iri yarı bir adam yanıma yaklaştı. Yeleklere istinaden "siz polis veya asker misiniz?" diye sordu. Ben de "hayır" dedim. Adam ısrarla "ben polis olduğunuzu düşündüm oysa" deyince bende birimizin polis olduğunu söyledim. Hangisi diye sordu. Baktım Ahmet' in plaka yabancı, Murat abinin tip polis gibi görünmüyor. Cüneyt kafada kask varken ve yüzü bize dönükken polis havası veriyordu. Ben de işte bu dedim. O ara Cüneyt arkasını dönüp atkuyruğu ortaya çıkınca adam "bu mu polis??" diye sordu inanmaz inanmaz. Ben de artık *ok sürdürmemek için ısrar edip narkotikten abi dedim. Adam o zaman inanmış bir ifadeyle "haaaa..." dedi.

    Sonra da şöyle bir hikaye anlattı: "Bizim burada bir savcı vardı. 2 sene adama savcı aşağı savcı yukarı, her türlü saygıyı gösterdik. Sonra öğrendik ki adam savcı mavcı değilmiş. Bu senin arkadaş da öyle bişey olmasın" dedi. Ben yarıldım tabi. Ama belli etmemek için " abi İstanbul da emniyet müdürlüğünde odasına gittik. O kadar yapabilir mi sence" diye sordum. O zaman "yok canım, o kadar yapamaz. Ben de polisim de ordan biliyorum" dedi. Ben ŞOK!!! Meğer adam sivil polismiş. Allah' tan Cüneyt' in yanına gidip de sohbet filan etmeye kalkmadı”

    Sivas'a giden yol benim beklentilerime gore iyiydi, acik soylemek gerekirse butun gezi boyunca bir iki yol yapimi yapilan yer haric, yollar beklentilerimin ustunde iyi kaliteydi diyebilirim. Ancak iyi kalitede derken GS/990 Adv tarzi makinalar icin iyi kalite, spor ya da asfalt touring motorlar kesin zorluk cekerler bazi kisimlarda. O yuzden kullandigimiz motorlar bence Turkiye yollari icin idealdi.


     

     @
     074 - 2007-08-18 17:29
    Sivas duzenli bir sehir. Kaldigimiz Kosk otelin kalitesi iyiydi. Ana alisveris caddesinin ustunde.
    Bu cadde kucuk bir Bagdat caddesi havasindaydi.


     

     @
     075 - 2007-08-18 17:30

    Aksam gittigimiz Lezzetim lokantasi gezinin en iyi restoranlarindan biriydi, öbur cok muhtesem restoran Mardin'deydi. Sivas'a yolunuz duserse Lezzetim restoranina kesin ugrayin derim. Otelimizin karsisindaki köse doner bufesinin slogani da cok yaratici hani


     

     @
     076 - 2007-08-18 17:32

    Motorlari kapali otoparka (otelin ucretsiz servisi) ve esyalarimizi da odalara koyduktan sonra, turist Ömerler olarak Sivas’in merkezini gezmeye basladik.

    Burası Sivas kongresinin imzalandığı Hükümet Binası. Etkileyici bir bina ve cok iyi durumda.


     

     @
     077 - 2007-08-18 17:34

    Ben misirciyi gorunce hemen atladim, ozlemisim Isvec’te yok boyle sokakta misirci falan ama misirlar sutsuz cikti sansimiza.


     

     @
     078 - 2007-08-18 17:38

    Elimizde misirlar yuruyuse devam ettik. Ve Buruciye medresesine geldik.


     

     @
     079 - 2007-08-18 17:39

    ##


     

     @
     080 - 2007-08-18 17:40

    Vikipedi’ye gore: ” 1271 yılında Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Sivas'ta yapılan medresedir. Medreseyi dönemin zenginlerinden Hamedan (İran) yakınlarındaki Burucird'den gelme Muzaffer Burucerdi; fizik, kimya, astronomi öğretimi amacıyla yaptırmıştır. Medrese yakınında Muzaffer Burucerdi ve iki çocuğunun türbesi de bulunmaktadır.”

    Medresenin avlusu kafe ve konser alani olarak kullaniliyor bugun.


     

     @
     081 - 2007-08-18 17:40

    ##


     

     @
     082 - 2007-08-18 17:47

    Daha sonra cifte minareye dogru ilerliyoruz.


     

     @
     083 - 2007-08-18 17:48

    ##


     

     @
     084 - 2007-08-18 17:49


    Bu tarihi eserin yalnizca bu sathi ayakta kalmis, gerisi yikilmis ne yazik ki. İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271'de yaptırılmis bu medrese.

    Cifte minare karsisinda ki bir baska medresenin giristeki avlusu, turistik esyalarin satildigi bir alan olmus. Avlusu da cafe/cay bahcesi olarak kullaniliyor.


     

     @
     085 - 2007-08-18 17:50

    ##


     

     @
     086 - 2007-08-18 17:51

    ##


     

     @
     087 - 2007-08-18 17:58

    ##


     

     @
     088 - 2007-08-18 18:28

    ##


     

     @
     089 - 2007-08-18 19:10

    Bayagi dolastik ortalikta, karnimiz acikti, aksam yemegi zamani da gelmisti. Otel calisanlarinin tavsiyesi uzerine Lezzetim lokantasina gittik. Uzucu yanginin oldugu Madimak Otel’inin karsisindaki sokakta.

    Hemen ilk uygun masaya kurulduk, kebaplarin gelmesini bekliyoruz. Sizi ekiple tanistirayim.

    Sagda siyah tisortlu kisi Deniz. 1200GS Adv kullaniyor, aslen siki bir asfalt surucusu olmasina karsin bu gezide toprakla bulusacak. Gecmiste motor uzerinde aldigi radar cezalari yuzunden anti radar hisleri cok iyi gelismis

    Yaninda Cuneyt, agirabiler kulubunun baskani. 1200 GS kullaniyor. GS’ini offroad’a cok cikartan deneyimli bir surucu.

    Benim yanimda da Murat. 1150 GS kullaniyor. Asfalt deneyimi cok ama toprak deneyimi az bir arkadasimiz ancak toprakta kullanmaktan korkmayan ve zevk alan bir kisi. Aramizda ki en yasli oldugu icin, agbi, amca, dede gibi takma isimlere maruz kaldi gezi de


     

     @
     090 - 2007-08-18 19:11

    Ama yemegin sonunda onumuze gelen bu sunum cok hostu gercekten. Bilin bakalim ne bu?


     

     @
     091 - 2007-08-18 19:11

    Harika bir Turk kahvesi
    Dikkat ettiniz mi ? Fincanın tutacağı yok ayrıca bardağın dibinde sıcak su var.


     

     @
     092 - 2007-08-18 19:33

    Restoran’in servisi, yemekleri cok iyiydi gercekten. Sivas’in sebzeli kebapi unluymus. Eh adeti bozmayalim, resmini koyalim.


     

     @
     093 - 2007-08-19 08:40

    Yemekten sonra ben sac tirasi olmaya karar verdim. Sivas’da haberler cabuk yayiliyor. Berberim bizim motorla geldigimizi, uc tane BMW bir tane de adi sani belli olmayan ama cok ses cikaran bir motorla geldigimizi biliyordu. Enteresan yerlerdir berberler, her turlu muhabbet doner berber dukkanlarinda, politika, spor vs. Ben de nasibimi aldim. Isvec’e gitmek kolay mi? Hatunlar gercekten 2 metre boyunda mi gibi sorulari cevapladiktan sonra, duvarlarinda her turlu enteresan sac mankenleri resimleri olan berber dukkanindan ayrilip, internet kafeye gittim. Burada topige bir seyler yazdim. Bu internet olayi enteresan gercekten, gezdigimiz her yerde internet kafeler mevcuttu. Kime sorsak email adresleri vardi. Turkiye'nin bu kisminda bir internet patlamasi var. Internet kafelerde genelde genc erkekler ya bilgisayar oynuyorlar ya da rus kizlarla msn 'de chat yapiyorlar Pek internet uzerinden gazete falan okuyan gormedim acikcasi.

    Guzel bir gundu, moraller yerinde, karnimiz cok iyi doydu Lezzetim'de, ertesi gunku etaba haziriz. Ama bizim icin asil gezi yarin baslayacak. Tasyol ile toprak surusunun acilisini yapacagiz.

    Sabah kahvaltidan sonra yola cikmaya haziriz, motorlari otelin onune koyduk bagajlari yuklemek icin ve trafik bayagi yavasladi onumuzde. Motorlar kesin herkesin ilgisini cekiyor. Antalya’dan gelmis R1 kullanan bir genc motorcu gecerken bizimle biraz sohbet etti.


     

     @
     094 - 2007-08-19 10:11

    Divrigi’ye dogru yola ciktik. Zara’ya varinca guneye dogru yonelip Karabel gecidine geldik. Rakim 1810 metre. Keyifler yerinde, ben sensakrak modumdayim bugun.


     

     @
     095 - 2007-08-19 10:11

    Esim tarafindan bana eslik etsinler diye hediye edilen boga ve salamander yoldaslarim da Turkiye’den memnunlar su ana kadar


     

     @
     096 - 2007-08-19 11:21

    Sorunsuz bir surusten sonra Divrigi Darüşşifa ve Ulu Cami’nin onune motorlarimizi park ediyoruz.


     

     @
     097 - 2007-08-19 11:21

    Kapinin ustundeki silindir seklindeki islemeli tas’a dikkatinizi cekeyim biraz.


     

     @
     098 - 2007-08-19 11:21

    Bizimle sohbet eden yaslica amcalarin anlatmasina gore bu silindirik tas buyuk 1939 Erzincan depreminden once kendi ekseni etrafinda donermis. Soylentiye gore, binanin herhangi bir egilme, temelinin uzerinde kayma durumunu kontrol etme amaciyla mimar boyle bir duzenek kurmus. Ama depremden bu bina da etkilendigi icin artik donmuyormus. Eger gercekse, (mimar arkadaslar daha detayli biliyorlardir belki) mimari taktir etmek lazim. Buna benzer cok yaratici mimari cozumleri Mimar Sinan’in da yaptigini okumustum, akustigin iyi olmasi icin camilerin tavanina ve sutunlarina acilan delikler gibi. Yanlis hatirlamiyorsam yurt disindan gelen akustik uzmani bir ekip camilerdeki akustigin sirrini cozmeye calismisti.

    Kapidaki islemeler cok guzel ve etkileyici. Ben sahsen Selcuklu donemi tas isciligini cok begeniyorum.


     

     @
     099 - 2007-08-19 11:21

    ##


     

     @
     100 - 2007-08-19 11:22

    Vikipedi’ye soralim tekrar. ” Ulu Camii ve Darüşşifası, Selçuklu döneminde Mengücekoğullarından Ahmet Şah ve Melike Turan tarafından başkentleri Divriği'de cami ile darüşşifa (hastane) yaptırılmıştır. Yapım tarihi 1228-1229'dur. Caminin yapımında mimar ve sanatkar olarak Ahlatlı Hürremşah ve Tiflisli Ahmet çalışmıştır. Evliya Çelebi şöyle diyor: "Üstad.., mermer, bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakş bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır..." Ulucami ve darüşşifa Unesco nun Türkiyeden Dünya Mirasına kabul ettiği ilk mimari yapıdır.” http://whc.unesco.org/en/list/358

    Motorlarin durdugu yer darussifanin girisi, ileride cami kismi gozukmekte.


