Oturum Aç | Üye Ol | Yardım

in

Ahmet SENOGLU

Viatormundi

February 2008 - Mesaj


  •   Pireneler ve kuzey Ispanya gezisi raporu 4.800 km

    Wed, Feb 13 2008 21:34
    3,466 Okundu  

     Italya


     

    2003 yilinda yaptigim Alpler gezisinin vermis oldugu guven ve macera istegi duygusuyla (bakiniz Alpler gezi raporu) 2004 temmuz ayinda Alpler gezisi kadar uzun olmasa da, yalnizca :wink: 3 haftalik bir motor gezisi yapmaya karar verdim. Yine tek basima ya da dogru soylemek gerekirse ben ve yol arkadasim TDM 900'umle. Bu sefer rotam soyle Stockholm-Göteborg-Kiel (feribot ile)-Hamburg-Narbonne (tren ile)-Andorra-Pamplona-San Sebastian-Bilbao-Zaragoza-Barselona-Mayorka-Barcelona-Narbonne-Hamburg (tren ile)-Kopenhag-Malmo-Stockholm. Yolculuk takriben 6000km surdu. Bu sefer, trenler sayesinde kilometreden tasarruf yaptik


     

     @
     001

    2003 yilindaki yolculuktaki gibi mumkun oldugunca kamp kurmak yerine cunku Alplerde kampingler cok iyi kalitede ve rahatti, Ispanya'da hotel motel olaylarinin dusuk maliyetlerini goze alarak (Isvec'de yasamanin en guzel tarafi, hangi ulkeye giderseniz Japonya ve Norvec haric herseyin fiyatini ucuz algiliyorsunuz ) kamp malzemelerimi almadim yanima. Luks bir gezi oldu anlayacaginiz ama bir iki konaklama yerinde keske cadirim yanimda olsaydi dedim aslinda.

    Bir evvel ki seneyle karsilastirinca ekipmandaki degisiklikler, motorumdaki yeni egsozlar (italyan mali GPR marka, cok kaliteli degil ama komsulari sabahin korunde uyandirma islevini yerine getiriyor), air-bag'li ceketim (bakiniz motorda airbag uretildi tartisma konusu), normal filmli Nikon kameram yerine Sony dijital kameraydi. (o yuzden resim kalitesinde 2003 gezisine gore bir dusus var bana sorarsaniz ama bagajdan tasarruf etmis oldum boylece, Nikon tank cantasinin yarisini kapliyordu)

    Yagmurlu bir Isvec yazi sabahinda (genelde Isvec yazlari hep yagmurlu olur:cray yola cikiyorum. Merak edenler icin, selenin uzerindeki kablo air-bag cekete takiliyor.


     

     @
     002

    Ilk durak Göteborg sehri. Isvec'in batisinda olan bu sehir bir endustri sehri. SKF, SAAB ve VOLVO sirketleri buraya yakin. Stokholm'le karsilastirinca daha mutevazi bir sehir. Bana sorarsaniz, Stokholm Iskandinavya'nin en guzel sehri, hatta kuzeyin Venedigi diye anilir. Göteborg nesiyle unlu diye sorarsaniz kotu havasi derim, durmadan yagmur yagar burada ve tabi ki ben sehre vardigimda bir ayricalik soz konusu degildi. Isin asli neredeyse butun 500 km boyunca yagmur altinda kullandim motoru.

    Göteborg'a gelince kuzey Almanya'daki Kiel sehrine giden feribota bindim. Aksam biniyorsunuz, feribotta bir seyler yiyip icip dinleniyorsunuz, ertesi sabah Almanya'dasiniz. Bu feribot ile mesafe katetme olayini seviyorum acikcasi, insanin okumaya firsati oluyor hem de enteresan insanlarla tanisma imkani var.



    Cirkin Göteborg limaninin feribottan gorunusu. Yok ben bu Göteborg'u sevmedim.


     

     @
     003

    Feribotta iki kisilik odada kaldim. Oda arkadasim 65 yaslarinda cevat kelle vari bir Isvecli amca cikti. Elemanin yaninda yanlis hatirlamiyorsam 4 kamera vardi, anlayacaginiz fotograf manyagi. Ilk once ekipmanlar hakkinda seminer verdi bana sonra da cektigi fotoraflari gostermeye basladi. Amcam yaninda hard disk, kucuk projektor falan tasiyor, yani her an sunum yapabilecek vaziyette. Artik siz diyin 1000 ben diyim 2000 fotograf sonrasinda amcam biraz yoruldu da kendimi bara zor attim. Yok hakkini almamak lazim, iyi fotografci, ozellikle siyah beyaz insan calismalari cok hosuma gitti. Ama Iskandinavya'da feribota binip de bara takilmamak olmaz, neden mi? Simdi burada ickiler cok pahali ya, vergisi yuksek diye, gemiler acik sulara cikinca barlar acilir, benim ucuz ickiye muhtac kuzeyli dostlarim hemencecik sarhos olurlar. Karnaval ortami yani. Kim demis Isvecliler az konusur diye, bir sise votkadan sonra bulbul gibi öterler (Isvecliler icin cok soylenen bir fikrayi paylasayim sizinle konu acilmisken. Havaalaninda Isvecli olup olmadigini nasil anlarsiniz? Kulak verin etrafa, eger birilerinin ellerinde ki torbalarda sise singirdamasi duyuyorsaniz, kesin Isveclidirler)

    Neyse, ertesi sabah sag salim Kiel'e vardik. Bu arada olur da feribotla yolculuk etmeyi planlarsaniz, motoru sabitlemek konusunda yaninizda bazi malzemeler olsun derim. Ilk olarak motoru feribotun zemininde ya da duvarlarinda bulunan halkara sabitlemeye yarayan kilitlenebilen kayis ve ikincisi eger tekerin onune koyacak takoz yoksa on freni kitlemek icin freni siki tutacak kucuk bir kayis ya da ip.

    Kiel'den Hamburg cok kisa bir mesafe. Bu sene Alman otobanlarinda zaman gecirmek ve gereksiz tehlike yasamak yerine 2003 yazinda yaptigim gezinin geri donus etabinda kullandigim autozug'u (arac tasiyan tren) kullanmaya karar verdim. (Detayli bilgi http://www.autozug.de/eindex.html)


     

     @
     004

    Biraz tuzlu ama motorun asinmasi, eskiyen lastik, harcanan benzin, konaklama ucreti ve olabilecek kaza riski goz onune alininca o kadar da pahali degil acikcasi. Motoru yukluyorsunuz trene aksam ustu, sabah guney Fransa'dasiniz. Ispanya sinirina 1 saat mesafede.

    Sevgili yol arkadasim trene yuklenmeyi bekliyor.


     

     @
     005

    Trene guney Isvec'den gelen bu sirin grup da binecek. Suzuki Intruder kullaniyor hepsi. Aksam trendeki Alman biralarini beraber test ettik


     

     @
     006

    Motorlar trene yuklendi. Vagonun tavani alcak o yuzden kask kullanmanizi sart kosuyorlar. Dediklerine gore kafayi celik kolonlara toslayanlar olmus yukleme sirasinda, uff. Alman elemanlar kayislarla sabitleme islemlerini cok iyi yapiyorlar.


     

     @
     007

    Yumusak cantalar, rulolar ve cruiser motorlarda olan buyuk on camlarin/siperlerin cikarilmasi sart. Bizim Intruder'calarla Alman gorevliler arasinda bayagi bir tartisma oldu bu on cam/siper konusunda. Bizim Svensson'un argumani soyle "yahu ben bu motorla 150km hiz yapiyorum, nasil olurda saatte 100km ile giden trende on siper kirilir?" Alman gorevlinin aciklamasi ilginc "iki tren yan yana gecince oyle bir turbulans oluyor ki, cama/sipere ruzgar tersten vuruyor, sen herhalde geri viteste saat 100km ile motorunu kullanmadin hic di mi?" Sonucta bizim Intruder'cilar roma imparatorlugu gladyatorleri ya da bizim robocop polisler gibi ellerinde intruder siperlikleriyle trene biniyorlar.

    Trendeki kompartmanlar idare eder. Cuzdaninizin kalinlik oranina gore 2 kisilikten 5 kisiye kadar kompartmanlar var. Kahvalti dahil. Sansima iki tane Danimarka'li motorcuyla ayni kompartmana dusuyorum.


     

     @
     008


    Bu elemanlar motorlari yukleme sirasinda ilgimi cekmislerdi. Birinde Ducati ST4 digerinde BMW R1150 RT, tertemiz touring motorlari. Ama adamlarin ustu basi dokuluyor. Kasklarina kask demeye sahit ister, yarim karpuz gibi bir seyler. Elbiseler param parca. Sanki neleri var yok satmislar, motorlari almislar. Neyse, yerlesiyoruz kompartmana. Kim altta kim ustte yatacak tartismasi kazasiz belasiz cozuldukten sonra, haritalar cikiyor ortaya, herkes nerelere gidecegini anlatiyor falan. Yok dayanamayacagim, sormam lazim bu ekipman garibanligi meselesini. "Yahu nedir sizin bu malzeme durumu, kasklar pek guvenli durmuyor hani, biraz eskimisler". Elemanlar siritiyor. Biz bunlari internetten falan cikma aldik ozellikle, hepsini atacagiz yarin:: Andorra'ya gidiyoruz, orada butun takimi yeniden doseyecegiz. O zaman dank ediyor kafama. Dogru ya, Andorra'da vergi yok. Her turlu malzeme cok ucuz. Eh Danimarka'da bu tip malzemeler cok pahali, iyi fikir aslinda. Yolculugun geri kismi iyi geciyor, barda Intruder'cilar beni cruiser motor kullanmaya ikna etmeye calisiyorlar ama tabiki basarili olamiyorlar. Gece biz uyurken de trenimiz bizi Fransa'nin guneyindeki Narbonne sehrine dogru tasiyor.

    Ertesi gun ogle saatlerinde Narbonne'a variyoruz. Motorlarin vagonlardan indirilmesi biraz zaman aliyor ama acelemiz yok. Danimarka'lilar aceleyle Andorra'ya dogru yola cikiyorlar, anliyorum adamlari, mumkun oldugunca cabuk o komik kiyafetlerden kurtulmak istiyorlar Intruder'cilarda Barselona uzerinden guney Ispanya'ya dogru yola cikiyorlar. Kesin pisecekler yolda, guney Ispanya'da temmuz ayinda deri kiyafetlerle motor kullanmak akil kari degil bana gore.

    Bugunku rotam kisa yalnizca 300km kadar, Narbonne'un guneyine dogru yol alip, siniri gecip, La Seu D'urgell adli kayak merkezinde konaklayacagim.

    Sonunda yola cikabildim. Virajli yollar, gunesli gokyuzu ve temiz bir hava hosgeldin Pirenelere diyor sanki


     

     @
     009

    Puigcerda denen kasabaya geliyorum. Tam sinirda, Fransa tarafinda hersey Fransizca ve gercekten Fransa havasi veriyor, 20 metre sonra (sinir cizgisi, kontrolu yok artik Schengen nedeniyle) her sey Ispanyolca ve Ispanya gorunumunde. Enteresan bir goruntu.

    Puigcerda'da Boules (oradaki ismiyle Pétanque) turnuvasindan bir goruntu. Kisaca agir metal toplari tahta kucuk topa yakin atma olayi, herkesin 2 topu var. Kumsalda oynamak icin uygun bir oyun.


     

     @
     010

    Tekrar yollara dustum, artik viva espana olayi gecerli.


     

     @
     011

    ##


     

     @
     012

    Aksam ustu La Seu D'urgell'e variyorum. Ok kalitede bir pansiyona yerlesip, bir seyler atistirdiktan sonra kasabayi geziyorum. Sirin bir dag kasabasi. Icinde yapay golu bile var.


     

     @
     013

    Ertesi gun Pirenelerin batisina dogru yoluma devam edecegim...

    Sabah yola cikiyorum tekrar. Bugunku hedef aslinda Ainsa adindaki kasabaya ulasmakti ama oraya beklenenden erken varinca yola devam ediyorum ve Torla adindaki bir dag kasabasinda konakliyorum. Iyiki de oyle bir karar vermisim, inanilmaz derecede guzel bir kasabaydi. Toplam katedilen mesafe 350km kadar. Yaslandik mi ne, Alpler gezisinde gunde 500 km yapiyordum ortalama ancak Pireneler'de hersey biraz daha sakin sanki. Alplerle karsilastirilirsa fazla motorcu yok yollarda. Yollarin kalitesi super iyi degil ama beklentilerimin ustunde. Avrupa toplulugu paralarinin nereye gittigi anlasiliyor. N260 yolunu izliyorum. En kivrak olan oydu haritada

    Pirenelerin zirveleri yavastan gorunmeye basladi


     

     @
     014

    Amacim en kisa zamanda o tepelere yakinlasmak. Tepeler + virajlar = mutlu Ahmet::


     

     @
     015

    Pirenelerde en cok hosuma giden birden karsiniza kucuk bir köyun ya da ev toplulugunun cikmasi. Alplere gore biraz daha tesadufi bir ortam burasi. Daha bir dogal sanki.


     

     @
     016

    ##


     

     @
     017

    Sonunda ilk gecitin tepesine geldim. Karli yamaclardan esen soguk hava karsiliyor beni tepede. Ehh bir Pireneler hatirasi cekme zamani


     

     @
     018

    Yola devam. Her cikisin bir inisi olurmus. Harika bir vadiye dogru inisteyim. Aliskanlik haline getirdigim kendinidikizaynadayansitmacali fotografimi cekmeden olmaz. Manzara muhtesem.


     

     @
     019

    Bir sonraki duragim Ainsa adindaki tarihi bir kasaba, etrafi duvarlarla cevriliymis eskiden, duvardan arta kalan bir kesimin tepesinden Ainsa'nin eski sehrinin goruntusu. Yeni sehir daha asagida.


     

     @
     020

    Tipik Ispanyol dizayni olan kasaba meydani


     

     @
     021

    ve Ainsa'nin ara sokaklari, ne kadar guzel bir eski sehir ve sokaklar diye icimden geciriyorum ama Torla'yi gordukten sonra fikirlerim degisecek.


     

     @
     022

    Sokaklar enteresan detaylarla dolu


     

     @
     023

    Ainsa'da ogle yemegini yedikten sonra yola devam. Pireneler'in dogal yapisi biraz bizim Aladaglara benziyor, Alpler daha cok Kackarlari hatirlatmisti bana.

    Masif goruntuler cikiyor bazen insanin karsisina

    Torla'ya az kaldi haritaya gore, Ainsa'da kalmamaya karar verdim saat daha erken. Torla hakkinda Lonely Planet'de bir seyler okumustum. Umarim yazilanlar dogrudur.


     

     @
     024

    Sonunda Torla'ya variyorum. Gercekten cok kucuk ve sirin bir kasaba.
    Cok uygun bir fiyata bu otelde yer buluyorum, acikcasi bu oteli secmemin nedeni onunde motorlarin park etmis olmasi tabi ki.


     

     @
     025

    Motorlar gezginci alman bir cifte ait. Dolasmadiklari yer kalmamis. Motorlarini Amerika'ya ve Guney Afrika'ya ucurup oralarda da ulke turlari yapmislar. Tabi ki motorlari GS (1150 ve 650)cool Bu GS olayi kafami Alpler'de de kurcalamisti acikcasi, heryerde R 11XX GS'lerden vardi. Bir turlu anlayamiyordum, neden bu hantal alman panzerlerini millet kullaniyor diye. Gezgin alman amcaya soruyorum, o da anlatiyor. Guvenlilik, saglam sasi, frenler, boxer motorunun torku morku, saftin yarari, anlat anlat bitmiyor. Bense hala, ama bu motor bir ton kadar agir gozukuyor derken, amcam bakti ki beni ikna edemeyecek. Bekle bir dakika sen burada diyor. Otele giriyor, iki dakika sonra elinde motorun anahtarlari. Al motoru dolas istedigin kadar, kendin gor !!:: Elim ayagim birbirine karisiyor, adamin elini mi opsem nedir. Neyse atliyoruz alman panzerin uzerine, calistiriyorum motoru, amanin bu ne? alet sulukule dansozleri gibi sallaniyor. Merak etme diyor amcam sorunca, boxerlar oyle sallar, gazi verince gecer. Ve gazi veriyorum ve iste o an hata yaptigimi anliyorum.....Bir daha TDM 900'um, benim canim yol arkadasim, tek gozdem olamayacak. Ne nankörum ama:sopa: Boxer motoru aklimi basimdan aliyor. O tork var ya o tork. Soyle 10-15 dakika dolasiyorum motorla. Gercekten amcam hakliymis, bu boxer baska bir sey. Stockholm'e varir varmaz, BMW acentasina gidilecek, belli oldu.

    Aksamustunun geri kalani Torla'yi gezmekle geciyor. Sirin sirin sokaklar, her yerde cicekler. Super rahatlatici bir ortam.


     

     @
     026

    Bir kafede kahvemi yudumlarken onumdeki manzara, kesinlikle sikayet edemem


     

     @
     027

    Odama hava kararinca geliyorum, yorulmusum, hemen siziyorum. Sabah uyandigimda bu manzarayla karsilasiyorum, evvelsi gun fark etmemisim.

    Torla, sozum var sana, ziyaret edecegim seni bir kere daha!

    Haritaya bakiyorum, ilk durak Pamplona sonra da San Sebastian!


     

     @
     028

    Sabah Torla'dan ayrilmak hic istemedi canim acikcasi. Gercekten cok huzur verici bir ortamdi. Sabah kahvaltisinda Alman ciftle sohbet ediyoruz biraz, bana yaptiklari yolculuklardaki heyecan dolu anilarini anlatiyorlar. Tam bir macera cifti. Yok efendim Amerika'da Arizona bolgesinde kaybolmalar falan filan. Guney Afrika'yi ve yollarini cok tavsiye ediyorlar. Ben internette de duymustum Guney Afrika'nin yollari cok guzel diye ama en mantiklisi oraya gidip motor falan kiralamak olsa gerek. Ucakla motoru oraya kadar tasimak hem pahali hem de eziyetli bir olay.
    Kahvaltiyi erken bir saatte yapiyorum cunku amacim Pamplona'daki geleneksel bogalarin onundeki kosusturmayi seyretmek sonra da San Sebastian'a dogru yol almak. Kisaca rotam soyle: Yine takriben 300 km

    Pamplona'ya yaklasirken cografya biraz degisiyor ve alcak bir ovada yol aliyorum ve hemen sicaklik artiyor. Motorun uzerinde pismeye basladim yine. Ama yapacak bir sey yok. Pamplona yolumun uzerinde, ugramadan olmaz.


     

     @
     029

    Pamplona tam bir mahser alani. Inanilmaz kalabalik. Motoru koyacak saglam bir yer ariyorum, bir de ust bas degistirmek lazim, cok sicak hava, dayanilir gibi degil. Bir otelin resepsiyonundakileri ikna etmeyi basariyorum, benim motoru hotelin onune park ettiriyorlar, ustu degistirip, benzin tanki cantami resepsiyoniste birakip kosarcasina arenaya gidiyorum. Gec kaldim. Bogalar kosmaya basladi. Bu aceleyle fotograf makinami almayi unutuyorum, belki de iyi olmus. Hic de fotografi cekilecek bir olay degil hani. Tam bir hayvan eziyeti. Internetten sizler icin derledigim fotolar asagida.


     

     @
     030

    Olay kisaca su, zavalli, kiskirtilmis, korkutulmus bogalari sokaga saliyorsunuz, her tarafta insanlar var. Yuzlerce insan hayvanlarin onunde kosmaya basliyor. Hayvanlar korkudan ne yapacagini bilemiyor, tam gaz onlarda kosuyorlar. Yerler arnavut kaldirimi cogunlukla ve islak (islatiyorlar nedense, toz kalkmasin diye ya da hayvanlar kaysin diye) neyse zavalli bogalar dar sokaklarda kosmaya basliyor, ayaklari kayiyor dusuyor, ya da viraji alamayip duvarlara carpiyorlar falan. Bu arada bazi insanlari da arada eziyorlar. Geleneksel kiyafet beyaz elbise ve kirmizi fular. Cok Amerikali vardi, ozellikle kolej gencligi dedigimiz, bos zamanlarini MTV Jackass seyrederek gecirenlerden. Megerse San Sebastian'dan geliyorlarmis, oraya gidince anlayacagim.


     

     @
     031

    Olayin en tehlikeli kismi, stadyuma gelirken ki tunel. Orada sikisma oluyor, sonradan haberlerde izledim bir iki kisi cok kotu yaralanmis o gun. Ispanya'yi seviyorum ama bu bogalara yaptiklari eziyet hic kabul edilecek bir sey degil hani. Hos butun bu olay benim cocuklugumda gordugum hic aklimdan cikaramadigim bir animi gozlerimde canlandirmadi degil hani. Kurban bayrami, buyuk bir boga kontrolden cikiyor ve herkesi onune katmis Silivri Semizkumlar'da dehset saciyor. O zaman da bogaya acimistim. Hayvanin gozunde korku okunuyordu.


     

     @
     032

    Tekrar yola cikiyorum. Hedef cok ismini duydugum San Sebastian. Basklarin atlantik kiyisindaki bohem sehri.


     

     @
     033

    Pamplona geride kaldi, rakim artmaya basladi. San Sebastian’a gelmeden evvel oldukca yuksek bir gecit var. Gecite yaklastikca bir sisin icine giriyorum. Goz gozu gormuyor. Bir benzin istasyonunda mola veriyorum. Evet Bask bolgesine geldigim belli. Insanlarin konusmasi hatta gorunusleri bile farkli. Bask dili ise ayri bir enteresan konu. Kimse bu dilin nereden geldigini ya da tam olarak hangi dil grubuna dahil oldugunu kanitlamis degil. Kendine ozgun bir dil. Bu insanlar buraya nereden gelmisler, Ispanyollardan evvel burada olduklari biliniyor. Bir cok teori var Basklar hakkinda, Kafkasya'dan goc etmisler, tas devrinde Keltlerin bir akimi olarak gelmisler falan hatta o kadar ileriye goturenler varki teorileri, Basklarin batan Atlantis adasinin torunlari oldugunu iddia ediyorlar.

