Ahmet SENOGLU

Viatormundi


Eve donus - Isvecden Turkiyeye uzun bir yol hikayesi 4.225 km

Mon, Nov 05 2007 0:59
24,510 Okundu  

.style1 { FONT-SIZE: x-large }

1. Bolum : Isvec - Polonya - Macaristan - Romanya - Bulgaristan - Turkiye

 Isvec  Polonya  Romanya  Bulgaristan  Turkiye    

2. Bolum : Orta Anadolu - Dogu Anadolu - Karadeniz

marmara  IcAnadolu   DoguAnadolu  IcAnadolu


 

Neden boyle bir geziye cikmaya karar verdim, belki de aciklamam gereken ilk sey bu. Ama bu soruyu cevaplamadan evvel neden motora biniyorum, neden uzun yolculuklara cikiyorum belki de bunu aciklamak lazim. Motor benim icin bir kacis, meditasyon. Gunluk hayattan beni bir sekilde koparan bir hobi hatta tutku. Ozgur hissediyorum kendimi motora bindigim zaman, benzin alacak kadar param olsun, yeter ki motor bir ariza cikarmasin, gucum yettigince uzaklara gidebilirim, hani sonsuza kadar bunu yapacak degilim ama o dusunce benim kendimi ozgur hissetmemi sagliyor. Bir anlamda yogun is temposundan, rutin sehir hayatindan kacis benim ki ve motorum da yalnizca bir arac degil, yol arkadasim, dert ortagim.

2006 yilinin baslarindan beri Turkiye’ye motorla gelme fikrim vardi. Hem ulkemin gormedigim yerlerini gormekti amacim, hem de babama motorumu gostermek. Babam 1950-60 yillarda motor kullanmis bir kisi, o tek silindir Norton tarzi motorlari olmus. Benim motorumu cok gormek istiyordu, telefonda her turlu detay soruyu soruyordu. Kac hacim, kac  beygir, kac kilo falan diye. Ben de en iyisi motorla Turkiye’ye gideyim babama motoru gostereyim diye dusundum. Bir de hic unutmadigim bir soz vardi kendime verdigim, onu yerine getirmenin zamani gelmisti. Tam hatirlamiyorum herhalde 15 yasinda falandim. Semizkumlar’daki yazligimizdayiz. Oradaki benzincide alman plaka iki tane uzun yolculuk icin hazirlanmis BMW motosiklet gormustum. Cok etkilenmistim acikcasi. Almanca bildigimden suruculerle sohbet etme firsatim olmustu, Dogu Anadolu’ya gidiyorlardi. ”Helal olsun be” demistim icimden. Sonra da acaba ben de boyle bir sey yapabilirim diye sormustum kendime, hatta soz vermistim kesin yapacagim diye. Eh, zamani gelmisti bu sozu tutmanin.

Karar vermistim artik, 2007 yilinda Turkiye’ye motorla gidecektim. O kadar uzun zamandan once planladim ki bu geziyi, dugun tarihimizi bile ona gore ayarladik. Sagolsun esim de destek verdi bu projeme. Planda Temmuz basinda isimden ayrilmak, motorla Ispanya’ya gitmek, dugunden sonra da Ispanya’dan Turkiye’ye yola cikmak vardi ama is olayini istedigim tarihte sonuclandiramayinca Isvec’den direk Dogu Avrupa’yi gecerek Turkiye’ye gelmek durumunda kaldim. Zaman kisitliydi, az gezmece ve fotograf cekmece ama cok gazlamaca oldu. Dogu Avrupa’yi ozellikle Romanya ve Bulgaristan’i tekrar gormem lazim ileride.

Bu gezinin baska bir amaci da yeni motorumu uzun yolda test etmekti. BMW R 1200GS’in uzun yol performansinda cok memnundum bakalim KTM 990 Adv nasil bir performans gosterecekti?


 

 @
 000 - 2007-08-04

4 Agustos’da sevgili esimle evlendik.
Sonra Stockholm’e gelip motoru hazirladim. Isvec’in guneyinden Polonya’ya giden feribota biletimi aldim. Artik yola cikmaya hazirdim.


 

 @
 001 - 2007-08-10 10:39

Rotam kisaca soyle olacakti. Cuma aksami feribota binis, Cumartesi sabahi Polonya’nin guneyine kadar inip Krakow ya da Oswiecim’de konaklama, ertesi gun Macaristan’da Debrecen sehri yakinlarinda konaklama sonra ki gun Slovakya’dan gectikten sonra Romanya’ya giris ve Brasov yakinlarinda konaklama. Bir sonra ki gun Bulgaristan’a girip bir yerlerde konaklama. Ama Bulgaristan’da Selcuk’la bulusunca yolu kisaltip, hizlandirip Turkiye’ye girdik, yorucu ama cok zevkli bir gun oldu.

Cuma gunu saat 12 civarinda Stockholm’den ayrildim. Acaba bir sey unuttum mu sorusu hep kafamda. Her ne kadar detayli planlasam da her zaman bir sey unutuyorum bu gezilerin basinda. Bu sefer herhalde bayagi iyi planlamisim ki, cok basit bir sey unuttugumu farkettim feribotta. Dis macunu

Motorum yuklenmis vaziyette yola cikmaya hazir. Yan cantalari almaya karar verdim sonunda ve dogru secim oldu acikcasi.

GPS’i de sifirladik. Yeni bir maceraya haziriz. Bu GPS’i uzun yolda ilk defa kullanmam olacakti. Turkiye’ye gelene kadar cok isime yaradi acikcasi. Turkiye kismini sonra aciklarim.


 

 @
 002 - 2007-08-10 10:39

Baslarken motordaki aksesuarlar ve uzerimdeki ekipmandan bahsedeyim:

Motordaki eklemeler:

•   Garmin 278 GPS, cok memnunum. 276C ile ayni neredeyse, onemli farklar Avrupa haritasinin bastan yuklu olmasi, ekran isiginin daha kuvvetli olmasi ve yansimaya karsi ekranin uzerinde ince bir film tabakasi var. Kullanimi belki yeni model Zumo’ya gore daha zor ama fonksiyonlari daha fazla. Mesela TR turu sirasinda farkettik ki, Zumo’larda gittiginiz yollari kaydederken (track opsiyonu) hangi araliklarla yollari kaydedeceginize karar veremiyorsunuz, dolayisiyla Zumo’nun hafizasi yetmedi, gezinin ortasinda ilk tracklerin uzerine yazdi alet. O kadar baktik ettik, ayar bulamadik, bilen varsa soylesin. Ben 10 metreden 9 km ’ye kadar bir aralik arasinda gecilen yollari kaydedebiliyorum mesela.
•   Touratech GPS duzenegi, panelin ustune yerlestiriliyor. Konumu iyi cunku ruzgarligin arkasinda kaldigi icin ruzgar, yagmur almiyor ve herhangi bir dusme durumunda ortada oldugu icin GPS’in hasar gorme riski az.
•   Elcik isitmalari sonradan eklendi, basit ve ucuz bir islem.
•   2007 modellerde cakmak soketi mevcut, yoksa taktirmak basit ve ucuz
•   Touratech/KTM koruma demirleri. Piyasada mevcut olan tek model, aslen ben SW Motech ya da Hepco Becker modellerini daha cok begeniyorum cunku motorun yukari kismini da koruyor bu demirler, ne yazik ki 990’a uymuyor bunlar (degistirilmis fren hortumlari falan yuzunden)
•   Touratech arka fren silindiri koruyucusu, her hangi bir dusme aninda ekstra guvenlik icin
•   990’nin yan sehpasinin ucu  o kadar genis degildir, yumusak zeminde motor kolayca yeri oper. Touratech’in bir plakasi var ona karsi.
•   Touratech Zega yan cantalar, 35 lt. Cok memnunum bu cantalardan, saglamlar. Yukaridan kapakli olmalari bir avantaj. Ekstra kilitlerini de ekledim.
•   Touratech’in motorun kicina yerlestirilen daha genis plaka, orijinal cok kucuk.
•   Akrapovic egsozlar. Eger orijinaller cok isinmasaydi almazdim bu Akra’lari benim zevkime gore cok sesliler.
•   Sag ve sol panellerin icinde yedek ic lastikler, motora monte edilmis lastik levyeleri, tamir kiti ve bilumum diger tamir malzemesi
•   Tank cantasi yerine (ayakta kullanirken rahatsizlik veriyor) arka plakanin uzerinde Touratech enduro cantasi
•   KTM gidon yukselticiler, 18mm
•   Sosis canta ve cantayi motora kilitlemek icin kullanilan tel kafes.


Uzerimdeki donanim:

•   KTM Rallye takim. Ben memnun kaldim bu takimdan. Dis kumas BMW Rallye Pro 2’ye gore daha kalin, hafif yagmurlarda biraz daha sure aliyor islanmasi. Kollarda, gogus hizasinda ve arkada havalandirma acikliklari var. Ayrica pantalonun onunde de var bu havalandirma acikliklari. Ice giyilen yagmur gecirmez katman, Goretex degil ama is goruyor. Yagmur bastirdiginda bunlari giymek zaman aldigindan ozellikle pantalon icin, ben ceket uzerine bir yagmurluk giyiyorum ve yakinda pantalon uzerine gecirilen bir yagmurluk pantalon almayi dusunuyorum. Takimin soguklarda giymek icin sicak tutan iclikleri de mevcut. Ayrica 3 adet su gecirmez cebi var. Kollarin disinda, diz ve popo bolgelerinde deri korumalar mevcut. Fiyat/kalite olarak bakarsak BMW Rallye 2’ye iyi bir alternatif, BMW Rally Pro 2’nin yari fiyati gibi.
•   Ben takimin korumalarini kullanmiyorum, daha guvenli seceneklere yoneldim. Vucudun ust kismi icin Dainese’in Body Armour denilen vucut yelegini kullaniyorum. Sirt korumasi dahil her sey var. Cok memnunum. Dizler icinde offroad icin dizayn edilmis orta sertlik ve komplikede dizlikler kullaniyorum. Bu koruma kombinasyonu vucuda cok daha iyi oturuyor. Kiyafetlerdeki korumalar ne kadar iyi olursa olsun tam koruma saglamiyor, mesela TR gezisinde bir arkadas kucuk bir dusus yasadi, dizi bir tasa carpti. Her ne kadar Rally Pro 2’nin korumalari cok iyi olsa bile, dizinde sislik ve morluk oldu.
•   Coolmax ya da dry-fit tarzi uzun ya da bermuda tarzi ic don ve tisort. Ozellikle sicak havalarda bu tip iclikler terin disari atilmasinda basarili.
•   Eldivenler benim icin onemlidir. Her surucunun zayif noktasi vardir, benim ki de ellerim. Uc cift eldiven tasidim ben yanimda. Bir spor motor kullanimina daha uygun kevlar korumali, deri eldivenlerim. Uzun otoban turu hizli etablarda onlari kullandim. KTM’in deri enduro eldivenlerini sicaklarda ve ozellikle Karadeniz’in toprak yollarinda kullandim. Son olarak da yanimda touring tarzi hafif kislik bir eldiven vardi ve ona da ihtiyacim oldu acikcasi, ozellikle yagmurlu etaplarda.
•   Botlarim Alpinestar’in Vector marka offroad botlari. Ben alistim onlara, asfaltta kullanirken sorun olmuyor artik. Vites degistirme hareketi biraz farkli o kadar. Bir anlamda vites pedalini tekmeliyorsunuz. Bu botlar ne yazik ki su gecirmez degil ama sorun degil. Herhangi, parmaklarin onune gelecek, yandan ve karsidan darbelere karsi guvenli bir bot. Her ne kadar TR gurubundaki arkadaslar snowboard botu diye dalga gectilerse de ben memnunum.
•   Boyna takilan fular, bez gibi bir sey. Ben buff denen elastik boyunlugu kullaniyorum. Bogazlari ruzgardan korumak lazim, en azindan ben oyle alistim. Cok sicaklarda bu buff’u islattim ve cok yararini gordum.
•   Kask Arai Tour X. Benim 990 Adv ile yaptigim suruslere cok iyi uyan bir dizayni var. Uzun yollarda vizoru indiriyorsunuz, offroad’da gozlukleri takiyorsunuz. Guneslik fonksiyounu da hosuma gidiyor. Dezavantaji sesli olmasi. Cross dizaynindan dolayi. Ben her zaman kulak tikaclariyla kullandigim icin sorun yok.
•   Kulak tikaclari, benim icin cok onemli bir aksesuar daha. Ileride bazi tanistigim Isvec’li motorcular gibi duyma zorlugu cekmek istemiyorum acikcasi, ayrica bu tikaclar konsantrasyon bozulmasina karsi da etkili. Hizli asfalt etaplarda 3M’in daha yogun olan modellerini, kucuk ve offroad yollarda ise standart modelleri kullaniyorum. Kulak tikaci takinca motorun her turlu mekanik sesini duyamamanin verdigi rahatsizligi anliyorum, olurda bir ariza cikarsa filan. Kisisel secim meselesi, ariza cikarsa tamir ettiririm ama kulaga verilen zararin tedavisi daha zor bence.
•   Velodrom marka motor kullanmak icin dizayn edilmis ucuz ama efektif gunes gozlukleri, ruzgari iyi kesiyorlar, darbeye karsi dayaniklilar (tas falan carpmasina karsi) ve gozlerin yorulmasina karsi bire bir.
•   KTM ceketin icine takilabilen standart camel back denilen su haznesi, hortumu ceketin icinden gecirebiliyorsunuz. Dehidrasyona karsi birebir.