     

     @
     101 - 2007-08-19 11:22

    ##


     

     @
     102 - 2007-08-19 11:24

    ##


     

     @
     103 - 2007-08-19 11:25

    Cami kisminin icten gorunusu.


     

     @
     104 - 2007-08-19 11:26

    ##


     

     @
     105 - 2007-08-19 11:27

    Darussifanin icinden goruntuler.


     

     @
     106 - 2007-08-19 11:28

    Yerdeki bu sekil benim ilgimi cekti. Ne is icin kullanildigini bilmiyorum ama bir toren/ayin sirasinda kullaniliyordu herhalde. Conan hikayelerindeki cizimlere benzettim biraz.


     

     @
     107 - 2007-08-19 11:55

    Darussifayi ve camiyi gezdikten sonra Divrigi kalesini gormeye karar veriyoruz.
    Kizgin gunesin altinda tirmanmamiza degiyor, butun ciplakligiyla Divrigi ayaklarimizin altinda


     

     @
     108 - 2007-08-19 11:56

    ##


     

     @
     109 - 2007-08-19 11:59

    Kalenin duvarlarina kadar motorla cikilabiliyor.
    Gerisini yaya tirmanmak gerekiyor. Kalenin yaninda bir cami daha var ama restorasyon altinda.


     

     @
     110 - 2007-08-19 12:08

    Restorasyonu yapan ustalarla sohbet ediyoruz biraz. Bazi malzemeleri tek bir tel hatta isleyen teleferik sistemiyle yukariya cektiklerini soyluyorlar. Divrigi’den biraz sikilmislardi, memleketleri Bursa’yi ozlediklerini soyluyorlar.


     

     @
     111 - 2007-08-19 13:13

    Cuneyt evvelki sene buraya geldiginde cok leziz kofteler yapan bir kofteciyle tanismis, carsida onun kofte dukkaninda ogle yemegi yemege karar veriyoruz.


     

     @
     112 - 2007-08-19 13:17

    Koftelerimizin pismesini beklerken, bir dukkanda restore edilen bu motorla tanistiriyor bizi carsinin esnaflarindan biri


     

     @
     113 - 2007-08-19 13:43

    Bize misafirperverlik gosteren esnafla hatira fotomuzu da cekiyoruz tabi ki.


     

     @
     114 - 2007-08-19 13:44

    Benim motor burada ilgi cekiyor...
    Artik yola cikmanin zamani geldi. Tasyol’a cok az kaldi. Asfalttan kurtulacagiz…


     

     @
     115 - 2007-08-19 15:45

    Leziz kofteleri migdemize indirdikten sonra Tasyol’a dogru yola ciktik. Cuneyt oyle guzel anlatti ki Tasyol’unu gecen seneki izlenimlerinden, ben cok merak ediyorum bu sayili tunellerden olusan yolu. Divrigi’den sonra yol virajlaniyor. Sonra yol yapimi/genisletilmesi yapilan bir yere geliyoruz. Burada TKC80’lerimiz toprak/micir yola kavusuyorlar sonunda.
    Ve tasyolun oldugu vadiye dogru yaklasiyoruz.


     

     @
     116 - 2007-08-19 15:45

    Oldukca corak bir arazi var buralarda, hafif Kapadokya benzeri bir ortam. Issiz ama biraz da vahsi bir cazibesi olan bir yer. Ileride nehrin icinden aktigi vadi gorunuyor. Tasyol o nehri paralel izliyor.


     

     @
     117 - 2007-08-19 16:01

    Yamaclar yuksek, ogleden sonra oldugu icin gunes tepelerin arkasinda, gölgede kaliyoruz.


     

     @
     118 - 2007-08-19 16:03

    Konu mankenimiz Deniz cep telefonuyla bu ani goruntulemis. Onun sikayetlerine inanmayin, aslen aslan gibi toprak surucusu ama sosyetik endurocu takiliyor.

    Kisa bir surusten sonra Tasyol’un baslangicina geliyoruz. Arkamizda nehir ve etkileyici vadi.


     

     @
     119 - 2007-08-19 16:11

    ##


     

     @
     120 - 2007-08-19 16:13

    Iste Kemaliyeliler Tasyolu, acilis tarihi 2002. Neden boyle sebekler gibi gurup fotomuzun oldugunu da aciklayayim. Cok ciddi gurup fotolarindan sikildigimizdan tam fotograf cekilirken ziplamaya calistik ama zamanlamayi her zaman tutturamadik, bu da onlardan biri


     

     @
     121 - 2007-08-19 16:26

    Ve yoldan bazi goruntuler


     

     @
     122 - 2007-08-19 16:29

    Karanlik tasyol tunelleri bizi bekler.


     

     @
     123 - 2007-08-19 16:38

    Bu tasyol enteresan bir yol, som kayadan 6 kilometrelik tuneller zinciri. Yoredeki halkin 130 yillik bir ozlemi. Hatta hakkinda siirler yazilmis bir yol. 80 yasindaki Ergu koyunden Kamil Sonmez’in siiri:

    “Yazın makinalar aşamaz dağdan
    Kış günü katırlar geçemez kardan
    Postalar işlemez haber yok yardan
    Gene mi kapandı bu haşhaş yolu?
    Mevsimi şikayet eder bevhi bahardan
    Kuşlar uçmaz, kervan geçmez oradan
    Her yıl kurban verir halkı saradan
    İşte gördüğün şu haşhaş yolu
    İnliyor hastalar avaz yol vermez
    Apandisiz desen hiç aman vermez
    İlaç istasyonla şehire gelmez
    Çünkü kapanırdı şu haşhaş yolu
    Artık uzatalım elleri cebe
    Memleket derdine edelim hibe
    Sayın valimizin gayreti ile
    İnşallah yapılır şu şehir yolu.”

    Bu yolun paralel gittigi kanyonun ismi Karanlik Kanyon, dunyanin ikinci buyuk kanyonuymus internetteki bilgilere gore. Yore halki bu yolu 19. yuzyil’da acmaya calismis ama imkansizliklardan basaramamislar, sonra 1950 ve 80’lerde yine denenmis ama Ankara’dan butce cikmamis. 22 tunelden olusan bu yol sayesinde Kemaliye Ankara’ya 230 km daha yakin artik.

    Karanlik Kanyon


     

     @
     124 - 2007-08-19 16:46

    Tunellerin icinden boyle acikliklar var, anladigim kadariyla tunelin icinden cikan kaya parcalarini bu acikliklar sayesinde nehrin yatagina bosaltmislar.


     

     @
     125 - 2007-08-19 16:59

    Gercekten cok muhtesem bir manzara ve ortam, Cuneyt hakliymis.


     

     @
     126 - 2007-08-19 17:08

    ##


     

     @
     127 - 2007-08-19 17:11

    ##


     

     @
     128 - 2007-08-19 17:17

    ##


     

     @
     129 - 2007-08-19 17:17

    ##


     

     @
     130 - 2007-08-19 17:26

    ##


     

     @
     131 - 2007-08-19 17:28

    ##


     

     @
     132 - 2007-08-19 17:33

    ##


     

     @
     133 - 2007-08-19 17:39

    ##


     

     @
     134 - 2007-08-19 17:52

    ##


     

     @
     135 - 2007-08-19 17:53

    Deniz halinden memnun


     

     @
     136 - 2007-08-19 17:54

    Kemaliye’ye varinca benzin alip bir seyler atistiriyoruz. Tasyol’da beklenenden fazla zaman harcadik. Acele etmemiz lazim eger kafamizdaki plana uyup geceyi Erzincan’da gecirmek istiyorsak. Erzincan’da nerede kalacagimiz da belli degil, kamping var mi onu arastiriyorum ben sms, telefon trafigiyle. Yola cikiyoruz fakat Ilic’i gectikten biraz sonra hava kararmaya basliyor. Ilic’in icinden durmadan geciyoruz, yorenin insanlarinin bakislari kuskulu ve urkek. Ilic’in havasi, ortami da pek sicak gelmiyor bana. Belki de hafif havanin kararmasinin da etkisi var. Kemah’a dogru yola devam ediyoruz ama hava artik iyice karardi. Asfaltin kalitesi OK fakat oyle bir vadinin icinden geciyoruz ki insan kendini bu genis arazinin ortasinda savunmasiz, yalniz hissediyor acikcasi. Tabiri caizse ”in the middle of nowhere” durumundayiz. Ne bir isik, tabela, medeniyet, insan var gorulecek mesafede. Yalnizca yilan gibi kivrilan yol, ay isigi, onumde suzulen motorlar ve yolu cevreleyen sarp yuksek tepeler. Oyle bir araziden geciyoruz ki, allah gostermesin, baskin, saldiri icin bicilmis kaftan. Bu tip dusunceleri hemen kafamdan atip daha pozitif dusunmeye calisiyorum. Bu degil miydi istedigimiz, Turkiye’nin ucsuz bucaksiz topraklarinda macera yasamak? Eh yaptigimiz bu iste. Simdi, bu raporu gezinin bitmesinden 3 ay sonra yazarken bile, hala o gecenin detaylari gozumun onune kolayca gelebiliyor. Ay isigi altinda ki surusumuz, arazinin hircin ve gorkemli sekli ve kendimi bu ortamin icinde kucuk hissedisim ama ayni zamanda icinde bulundugum ortamdan korkuyla karisik zevk almam.


     

     @
     137 - 2007-08-20 08:58

    Kemah’a geldigimizde ilcenin girisindeki cay bahcesinde mola veriyoruz. Erzincan’a daha yolumuz var ve buyuk ihtimalle Ilic-Kemah arasindaki araziye benzer olacak. Belki de gece bu yoldan gecmek o kadar da akillica degil. Kemah’da kalmaya karar veriyoruz. Caybahcesi calisanlarinin yardimiyla Kemah ogretmen evinde yer oldugunu teyit edip, ilcenin merkezine dogru motorlarimizi suruyoruz. Ogretmen evi basit ama temiz, isimizi goruyor. Yemek yenilecek acik tek yer kofteci bir amcanin yeri, sirin cocuklarinin servis yaptigi kofteleri migdemize indiriyoruz. Kemah’da ozellikle aksam vakti pek gezecek ya da gorecek bir yer yok. Ben internet kafe yolunu tutuyorum, geri kalan ekip de ogretmen evinin onundeki sandalyelere kurulup biri iki gencle muhabbet ediyorlar, sonra ben de aralarina katiliyorum.