    Bir de Bask’in bagimsizlik olayi var biliyorsunuz. Politik acidan ve ne yazik ki siddet kullanilan acidan yani ETA. Kisacasi Bask’lilar bagimsizlik ve kendi topraklari olsun istiyorlar ve geri kalan Ispanya’da bunu kabul etmiyor. Ilginctir, Pirenelerin kuzeyinde, yani guney Fransa’da da Bask asillilar var ama onlar o kadar bagimsizlik istemiyorlar. Is ortagimin kiz arkadasi Fransiz Bask, ona sordum, Fransa’daki Basklar Ispanya’dakilere oranla Baskliklarini daha cok kaybettikleri icin dedi bana. Bu Bask olayini Avrupa’da bizim guney dogu olayiyla karsilastiranlar olur bazen. Benim dikkatimi ceken en buyuk farklilik su. Basklar Ispanya genelinden daha zengin, Katalanlar (Barcelona ve cevresi) ve Basklar Ispanya’nin en zenginleri ve iki topluluk da bagimsizlik istiyor. Basklarin agir sanayisi ve bankalari cok buyuk. Dolayisiyla Madrid hukumeti bunu kabul etmek istemiyor. Tipik caliskan ve sikici kuzeylilerle, tembe ve eglenceli guneyliler catismasina ornek. Kuzey Italya ve Sicilya orneginde oldugu gibi.


    Gecitin en yuksek tepesinde yagmur yagmaya basliyor. Onumde atlantik denizi beliriyor ilk once sonra San Sebastian. Sehir deniz kenarinda ve onunde tepe biciminde kucuk bir adasi da var. Yuruyerek gecilebiliniyor adaya. Her zaman ki gibi herhangi bir rezervasyon yaptirmadim, yalniz yolculuk etmenin avantajlarindan biri, nasilsa kalacak bir yer bulurum diye dusunuyorum. Yagmur iyice bastirdi, seller goturuyor. Sasmamak lazim, sehrin arkasi daglik, atlantikten gelen yagmurlu bulutlar, takiliyor o daglara.


    Elimde Lonely Planet hostel mostel ariyorum, hepsi dolu, bir saatlik cabalamadan sonra, ne yapalim paraya kiyacagiz deyip otellere bakmaya basliyorum, uygun fiyatta olanlar da dolu. Ne yapacagiz, neredeyse 2 saat gecti, kalacak yer yok. Eh artik sehrin disina cikacagiz, nasilsa altimda motor var. 15km kadar uzaklikta oldukca luks bir otel buluyorum ama fiyati uygun bu sartlar altinda, 40 Euro civari. Hemen odayi kiraliyorum. Cikartilan sonuc: San Sebastian’a yazin gitmek isteyenlere tavsiyem kalacaginiz yeri onceden ayarlamanizdir, sehirde cok Amerikali ve Ingiliz vardi. Hadi Ingilizleri anladim, feribotla atlantik uzerinden geliyorlar ama bu yankee’ler ne ariyor burada. Megerse ozellikle koleje giden ogrenciler arasinda Avrupa’ya yapilan okul turlarinda San Sebastian’a ugramak populermis bir de limanda buyuk bir yuzen universite/okul gibi bir yelkenli vardi. Dunyayi dolasip, ogrencilere oceanografi falan egitimi veriliyormus.

    Odamin penceresindeki bahce manzarasi fena degildi:


     

     @
     034

    Odaya yerlestikten sonra tekrar sehre geri donuyorum. Etkileyici bir sehir San Sebastian. Mevsimi bizim Karadeniz kiyisindaki sehirleri animsatiyor insana, her an yagmur yagacak gibi biraz puslu. Ilk once katedralini geziyorum.


     

     @
     035

    Sonra eski sehrin meydaninda bir kahve molasi ve sehrin haritasinin etud edilmesi:


     

     @
     036

    ##


     

     @
     037

    Eh karnim acikti simdi, tapas yeme zamani. San Sebastian’in tapaslari meshur. Tapas dediginiz kucuk ekmek dilimlerinin uzerinde cesit cesit mezeler. Basklar tapas degil de pantxos diyorlar bu super lezzetli seylere, birayla iyi gidiyorlar.


     

     @
     038

    Enerji depoladiktan sonra marina’ya dogru yurumeye basliyorum. Bilmem kac para degerindeki motorlara bakip, bunlari almak icin nasil isler yapmali, alinteriyle olur mu olmaz diye dusunup, isin icinden cikamayip, yurumeye devam ediyorum. Yagmur durdu ama hava hala puslu.


     

     @
     039

    Limanin sonuna gelince dalga sorfu yapanlar karsima cikiyor. Super bir goruntu. Bir cok Amerika’li vardi dalga sorfu yapan.


     

     @
     040

    ##


     

     @
     041

    Sehrin icinden gecen bir nehir denize dokuluyor burada, nehir kenarindaki evlerin mimarileri etkileyici.


     

     @
     042

    Hava karariyor artik, eh ben de yorgunum. Artik otelime geri donme zamani. Sehrin uzaktan goruntusunu yakalamaya calisiyorum ama tripod yok yanimda, ne yazik ki resimlerdeki kalite kotu


     

     @
     043

    Yarin Picos de Europa'ya dogru yola devam....


     

     @
     044

    Erkenden yola ciktim, aslinda San Sebastian’da bir gun daha kalinabilinirdi ama zamanim kisitli. Picos de Europa’da denen bolgeye ulasmak amacim bugun ama Bilbao’ya da ugramam lazim. Modern sanat muzesinin mimarisini cok tavsiye ettiler, gormeden olmaz.

    Takriben 350-400km lik bir rota olacak bugun.

    Hava puslu, her an yagmur baslayabilir. Kuzey Ispanya kiyilari bana Karadeniz’i ve Norvec kiyilarini hatirlatiyor. Ruzgar kuvvetli esiyor. Ben motor ustundeyken bu tip havayi cok sicaga tercih ederim ama biraz gunes acsaydi fena olmazdi hani.

    Mumkun oldugunca kucuk yollardan ve otobandan uzak gitmeye calisiyorum. Ne kadar bakir doga, o kadar iyi. Eh, oyle yapinca da kaybolma riski artiyor tabi GPS mps falan yok, eski sistem harita, pusula ya da yoldakilere cat pat ispanyolcayla sormaca. Ingilizce olayini Ispanya’nin bu bolgesinde unutabilirsiniz. Neyse sorun degil, insan kaybolunca guzel yerleri buluyor nasilsa.::


     

     @
     045

    Bir saat kadar denize uzak seyrettikten sonra Atlantik karsima cikiyor.


     

     @
     046

    ##


     

     @
     047

    Hani, rengi ve suyunun berrakligiyla kesinlikle bizim Ege ya da Akdeniz’imizle bas edemez ama gorkemli bir havasi var Atlantigin. Ruzgarindan midir, yoksa dalgalarin biciminden ya da girimsi renginden mi, ben bir okyanusum diyor acikcasi. Kisaca etkileyici.


     

     @
     048

    En sonunda Bilbao’ya geldim. Bilbao tam bir sanayi sehri. Super cirkin. Tam ogle vaktine denk dustuk, trafik terelelli pictures olayi, kafadan kopmus vaziyette. Iki acil fren (onume firlayan ispanyol arabalar yuzunden) ve arabanin teki benim yan cantalardan birine hafifden sulaniyor. Ispanyol amcamin trafigin ortasinda cani sikiliyor, geri manevrayla cikmaya calisiyor, ben de yandaki seritteyim ama duz geri gelmek yerine yan geliyor ve benim cantaya surtuyor. Benim canta cizilmis ama arabanin boyasi uzerinde iz birakmis o kadar kotu degil. Yapacak bir sey yok, yola devam.


    Bu kadar km yaptim uzun gezilerde, neredeyse en komik en gereksiz tehlike anlarinin cogunu sehir trafiginde yasadim, size tavsiyem eger zorunda degilseniz buyuk sehirlere ugramayin ve otobanlardan kacinin (bakiniz Alp gezisi Italya’daki autostrada macerasi. Ahmet'in ninja alfa romeo’lara karsi savasi!)


    Bir baska tavsiyem de kamyon, otobus, minibus gibi araclarla aranizda ciddi bir mesafe birakin ve tam arkalarinda durmayin soyle biraz sag ya solda .seyir edin. Olur da bu tip araclarin suruculeri geri surmeye karar verirlerse bazen motoru goremiyorlar ya da gorseler bile motorlarin geri vitesi var zannediyorlar!

    En sonunda muzeye yaklasiyorum ama bir turlu varamiyorum! Muzenin yanindaki yol megerse tek yon bir viyaduk/tunele donusuyormus. Muzeyi teget gecip en az 5 km U donusu yapilamayan bir yoldayim simdi. Boyle Bilbao’nun banliyolerini de gormus olduk! Tavsiye edemem acikcasi. Yahu ne muzeymis bu, insallah deger bu kadar eziyete.


    Evet degermis, cidden enteresan bir mimarisi var. Bir amerikali mimar tarafindan yapilmis, Disindaki malzeme bir baligin uzerindeki pullari andiriyor. Gorulmeye deger. Muzenin distan gorunusuyle karsilastirinca, icindeki koleksiyon o kadar etkileyici degildi acikcasi. Ben disinda daha fazla zaman geciriyorum.


     

     @
     049

    ##


     

     @
     050

    Simdiye kadar gordugum en sirin kopeklerden biri.


     

     @
     051

    Bilbao’da isim bitti, trafikten en kisa surede kendimi kurtarip doguya Picos de Europa bolgesinde dogru yola devam ediyorum.


     

     @
     052

    Picos de Europa, avrupanin zirvesi demek. Aslinda o kadar da yuksek degil bu daglik bolge, takriben 2200 mt. civarinda. Ismin hikayesi soyle: Ispanyol denizciler Atlantik’teki yolculuklarini tamamlayip tekrar Ispanya’ya geri donerlerken ilk olarak Avrupa kara kitasinda bu daglarin zirvelerini gorduklerinden ismi Picos de Europa olmus. Bu bolgenin cogunlugu dogal koruma altinda ve yazin bir cok yerli turist buraya gelip dagcilik, trekking, rafting falan yapiyor. Alpler kadar derli toplu olmasa da ben buranin dogasini da enteresan buldum. Alplerdeki goruntuler belli bir sureden sonra birbirine benziyordu, burada ki degisik cografya daha ilginc.


     

     @
     053

    Cok etkileyici bir panorama var etrafimda simdi. Bu resmi kayalara belki de en az 2km oteden cektim. Dusunun o kayalik seridi ne kadar yukseklikte, bence 100mt vardir. Tirmanmak icin ideal. Bir iki tane buyuk yirtici kus goruyorum gokyuzunde herhalde kartal olacaklar.


     

     @
     054

    Yol uzerindeki kasabalardan biri:


     

     @
     055

    Bu aksam konaklayacagim yeri oylesine sectim, hava kararmaya basladi. Buradaki Parador’da (bu paradorlardan 70 tane kadar var Ispanya’da eski sato, villa, manastir, konak gibi tarihi evleri luks konsept otellere donusturmusler) ne yazik ki yer yoktu, aslinda kucuk odalarinin fiyatlari da uygundu. Terasi cok guzel parador’un, terasta birseyler icip, daha asagida okey kalitede bir pansiyon buluyorum. Yemegi pansiyonun restoraninda yiyip, kucuk kasabayi dolasiyorum ama bu aktivite 10 dakika sonra sona eriyor cunku buranin haritada adinin gecmesinin tek nedeni guzel Parador’uymus megerse. Kasaba kucuk, gezecek fazla bir sey yok.


     

     @
     056

    Parador’un varendasinda soguk birayi yudumlarken ertesi gun gezilecek yerleri okuduktan sonra yatmaya gidiyorum. Gece 3 gibi pansiyonun sahibinin kapimi calmasiyla uyaniyorum ve uyanir uyanmaz neden kapimi bu saatte caldigini da anlamam uzun surmuyor. Benim motorun alarmi butun sokak sakinlerine seranat yapmakta. Nedeni de ilginc. Disarida bana inanmayacaksiniz ama buyuk kara uzum buyuklugunde dolu yagiyor da ondan. Ben boyle bir sey hayatimda gormedim. Insanin cani acitiyorlar. Neyse alarmi devre disi birakip, tekrar uykuya daliyorum.


     

     @
     057

    Alarm konusunda ki fikirlerimi de cok kisa paylasmak isterim sizinle. Ben uzun yollarda tek basima dolasirken motoru her zaman guvenli yere park edemem mantigiyla alarm taktirmistim TDM 900’ume ama simdi ki motorumda alarm yok. Cunku uzun yolda alarm’a birsey olursa bir de alarm immobilizer (benim spyball alarm oyleydi) ozelligine sahipse o zaman isiniz is. Alarm’in kafayi yeme olayi ciddi sorunlar cikarabilir. Benim basima boyle bir olay Göteborg’da tekneye binmeden once geldi. Telefonda servisdekiler cesitli direktifler veriyorlar falan filan, tam bir stres olayi. Uzaktan kumanda sizlere omur, allahtan yedek kumanda var ki yola devam edebildim.

    Ertesi gun Picos de Europa bolgesinde yola devam, ilk once Fuente De zirvesini gezip sonra amacim Cangas de Onis adli kucuk sehre varmak.

    Toplam katedilen mesafe 250 km civarinda

    Yola ciktiktan yarim saat sonra Picos de Europa’nin zirveleri karsimda


     

     @
     058

    Eh bi Picos de Europa hatirasi cekmenin zamani geldi. Self timer’la Pokemoncu Ahmet pozu (Ne dersiniz, pokemoncu rajonuna uymus muyum?)


     

     @
     059

    Reklam arasi vermenin zamani, biraz malzeme tanitimi yapalim Yan cantalar orijinal Yamaha cok memnun kaldim. Hic su falan gecirmediler ve bence motorun hatlarina uyuyorlar. Tank cantasi Oxford (ingiliz). Hacmi genisleyen, miknatisli model. Ayni zamanda omuz ya da sirt cantasi oluyor ve yalnizca harita koymak icin altligi da var. Kesin tavsiye ederim.

    Motorun orijinal ruzgar siperini daha yuksek olan turing modeliyle degistirdim. Yuksek hizda daha rahat oluyor. Egsozlar italyan GPR, sesi idare eder. Uzerimdeki ceket, Hit-Air adindaki japon airbag ceket. Ceketten birazdan daha fazla bahsedecegim. Kask Shoei XR-900, benim kafa yumurta seklinde o yuzden Shoei uyuyor, yuvarlak kafalara Arai tavsiye ederim.

    Ve sevgili TDM 900’um. Bence cok kullanisli, harika bir allround motor. Ama asfalt motoru, GS gibi adventure ya da agir enduro motoru degil. 900 cc’lik motoru 85 beygir guc veriyor ve alet 180kg civarinda, yani ihtiyactan fazla guc var. Frenleri R1 ve R6 serisinden. 2006 modeli artik ABS’li. Sehir icinde kullanimi da rahat. %90 asfalt kullananlara tavsiye ederim.

    Tekrar yola devam. Hava bir turlu tam gunluk guneslik olmadi ama yagmur yagmadigina da sukur. Yollar daralmaya ve kivraklasmaya basladi. Dar bir vadiye giriyorum.


     

     @
     060

    Vadiden sonra tekrar yukselmeye basladim ve super bir manzara. Son bir saattir hic bir araca rastlamadim. Iste ozgurluk…


     

     @
     061

    Cadirimi yanima alsaydim keske, simdi burada konaklardim kesin.


     

     @
     062

    Manzaraya doyum olmaz, yolcu yolunda gerek...


     

     @
     063

    Medeniyete vardim, Fuente de isimli zirveye teleferikle cikmayi planliyorum


     

     @
     064

    Bu teleferige binerek zirveye cikacagim, takriben 2600 mt.


     

     @
     065

    ##


     

     @
     066

    ##


     

     @
     067

    Teleferikten inince boyle bir duzluge geliyorsunuz, ay ussu alfa goruntu birazJ


     

     @
     068

    ##


     

     @
     069

    Dagci Ahmet pozu. Burada air-bag ceketi yakindan tanimis oluyoruz. Ceketin solunda gormus oldugunuz cikinti (kancanin asili oldugu yer) karbonmonoksit tubunun bulundugu yer. Kanca motorun uzerindeki kabloya bagli, olurda motordan duserseniz, kanca tubu devreye geciriyor ve 0.3 saniyede michelin maskotuna donusuyorsunuz. Daha fazla bilgi www.hit-air-com da.

    Amma da reklamini yaptim bu japonlarin, bari sirketlerinden hisse verseler.


     

     @
     070

    Cangas de Onis'e dogru yola devam. Yine dar bir vadiye girdim, nehri izleyerek, virajli yolda ilerliyorum. Gunluk viraj dozumu aldim, sikayet edemem Zamanim olsa, geri donup ayni parkuru bir daha gecerim ama zaman kisitli. Yarin aksam ustu Zaragoza’da olmam lazim.

    Harika manzarayi seyrederek yoluma devam ediyorum ve dusunuyorum. Boyle gun boyunca trafik stresine girmeden motor kullaninca insanin dusunmeye firsati oluyor. Filozof oluveriyor insan biraz


     

     @
     071

    ##


     

     @
     072


     

     @
     073

    Tekrar virajli yollar basladi, dusunmeye ara veriyoruz ve Moto GP moduna geciyoruz, vites kucult, 5700 devirde viraja motoru yatir, yuzundeki gulumseme kaskin kenarlarindan bile belli olsun


     

     @
     074

    Yine karsima cat diye kucuk bir koy cikti.


     

     @
     075

    Koyler siklasmaya basladi, ve evlerin kaliteleri etkileyici. Herhalde zengin Ispanyollarin sevdigi bir bolge olsa burasi.


     

     @
     076

    Cangas de Onis'e variyorum. King Pelayo'nun 722 yilinda kurdugu Asturyan kralliginin 70 yil baskentligini yapmis bu tarihi sehir. Simdiyse cok populer bir turistik sehir. Bir cok tabiat severin konakladigi bir yer. Sehirde biraz dolasiyorum. Koprusu cok hosuma gitti.


     

     @
     077

    Cangas'da yer bulmak zor, biraz sehir disina cikip, yol kenarindaki bir motelde kaliyorum. Lokantasindaki yemekler de lezzetliydi. Yarin sabah Zaragoza'ya dogru yola cikacagim.Yorulmusum cok cabucak uykuya daliyorum...


     

     @
     078

    Ertesi gun guneye dogru yola cikiyorum. Amacim Burgos sehrine kadar virajli kucuk yollardan gitmek sonra her ne kadar istemesemde otobani kullanarak Zaragoza’ya gidecegim. Aksam ustu orada olmam lazim. Ertesi gun Barcelona'ya yolculuk ve o aradan tekneyle Mayorka adasina gecis var planimda.


     

     @
     079

    Yine yagmur yagdi aksam. Benim kuzey ispanya’da bulundugum bu hafta icerisinde bayagi yagmur yagdi sansima ama kisa sureli ve yollar hemen kuruyor. Dun bir ara yuksek bir gecitten gecerken sulu kar bile yagdi. Bir an Iskandinavya’dayiz zannettim.


     

     @
     080

    Her taraf hala yemyesil ve viraji donunce surprizlerle karsilasiyor insan.


     

     @
     081

    ##


     

     @
     082

    ##


     

     @
     083

    Yine kucuk bir koyden geciyorum.


     

     @
     084

    Artik duzluge vardim, buyuk bir ovadan gececegim. Zannedersem 1 saat kadar surdu bu dumduz yolda surmem, gezinin en etkileyici anlarindan biriydi. Dumduz bir yol, etrafta yesilin ve kahverenginin farkli tonlarindaki tarlalar, aksam ustunun pastel renkleri. Insana hafif melankolik bir his veriyor. Tek kelimeyle muhtesem. Hani yillar sonra bile olsa, kendinizi mutlu hissettiginizde gozunuzun onunden guzel anilar ve goruntuler gecer ya, iste bu an onlardan biridir benim icin. Bir bakima motor uzerindeki ozgurlugun gercek anlamda tanimi.


     

     @
     085

    Burgos’a vardim, buradan sonrasi otoban. Sabit 130-140km hizla Zaragoza’ya variyorum aksam 6 gibi. Stokholm’de belli bir sure yasamis arkadasim Anna’nin yaninda kalacagim.

    Ustumu degistirdikten sonra, kisa da olsa Zaragoza sokaklarini gezmeye cikiyoruz. Isikli sokaklar ve telefonda kiskanc erkek arkadasini benim capkin bir motorcu olmadigima ikna etmeye calisan Anna


     

     @
     086

    Katedralden goruntuler..


     

     @
     087

    ##


     

     @
     088

    Sivil kiyafetlerde bir poz


     

     @
     089

    San Sebastian’daki tapaslari cok begendigimi soyleyince, Anna kiskanip beni Zaragoza’nin favori tapas restoranina goturmek istiyor. Kesinlikle karsi cikmiyorum bu teklife

    Zaragoza’yi fazla gezemedim ne yazik ki ama yazin cok sicak ruzgari ve katedraliyle unlu bir sehir. Barselona’ya gore biraz daha tutucu bir toplulugu varmis. Ic savas sirasinda pro Frankocuymus sehir.

    Ertesi cok erkenden yola cikiyorum, amacim uygun bir saatte Barselona’dan Mayorka’ya gidecek olan feribotu yakalamak.

    Yolda giderken karsidaki tepenin ustunde bir boga beliriyor. Dev gibi bir sey:: Biraz yaklasinca anliyorum ki bu bir reklam panosu, dev gibi bir sey. Yahu ben bu bogayi bir cok arabanin arkasinda gormedim mi? Megerse bir urunun reklami icin bu panolar zamaninda yollarin kenarina konulmus ama sonradan Ispanya'nin sembolu haline donusmus. Enteresan.