 

 @
 003 - 2007-08-10 19:16

Daha evvel gectigim bir yol oldugundan fazla zaman kaybetmeden Karlskrona’ya varmakti amacim. Ama yola cikar cikmaz farkettim ki, radyatorun suyu biraz eksik, yolum uzerinde bir KTM bayisi vardi. Onlara ugrayip suyu tazeledim ve aksam ustu Karlskrona’ya vardim. Ve her zaman oldugu gibi yine yagmur yagdi butun yol boyunca. Komiktir ne zaman uzun yolculuga ciksam Isvec kisminda yagmur yagiyor. Sanki Isvec hani gidisin su gibi olsun diye arkamdan su mu dokuyor ne?

KTM’im sakin sakin feribotun kalkmasini bekliyor.


 

 @
 004 - 2007-08-10 20:10

Feribot Polonya sirketi tarafindan isletiliyor. Cok modern ve temizdi. Genelde Polonya’lilar vardi feribotta. Icki kullanimi fazlaydi. Ertesi sabah Gdynia’ya vardigimizda limanda alkol kontrolu yapiyordu polisler herhalde alisiklar sarhos feribot yolcularina. Gazetede okudum bir iki gun evvel, Karlskrona’da Isvec polisi de aynen alkol kontrolu yapiyormus, Polonyali soforun teki panik olmus, geri vitese takip kacmaya calismis ama fazla kacamamis tabi ki. Araba suya dusmus  Big Smile

Genelde feribotlarda motorun nasil sabitlendigi konusunda hassasimdir. Dusen motorlar gordum daha evvel. Polonyali gorevliler duzgun is cikarmislardi.


 

 @
 005 - 2007-08-11 07:35

Polonya’ya hosgeldiniz. Saat sabahin yedisi, hava puslu ve oyle kaldi butun gun boyunca.

Polonya cok hosuma gitti denilemez. Cografyasi biraz can sIkIcI, dumduz bir ova. Isvec ve Rusya’nin sonra da Nazi Almanya’sinin neden kolayca Polonya’yi isgal ettigini anliyor insan. Koskoca bir ova. Macaristan da genelde ova olmasina ragmen bir sirinligi, albenisi var ama Polonya’da bu mevcut degil. Soguk bir mimari hakim etrafa. Yollarin kalitesi idare eder sekildeydi. Ilk 100km de agir kamyonlarin actigi derin izler vardi asfaltta, dikkat etmek lazim motorla gecerken.

Gydnia’dan ayrildiktan 250km kadar sonra sikisik bir trafikte yol alirken, arkamdan zipir bir spor motor geldi ve arabalarin arasindan gecerekten beni de gecti. Arkadan soyle bir izledim motoru, o kadar da hakim degil olaya hani. 5 dakika sonra trafik kilitlendi, ayaga kalktim motorun uzerinde ileride ne var diye gormek icin, bir kaza olmus. Yakinlasinca anladim ki, bizim zipir motor yerde. Yanina geldim, sola cektim ne var ne yok diye bakmak icin. Anladigim kadariyla iki arabanin arasindan gecerken sol seritteki arabanin surucusu biraz saga kirdi motora carpti. Motorcuda bir sakatlanma yok, motor cizilmis sadece. Motorcu nasil kizgin ama, deliler gibi bagiriyor bayan surucuye. Dillerinden anlamiyorum ama ”neden beni gormedin” falan diyor herhalde. Icimden geciriyorum, ”ulan hergele iki arabanin arasindan geciyorsun, araba surucusunun kor noktasindasin, arabanin seridini kullanma hakki var, bir de azarliyorsun”. Neyse bunlari demedim ona, zaten dilim yetmez Big Smile ”are you OK ?” falan diye yokladim, OK deyince de hadi eyvallah diye yoluma devam ettim. Bu kazayi neden mi anlatiyorum, sundan dolayi. Trafik sikistiginda ben de arabalarin arasindan gecebilirdim ama benim kanimca boyle cok uzun mesafeli maraton tarzi surusler yaptiginda kisi, cok daha pasif kullanmak zorunda. Polonyali motorcu yarin motorunu tamir ettirebilir ama uzun yola cikmis motorcu boyle salakca bir kaza yaparsa gezisi aksar, basina cok daha dert acilir. 3-4 haftalik geziye cikmisim surada 2-3 dakika kazanmisim ne farkedecek ki?

Krakow’a yaklasmistim artik. Saat aksam ustu 5 gibi. Acaba Krakow’da kalmak yerine direk Oswiecim’e mi gitsem? Ertesi sabah icin de yolumu kisaltmis olacagim. Neden mi Oswiecim denen bu kasabaya gidiyorum. Yine uzun bir zaman once ortaokul’da okurken kendime verdigim bir sozu yerine getirmek icin. Auschwitz toplama kampini gormek amacim. Ortaokuldayken Alman ogretmenlerimizden biri bize Ruslarin Alman’lar kampi terkeder terketmez cektikleri bir belgeselden bolumler gostermisti. Cok etkilemisti beni o resimler, insanlarin cektikleri izdiraplar. Kesin bu yeri gormeliydim, hem kafamdaki resimleri gercek hayatta bir nebze sekillendirmek icin hem de o toplama kampinda olenlere bir saygi ziyareti yapmak istedigimden. Tavsiyem, imkaniniz olursa hepinizin gormesidir bu korkunc yeri. Ne kadar cok insan gorurse bu vahseti belki ileride buna benzer seylerin olmasinin sansi sifira iner.

Oswiecim’e geldigimde kasaba merkezinde duzgun bir motel bulamadim kolayca. Sonra Auschwitz I kampinin tabelasini gordum (siyah renkte bu tabela, ilk gordugum siyah trafik tabelasi, mantikli) ve onu izleyince Auschwitz I’in onune geldim. Hala zamanim vardi, gezebilirdim muzeyi.


 

 @
 006 - 2007-08-11 18:44

Abartisiz, uzerinden iki ay gecmesine ragmen su an yazarken bile ellerim titriyor. Korkunc bir yer bu toplama kamplari.

Ilk kampin girisinde asagidaki tabela kisa bir bilgi veriyor Auschwitz kamplari hakkinda

1940 yilinda Almanlar ilk Auschiwtz kampini kuruyorlar. Ilerleyen yillarda ilk kampa Auschwitz II-Birkenau ve Auschwitz III-Monowitz ekleniyor. Baslangicta Polonyali tutuklular burada hapsediliyor ve infaz ediliyor sonra da Rus savas esirleri ve cingeneler. 1942’den itibaren yahudi irkini ortadan kaldirma programi cercevesinde yahudiler bu kampta infaz edilmeye baslaniyor. Infazlar Birkenau’daki gaz odalarinda gerceklesiyor. Ikinci Dunya Savasi’nin sonlarina dogru SS savasin artik kaybedildigini anlayip, arkada delil birakmamak icin bu gaz odalarini imha ediyor. 27 Ocak 1945’de Kizil Ordu kampi ele gecirip hayatta kalabilmis yahudileri serbest birakiyor. 1947 yilinda kamplar Polonya parlemantosu tarafindan muze sinifina sokuluyor ve 1979 yilinda da Unesco’nun World Heritage listesine giriyor bu muzeler.


 

 @
 007 - 2007-08-11 18:44

Muzenin girisi


 

 @
 008 - 2007-08-11 18:46

Auschwitz I, isgal oncesinde kisla ve sonra hapishane olarak kullaniliyormus, o yuzden binalarin cogu tastan ve ayakta kalmis.


 

 @
 009 - 2007-08-11 18:47

##


 

 @
 010 - 2007-08-11 18:48

Her sabah unlu ”Arbeit macht frei” yazisinin altindan gecerek calismaya giden mahkumlari canlandiran cizim.


 

 @
 011 - 2007-08-11 18:48

Arbeit macht frei’in gercek goruntusu (Turkcesiyle calismak özgurlestirir ya da özgur yapar)


 

 @
 012 - 2007-08-11 18:50

Eger bir Polonyali mahkum kamptan kacarsa akrabalari tutuklanip onun yerine Auschwitz’de ceza cekerlermis. Bu akrabalar neden hapise atildiklarini aciklayan bir tabelanin altinda dururlarmis ki diger mahkumlar durumdan ders alsinlar.


 

 @
 013 - 2007-08-11 18:50

Resimde gorulen her binanin ici muze olarak duzenlenmis. Farkli konular islenmis mesela mahkumlarin zor yasantisinin detaylari, giydikleri esyalar, yattiklari yerler vs.


 

 @
 014 - 2007-08-11 18:51

7 Ekim 1941’de Auschwitz’in icinde Rus savas esirleri icin kucuk bir kamp olusturuluyor. 10bin kadar erkek savas esiri olarak kayitlara geciyor. Cogu aclik, yorgunluk, SS iskencesi ya da gaz odalari nedeniyle öluyor. Calismaya karsi koyan mahkumlar kulubelerin onune ciplak vaziyette cikartilip uzerlerine kisin soguk su sikildigindan donarak öluyor. 5 ay icerisinde 9bin mahkum telef oluyor ve geride kalanlar Auschwitz II kampina transfer ediliyor.


 

 @
 015 - 2007-08-11 18:53

Kesinlikle sahsen katildigim bir soz, belki de o yuzden bu muzeyi geziyorum simdi.


 

 @
 016 - 2007-08-11 18:53

Harita’da Avrupa’nin bir cok yerinden mahkumlarin kamplara getirildigi gorulmekte, adamlar usanmamis Rodos adasindan bile mahkum getirmisler.


 

 @
 017 - 2007-08-11 18:59

Mahkumlardan toplanan taraklar, tras fircalari


 

 @
 018 - 2007-08-11 18:59

Ve gozlukler


 

 @
 019 - 2007-08-11 19:01

Acliktan bitap dusmus insanlar...


 

 @
 020 - 2007-08-11 19:02

Infaz edilen bazi erkek mahkumlarin resimleri


 

 @
 021 - 2007-08-11 19:03

Kadin mahkumlar ve giydikleri kiyafetler


 

 @
 022 - 2007-08-11 19:06

Takriben 25-30 m2’lik odalarda arada bosluk kalmayacak sekilde serilen ici saman dolu yer yataklarinda yatmis mahkumlar bu ilk kampta. Birkenau’da ise ranzali yataklar varmis.


 

 @
 023 - 2007-08-11 19:09

Bu tabelanin onunde oldugu blokta kalan yahudi kadinlarinin uzerinde ginekolog Dr. Clauberg tarafindan deneyler yapilmis. Bazilari yapilan deneyler yuzunden olmus bazilari da otopsi yapmak amaciyla oldurulmus. Baska SS doktorlari da bu bloktaki kadinlar uzerinde deneyler yapmislar.


 

 @
 024 - 2007-08-11 19:10

Resimdeki avlu infaz avlusu olarak adlandiriliyor. 1941 ile 43 yillari arasinda SS bir cok mahkumu ozellikle onde gelen direnis liderlerini bu avluda infaz etmis.


 

 @
 025 - 2007-08-11 19:17

Rus savas esirlerinin kaldigi elektrikli tellerle ayrilmis bolge.