    Kemah’da bazi seylerin degistigini direk gorebiliyoruz. Nasil arazi sertlestiyse, insanlarinin da daha sert ve dertli oldugunu goruyoruz. Konustugumuz genclerden biri, ozellikle gencler icin yapacak hic birsey olmamasindan sikayetci. Gercekten de ortalikta oldukca genc insan var ama bir basibosluk, anlamsizca ortalikta dolasma durumu var. Kisaca genclerin pek umudu yok burada, hayattan beklentileri de az. Ayrica mezhep ve politik gorus ayriliklari cok belirgin burada. Duydugumuza gore Alevi ve Sunni ailelerden gelen genclerin gorusmesi ve evlenmesi cok tepki goren bir durum mesela. Kiz kacirma (daha dogrusu kiz ile erkegin beraber kacmasi durumu) olaylarina hala rastlaniyormus. Kemah beni dusunduren bir iki yerden biriydi Turkiye turunda. Doguda imkanlari az olan yerlesim alanlari ve insanlar gorduk ama gozlerinde bir kivilcim, tavirlarinda hayata bir sarilma gozledim ben. Ayni sey guney dogu icin de gecerli ama Kemah’daki insanlarin gozunde bu kivilcimi gormek zordu. Depresif bir ortam vardi acikcasi.

    Bu arada benim (eminim gurubun diger elemanlarinin da) icimden enteresan duygular gecmesine neden olan Ilic Kemah arasindaki yol eskiden tekin bir yol degilmis, ozellikle geceleri.

    Ertesi gun erkenden kalkiyoruz. Kemah’in pazari var, sabahin erken saatlerinde cevre koylerden gelen koylulerin kurdugu tezgahlarin arasindan gecip bir corbacida kahvalti ediyoruz. Kahvalti eden yasli koylu teyzeleri izliyorum biraz. Yuzlerindeki ifadeden, kizgin gunesin yaktigi tenlerindeki kirisikliklardan belli, sabahtan aksama kadar calisan, evin agir yukunu kaldiran aslinda onlar belki de. Merakla ama biraz utanarak bize bakiyorlar, uzerimizdeki motor pantalon ve botlariyla pazarda urun satmaya gelmedigimiz belli.

    Kemah’in da bir kalesi var. Osmanli doneminde sancakmis burasi ama Kurtulus Savasi’nda ya da hemen sonrasinda ordu daha duz diye Erzincan’a yerlesince onemini kaybetmis. Yagmur cigseliyor yola ciktigimizda, yerler kaygan, dikkat ederekten yola cikiyoruz. Hedef Erzincan. Erzincan’a kadar sorunsuz geciyor yolculuk.

    Erzincan duzenli bir sehir izlenimi verdi bana, eh bunda depremden sonra sehrin daha planli yeniden insa edilmesinin de etkisi var herhalde. Yuksek binalar yok. Cuneyt gecen seneki rotadan esinlenerek Bayburt’a koylerin icinden giden bir yol oldugunu oradan gidebilecegimizi soyluyor. Amacimiz Bayburt’dan sonra Soganli gecidini gecip oradan Uzungöl’e vermek bugun. Cuneyt Bayburt’a giden alternatif yolu bulmak amaciyla Erzincan’in icine giriyor biz de arkasindan, belli bir sure sonra cikmaz bir yola geliyoruz. Dogru yolda degiliz kesin ama yolun sonunda minibus son duragi var. Cuneyt onlara yolu surmek amaciyla duraga dogru suruyor.

    Cuneyt: Merhabalar, biz Bayburt’a giden koylerin icinden gecen yolu ariyorduk da?
    Motorunu tamir eden minibuscu arkadas: Kardesim, ne Bayburt’u ne yolu! Sen parket soyle, nefeslen, cayimizi ic, biz sana her yolu anlatiriz sonra!

    Fazla yapacak bir sey yok, boyle bir teklife karsi koyamiyoruz. Yurdumun guzel misafirperver insani olayina harika bir ornek iste. Minibus duragindakiler hemen caylari tazeliyorlar, kontaklar kapatiliyor, bir muhabbet, gulmece, sanki kac yillik arkadasmisiz gibi.


     

     @
     138 - 2007-08-20 10:01

    Farkli soforlerden farkli yol tarifleri aldiktan sonra...

    Sofor 1: Motorcu kardesim sen simdi bu yoldan devam et, 5-10 km sonra bla bla koyu var orada yol ikiye ayrilir sen saga gidecen sonra soyle yapacan boyle yapacan, olmazsa koylulere sor...
    Sofor 2: Yahu sen ne diyorsun, ben o koydenim, yok oyle bir yol, sen sapittin iyice
    Sofor1: Hadi len, sen Erzincan carsiyi bulamazsin buradan, bana mi laf soyluyon??

    Anladiniz siz, bizim bu yol tarifleriyle aradigimiz rotayi izlememiz mumkun degil. Anayoldan Bayburt’a gitmeye karar veriyoruz. Misafirperver minibuscu arkadaslara allahaismarladik dedikten sonra yola cikiyoruz.

    Kelkit'e giden yolun uzerinde 2120 metre rakimli Ahmediye Gecidi'nde cok moral depolu gurup fotolarimizi cekiyoruz tabi ki.

    Turkiye'yi kesfeden gezginler temali fotomuz


     

     @
     139 - 2007-08-20 10:02

    Deniz'in neden striptiz yaptigini sormayin vallahi ben de bilmiyorum..

    Bunlar da sicramali saklaban fotolarimiz


     

     @
     140 - 2007-08-20 10:03

    ##


     

     @
     141 - 2007-08-20 10:06

    Lelles sponsor fotom...Sponsor falan ama helal olsun benim Ragnar'a iki kere aradi beni cebimden gezi boyunca, her sey yolunda mi diye.


     

     @
     142 - 2007-08-20 13:03

    Bayburt’a vardigimizda ogle vakti oluyor. Bayburt’un pazari var herhalde bugun. Tam bir kaos, karmasa ortami. Karadeniz’e yaklastigimizin bir gostergesi, ortalik cok canli, bagrismalar cagrismalar, trafik. Meydanda bir doner-et lokantasi bulup onune parkediyoruz motorlari.

    Ooooo, Istanbul’lu agbilerimiz hosgeldiniz! Agbilerimize masa acin hemen, doseyin masayi laflariyla karsilaniyoruz. Doner lezzetli ama yagli, eh o yuzden lezzetli herhalde. Koyden pazara gelmis amcalarla yan yana yemegimizi yiyoruz. Sonra hesap geliyor ama ne hesap! Bariz bize ozel Istanbul fiyati yapmislar. Adim kadar eminim benim arkamda oturan yedigim porsiyon donerin aynisini yiyen koylu amca bu fiyata doner yemez burada. Yapacak fazla bir sey yok, oduyoruz hesabi ama sinirleniyoruz biraz. Bu Istanbul’dan gelen motorcu agbilerimizi kaziklayalim olayiyla sonra sikca karsilasacagiz. Uzucu bir durum. Bayburt’un kargasasindan hemen uzaklasip Soganli gecidine dogru suruyoruz. Hava da yagmur sikintisi var...


     

     @
     143 - 2007-08-20 13:04

    Soganli gecidine dogru ilerlemeye basliyoruz. Cuneyt gecen sene buradan gecmis. Eger yagmur baslarsa zorluk cekebiliriz toprak zemin olan egimli cikista diyor. O yuzden tempomuzu arttiriyoruz.

    Rotamiz soyle. Soganli gecidinden gectikten sonra Uzungol’e inise gececegiz.


     

     @
     144 - 2007-08-20 13:32

    Karsidaki tepelere cikacagiz. Yol toprak zemin ve onumuzdeki iki gun boyunca hep toprakta surecegiz artik.


     

     @
     145 - 2007-08-20 13:33

    Yagmur yagmaya basliyor, kiyafetlere takviye yapiyoruz.


     

     @
     146 - 2007-08-20 13:33

    Soganli gecidi cikisi daha evvelden gectigimiz toprak yollardan teknik olarak biraz daha zordu ama zevkli bir cikis oldu. Cuneyt’in dedigine gore yolu genisletmisler gecen seneyle karsilastirinca.


     

     @
     147 - 2007-08-20 13:39

    2800 metre civarindaki soganli geçidi Eylül ayının sonunda kar yağması ile kapanıp ancak Haziran ayında ulaşıma açılıyor. Soğanlı geçidinin doğusunda yer alan Sarıkaya, Karakaya ve Haldızen dağları 3000 metre nin üstüne çıkan yükseltilere sahip ve geçit vermiyorlar.


     

     @
     148 - 2007-08-20 13:44

    Mutlu son, gecide vardik. Manzara muhtesem. Ruzgar hafif yagmurun etkisiyle usutuyor hepimizi. Ozgurlugun ve guzel doganin tadini cikariyoruz.
    Gecide cikmak icin uzerinden gectigimiz yol. Gun gectikce toprak zeminde kullanmaya alisan ve daha cok zevk alan Deniz

    Yolcu selesinin uzerindeki naylon kapli cantaya dikkatinizi cekerim. Cuneyt’in hazirladigi unlu alet cantasi o. Bayagi agir bir canta. Icinde ne yok ki. Cuneyt motorlarda cikabilecek bir arizaya karsi her turlu alet, edavat, yedek parcayi yuklemisti o cantaya. (cogunlukla BMW yedek parcalari ama ben kendi yedek parcalarimi yanima almistim zaten) Gezinin basinda Murat’in bagajina ceki duzen verip bazi parcalarini aramizda dagitinca bu canta Cuneyt’in motordan Deniz’e gecti ve hep orda kaldi. Bu agir cantayi tasimasi nedeniyle Deniz’in 1200 Adv’ye destek araci lakabini taktik. Alet, edevat ve yedek parcalarin yanimizda olmasi ekstra guven verdi bize, iyi bir fikirdi.
     


     

     @
     149 - 2007-08-20 13:45

    Hava soguk demistim degil mi?


     

     @
     150 - 2007-08-20 13:47

    Bu da iste oralardan biryerden geldik, cok mutlu ve kivancliyiz fotomuz


     

     @
     151 - 2007-08-20 14:01

    ##


     

     @
     152 - 2007-08-20 14:14

    Hava kararmadan Uzungöl’e varmak istedigimizden yola cikiyoruz.


     

     @
     153 - 2007-08-20 14:17

    ##


     

     @
     154 - 2007-08-20 14:19

    Ve Kackar’in yayla koyleri


     

     @
     155 - 2007-08-20 14:19

    Kackarlarin guneyi ne kadar coraksa kuzeyi bir o kadar yesil ve canli. Soganli gecidini gecince bitki ortusu hemen degisiveriyor.


     

     @
     156 - 2007-08-20 14:22

    Alplerde motor surerken cok guzel, sirin dag koylerinin yanindan gecme sansim oldu ama buranin havasi baska. Daha medeniyetin fazla ayak basmadigi bu koylerin ve doganin goruntusu bir baska. Tam bu koyun yanindan gecerken koskoca bir kartal Cuneyt’in yakininda yerden havalaniyor ama ne yazik ki ben gec kaliyorum cekemiyorum resmini.


     

     @
     157 - 2007-08-20 14:22

    ##


     

     @
     158 - 2007-08-20 14:31

    Uzungol’e dogru inise geciyoruz.