     

     @
     090

    Eski asfalt yolu kullanarak Barselona’ya variyorum.Feribot’u bulmam pek zor olmuyor.

    4 saatlik yolculuktan sonra yabancisi olmadigim Mayorka adasina variyorum. Neden mi yabancisi degilim. Kiz arkadasim Mayorkali da ondan. Sevgili Vivian’cim bana hos geldin ickisi hazirlarken.


     

     @
     091

    Mayorka’da bir hafta kadar zaman geciriyorum. Balerik adalarinin en buyugu olan Mayorka (digerleri Menorka ve Ibiza, evet o cilgin partilerin oldugu ada!) cok farkliliklar gosteren bir topolojiye sahip. Adanin guneyi ve dogusu duz ve plajlarla doluyken, batisi kayalik, sarp ve daglik bir bolge (en yuksek zirve 1500 mt. civarinda) Adanin bati yakasi motor kullanmak icin cok elverisli. Daha evvelki ziyaretlerimde cross motor kullanip biraz gezmistim ama TDM’e de buralari tanitmadan olmaz.

    Cok guzel bir ada Mayorka.


     

     @
     092

    ##


     

     @
     093

    ##


     

     @
     094

    ve denizi akdeniz standartlarina gore tertemiz.


     

     @
     095

    Adanin bati yakasi benim favorim


     

     @
     096

    ##


     

     @
     097

    Adayi motorla bir iki gun daha geziyorum ama hava cok sicak, o kadar zevkli degil onun yerine deniz sporlarini denemeye karar veriyorum.


     

     @
     098

    Bu kadar yapilan kilometrenin yorgunlugu cokuyor uzerime bu manzarayi seyrederken.


    Boylece bir motor macerasi daha sona eriyor. Geri donus kisa ve oz. Sabit hizda resim cekmeden otoban kullanarak eve yol almaca. Barselona’ya feribot, oradan guney Fransa’daki Avignon sehrine varis, motoru trene yuklemece, ertesi gun Hamburg’a varis. Sonra da Danimarka uzerinden Isvec’e gecis, Isvec’in dogusunda bulunan Öland adasindaki motorsiklet festivaline varis. Festivale en uzak mesafeden gelen motorcu odulunu kazanis :: ve sonra da Stokholm’e sag salim varis.

    Seneye yolculuk nereye mi? 25 tane girgir guney Isvecliyle Norvec'i istila ettik desem::

    Umarim raporum hosunuza gider. Virajli yollarda gorusmek uzere. Olurda kirmizi bir 1200 GS ziiiiipppp diye gecerse viatormundi Ahmet olabilir

    Gönderilen Feb 13 2008, 09:34 PM Yayınlayan Ahmet SENOGLU Ne ile 15 comment(s)
    Etiketi :

  •   Isvec BMW kulubu'nun ve casus KTM'nin Alp maceralari 3.000 km

    Wed, Feb 13 2008 20:33
    2,825 Okundu  

     Isvec  Yunanistan  Italya


     

    Dostlar, uzun bir aradan sonra tekrar sahnelerdeyim.


     

     @
     001

    Sizleri Alp daglarinin virajli yollarina davet ediyorum bu gezi raporuyla.


     

     @
     002

    Bu gezide, beraber dik yamaclarda gaz acacagiz.


     

     @
     003

    Muhtesem manzaralarin onunde nefeslerimiz kesilecek


     

     @
     004

    Ve 990 Adv ile 1200 GS’in duellosuna tanik olacagiz
    Hazir misiniz yeni bir Viatormundi macerasina??


     

     @
     005

    2006 yilinin soguk bir subat gunu, BMW kulubunden tanidigim Mikael’in yolladigi email icimi isitiyor birden! ”Eylul’de Alp gezisini duzenliyorum yine, gelmek ister misin?” Ne bicim soru, tabi ki gelmek isterim. Bu gezi hakkinda cok iyi seyler duymuslugum var onceden.

    Mikael’in karakterine uygun bir programi var bu gezinin. Mikael cok tez canli bir arkadastir, oyle off-road falan yapar GS’iyle ama aksamlari gurme yemek yeyip, kus tuyu yatakta uyumayi sever. Kisaca Isvec BMW klubu’nde SOSENDER acentaliginini yapacak kisi! Alp gezisi de biraz enteresandir. 4 gun cok yogun bir motor kullanma temposu ama aksamlari kaliteli otellerde kalinip, leziz yemeklerin yenmesinden olusan bir program. Cok basarili bir konsept. Gezinin programi kisaca Hamburg’dan autozug’a binerek Avusturya’nin Villach kentine gelis, 4 gun boyunca Alplerde gezmece ve Munih’den tekrar autozug’la Hamburg’a gelis. Trenle gidis ve gelis, hotellerde kalis ve yarim pansiyon toplam 450 euro’ya patlayan bir gezi.

    Ben bir gun evvelden Stokholm’den yola cikip guney Isvec’de yasayan Thomas (Norvec gezisindeki arkadas) ve Britt’i ziyaret ediyorum. Onlarla beraber ertesi gun Hamburg’a gidecegiz.

    Thomas GS’lerini gezi icin hazirliyor.


     

     @
     006

    ##


     

     @
     007

    Thomas benim KTM’i gormemisti daha evvel. Ondan da ”ya Ahmet ne yaptin, BMW satilip KTM alinir mi” vaazini da dinliyorum tabii, kacari yok. Ama ben portakalimdan memnunum. Aramizda kalsin, benim motoru Thomas sonra test edecek ve vaazlarina son verecek.


     

     @
     008

    ##


     

     @
     009

    Biraz da rotadan bahsedelim.
    Birinci gun Villach’dan ilk once guneye dogru yol alip, Slovanya sinirini gececegiz sonra batiya dogru yol alip, Italya sinirini gecip Tolmezzo’nun guney batisinda Barcis denen bir kasabada ilk geceyi geciriyoruz.



    Ikinci gun kuzey batiya dogru yol alarak Bolzano’nu kuzeyinde Aunerhof denen yere geliyoruz. Kaldigimiz otel cok guzeldi ve yemekler harikaydi. Burada iki gece kaliyoruz.



    Ucuncu gunu Bolzano’nun etrafinda bir cember cizen rotayi izleyerek geciriyoruz.



    Dorduncu gun kuzeye Munih’e dogru yola cikiyoruz ve yolun son 150 km’sini otobanda geciriyoruz.

    Ertesi gun ruzgarli ve soguk Danimarka otobanlarinda bir konvoy halinde Hamburg’a yol aliyoruz. Aramiza baska motorcular katiliyor.


     

     @
     010


    Benzincide cikolota ve daha kalin kiyafet giyme molasi, Danimarka cok duz ve ruzgar esen bir ulke oldugundan hava bayagi soguktu.


     

     @
     011

    Bizi Almanya’ya tasiyacak gemiyi beklerken. Resimdeki elemana dikkatinizi cekerim, ismi Dennis olan bu arkadasin tamir edemeyecegi motor yoktur diyorlar. Tam bir mekanik virtuöz kendisi ve korkunc girgir bir kisi. Gezide cok eglendik beraber.


     

     @
     012

    En sonunda Hamburg-Altona’dayiz. Motorlarimiz trene yuklenmek icin siralanmislar.


     

     @
     013

    Motorlari trene yukleme zamani.


     

     @
     014

    ##


     

     @
     015

    Trenin restoran vagonunda biralarin tadina bakip, avcilar gibi motor hikayeleri anlatmanin zamani geldi.

    10 saatlik bir yolculugun sonunda yarin Alplerde gaz acmaya baslayacagiz. Heyecandan uyumak zor olacak.


     

     @
     016

    Sabah erken saatte Villach’dayiz. Gruplara ayriliyoruz. Ben HP2’ci arkadaslara takiliyorum. Ilk once Slovenya’ya gececegiz. HP2’yi kullananlardan biri olan Anders, haritada hafif endurovari bir yol bulmus onu denemeye calisacagiz. Diger gruplarin bazilari tamamen asfalt ya da daha yumusak GS rotasini tercih ediyorlar.

    Bizi ilk olarak Sloven inekler karsiliyor!


     

     @
     017

    Hava bekledigimizden soguk, kisa bir sure sonra ihtiyac ve isinma molasi veriyoruz. Vucutlar tren yolculugundan biraz ham ve saat daha sabahin yedisi.


     

     @
     018

    ##


     

     @
     019

    Yarim saat daha yol aldiktan sonra kayboluyoruz biraz. Herkeste GPS var, bir bende yok! Cimrilik yaptim almadim o zaman, yenisi cikinca onu alirim diye dusundum ve bekledigim gibi oldu aslinda. Artik benim de bir GPS’im var, Garmin 278

    Bir ara herkesin GPS’i farkli gösterdi ve is yine benim eski haritalara kaldi Kissadan hisse, GPS’e guvenmemek lazim, her zaman bir harita bulundurmak gerek. Scuba dalanlar bilir, dalis bilgisayarlarina guven almaz, dalis tablosu tasimak gerekir. Biraz ayni olay ama daha az tehlikelisi.


     

     @
     020

    Biz yolumuzu bulup geri donunce kavsakta Britt ve ekibiyle karsilasiyoruz. Enteresandir degil mi, hizli ekip deli gibi basar durur ama aslinda en yavas grup ile arasindaki zaman farki o kadar da fazla olmaz hani. Stresli bir sekilde cok hizli motor kullanirken unutulmamasi gereken bir gercek. Britt turist bir bayana 650 GS’ni ne kadar sevdigini anlatiyor.


     

     @
     021

    Britt’in grubunu geride birakip Anders’in denemek istedigi endurovari yolu buluyoruz. Aslinda bizi kucuk bir macera bekliyor. Anders’in harita okumasi o kadar da iyi degilmis sonradan anlayacagiz. Amcam toprak yol ile yuruyus patikasini ayirt edemedigi ya da etmedigi icin, 200 kusur kiloluk motorlarin hammalligini yapacagiz bir saat icinde. Her sey aslinda guzel basliyor, toprak yol agaclarin arasinda yavasca egim kazaniyor. Kontrollu bir sekilde tirmanistayiz. Konu mankeni viatormundi goster bakiyim


     

     @
     022

    Yolun sag tarafi 30-40 metrelik bir ucuruma donusuyor ama yol hala yeterince genis, problem yok derken, yol bizim kamyonlara dar gelmeye basliyor. GS’i bu agaclarin arasindan gecirmek en az 10 dakikamizi aldi. Arka teker agaclarin altindaki cukura girdi mi cikmak bilmedi.


     

     @
     023

    ##


     

     @
     024

    ##


     

     @
     025

    Thure bayagi terledi motoru gecirirken. Bu motorlar bu tip yollar icin cok agir ama geldik bir kere donus yok. Bu yolda duse kalka, motorlari ite kaka en az bir saat geciriyoruz ama aldigimiz yol 500 metre bile degil.


     

     @
     026

    Bu agac engelini gectikten (sagolsun Christian Naim Suleymanoglu’na tas cikartacak bir teknikle agaci kaldirmasaydi zor gecerdik ya) 50 metre sonra anliyoruz ki, yol cok daraliyor, yalnizca bir insan gecebilir.


     

     @
     027

    Gururumuz inciniyor ama geri donmek zorundayiz. Hadi bakalim butun motorlar bir metrelik yolda 180 derece geri cevrilecek. Iste o zaman neden bu kadar agir motor kullaniyorum diyor insan kendi kendine. Bu macera bize siril siklam ic camasirlara ve iki saate patliyor.

    Geldigimiz yoldan geri donuyoruz ve kucuk bir Sloven kasabasinda peynir, ekmek ve salam iceren guzel bir ogle yemegi yiyoruz. Moraller duzeliyor, gunes isitmaya basliyor.

    Karnimiz doydu, keyifler yerinde, yola devam edebiliriz.


     

     @
     028

    Tekrar yollardayiz. Italya sinirini gectikten sonra agaclik bolgeden cikip toprak yollarda ilerliyoruz.


     

     @
     029

    Yarim saat kadar sonra etraf yesillenmeye ve irtifa kazanmaya basliyoruz. Yollarin kalitesi de artiyor. Avrupa toplulugunun Italya’nin yollarina yararini goruyoruz acikcasi.


     

     @
     030

    Bir gecide variyoruz. Mola verme ve manzaranin tadini cikarma zamani.


     

     @
     031

    Tepenin kenari cok dik bir ucurum, kenarda ayaga kalkmak her babayigidin harci degil.


     

     @
     032

    Ama manzara cok etkileyici gercekten.


     

     @
     033

    ##


     

     @
     034

    ##


     

     @
     035

    Bu guzel havayi ve manzarayi bulmusken gurup fotosu cekmeden olmaz.


     

     @
     036

    Tekrar yola devam. Bir kasabanin icinden gectikten sonra dar ama cok virajli bir yolu izleyerek tekrar yukselmeye basliyoruz. Yol o kadar dar ve agaclarla cevriliydi ki her virajdan evvel korna calmak zorunda kaliyorduk. Cikis sonlara dogru biraz kasmaya baslasa da sonunda manzarayi gorunce butun sikintilara degdi acikcasi. Bu tip yollarda torku kuvvetli GS, Adv tipi motorlar cok dogru secim. Belki de o yuzden Alplerde yapilan motor testlerinde bu modeller hep ilk siralarda. Spor ya da spor touring bir motorla buralarda surmek cok yorucu olurdu kesin.


     

     @
     037

    Manzaranin tadini cikariyoruz.


     

     @
     038

    ##


     

     @
     039

    Yol tirmanmaya devam ediyor ve biz de tabi ki onu izliyoruz. 10-15 dakika sonra kucuk bir evin onunde yol sona eriyor. Burada mola vermeye karar veriyoruz. BMW’ler duze parkederken benim yaramaz portakal ve HP2’lerden biri tepeye parkediyor.


     

     @
     040

    ##


     

     @
     041

    Sicaktan bayilmis bazilari golge bulmaya calisirken


     

     @
     042

    Anders opbejtifime poz veriyor, goz nuru HP2’siyle. Cok guzel aksesuarlar var bu HP2’de. Zaten pahali olan motora bayagi aksesuar parasi da harcadi Anders ama degmis degil mi?


     

     @
     043

    Moladan sonra Christian, Thure ve Dennis yorulduklari icin geri kalan kismi asfalttan gitmeye karar veriyorlar. Ama cok etkileyici bir parkuru kacirdiklari icin hayiflanacaklar sonra


     

     @
     044

    Biz uc kisi toprak yoldan gitmeye devam ediyoruz. Hava simdi cok sicak, yine bir sivi molasi vermek gerekiyor.


     

     @
     045

    Ama terlememize degiyor, yol cok zevkli.


     

     @
     046

    Daha da yuksege cikmaya basladik. Hava gunesli ama ruzgar soguk esiyor artik. 2000 metre yuksekligin uzerindeyiz.


     

     @
     047

    Yol kivrilarak karsimiza harika manzaralar cikariyor.


     

     @
     048

    Icimden geciriyorum, ne guzel bir gun, ne harika bir macera. Bu resim neden Adventure tarzi motor kullandigimin bir kanitidir. Insan kendini ozgur hissediyor manzarayi gorunce.


     

     @
     049

    Yol kivrila kivrila belki yarim saat boyle devam etti. Tam anlamiyla orgazmatik bir deneyimdi. 990 Adv’in hosuna giden yollardi bunlar.

    Bu gece yuzumde bir gulumsemeyle uyuyacagim kesin! Boylece ilk gun sona eriyor, cok uzun ama zevkli bir gun oldu. Bakalim ikinci gun bize neler gosterecek?


     

     @
     050

    Ikinci ve ucuncu gunler biraz daha asfalt agirlikli parkurlardi, daha hizli tempoda surduk, dolayisiyla fotograf cekmeye cok fazla firsat olmadi.

    Yollarin kalitesi ve viraj bolluguna diyecek bir sey yok. Buralari motor kullanmak icin bir cennet ve o yuzden cok motorcu var.


     

     @
     051

    ##


     

     @
     052

    ##


     

     @
     053

    Hava cok guzel sansimiza, mola verip manzaranin ve gunesin tadini cikariyoruz. Isvecli arkadaslar her firsatta gunesleniyorlar.


     

     @
     054

    Gecitlerden birinde ogle yemegi molasi veriyoruz, herkesin keyfi yerinde.


     

     @
     055

    Tekrar yola devam. Thomas bugun bizimle beraber suruyor ve gurubun lideri.


     

     @
     056

    ##


     

     @
     057

    Thomas GPS olayina cok hakim biri, rota disinda guzel yollar buluyor.


     

     @
     058

    ##


     

     @
     059

    ##


     

     @
     060

    Gunu otele bir iki kilometre uzakliktaki barda biralarimizi yudumlayarak tamamliyoruz.


     

     @
     061

    ##


     

     @
     062

    Daha sonra Mikael’in ayarladigi otele geciyoruz. Daha evvel de bahsettigim gibi, Mikael SOSENDER kalitesinde bir aksam yemegi ismarlamis. Cesitli saraplarin esliginde, gurme yemeklerin tadina doyum yok. Fazla soze gerek yok, resimler daha iyi anlatir aksam yemeginin mukemmelligini.


     

     @
     063

    Tam anlamiyla harika ve olaysiz bir gunu tamamliyoruz. Ertesi gun daha vukuatli olacak ama...


     

     @
     064

    ##


     

     @
     065

    ##


     

     @
     066

    ##


     

     @
     067

    ##


     

     @
     068

    ##


     

     @
     069

    Ucuncu gun surdugumuz kilometre ve tempo artiyor. Ilk once asfalt yollarda isiniyoruz.

    Bu tip egimli ve virajli yollarda motor kullanmak farkli bir teknik gerektiriyor, fren ve motor freni kombinasyonu normalden farkli olmak zorunda. Ayrica 180 derecelik (hairpin) denen virajlarda surucunun virajin cikisina dogru daha viraja girmeden kafasini cevirmesinin dogru cizgiyi bulma acisindan cok yarari var bence. Bazilarina (coguna) yokus asagi kullanmak zor gelirken digerlerine yokus yukari zor gelebiliyor.


     

     @
     070

    ##


     

     @
     071

    Motard lastiklerle HP2’nin asfalt performansi spor motorlara yakindi diyebilirim.


     

     @
     072

    Ne yazik ki diger guruptaki bir surucumuz karsidan gelen bir arabayla hafif bir kaza geciriyor.

    Bizim elemanin hafif kazasi onun anlattigi ve sahitlere gore soyle olmus. Kendisi viraji alirken tam virajin ortasinda fazla kiriyor gidonu ve karsi seride geciyor ve karsidan gelen arabaya yandan surtuyor. Bence bakisi cok asagida yani karsiya dogru degildi ve gelen arabayi goremedi ve dolayisiyla viraji yanlis aldi.


     

     @
     073

    Bizim eleman (1200 GS) viraji aciktan aliyor ve sol silindir basi karsidan gelen arabanin onune carpiyor. Sansina hafif bir kaza ve motorun silindir kapak koruyucusu kiriliyor yalnizca, anladigim kadariyla arabadaki hasar daha fazlaymis. Ders olsun ona, boxer kullaniyor, ne de olsa genis arac

    Elemanin kendisinde bir hasar yoktu neyse, silindir korumasaydi bacagini kaptirabilirdi bir ihtimal. Kendisi kisisel sinirlarini zorladi bu gezide, ilk vakasi degildi. Thomas ucuncu gun aksami onunla motor kullanim teknigi ve guvenlik konularinda uzun bir konusma yapmayi uygun gordu.


     

     @
     074

    Ama daha sonra bizim karsimiza cikan bu goruntu daha uzucuydu. Alman bir ekibe dahil olan bir GS’ci karsidan gelen arabaya daha ciddi carpmisti. Motoru kullanan her ne kadar ben iyiyim dese de ambulans cagrildi ve en yakin hastaneye yolcu edildi. Bu tip yollarda insanin icinden basmak geliyor ama motor ustunde yapilan hatalar daha acimasiz oluyor. Dikkatinizi cekerim, araba kendi seridinde seyir ediyormus. Cok buyuk ihtimal motorcunun hatasindan kaynaklanmis kaza.

    Kaza hakkinda yorum yapmak zor biz kazadan bir iki dakika sonra oraya vardik. Yolda fren izi yoktu, bence hizli gidiyordu ve bir an dalginlik yapti ve cizgisini koruyamadi ve kafadan karsi araca carpti. Konsantrasyon eksikligi yani. Gunde ortalama 400-500 km kullaniyorsaniz bu tip yollarda, su icmek, mola vermek ve sakin olmak cok onemli. Zavalli elemanin gezisi orada sona erdi.

    Biraz canimiz sIkIliyor ama yola devam...


     

     @
     075

     Asfalt yollarda yolumuza devam ediyoruz, hava yine guzel ve gunesli.


     

     @
     076

    Bu yolu iki kere geciyoruz, virajlara doyum yok


     

     @
     077

    Sirin kasabalarin icinden geciyoruz.


     

     @
     078

    Bazi manzaralar o kadar etkileyici ki, insan duramadan edemiyor.


     

     @
     079

    En sonunda toprak bir yol buluyoruz ogleden sonra


     

     @
     080

    Tempo artiyor, bu tip yollarda ayakta kullanmak bir baska zevkli


     

     @
     081

    ##


     

     @
     082

    Bu parkur gunun en zevkli bolumuydu bence


     

     @
     083

    Daha sonra bir derenin kenarindan asagiya dogru iniyoruz..


     

     @
     084

    Su birikintisi bulunca cibi cibi yapmadan olmaz degil mi, cocuklar gibi egleniyoruz


     

     @
     085

    Yorgun ama mutlu bir ruh haliyle otelimize variyor, biralarimizi yudumluyoruz


     

     @
     086

    Ertesi gun, Munih’teki trene yetismemiz gerektiginden biraz sIkIci bir surustu. Ozellikle sabah saatlerinde hava cok sisliydi.