 

 @
 026 - 2007-08-11 19:20

Icten gorunusu

Birinci kampi gezdikten sonra disari cikiyor ve muzeyi gezmeye gelen amerikali bir turist gurubuyla karsilasiyorum. Cogu gorduklerinden oldukca etkilenmis olmali ki, saskin vaziyette otobuslerinin onundeki tastan sutunun uzerine oturmus, durumu algilamaya calisiyorlardi. Motoruma ilgi gosteren bir ikisiyle kisaca sohbet ediyoruz. Bir tanesinin babasi kampta vefat etmis. Kafami toparlayip kalacak yer bulmam lazim. Etrafta oldukca sayida otel, motel var. Uygun bir tanesinde yer bulup odama yerlesiyorum. Muzede gorduklerimi dusunmemeye calisiyorum ama yine dusunmeden edemiyorum. Kafamda hep ayni soru gidip geliyor. Neden? Neden bu vahset?

Uykuya dalmisim yorgunluktan, sabah saatin alarmiyla uyaniyorum. Asil ölum makinasi olan Birkenau’yu gormem lazim.


 

 @
 027 - 2007-08-11 19:22

Almanlar Auschwitz I’de deneme amaciyla kucuk gaz odalari kurmuslar ama fazla kullanmamislar. Asil olum makinasini Birkenau’da kurmuslar.


 

 @
 028 - 2007-08-11 18:55

okudugum tabelaya gore olay soyle gerceklesiyormus. Birkenau’ya gelen yahudiler bu ozel rampada trenden indiriliyorlar. Kadin ve cocuklar erkeklerden ayriliyor. SS doktorlari calisabilecek durumda olanlari kampa gonderiyorlar, bu oran genelde %25 civarinda olurmus. Geri kalanlar gaz odalarina gonderiliyorlar. Panik cikmasini onlemek icin mahkumlara dezenfekte nedeniyle dus alacaklari soyleniyor. Bazen doktorlar secim yapmaz ve trenin icerisindeki mahkumlar direk gaz odalarina gonderilirmis.


 

 @
 029 - 2007-08-11 18:55

Kadin ve erkekler olarak guruba ayrilmis mahkumlar.


 

 @
 030 - 2007-08-11 19:25

Aslinda gaz odalarinin bombalanmasindan evvel bir cok mahkum baska kamplara tasinmis. 17-21 Ocak 1945 tarihinde 56bin mahkum diger kamplara yurumeye zorlanmis. Bu yuruyuste de olenler olmus ve yuruyuse ”olum yuruyusu” ismi verilmis.


 

 @
 031 - 2007-08-12 08:36

Ertesi gun erkenden uyaniyorum, hava yine puslu ve kasvetli. Kaldigim yer konferans merkezi, otel karisimi bir yer. Kahvalti salonu dolu saat sabahin 7’si olmasina ragmen. Ama sinir bozucu bir sessizlik hakim salona. Ehh, sen sakrak muhabbet edilecek bir ortamda da degiliz zaten, otelde kalanlarin hepsinin neden buraya geldigi malum. Kahvaltidan sonra motoruma gidiyorum, esyalari yuklerken, bir iki merakli Alman turistle motor hakkinda sohbet ediyoruz. Onlara allahaismarladik dedikten sonra Birkenau kampina dogru suruyorum motorumu. Amacim, kampi mumkun oldugunca kisa surede gezip, Macaristan’a dogru yola devam etmek. Ozellikle Slovakya kismi daglik ve virajli yollari icerdiginden, fazla zaman kaybetmek istemiyorum.

Birkenau kampi ya da Auschwitz II ilk kamptan 7-8 km uzaklikta. Kampa giden tren raylarini gorunce dogru yolda oldugumu anliyorum.


 

 @
 032 - 2007-08-12 08:36

Ve kamp karsima cikiyor, bekledigimden cok daha buyuk


 

 @
 033 - 2007-08-12 08:39

Kampi dis dunyadan ayiran dikenli teller


 

 @
 034 - 2007-08-12 08:40

Kampin gisinin onune motorumu parkedip kameram elimde kampi gezmeye basliyorum. Saat sabahin 7 bucugu olmasina ragmen benden baska ziyaretciler de var.


 

 @
 035 - 2007-08-12 08:41

Bilmem kac tane insani olume goturmus raylar....


 

 @
 036 - 2007-08-12 08:42

Ana giristen gecip kampin icine giriyorum ve gercekten agzimdan ha..iktir lafi cikiyor. Kamp gercekten uzun, 1belki 1.5km uzunlugunda. Kampin sonunu goremiyor insan. Raylarin sonunda biri solda digeri sagda olan gaz odalari var. Ama bu uzakliktan secmek cok zor.


 

 @
 037 - 2007-08-12 08:42

Raylarin iki yaninda dikenli tellerle ayrilmis asil toplama kampi ve barakalar gozukuyor.


 

 @
 038- 2007-08-12 08:47

Herhalde o kampta kalan mahkumlar, trenlerle gelenlerin akibetinden haberdardilar.
Raylarin etrafinda boyle gozetleme kulubeleri mevcut.


 

 @
 039 - 2007-08-12 08:48

Doktorlar mahkumlari calisacak ve olecek diye ayirirken


 

 @
 040 - 2007-08-12 08:48

Ve gaz odalarina gonderilen sanssiz mahkumlar


 

 @
 041 - 2007-08-12 08:52

Yururken dusunuyorum, acaba ne kadar insan aci cekti, olume mahkum edildi burada. Kac tane aile ferti bir daha birbirini gormemek uzere farkli guruplara ayrildi. Gozumun onune aglayan, bagiran cocuklar geliyor. Raylarin kenarinda yururken bunlari dusunmemek mumkun degil.


 

 @
 042 - 2007-08-12 08:56

Bu krokide anlatildigina gore, ilk once mahkumlara kiyafetleri cikartiliyor, sonra bir sonraki odada zehirli gazla olduruluyorlar, bazilarinin uzerinde tibbi deneyler amaciyla otopsi yapiliyor, digerleri krematoryumda yakildiktan sonra kulleri binanin disindaki cukurlara gomuluyor, bazi kisisel esyalari da. Bu gaz odalari kamptan dikenli tellerle ayri tutulmus.


 

 @
 043 - 2007-08-12 08:56

Kizil Ordu’nun kampi ele gecirecegi belli olunca SS subaylari kanit kalmasin diye iki gaz odasini da bombaliyorlar. Bugune kalan yalnizca kalintilar ve resimler.


 

 @
 044 - 2007-08-12 08:56

Ve cesetlerin yakildigi firinlarin fotografi


 

 @
 045 - 2007-08-12 08:56

Gaz odalarinin o zamanki goruntusu


 

 @
 046 - 2007-08-12 08:57

Bu kalintilarin yanina kampta olenlerin ve aci cekenlerin anisina bir anit yapilmis.


 

 @
 047 - 2007-08-12 09:00

Kampin obur ucuna yurumem belki 10-15 dakika suruyor.


 

 @
 048 - 2007-08-12 09:00

Anitin onunde bir iki dakika saskin bir vaziyette durduktan sonra raylari izleyerek kampin girisine dogru yurumeye basliyorum.


 

 @
 049 - 2007-08-12 09:11

Calisan mahkumlarin kaldigi kulubeler tahtadanmis, bazilarini yeniden insa etmisler. Kamptaki bir cok kulube yanmis zamanla, yalnizca iclerindeki somine ve bacalarini gorebiliyorsunuz, yuzlercesi kampin uzerine dagilmis vaziyette.


 

 @
 050 - 2007-08-12 09:11

Kamp cok buyuk demistim degil mi?


 

 @
 051 - 2007-08-12 09:12

Kulubelerin iclerinin gorunusu

Belli bir ideloji adinda bu kadar insani oldurmek icin yapilan bir olum makinasinin kalintilarinin uzerindeyim ama kafam almiyor nasil boyle bir sey gerceklesmis. O zamanki sartlari goz onunde bulundurmak lazim tabi ki ama birisinin dedigi gibi zannedersem DD’ydi, teknoloji ve bilim yanlis ideolojilerin kontrolune gecerse sonuclari cok tehlikeli olabilir, iste ornegini burada goruyoruz. Burayi dizayn edenler sanki bir fabrika dizayn eder gibi dusunmusler, maksimum effektivite falan filan, uff dusununce insanin asabi bozuluyor. Bu tip garip duygu ve dusuncelerle kafa yorarken, girise gelmisim. Motorun yanina gidiyorum ama hafiften bir el ayak birbirine karismasi durumu var. Benim biraz arkamdan yuruyen polonyali cift de arabalarina variyorlar. Bir sigara aliyorum onlardan, hic konusmadan sigara iciyoruz, zaten konusmak istesek mumkun degil onlar ingilizce ben de polonyaca bilmiyorum. Oyle avallamis bir vaziyette kampa bakiyoruz. Yolcu yolunda gerek diyerekten calistiriyorum motoru, artik bu kasvetli yerden gitmenin zamani geldi. Icim sIkIldI cok ama geldigime pisman degilim.


 

 @
 052 - 2007-08-13 08:52

Slovekya sinirini gectikten sonra cografya degisiyor, daglik bir bolge burasi, yani virajli yollarla dolu. Motor kullanmak zevkli olmaya basliyor ama yarim saat sonra yagmur basliyor ama ne yagmur, gok bosaldi resmen. Levocá yakinlarinda bir benzincide kiyafet takviyesi icin mola veriyorum ve Cek cumhuriyetinden gelmis 4-5 motorcuyla sohbet ediyoruz biraz. Yagmurun siddetini azaltmasini bekliyorum belli bir sure ama pek bir degisiklik yok. Daha fazla gecikmem soz konusu degil. Hafif kislik eldivenleri takip, cikiyorum yola. Geri kalan butun etap boyunca yagmur yagiyor. Slovekya enteresandir isim benzerligi gibi Slovenya’ya benzer bir topolojiye sahip. Daglik ve kucuk kasabalarin oldugu, sakin, temiz ve duzenli bir ulke.

Kosice’de benzin molasi verdigimde sehrin spor motor kullanan gencleriyle sohbet ediyoruz biraz. Ilginctir KTM kullandiginiz zaman spor motor kullanan gencler daha bir yakin davraniyorlar, BMW kullanirken biraz daha cekingen ya da umursamaz davranislara maruz kalmistim bu tip motorculardan. KTM’in gencler tarafindan kullanilmasinin bir sonucu herhalde. Bir de benim Akra’larin sesi gereken etkiyi yapiyor herhalde. Macaristan sinirina yaklastigimda yagmur duruyor. En guleryuzlu ve eglenceli sinir gecisi Slovekya ve Macaristan arasinda oldu. Gorevlilerin ikisi de bayandi. Ben esimin ailesinin Macar asilli oldugunu soyleyince benimle Macarca konustular ilk ama ben bu dili hic anlamadigimi soyleyince (tek bildigim kelime ”igen”, tamam demek) bana bir iki kelime ogretmeye calisiyorlar mesela ”seni seviyorum”, eve donunce esime soylemem icin.


 

 @
 053 - 2007-08-13 08:52

Macaristan ve Macarlar cok farkli eger diger komsu ulkelerle karsilastirirsak. Ilk olarak Macarca cok farkli bir degil. Hic baska bir dili cagristirmiyor. Finlandiya’ya gittigim zaman da ayni seyi gozlemlemistim. Fincenin de Iskandinav dilleriyle hic bir alakasi yok. Ayrica Macarca cok zor bir dil, kelimeler cok karmasik. Macarlar da biraz farkli insanlar Polonyali ve Romenlerle karsilastirinca. Daha sakin tipler. Biraz yuzuklerin efendisindeki elfleri cagristiriyorlar bana. Yollarin kalitesi Macaristan’da cok daha iyi ve trafik daha sakin. Polonyali suruculerdeki agresif davranislar soz konusu degil. Sakin bir surus sonunda Hajduböszörmény denen kasabaya variyorum. Ama termal kampingi bulmam bir saat suruyor neredeyse. Kimse ingilizce ya da almanca bilmiyor. Kamp ucuz ve temiz. Her karavan veya cadir icin bolumler mevcut. Bir geceligine 5 euro gibi bir fiyat veriyorum. Hava kararmadan cadirimi kuruyor, balik konservelerini migdeye indiriyorum.

Karsidaki bina kaplicanin oldugu yer, ne yazik ki geldigimde kapanmak uzereydi. Ertesi sabah erkenden kaplicaya gitmek amacim. Erkenden uykuya daliyorum.