     

     @
     159 - 2007-08-20 14:35

    Gezinin en zevkli gunlerinden biriydi bugun. Kackar daglarinin muhtesem manzaralari ve yemyesil bitki ortusu esliginde Uzungol’e dogru ilerliyoruz.


     

     @
     160 - 2007-08-20 14:36

    Geleneksel kendiniyanaynadayansitmaca fotom


     

     @
     161 - 2007-08-20 14:37

    ##


     

     @
     162 - 2007-08-20 14:38

    ##


     

     @
     163 - 2007-08-20 14:40

    Dik yamaclarda hayvanlarini otlayan koylu amcalarla biraz sohbet ediyoruz.


     

     @
     164 - 2007-08-20 15:10

    Ileride bir yayla koyu daha. Resimdeki camiye dikkat cekerim, sonra hakkinda bir hikayem olacak.


     

     @
     165 - 2007-08-20 15:12

    Ilginctir, her koyun bir camisi var, koy ne kadar kucuk olursa olsun. Keske boyle her koyun kucuk bir okulu ya da kutuphanesi olsa diye dusunuyor insan.

    Su molasi verdigimiz bir virajda


     

     @
     166 - 2007-08-20 15:13

    ##


     

     @
     167 - 2007-08-20 15:22

    Ben unutmusum,
    bahsettigim kartali tam ucmadan evvel Cuneyt cekmis.


     

     @
     168 - 2007-08-20 15:22

    Ama havalaninca cok ihtisamli bir goruntusu vardi, ne yazik ki onu yakalayamadik


     

     @
     169 - 2007-08-20 15:27

    yazin yayla evlerine gelmis yorenin insanlariyla muhabbet ediyoruz.


     

     @
     170 - 2007-08-20 15:32

    ##


     

     @
     171 - 2007-08-20 15:33

    ##


     

     @
     172 - 2007-08-20 15:45

    ##


     

     @
     173 - 2007-08-20 15:45

    GS ortama uyum saglamis


     

     @
     174 - 2007-08-20 16:34

    Motorlari cok begeniyorlar, ozellikle BMW’leri. Benim motoru ve sesini de begendiklerini soyluyorlar ama rengi erkek adama yakismazmis, oyle dediler. Benim karizma sifirlandi orada.

    Gelelim biraz evvel bahsettigim caminin hikayesine. Biz benim motorun rengini begenmeyen yorenin insaniyla muhabbet ederken, Deniz onden devam etti. Sohbetimiz sona erince geri kalan ekip olarak yola devam ediyoruz ve yayla koyunun girisinde Deniz’in motorunu parkedilmis buluyoruz ama Deniz ortalikta yok.

    En iyisi Deniz kendisi anlatsin neredeymis, ne yapmis.

    Deniz’in kaleminden:

    ” Su çuval olayını açıklıyayım.

    Uzungöle yayladan aşağı inerken ben biraz önden gitmiştim. Sonra durup bizimkileri beklerken bir köyün yanında durdum. Acaip dik yamaçlara kurulmuş bir karadeniz dağ köyüydü. O arada yaşlı bir amca gelip un çuvalını taşımak için yardım istedi. Ben de adama beklerken boş durmayıp yardım edivereyim dedim. Meğer yardım dediği şey 50 kg lik çuvalı benim taşımammış

    Hemen şuraya bırakıver dediği yere yamaç aşşağı çuvalı indirip bırakınca bu sefer amca oraya kadar getirdin bari camiye kadar da götürüver deyince yine yüklendim ve bir o kadar daha mesafe çuvalı taşıdım. Orada caminin önünde çuvalı indirince köylüler geldi ve bana bakıp gülmeye başladılar. Ne oldu deyince amca bu sefer de seni mi kıstırdı dediler. Niye ki dedim, onun amacı çuvalı evine taşıtmak, cami yolun üçte ikisi sadece dediler. O ara bizimkiler gelip benim boz ayuyu görüp beni göremeyince, ben de gelmeyince merak edip kornaya basmaya başladılar. Ben de o zaman amca ben gidiyom benden bu kadar dedim ve kaçtım. Amca hala arkamdan bağırıyordu " ulen o kadar taşıdın biraz daha taşıyıverseydin ya" diye...

    Yukarı tırmandığımda 50 kg luk un çuvalını 50 metre yokuş aşağı taşımış olmanın ve 45 dereceden fazla bir eğimi olan yamacı geri tırmandığımda, üstüm başım un içinde ve nefes nefeseydim. Bizimkiler herhalde 10 dakika filan kahkahalarla güldüler olanları anlattığımda. Onlar beni görünce aşağı yuvarlandım filan sanmışlar

    Olay budur. Beni SOSENDER* köklerime ihanetle suçladılar ama ben her zaman ki açıklamayı yaptım:

    Gerektiğinde bir SOSENDERin de halka karışabileceğini ve zor işlerin altından kalkabileceğini gösterdim ”

    işte çuvalı taşıdıktan sonra yanımıza pestil gibi gelirken ki hali


     

     @
     175 - 2007-08-20 16:34

    Bir de arka cekim alalim


     

     @
     176 - 2007-08-20 17:00

    Bu koyden sonra agac sinirina geliyoruz ve yol ormanin icinden geciyor ve daraliyor. 1 saat kadar sonra Uzungol butun ihtisamiyla karsimiza cikiyor.


     

     @
     177 - 2007-08-21 09:07

    Kisacasi ben sahsen Uzungol’un golunu ve dogasini begendim ama insanlarinin etrafinda insa ettikleri yapilari begenmedim. Gormediyseniz gorun tabi ki ama orada kalmanizi tavsiye etmem, eger kalacaksaniz kisin kar varken kalin. Pansiyonun sahipleri resimlerini gosterdiler bana, cok daha etkileyici ve az turist var. Ama Uzungol’un cevresindeki yaylalar ve tepeler muhtesem.


     

     @
     178 - 2007-08-21 09:09

    Uzungol uzaktan haliyle benim hosuma gitti ama icine girdigimiz zaman hayal kirikligina ugradim. Cok turistik olmus bir ortam benim zevkime gore. Girisimci yore halki evlerini pansiyonlara cevirmis ya da her turlu otel, motel, bungalow olayina girmis. Zevksiz dizayn ve tabela/isik yerlestirme olayi diz boyu. Cuneyt bizi gecen sene kaldigi yere goturuyor. Isletenler sevecen agbi, kardes. Bize Uzungol’un nasil gelistigini ve islerinin nasil ilerledigini anlattilar aksam yemeginde. Zengin arap ulkelerinden cok turist geliyormus Uzungol’e. Ben aksam yemeginden sonra yaptigimiz yuruyuste bir iki boyle aile gordum. Hani onden yuruyen sakalli arap ve arkasindan yuruyen tamamen kapali harem ekibi gibi bir sey. Sahsen begendigim goruntuler degil.

    Ama Karadeniz’de oldugumuzu unutmamak lazim, sonucta bati Turkiye’ye gore daha tutucu (konzervatif) bir topluluk var burada. Herhalde o nedenle araplar rahat hissediyorlar kendilerini burada. Dikkatimi ceken bir baska sey ise butun agir isleri yine kadinlarin yapiyor olmasi.

    Kaldigimiz pansiyonun arkasindaki ahsap cami


     

     @
     179 - 2007-08-21 09:55

    Uzungöl’de leziz bir aksam yemeginden sonra yorgunlugun da etkisiyle deliksiz bir uyku cektik. Ertesi gun saglam bir kahvaltidan sonra yola ciktik.

    Amacimiz gunun sonunda Ayder yaylasina varip, yaylanin biraz yukarisinda kamp kurmak. Kafamizdaki rota soyleydi aslinda. Uzungol’den Ikizdere yaylasina bir sekilde ulasmak sonra sahil yoluna inip oradan Camlihemsin ve Ayder yaylasina varmak.

    Yani asagidaki resimde siyahla cizilmis rotayi izlemekti amacimiz ama bir sekilde istedigimiz olmadi ve kirmiziyla cizilmis rotada bulduk kendimizi. Herhalde bir yol ayriminda hata yaptik.

    Uzungöl’den ayrildiktan sonra tekrar irtifa kazanmaya basliyoruz. Sansimiza hava cok guzel bugun, gunesli. Bu yaylalarda bir yaz gecirilebilir diye dusunuyor insan manzarayi ve ortami gorunce.


     

     @
     180 - 2007-08-21 09:56

    Cuneyt bugun ki surusten memnun gozukuyor.


     

     @
     181 - 2007-08-21 11:00


    Ve guzel Uzungöl bize veda ediyor uzaktan.


     

     @
     182 - 2007-08-21 11:01

    Tekrar agac cizgisinin ustune cikiyoruz.


     

     @
     183 - 2007-08-21 11:01

    ##


     

     @
     184 - 2007-08-21 11:05

    ##


     

     @
     185 - 2007-08-21 16:35

    Bu resimlerin cekiminden sonra bir yol ayriminda hata yapiyoruz ve erkenden inise geciyoruz. Dolayisiyla Ikizdere’ye varamiyoruz. Onun yerine kucuk bir nehrin paralelinde giden bir yolda ilerlemeye basliyoruz. Oldukca eglenceli olan surusumuz biraz can sikici hale geliyor. Dere yatagi yollarda gitmek genelde zordur. Cok taslik ve kaygan olur bu tip yollar, bu da farkli degil. Bazi gecisler zorlu oluyor, ehh motorlar agir tabi ki. Bir de irtifa kaybedince sicaklik basimiza vurmaya basliyor, cunku yuksek tepelerdeki esintiden eser yok. GPS’e gore irtifa kaybediyoruz ve sahile yani kuzeye dogru yaklasiyoruz ama yol o kadar kivrimli ki, takribi ne zaman sahile ulasacagimizi kestirmek zor oluyor. Karinlar acikiyor ama yakinda herhangi bir koy yok.

    En sonunda yolda bazi koylulerle karsilasiyoruz, onlarin verdigi bilgiye gore bu yoldan devam edersek Hayrat’a varacagiz. Hayrat yakinlarinda bir koyde mola veriyoruz, bir seyler iciyoruz. Benim motorun etrafina toplanan cocuklara cikolota gofret dagitarak onlarin gonlunu aliyorum. Nereye gitsek cocuklar cok ilgi gosterdiler bize, bazen fazla ilgi gosterseler bile, insan kizamiyor tabi ki. Aldigimiz tarif dogrultusunda yakinda yeni acilan bir alabalik ciftliginde gezinin en ucuz ve leziz alabaligini yiyoruz. Tesisi isleten amcanin ve arkadasinin hem misafirperverligi hem de sohbeti cok hostu dogrusu.