     

     @
     087

    Munihe 100km kala otobanda tam gaz ilerlerken, yanlis hatirlamiyorsam saatte 160-170’le gidiyoruz, Thomas’in motorundan dumanlar cikmaya basliyor. Ilk cikista duruyoruz. Thomas ”benim motor korkunc sallaniyor” diyor. Mekanikten cok iyi anlayan Dennis motoru deniyor ve ”senin arka safttaki bilyeler sizlere omur” diyerek teshisini koyuyor. Thomas’in yola devam etmesi mumkun degil. Thomas, ”yahu bu saft omur boyu garanti” degil mi diye hayiflanirken biz BMW’nin ilk yardim servisini ariyoruz. Danimarka’daki santral bize bir cekici ayarliyor. Cekici yarim saat sonra geliyor ve motoru tren istasyonuna goturuyor. Bu arada BMW ilk yardim servisi Hamburg’daki BMW’yi arayip ertesi gune saat aliyor. Thomas’in keyfi yerine geliyor ve elinde bira trenin Munih’ten ayrilmasini bekliyor.


     

     @
     088


    Ertesi sabah Hamburg’a varinca baska bir cekici bizi bekliyor. Servise geliyoruz ve agzimiz acik kaliyoruz. Ne kadar buyuk bir servis bu boyle. Tamirhane kisminda benim gorebildigim kadariyla en az 10 kisi vardi. Ikisi bayan mekaniker. Thomas’in motoru hemen iceri aliyorlar ve aynen Dennis’in dedigi gibi saftin icindeki bilyalarin kaynamis oldugunu soyluyorlar. Yedek parca var mi diye soruyoruz. Cevap "hayir ama merak etmeyin problem degil, yeni motorlardan birinden simdi sokeriz, bu motor en kisa zamanda yola devam edecek, yolculuk yapan musteri bekletilmez" demesinler mi. Helal olsun adamlara, mukemmel servis. Abartmiyorum yarim saat icinde motor servisten cikiyor ve yolumuza devam ediyoruz. Yolun geri kalan kismi vukuatsiz geciyor ve Isvec’e variyoruz.

    Boylece bir viatormundi gezisi daha sona eriyor, umarim hosunuza gitmistir.

    Hepinize boyle tabelalar,


     

     @
     089

    ve yollar diliyorum

    Gönderilen Feb 13 2008, 08:33 PM Yayınlayan Ahmet SENOGLU Ne ile 21 comment(s)

  •   Norvec macerasi... 8.700 km.

    Wed, Feb 13 2008 21:31
    9,229 Okundu  

     Italya


     

    Evet sira bir sonraki maceraya geldi..Pireneler gezisini okuyanlar bilir, Stokholm'e donunce BMW R1200GS'i denemeye karar vermistim, dedigimi yaptim ve BMW'li oldum. 2004'un ekiminde kirmizi (hizli olani yani )bir GS'im vardi artik

    Eh artik BMW'li olduk o zaman BMW klubune de uye olalim dedik. Isvec BMW klubu cok koklu bir klub. 5000'in uzerinde uyesi var. Iki ayda bir cikan dergisi, egitim programlari, web sitesi ve de motorsiklet gezileri faaliyetlerinden bazilari. Klubun yas ortalamasi 50 civarinda:: Sagolsun BMW son zamanlarda HP2 gibi motorlar uretmeye basladi da, BMW kullananlarin yas ortalamasi dusmeye basladi.

    Uzun lafin kisasi, klube uye olduktan sonra 2005 yazinda planlanan gezilere baktim. 2005 Isvec BMW klubunun yillik toplantisi Björkliden'de olacagi icin yani Isvec'in ciddi kuzeyi, o toplantida sona eren geziler vardi (Björkliden, Kiruna sehrine yakin bir dogal park, Stokholm'den 1200 km kuzeyde desem, kisin 2 ay kadar tamamen karanlik ve -20 ile 30 derece civarinda soguk olan ama yazinda 2 ay gunesin batmadigi bir yer yani:. Geziler ya Finlandiya uzerinden ve ya da Norvec uzerindendi. Ben kardesimle 1999 yilinda kucuk bir kiralik arabayla Norvec'i gezmistim ve ikimizde ulkeye cok bayilmistik, hatta kardesim Norvec kizlarina daha da bayilmisti Ama Finlandiya'da Helsinki disinda hic bulunmadigim icin merak ediyordum acikcasi acaba motorla gezsem mi diye. Neyse, turlari duzenleyenlere telefon acip sormaya karar verdim. Finlandiya turunu yapanla konusmamdan cikardigim sonuc gezinin ilk 5 gunu neredeyse binlerce golun arasindan ve genelde duz yollardan ilerleyecegiz, kuzeye varinca yani Norvec sinirina o zaman yollar virajlanmaya baslayacak. Yok benim isim olmaz bu geziyle, icimi sikintilar basar. En iyisi Norvec gezisini organize eden kisiyi aramak. Bu geziyi Skåne bolgesi duzenliyordu, Skåne bölgesi guney Isvec'de olup konustuklari diyalek cok ama cok ozel bir diyalektir. Soyle diyeyim birakin benim gibi Isvec'ceyi 4 yildir konusanin anlamasini, Stokholm'de ki bir cok insan skånska'yi anlamakta zorluk ceker. Neyse cevirdim numarayi Thomas adinda birisi acti telefonu, ben kisaca derdimi anlattim, nedir bu gezi, kac kisi falan, rota nedir, ortalama hangi hizla gidecegiz, genelde ne tip motorlar, GS'ciler var mi. Adam acti agzini, inanin dediklerinin yuzde 10'unu anladim belki:cray:10 dakikalik telefon konusmasindan tek cikardigim, Stokholm'den bir iki kisinin Oslo'da guney Isvec grubuyla bulusacagi ve Stefan denen kisiyle konusmam gerektigi. Yasasin, Stefan'in Isveccesini anlarim herhalde. Stefan'la da konustuktan sonra anladim ki, bu gezide 25 kisi olacagiz. Geziyi duzenleyen Thomas ve Britt cifti klupte taninan ve daha evvel bir cok basarili geziye imza atmis bir cift. Ehh skånskacamiz gelisir boylece


     

     @
     001

    Hersey iyi de, 25 kisilik gezi beni biraz dusunduruyor. Ben alismisim yalniz kurt misali gezmeye, canim istediginde gazlamaya, kafama esen yerde cadirimi kurup, gokyuzunu seyretmeye falan. Okul gezisine donmesin bu olay, kasar beni biraz, beraber yat, kalk, ic, ye, Thomas amcanin sozunu dinle olayi olmasin yani. Bir de simdi ortalama 50 yasinda amcalar yavas falan gitmek isterler, benim gibi eski japon motorcusunu cok yaramaz bulurlar falan, kafamda sorular var yani. Sagolsun kiz arkadasim beni ikna ediyor sonunda: "dene bakalim baktin cok sikildin onden basar gidersin" Ne kadar yanildigimi gezinin ikinci gununde anlayacagim

    10 gunluk gezi boyunca dolastigimiz rota soyleydi. Guney Isvecliler feribotla biz Stokholm takimi karayolunu kullanarak Oslo'ya vardik. Ondan sonra da kuzeye dogru ilerlemeye basladik, Lofoten yarim adalarina kadar vardik. Fiyortlar ulkesi Norvec'in en guzel yerlerinden gectik.

    Toplam 7500km! Sonra doguya dogru siniri gecip, BMW klubunun yillik toplantisinin oldugu yere gittik. Oradan Stokholm'e donus takriben 1200km tuttu. Takriben 9000km'lik bir gezi oldu.....

     22 temmuz cuma sabahi yola cikiyoruz Stokholm ekibi olarak. Amacimiz Oslo'yu gectikten sonra bir kasabada konaklamak ve cumartesi sabahi bizi Lysefiyort'una goturecek feribota zamaninda yetismek. Guney Isvec ekibiyle Oslo'da bulusmaktan vazgeciyoruz cunku onlarin feribotunun varis saatiyle Lysefiyort feribotunun kalkis saati arasindaki zaman o kadar da fazla degil, stres olmaya gerek yok.

    Stockholm ve Oslo arasindaki 500km'yi katettikten sonra izleyecegimiz rota asagidaki gibi. Haritanin sol alt kosesindeki Prekkestolen bolgesinde konaklayacagiz cumartesi aksami.

    Buyutulmus haritada goruldugu gibi eger Lysefiyord feribotunu kacirirsak, guneydeki karayolunu kullanmak zorundayiz ve yolumuz oldukca uzayacak ve fiyordun guzel manzarasini kacirmak da var.


     

     @
     002

    Gelelim bu seneki alet, edevat, ekipman durumuna. Sunu soyleyebilirim ki bu gezide minimum malzeme kisisel rekorunu kirdim 10 gunluk yolculugu bir bagster tank cantasi ve 30litrelik rulo canta ile tamamladim


     

     @
     003

    Merak edenler vardir, evet yanimda yeterince don, fanila, corap vardi. Kesinlikle ilk once onu, sonra arkasi, ici onu ve ici arkasi gibi zamaninda dagcilik yaparken kullandigimiz yontemlere basvurmak zorunda kalmadim

    Yanimdaki malzemeler kisaca soyleydi:
    Silver teyp
    Lastik havasi olcegi
    BMW orijinal tamir seti ve ekstra bir iki set ve lastik tamir seti
    Motor yagi
    Ekstra kayislar
    Leatherman
    Fotoraf makinasi
    Kulak tikaclari, Ipod, gunes gozlukleri
    Ic camasir, fonksiyonel ic uzun don ve tisort (uzun kollu), cok tavsiye ederim, sicak havada goretex elbisenin icinde pismiyorsunuz, terin disari atilmasinda yararli
    Ekstra yagmurluk ve ayakkabi, cok amacli pantalon (sort olanlardan), gomlek, tisort
    Ekstra eldiven, bogazi ruzgardan koruyan fularimsi sey
    Kisisel temizlik malzemeleri

    Hepsi nasil sigdi ben de hala sasiriyorum ama sigdi bir sekilde

    Stokholm ekibi olarak Norvec sinirini gectik yolumuza devam ediyoruz. Ekip 2 1200GS, 1 1150GS ve 1 LT'den olusuyor. LT'yi kullanan Lennart fotoraf cekmeye merakli dakka basi duruyoruz


     

     @
     004

    Iste iki farkli motor yukleme ekolunun karsilastirilmasi. Bir benim motordaki yuke bakin bir de Stefan'inkine:haha: Liderimiz Stefan cunku onda GPS var


     

     @
     005

    Bu arada Skåne (guney Isvec takimi) Isvecten kalkan feribota biniyorlar. Cumartesi sabahi Oslo'ya varacaklar. Duyduguma gore aksam teknede bayagi eglenmisler, ne de olsa ickiler vergisiz acik denizde


     

     @
     006

    Gezinin organizatöru Thomos, hani konusmasini hic anlayamadigim, sagdaki kisi. 1200GS'inde bayagi ekstralari vardi ama en cok Zega cantalarini ve isitmali koltugunu begendim. Gezinin sonuna kadar nerdeyse her gun beraber motor kullandik, super kafa bir kisi, her turlu micir, toprak yolu bulmada uzman.


     

     @
     007

    Biz Oslo'yu geceli iki saat oldu, kucuk bir kasabada konaklamaya karar veriyoruz ve bir hostel'de (vandrarhem) yer buluyoruz. Norvec'de buyuk sehirler (Oslo, Bergen, Stavanger ve Trondheim) disinda otel bulmaniz zor, bir cok kisi bu vanrarhem denilen hostellerde kaliyor ama hostellerin kalitesi guney Avrupa'daki kucuk otellere yakin, en buyuk farki odayi sizin temizlemek zorunda olmaniz eger temizlemek istemezseniz o zaman ayri bir ucret oduyorsunuz. Carsaf ve yastik kilifini da yaninizda getirmeniz lazim ya da kiralayabiliyorsunuz. Biraz kendin pisir kendin ye olayi yani, servis mumkun oldugu kadar az.


     

     @
     008

    Hostelimize yerlestikten sonra, kasabanin merkezinde yemek yemeye gidiyoruz. Saat aksam 7:30 gibi ve hava hala aydinlik. Dunyanin en pahali ve de en kucuk pizzasini yedikten sonra etrafi dolasiyoruz biraz. Norvec harika bir ulke ama yemek kulturleri sifir ve fiyatlar korkunc pahali.


     

     @
     009

    Ertesi gun erkenden yola ciktik ve batiya Atlantige dogru yolumuza devam ediyoruz. Yuksek bir golun kenarinda kahve molasi verdik, feribota az kaldi.


     

     @
     010

    Lysefiyort feribotu asagida gorunen deniz kenarindan kalkacak, virajli bir yokus asagi yol bizi bekliyor


     

     @
     011

    Feribotun kalkacagi yere vardik ve Skåne grubunu heyecanla bekliyoruz, umariz zamaninda yetisirler. Iki feribot arasindaki zaman biraz kisaydi aslinda, Skåne grubu bayagi basmak zorunda kalmis sonradan duyduguma gore hatta birisinin GPS'inde 180 kusur max hiz vardi, kim demis BMW klubu yavas diye:: Ayrica Norvec'de maksimum hiz 100km yollarda:no2


     

     @
     012

    Isvec'in baska bir bolgesinden gelen bu sirin cift biraz evvel vardi. Onlar da benim gibi grubun yas ortalamsini dusuruyorlardi


     

     @
     013

    Skåne ekibi son dakikada kan ter icinde geliyor ancak 5 kadar motor yetisemiyor ve daha evvel bahsettigim guneydeki karayolunu kullanarak kalacagimiz Prekkestolen dag evine bir iki saat gecikerek variyorlar.

    Motorlar yuklendikten sonra birbirimizle tanisiyoruz ve harika manzaranin tadini cikariyoruz. Kameraya en yakin olan Lars Eve. Gezi boyunca cok eglendigim ve super komik bir eleman. Cok ama cok gulduk beraber. K75S kullaniyordu ve bizim Grusbus (Micir/Toprakyolda basanlar diye cevirebiliriz) ekibinin yegane GSsiz adamiydi, helal olsun K75S ile her turlu toprak zeminde kullandi neredeyse. Zaten bu gezinin sonunda dayanamadi o da motorunu satip GS aldi. Duyduguma gore bu gezi sonunda 3 kisi motorunu GS'e cevirmis. GS rules


     

     @
     014
    Bertil ve super sirin hanimi dinleniyorlar. Simdi bu Bertil amcam var ya tam eli opulecek bir eleman. Adam yetmis kusur yasinda GS'in tepesinde cambazlik yapiyor. Eski motokros yariscisiymis, bize bayagi enteresan hikayeler anlatti. Parasizliktan kabak lastikleri bicakla oyar oyle yarisirlarmis falan. Yas yetmis falan ama amcamda kazanma hirsi hala genclik yillarindaki gibi. Bir gun grup halinde giderken onun grubu onumuze dustu, biz de onlari sollamaya basladik, Thomas gezinin grup lideri ya, onu gecince Bertil amcam bir sey demedi ama ben sonra sollayinca, sen misin sollayan:sopa: Bertil amcam benimle yarismasin mi? O beni solluyor sonra ben onu zevk olsun diye, bayagi eglendik ikimiz ama arkasinda oturan zavalli karisi pek hosnut kalmadi bu olaydan. Ben de yaslaninca Bertil amca gibi olurum insallah


     

     @
     015

    Iste Lysefiyort'u! Efendim bu fiyort olayi inanilmaz birsey. Yuzlerce metre yukseklikte kayaliklar bicak gibi Atlantig'e iniveriyor, gorulesi bir sey. Daha fazla konusmuyor ve sizi Lysefiyort'la bas basa birakiyorum.


     

     @
     016

    ##


     

     @
     017

    ##


     

     @
     018

    ##


     

     @
     019

    ##


     

     @
     020

    ##


     

     @
     021

    ##


     

     @
     022

    Bazen fiyortun ortasinda boyle kucuk ciftlikler karsiniza cikiyor, bazilarina yol yok yalnizca deniz yoluyla ulasiliyor.


     

     @
     023

    Duymussunuzdur, Norvec trollerin ulkesi hani o kucuk saci birbirine karismis kisa boylu yaratiklar var ya.


     

     @
     024

    Peki resimdeki troll suratini gorebiliyor musunuz?


     

     @
     025

    Harika bir fiyort turundan sonra tekrar motorlarimizin ustundeyiz ve 10 dakika sonra bu aksam konaklayacagimiz yere vardik. Preikestolen'a hosgeldiniz.


     

     @
     026

    Kaldigimiz dag oteli/istasyonunun tepeden gorunusu. Odalarimiz kucuktu ama tam doganin icerisindeydik. Cep telefonlari falan cekmiyordu.


     

     @
     027

    Esyalarimizi yerlestirdikten sonra bakiyoruz saat daha erken aksam yemegi icin. Thomas, var misin bir tura diyor, kacirir miyim bu firsati. Hemen motorlara atliyoruz ve etrafi kesfetmeye cikiyoruz. Thor da bize katiliyor. Thor'un meraki geziyi filme cekmekti. Motoruna video kamera takilmasini saglayan bir adaptör yapmis, butun yolculuk boyunca cekim yapti, hatta bir gun yalnizca beni cekti. Sonradan izleyince insan bayagi bir seyler ogreniyor, teknigi iyi mi kotu mu, arkadan popo nasil gozukuyor falan

    Thomas basti mi basiyor, eh geride kalacak degiliz biz de izliyoruz. Thomas'in teknik etkileyici, virajlarda ya ayakkabi ya da ayak koyacaklari yere degiyor, biraz da beni test ediyor gibi geliyor bana, neyse 40-45 dakikalik harika bir viraj dozundan sonra bir sonraki feribota daha evvelki bir limandan binip Preikestolen'a geri donuyoruz. Thomas memnun gozukuyor, bana donup "Bir Turk icin hic de kotu degilsin motorda en iyisi sen benim miciryoldabasanlar grubuna katil, seni diger micirdabasanlarla (Grusbus) tanistiririm bu aksam" diyor. Yasasin ben de bir Grusbussare'yim artik.


     

     @
     028

    Pazar gunumuz bos, burada kalacagiz ve Preikestolen kayasini (mimber kayasi ya da duacinin mimberi diye de aniliyor) gorecegiz. Mimber kayasi denizden 604 metre yukarda oldugu icin bazilarimiz icin zorlu gececek bir tirmanis ve yuruyus soz konusu.

    Saat on gibi yuruyuse basliyoruz. Konakladigimiz dag hosteli yavas yavas gozden kayboluyor biz yukseldikce.


     

     @
     029

    ve Lysefiyort'un parcasi olan koy daha da belirginlesiyor.


     

     @
     030

    Takriben 30-40 dakikalik bir tirmanistan sonra duzluge variyoruz ve karsimiza tabak gibi bir gol cikiyor. Icinde yuzen bir iki cilgin norvecli genc vardi. Golun suyu cidden soguktu eger attiklari cigliklarin siddetiyle olcersek


     

     @
     031

    Ekibin bir kismi icecek ve ihtiyac molasi vermis vaziyette. Helal olsun bu Isveclilere yaslari 40-50 civarinda ama keci gibi tirmaniyorlar masallah. Cok aktif insanlar, doga tabiatta kosusturmacayi ve spor yapmayi cok seviyorlar, bir bakima yasam tarzlari yani.


     

     @
     032

    Moladan sonra yolumuza devam, tekrar tirmanisa gectik, takriben 30 dakika daha gecti ve Lysefiyort karsimiza cikiyor, bayagi yukseldik demek ki.


     

     @
     033

    ve kayalarin kenarina yaklastik, dar ve korumali cikintilarin uzerinden yolumuza devam ediyoruz.


     

     @
     034

    ve koseyi donunce karsimiza cikan muhtesem mimbar kayasi!


     

     @
     035

    Inanilmaz bir sey! 600 metre yuksekliginde bir kaya blogu. Tabiat ana neler yaratiyor, insanin akli almiyor. Yuruyusumuz hizlandi, kayanin ustune gitmek istiyoruz.


     

     @
     036

    En iyi goruntu biraz yuksekten. Kayanin ustu 25X25metre buyuklugunde. Ortasindaki yarik icine insan girebilecek genislikte.


     

     @
     037

    ##


     

     @
     038

    Yuksekten korkmayanlar kenarinda oturuyor. Oyle ayakta durup, kenarina yaklasip asagiya bakmak her babayigidin harci degil. Yere uzanarak asagiya baktik cogumuz.


     

     @
     039

    Bizim elemanlarda bir cengaver pozu veriyorlar kayanin kenarinda. Bertin korkudan oturdugu kayaya nasil yapistigina dikkat cekerim


     

     @
     040

    Eh gelenek olmus millet ben de Preikestolen'daydim icabinda bir seyler dikmis ortaliga. Biz de geri kalmayiz yani. Hemen diktik bir tane. Resimdeki eleman, Ture, super kafadan kopuk bir eleman. Ben simdiye kadar K 1200 LT'yi boyle agresif ve yaris motoru gibi kullanan adam gormedim, inanilmaz bir sey. Adam 1.90'nin uzerinde ve motora sanki mopedmis gibi hakim. Gezinin ortasinda, bir telefon konusmasinin ardindan apar topar esyalarini toplayin guney Isvec'e geri dondu. Nedeni ise cok ilginc. Komsusuyla bir iddiaya giriyorlar, Ture diyor ki, "Sen bu usengec halinle evinin bahcesinin citlerini tamir edersen iki haftaya kadar, soz isi bitirdigin gun ben de senin serefine parti verecem ve butun ickiler benden!" Ture'nin dedigine gore bahcenin citlerinin goruntusu o kadar cirkinmis ki, Ture'nin manzarasini bozuyormus, o yuzden boyle bir ikna yontemini denemis. Bizim komsu bedava icki lafini duyunca aska gelmesin mi:: , birak iki haftayi bir haftada olayi bitirmis. Ture ona inanmadi karisiyla da konustu, olay kesin. Ben sozumun adamiyim dedi topladi pilini pirtini bir gun icerisinde 1000 km hatta daha uzun bir mesafeyi kat etti. Alin size natural born Mr. Iron Butt. Geziden sonra LT'yi satti simdi GS'i var ve duyduguma gore lakabi "micir filiymis"


     

     @
     041

    Harika Lysefiyort manzarasina bakip dusunuyorum, ne kadar guzel bir dunyamiz var, yeter ki degerini bilsek. Bunlari boyle dusunuyorum filozof gibi sonra rutin sehir hayatina geri donunce unutuyorum tabi, unutmamak lazim aslinda.