 

 @
 054 - 2007-08-13 14:00

Ertesi sabah cadirimin uzerine yagan yagmurun sesiyle uyaniyorum. Yine siddetli yagmura maruzum bugun, harika.... Yagmur altinda cadirin icinde giyinmeye calismak ve cadir toplamak favori sabah aliskanligim degildir ama basa gelen cekilir. Eger Istanbul’a zamaninda varma derdim olmasa kontak cevirmek yerine butun gun kaplicada cibi cibi yapabilirim ama mumkun degil. Kaplicaya girmiyorum ama yavastan hareket ettigim icin gec cikiyorum yola.

Bugunki rota 550km kadar, amacim Brasov’un biraz disindaki kayak merkezinde kamping bulmak.

Sinira yaklasinca yagmur siddetini arttiriyor. Romanya sinir gorevlileri bile yagmurun siddetinden memnun degiller ki, gumruk noktasindaki catinin altinda bekliyorlar. Motorla yanlarina geliyorum, pasaportu falan cikaracagim, gec isareti veriyorlar. Pasaport falan gostermeden ulkeye giriyorum boylece. Herhalde halime acidilar. Eldivenler siril siklam. Allahtan kiyafetler su gecirmiyor simdilik. Yol kalitesi hemen bozuluyor, Romanya’ya hosgeldiniz. Sinira yakin olan Oradea sehrine giriyorum ve sehrin merkezine varan caddelerden birinde trafik tamamen tikaniyor. Ama ne tikanma. Arabalarin arasindan benim yan cantalarla gecmem mumkun degil. Birazdan kontak kapatiyoruz, trafik milim ilerlemiyor. Yagmur da ayni siddette devam ediyor. Yanimda duran kamyonun icindekilerle tarzanca sohbet ediyoruz. Benim motoru begendiklerini falan soyluyorlar herhalde. 5 dakika falan daha geciyor ben kafamda kask bekliyorum yagmur altinda, beni kamyonun icine davet ediyorlar daha fazla islanmayayim diye. Allahtan artik islanmiyorum ama daha ne kadar bekleyecegiz burada? Bazi arabalarin soforleri yuruyerek ileride ne oldu diye bakmaya gidiyorlar ve geri geldiklerinde yuz ifadelerinden anladigim trafik daha belli bir sure acilmayacak. Caddenin uzerinde arabalarin arasindan gecmem mumkun olmadigina gore eger daha fazla beklemek istemiyorsam tek care yandaki genis kaldirima cikip yayalarin arasindan gitmek. Kamyondakiler anliyorlar ne yapmak istedigimi, sag yanimdaki arabanin soforunu ikna ediyoruz, o biraz cekiliyor ve ben kaldirima cikip yavas yavas ilerliyorum baska care yok. Cadde 250-300 metre sonra daha buyuk bir ana caddeye baglaniyor. O kesisimdeki kanalizasyon hatti yagmurdan tikanmis herhalde. Derin bir su birikintisi olusmus ve bir iki arac stop etmis, galiba kaza da olmus. Polisler trafigi acmaya calisiyorlar. Benim kaldirimdan geldigimi goren bir polis, oyle devam et gibilerden bir isaret yapiyor. 100 metre sonra yola cikiyorum ve trafik biraz ilerlemeye basliyor.


 

 @
 055 - 2007-08-13 14:17

Cluj Napoca’ya kadar yagmur devam ediyor. Romanya kaotik bir ulke, dolayisiyla motor kullanmak da biraz kaotik burada. Bir kere ana yol her 20-30 kilometrede bir kasabalarin icinden geciyor. Yolun kenarinda dizi dizi evler ve onlerinde insanlar var. Bu kasabalarin icinden gecerken dikkatli olmak lazim. Onunuze ne cikacagi belli olmuyor. Herhangi bir virajin arkasindan at arabasi, insan, coluk cocuk, kopek ya da tavuk cikabilir. Tam hatirlamiyorum nerede oldugunu onume yine boyle bir kasabadan gecerken bir araba firliyor. Frenlere asiliyorum ama durmama imkan yok, karsidan gelen araba yok, karsi seride cikip kurtariyorum ama ciddi sinirlenmisim. Durduruyorum motoru arabanin onunde, gerisin geriye arabaya bagirarak yuruyorum. Arabanin icinde uc tane romen uzerlerine yuruyen palyaco kilikli benden korkmus bir vaziyette ozur diliyorlar, hos benim ki de ne kadar akillica bir davranis, sonucta bire karsi uc ve onlarin ulkesindeyim ama o an tepem atiyor iste. Cluj Napoc’tan ciktiktan sonra bir 650 GS surucusunun yanindan geciyorum, cis molasi vermisti. Sonra ben cis molasi vermisken o beni geciyor. Korna calarak selamlasiyoruz. 50 km kadar sonra onu bir kamyon mola yerinde goruyorum ve duruyorum. Romen bir motorcu, Portekiz’e kadar tek basina gitmis, donuste Alpleri dolasmis. Sohbet ediyoruz, bana sakin kasabalarin icinden gecerken fazla gazlama cok radar kontrolu var diyor, sonra en son Amerika’da benzerini gordugum radar detektorunu gosteriyor.

Biraz beraber yol aliyoruz sonra yollarimiz ayriliyor. Romanya’nin bu kismi guzel bir tabiata sahip, yollarin kalitesi de idare eder. Tempolu gitmek zorunda oldugumdan fazla resim cekemiyorum, zaten yagmur yuzunden zaman kaybettim.


 

 @
 056 - 2007-08-14 12:21

Ama yollarda cok kamyon var. Dogrusunu soylemek gerekirse neredeyse insandan cok kamyon var ulkede. Bazi kamyonlarin icinde butun bir aileyi gormek mumkun. Sonradan duyduguma gore bir cok sofor Turkmus o kamyonlarda. Ama duzgun kullaniyorlar, her hangi bir ters hareketlerini gormedim ama cok trafik var kamyonlar yuzunden.

Dogu Avrupa etabinda guvenlik acisindan en cok cekindigim ulke Romanya’ydi ama bekledigimden daha guvenliydi ulke. Benzin istasyonlari modern ve temizdi. Yalnizca Brasov’a gelmeden evvel GPS’im sayesinde biraz heyecan yasadim. GPS belli bir noktada, ana yol yerine daha kisa olan yan bir yol gosteriyor, ben de izliyorum. Bu yol daha dar ama virajli ve guzel bir yol ama arac trafigi bayagi azaliyor. Bir iki köyun icinden geciyorum, simdi gercekten Romanya’dayim hissine kapiliyor insan. Tepelik bir bolgeyi gectikten sonra yol virajli bir sekilde asagidaki ovaya ve bir kasabaya dogru baglaniyor. Tam kasabaya 2-3 km kala yokus asagi sert ama genis bir virajin kenarinda avini bekleyen akbabalar gibi yari oturmus yari ayakta uzerlerinde eski deri montlar olan bir takim adamlar karsima cikiyor. Pek tekin degil yani ortam. Tam o sirada virajin icine dagilmis kirik sise parcalari gozume ilisiyor ama kacmak imkansiz, her taraf cam parcalariyla dolu. Bir iki manevra yapiyorum ama eminim camlarin uzerinden gecti lastikler. En son istedigim sey burada lastik degistirmek, o yuzden en azindan kasabaya varayim diyerek gazliyorum biraz. Kasabaya vardigimda bakiyorum lastiklere, her hangi bir hasar gozukmuyor. Bilemeyecegim yukaridaki elemanlar icip icip zevk icin mi o siseleri yola attilar yoksa gecen arabalarin lastikleri patlasin boylece bir sekilde para kazanmak icin mi yaptilar, geri donup sormaya niyetim yok acikcasi.

Oradea’da kaybedilen zaman, yagmur altinda temponun dusmesi falan derken, Brasov’a yaklasinca hava kararmaya basliyor ve yine yagmur basliyor. Zaten gece kullanmasini seven bir adam degilim, gereksiz derecede riskli oldugunu dusunmusumdur hep, bir de yagmur yagiyor, yollar virajlaniyor. Pek zevkli bir surus degil acikcasi. Kendime kiziyorum bir de, neden zaman planlamasini iyi yapmadim diye. Yagmur siddetini arttiriyor ve farlar da iyi gostermiyor artik. Karar verdim herhangi bir hotel, motel gorur gormez duracagim ama dag basi bir yerdeyiz, tirlarin park etmesi icin yapilan bir iki bos alan disinda bir sey yok. Yol daha da virajli bir hal aliyor ve irtifa kaybediyoruz. Tempolu bir kamyonun arkasina takiliyorum, sakin sakin gidiyorum baska caresi yok. Biraz duzluge gelince kamyonu geciyorum ve ileride bir motor karsima cikiyor. Italyan plaka bir Goldwing, yanlarina gelince elleriyle dur isareti yapiyorlar. Yolun sagina cekiyoruz. Italyan bir cift. Onlarda yagmur altinda yol almaktan memnun degiller. Bana Brasov’a ne kadar kaldigini ve uygun bir otel bilip bilmedigimi soruyorlar. GPS’e bakarak 25km mesafe oldugunu soyluyorum ve GPS merkezde bir otel gosteriyor. Bizi oraya goturur musun diyorlar. Goldwing’in farlari cok kuvvetli, o one geciyor Brasov’a varana kadar, sehir icine gelince onlara otelin yerini gosteriyorum. Fiyati bayagi tuzlu, onlar o otelde kalmaya karar veriyorlar bense butcem kisitli oldugundan sehrin biraz disinda bir motel aramak icin yola devam ediyorum. Yarim saatlik arama, sorup sormaca, ilk bir iki moteli begenmemeceden sonra duzgun bir yol kenari moteli buluyorum. Saat gec olmus, karnim ac ama restoran kapali, allahtan yanimda ton baligi konservesi var, onlari migdeye indiriyorum ve hemen yatiyorum, ertesi gun cok erken kalkmam lazim.

****

Sabah 5 gibi kalkiyorum, uzun bir gun bekliyor beni o yuzden erken kalktim. Ruscuk’da Selcuk ile bulusacagiz. Gezinin baslamasindan evvel Selcuk ile haberlesiyorduk, sansima onun o tarihlerde Sofya’da bir isi varmis, islerini ayarladi ve bugun Ruscuk’da bulusup Bulgaristan’i beraber gececegiz. Uzun bir gundu, bir nevi Iron Butt gibi bir sey yapma durumu oldu anlayacaginiz. Ben takriben 1000km yaptim, 20 saat icerisinde. Ama yolun buyuk bir kismini doktor kontrolunde yaptim, herhangi bir risk almadim.  Komik (Selcuk doktordur da).


 

 @
 057 - 2007-08-14 14:45

Brasov’dan ciktiktan sonra hava aciyor, allaha sukur ilk defa gunes altinda motora binecegim gezi basladigindan beri. Yarim saat sonra aslinda kalmayi planladigim kayak merkezi olan kasabaya geliyorum. Fena bir tesis ve yerlesim alani degil hani, ama zaman harcayacak luksum yok. Bir benzincide kahvaltimi yaptiktan sonra Bukres’e dogru devam ediyorum.

Bukres’in trafiginin cok beter oldugunu okudugum ve duydugum icin amacim cevre yolundan gecmek.

Ama cevre yolunun sehir ici trafiginden farki yok. Yuzlerce, binlerce kamyon yollarda. Sanki Kamyon Cumhuriyeti’nin icine dustum. Trafik yine durdu, milim ilerlemiyor, hava cok sicak. Artik karsi serit, eger musaitse yan yollar, kacamaklar, kamyon soforleriyle goz temasi falan, her dort yol agzinda korna calarak falan ilerliyorum ama Bukres bana 1.5 saate patliyor.

Ruscuk’a 60-70 km kala yol duzlesiyor ve kalitesi cok iyi. Avrupa toplulugu fonundan gelen paralarla yapilmis. Bukres’de cok zaman kaybettim, asiliyorum gaza ve kisa bir sure sonra sinira variyorum. Romanya her ne kadar kaotik, her an surprizlerle dolu bir ulke olsa da hosuma gitti acikcasi. Guzel bir tabiati var, virajli yollari mevcut. Bir kere daha gezip daha fazla zaman gecirmek isterim burada. En iyisi Nerudarider’i kandirip beraber gitmek, o buralarin uzmani. Ama Romanya Avrupa toplugu fonundan cok para emecek kesin, ulke diger dogu Avrupa ulkeleriyle karsilastirinca alt yapi acisindan en az 15-20 yil geri. Turkiye’nin ic ve dogu Anadolu’suna esit degerde alt yapi var diyebilirim.