    Kisa bir surusten sonra sahil yolundayiz, Of’un 3-5 km dogusunda sahil yoluna baglaniyoruz. Benzin molasindan sonra Pazar oradan da Camlihemsin’e dogru surmeye devam ediyoruz. Camlihemsin ve oradan Ayder yaylasina kadar cikan yol yeni asfaltlanmis ve Alp yollari kalitesinde bir yol olmus. O yolda motor kullanmak cok zevkliydi ama yoldaki araba suruculeri icin Alplerdeki soforlerin kalitesini gormek soz konusu degildi. Bizim seridimizden gelen surucu coktu, ayrica viraj iclerinde, olu noktalarda parketmis arabalar ve yola cikabilecek yayalar soz konusu. Cok temkinli kullanmak lazim bu yolda. Karadeniz’de araba suruculeri diger gectigimiz yerlere oranla daha agresif kullaniyorlar bu kesin. Hatta sahil yolunda bizim motorlarla kapismak isteyen araclar da oldu. Fazla yuz vermemek en iyisi.


     

     @
     186 - 2007-08-21 16:35

    Benim Camlihemsin ve Ayder’ile tanismam 1992 kisina denk gelir. Bogazici Universite’sinin dagcilik kulubu mensubu olarak. Uzun bir otobus yolculugu sonunda Ardesen’e gelmistik. Oradan minibuslerle Camlihemsin’e cikmistik. Bayagi korkutmustu o cikis bizi, minibusun bir tekeri her virajda bosta hissine kapilmistik. Hatta yolun asagisinda derenin yataginda kaza gecirmis bir minibusu gordugumuzde, bizim soforun ”haa, o bizim amcaoglidir, salak usak, sigarasini yakarken dusurmistir minibusu gecen kis daa” demesi bizi daha bir evhamlandirmisti. O zaman Camlihemsin cok daha kucuktu, bir iki lokanta ve kahvehane vardi ancak. Oradan uzun bir yuruyus yapip Ayder yaylasina cikmistik. Ayder yaylasinda kisin yerlesim yoktu o zaman, bazen yaylaya gozkulak olmak icin bir bekci kaliyordu. Yayla’daki evler derme catma ahsap yayla evleriydi, bir iki tane beton bina vardi ve bunlardan biri de kaplicanin oldugu binaydi. Yaylaya vardigimizda farketmistik ki, Ayder’e cig dusmus ve bazi evleri yikmis. Icimizden bir iki kisi Camlihemsin’e inip jandarmaya haber vermislerdi ama bu bilgi bir sekilde yolda degisip, Istanbul’a ”Ayder’e cikan Bogazici Universitesi dagcilik ekibine cig dustu” diye ulasinca yaygara kopmustu tabi ki. Biz o sirada kaplicanin sicak sularinda dinleniyorduk halbuki. Istanbul’da aileler panik olmustu falan, sonradan jandarma boyle bir olay olmadigini teyit etmisti ama ailem bu olaydan sonra benim dagcilik macerama hic destek vermedi. Hatta o zaman ki kiz arkadasim, sen benim icin cok maceraci bir tipsin diyerek benden ayrilmisti.


     

     @
     187 - 2007-08-21 16:35

    Iste bu anilar aklimdan gecer vaziyette Ayder yaylasina dogru suruyorum motoru. Yoldan zevk aliyorum, dedigim gibi guzel virajli bir yol ama hep tetikte olmak lazim. Ayder’e variyoruz sonunda ama burasi benim hatirladigim Ayder degil. Cok ama cok degismis. Tam bir turist merkezi halini almis. Bir kere cok insan var etrafta, panayir yeri gibi. Cok ev, bina yapilmis. Her turlu kafe, kucuk restoran, pansiyon soz konusu. Iyi mi, kotu mu olmus, karar vermek zor. Alplerdeki kucuk ve turistik yaylalara benzemis. O dogal ve tabiatla ic ice havasini kaybetmis belki de ama obur yandan bu tip yerlerin gelismesinin ve belli bir standarda gelmesinin zamani geldi Turkiye’de. En azindan carpik, dogayla uyumlu olmayan binalar gozume carpmadi benim. Ertesi gun internet kafede otururken yoreden genc isletmeci bir iki kisiyle sohbet ettim biraz. ”Ayder cok bozuldu, kalabaliklasti” diye hayiflaniyorlardi ama bu turizm olmasa onlarin internet kafesi de olmazdi.

    Ayder’deki bu kargasayi gorunce burada mumkun oldugunca az zaman harcayip daha kuytu bir yere gitmeye karar veriyoruz, ilk planladigimiz da buydu zaten. Amacimiz Ayder ile asagi Kavrun arasinda kamp yapacak bir yer bulmak. Ayder’den sonra asfalt yol sona eriyor ve insan sayisi da azaliyor ama hala ”bu yaylaya geldim mangal yapacam arada sirada havaya bir iki kursun sikacam” mentalitesinde topluluk goze carpiyor etrafta. (bu havaya ates acma olayi can sikici aslinda, aksam gec saate kadar devam etti)

    5-10 dakikalik bir surusun sonunda Cuneyt cok guzel bir yer buluyor. Ana yolun asagisinda, gurul gurul akan dereye yakin bir yer.

    Hemen cantalari sokmeye basliyoruz.


     

     @
     188 - 2007-08-21 16:36

    Bu fotograf benim en cok hosuma giden motora binme tarzinin bir tasviri sanki.


     

     @
     189 - 2007-08-21 18:01

    Motorunuz sizi doganin ortasina kadar getirmis. Cadirlar kurulmus. Kamp atesi yakilacak birazdan. Tam bir ozgurluk iste. Bu yuzden adventure tarzi motor kullanmayi cok seviyorum, bana bu tip ozel anlari yasattigi icin.

    Ama ac ayi oynamaz. Hemen is bolumu yapiyoruz. Cuneyt ve Deniz aksam yenilecek malzemeleri alirken, Murat ve ben kamp atesi icin gerekli odun arama calismasina girisiyoruz.


     

     @
     190 - 2007-08-21 19:04

    Kofte malzemeleri geliyor, ates yakiliyor. Murat profesyonel kofteciymis de haberimiz yokmus.


     

     @
     191 - 2007-08-21 19:04

    Bu kofteler cok leziz olacak kesin


     

     @
     192 - 2007-08-21 19:04

    Harika bir geceydi acikcasi. Alkolun etkisiyle dereye dusme tehlikesi yasanmadi degil hani. Derenin buz gibi oldugunu soylememe gerek yok.


     

     @
     193 - 2007-08-21 19:57

    Acik havada hele butun gun motora binip yorulduktan sonra yenilen yemegin tadi bir baska oluyor tabi ki. Raki sisesi ve biralar aciliyor, ates kuvvetlendiriliyor ve derin muhabbetlere daliniyor.


     

     @
     194 - 2007-08-21 19:57

    Pink Floyd, Dire Straits, Depeche Mode gibi ortak sevdigimiz guruplarin sarkilari esliginde cok eglendik o aksam. Derin muhabbetler oldu.


     

     @
     195 - 2007-08-22 11:09

    Sabah gurul gurul akan derenin sesiyle uyaniyorum. Guzel bir gun daha. Dogayla ic ice kamp yapmak herkese iyi geldi biraz agirdan aliyoruz fakat yolcu yolunda gerek. Esyalarimizi toparlayip Ayder yaylasinda kahvalti etmeye karar veriyoruz. Benim ayrica internet baglanip Isvec’deki bir iki isi halletmem lazim.

    Bir kafede duzgun bir kahvalti ettikten ve internet islerini hallettikten sonra yola cikiyoruz. Bugun ki yolumuz cok degil. Camlihemsin’e geri inip oradan Zilkale yoluna gecip kaleden 10-15 km uzaklikta olan Cancik motele varmak amacimiz. Motorlari hafiflettikten sonra Elevit ve Palovit yaylalarina cikmak var kafamizda.

    Zilkale’nin ne zaman insa edildigi bilinmiyor. Firtina vadisine hakim, dere yatagindan 100 metre yukseklikteki bu kalenin Trabzon Imparatorlugu zamaninda Hemsin Lordu Arhakel tarafindan yaptirildigina dair tahminler var.

    Dar ve virajli bir yolu izleyerek kaleye dogru yaklasiyoruz.


     

     @
     196 - 2007-08-22 11:17

    Ve Zilkale karsimizda. Cogunlugu yerli olan turistleri tasiyan minibusleri yolu tikamis biraz. Motorlari parkedip kaleyi gezmeye basliyoruz.


     

     @
     197 - 2007-08-22 11:25

    Geldigimiz yol


     

     @
     198 - 2007-08-22 11:30


     

     @
     199 - 2007-08-22 11:31

    Ve asagida firtina vadisi


     

     @
     200 - 2007-08-22 11:32

    Keyifler yerinde..


     

     @
     201 - 2007-08-22 12:12

    Kalenin icindeki ahsap katlar, merdivenler ve diger yapilar yikilmis zamanla. Gezimizi sona erdirince iki motor gozumuze carpiyor. Zannedersem XT’ydi motorlar. Cuneyt biraz sohbet ediyor sahipleriyle, sonra Cancik motele dogru yolumuza devam ediyoruz.

    Cancik moteli bulurken, ”GPS’e cok guvenme sakin ha” tarzi komik bir olay yasaniyor. Cuneyt önde suruyor, gecen sene bu yoldan gectigi ve Cancik otelde kaldigi icin. 10-15 dakika surdukten sonra bir yol ayrimina geliyoruz, solumuzda dere akiyor ve bir kopru var, koprunun obur tarafinda bir iki ev gozukuyor. Cuneyt GPS’deki Cancik motel isaretine guvenerek yola devam deyip gazliyor ama tam gazladigi yerin yaninda koskoca Cancik motel tabelasi var, kopruye dogru isaret vermis sekilde. Biz ucumuz gulerek kontak kapatiyoruz ve Cuneyt’in geri gelmesini bekliyoruz. Bir iki dakika sonra geri geliyor.


     

     @
     202 - 2007-08-22 14:32

    Cancik motel (aslinda pansiyon) Elevit yaylasindan evvelki son kalinacak yer. Buradan sonra yayla evleri ya da cadirda kalmak gerekiyor. Cuneyt’ler gecen sene burada kalmislar ve memnun kalmislar. Ne yazik ki biz ayni sekilde memnun kalmiyoruz, nedeni de fiyatlarinin verdigi servis ve yemege gore cok tuzlu olmasi. Karadeniz bolgesinde gelen turistlerin de sayisinin artmasi nedeniyle ciddi bir fiyat arttirma ve turisti yolma davranisi olusmus, yazik.

    Esyalari odalara biraktiktan ve motorlari hafiflettikten sonra Elevit ve Polavit yaylalarina cikmaya karar veriyoruz. Deniz pansiyonda dinlenmeyi tercih ediyor. Kisa bir surusten sonra Elevit yayla koyune variyoruz. Rakim 1800 metre,


     

     @
     203 - 2007-08-22 14:32

    Her zamanki gibi merakli cocuklar motorlarin sesini duyup yanimiza geliyorlar.


     

     @
     204 - 2007-08-22 14:49


    Bu kucuk yayla koyunu geride birakip tekrar yukselmeye basliyoruz.


     

     @
     205 - 2007-08-22 14:56

    Cevremizde hasmetiyle yukselen zirveler var. Manzara muhtesem.