     

     @
     042

    Hava kararmadan afterhike biralarimizi yudumlamak istiyoruz, artik geri donme zamani.


     

     @
     043

    Dagcilikta bilinen bir gercektir, kazalarin cogu iniste olur. Bir iki kisi fena kaydi ama allahtan bir sey olmadi kimseye.


     

     @
     044

    Preikestolen hostelimize vardik, bu manzaranin onunde biraz dinleniyor ve biralarimizi yudumlamaya basliyoruz, manzara insana huzur veriyor gercekten. Evereste tirmanmis dagcilar gibi mutlu herkes, ne de olsa kolay degil, butun gun tirmanis ve yuruyus yaptik.


     

     @
     045

    Muhabbet koyulasiyor, insanlar da birbirine kaynasti. Herkesin ortak tutkusunun motorsiklet olmasi sosyallesmemizi sagliyor tabi ki. Bilin bakalim bu ve bir cok afterdrive bira seanslarinda ne tartistik.
    Motor yagi ve lastik tabi ki


     

     @
     046

    Guzel bir aksam yemegini hak ettik artikcool

    Yarin motorlarimizin ustundeyiz tekrar ve kuzeye dogru yolumuza devam edecegiz...


     

     @
     047

    Sabah dinlenmis ve cok sevecen bir grup ruhuyla gunun turuna hazirlaniyoruz. Herkes tekrar motora binmenin sevinci icinde.


     

     @
     048

    Thor motorundaki cici bicilerini gosterip millete hava atiyor


     

     @
     049

    Kankam Lars-Eve bu gunluk tura hazir. Tam bir stand-up komedyen adam, hepimizi gulmekten kirip gecirdi gezide. Bu guney Isveclilerin en buyuk farki kuzeylilere gore (ozellikle Stokholm'lulere gore) cok girgir samata olmalari, hosuma gitti acikcasi.


     

     @
     050

    Bugunku rotamiz soyle. Takriben 300 km gidecegiz. Ullvik fiyordundaki pansiyonda konaklayacagiz.

    Thomas gezinin rotasini duzenlerken alternatif yollari da GPS haritasina isaretlemisti. Ben onunla beraber hep bu alternatiflerden gittim. Alternatif yollar genelde daha eski, virajli ya da toprak yollardi. Asagida alternatif 2.1.' in daha buyuk bir haritasi var. Bu alternatif yolun uzerindeki tabiat ve manzaralar cok guzeldi.



    Yola ciktiktan yarim saat ya da kirk dakika sonra Eirfiyordunu gecmek icin feribot sirasina giriyoruz. Bunun gibi kisa mesafeli feribotlar 15 dakika ile 1 saat arasinda degisen zamanlarda isliyor. Motor ve soforun odedigi miktar 4 ile 6 euro arasinda degisiyor. Bu tip feribot bekleme molalari birseyler atistirmak, rotayi ogrenmek ve baska motorlarda ne tip ciciler var gozlemini yapmak icin ideal.


     

     @
     051

    Kahve molasi veren konu mankenlerimiz. Thure'nin uzerindeki reflektör yelege dikkat cekerim. Yolda motorcunun diger arac suruculeri tarafindan farkedilmesine cok katkida bulunan bu reflektör yelekleri her grubun basindaki ve sonundaki surucu kullaniyordu. Bence cok yararli bir guvenlik aksesuari. Uzun yola cikan her motorcuya tavsiye ederim, ehh artik Agirabilerin de boyle bir yelegi var, kacirmayin alin derimcool


     

     @
     052

    Taylarimizi sirayla dizdik feribota, sakin ve dalgasiz atlantigin uzerinde karsi tarafa geciyoruz. Ruzgar yaz olmasina ragmen usutuyor. Dusunun kisin nasildir?


     

     @
     053

    Alternatif yoldan degil de ana rotadan gidenler kucuk bir kasabada mola veriyorlar.


     

     @
     054

    Sonra da kucuk ama guzel bir barajin uzerinden geciyorlar.


     

     @
     055

    Baraj gölunun obur ucundan gorunusu, hic de fena degil.


     

     @
     056

    Daha sonra da arazinin rakimi artinca karla karsilasiyorlar. Garip insanlar bu Isvecliler:haha: Zaten 5 ay kar icindeyiz, yazin kari gorunce cocuklar gibi seviniyorlar, ne diyeyim ben?


     

     @
     057

    Alternatif yolu izleyen bizler ise daha dogudan biraz daha bortu bocek tabiat bir ortamda yola devam ediyoruz ve ogle yemegi molasini arazide veriyoruz.


     

     @
     058

    Breidborg golunun kenarinda yemek molasi


     

     @
     059

    Bertil Thure'nin LT'sindeki arka kabak lastigini farkediyor ve tabiri caizse yaka paca, tekme tokat onu ikna edip Sand sehrinde tekerini degistirtiyor. Bu Thure'nin bir iki civatasi eksik bence Adam bu lastikle LT'yi gazliyordu deli gibi.


     

     @
     060

    Latefoss adindaki selalenin onunde butun gruplar bulusuyor. Selale tam yolun kenarinda o yuzden biraz kalabalikti ortalik.


     

     @
     061

    ##


     

     @
     062

    Uc kirmizi (hizli olan yani) GS aslanlar gibi teker cevirmeyi bekliyor. Benim ki ortadaki hafif siklet, bagaj bakimindan yani


     

     @
     063

    Selaleden sonra tekrar yola devam. Sansimiza yalnizca bir gun yagmur yagdi butun gezi boyunca o da tam Isvec sinirina girerken yani gezinin sonunda. Hava durumu yonunden cok sansliydik. Norvec motorsiklet kullanmak icin cennet bir ulke (bosuna Moto Guzzi touring motoru modeline Norge ismini vermedi), istediginizden cok viraj var ama havasi cok duzensiz ve surprizlerle dolu olabiliyor. Yukseklerde ozellikle kar bile yagabiliyor. Benim sansima ikinci defa hava cok guzeldi ama buralarda yolculuk yapmak isteyenlere su gecirmez kiyafetler ya da saglam bir yagmurluk oneririm. Yedekte kalin eldivenler sart.

    Kaliteli ve virajli yollarda yolumuza devam ediyoruz, Ullvik'e az kaldi.


     

     @
     064

    Sonunda Ullvik'deki pansiyona vardik ve motorlarimizi onune cektik. Simdi soguk biranin tadini cikariyor, yolda gorduklerimizi birbirimize anlatiyoruz. Bu afterdrive biranin da tadina doyum olmuyor acikcasi. Herkes Lars Olof diye bir elemandan bahsediyor, bir iki saat icinde gelecekmis. Adam tam bir efsane, merak ediyorum acikcasi. Bakalim gelince goruruz neden?


     

     @
     065

    Pansiyonumuz gercekten cok sirindi ve yemekleri de Norvec standartlarina gore iyiydi. Turk olmanin dezavantaji, cok ama cok az ulkenin mutfagini begenebiliyorsunuz


     

     @
     066

    Mutlu ve bir o kadar ac bir topluluk heyecanla yemek servisini bekliyor.


     

     @
     067

    Yemek sonrasinda Thomas her zamanki gibi yarinki rotanin brifingini veriyor. Adam super organize etmis butun geziyi, bir tane bile puruz cikmadi desem, helal olsun.

    Yarin Olden'e dogru yol alacagiz, harika yollardan gecerek....


     

     @
     068

    Aksam gec saatte efsanevi Lars Olof pansiyona geldi. Kimdir bu Lars Olof diye ben de karsilama komitesine katildim. Adami nasil tarif etsem, kisaca ikiteker uzerinde bir dervis ya da sarisin Dalai Lama diyebiliriz. Adamin motoru surusu, parketmesi, konusmasi bir farkli, etrafina pozitif enerji saciyor, hemen farkediyorsunuz. Kimdir bu Lars Olof, bu adam Avrupa'da dusunebileceginiz butun unlu ya da unsuz motorsiklet yollarinda teker cevirmis bir adam. Inanilmaz bir sey, ben usenmedim bir gun kaldigimiz hosteldeki Avrupa atlasini onumuze alarak adami sorguya cektim, yok boyle bir sey. Adam her yere gitmis. Ama Turkiye'yi gezmemis, eh o is bana dusuyor, onunla konusurken 2007 yilinda Turkiye'yi gezme fikri cikti zaten. Adamin, motor ve malzeme bilgisi inanilmaz. Ne varsa okumus ve ne hafiza? Benim kafam almadi, cok sey ogrendim ondan yolculuk sirasinda.


    Ve bir o kadar da mutevazi biri, insan boylelerine daha da saygi duyuyor. Ilk bir iki gun bizim Grusbus (micirdabasanlar) ekibinin en son elemani olarak kullandi, sakin sakin. Sonra Thomas bana: "Lars Olof sikilmistir simdi ona liderlik verelim de sen bir GS nasil kullanilirmis gor!" dedi. Lars Olof'a "sen one gec ve bas biraz bakalim" dedi. Sapkami cikartiyorum Lars Olof'a, adam iki teker uzerinde de muhtesem.

    Iste Lars Olof! Motoruna neden viski icirtmek istedigini sonra aciklayacagim Hah, unutmadan adamin bir baska ozelligi de motorlarini yikamamasi. Gordugunuz 1150 GS 2003 model ve hic yikanmamis. Motoru satmadan evvel yikarmis motorunu ilk. "Gercek GS kirli GS'dir" adamin slogani. Bir nevi felsefe olayi yani


     

     @
     069

    Bugunku rota 300 km ama alternatif yol secilirse 400km kadar. Alternatif yolun uzerinde anti tunel yolu da var. Anti oldugu tunel is Laerdal tuneli, dunyanin en uzun kara tuneli, uzunlugu 24.5 km evet yanlis duymadiniz! Norvec'in petrolden kazandigi paralarin nereye gittiginin bir aciklamasi, her yerde tunel var:: Iste rotamiz.

    ve alternatif rotanin buyutulmus haritasi.

    Sabah, rutin olan motorlarin kontrolu (yag, lastik vs.) ve malzemeleri yuklemeden sonra tam yola cikacakken, 1150 RT'lerden birinin akusunun bittigi anlasiliyor. Biz gencler takimi motoru ittirdikten sonra motor calisiyor, sorun yok, RT takimi ana rotayi izleyip ilk kasabada aku degistirmeye calisacak.

    Ilk duragimiz Aurlandfiyort'u. Buradaki limana buyuk cruise gemileri yanasabiliyor. Bayagi yabanci turist var ozellikle Amerikalilar. Biraz turistik bir ortam ama guney Avrupa ile karsilastirinca o kadar da kotu degil. Limana geldigimizde bizi buyuk bir gemi karsiliyor sakin Atlantigin uzerinde.


     

     @
     070

    Ogle yemegi molasini burada veriyoruz, hava cok guzel.


     

     @
     071

    Sonra da turistik magazalara ben biraz goz atiyorum, kardesim kartpostal koleksiyonu yapar, ben de koleksiyonun en buyuk sponsoruyum Sponsorluk gorevini yerine getirmek gerek.


     

     @
     072

    Bizim deli Thomas, su Flåmbanan'in (Flåmbanan altindaki disli cark sayesinde bayir yukari cikabilen bir dag treni, onunla turistler fiyortun yuksek bir kismina cikabiliyorlar) yaninda bir patika yol var eger motorlara izin veriyorlarsa cikalim mi diyince, Grusbus ekibi ilk ciddi görevini almis oluyor, tabiki evet diyor butun erler

    Cikis biraz zor oldu bazilarimiz icin cunku cok dar (2.5 yada 3 metre genisliginde) ve dik yumusak micirda gidiyorsunuz, olurda tam virajin ortasinda hiz keser ya da durursaniz, agir GS'ler hamamda bayilan koca kari misali yana yatiyorlar. Stefan motoru devirdi bir virajda ama bir hasar yok, touratech motor koruyucu demir kafesi sagolsun.

    Biraz terledikten sonra, motorlu araclarla cikilabilinecek en yuksek noktaya geldik. Grusbus takimi gorevi basariyla yerine getirdi, subay Thomas ve cavus Lars Ove memnunlar


     

     @
     073

    Ayni yolu yuruyerek cikmis turistler bu koca motorsikletler buraya nasil cikmis diye dusune dursun, biz biraz nefesleniyor ve bir seyler iciyoruz. Lars Ove bize kisa bir briefing veriyor, sivi almanin motor kullanirken ne kadar onemli olduguna dair. Konsentrasyon eksikliginin en buyuk nedenlerinden biri vucudun su kaybetmesidir. Siz siz olun tank cantanizda su tasiyin ya da su yeni cikan camel back denen cantalardan hortumla su icin, dakka bir isiyorum o zaman diye hayiflanmayin, guzel manzaralara bakarak isemenin zevkini cikartin falan. Adam hakli acikcasi.


     

     @
     074

    Tekrar yola devam. Laerdalsfiyort'una dogru yol aliyoruz. Grusbus takimi eski yoldan yani anti tunelden gecmeye karar veriyor. Tekrar yukseldik ve fiyortlar karsimizda.


     

     @
     075

    Ben geleneksel kendinidikizaynadayansitmaca fotografimi cekiyorum tabi ki. Gecen seneye fark, dikiz ayna yuvarlak. (TDM'in aynasi daha sikti ama bu GS aynalari darbeye daha dayanikli, gezinin ilerleyen kisimlarinda test edecegim merak etmeyin


     

     @
     076

    Harika bir gun gene, hava mukemmel. Norvec'in dogasi harika, her an karsimiza guzel kucuk surprizler cikiyor.


     

     @
     077

    Aksam ustu gibi bugun konaklayacagimiz yere geliyoruz. Olden kasabasinin biraz guneyinde Trollbau denen glasiyerle cevrilmis bir vadinin icinde tipik norvec tahta klubelerinde kalacagiz. Nasil anlatsam masalsi bir ortamdi, hafif puslu bir hava, glasiyerin soguttugu ruzgar yuzunuze carpiyor, klubelerin yaninda bir dere akiyor. Sanki bir masal dunyasindasiniz, bir nevi Hensel ve Gretel olayi yani. Burada bir ay kalan herkes masal yazabilir bence.

    Kaldigimiz klubelerin catilarina dikkat cekerim


     

     @
     078

    Rickard ve Thor yemek oncesi bir fotograf turuna hazirlar


     

     @
     079

    Ekip cok mutlu yemek sofrasinda


     

     @
     080

    Kaldigimiz klubelerin sahibi bu norvecli bayandi. Bize hazirladigi butun yemeklerin malzemeleri kendi ciftliginden ya da komsulardan, yani 100% ekolojik ve lokal yiyoruz, gunumuzun globallesen dunyasinda neredeyse ekstra para verdigimiz bir olay yani. Thomas bu bayanla daha evvel rezervasyon yapmak icin konustugunda dediklerinin bir kelimesini bile anlamamis (Norvecce Iveccenin bir diyalekti gibi oldugundan birbirlerini genelde anlarlar, ben bile anliyorum Norvecce, ama Danimarkaca tamamen farkli, Isvecliler onlarla Ingilizce konusuyor, Fince tamamen farkli, ne de olsa Ural-Altay dil grubuna bagli yanlis hatirlamiyorsam yani dilin strukturu macarca ve turkceye daha cok benziyor), dediklerini telefonda anlamayinca emaille yazismaya calismis onu da pek anlamamis. Hatununun inanilmaz bir diyalekti vardi ve bize 10-15 dakikalik bolge ve yemekler hakkinda seminer verdi, biz de trene bakan inekler gibi dinledik, olsun deger, yemekleri mukemmeldi. Benden 5 uzerinden 3 turk yildizi aldi (michelin yildizina rakip benim turk yildizi sistemi)


     

     @
     081

    Yemekten sonra biraz yuruyuse cikiyorum, kuzeydeyiz artik hava gec saatte bile kararmiyor. Manzara solugumu kesiyor ve derin dusuncelere daliyorum.


     

     @
     082

    Aksam ruyamda cocukken okudugum masallari goruyorum buyuk ihtimalle...

    Yarin Geiranger ve TROLLSTIGEN..


     

     @
     083

    Trollbau'da mukemmel bir kahvalti yaptiktan sonra dediklerini anlayamadigimiz ama cok sevecen olan Norvecli evsahibemize gule gule diyip yollara dusuyoruz yine. Bugunku ana rota 200 km kadar.

    Alternatif yol ise tamamen toprak ve 100km kadar. Biz Grusbus ekibi olarak bu alternatiften gittik ve cok eglendik.

    Yola ciktiktan az bir sure sonra Stryn glasiyerinin ucuna geliyoruz. Burada yazin bile kayak pistleri acik, tisortle kayak yapmak mumkun yani. Ilginc bir olay, yaz vakti kayak kiyafetli insanlari gormek.


     

     @
     084

    Ben biraz motoru karda surmeye calisiyorum ama kar cok yumusak ve derin, bizim elemanlarin kahkahalarina maruz kalarak motoru derin kardan kurtariyoruz ve bir Styrn glasiyeri hatirasi cektiriyoruz.


     

     @
     085

    Yolun bu kisminda etrafta hep kar vardi, hava da biraz sogudu. Bizim dervis Lars Olof grubun son adami olarak kahve molasi yaptigimiz noktaya geliyor.


     

     @
     086

    Bizden biraz daha yavas kullanmayi tercih eden bu elemanlar da kahve molasi vermisler. Herkes bugunku yol ve hava sartlarindan memnun ve bir iki saat icinde varacagimiz noktayi dusununce gulumsememek mumkun degil. TROLLSTIGEN!


     

     @
     087

    Ama ilk once Dalsnibba adinda 1476 metre yukseklikteki tepeye tirmanacagiz, yol micir. Bu tip tirmanislarda GS'in torku cok ise yariyor, motor bu tip yollar icin yapilmis sanki.

    Tepeye varinca bayagi bir kalabalikla karsilasiyoruz, hatta Isvec motor federasyonunun duzenledigi Norvec gezisine katilanlarla karsilasiyoruz. Bir iki tanidik cikiyor. Hava bulutlu, guzel Geiranger fiyortu pek iyi gozukmuyor.


     

     @
     088

    Muhabbet ederken zaman geciyor ve bulutlar yavas yavas kayboluyor. Geiranger gozukmeye basladi.


     

     @
     089

    Ve yarim saat sonra boyle bir manzarayla karsi karsiyayiz. Insanin manzarayi birakasi gelmiyor icinden.


     

     @
     090

    ##


     

     @
     091

    Grusbus ekibi halinden cok memnun, yine bir hatira fotografi. Ön planda sevgili GS'im. Su ana kadar hic bir problem cikarmadi.


     

     @
     092

    Dalsnibba'dan ayrildiktan sonra Thomas GPS'inde (onun ki GPS'lerin krali Garmin 276C'ydi, baskalarinda Garmin Quest ve 2610'lar vardi. Garmin Iskandinavya'da en cok satan marka, bir de BMW klubundekiler birbirleriyle rota paylasmak istediginden neredeyse herkes Garmin kullaniyor.) ne diyorduk evet, Thomas GPS'inde toprak yollar buluyor ehh Grusbus ekibine de onlari test etmek kaliyor. Takriben 10km sonunun nereye varacagini bilmedigimiz bir toprak yolda gittikten sonra yol bir ciftlikte sona eriyor, Thomas ile Lars Eve rotayi tartisiyorlar.


     

     @
     093

    Storfiyortuna geliyoruz, feribot beklerken ogle yemegi yiyip yalniz basina Norvec'i gezen bir Isvecli motorcuyla sohbet ediyoruz. Iki Lars sohbet ediyorlar, Lars Olof Lars Eve'yi GS almaya ikna etmeye calisiyor ve basariyor, Bu geziden sonra Lars Eve bir R80GS aldi.


     

     @
     094

    Feribottan sonra Norvec'in en cok ziyaret edilen yoluna geliyoruz. TROLLSTIGEN! (trollerin patikasi) Tam 11 hairpin denilen (yani 180 derece donuslu) virajdan olusan bir muhendislik harikasi. Alplerdeki gecisleri hic aratmayacak bir yol.


     

     @
     095

    Asagiya inerken karsidan gelen otobuslere dikkat etmek lazim.


     

     @
     096

    Trollstigen'den indikten sonra dudaklarimizdaki mutlu tebessum kaskin vizorunden bile farkedilebilir. "Thomas, geri donsek mi, bir iki dafa cikip insek su yolu?? Olmaz zamanimiz az, Åndalsnes'deki hostele varmak lazim." Aksam ustu variyoruz hostelimize, cok sirin bir yer yine ama Åndalsnes o kadar enteresan bir kasaba degildi acikcasi.


     

     @
     097

    Hostel guzel de bir sorun var icki satmiyorlar. Hayda, Istanbul Belediyesi mi isletiyor burasini?:sopa: Ne yapacagiz simdi? Afterdrive birasi bir gelenek olmus. Bizim Thure (hani bir iddia icin Guney Isvec'e giden adam, LT'yi cilgin kullanan eleman) ben simdi hallederim bunu diyip basip gaza gidiyor. 20 dakika sonra geri geliyor. LT'yi oturdugumuz yerin onune parkedip arka orijinal cantasini aciyor, bira dolu. Alin size BMW bari Helal olsun adama, 20 dakikada systembolaget'i buldu (norvec'de vinmonopolet derler ama ayni sey) ve bizi birasiz birakmadi.