Ihtisamli Tuna nehrinin uzerindeki unlu kopruden gecerken, icimi oyle bir his kapliyor ki, sanki Turkiye’ye vardim. Selcuk’un beni bekliyor olmasi oyle bir guven ve sevinc veriyor ki bana, artik gezinin zor kismi sona erdi ruh haline giriyorum acikcasi. SInIr kontrolunden gecer gecmez Selcuk’u goruyorum benim resmimi cekiyor.


 

 @
 058- 2007-08-14 14:45

Sirasi gelmisken bahsetmeden edemeyecegim. Selcuk’la gecirdigim bu son gun Dogu Avrupa etabinin en guzel gunuydu. Sanki uzun zamandir beraber motora biniyormusuz gibi guzel bir ahenkle bindik motora, cok guzel yerlerden gectik ama en onemlisi Selcuk’un bana Bulgaristan’da gosterdigi misafirperverligin hakkini veremem, sagolsun yedirdi, icirdi, benzinimi bile odetmedi ve bana rehberlik etti, goz kulak oldu. Benzincide calisan capkin bayanlardan bile korudu. Sagolasin Selcuk. Seninle Bulgaristan’i doya doya gezmek ilerde yapmaliyim listemde ilk siralarda bilesin.

Ruscuk’da ogle yemegi yedikten sonra yola cikiyoruz. Bu arada, Ruscuk’da az vakit gecirmemize ragmen, bana duzenli ve temiz bir sehir izlenimi verdi.

Bulgaristan’in yollari bekledigimden cok daha iyi, hatta diyebilirim ki Macaristan ile ayni kalitede. Baslangicta duz yollardan gittik ama sonra Selcuk beni cok guzel orman icinden gecen yollardan da goturdu. Ruscuk’tan ayrilali bir bucuk saat falan olmus, Selcuk saga cekiyor.

”Ahmet, benim esimin anneannesi buraya yakin bir koyde yasiyor, uzun zamandir kendisini gormedim, biliyorum yorgunsun ama ne dersin ugrayalim mi?”

Selcuk’u mu kiracagim, ugrayalim tabi ki. Bir iki kisiye yol sorduktan sonra, koyu buluyoruz. Iyiki de bulmusuz, benim icin cok guzel ve anlamli bir deneyim oldu bu koy ziyareti. Koye geliyorsunuz, sanki birden isinlanmissiniz ve Turkiye’nin bir koyundesiniz. Herkes mukemmel Turkce konusuyor, bakkalda Turkce mallar satiliyor, cok enteresan gercekten.

Sirin anneannenin ve teyzenin ellerini opuyoruz. Nasil da mutlu oluyorlar anlatamam.


 

 @
 059- 2007-08-14 19:44

Bize yiyecek, icecekler vermek istiyorlar, zor ikna ediyoruz motorla geldik, fazla yerimiz yok diye.

Sonra Burgaz’a dogru yola cikiyoruz. Burgaz’a gelirken ana yoldan goruntusu ilginc geldi bana biraz. Yuksek binalar yapmislar, binalarin arkasindan da deniz gozukuyor yoldan yaklasirken, biraz bana uzaktan Miami’yi hatirlatti.

Alisveris merkezinin onundeki bikinili bayanlar da Miami’yi hatirlatmadi degil hani. Komik

Burgaz’a gelince Selcuk saga cekiyor.

“Ahmet, benim cok cabuk bir supermarket alisverisi yapmam lazim, buranin gofreti, cerezleri var onlari almazsam beni eve sokmazlar”

Ne diyeyim, adam hakli, aileyi mutlu edeceksin ki, onlar da sana motorla Bulgaristan’a gitmene izin versinler. Supermarketi ararken dar bir sokaga giriyoruz, benim Akra’lar cok ses cikaran cinsten, iki uc arabanin alarmlarini harekete geciriyor, hemen gazlayip uzaklasiyoruz. Burgaz’da alisverisimizi hallettikten sonra en son aldigimiz istihbarata gore sahilden degil de iceriden sinir kapisina giden yolu buluyoruz.

Sinirdan evvelki en son kasabaya geldigimizde hava kararmis vaziyette. Artik siniri gecelim, olmazsa Kirklareli’nde yatariz karari aliyoruz.

Benzin Bulgaristan’da ucuz oldugundan son bir kez benzinciye ugruyoruz bu kasabada. Benzinciyi isleten kisi bir bayan, tek basina gecenin bu saatinde calisiyor, helal olsun.

Ben de iki tane benzin tanki girisi oldugu icin ben genelde benzini kendim doldururum benzincilerde, daha cabuk oluyor. Benim bu centilmence davranisim Bulgar benzinci bayanin hosuna gitmis ki, Selcuk’a arkadasin bu aksam burada kalip bana yardimci olabilir falan demis Komik Aman Vivian duymasin... Assuuaaaa!

Bulgar sinirini sorunsuz geciyoruz, hatta sinir gorevlileri motorlar hakkinda bizimle muhabbet ediyorlar.

Sonra da Turk sinir kontrolune giriyoruz. Anavatan’a gelmek guzel bir duygu ama tipik yurdumun traji komik burokrasisi basliyor tabi ki. Simdiye kadar ki sinir gecislerinde motordan inmeme bile gerek kalmamisti ama bu sinir kapisinda bir saate yakin zaman harciyoruz. Ilk olarak geliyorsunuz kapiya, kapida memur mu yoksa degil mi belli olmayan, Kirklareli’ndeki manitasiyla cepten konusan bir eleman, motorlari birakin, gidin iceriye islemleriniz halledin diyor. Iceride sansimiza bir otobus dolusu turist giris yapiyormus, ilk once onlarin islemlerinin halledilmesini bekliyoruz. Sonra benim aracin kaydinin yapilmasi lazim ama gorevli ortalikta yok, onu da soyle 20 dakika bekliyoruz. Beyefendi en sonunda geliyorlar, tek parmak usuluyle bilgisayara bilgiler giriliyor. Gumruk databazinda arac markalari icerisinde KTM ismi yok. Bu ne bicim motor markasidir diye soruyor gorevli, Selcuk sen Cin mali yaz diyerek benim karizmayi sifirliyor orada. Sonra da listede BMW var degil mi agbicim diyerek beni daha da kizdiriyor..

Neyse islemleri hallettik, tekrar yola cikiyoruz ama bana bir yorgunluk cokuyor artik. Derekoy ile Kirklareli arasindaki yolu yavas bir tempoda suruyoruz.

Kirklareli’ne gelince bir benzincide duruyor, yola devam edelim mi etmeyelim mi diye konusuyoruz. Bir Red Bull icelim ve 15-20 dakika bekleyelim diyoruz. Red Bull’lar etkisini gosteriyor. Sakin bir tempoyla ben saat iki bucuk uc gibi Silivri’ye variyorum, Selcuk da bir saat sonra Istanbul’a. Evet eve vardim en sonunda. Kazasiz belasiz. Ilk etap sona erdi. Sonraki iki gun sevgili babamin motor hakkindaki sorularini cevaplandirma ve annemin leziz yemeklerini yemekle geciriyorum.


 

 @
 060 - 2007-08-16 13:10

Iki gun Silivri'de dinlendikten sonra Istanbul'a geldim. Ilk once Baytekin Teknik Cihazlar magazasina ugradim. Baytekin Garmin navigatörlerinin Turkiye yetkili dagiticisi. Rota calismasi sirasinda farkettim ki benim GPS'ye Turkiye haritasi yuklemek lazim, ehh onun da belli bir fiyati var. Ben bir Baytekin'e sorayim, gezimi anlatayim, belki sponsor olurlar diye dusundun ve oyle de yaptim. Cem Baytekin bey olaya cok sicak yaklasti ve Turkiye haritasini ucretsiz benim makinaya yukletti. Ehh kucuk de olsa bir sponsorluk koparmis olduk Turkiye'den. Tesekkurler Baytekin Teknik Cihazlar.

Turkiye haritasi sorunsuz bir sekilde benim GPS’e yukleniyor.


 

 @
 061 - 2007-08-16 14:20

Garmin Turkiye haritasina gelince, sehir icinde ozellikle Istanbul'da cok basarili. Beni sehir trafiginde hic sorun cikarmadan bircok adrese kolayca goturdu ama Dogu Anadolu'da yollari gostermesine ragmen bir iki yerde farkettim ki biz ana yoldan gidiyoruz ama GPS yolu 1-2 km yanda falan gosteriyor. Uzerinde daha calisilmasi lazim ve Baytekin'den aldigim bilgiye gore haritayi surekli guncelliyorlarmis. Ama GPS'ye guvenmemek lazim ozellikle Turkiye'nin bu kisimlarinda, en iyisi oranin ahalisine sormak ya da haritayi ve tabelalari izlemek. Bir iki defa cok komik sekilde yolumuzu kaybetmedik degil hani bu GPS yuzunden.

Baytekin'den sonra ben Rumeli Hisari’ndaki bir kafenin onune motoru cekip Nerudarider’in gelmesini bekledim.

Enteresandir, belki bogazi yuzlerce binlerce kez gormusumdur ama her defasinda beni etkilemistir yeniden.


 

 @
 062 - 2007-08-16 15:28

Acaba benim KTM'i birakip bununla mi ciksam tura?


 

 @
 063 - 2007-08-16 18:47

Sonra Nerudarider geldi, hasret giderdik, o bana Kirim’a yaptigi ben de dogu Avrupa yolculugunu anlattim, sonra aramiza Strauss da katildi. GokhanD ve diger arkadaslar yandaki lokantalar haberini aldik ve onlarla kisaca sohbet etme firsatim oldu.


 

 @
 064 - 2007-08-17 10:47

Ben ne yazik ki, erkenden ayrilmak zorunda kaldim, malum ertesi gun Turkiye turu basliyor. Benden sonra gelen arkadaslardan tekrar ozur dilerim, basta insane’den.

Aksam ustu Cuneyt'lerin evine vardim. Sonra ekibin baska bir elemani olan Murat geldi. Ilk defa tanisiyorum kendisiyle. Super heyecanli ve dinamik bir goruntu verdi bana. Biraz rotayi tartistik, GPS'lere rotalari yuklemeye calistik. Murat iki motorcunun kask icine takilan mikrofon tertibatiyla konusmasini saglayan bir urun getirmis. Cuneyt ve Murat onu kasklarina taktilar, diyorum icimden, yandik bu adamlar butun gezi boyunca muhabbet ve dedikodu yapacaklar  Iki aletin birbirini tanimasi ve duzenegin kurulmasi gerekiyormus. Kullanim kilavuzunu kim yazmissa, kesin bir Almandir, anlamak mumkun degil, yok su dugmeye uc saniye bas, sonra sunu yap falan. Cuneyt kafasinda kask obur odadan Murat'a bagiriyor: "Sesim geliyo muuu?" Murat:"Yok gelmiyor, ben bu aletin icine de disina da...." Keske fotografini cekseymisim o anin, cok komikti halleri gercekten. Neyse sonunda basardik aletleri calistirmayi. Saat gec olmus, Murat ve Cuneyt'in cuma gunu son is gunleri ve benim motora bakim yaptirmam lazim. Yatma zamani ama uyumak mumkun degil, icimizde bir heyecan  

Ertesi gun ben Cuneyt'in tavsiyesi uzerine Buz Motor'a gidip lastiklerimi TKC 80'e degistirdim.


 

 @
 065 - 2007-08-17 10:48

Cok guzel servisleri var, yalnizca motor lastigi ile ugrasiyorlar, tecrubeli arkadaslar. Tavsiye ederim kendilerini.


 

 @
 066 - 2007-08-17 10:48

##


 

 @
 067 - 2007-08-17 11:47

HDS’ye de cok tesekkurler bu servis olayini benim icin koordine ettigi icin.

Aksam ustu 4 gibi benim islerim bitmisti. Cuneyt ve Murat'in islerinden gelmelerini beklemekten baska yapacak bir sey yok. Uzun zamandir uzerinde calistigimiz Turkiye turu baslayacak en sonunda.