     

     @
     206 - 2007-08-22 14:57

    ##


     

     @
     207 - 2007-08-22 15:32

    ##


     

     @
     208 - 2007-08-22 15:33

    ##


     

     @
     209 - 2007-08-22 15:33

    ##


     

     @
     210 - 2007-08-22 15:40

    ##


     

     @
     211 - 2007-08-22 15:40


    Cuneyt sevincten cigliklar atiyor


     

     @
     212 - 2007-08-22 15:49

    Önümüzde karayollarının bir yol düzeltme aracı var. Yolun kıyısından aldığı kara toprakları yola bırakarak hem yolu genişletiyor hem de hesapta düzeltiyor.

    Bu yol gerçekten yorucu olmaya başlayınca mini bir mola veriyoruz. Murat ahududulara saldiriyor.


     

     @
     213 - 2007-08-22 15:49

    ##


     

     @
     214 - 2007-08-22 15:58

    GS kirlendikce daha bir guzel gozukuyor gozume..


     

     @
     215 - 2007-08-22 16:07

    Bir yayla koyunun icinden daha geciyoruz, Polavit yaylasindayiz simdi, ama durmuyoruz cunku karayollarinin yol duzeltme aracini gecme firsatimiz oluyor burada. Amacimiz yagmur yagmadan gecide varmak.


     

     @
     216 - 2007-08-22 16:10

    Yazin bu koye cikan amcalarla sohbet ettikten ve her derda deva dedikleri dagin tepesinden akan buz gibi suyu ictikten sonra yolumuza devam ediyoruz.


     

     @
     217 - 2007-08-22 16:10


    Inise geciyoruz, daha evvel durmadigimiz yayla koyunden gecerken koylu amcalar bize selam veriyorlar, durmadan olmaz. Ben ve Murat bir mola veriyoruz. Cuneyt onden devam ediyor.

    Benim motor, ozellikle GPS cok ilgi cekiyor.

    Koylu amca 1:”Bu motorlar kocaman masallah!”
    Koylu amca 2:”Izledik sizi buradan, yilan gibi kivrila kivrila ciktiniz tepeye, aferin size”
    Koylu amca 3:”Aboov bu ekranda bizim köyun ismi var, diger yaylalar var, gelin bakin”

    GPS’in marifetlerini gosteriyorum amcalara, hoslarina gidiyor.


     

     @
     218 - 2007-08-22 16:45

    Cuneyt greyderin genişletip yükselttiği yolda saklı kalan kayalardan birine carpiyor ve motoru sola yatiriyor, bu sirada sol dizi yerde baska bir kayaya carpiyor. Pantolunun soft korumaları koruyor fakat dizinde hafif morarmayi engelleyemiyor. Bu gibi durumlara alışık bir motorcu kendisi, yola devam. Sonradan yaptigimiz sohbette ikimizin de cikardigi sonuc bu tip surusler icin en iyi diz korumasinin kros/endurocularin kullandigi ekstra uzun ve saglam dizlikler oldugu.

    Ne yazik ki bu zorlu parkurda Murat da motorunu dusuruyor, kendisinde bir hasar yok fakat Zumo GPS’inin ekrani kiriliyor. Murat GPS’i gidonun sol kismina monte etmisti. Motor sola yatinca tasin teki ekrana carpiyor. Bu toprak yol surus ne yazik ki ona pahaliya patliyor. Bu kazadan ogrendigimiz, dusme riski olan suruslerde GPS’i gidonun ortasina ya da kontrol panelinin ustune monte etmek, dusme aninda aletin hasar alma sansini azaltmak icin.

    Kisa bir surusten sonra zirveye variyoruz. Hedefe varmanin verdigi bir mutluluk var hepimizde.

    Murat, Mustafa Kemal pozunda sigarasini icerek kutluyor olayi


     

     @
     219 - 2007-08-22 17:36

    Hava bulutlanmaya basliyor. Yagmur geliyor.


     

     @
     220 - 2007-08-22 17:46

    ##


     

     @
     221 - 2007-08-22 17:46

    Hizimizi arttirarak inise devam ediyoruz. Zorlu bir zemine sahipti gectigimiz yollar. Motorlarin vidalarini sikmak gerekecek Cancik motele varinca.


     

     @
     222 - 2007-08-22 17:57

    Yayladan sorunsuz bir inişle Cancik motelde bizi bekleyen Deniz’in yanına dönüyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki Deniz bizim arkamızdan yaylaya doğru hareket etmiş fakat başlayan yağmur yüzünden geri dönmek zorunda kalmış.


     

     @
     223 - 2007-08-22 17:57

    Gunun geri kalan kismi, motorlarin kucuk bakimlarini yapmak, mihlama ve alabalik yemekle geciyor. Her zamanki gibi deliksiz uyuyorum, ogleden sonraki surus yormus beni. Yarin Karadeniz maceramiz devam edecek.


     

     @
     224 - 2007-08-23 10:22

    Ertesi sabah Cuneyt biz kahvalti ederken yola cikiyor. Uzungol’de konakladigimiz yerde gozlugunu unutmustu. Ayder yaylasina gelen bir motel misafiriyle bulusup gozluklerini alacak. Halinden cok memnun cunku Camlihemsin ile Ayder arasindaki virajli yolda bir kere daha motor surmus olacak.

    Camlihemsin’in hemen disindaki benzincide bulusuyoruz ve motorlara biraz su tutuyoruz.

    Cuneyt gozluklerine kavustu, tekrar entel motorcu gorunumunde


     

     @
     225 - 2007-08-23 10:27

    Bu geziye katilmadan evvel tam bir SOSENDER uyesi olan ve toprak yollara motoruyla girmeyi sevmeyen Deniz yavas yavas offroad’cu oldu diye seviniyorduk ama cocuk dayanamadi. Karadeniz’in tozlu yollari cinnet gecirtti ona


     

     @
     226 - 2007-08-23 11:45

    Aslinda amacimiz Sarp sinir kapisina ugradiktan sonra, Artvin’e yol alip orada ogle yemegi yedikten sonra aksam Kars’da konaklamakti. Ama hersey planladiginiz gibi gitmiyor her zaman.

    Sarp sinir kapisina sakin bir surusle variyoruz. Cuneyt’in icinde tekno laz parcalari calan, kici yere degecek kadar alcak, icinde testesteron hormon fazlasi olan arabalarla kirmizi isiklarda kapismasini saymazsak egerJ

    Sonradan ogreniyoruz ki, eger gurubun diger elemanlarinin yaninda pasaportlari olsaymis, kapidan Gurcistan vizesi alip gunu birlik Batum’u ziyaret etmek mumkun olacakmis. Ben sahsen Gurcistan’i cok gormek istiyorum, herhalde Karadeniz’in 10-20 yil evvelki el degmemis havasi vardir oralarda.

    Sarp sinir kapisinda enteresan bir sey yok. Her tarafta park etmis kamyonlar ve bir suru cop olmasi disinda. Ama hatira fotografi cektirmeden olmaz.


     

     @
     227 - 2007-08-23 14:50

    Daha sonra Artvin’e dogru yola cikiyoruz. Borcka – Artvin arasindaki yolda guzel virajlar var ama yol calismasindan dolayi bazi bolumlerinde yavas gitmek zorunda kaliyoruz.

    Artvin’e geliyoruz. Artvin enteresan bir sehirdir. Ben bu sehre universite zamaninda dagcilik yaparken gelmistim. Otobus gari sehrin asagisindaydi, biz otobusten aksam vakti inince bir sehir gormeyi beklerken ana yolun kenarinda parketmis otobuslerle karsilasip saskinlikla ”nerede bu sehir merkezi” deyince ahali bize parmaklariyla yukariyi gostermisti. Kafanizi kaldirinca anliyorsunuz ki, sehir kademe kademe dik bir tepeye kurulmus. Yukarida futbol oynarken topu kacirdiniz mi yandiniz yani

    Keskin virajlarini zevkle cikiyoruz sehrin ve merkeze variyoruz. Amacimiz cabuk bir ogle yemegi yiyip yola devam etmek. Mecburi istikamet var, bir tur atiyoruz motorlarla ama her hangi bir lokanta gozumuze carpmiyor. Ikinci kez turlarken, onumuzu bir bey kesiyor. ”Merhaba uzak yoldan geldiniz galiba, ben de motorcuyum, bir ihtiyaciniz varsa yardimci olayim diyor” Duzgun bir yemek yenilecek yer aradigimizi soyleyince, ”parkedin motorlari buraya, benim ofisimde sizleri misafir edeyim hem de sohbet ederiz” deyince nazik teklifini geri ceviremiyoruz. Sagolsun ofisine yemekler getirtiyor, bizimle sohbet ediyor, yollar hakkinda bilgi veriyor. Hatta Cuneyt’in motorunu cok begenince neredeyse Cuneyt ile motor uzerine anlasiyorlar bile. Koyu bir sohbete daldigimizdan ne ben ne de diger arkadaslar bu nazik beyin fotografini cekmeyi unutuyoruz. Tam yola cikarken besledigi yavru kopeklerin resmini cekmek aklima gelmis ama.


     

     @
     228 - 2007-08-23 15:13

    Artvin Karadeniz’de daha evvel gezdigimiz sehirlerden daha farkli. Daha acik goruslu bir izlenim veriyor. Sokakta dolasan bayanlarin giyim tarzindan tutun, trafiginin akisina kadar. Bizi misafir eden beyin dedigine gore Artvin gercek bir cumhuriyet sehriymis. Artvin hosumuza gidiyor acikcasi ama yola devam etmemiz lazim. Havada sikici bir bunaltici baski var, sanki yagmur yagacak. Hatta tartisiyoruz acaba Artvin’de mi kalsak bu aksam diye ama daha az yol almanin verdigi hisle devam etmeye karar veriyoruz. Cok dogru bir karar olmadigini gorecegiz yakinda.

    Artvin’den ciktiktan sonra karsi tepelerden sehrin gorunusu


     

     @
     229 - 2007-08-23 15:13

    Ciddi bir baraj calismasi var, o yuzden yeni yollar da yapilmis, onlardan birinin uzerinde yolumuza devam ediyoruz.