     

     @
     098

    Merak edenlere, nedir bu systembolaget olayi? Isvec ve Norvec'de icki devlete ait olan magazalarda satilir yani tekel olayi ve bir kasabada bu magazalardan bir tane vardir. Sabah 10 ile aksam 6 arasi aciktir bu magazalar ve pazar gunu kapalidirlar. Amac alkol kullanimini kontrol altinda tutmak, malum bu kuzey avrupalilar soguktan ya da karanliktan mi nedir ickiyi cok severler Zamanla alisiyorsunuz, bana baslangicta cok garip gelmisti. Magazaya gidiyorsunuz, bankada ki gibi sira numarasi aliyorsunuz ve pasa pasa size birisinin servis vermesini bekliyorsunuz, bu arada camekanlarda sergilenmis ickilerden istediklerinizin kodlarini not ediyorsunuz falan. Cook garip bir olay. Son iki uc yildir, normal magazalar actilar, raftan istediginiz ickiyi kendiniz alabiliyorsunuz. Ama bir seyi cok iyi, aldiginiz servis super kaliteli. Yemek yapacaksiniz hangi tur sarap uyar merak ediyorsunuz, kasadakiler konuda uzman. Bir de dunyadaki en fazla musteriye sahip oldugu icin (9 milyonluk Isvec nufusu) Systembolaget ureticilerden ozellikle saraplari cok ucuza alabiliyor, vergi cok olmasina ragmen, kaliteli bir kirmizi sarabin fiyati bir cok ulkeden ucuz, ozellikle Turkiye'den cok ucuz.

    Aksam yemeginden sonra hizimizi alamiyoruz ve bir barda bira muhabbetine devam ediyoruz. Serefe agirabiler, yarin sizi Norvec'in baska guzel yerlerine goturecegiz.


     

     @
     099

    ##


     

     @
     100

    Ertesi gun Thure girdigi iddianin sebebiyle LT'sini gazlayip aramizdan ayriliyor boylece mobil barimiz yok artik:cray:
    Bugun ki tur takriben 300km ve kuzeydeki en buyuk sehir olan Trondheim'da konaklayacagiz.



    Yolculuga kisa bir surusten sonra motorlari feribota yukleyerek basliyoruz. BMW'ler askerler gibi dizilmis. Ondeki RT'nin silindir baslarina monte edilmis ayak konulacak peglerine dikkat cekerim:haha:



    Amacimiz Atlantik kiyisindaki seridi izlemek cunku o zaman unlu Atlanta Yolu'nun (Atlanterhavsvegen) uzerinden gececegiz. Ana karanin hemen ucunda bulunan kucuk adalar grubunu birbirine baglayan, 8 kopruden olusan 100km'lik bir muhendislik harikasi bu yol. Yapimi sirasinda insaatta calisanlar 12 kasirga atlatmislar. Adalarda yalnizca balikcilikla gecinen aileler yasiyor. Medeniyetten cok ama cok uzakta hissediyor insan kendini burada.

    Ne yazik ki sansimiza inanilmaz bir sis var, hafif yagmur cigseliyor ayni zamanda. Bu yoldan hic durmadan geciyoruz bir cok kisi kasklarin bugulanmasindan sikayetci. Fotograf cekemedigimiz icin size internetten bazi fotolar derledim.

    Koprulerin bazilarini teknelerin gecebilmesi icin yuksek yapmislar.


     

     @
     101

    ##


     

     @
     102

    ##


     

     @
     103

    Kisin siddetli havalarda dalgalar yolun ustunu asiyor o zaman yol trafige kapaniyormus.


     

     @
     104

    ##


     

     @
     105

    Yolun geri kalan kisminda yagmur devam ediyor ve tam Trondheim'a yaklasirken duruyor. Fazla mola vermeden Trondheim'a saat 3 gibi geliyoruz cunku amacimiz sehri biraz gezmek. Kalacagimiz yer buyukce bir hostel, buyuk sehir hosteli oldugu icin o kadar sevimli degil ama yemekleri yenilebilinir cinstendi en azindan.


     

     @
     106

    Trondheim bir liman sehri ve Nidelva nehri deltasinin uzerine kurulmus. Sirin bir sehir, mimarisi hosuma gitti benim ama kisin ne kadar soguk ve karanlik olur gibi soru isaretleri geliyor insanin aklina::

    Hostele yerlestikten sonra sehri gezmeye cikiyoruz ve kendimizi Trondheim'in guzel sokaklarina atiyoruz.


     

     @
     107

    Nehir kenarindaki guzel binalardan bir goruntu.


     

     @
     108

    Bizimkilerin afterdrive bira ihtiyaclari belirmis vaziyette, kararsizliklariyla unlu Isveclilerin en kararli olduklari an bu andir iste, bir seyler icmeye karar verme ani Bertil'in siritisindan nerede bir seyler icebiliriz sorusunun cozuldugu anlasiliyor.


     

     @
     109


    Hhmmm, hic de kotu bir fikir degil hani. Hava cok guzel simdi, disarda oturabiliriz.


     

     @
     110

    Platformu istila ediyoruz hemen Herkes butun gun yagmur altinda motor kullandigimizi unutmus vaziyette.


     

     @
     111

    Yagmur dedik de, biraz kuzey Avrupa'da kullanilan giyim kusamdan bahsedelim. Yaz aylarinda motor kullanmaya cok elverisli havasi var Iskandinavya'nin cunku sicaklik Turkiye'nin bahar havasina denk yani takriben 20-23 derece kadar o yuzden motorda pek pismiyorsunuz ama cok sik yagmur yagiyor o yuzden cok kullanimli kumas bazli ve goretex gibi su gecirmeyen katmanli elbiseler cok revacta. Yagmurdan dolayi biz burada silikasi fazla olan lastikleri kullanmayi tercih ederiz mesela GS ler icin Michelin Anakee ve yagmurda basmaktan pek korkmayiz Ben evvelki sene kuzey Ispanya'da gezerken yagmur yagdiginda temposunu bozmayan motorcular genelde Iskandinav ve Almanlar'di. Ozellikle fransizlarin durumu traji komikti. (Fransizlar konusuna fazla girmeyelim, ayri bir forum konusu )


     

     @
     112

    Tam kapali ya da Schubert'in bir iki modeli olan onu acilabilen (flip-up) kasklar genelde moda. BMW klubunde kimse acik kask (genelde chopper'cilarin kullandigi kasklardan yani) kullanmiyor nerdeyse. Ben de bu yari acik kasklari hic tavsiye etmem cunku yaris pistinde egitim alan birisinin gozumun onunde yaptigi bir high sider (motorun asabi bir at ruhunda motorcuyu uzerinden attigi en tehlikeli dusus sekillerinden biri) kazada da gordugum gibi, eleman cenesinin uzerine dustu, allahtan kapali kaski vardi da bir sey olmadi, dusunun acik kaski olsaydi.

    Bu kadar reklam yeter, biz yolculugumuza geri donelim. Nerede kalmistik? Hah, bir-iki yoksa uc muydu? biradan sonra yuruyusumuze devam edelim. Merak edenler olacaktir, bira fiyatlari nedir diye. Bir buyuk bardak bira takriben 7-8 euro:: Uzucu bir durum ama gulu seven dikenine katlanir.

    Trondheim'in guzel bir katedrali var acikcasi.


     

     @
     113

    Birisi usenmemis St. Jakob'u bir celenkle mutlu etmis

    Ben burada ekipten ayrilip Trondheim'in yeni acilan havuz ve su parki kompleksine gidip biraz yuzuyorum, ne de olsa Akdeniz insaniyiz cibi cibi yapmadan olmaz hem de motor uzerinde oturmaktan kaslar sertlesmis biraz yuzerek yumusatmak lazim

    Aksam Trondheim'in barlarina takiliyoruz yemekten sonra ama fazla gec kalmamak lazim, yarin yine yollara dusecegiz..


     

     @
     114

    Thomas'in bugun ki rota hakkinda fazla bilgisi yoktu. Haritadan anladigimiz kadariyla 150 km'lik bir toprak yol gozukuyor. Grusbus ekibinin hosuna gidiyor bu durum tabi ki. Kuzeye dogru ciktikca toprak yollar artiyor.

    Bugun ki rota takriben 270 kilometre ve toprak yol alternatif olarak haritada gozukmekte. Grong adinda bir kasabaya varacagiz. Bu kasabanin ilginc bir ozelligi var, dunyanin bir cok yerinden merakli balikcilar buraya geliyor cunku Grong'da tutulan somon baliklari cok unlu.

    Alternatif yolun daha yakindan haritasi

    Girlpower ekibi hemen Trondheim'in disindaki feribotta kamerama yakalaniyor.


     

     @
     115

    Isvec'de diger Avrupa ulkelerine oranla bayanlar arasinda motor (burada 500cc ve yukarisini kastediyorum, scooterlari isin icine katarsak guney avrupa ulkeleri baskin cikar) kullanim orani yuksek, yalnizca bayanlarin uye oldugu klupler, yaris takimlari mevcut. Isvec motorsiklet federasyonu ve BMW klubu yalnizca bayanlara yonelik kurslar da aciyorlar. Paris-Dakar'a katilan Isvecli bayan suruculer var. Tabi bunda Iskandinavya toplumunda kadin ve erkek esitliginin oldukca ust seviyede olmasinin da bir etkisi var. Kadinlar erkeklerin yaptiklari her isi yapiyor burada (maden isciligi, otobus soforlugu vs.)

    Feribottan ayrildiktan 50 km kadar sonra Grusbus ekibi ana ekipten ayrilip toprak yollarda yolculuga devam ediyor. Bu tip yollar GS'ler icin yapilmis sanki. Bazi yerlerde micir ve toprak oldukca yumusak o zaman keske GS'in ön tekeri 21 inc olsaydi diye icimden gecmiyor degil (bu 21 inch yuzunden BMW bana sonunda KTM aldirtacak sonunda:cray: ) Thomas'in cesitli toprak yol bulma kabiliyetini kutlamak lazim, adam GPS'i cok efektif kullanip harika yollar buldu bize.

    Toprak ve camur karisimi bir yolda giderken (artik nemden ve aksam yagan yagmur falan nedeniyle toprak hep islak buralarda) kucuk bir kaza yasiyoruz. Bir yokusa yaklasiyoruz ve yavasliyoruz, en arkadan gelen Bert ekibin geri kalanina gore daha acemi bir sofor o yuzden virajlarda on grupla arasi aciliyor ve duzluklerde bize yetismek icin dolayisiyla daha fazla gazliyor, biz yokus basinda yavaslayinca ya da yavaslamak zorunda kalinca diyelim, yokus zorlu bir yokustu, islak camur ve TKC 80 gibi lastiklerimiz olmamasi nedeniyle zorlandik, Bert de tam gazlamis vaziyette gelmesin mi? Dolayisiyla gereken mesafede duramiyor ve gum Lars Eve'nin sol cantayi parcaliyor!


     

     @
     116

    Kucuk bir tamirat operasyonu yapiyoruz burada. Bende ve Lars Olof'da her turlu McGawyer/cevatkelle vari malzeme var, cantayi gumus renk teypler (silver teyp) ve kayislarla motora sabitliyoruz hemen. Thor da bizi filme cekiyor.

    Cikmak istedigimiz yokus


     

     @
     117

    Ciktik cikmasina ama bir iki motoru itmek gerekti, eh grupta en genc kim bilin bakalim, itme isi yine bize dustu::

    Bu kucuk kazadan cikardigimiz dersler, acemi sofor her zaman kendi rahat hissettigi hizda kullanmali, ondeki guruba yetisecegim diye sinirlarini zorlamamali, sonucta deneyimli guruba gore daha cabuk yoruluyor ve konsentrasyonunu kaybedebiliyor. Nasilsa biz her yol ayriminda arkada kalani bekliyoruz. Ikinci ders ise uzun yolculuklarda her motorcuda silver teyp olmali, super yararli bir sey.

    Biz canta tamiri yaparken Britt'in onderliginde asfalt ekibi yoluna devam ediyor ama asfaltli yollarda bile micir var. Bunun sebebi su, kisin Iskandinavya'da otobanlar disindaki yollara tuz atilmaz, micir ya da toprak atilir. Obur turlu basa cikamiyorlar ve tuzun dogal cevreye zarari var. Dolayisiyla bazi yollari supurmeyi unutuyorlar ve micir kaliyor. Bu mesele cok tartisilan bir olay Iskandinavya'da cunku bir cok motorcu bu micir kumeleri yuzunden kaza yapiyor yazin.


     

     @
     118

    Asfalt takimi yoluna devam etsin, Grusbus takimi toprak yollardan birinin baslangicinda duran bir odeme klubesine geliyor. Simdi bu olay enteresan. Iskandinavya'da allamänsrätt (her adamin hakki) denen bir olay vardir. Soyleki, ozel arazilerin icinden halk gecis yapabilir (bu abartilmamali tabi, birisinin evinin bahcesine girmekten bahsetmiyoruz burada) hatta dogayi kirletmemek, copunu falan yaninda tasimak sartiyla bir ya da iki gece ozel arazide konaklayabilir, cadir kurabilir herkes. Cok eski bir kanun bu, tamamen Iskandinavya'da ki acik toplum filozofisinin bir ornegi. (Acik toplum filozofisine bir baska ornek ise politikacilarin halkla ic ice olmasi, ben 1999'da Stokcholm'e yerlestigimde bir arkadasla parkta otururken onumuzden bir adam bisikletle gecti, arkadasim bana donup "bu bisikletteki adam Stockholm'un belediye baskani" demesin mi:: , Isvec'de yalnizca basbakanin ve kralin surekli korumasi vardir, keske baska ulkelerde de oyle olsa diye insan icinden geciriyor) Neyse konumuza donelim. Simdi bu toprak yollarin coguna Norvec hukumeti bakmiyor, oradaki ciftci ya da toprak sahibi bakimini yapiyor ama allamänsrätt kanunu nedeniyle bizim gibi motorculari ya da yurus yapanlari engellemiyor. O yuzden bizden yolun bakiminin maliyetine destek olmamizi rica ediyor, bir motor icin 2 euro kadar. Bu yoldan gecenler de bir form doldurup parayi bir kutuya koyuyor. Tamamen guven uzerine kurulmus bir sistem.

    Ekip odeme yaparken


     

     @
     119

    Biz Norvec'in ciftcilerini madden desteklerken, keyfine duskun asfalt takimi ogle molasini Atlantik kiyisinda veriyor. Hava mukemmel bugun, tadini cikariyor herkes.


     

     @
     120

    ##


     

     @
     121

    Sevgili Britt acaba soguk ve yagmurlu guney Isvec'i birakip bu Atlantik kiyisina yerlessem mi diye dusunuyor olmasin. Manzara harika.


     

     @
     122

    Grusbus takimi ogle yemegi molasini ormanlik bir toprak yolun kenarinda veriyor. Iste mutlu bir Thomas! Butun gun toprak yolda kullandik motorlari neredeyse, super zevkliydi ama lastikleri de iyi harcadik acikcasi.


     

     @
     123


    Ogleden sonra Grong adindaki kasabaya geliyoruz, daha evvel de bahsettigim gibi burasi somon baliklariyla unlu. Bir cok merakli balikci buraya geliyor. Grong'da tutulan en buyuk somon baligi 2000 yilinda resimde gorulen cift tarafindan tutulmus. Balik tam 20.8 kg agirligindaymis


     

     @
     124

    Biz somon tutmuyoruz, ne yazik ki zamanimiz yok ama onun yerine harika otelimizin varendasinda biralarimizi yudumluyor ve birbirimize gun icinde yasadiklarimizi anlatiyoruz. Bir harika motorsikletle dolu gun daha.

    Yarin nereye gidiyoruz? Yarin siniri gecip Isvec'de konaklayacagiz. Ben de GS'in ve uzerimdeki kiyafetlerin darbeye karsi dayanikliligini olcecegim


     

     @
     125

    Grong'deki otelimiz cok iyiydi acikcasi, bir gun daha kalinabilinirdi ama yollar bizi bekler. Tekrar motor ustundeyiz. Bugunku rota dunku gibi az bilindigi icin biraz surprizlerle dolu. Isvec siniri yakinda oldugu icin siniri gecip, Isvec topraklarinda gecirecegiz geceyi. Gezinin en heyecanli, zor ve bir o kadar da zevkli gunu bugundu benim icin. Kisisel sinirlarimi zorlama imkani buldum

    Toplam mesafe 250 km kadardi.

    Grusbus ekibinin amaci alternativ 100 km'lik toprak yoldan gitmekti.

    Ama Thomas'in GPS sihirbazligi sayesinde kuzey dogu yonune rotamizi cevirip butun gunu toprak, camur, kaya ve kar uzerinde motor kullanarak (duserek, kayarak vs) gecirdik

    Hersey cok guzel ve sakin basladi aslinda. Artik alismaya basladigimiz guzel manzaralara bakarak toprak yolda ilerliyoruz. Asfalt ekibi butun rotayi asfaltta gitmeye karar verdi ve bizle ayni zamanda yola cikti. Hava yine cok guzel sansimiza.


     

     @
     126

    Bugun yalnizca dort motordan olusuyor Grusbus ekibi (ben, Thomas, Lars Eve ve Olof) Lars Eve'nin K75S'e onursal GS madalyasi verecegiz bu gezinin sonunda, adam bizi neredeyse her yolda izledi ama motoru da bir bakima harcadi.

    Thomas bizi dag basi bir yere cikardi yine ama sikayetim yok. Doganin ortasinda olmak guzel bir sey, ozgur hissediyor insan kendini.


     

     @
     127

    Kucuk su gecisleri yapiyoruz. Ben bu zamana kadar fazla su gecisi yapmadim o yuzden "hhm bu gecisler iyi fazla zorlamaya gerek yok diyorum", hic haberim yok bir iki saat sonra dizlerime kadar sulara gomulecegimden

    Ilk ben geciyorum


     

     @
     128

    Sonra Lars Olof


     

     @
     129

    Sonra bizim canavar K75S'li Lars Eve


     

     @
     130

    Oglen kucuk bir kamping restoraninda yemek yiyoruz ve restoran sahibi kar scooterlarinin kisin kullandigi bir yoldan bahsediyor. "Yolun yazin karlar eriyince halinden emin degilim ama heyecan ariyorsaniz deneyin derim" diye de ekliyor. Thomas'in gozlerindeki o cilgin parlaklik beni kaygilandiriyor ama Grusbus ruhu bu, deneyecegiz bu yolu (eger yol varsa). Yol tabi ki GPS'de gozukmuyor.

    Ilk bir iki km toprak ve micir yol ama daha sonra yol kayboluyor, yerini dik, derin bir yarik seklinde bir olusum aliyor ve uzerinde kafamdan buyuk kadar kayalar. Burada Lars Eve motorun altini ve yanini vurup cizdikten sonra geride kaliyor ve Lars Olof'da ona hizini uyduruyor. Ben ve Thomas hala yola devam ediyoruz ve GS'lerin alt motor korumalarini test ediyoruz.

    Thomas gumbedek motoru deviriyor, yan silindir bir kayaya carpiyor, yalnizca ciziliyor ama kirilmiyor. (Bu GS'lerin silindir kapaklari cok hassas ve ince) Iki kisi motoru zar zor kaldiriyoruz ama ilerletemiyoruz, lastikler TKC 80 olsa belki sansimiz daha fazla olurdu. Neyse 5-10 dakikalik bir cabalamadan sonra motoru hareket ettiriyoruz. Butun zorluklara bir ek olarak, sivrisinek saldirisina ugramis vaziyetteyiz. Ben boyle bir sey hayatimda gormedim, belki binlerce sivrisinek. Isvec'in bu kismi tundra vari yari bataklik bir bitki ortusune sahip oldugundan yazin sivrisinek istilasina ugrar. Konusurken agziniza giriyor neredeyse cilgin sinekler.

    Tekrar yola devam, iki Lars'i goremiyoruz artik. Akillilik ediyorlar ve geri donuyorlar. Bir km kadar sonra bir su gecisine geliyoruz. Thomas bu pek ic acici degil, Izlanda'daki su gecislerine benziyor en iyisi ben su derinligini olceyim diyip, ayakkabilari cikartip suya giriyor. Suyun derinligi dizlerinin biraz ustunde:: "Problem degil geceriz" demesin mi. Ne demek problem degil, ben bu kadar derin sudan hic gecmis miyim diye soran yok tabi. Eleman giyiyor ayakkabilari, atliyor motora, bana donup "en onemlisi tam onune degil karsiya uzaga bakmak ve ne olursa olsun hic gazi kesmemek" deyip gazliyor. Adam Izlanda'larda bilmem kac su gecisi yapmis, isi biliyor acikcasi, paldir kuldur geciyor. Sira bende, Thomas bagiriyor, "hadi, full gaz!" Bismillahi cekip gazliyorum suya. Baslangic iyi gibi ama farkediyorum lastiklerin altindaki taslar super yuvarlak ve kaygan ama yapacak bir sey yok, gaz gaz gaz. Geciyorum suyu, uff.

    Daha sonra boyle iki gecis daha yapiyoruz ama su seviyeleri daha az. Yol falan kalmiyor, Thomas yalnizca GPS'den yonumuzu belirleyip bir yol bulmaya calisiyor. Toprak o kadar kaygan ki o bir defa ben uc defa motorlari deviriyoruz. Ust bas perisan, ilk dususten sonra acaba motorda zarar var mi diye bakiyorum ama sonra dusunmuyorum artik. GS'i tek basina kaldirmak zordur diyenlere bilgi olsun, sinirlenince oyle bir kaldiriyorsunuz ki. Hepko Becker silindir koruyuculari kesinlikle ustlerine duseni yaptilar bu dususlerde.

    Bir tepenin ustune dogru yaklasiyoruz, sonradan haritada bakinca ismini ogrenecegim ve hic unutmayacagim, Klimpfjäll. Yukseklik 1400 mt. Tepenin ustu karla kapli! Mola verip ne yapacagimiza karar vermeye calisiyoruz.