 

 @
 068 - 2007-08-17 11:51

TKC 80 hakkinda yorum yapmak gerekirse. Bence bu lastik secimi cok dogru bir karardi. Asfaltta oldukca iyi performans veren ama toprakta sizi yari yolda birakmayacak bir lastik. Eminim hepimiz cok memnun kaldik bu lastiklerden. Gezinin sonunda arka lastiklerimiz bitmisti.

Daha sonra HDS’nin tavsiyesi uzerine Demaks'a gidip benim motorun yagini degistirttim ve kontrolunu yaptirttim. Oradaki servis de cok iyiydi, sagolsun ustalar beni ogle yemegine davet ettiler, sohbet ettik, KTM geyigi yaptik.



 Türkiye  Yunanistan


 

 


 

 @
 069 - 2007-08-17 18:21

Cuneyt yola cikmadan evvel Zumo’sunu kurcalarken


 

 @
 070 - 2007-08-17 18:21

Cuma gunu saat 5 gibi Cuneyt ve Murat islerinden gelip, cantalari motorlara yuklemeye basladilar.

Murat’in motor bayagi yuklu oldu.


 

 @
 071 - 2007-08-17 18:21

Hele benim bagajla karsilastirinca Daha sonra Murat’in bagajina bir ceki dozen verecegiz.


 

 @
 072 - 2007-08-17 18:35

Bu GPS’lerden cok cekmedik yol boyunca, Deniz’in diline dustuk, daha fazla bilgi ileride

Istanbul ekibi yola cikmadan evvel junior Cuneyt’le bir poz veriyor. Agirabilerin ikinci versiyon yelekleri var uzerimizde, bence cok basarili olmus sekli semalleri. Ozellikle hava biraz karardiginda cok yararli, ayrica bazi soforler polis zannedip saygi gosterdi yolda bize.


 

 @
 073 - 2007-08-18 10:11

Artik yola cikmanin zamani, bayagi zaman kaybettik coktan. Trafige kalacagiz. Motorlarimiz da bizim gibi sabirsiz.

Istanbul’un trafiginden cikis nesakketliydi. Cuneyt ve Murat Istanbul’un kaos trafiginde kullanmaya alisiklar, hemen uzayiverdiler. Ben arkada kaldim tabi ki. Zamanla ben de alistim ormanin kendi kanun ve duzenine. Otoban’a ciktigimizda trafik biraz hafifledi ama belli bir sure bizi yordu. Butun haftanin planlamasi, is stresi, benim daha evvelden yaptigim uzun yolculuk da soz konusu olunca tempomuz iyi olmasina ragmen sik molalar vermeye karar verdik, konsantrasyonumuz eksilmesin diye. Mesafenin ortalarinda, yanlis hatirlamiyorsam Bolu tunellerini gectikten sonra hava bayagi bir sogudu, Agustos ayi olmasina ragmen.

Ankara’ya gec vardik, Deniz de bizi merak etmis hakli olarak. Dedeman ile is iliskileri oldugundan Dedeman’da dort kisilik bir odayi uygun fiyata ayarlamisti Deniz. Boylece enduro macerea agirlikli olacak gezimize 5 yildizli otelde baslamis olduk

Ertesi gun Dedeman'da sIkI bir kahvalti ettikten sonra yola cikmaya hazirdik. Otelde Iran'li bir gurup vardi. Ozellikler bayanlar ve cocuklar motorlarimiza ilgi gosterdiler, daha dogrusu Deniz'in motora 1200 GS Adv buyuk cantalari ve heybetli goruntusuyle hep ilgi cekti zaten.

Ben biraz kizgin cikmisim bu fotoda ama aslinda moraller yerinde bir an evvel Ankara’dan cikmak istiyoruz.

Kisa bir surusten sonra Yozgat’a vardik ve benzin ikmali yaparken lastiklerimizin de havasini kontrol ettik.

Benim her tanistigimiz ve fotografini cektigimiz kisilere e-mail adresi sormama basta bizim takim cok guldu ama anladilar ki, internet her yerde.

Deniz’in kaleminden: ” Gezi boyunca Ahmet her köylüye, esnafa, çobana, çiftçiye "abi e-mail adresini ver. Ben sana fotoları gönderirim" formatına bu lastikçiyle başladı. Ben de içimden şöyle geçiriyordum: "Ulan adama bak. İsveç' ten gelmiş, bu adamları da İsveç' deki lastikçilerden sanıyor. Ne arasın adamda e-mail adresi" vs vs. Adam demesin mi "abi benim adres lastikçibilmemne@hotmail.com" ben tabi ilk şokumu yaşadım!

Sonra gezi boyunca o çiftçiler, çobanlar, esnaflar vs. hepsinin de e-mail adresi vardı!!! İnanamadım! Türkiye baya bi ilerlemiş arkadaşlar”

Bir de bizim yelekler sayesinde Deniz ile Yozgat’li birisi arasinda enteresan bir muhabbet gecer.

Yine Deniz’in kaleminden: ” Yozgat’da ki benzinlikte benzin aldıktan sonra (ki ben yine almamıştım, malum tanker kullanıyorum, 1200 GS Adv) bizimkiler yol durumuna göre lastik basınç ayarlarını yapmak üzere yandaki lastikçiye geçtiler. (bunu sık sık yaptılar, ki ben bunu da hiç yapmadım)

Bu arada yıkamada aracını yıkatan iri yarı bir adam yanıma yaklaştı. Yeleklere istinaden "siz polis veya asker misiniz?" diye sordu. Ben de "hayır" dedim. Adam ısrarla "ben polis olduğunuzu düşündüm oysa" deyince bende birimizin polis olduğunu söyledim. Hangisi diye sordu. Baktım Ahmet' in plaka yabancı, Murat abinin tip polis gibi görünmüyor. Cüneyt kafada kask varken ve yüzü bize dönükken polis havası veriyordu. Ben de işte bu dedim. O ara Cüneyt arkasını dönüp atkuyruğu ortaya çıkınca adam "bu mu polis??" diye sordu inanmaz inanmaz. Ben de artık *ok sürdürmemek için ısrar edip narkotikten abi dedim. Adam o zaman inanmış bir ifadeyle "haaaa..." dedi.

Sonra da şöyle bir hikaye anlattı: "Bizim burada bir savcı vardı. 2 sene adama savcı aşağı savcı yukarı, her türlü saygıyı gösterdik. Sonra öğrendik ki adam savcı mavcı değilmiş. Bu senin arkadaş da öyle bişey olmasın" dedi. Ben yarıldım tabi. Ama belli etmemek için " abi İstanbul da emniyet müdürlüğünde odasına gittik. O kadar yapabilir mi sence" diye sordum. O zaman "yok canım, o kadar yapamaz. Ben de polisim de ordan biliyorum" dedi. Ben ŞOK!!! Meğer adam sivil polismiş. Allah' tan Cüneyt' in yanına gidip de sohbet filan etmeye kalkmadı”

Sivas'a giden yol benim beklentilerime gore iyiydi, acik soylemek gerekirse butun gezi boyunca bir iki yol yapimi yapilan yer haric, yollar beklentilerimin ustunde iyi kaliteydi diyebilirim. Ancak iyi kalitede derken GS/990 Adv tarzi makinalar icin iyi kalite, spor ya da asfalt touring motorlar kesin zorluk cekerler bazi kisimlarda. O yuzden kullandigimiz motorlar bence Turkiye yollari icin idealdi.


 

 @
 074 - 2007-08-18 17:29
Sivas duzenli bir sehir. Kaldigimiz Kosk otelin kalitesi iyiydi. Ana alisveris caddesinin ustunde.
Bu cadde kucuk bir Bagdat caddesi havasindaydi.


 

 @
 075 - 2007-08-18 17:30

Aksam gittigimiz Lezzetim lokantasi gezinin en iyi restoranlarindan biriydi, öbur cok muhtesem restoran Mardin'deydi. Sivas'a yolunuz duserse Lezzetim restoranina kesin ugrayin derim. Otelimizin karsisindaki köse doner bufesinin slogani da cok yaratici hani


 

 @
 076 - 2007-08-18 17:32

Motorlari kapali otoparka (otelin ucretsiz servisi) ve esyalarimizi da odalara koyduktan sonra, turist Ömerler olarak Sivas’in merkezini gezmeye basladik.

Burası Sivas kongresinin imzalandığı Hükümet Binası. Etkileyici bir bina ve cok iyi durumda.


 

 @
 077 - 2007-08-18 17:34

Ben misirciyi gorunce hemen atladim, ozlemisim Isvec’te yok boyle sokakta misirci falan ama misirlar sutsuz cikti sansimiza.


 

 @
 078 - 2007-08-18 17:38

Elimizde misirlar yuruyuse devam ettik. Ve Buruciye medresesine geldik.


 

 @
 079 - 2007-08-18 17:39

##


 

 @
 080 - 2007-08-18 17:40

Vikipedi’ye gore: ” 1271 yılında Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Sivas'ta yapılan medresedir. Medreseyi dönemin zenginlerinden Hamedan (İran) yakınlarındaki Burucird'den gelme Muzaffer Burucerdi; fizik, kimya, astronomi öğretimi amacıyla yaptırmıştır. Medrese yakınında Muzaffer Burucerdi ve iki çocuğunun türbesi de bulunmaktadır.”

Medresenin avlusu kafe ve konser alani olarak kullaniliyor bugun.


 

 @
 081 - 2007-08-18 17:40

##


 

 @
 082 - 2007-08-18 17:47

Daha sonra cifte minareye dogru ilerliyoruz.


 

 @
 083 - 2007-08-18 17:48

##


 

 @
 084 - 2007-08-18 17:49


Bu tarihi eserin yalnizca bu sathi ayakta kalmis, gerisi yikilmis ne yazik ki. İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271'de yaptırılmis bu medrese.

Cifte minare karsisinda ki bir baska medresenin giristeki avlusu, turistik esyalarin satildigi bir alan olmus. Avlusu da cafe/cay bahcesi olarak kullaniliyor.


 

 @
 085 - 2007-08-18 17:50

##


 

 @
 086 - 2007-08-18 17:51

##


 

 @
 087 - 2007-08-18 17:58

##


 

 @
 088 - 2007-08-18 18:28

##


 

 @
 089 - 2007-08-18 19:10

Bayagi dolastik ortalikta, karnimiz acikti, aksam yemegi zamani da gelmisti. Otel calisanlarinin tavsiyesi uzerine Lezzetim lokantasina gittik. Uzucu yanginin oldugu Madimak Otel’inin karsisindaki sokakta.

Hemen ilk uygun masaya kurulduk, kebaplarin gelmesini bekliyoruz. Sizi ekiple tanistirayim.

Sagda siyah tisortlu kisi Deniz. 1200GS Adv kullaniyor, aslen siki bir asfalt surucusu olmasina karsin bu gezide toprakla bulusacak. Gecmiste motor uzerinde aldigi radar cezalari yuzunden anti radar hisleri cok iyi gelismis

Yaninda Cuneyt, agirabiler kulubunun baskani. 1200 GS kullaniyor. GS’ini offroad’a cok cikartan deneyimli bir surucu.

Benim yanimda da Murat. 1150 GS kullaniyor. Asfalt deneyimi cok ama toprak deneyimi az bir arkadasimiz ancak toprakta kullanmaktan korkmayan ve zevk alan bir kisi. Aramizda ki en yasli oldugu icin, agbi, amca, dede gibi takma isimlere maruz kaldi gezi de


 

 @
 090 - 2007-08-18 19:11

Ama yemegin sonunda onumuze gelen bu sunum cok hostu gercekten. Bilin bakalim ne bu?


 

 @
 091 - 2007-08-18 19:11

Harika bir Turk kahvesi
Dikkat ettiniz mi ? Fincanın tutacağı yok ayrıca bardağın dibinde sıcak su var.


 

 @
 092 - 2007-08-18 19:33

Restoran’in servisi, yemekleri cok iyiydi gercekten. Sivas’in sebzeli kebapi unluymus. Eh adeti bozmayalim, resmini koyalim.