     

     @
     230 - 2007-08-23 18:31

    Yagmur tam indirmeye baslayinca cok kisa bir mola veriyoruz topluca. Deniz’de BMW’nin tam vucut yagmurluk tulumlardan var, onu giyip kendini garantiye aliyor. Ben ceketimin icine giyilen su gecirmez katman yerine yagmurluk kullaniyorum. Yagmur altinda ceketi cikarip bu ic su gecirmez katmani gecirmek zor oluyor yoksa. Hemen yagmurlugu giyiyorum ve kendimi garantiye aliyorum ama pantalonlar icin iclik var onu daha cok yagmur yagarsa giyerim diye cantadan cikarmiyorum. Cuneyt ve Murat’da BMW Rallye Pro’lar var, bu kiyafetlerin de benim ki gibi ice giyilen yagmur gecirmez katmanlari var, yani bir iki saniyede giyilecek seyler degil. Cuneyt ve Murat yola devam edelim belki yagmur diner diyorlar. Tekrar teker cevirmeye basliyoruz ama yagmur gucunu azaltmak yerine daha da siddetleniyor. Ve yollara heyelandan dolayi taslar dusmeye basliyor. Bir iki manavin ve evin yol kenarinda oldugu bir yerde Cuneyt ve ben mola veriyoruz. Cuneyt manav tezgahlarini siper alarak icliklerini giyiyor. Ama Murat mola vermeden yoluna devam ediyor. Deniz zaten önden basmis durumda. Ben ve Cuneyt kiyafetleri takviye ettikten sonra yola devam ediyoruz. Bir yerde yolun karsi serit tarafina kayalar dusmus, karsi seritten gelen minibus bizim seride gecmis gelmekte, onumuzde ki araba da ona karsi koprude karsilasan keciler muhabettinde yoluna devam etmekte. Son anda carpismaktan kurtariyorlar. Yol sartlari her turlu tehlikeye acik anlayacaginiz. Mesafeyi korumak lazim. 


     

     @
     231 - 2007-08-23 18:31

    Asagidaki haritada Artvin’in 450 metrelik rakimindan Savsat’in 1200 metrelik rakimina yukseldigimiz harika vadiyi gorebilirsiniz.

    Artvin ve Savsat arasindaki yol aslinda cok guzel ve manzarasi muhtesem bir yol. Keske daha duzgun bir havada o yoldan gecebilseydik. Fazla resim cekmeye firsatimiz olmadi ama asagidaki kareleri gunesli bir havada dusunun.


     

     @
     232 - 2007-08-23 18:56

    Savsat’a variyoruz yagmur biraz azaliyor. Deniz bir otelin onune cekmis, Murat’la acaba Savsat’da kalsak mi diye konusuyorlar. Ben ve Cuneyt kiyafetleri destekledigimiz icin yola devam edebilecek ruh halindeyiz. Bizim fikrimiz yola devam etmek ve Ardahan’da konaklamak. Murat hala elbiselerinin icligi giymemis, siril siklam. Ona ic kiyafetlerini degistirmesini tavsiye ediyoruz ama bizi dinlemiyor, yola devam edecegini soyluyor. Ben zar zor ona benim windstopper yelegi giydirtiyorum. Savsat cikisinda benzin almamiz lazim ama Deniz’in depo daha buyuk o onden yola devam ediyor. Ben, Cuneyt ve Murat benzin alimindan sonra yola cikiyoruz.

    Camlibel gecidinin oldugu duzluge varmadan evvel yol cok zorlaniyor. Heyelan nedeniyle yolun uzeri kayalarla dolu, araclar ve kamyonlar geri donmeye calisiyorlar. Yolun uzerinde kucuk dereler olusmus vaziyette. Afet alani gibi ortalik anlayacaginiz. Motor uzerinde olmanin avantaji burada ortaya cikiyor, kayalarin yanindan ya da ustunden tabiri caizse yavru ceylan gibi sekerek yolumuza devam ediyoruz.

    Sonra 2460 metre rakimli Camlibel gecidi duzlugune geliyoruz. Etkileyici bir yer oldugunu soylemem gerek, ben bir platoyum diyor resmen, yuksekte oldugunuzun farkindasiniz hemen hava soguyor (yolun kenarinda kar birikintileri vardi). Ardahan ileride belirmeye basliyor. Yolun kenarinda otlayan buyuk bas hayvanlar ve cobanlari var. Ben cok etkilendim bu gecitten acikcasi.

    En sonunda Ardahan’a variyoruz.

    Deniz bir otel bulmus, bizim onumuzden gitmisti o. Otele yerlesiyoruz, zorlu bir gun gecti. Bazilarimiz cok islandi. Murat bizim tavsiyelerimizi dinlememenin cezasini ileriki gunlerde cekecek ne yazik ki.

    Zor bir gundu ve bazi seyleri daha dogru yapabilirdik. Mesela herkes kiyafetlerini ayni anda ve yerde degistirseydi kopmalar olmazdi. Deniz’in Savsat’dan sonra önden yalniz surmesi risk iceriyordu. Murat bizi dinleyip kiyafetlerini takviye etmeliydi bence. Ben ve Cuneyt de Murat’in usudugunu dusunup belki de Savsat’da konaklama fikrine daha sicak bakmaliydik. Ya da Murat fikrini daha belirgin bir sekilde belirtmeliydi. Kisacasi gurup icerisindeki iletisimimiz test edildi bugun ve ilerisi icin bazi deneyimler edindik.

    Kazasiz belasiz bu etabi da atlattik ama Artvin-Savsat arasini daha guzel bir havada tekrar gormek isterim acikcasi.

    Yarin rota Kars’a, Ani harabelerini gormek icin hepimiz can atiyoruz.


     

     @
     233 - 2007-08-24 09:02


    Kahvaltidan sonra Kars’a dogru yola cikiyoruz. Ani harabelerini gorecegiz bugun. Kars’a girmeden evvel Ani harabeleri sapagi var, oradan girip yolumuza devam ediyoruz. Cuneyt Kars’a varmadan evvel benzinim rezervde demisti, sapakta Ani harabeleri 40 km diye bir tabela var. Cuneyt belki ileride benzinci vardir diye yola devam etmeye karar veriyor. Yanimizda benzin cekmek icin hortumlar var, buna da guvenerek yola devam ediyoruz.

    Gercekten ileride bir benzinci varmis ama benzin degil mazot sattigini ogreniyoruz, yani durum vahim, Cuneyt kesin benzinsiz kalacak ve beklenen gerceklesiyor. Cuneyt’in benzin bitiyor. Ilk once benim KTM’den benzin almaya calisiyor ama benim motor ”ölurum de bir BMW’ye benzin vermem” der gibi bir damla benzin vermiyor Cuneyt’e.


     

     @
     234 - 2007-08-24 09:03

    KTM’den is cikmayinca Deniz’in tankere yoneliyoruz.


     

     @
     235 - 2007-08-24 09:09

    Cuneyt benzin cekmeye calisirken, Gemmurat dayanamayip, siz gencler bu isten anlamiyorsunuz deyip olayi aninda bitiriyor. Ben bilmiyordum, ilk once uflemek gerekiyormus hortuma.


     

     @
     236 - 2007-08-24 09:14

    Daha sonra Murat ”Heeyyyt benden daha iyi benzin ceken var mi cihanda” seklinde hortumundan benzini temizliyor.


     

     @
     237 - 2007-08-24 09:14

    ##


     

     @
     238 - 2007-08-24 09:48

    Ve Ani harabelerine ulasiyoruz. Motorlari parkedip harabeleri gezmeye basliyoruz. Cok eski bir uygarlik merkezi olan bu sehir bir cok devletin kontrolune girmis. Ama bir cok eserin yapilis zamani Ermeni kralliklari donemine ait. Daha sonra Mogollar tarafindan isgal edilmis, yakip yikilmis, baska devletlerin kontrolune girmis, ticaret yollarinin rotasi degisince de eski onemini kaybetmis. Bu Mogol istilasi ve herseyin yakilip yikilmasi durumunu doguda gezdigimiz bir cok yerde okuduk ya da görduk. Hatta aramizda ”bir Mogol yakalarsak fena yapalim” gibi bir muhabbet gecmedi degil. Adamlar cok medeniyeti yikmislar ne yazik ki.

    Ani harabelerinin etkileyici yonu, guzel mimariye sahip harabelerinin yanisira, sehrin uzerinde kuruldugu topoloji yuzunden. Cevresindeki vadilerle birlikte sehir bir anlamda bulutlarin uzerinde, farkli bir dunya izlenimi veriyor. Bu hissin olusmasinda Ermeni sinirina yakinligindan dolayi herhangi bir yerlesimin gozle gorulur mesafede olmamasi da etkili tabi ki.

    Ama cok ihmal edilmis harabeler. Ekonomik, politik ya da baska nedenlerden dolayi, bilemiyorum, harabeler korunmamis. Bir iki restorasyon calismasi yapilmis ama benim uzman olmayan gozume bile kalitesiz is yapilmis gibi geldi.

    Arazi cok buyuk oldugu icin en az bir tam gun ayirmak lazim harabeleri gezmek icin. Biz acelemiz oldugundan 2-3 saatte gezmeye calistik.

    Sehrin duvarlarinin icinden gecip kalintilarin oldugu geniz araziye ulasiyoruz.


     

     @
     239 - 2007-08-24 09:49

    Bu yurume patikasini izleyerek sehri gezmeye basliyoruz.


     

     @
     240 - 2007-08-24 09:49

    Sehir duvarlarinin bugunku hali.


     

     @
     241 - 2007-08-24 09:53

    Her taraf harabelerle dolu. Cogu kilise kalintisi.


     

     @
     242 - 2007-08-24 09:54

    Bazi binalarin yalnizca duvarlari kalmis ama tas isciligi cok etkileyici.


     

     @
     243 - 2007-08-24 09:58

    Hava yagmurlu degil ama puslu. Deniz ve ben isi garantiye almak icin botlarimiza naylon torba geciriyoruz. Benim Alpinestar Vector enduro botlarindan cok memnunum (her ne kadar gruptaki arkadaslar snowboard botu bu diye alay ettilerse de) fakat su gecirme olayi var ne yazik ki. Cuneyt, sizi gidi tatli su motorculari diyerekten goruntulemis o ani.


     

     @
     244 - 2007-08-24 10:00

    ##


     

     @
     245 - 2007-08-24 10:02

    Sehri cevreleyen vadinin icinde magaralar goze carpiyor. Herhale kalkolitik cagda (MÖ 5000-3000) ilk yerlesimde bulunan insanlar bu magaralardan yararlandi.


     

     @
     246 - 2007-08-24 10:09

    Anadolu’daki ilk cami oldugu iddia edilen camiye geliyoruz. Farkli kaynaklardan okuduguma gore minarenin ana binadan farkli bir donem de yapildigina dair soylentier var.


     

     @
     247 - 2007-08-24 10:10

    Manzara muhtesem, tasvir etmek zor. Gidip gormeniz lazim. Bu sehrin iyi zamanlarinda burada yasamak isterdim acikcasi, herhalde cok enteresan bir yerdi. Farkli medeniyetlerden gelen kervanlarin bulustugu nokta.


     

     @
     248 - 2007-08-24 10:10

    Ileride bir baska kale daha goze carpiyor, daha etkileyici, fakat Kizkale adindaki bu kaleye kadar yurumemiz soz konusu degil, ozellikle motor kiyafetleriyle


     

     @
     249 - 2007-08-24 10:10

    ##


     

     @
     250 - 2007-08-24 10:11

    Caminin icinin goruntusu


     

     @
     251 - 2007-08-24 10:12

    Ve penceresinden vadinin gorunusu


     

     @
     252 - 2007-08-24 10:24

    Ic kale adi verilen sehrin icindeki kale


     

     @
     253 - 2007-08-24 10:24

    Katedrale variyoruz.