     

     @
     131

    Thomas belki kar o kadar derin degildir diyip motorla uzerinden gecmeye calisiyor ve 2-3 metre sonra motoru yine dusuruyor Kar en az 30 cm derinlikte ve cok yumusak. Aldik mi basimiza derdi, en az 230 kilo olan GS'i ileri goturmemiz imkansiz, silindirlerin uzerinde cevirip karin uzerinde birer kisi yaninda olmak seklinde 20-30 metre kadar motoru kaydirip topraga cikartiyoruz oradan Thomas basladigimiz yere getiriyor motoru. Ne yapacagiz simdi? Karli tabakayi (takriben 30-40 metre uzunlukta) gecmemize imkan yok, geri donmeyi de gururumuza yediremiyoruz, saat 5 olmus, daha Hemavan'a cok yolumuz var. Baska caremiz yok, geri donuyoruz butun yolu ve tabi ki su gecislerini. Biraz gururumuz kiriliyor ama olsun, buraya kadar boyle agir motorlarla cikmamiz bile enteresan bir deneyimdi. Ne demisler "if it doesn't kill you, it makes you stronger !"

    Tekrar asfalt dunyasindayiz, hizimizi arttiriyoruz ve Trappstegsforsen adindaki bu kucuk su setinin onunde telefon molasi veriyoruz, saat su an 7 ve Thomas Britt'i arayarak sag salim Hemavan'a gelmekte oldugumuzu haber veriyor. Daha evvel telefonlar cekmiyordu.


     

     @
     132

    Biz GS'lerin uzerinde cambazlik yaparken asfalt ekibi Hemavan'a gelmis, piknik yapiyorlar.


     

     @
     133

    Saat 8 gibi Hemavan'a variyoruz, bu arada toprak/micir yolda hiz rekorumuzu kiriyoruz, yazmiyim buraya acemi arkadaslara kotu ornek olurum. (Dakar standartlarinda desem )

    Gercek GS kirli GS'dir olayinin resimli kaniti.


     

     @
     134

    Bir seyler atistirdiktan, herkese yasadigimiz macerayi kisaca anlattiktan sonra hemen yatmaya gidiyoruz. Bu aksam askeriyenin ve sivil savunmanin kullandigi bu barakalarda kalacagiz. Benim icin farketmez, yeter ki yatak rahat olsun, yorgunluktan bitmis vaziyetteyim. Hemen uykuya daliyorum.


     

     @
     135

     Ertesi gun uyandigimda keyfim pek yerinde degil, karnimda bir agri var. Hafif de bas agrisi soz konusu. Kahvaltidan sonra karar veriyorum, Britt ve gurubuyla beraber sahil yolundan gidecegim, fazla tempolu motor kullanmaya gerek yok. Eger 100% konsantrasyonum yoksa sinirlari zorlamamak lazim. (Dalgiclik ve dagcilik deneyimlerimden kendimi alistirdigim kisisel bir kural, icimde her hangi bir kusku varsa o an riske girmem, sonucta zevk icin yapiyorum bunlarin hepsini) Nasilsa, bugunku rotada toprak yol gozukmuyor diyor Thomas, o yuzden fazla bir sey kaybetmiyorum, tek kacirdigim arktik yaris pisti olan Mo i Rana'yi gormeyecek olmam ama uzerinde motor suremedikten sonra pisti gormenin bir anlami yok diye dusunuyorum ama hata yapiyorum. Thomas ve Lars Olof'un infiltrasyon kabiliyetlerini hesaba katmamistim

    Bugun ki rota takriben 330 km.

    Mo i Rana'yi gezenler ile sahil gurubu Saltströmmen denen dunyanin gel git nedeniyle en fazla akintiya sahip olan yerlerinden birinde bulusuyor.

    Bizim sahil yolunu izleyerek yaptigimiz yolculuk sakin geciyor, kahvaltidan sonra aspirinleri alinca benim bas agrisi da sona eriyor. Acaba Thomas ve Lars Olof'la mi gitseydim? Lars Eve'de benimle beraber bugun. K75S'ni biraz dinlendirmek istiyor anlasilan. Ne motormus o K75S, helal olsun. Yolumuzun kenarinda bir glasiyer gozukuyor birden. Yaz vakti hala kar var tabi ki.


     

     @
     136

    Glasiyerden sonra Atlantik'i izleyerek yolumuza devam ediyoruz. Hava biraz puslu bugun ama yagmur yok.


     

     @
     137

    Bu arada alternatif yolu secen gurup, Mo i Rana yaris pistine gelmis vaziyette.


     

     @
     138

    Arktik yaris pisti diye de anilan Mo i Rana 3.7 km uzunlugunda. Denizden yuksekligi 200 m, en uzun duz bolumu 493 m ve 50bin m2 lik asfalt bir alani var.


     

     @
     139

    Bizim Thomas ve Lars Olof ikilisi, zincirlerle ayrilmis bir bolumde aciklik bulup piste izinsiz giriyorlar ve cabucak bir tur atiyorlar, yaslarindan baslarindan utanmadan:sopa: Sonra da butun aksam yemegi boyunca bunu anlatip beni kiskandiriyorlar:no2:

    Biz tekneyle kutup dairesini gecerken alternatif ekip karadan bu cizgiyi gecip kutup dairesi anitinin onunde poz vermeyi unutmuyor tabi ki.


     

     @
     140

    Bana bugun toprak yoldan gitmeyecegiz diyen Thomas yine yapacagini yapip 1960'lardan beri kullanilmayan bir yolu bulup onun uzerinde GS'ini test ediyor ve Lars Olof da arkasinda.


     

     @
     141

    Tren raylarina paralel giden bu yol bayagi bozuk durumdaymis megerse


     

     @
     142

    ##


     

     @
     143

    Lars Olof'un sabunlu su yuzu gormeyen 1150 GS'i


     

     @
     144

    Bu arada biz de feribot bekliyoruz, Bodö'ya az kaldi. Bu feribot bekleme aralarinda insanin motorunu kontrol etme sansi oluyor. O zaman on tekerin jantinda bir yamulma gozume carpiyor, dunku macera sirasinda yandan bir tas carpti herhalde. Acelem vardi motoru alirken, dusunmeden metal alisimli jantli aldim, cok buyuk hata:no2:


     

     @
     145

    Yanimda bu hava basinci olceklerinden var, on tekerin havasini kontrol ediyorum, bir eksilme yok. Bu gibi dijital ya da tradisyonel mekanik hava olcegini uzun yolculuklarda tavsiye ederim.

    Feribottan sonra gule oynaya yolumuza devam ediyoruz ve yol kenarinda bir kahve molasi veriyoruz.


     

     @
     146

    Bu molayi vermeden once basima cok ilginc bir olay geliyor. Yolda sakin sakin giderken tam kafamin uzerinde bir patlama sesi duyuyor sanki sirtimda bir hava basinci hissediyorum, ilk aklima gelen arka lastigin patlamis falan olmasi. Yavaslayip yol kenarinde duruyorum, motorda herhangi bir sorun yok, onumden giden Sven de benim durdugumu gorup geri donuyor. O da biraz panik icinde, patlamayi duydun mu diye bana soruyor. Anlamiyoruz ne oldugunu. Tek aklimiza gelen aciklama, yol kenarinda bir avcinin bizim uzerimizde ucan bir kusa ates acmasi ya da kasten bize ates acmis olmasi. Neyse ikimizde de bir hasar yok, yola devam.

    Saltströmmen denen dar bogaza geliyoruz. Cok enteresan bir yer. Gel git nedeniyle her alti saatte bir 400 milyon m3 su 150 metrelik bu kanalin icinden geciyor. Biz oraya vardigimizda gel git olayi olmuyordu o yuzden iyi resim cekemedik ama internetten bulabildigim resimlerde goruldugu gibi akinti cok kuvvetli gercekten.


     

     @
     147

    Bu akinti nedeniyle buyuk baliklar kucuk baliklari avlamak icin bu bogaza toplaniyor. Balik meraklilari icin bir cennet anlayacaginiz.


     

     @
     148


    Bir saat kadar sonra Bodö sehrine variyoruz, ben ekstra heyecanliyim cunku bu aksam kiz arkadasim Vivian Bodö'ye ucakla gelecek ve gezinin geri kalan kisminda beraber olacagiz. Bu demek oluyor ki benim aktif motor kullanma olayim sona eriyor, Vivian varken motorun arkasinda uslu bir sekilde kullanmam sart.

    Yarin Lofoten'a gidiyoruz, cok ismini duydugum ve merak ettigim bir yarim ada, Norvec'in kuzeyinde. Balinalarin yaz kis ugradigi bir yer. Lofoten'da uc gun kalacagiz, motorlarin selelerinde uyusan popolarimizi dinlendirecegiz.


     

     @
     149

    Feribottan inince hava birden degisiveriyor, Bodö'deki puslu havadan eser yok. Lofoten bize cok iyi davrandi 4 gun boyunca, yalnizca son gun yagmur yagdi, o da Isvec sinirini gectikten sonra:: Inanilmaz sakin, rahatlatici ve huzur dolu bir 4 gun gecirdik burada.

    Motorlar hazir, 50 km'lik kisa bir yolculuk onumuzde


     

     @
     150

    Kalacagimiz yerin ismi Njusfjord, 1950'lere kadar balikcilarin ve ailelerin yasadigi bir balikci kasabasi, dogal bir koyun icerisinde bulunan bu kucuk balikci kulubeleri kaziklarin uzerine kurulmus. Su an yalnizca turistik amacla kullaniliyor. Ben Thomas'in BMW klubu websitesine koydugu bu balikci köyu resmine hayran kalmistim. O yuzden beklentilerim yuksek ve hayal kirikligina ugramiyorum.

    Boyle kartpostallik bir ortamda kaldik 4 gun boyuncacool


     

     @
     151

    Tam huzur dolu bir ortam, kitap ya da siir yazmak icin yaratilmis sanki


     

     @
     152

    Motorlari parkedip, cantalari sokup hemen kulubelerimize yerlesiyoruz. 4 kisi bir kulube de kaliyor. Kulubelerin standartlari basit ama temiz, zaten boyle bir ortama luks otel falan hic yakismaz.


     

     @
     153

    Bizim kulubenin onundeki manzara, dogal koy tabak gibi karsimizda


     

     @
     154

    Karsidaki tepeye cikinca balikci kulubelerinin gorunusu


     

     @
     155

    Resmin saginda gorulen tahta siriklar baliklarin kurumalari icin asilmalarina yariyor. Burada avlanan baliklar eskiden resimde gorulen tahta cubuklara asilip (simdi ise firinlarda) kurutulurmus.


     

     @
     156

    Icindeki butun siviyi kaybeden baliklar neredeyse tahta kadar sertlesiyor ve cok uzun sure saklanabiliniyor. Baligi yemek istediginizde yag ve su karisim bir bulamacin icinde saatlerce kaynatiyorsunuz ve balik corbasi oluyor. Vikingler ve daha sonra Atlantik'i gecen denizciler yanlarina bu baliklardan alirmis ve bira. (biranin hikayesi de ilginc, uzun deniz yolculuklarinda su kapali kaplarda bozuldugu icin, fermente alkollu karisimlar gibi daha dayanikli icecekler alinirmis, bira gibi)

    Basimi öbur yana ceviriyorum ve iste Atlantik. Fazla yoruma gerek yok....


     

     @
     157

    Aksam yemegini balikci koyunu isletenlerin sahibi oldugu restoranda yiyoruz, kimsenin cani yemek yapmak istemiyor ama yarin baliga cikilacak ve insallah balik yiyecegiz. Bizim ekip mutlu, bir iki biradan sonra daha da mutlu

    Yarin ve obur gun Lofoten'i kesfedecegiz.....


     

     @
     158

    Ertesi gun bir gurup balik tutmaya gidiyor.


     

     @
     159

    Ben ve Vivian ise uzun bir yuruyus yapmaya karar veriyoruz.

    Efendim, lofotentreke hosgeldiniz, tur rehberiniz Ahmet sizi 4 saat yurutecek, gordugunuz gibi arazi engebeli


     

     @
     160

    Ve asistan rehberiniz Vivian


     

     @
     161

    Hic ruzgar yok bugun ve deniz cok sakin


     

     @
     162

    Yuruyusumuzde bazi engeller vardi ama basariyla gectik onlari, goster bakiyim asistan rehber


     

     @
     163

    Bodö'de sakin bir gece geciriyoruz. Vivian'la beraber iki uc kisi daha Isvec'den ucakla aramiza katiliyorlar. Grubun buyuk bir cogunlugu Bodö'den direk feribotla Lofoten'a gecmeye karar veriyor. Ben de onlara katiliyorum cunku Vivian'in uzun mesafe artci deneyimi yok. Bir de Vivian hareket eden araclarda en kisa zamanda uyuyakalma sampiyonudur Arabayla giderken mesela muhabbetin ortasinda bile uyuyakalir (arabayi ben kullaniyorsam tabi ki ) O yuzden mumkun oldugunca motorla gidilecek mesefeyi kisa tutmakta yarar var.

    Alternatif yolu kullananlar sonra daha kisa surecek bir feribota binecekler.



    Yavas yavas Lofoten'a yaklasiyoruz. Lofoten oldukca engebeli bir yapiya sahip bir yarimada. Kisa zaman oncesine kadar balikcilikla geciniyormus halki simdi ise en buyuk gecim kaynaklari turizm. Yarim adanin yuksek daglari, gokyuzunun rengi, Atlantik'in hasmeti neden buranin bu kadar ziyaret edildigini kanitliyor. Gercekten etkieyici bir izlenim birakiyor Lofoten insanin uzerinde. Biz oradayken hava sicakligi 17-18 derece gibiydi ve bitki ortusu karadeniz ve tropik karisimi bir izlenim verdi bana. Gulf Stream, Atlantik sicak su akiminin bir mucizesi bu bitki ortusu ve yarimadanin iklimi.

    Simdiye kadar gordugum ve tekrar kesin gormek isteyecegim yerler listesindedir Lofoten, ozellikle balina izlemek icin tekrar gelmek isterim. (Hatirlarsaniz Pireneler gezisindeki Torla kasabasi da bu listedir, ne harika kasabaydi o?)

    Muhtesem Lofoten daglari ve atlantik


     

     @
     164

    Gokyuzunun rengi ve ihtisamli daglariyla Lofoten benim gönlumu fethetti acikcasi

    Arka planda gorulen kulubelere vardik 2 saatlik yuruyusten sonra ve geriye donduk, guzel bir yuruyus oldu.


     

     @
     165

    Bakalim biz yuruyusumuzu yaparken balikci vikingler neler yapmis? Masallah balik cok denizde


     

     @
     166

    Bazilari ya daha sansli ya da kabiliyetli


     

     @
     167

    ##


     

     @
     168

    Ya ben en iyisi annemi arayayim, o karadenizli, bunun nasil pisirelecegini bilir kesin


     

     @
     169

    O aksam butun kulubelerde balik yendi ve bazilari yemek pisirme hunerlerini gösterdi. Iste mutevazi balik sofrasi.


     

     @
     170

    Ertesi gun bir ekip olarak motorlara atlayip, Lofoten'in en ucundaki Å adindaki kasabaya gidiyoruz. Yoldaki manzara yine muhtesem.


     

     @
     171

    Buradaki evlerin bazilari da kaziklar uzerine kurulmus, cok sirin bir kasabaydi.


     

     @
     172

    Sabah kahvaltisi icin bu buldugumuz kucuk firindan pohaca familyasindan Lofoten'a ozgun seylerden aliyoruz.


     

     @
     173

    Vivian'cimla Å hatirasi. Motor olayina alisti yavas yavas, hatta Britt ve diger deneyimli artcilardan aldigi tavsiye uzerine artci olarak motor uzerinde uyumayi bile ogrendi:: GS cok rahat galiba, virajlara daha sert gireyim ben artik, baksaniza motoruma binen uyuyakaliyor


     

     @
     174

    Temiz hava karnimizi aciktirdi yine Karidesli sandivicler aliyoruz, Thomas daha evvel Lofoten'a gelenlerden tavsiye almis. Cok lezizdiler gercekten.


     

     @
     175


    Ertesi gun ayni kulubeyi paylastigimiz Stefan ve Brigitta'yla bulundugumuz koyun tam arkasindaki gollere tirmaniyoruz.


     

     @
     176


    Goller ve tepeler cok harika bir goruntu olusturuyor.


     

     @
     177

    Iste göl ve onunde Atlantik, enteresan bir kompozisyon.


     

     @
     178

    Biz bunlari yaparken Kenneth ve Dan, 150 km kadar kuzeye gidip, balina izleme turuna katiliyorlar. Ne yazik ki Kenneth'in fotoraflari ben de yok, buna benzer manzaralarla karsilastiklarina eminim.


     

     @
     179

    ##


     

     @
     180

    Lofoten'da cok guzel vakit gecirdik ama artik BMW Isvec klubunun yillik toplantisinin yapilacagi, Bjorkliden denen kuzey Isvec'deki yuksek tepeler bolgesine gidecegiz.

    Grupca Njusfjord'a gule gule diyoruz.


     

     @
     181

    BMW'lerimiz iyice dinlendiler Lofoten'da, yola cikmaya hazirlar.

    Lofoten, bu ömrumde seni tekrar görmek isterim, cok özel bir yersin gercekten


     

     @
     182

    Lofoten'dan sabah erkenden ayrildik. 400 km kadar dogu yonune Isvec'e surecegiz motorlari. Björkliden denen kisin kayak merkezi olarak kullanilan bir beldede oluyor Isvec BMW kulubu yillik toplantisi.



    Guzel bir tesiste kaldik. Yillik yonetim kurulu ve uyeler toplantisina katildiktan sonra cevrede yuruyusler yapiyoruz genelde, ne yazik ki 2 gun boyunca hep yagmur yagiyor.


     

     @
     183

    Ertesi gun Kiruna sehrinde bulunan dunyanin en buyuk demir özu madenine gidiyoruz. Turistler icin turlar duzenliyor maden sirketi LKAB.

    Inanilmaz bir yer burasi, rakkamlarla ifade edersek. Demir cevherinin uzunlugu 4km ve genisligi 80m. Su an 1045 metreden demir cevherini cikartiyorlar. Madenin ustten gorunusu.


     

     @
     184

    Bu tip dev matkaplarla yuze yakin delikler acip icine patlayicilar yerlestiriyorlar ve her gece 11:30'da (yanlis hatirlamiyorsam) patlatiyorlar. Bu islem yapildiginda madenin icinde kimsenin kalmamasi gerek, eger her hangi bir calisan cikis yapmamissa, bu islem iptal ediliyor. Kiruna'da yasayanlar bu patlamalari hissediyormus ve patlamayi hissedince yatma zamani geldi diyip dislerini fircalayanlar varmis


     

     @
     185

    Rehberimiz bize maden hakkinda bilgi veriyor. Su an yerin 500 metre altindayiz.


     

     @
     186

    Buraya asansorle indik zannediyorsunuz belki, hayir boyle otobusle indik.


     

     @
     187

    Madenin icinde 40 km uzunlugunda asfalt yol var, inanilmaz bir sey. Isvec'de bilgi teknoloji olayinin ve guvenlik kavraminin cok gelismis olmasinin da etkisiyle mumkun oldugunca arac ve aletleri uzaktan kumandayla yerin ustundeki ofis ortamindan yonetmeye calisiyorlar. Bilim kurgu filmi gibi neredeyse.


     

     @
     188

    Aletlerin ebatlari da hic kucuk degil hani


     

     @
     189

    Cikarilan demir ozu, cok ozel bir trenle Norvec'in Narvik liman sehrine tasinip oradan gemilerle dunyanin her bir tarafina gonderiliyor. Bu tren de rekorlara sahip. Resimde gorulen lokomotif dunyanin en kuvvetli lokomotifi.


     

     @
     190

    Arkasinda tasidigi vagonlarin yukleme kapasitesi 100 ton ve lokomotif bunlardan 52 tane tasiyor, iki yil sonra bu rakkam 68'e cikacakmis::


     

     @
     191

    Biz madeni gezerken, daha evvelki BMW Ingiltere gezisinde tanisan Anders ve Carolin mutevazi bir torenle, Thomas ve Britt'in sahitliginde, Kiruna devlet dairesinde evleniyorlar.


     

     @
     192

    O aksam 300 kusur BMW kulubu uyesi olarak bu guzel haberi kutluyor ve dugun pastalarini midemize indiriyoruz.


     

     @
     193

    Ertesi gun unlu buz otelin oldugu yerdeki pazari gezmeye gidiyoruz. Dogal olarak buz otel erimis durumda eger kisin gelseydik boyle bir goruntuyle karsilasabilirdik.


     

     @
     194

    Yataklari cok rahat gozukuyor


     

     @
     195

    Biz otelin oldugu yere geldigimizde yalnizca bir iki mobilya kalmisti


     

     @
     196

    Vivan ve bircok artci ucakla ertesi gun Stockholm'e ucuyorlar. Biz de Stockholm'e dogru cok eglenceli olmayan yolculugumuza cikiyoruz. Toplam mesafe 1250 km:no2: Yolda cok geyik var, iki uc kere karsimiza cikiyorlar. Isvec'deki trafik kazalarinin yuzde 40 kadari hayvanlara carpmadan dolayi olur, olumcul olanlar ise geyik carpmasi. Isvec karayollarindan birisi usunmemis hesaplamis, Isvec'de bir yolda giderken ortalama her 3 saniyede bir 50 metrelik yaricapa sahip bir cemberin icindeki bir hayvanin yanindan geciyorsunuz, ulke hayvanat bahcesi masallah. O yuzden ozellikle kuzeyde yasayan motorcular hayvanlari rahatsiz eden bir frekansta ses cikartan duduklerden takiyor motorlarina, fazla geyik ortami olmasin diye


     

     @
     197

    Ben, benim kankalar Lars & Lars ile geri donuyorum. Thomas ve Britt, harika bir geziyi tamamlamanin verdigi rahatlikla, Finlandiya'ya gecip oradan Rusya'ya bir giris yapmayi planliyorlar. Ama Rusya icin vizeleri yok. Sonradan duyduguma gore Thomas Rus sinir görevlilerine rusvet falan vermeye kalkmis ama basarili olamamis.