 

 @
 093 - 2007-08-19 08:40

Yemekten sonra ben sac tirasi olmaya karar verdim. Sivas’da haberler cabuk yayiliyor. Berberim bizim motorla geldigimizi, uc tane BMW bir tane de adi sani belli olmayan ama cok ses cikaran bir motorla geldigimizi biliyordu. Enteresan yerlerdir berberler, her turlu muhabbet doner berber dukkanlarinda, politika, spor vs. Ben de nasibimi aldim. Isvec’e gitmek kolay mi? Hatunlar gercekten 2 metre boyunda mi gibi sorulari cevapladiktan sonra, duvarlarinda her turlu enteresan sac mankenleri resimleri olan berber dukkanindan ayrilip, internet kafeye gittim. Burada topige bir seyler yazdim. Bu internet olayi enteresan gercekten, gezdigimiz her yerde internet kafeler mevcuttu. Kime sorsak email adresleri vardi. Turkiye'nin bu kisminda bir internet patlamasi var. Internet kafelerde genelde genc erkekler ya bilgisayar oynuyorlar ya da rus kizlarla msn 'de chat yapiyorlar Pek internet uzerinden gazete falan okuyan gormedim acikcasi.

Guzel bir gundu, moraller yerinde, karnimiz cok iyi doydu Lezzetim'de, ertesi gunku etaba haziriz. Ama bizim icin asil gezi yarin baslayacak. Tasyol ile toprak surusunun acilisini yapacagiz.

Sabah kahvaltidan sonra yola cikmaya haziriz, motorlari otelin onune koyduk bagajlari yuklemek icin ve trafik bayagi yavasladi onumuzde. Motorlar kesin herkesin ilgisini cekiyor. Antalya’dan gelmis R1 kullanan bir genc motorcu gecerken bizimle biraz sohbet etti.


 

 @
 094 - 2007-08-19 10:11

Divrigi’ye dogru yola ciktik. Zara’ya varinca guneye dogru yonelip Karabel gecidine geldik. Rakim 1810 metre. Keyifler yerinde, ben sensakrak modumdayim bugun.


 

 @
 095 - 2007-08-19 10:11

Esim tarafindan bana eslik etsinler diye hediye edilen boga ve salamander yoldaslarim da Turkiye’den memnunlar su ana kadar


 

 @
 096 - 2007-08-19 11:21

Sorunsuz bir surusten sonra Divrigi Darüşşifa ve Ulu Cami’nin onune motorlarimizi park ediyoruz.


 

 @
 097 - 2007-08-19 11:21

Kapinin ustundeki silindir seklindeki islemeli tas’a dikkatinizi cekeyim biraz.


 

 @
 098 - 2007-08-19 11:21

Bizimle sohbet eden yaslica amcalarin anlatmasina gore bu silindirik tas buyuk 1939 Erzincan depreminden once kendi ekseni etrafinda donermis. Soylentiye gore, binanin herhangi bir egilme, temelinin uzerinde kayma durumunu kontrol etme amaciyla mimar boyle bir duzenek kurmus. Ama depremden bu bina da etkilendigi icin artik donmuyormus. Eger gercekse, (mimar arkadaslar daha detayli biliyorlardir belki) mimari taktir etmek lazim. Buna benzer cok yaratici mimari cozumleri Mimar Sinan’in da yaptigini okumustum, akustigin iyi olmasi icin camilerin tavanina ve sutunlarina acilan delikler gibi. Yanlis hatirlamiyorsam yurt disindan gelen akustik uzmani bir ekip camilerdeki akustigin sirrini cozmeye calismisti.

Kapidaki islemeler cok guzel ve etkileyici. Ben sahsen Selcuklu donemi tas isciligini cok begeniyorum.


 

 @
 099 - 2007-08-19 11:21

##


 

 @
 100 - 2007-08-19 11:22

Vikipedi’ye soralim tekrar. ” Ulu Camii ve Darüşşifası, Selçuklu döneminde Mengücekoğullarından Ahmet Şah ve Melike Turan tarafından başkentleri Divriği'de cami ile darüşşifa (hastane) yaptırılmıştır. Yapım tarihi 1228-1229'dur. Caminin yapımında mimar ve sanatkar olarak Ahlatlı Hürremşah ve Tiflisli Ahmet çalışmıştır. Evliya Çelebi şöyle diyor: "Üstad.., mermer, bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakş bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır..." Ulucami ve darüşşifa Unesco nun Türkiyeden Dünya Mirasına kabul ettiği ilk mimari yapıdır.” http://whc.unesco.org/en/list/358

Motorlarin durdugu yer darussifanin girisi, ileride cami kismi gozukmekte.


 

 @
 101 - 2007-08-19 11:22

##


 

 @
 102 - 2007-08-19 11:24

##


 

 @
 103 - 2007-08-19 11:25

Cami kisminin icten gorunusu.


 

 @
 104 - 2007-08-19 11:26

##


 

 @
 105 - 2007-08-19 11:27

Darussifanin icinden goruntuler.


 

 @
 106 - 2007-08-19 11:28

Yerdeki bu sekil benim ilgimi cekti. Ne is icin kullanildigini bilmiyorum ama bir toren/ayin sirasinda kullaniliyordu herhalde. Conan hikayelerindeki cizimlere benzettim biraz.


 

 @
 107 - 2007-08-19 11:55

Darussifayi ve camiyi gezdikten sonra Divrigi kalesini gormeye karar veriyoruz.
Kizgin gunesin altinda tirmanmamiza degiyor, butun ciplakligiyla Divrigi ayaklarimizin altinda


 

 @
 108 - 2007-08-19 11:56

##


 

 @
 109 - 2007-08-19 11:59

Kalenin duvarlarina kadar motorla cikilabiliyor.
Gerisini yaya tirmanmak gerekiyor. Kalenin yaninda bir cami daha var ama restorasyon altinda.


 

 @
 110 - 2007-08-19 12:08

Restorasyonu yapan ustalarla sohbet ediyoruz biraz. Bazi malzemeleri tek bir tel hatta isleyen teleferik sistemiyle yukariya cektiklerini soyluyorlar. Divrigi’den biraz sikilmislardi, memleketleri Bursa’yi ozlediklerini soyluyorlar.


 

 @
 111 - 2007-08-19 13:13

Cuneyt evvelki sene buraya geldiginde cok leziz kofteler yapan bir kofteciyle tanismis, carsida onun kofte dukkaninda ogle yemegi yemege karar veriyoruz.


 

 @
 112 - 2007-08-19 13:17

Koftelerimizin pismesini beklerken, bir dukkanda restore edilen bu motorla tanistiriyor bizi carsinin esnaflarindan biri


 

 @
 113 - 2007-08-19 13:43

Bize misafirperverlik gosteren esnafla hatira fotomuzu da cekiyoruz tabi ki.


 

 @
 114 - 2007-08-19 13:44

Benim motor burada ilgi cekiyor...
Artik yola cikmanin zamani geldi. Tasyol’a cok az kaldi. Asfalttan kurtulacagiz…


 

 @
 115 - 2007-08-19 15:45

Leziz kofteleri migdemize indirdikten sonra Tasyol’a dogru yola ciktik. Cuneyt oyle guzel anlatti ki Tasyol’unu gecen seneki izlenimlerinden, ben cok merak ediyorum bu sayili tunellerden olusan yolu. Divrigi’den sonra yol virajlaniyor. Sonra yol yapimi/genisletilmesi yapilan bir yere geliyoruz. Burada TKC80’lerimiz toprak/micir yola kavusuyorlar sonunda.
Ve tasyolun oldugu vadiye dogru yaklasiyoruz.


 

 @
 116 - 2007-08-19 15:45

Oldukca corak bir arazi var buralarda, hafif Kapadokya benzeri bir ortam. Issiz ama biraz da vahsi bir cazibesi olan bir yer. Ileride nehrin icinden aktigi vadi gorunuyor. Tasyol o nehri paralel izliyor.


 

 @
 117 - 2007-08-19 16:01

Yamaclar yuksek, ogleden sonra oldugu icin gunes tepelerin arkasinda, gölgede kaliyoruz.


 

 @
 118 - 2007-08-19 16:03

Konu mankenimiz Deniz cep telefonuyla bu ani goruntulemis. Onun sikayetlerine inanmayin, aslen aslan gibi toprak surucusu ama sosyetik endurocu takiliyor.

Kisa bir surusten sonra Tasyol’un baslangicina geliyoruz. Arkamizda nehir ve etkileyici vadi.


 

 @
 119 - 2007-08-19 16:11

##


 

 @
 120 - 2007-08-19 16:13

Iste Kemaliyeliler Tasyolu, acilis tarihi 2002. Neden boyle sebekler gibi gurup fotomuzun oldugunu da aciklayayim. Cok ciddi gurup fotolarindan sikildigimizdan tam fotograf cekilirken ziplamaya calistik ama zamanlamayi her zaman tutturamadik, bu da onlardan biri


 

 @
 121 - 2007-08-19 16:26

Ve yoldan bazi goruntuler


 

 @
 122 - 2007-08-19 16:29

Karanlik tasyol tunelleri bizi bekler.


 

 @
 123 - 2007-08-19 16:38

Bu tasyol enteresan bir yol, som kayadan 6 kilometrelik tuneller zinciri. Yoredeki halkin 130 yillik bir ozlemi. Hatta hakkinda siirler yazilmis bir yol. 80 yasindaki Ergu koyunden Kamil Sonmez’in siiri:

“Yazın makinalar aşamaz dağdan
Kış günü katırlar geçemez kardan
Postalar işlemez haber yok yardan
Gene mi kapandı bu haşhaş yolu?
Mevsimi şikayet eder bevhi bahardan
Kuşlar uçmaz, kervan geçmez oradan
Her yıl kurban verir halkı saradan
İşte gördüğün şu haşhaş yolu
İnliyor hastalar avaz yol vermez
Apandisiz desen hiç aman vermez
İlaç istasyonla şehire gelmez
Çünkü kapanırdı şu haşhaş yolu
Artık uzatalım elleri cebe
Memleket derdine edelim hibe
Sayın valimizin gayreti ile
İnşallah yapılır şu şehir yolu.”

Bu yolun paralel gittigi kanyonun ismi Karanlik Kanyon, dunyanin ikinci buyuk kanyonuymus internetteki bilgilere gore. Yore halki bu yolu 19. yuzyil’da acmaya calismis ama imkansizliklardan basaramamislar, sonra 1950 ve 80’lerde yine denenmis ama Ankara’dan butce cikmamis. 22 tunelden olusan bu yol sayesinde Kemaliye Ankara’ya 230 km daha yakin artik.

Karanlik Kanyon


 

 @
 124 - 2007-08-19 16:46

Tunellerin icinden boyle acikliklar var, anladigim kadariyla tunelin icinden cikan kaya parcalarini bu acikliklar sayesinde nehrin yatagina bosaltmislar.


 

 @
 125 - 2007-08-19 16:59

Gercekten cok muhtesem bir manzara ve ortam, Cuneyt hakliymis.


 

 @
 126 - 2007-08-19 17:08

##


 

 @
 127 - 2007-08-19 17:11

##


 

 @
 128 - 2007-08-19 17:17

##


 

 @
 129 - 2007-08-19 17:17

##


 

 @
 130 - 2007-08-19 17:26

##


 

 @
 131 - 2007-08-19 17:28

##


 

 @
 132 - 2007-08-19 17:33

##


 

 @
 133 - 2007-08-19 17:39

##


 

 @
 134 - 2007-08-19 17:52

##


 

 @
 135 - 2007-08-19 17:53

Deniz halinden memnun


 

 @
 136 - 2007-08-19 17:54

Kemaliye’ye varinca benzin alip bir seyler atistiriyoruz. Tasyol’da beklenenden fazla zaman harcadik. Acele etmemiz lazim eger kafamizdaki plana uyup geceyi Erzincan’da gecirmek istiyorsak. Erzincan’da nerede kalacagimiz da belli degil, kamping var mi onu arastiriyorum ben sms, telefon trafigiyle. Yola cikiyoruz fakat Ilic’i gectikten biraz sonra hava kararmaya basliyor. Ilic’in icinden durmadan geciyoruz, yorenin insanlarinin bakislari kuskulu ve urkek. Ilic’in havasi, ortami da pek sicak gelmiyor bana. Belki de hafif havanin kararmasinin da etkisi var. Kemah’a dogru yola devam ediyoruz ama hava artik iyice karardi. Asfaltin kalitesi OK fakat oyle bir vadinin icinden geciyoruz ki insan kendini bu genis arazinin ortasinda savunmasiz, yalniz hissediyor acikcasi. Tabiri caizse ”in the middle of nowhere” durumundayiz. Ne bir isik, tabela, medeniyet, insan var gorulecek mesafede. Yalnizca yilan gibi kivrilan yol, ay isigi, onumde suzulen motorlar ve yolu cevreleyen sarp yuksek tepeler. Oyle bir araziden geciyoruz ki, allah gostermesin, baskin, saldiri icin bicilmis kaftan. Bu tip dusunceleri hemen kafamdan atip daha pozitif dusunmeye calisiyorum. Bu degil miydi istedigimiz, Turkiye’nin ucsuz bucaksiz topraklarinda macera yasamak? Eh yaptigimiz bu iste. Simdi, bu raporu gezinin bitmesinden 3 ay sonra yazarken bile, hala o gecenin detaylari gozumun onune kolayca gelebiliyor. Ay isigi altinda ki surusumuz, arazinin hircin ve gorkemli sekli ve kendimi bu ortamin icinde kucuk hissedisim ama ayni zamanda icinde bulundugum ortamdan korkuyla karisik zevk almam.