     

     @
     254 - 2007-08-24 10:26

    Ortasindaki kubbe cati ne yazik ki cokmus. Uzun yillarin ve yagmalamalarin sonunda bu hale gelmis, ciddi bir renovasyona ihtiyaci var.


     

     @
     255 - 2007-08-24 10:27

    Icinden gorunusu...


     

     @
     256 - 2007-08-24 11:06

    ##


     

     @
     257 - 2007-08-24 13:18

    Artik yola devam etmenin zamani geliyor. Gelmekle cok iyi etmisiz, cok etkileyici bir yer burasi. Ama bakimsizligi insanin icini burkuyor. Binlerce yillik kulturun hayvan otlama alani olarak kullanildigini gormek uzucu. Hayal ediyorum, boyle bir dunya mirasi yeri restore edeceksin, yanina da sanat tarihi fakultesi falan kuracaksin, dunyanin dort bir tarafindan insanlar gelecek, arastirma yapacak. Kim bilir belki olur bir gun.

    Cikista bir turist grupla karsilasiyoruz. Ispanya’dan gelmis bir bayan grup. Benim esimin Ispanyol oldugunu duyunca muhabbet ediyorlar ama 10 gun evvel evlendigimizi ve benim balayi yerine motor yolculugu yaptigimi duyunca bana ters ters bakiyorlar, neden acaba ??

    Kars’a girip oglen yemegi yemeye karar veriyoruz. Bayburt’da yasanana benzer bir sekilde esnaf lokantasinda bir guzel kaziklaniyoruz. Resimdeki yeri tavsiye etmem acikcasi.

    Ama asil problem o degil, Murat dunku suruste sifayi kapmis, yemekte yediklerini hemencecik lokantanin onunde cikarmak zorunda kaliyor. Durumu iyi degil, halsiz ve yorgun gozukuyor. Murat dinlendikten ve sicak bir seyler ictikten sonra yola devam ediyoruz. Amacimiz mumkun oldugunca cabuk Dogubeyazit’a varmak ve Murat’in dinlenmesini saglamak.

    Kars’i gormek istiyorduk ama dunku yagmurdan dolayi burada konaklayamadik gece, yolumuza devam etmemiz lazim. Bir dahaki sefere artik.


     

     @
     258 - 2007-08-24 14:27

    Igdir’da bir mola vermeye karar veriyoruz. Durdugumuz yerde bir lastik tamirhanesi var. Oradaki genc arkadaslar cok cana yakin cikiyorlar. Bize icecek ikram ediyorlar.


     

     @
     259 - 2007-08-24 14:32

    Igdir cevresindeki yuksek bolgelere göre (ortalama 1600-1800 metre) daha alcak (~800 metre) bir ova. Hava sicakligi hemen artiyor ve hani
    yagmur sikintisi var derler ya oyle bir basinc var havada hatta.

    Cana yakin genc arkadaslarla bir hatira fotografi cektiriyoruz. Tabi ki email adresleri var ve bu resmi onlara gonderecegim.

    Bu arada Murat’in hatira fotosu cektirecek hali yok. Kendini iyi hissetmiyor hic. Kotu usuttu. Mumkun oldugunca cabuk Dogubeyazit’a varmak istediginden eminim.


     

     @
     260 - 2007-08-24 15:22

    Yola devam. Ozellikle Turkiye’nin dogusunu gezen yabanci motorcularin sikayet ettigi, yol kenarindaki cocuklarin motorlara bir nevi seyler atma olayi ne yazik ki buralarda basladi ve Nemrut dagina kadar devam etti. Bu tip abuk sabuk seyleri atan ya da atmaya calisanlar yalniz cocuklar da degildi, koskoca 20 yaslarinda tipler de bu tip davranislarda bulundu. Gezinin bu kisminda benim hatirladigim kadariyla benim arkamdan sopa atilmis (Deniz gormus), bir iki kere karpuz, kavun satanlar onlari atar gibi yapti. Gemmurat’i Nemrut krateri civarinda havali tabanca ile taciz ettiler vs. Bu tip davranislarin caresi cocuklari egitmek ya da o yollarda motorlarin sayisinin artmasi, boylece onlar da arabalara alistiklari gibi motorlara alisip atmazlar herhalde.

    Dogubeyazit’a vardigimizda ogleden sonrasi. Tam sehre girmeden evvel Belcika’dan gelmis bir motorcu ciftle karsilasiyoruz, cok kisa sohbet ediyoruz cunku amacimiz yagmur bastirmadan Ishak Pasa Sarayi’ni gezmek. Ishak Pasa Sarayi tabelalarini izleyerek sehirde duraklamadan direk yolumuza devam ediyoruz. Saraya giden yol yeni duzenlenmis, asfalt ve tas dosenmis. Kivrila kivrila irtifa kazanan yolun sonunda Ishak Pasa Sarayina variyoruz. Ben sahsen daha buyuk bir bina bekliyordum, herhalde o unlu tepeden cekilen resimlerinden oyle aklimda kalmis.

    Sarayin girisine dogru ilerliyoruz.


     

     @
     261 - 2007-08-24 15:23

    Kapidan karsiya dogru baktiginizda bu camiyi goruyorsunuz.


     

     @
     262 - 2007-08-24 15:24

    Resimlerinden zamaninda cok etkilendigim bu binanin onundeyim simdi. Ishak Pasa Sarayi bana gercekten Dogu’yu cagristirmistir resimlerine baktigimda ve simdi gercekten Dogu’dayiz.

    Kisaca saray hakkinda bilgi vermek gerekirse: Doğubeyazıt'ın 5 kilometre uzağında eski Doğubeyazıt yanında sarp kayalar üzerine kurulmuş, kartal yuvasını andıran 116 odalı bu saray aslında türbesi, camii, surları, iç ve dış avluları, divan ve harem salonları, koğuşları ile bir bey kalesidir. Sarayın yapımını 1685'de Doğubeyazıt Sancak Beyi ve onun oğlu Mehmet Paşa tarafından 1784'te bitirilmiştir. 7.600 m² bir sahada yapılan sarayın inşaası 99 yıl sürmüştür.

    Sarayin kapisindan iceri girip avlusuna geciyoruz.


     

     @
     263 - 2007-08-24 15:26

    Duvarlardaki islemeler tek kelimeyle muhtesem


     

     @
     264 - 2007-08-24 15:27

    ##


     

     @
     265 - 2007-08-24 15:27

    ##


     

     @
     266 - 2007-08-24 15:28

    ##


     

     @
     267 - 2007-08-24 15:28

    ##


     

     @
     268 - 2007-08-24 15:28

    ##


     

     @
     269 - 2007-08-24 15:28

    ##


     

     @
     270 - 2007-08-24 15:28

    Diger tas binalarda da gozume carpan aslan figuru


     

     @
     271 - 2007-08-24 15:29

    Avlunun arkasinda odalarin oldugu bolume geciyoruz.


     

     @
     272 - 2007-08-24 15:31

    Bu tip sominelerle odalari isitiyorlarmis


     

     @
     273 - 2007-08-24 15:32

    Ve odanin manzarasi


     

     @
     274 - 2007-08-24 15:39


    Ve en sonunda sarayin disina cikip karsidaki tepeden en cok taninan kompozisyona benzer fotolar cekmeye calisiyoruz. Ne yazik ki hava da yagmur sikintisi oldugundan isik tam istedigimiz gibi degil.


     

     @
     275 - 2007-08-24 15:40

    Deniz’in ve benim keyfimiz yerinde.

    Sarayin mimarisi etkileyici ancak onu ozel kilan bu mimarinin yaninda bulundugu konum ve cevresindeki manzara. Asagidaki duzluge hakim bir tepede, karsisinda Agri dagiyla saray cevresiyle bir butun olarak sizi etkiliyor.

    Ishak Pasa Sarayi gezimiz sona erince Dogubeyazit’in merkezine iniyoruz. Amacimiz uygun bir otel bulmak. Merkezde bir otele fiyat sormak icin onune parkediyoruz ve sagnak yagmur basliyor. Deniz otelden bilgi almaya calisirken biz de Dogubeyazit’in kaotik sokaklarina alismaya calisiyoruz acikcasi. Nasil desem, Dogubeyazit enteresan bir yer. Hani casus filmlerinde kacakcilarin cirit attigi, herhangi bir kanunun islemedigi, sokaklarinda her turlu insanin dolastigi, insana guven vermeyen kasabalar var ya, iste Dogubeyazit oyle bir yer. Tam bir kaos ortami soz konusu. Durmadan yaninizdan, etrafinizdan birileri geciyor, size carpiyor, itiyor falan. Hatta Murat motorunun uzerinde otururken bir iki cocuk motoru kurcalamaya basliyor, Murat ”yapmayin cocuklar” deyince de kufur ederek yanimizdan ayriliyorlar. Kisacasi hafif wild eastern havasi var ortalikta. Bu otelde kalsak bile motorlari otelin onunde park etmeyi goze alabilir miyiz tartisilir. Deniz geri geliyor, otelin kalitesini begenmemis.


     

     @
     276 - 2007-08-24 15:43

    O zaman Altug’un tavsiye ettigi otele gitmeye karar veriyoruz, birazcik sehir disinda ama deger diye dusunuyoruz. Benim yolculuk sirasinda internet uzerinden bu konu basliginda Altug’dan aldigim tavsiyeler cok isimize yariyor boylece.

    Yagmur siddetini arttiriyor ve biz bir iki yerde yolumuz kaybediyoruz ama sonunda oteli buluyoruz. Kesinlikle dogru secim. Bizden baska Agri dagina cikacak yabanci gruplar goze carpiyor. Resepsiyondakiler Altug’yu hatirliyorlar ve bize Altug bey indirimi yapiyorlar. Sagolasin Altug


     

     @
     277 - 2007-08-24 16:42

    Odalarimiza yerlestikten ve yemegimizi yedikten sonra Murat kendini hic iyi hissetmedigini soyluyor. Yapilacak tek bir sey var, o da Murat’i bir doktora gostermek, boylece onu en kisa surede ayaga kaldiracak ilaclari almasi mumkun.

    Bir taksiye atlayip Dogubeyazit’taki devlet hastanesine gidiyoruz hepimiz. Cana yakin bir doktor Murat’la ilgileniyor ve gereken tedaviyi yapiyor. Igne, serum ve bazi tabletlerden olusan bir tedavi kisacasi.

    Dogubeyazit’i ozellikle gece vakti gezme istegimiz yok. Otelimize geri donup, ertesi gunku surusun plan programini yapmaya karar veriyoruz. Bu plan program sirasinda varilan ortak bir karar belki de bir motorsuz gun gecirip kendimizi ozellikle Murat’i dinlendirmek. Deniz kislari Erzurum Dedeman’da is icin belli bir sure bulundugundan, ”isterseniz Erzurum’a gidelim, orada kalalim bir iki gun, dinlenelim” diyor. Boylece rotada bir degisiklik yapip Erzurum’a gitmeye karar veriyoruz.

    Devam edecek

    Gönderilen Nov 05 2007, 12:59 AM Yayınlayan Ahmet SENOGLU Ne ile 14 comment(s)
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x