    Donuste tekrar kutup dairesini geciyoruz. Ilk gun ciddi bir yagmur yiyoruz. Allah su goretex'i bulandan razi olsun.


     

     @
     198

    Ertesi gun hava biraz aciyor ve yolumuza devam ediyoruz. Stockholm'e 250 km kadar kala, Lars Olof birden saga cekiyor motoru. Ne oldu? Motorda bir bozukluk mu var derken? Lars, "yasasin motor yuz bin kilometre yapti " demesin mi?


     

     @
     199

    Dikkatiniz cekerim motor 2003 model yil 2005 yazi. Pes dogrusu, adam tuvalete bile GS'le gidiyor herhalde:: Bu guzel haberi bir yudum viskiyle kutluyoruz. Lars sevgili GS'ine de bir zip veriyor

    Stockholm'e az kala ben Lars & Lars'dan ayriliyorum ve boylece uzun ama bir o kadar guzel bir gezi kazasiz belasiz sona eriyor.

    Umarim Norvec ve yaptigimiz gezi hosunuza gitmistir. Buralari gezmeye kalkarsaniz Grusbus ekibi size yol gostermekten mutluluk duyar

    Virajli yollarda gorusmek uzere.

    Ahmet

    Gönderilen Feb 13 2008, 09:31 PM Yayınlayan Ahmet SENOGLU Ne ile 19 comment(s)
    Etiketi :

  •   Alpler ve Hirvatistan gezisi 5.500 km

    Wed, Feb 13 2008 21:30
    4,890 Okundu  

      Isvec   Almanya   Avusturya   ıtalya   Hirvatistan


     

    2003 yilinin temmuz ayinda yalniz basima 8000km'lik bir gezi yaptim. Rotam Stockholm-Hamburg-Koln-Munich-Alpler (Avusturya, Isvicre ve Italya)-Florensa-Ancona-Split-Dubrovnik-Salzburg-Munich-Hamburg (tren ile) ve Stockholm'du. Yolculuk 4 hafta surdu.


     

     @
     001

    Bu yolculuga Yamaha TDM 900'le ciktim. Motor uzun yolculuk boyunca hic bir sorun cikarmadi. 100% asfalt kullanmak isteyenlere tavsiye edebilecegim bir motor. Orijinal yan cantalarin birinde kamp malzemeleri digerinde ise giysiler falan vardi. Yolculuga hazirligim bir hafta kadar surdu, genellikle internet uzerinden bilgiler edinmeye calistim ve Avrupa'da uzun mesafe yolculuklara cikmis Daniel adindaki arkadasim da bana cok fikirler verdi. Uzun yolculukta bagaj sorununa karsin Daniel'in cok pragmatik bir cozumu var. Yanina almak istediklerini yere ser ve yarisini elimine et, bir gun bekle ve geri kalanin da yarisini elimine et, iste o kadar bagaj yeter
    Almanya'da arkadaslarimin yaninda kalmak disinda gittigim yerlerde genelde cadir kurmaya calistim, hic bir rezervasyon falan da yaptirmadim.

    Guzel bir temmuz sabahi Stokholm'den yola cikiyorum. Enerji depolama baglaminda yerdeki red bull'a dikkat cekerim


     

     @
     002

    Stockholm'den guney Isvec'e Malmo sehrine oradan kopruyle Kopenhag'a geciyorum. Bu kopru sayesinde Isvec en sonunda Avrupa anakaraya baglandi. Super bir yapi ama oldukca yan ruzgar var.


     

     @
     003

    Bu kopruden sonra hedef Bonn sehri. Bu sehirde yasayan eski dostlari ziyaret etmek amacim. Almanya'da otobona girince seyir hizida artiyor tabi Yalniz autobahn'larda gercekten dikkatli olmak lazim. Insan kendini sol serite kaptirirsa bir bakiyorsunuz hiz gostergesi 150-160 larda dolasiyor. Ben otobanlarda ortalama 130 kilometre hizla yolculuk etmeyi tercih ettim hem boylece insan daha az yorulmus oluyor hem de benzin sarfiyati kontrollu oluyor.
    Bonn'da iki gun gecirdikten sonra, hedef Nurburgring, efsanevi yaris pisti, motorcularin mekkesi! 21km uzunlugunda halka acik bir pist, takriben 10 euro verip bir tur atabiliyorsunuz. Pist teknik olarak zor bir pist aslinda, cok inisli cikisli ama super zevkli. Herkese tavsiye edilir.


     

     @
     004


    Ilk once biletinizi aliyorsunuz.


     

     @
     005

    Daha sonra da start


     

     @
     006

    Biraz kalabalik bir ortam acikcasi, ayni anda hem motorlar ve arabalar hatta otobusler var pistte


     

     @
     007


    Buraya bir iki gunlugune ya da bir haftaligina gelip hergun gunluk bilet alip yarisanlar var, ben bir ingiliz ekiple tanistim en kotu lap zamani yapan o aksam butun biralari oduyordu Ben de biraz terledim pistte, her ne kadar motorum yaris motoru olmasa da.


     

     @
     008

    Buradan Munih sehrine gectim, buranin biralarina doyum yok.

    Autobahn'da dinlenme molasi ve yol arkadasim TDM


     

     @
     009


     

     @
     010
    munih'deki arkadaslarin yaninda biraz vakit gecirdikten sonra ki duragim guneyde Fussen denen sehre yakin Neuschwanstein satosu, nami diger Walt Disney satosu (sirketin logosu bu satodan esinlenmis):


     

     @
     011

    Artik Avusturya alplerindeyim. Yollarin kalitesi gercekten cok iyi. Sansima hava da mukemmel ve motorumun caldigi yuksek devir sarkinin esliginde etrafimdaki manzarayi izliyorum.


     

     @
     012


     

     @
     013

    ##


     

     @
     014

    ##


     

     @
     015

    ##


     

     @
     016

    Orta yukseklikteki bir gecitin tepesi


     

     @
     017

    ##


     

     @
     018

    Manzara gercekten nefes kesici burada.


     

     @
     019

    ##


     

     @
     020

    Bombos ve virajli dag yollari, bir motorcunun ruyasi


     

     @
     021

    Kucuk bir Avusturya kasabasindan geciyorum, geleneksel kiyafetleriyle bir orkestranin muzigine biraz kulak kabartmisken, 70-80 yaslarinda bir adam benle isvec'ce konusmaya basliyor. Amcam bu koye 30 yil evvel yerlesmis, herhalde uzun zamandir da birisiyle sahsen isvec'ce konusmamis Onunla biraz sohbet ettikten sonra yola devam. Hava karariyor, bir kamp yeri bulmak lazim ama fazla bir problem degil. Avusturya ve Isvicre alplerinde kamp yeri bulmak, ozellikle motorcular icin problem degil ve kamplarin kalitesi gercekten cok iyi.


     

     @
     022

    Ertesi gun Hoch am See denen gole geliyorum. Burasi kisin bir kayak merkezi aslinda. Hava o kadar guzel ki kendimi golun serin sularina atiyorum.


     

     @
     023

    Biraz evvel Italyan sinirini gectim. Bir gol kenarindaki restoranda italyan mutfaginin tadini cikariyorum. Italya'ya geldigim hemen belli, her tarafta korna sesleri


     

     @
     024

    Oglen yemeginden sonra kucuk bir golun yanindan geciyorum. Golun suyu inanilmaz berrak


     

     @
     025

    Bir sonraki duragim Bolzano sehri. O kadar guzel bir sehir degil aslinda ama cidden komik bir diyalekleri var, almanca ve italyanca karisimi bir sey. Bolzano'nuyu yuksekten goren bu tepeye cikis yolu gercekten inanilmaz guzeldi, viraj ustune viraj.


     

     @
     026

    Belki de Alpler'de cektigim en guzel fotoraf


     

     @
     027

    Saat aksam vaktine yaklasiyor ve yagmur cigselemeye basliyor ve daha sonra da hizlaniyor. Haritaya bakiyorum, onumde ciddi bir gecit var, Stelvio. Tam bir hotelin onunde bu gecidi simdi mi yoksa yarin sabah mi denesem diye dusunurken hotelden iki uzun sarisin eleman cikiyor, iki isvecli. Benim plakayi gormusler. "Biz biraz evvel o gecitten geldik, yukarida yagmur cok daha siddetli, zor anlar gecirdik, hatta artcilardan biri hala kusuyor sen en iyisi Stelvio'yu yarin yap, gel bizle takil" diyerek beni kolayca o otelde kalmaya ikna ediyorlar. Iyiki de kalmisim. Super bir aksam yemegi ve soguk biralar esliginde yolculuklarimizi birbirimize anlatiyoruz.
    Ertesi sabah unlu Stelvio gecidine geliyorum, inanilmaz bir sey, dedikleri kadar varmis


     

     @
     028

    ##


     

     @
     029

    Buradan sonraki durak, St. Moritz.Jet sosyetenin kayak merkezi. Gercekten guzel bir vadinin icine kurulmus bir kasaba ama bana cok yapay geliyor. Dag basinda Gucci, Dolce Gabbana magazalari falan. Hemen kasabadan cikip unlu golune geliyorum. Eh eski sorfcuyuz ya bir sorf yapmadan olmaz ama bu kitesurf olayini ogrenecegim kesin, cok kiskandim onlari gorunce


     

     @
     030

    Tekrar Italya'ya geciyorum ve bir sonraki durak Como golu. Burada bir iki gun gol kenarinda cadir kurup dinlenmeyi ve windsurf yapmayi planliyorum. Bu gol ozellikle Milano'da yasayanlarin yazliklarinin oldugu sirin bir yer ama belki de beklentilerim daha fazlaydi, ben o kadar da cok begenmiyorum acikcasi. La Guardia golu icin daha guzel diyorlar, artik bir daha ki sefere.
    Como golunden goruntuler


     

     @
     031

    ##


     

     @
     032

    ve como sehri sokaklari


     

     @
     033

    tekneyle gol gezisini tavsiye edebilirim, motorla yapmak mumkun. Biraz bogazici turu havasi veriyor hani

    Kampingde tanistigim super sirin isvicreli takima gule gule diyip 3 gun sonra tekrar yollara dusuyorum. Hedef Florensa!


     

     @
     034

    Como golunden Milano uzerinden Bolonya'ya gidiyorum. Allah kimseyi Autostrada'ya dusurmesin arkadaslar. Bu Italyanlar cidden deli. Bana sorarsaniz Italya otobanlarinda motor kullanmak Turkiye'den falan cok daha tehlikeli. Alfa Romeo ninjalari heryerde.
    Neyse sag salim Bolonya'ya geliyorum. Merkeze bir ugrayip, icecek molasi verip, bir fotoraf cekip yola devam.


     

     @
     035

    Yolculugun bu kismina kadar hava sicakligi beni aylardan temmuz olmasina ragmen hic rahatsiz etmemisti, ozellikle alplerde hava gunesli olmasina ragmen motor ustunde pismiyor insan ama Italya'nin guneyine dogru ilerledikce motor uzerinde trafikte sikismak tam bir eziyet halini almaya basliyordu.

    En sonunda Florans'a geldim. Motoru saglam bir yere park ettikten sonra kardesimin bir arkadasinin evine esyalari atip, sehri gezmeye basladim. Sanat ve tarih meraklilarina kesin tavsiye edebilecegim bir sehir.

    Katedral:


     

     @
     036

    Unlu alisveris koprusu, 16nci yuzyildan yanlis hatirlamiyorsam.


     

     @
     037

    Sehrin tepeden gorunusu, resimde de goruldugu gibi sicak hava beni baymis vaziyette biraz


     

     @
     038

    Gunubirlik bir Toscana turuda yaptim kardesimin sirin arkadasini artci yaparak. Kizcagiz tam bir motor delisi cikti, ben simdi senin kaskin, kiyafetlerin yok seni Toscana'ya goturemem derken ertesi sabah kiz butun malzemeleri odunc alma vasitasiyla temin etmis. Simdi siki mopedci olmus Istanbul'da zaten.

    Toscana'daki kucuk kasabalardan goruntuler


     

     @
     039

    ##


     

     @
     040

    Toskana'yi ilkbaharda gormenizi tavsiye ederim. Yazin yesillikler bayagi kurumuz vaziyette, resimde de goruldugu gibi ama denildigi kadar var, cidden romantik bir ortam hani.


     

     @
     041

    Sarap ureticilerinin ciftlikleri ve otellerinden cok var etrafta. Biz de bu guzel butik otelin bahcesinde biraz dinlendik.


     

     @
     042

    Aslinda Floransa'dan sonra amacim Isvec'e dogru geri donmekti ama Floransa'da tanistigim motorcu bir Italyan beni Hirvatistan'a gitmeye ikna etti. Ancona denen liman sehrinden Hirvatistan'a tekneler isliyormus.

    Ben de onun tavsiyesine uyarak Ancona'ya dogru yola ciktim. Yolda Perugia denen oldukca tarihi bir sehri de gezme imkanim oldu, hatta orada 3 tane Turk motorcuyla karsilastim, Yunanistan'dan geliyorlardi.

    Perugia'dan bazi goruntuler


     

     @
     043

    ##


     

     @
     044

    ##


     

     @
     045

    Ancona denen liman sehrine vardim ama ciddi bir kaos ortami. Teknelerde yer yok, tam bir curcuna yani. Ama bir Turku boyle seyler yildirmaz benim ogrencilik yillarimdan sosyal sigortalar ve vergi dairelerinde yalama yaglama stajim oldugu icin bir hirvat tekne gorevlisi kafalanir, biraz para ve esantiyon absolut vodka sisesiyle iki saat sonraki tekneye yer bulunur::

    Hirvatistan gercekten guzel bir ulke, biraz bizim Ayvalik sahil seridini animsatiyor, deniz cok berrak ve mistral denen ruzgar ogleden sonra sabit estigi icin de yelkencilik olayi bayagi gelismis. Her taraf zzz Zermans dolu anlayacaginiz. Zaten Yugoslavya ic savasindan once Hirvatistan oldukca populer bir tatil ulkesiymis. Hirvatlar slav asilli olmalarina karsin ortodoks degil roma kilisesine baglilar ve cogu Italyanca konusuyor ve Italyanlar gibi giyiniyor o yuzden diger Yugoslavya'da bulunan etnik topluluklara karsin kendilerini daha bati Avrupali goruyorlar. Bana nereden geldigimi sorduklarinda (eh dolayisiyla Isvecten ama Turkuz diyoruz) hafif bir kas kaldirma olayi oldu ama herkes bana iyi davrandi. Hirvat mutfagi ne yazik ki o kadar etkileyici degil bir de Hirvatlarin servis anlayisi daha oturmamis. Bizim ulkemizdeki gibi guleryuzle servis olayi falan pek yoktu ne yazik ki.

    Zadar adli sehre tekne ile variyorum. Teknede Irlandali iki kizla tanisiyorum, super kafa tipler, Dubrovnik'de bulusmaya sozlesiyoruz. Asil hedefim Dubrovnik'e varmak. Sansliyim, ruzgar esiyor hep, Italya'da ki gibi pismiyorum motorun ustunde.

    Bu koprude bungee jumping yapiyordu bazi almanlar.


     

     @
     046

    Gercekten guzel bir ulke Hirvatistan


     

     @
     047

    Burada kampinglerde kalmak yerine ailelerin islettikleri pansiyonlarda kalmayi tercih ediyorum, boylece biraz da hirvatcam gelisir belki

    Yaninda kaldigim aile bana bir dogal parka gitmemi tavsiye ediyor. Bir nevi selale ve orman olayi yani. Buraya giderken 8000km'lik yolculugumdaki ilk kaza tehlikesini atlatiyorum.
    Tam anayoldan bu dogal parkin girisine yaklasirken 200 metre oteden donusun oldugu yerde asfaltin parladigini goruyorum. Islak gibi ama islak olamaz, asfalt belki de 50 derece. Aman bu yag olmasin diye dusunurken ben hizimi iyice azaltiyorum ve neredeyse 1 km hizla sapaga geliyorum, gercekten de motor yagi, her yerde! Hic gaz vermememe ragmen arka teker spin ediyor ama cambazlik falan yapip motoru dusurmeden tehlikeyi atlatiyorum. Dogal parki gezdikten sonra yine ayni sapaga gelince yag tabakasi yine orada ama bu sefer temkinliyim, tam ana yola cikacagim bir bakiyorum 3-4 motor sapaga dogru benim iki saat evvel geldigim yonden geliyorlar ve sinyalleri yaniyor yani onlar da dogal parka gidecekler! Anladigim kadariyla yag olayini kavramis degiller, hizlari yuksek, tabi ben motorun uzerinde maymunlar gibi sicrayarak onlari uyarmaya calisiyorum ama cok gec ondeki motorcunun on lastik yag tabakasina giriyor ve motor direk kaymaya basliyor bana dogru! Neyse eleman tecrubeliymis ki, bir sekilde motorun yonunu vucut hamlesiyle falan degistiriyor benim motoru teget gecip yolun kenarindaki hendege ucuyor. Diger motorcular ondeki nin kamikaze olayini gorup yavasladiklarindan bir sorun yasamiyorlar. Hemen dusen motorcunun yardimina gidiyoruz, 1150 GS kullanan bir alman, hard core bir tip, her hangi bir kirik cikik yok, motoru hendekten cikariyoruz, motorda cizik bile yok, iste o zaman icimden bu GS olayina bir bakmak lazim diyorumcool

    O kadar da enteresan olmayan dogal parktan goruntuler.


     

     @
     048

    ##


     

     @
     049

    Bir tekne turuyla Adriyatik'teki adalari gezme imkanim da oluyor. Adalarin cogu koruma altinda.


     

     @
     050

    ##


     

     @
     051

    ##


     

     @
     052

    ##


     

     @
     053

    Split sehrinin disinda kaldigim geceligi 15 euroluk (hirvatistan'da fiyatlar gercekten cok uygundu) otelin balkonundaki manzaracool Ayrica odanin banyosundaki lavabo falan turk maliydi cok gurur duydum valla.

    Bir sonraki durak Dubrovnik


     

     @
     054

    Dubrovnik gercekten denildigi kadar enteresan bir sehir, gorulmesi gereken yerlerden biri, tavsiye ederim. Ancak yatak kapasitesi sinirli dolayisiyla fiyatlar cok yuksek. Motorcunun elinden Allah tutarmis, ben uygun fiyatta bir yer ararken bir mopedin uzerindeki Hirvat yolumu kesiyor, izle beni ben de kalabilirsin diyor. Sansa bak:: Eleman super motorcu cikiyor, 3 tane motoru vardi, bir tanesi gicir gicir yamaha fazer. Bana koskoca bir oda verdi, etrafi gezdirdi, arkadaslariyla tanistirdi, super ilgilendi. Hala internet araciyla gorusuyoruz, sozum var ona, Norvec'i gezecegiz beraber.

    Dubrovnik bir liman sehri ve yuksek duvarlarla korunuyor, mimarisi cok enteresan. Sehrin icinde zamanda yolculuk yapmis hissine kapiliyorsunuz. Ne yazik ki Sirplar ic savas sirasinda Dubrovnik'e de saldirmislar, herhangi bir askeri us yakinlarda olmamasina ragmen, tamamen Hirvat kulturunu tahrip etmek amaciyla. Su an sehir world heritage olarak koruma altinda.
    Sokaklari bile enteresan sehrin


     

     @
     055

    ##


     

     @
     056

    ##


     

     @
     057

    ##


     

     @
     058

    Pazar yerinden renkli goruntuler


     

     @
     059

    Sehrin uzaktan gorunusu


     

     @
     060

    Evlerin catilarindaki kiremitlerin rengi cok enteresan. Sirplarin bombalamasindan sonra onemli olcude restorasyon gerekmis ve eski kiremitlerin rengine yakin yeni kiremitleri yapacak ustalari Hirvatistan'da bulamamislar ya da kapasite yetmemis. Ilginctir, Fransa'da ki bir koyde ayni tekniklerle kiremitler yapiliyormus, bazi kiremitler Fransa'dan gelmis.


     

     @
     061

    ##


     

     @
     062

    Italya'dan gelen teknede tanistigim Irlandali arkadaslarla sozlestigimiz gibi Dubrovnik'de bulustuk. Uff Irlandali kizlar cidden ickiyi kaldirabiliyorlar, sinir tanimiyorlar, cok eglendik.


     

     @
     063

    Dubrovnik limaninda sanatsal bir calisma


     

     @
     064

    Dubrovnik'in disinda buyuk teknelerin yanasabildigi sirin liman kasabasi


     

     @
     065

    ##


     

     @
     066

    Bana evini acan motorcu arkadasin tavsiyesi uzerine Trstenik denen sahil kasabasina gectim yolculugun son kisminda. Unlu alman torpido botuna dalis yapmak icin, ne de olsa eski BUSAS'liyiz deniz kenarina gelmisiz dalmadan olmaz. Freaky diving center www.freaky-diving.com 'de calisan dalis rehberleriyle muhabbeti kuruyoruz, beni evlerine davet ediyorlar boylece belese kaliyoruz yine
    Torpido botu 30 kusur metre civarinda, gormeye deger.


     

     @
     067

    ##


     

     @
     068

    ##


     

     @
     069

    Artik eve donme zamani, dalisimizi bile yaptik. Kuzey istikametinde yola cikiyorum. Slovenya uzerinden Avusturya, Salzburg'da motora servis yapiliyor ve Munih'e varinca alman demiryollarinin autozug denilen icine araba ve motor konulabinilen trenine binip ertesi gun Hamburg'a variyorum. Gerisi ayni hikaye, Danimarka uzerinden Isvec ve Stockholm'e varis. Yorgun ama tatmin olmus sekilde motoru arka bahceye parkediyorum.
    8 ayri milletten, motorun on tarafina carparak sehit olmus börtu böcekleri temizleme isini ertesi gune birakiyorum.

    Umarim raporum hosunuza gitmistir. Virajli yollarda gorusmek uzere.

Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x