 

 @
 137 - 2007-08-20 08:58

Kemah’a geldigimizde ilcenin girisindeki cay bahcesinde mola veriyoruz. Erzincan’a daha yolumuz var ve buyuk ihtimalle Ilic-Kemah arasindaki araziye benzer olacak. Belki de gece bu yoldan gecmek o kadar da akillica degil. Kemah’da kalmaya karar veriyoruz. Caybahcesi calisanlarinin yardimiyla Kemah ogretmen evinde yer oldugunu teyit edip, ilcenin merkezine dogru motorlarimizi suruyoruz. Ogretmen evi basit ama temiz, isimizi goruyor. Yemek yenilecek acik tek yer kofteci bir amcanin yeri, sirin cocuklarinin servis yaptigi kofteleri migdemize indiriyoruz. Kemah’da ozellikle aksam vakti pek gezecek ya da gorecek bir yer yok. Ben internet kafe yolunu tutuyorum, geri kalan ekip de ogretmen evinin onundeki sandalyelere kurulup biri iki gencle muhabbet ediyorlar, sonra ben de aralarina katiliyorum.

Kemah’da bazi seylerin degistigini direk gorebiliyoruz. Nasil arazi sertlestiyse, insanlarinin da daha sert ve dertli oldugunu goruyoruz. Konustugumuz genclerden biri, ozellikle gencler icin yapacak hic birsey olmamasindan sikayetci. Gercekten de ortalikta oldukca genc insan var ama bir basibosluk, anlamsizca ortalikta dolasma durumu var. Kisaca genclerin pek umudu yok burada, hayattan beklentileri de az. Ayrica mezhep ve politik gorus ayriliklari cok belirgin burada. Duydugumuza gore Alevi ve Sunni ailelerden gelen genclerin gorusmesi ve evlenmesi cok tepki goren bir durum mesela. Kiz kacirma (daha dogrusu kiz ile erkegin beraber kacmasi durumu) olaylarina hala rastlaniyormus. Kemah beni dusunduren bir iki yerden biriydi Turkiye turunda. Doguda imkanlari az olan yerlesim alanlari ve insanlar gorduk ama gozlerinde bir kivilcim, tavirlarinda hayata bir sarilma gozledim ben. Ayni sey guney dogu icin de gecerli ama Kemah’daki insanlarin gozunde bu kivilcimi gormek zordu. Depresif bir ortam vardi acikcasi.

Bu arada benim (eminim gurubun diger elemanlarinin da) icimden enteresan duygular gecmesine neden olan Ilic Kemah arasindaki yol eskiden tekin bir yol degilmis, ozellikle geceleri.

Ertesi gun erkenden kalkiyoruz. Kemah’in pazari var, sabahin erken saatlerinde cevre koylerden gelen koylulerin kurdugu tezgahlarin arasindan gecip bir corbacida kahvalti ediyoruz. Kahvalti eden yasli koylu teyzeleri izliyorum biraz. Yuzlerindeki ifadeden, kizgin gunesin yaktigi tenlerindeki kirisikliklardan belli, sabahtan aksama kadar calisan, evin agir yukunu kaldiran aslinda onlar belki de. Merakla ama biraz utanarak bize bakiyorlar, uzerimizdeki motor pantalon ve botlariyla pazarda urun satmaya gelmedigimiz belli.

Kemah’in da bir kalesi var. Osmanli doneminde sancakmis burasi ama Kurtulus Savasi’nda ya da hemen sonrasinda ordu daha duz diye Erzincan’a yerlesince onemini kaybetmis. Yagmur cigseliyor yola ciktigimizda, yerler kaygan, dikkat ederekten yola cikiyoruz. Hedef Erzincan. Erzincan’a kadar sorunsuz geciyor yolculuk.

Erzincan duzenli bir sehir izlenimi verdi bana, eh bunda depremden sonra sehrin daha planli yeniden insa edilmesinin de etkisi var herhalde. Yuksek binalar yok. Cuneyt gecen seneki rotadan esinlenerek Bayburt’a koylerin icinden giden bir yol oldugunu oradan gidebilecegimizi soyluyor. Amacimiz Bayburt’dan sonra Soganli gecidini gecip oradan Uzungöl’e vermek bugun. Cuneyt Bayburt’a giden alternatif yolu bulmak amaciyla Erzincan’in icine giriyor biz de arkasindan, belli bir sure sonra cikmaz bir yola geliyoruz. Dogru yolda degiliz kesin ama yolun sonunda minibus son duragi var. Cuneyt onlara yolu surmek amaciyla duraga dogru suruyor.

Cuneyt: Merhabalar, biz Bayburt’a giden koylerin icinden gecen yolu ariyorduk da?
Motorunu tamir eden minibuscu arkadas: Kardesim, ne Bayburt’u ne yolu! Sen parket soyle, nefeslen, cayimizi ic, biz sana her yolu anlatiriz sonra!

Fazla yapacak bir sey yok, boyle bir teklife karsi koyamiyoruz. Yurdumun guzel misafirperver insani olayina harika bir ornek iste. Minibus duragindakiler hemen caylari tazeliyorlar, kontaklar kapatiliyor, bir muhabbet, gulmece, sanki kac yillik arkadasmisiz gibi.


 

 @
 138 - 2007-08-20 10:01

Farkli soforlerden farkli yol tarifleri aldiktan sonra...

Sofor 1: Motorcu kardesim sen simdi bu yoldan devam et, 5-10 km sonra bla bla koyu var orada yol ikiye ayrilir sen saga gidecen sonra soyle yapacan boyle yapacan, olmazsa koylulere sor...
Sofor 2: Yahu sen ne diyorsun, ben o koydenim, yok oyle bir yol, sen sapittin iyice
Sofor1: Hadi len, sen Erzincan carsiyi bulamazsin buradan, bana mi laf soyluyon??

Anladiniz siz, bizim bu yol tarifleriyle aradigimiz rotayi izlememiz mumkun degil. Anayoldan Bayburt’a gitmeye karar veriyoruz. Misafirperver minibuscu arkadaslara allahaismarladik dedikten sonra yola cikiyoruz.

Kelkit'e giden yolun uzerinde 2120 metre rakimli Ahmediye Gecidi'nde cok moral depolu gurup fotolarimizi cekiyoruz tabi ki.

Turkiye'yi kesfeden gezginler temali fotomuz


 

 @
 139 - 2007-08-20 10:02

Deniz'in neden striptiz yaptigini sormayin vallahi ben de bilmiyorum..

Bunlar da sicramali saklaban fotolarimiz


 

 @
 140 - 2007-08-20 10:03

##


 

 @
 141 - 2007-08-20 10:06

Lelles sponsor fotom...Sponsor falan ama helal olsun benim Ragnar'a iki kere aradi beni cebimden gezi boyunca, her sey yolunda mi diye.


 

 @
 142 - 2007-08-20 13:03

Bayburt’a vardigimizda ogle vakti oluyor. Bayburt’un pazari var herhalde bugun. Tam bir kaos, karmasa ortami. Karadeniz’e yaklastigimizin bir gostergesi, ortalik cok canli, bagrismalar cagrismalar, trafik. Meydanda bir doner-et lokantasi bulup onune parkediyoruz motorlari.

Ooooo, Istanbul’lu agbilerimiz hosgeldiniz! Agbilerimize masa acin hemen, doseyin masayi laflariyla karsilaniyoruz. Doner lezzetli ama yagli, eh o yuzden lezzetli herhalde. Koyden pazara gelmis amcalarla yan yana yemegimizi yiyoruz. Sonra hesap geliyor ama ne hesap! Bariz bize ozel Istanbul fiyati yapmislar. Adim kadar eminim benim arkamda oturan yedigim porsiyon donerin aynisini yiyen koylu amca bu fiyata doner yemez burada. Yapacak fazla bir sey yok, oduyoruz hesabi ama sinirleniyoruz biraz. Bu Istanbul’dan gelen motorcu agbilerimizi kaziklayalim olayiyla sonra sikca karsilasacagiz. Uzucu bir durum. Bayburt’un kargasasindan hemen uzaklasip Soganli gecidine dogru suruyoruz. Hava da yagmur sikintisi var...


 

 @
 143 - 2007-08-20 13:04

Soganli gecidine dogru ilerlemeye basliyoruz. Cuneyt gecen sene buradan gecmis. Eger yagmur baslarsa zorluk cekebiliriz toprak zemin olan egimli cikista diyor. O yuzden tempomuzu arttiriyoruz.

Rotamiz soyle. Soganli gecidinden gectikten sonra Uzungol’e inise gececegiz.


 

 @
 144 - 2007-08-20 13:32

Karsidaki tepelere cikacagiz. Yol toprak zemin ve onumuzdeki iki gun boyunca hep toprakta surecegiz artik.


 

 @
 145 - 2007-08-20 13:33

Yagmur yagmaya basliyor, kiyafetlere takviye yapiyoruz.


 

 @
 146 - 2007-08-20 13:33

Soganli gecidi cikisi daha evvelden gectigimiz toprak yollardan teknik olarak biraz daha zordu ama zevkli bir cikis oldu. Cuneyt’in dedigine gore yolu genisletmisler gecen seneyle karsilastirinca.


 

 @
 147 - 2007-08-20 13:39

2800 metre civarindaki soganli geçidi Eylül ayının sonunda kar yağması ile kapanıp ancak Haziran ayında ulaşıma açılıyor. Soğanlı geçidinin doğusunda yer alan Sarıkaya, Karakaya ve Haldızen dağları 3000 metre nin üstüne çıkan yükseltilere sahip ve geçit vermiyorlar.


 

 @
 148 - 2007-08-20 13:44

Mutlu son, gecide vardik. Manzara muhtesem. Ruzgar hafif yagmurun etkisiyle usutuyor hepimizi. Ozgurlugun ve guzel doganin tadini cikariyoruz.
Gecide cikmak icin uzerinden gectigimiz yol. Gun gectikce toprak zeminde kullanmaya alisan ve daha cok zevk alan Deniz

Yolcu selesinin uzerindeki naylon kapli cantaya dikkatinizi cekerim. Cuneyt’in hazirladigi unlu alet cantasi o. Bayagi agir bir canta. Icinde ne yok ki. Cuneyt motorlarda cikabilecek bir arizaya karsi her turlu alet, edavat, yedek parcayi yuklemisti o cantaya. (cogunlukla BMW yedek parcalari ama ben kendi yedek parcalarimi yanima almistim zaten) Gezinin basinda Murat’in bagajina ceki duzen verip bazi parcalarini aramizda dagitinca bu canta Cuneyt’in motordan Deniz’e gecti ve hep orda kaldi. Bu agir cantayi tasimasi nedeniyle Deniz’in 1200 Adv’ye destek araci lakabini taktik. Alet, edevat ve yedek parcalarin yanimizda olmasi ekstra guven verdi bize, iyi bir fikirdi.
 


 

 @
 149 - 2007-08-20 13:45

Hava soguk demistim degil mi?


 

 @
 150 - 2007-08-20 13:47

Bu da iste oralardan biryerden geldik, cok mutlu ve kivancliyiz fotomuz


 

 @
 151 - 2007-08-20 14:01

##


 

 @
 152 - 2007-08-20 14:14

Hava kararmadan Uzungöl’e varmak istedigimizden yola cikiyoruz.


 

 @
 153 - 2007-08-20 14:17

##


 

 @
 154 - 2007-08-20 14:19

Ve Kackar’in yayla koyleri


 

 @
 155 - 2007-08-20 14:19

Kackarlarin guneyi ne kadar coraksa kuzeyi bir o kadar yesil ve canli. Soganli gecidini gecince bitki ortusu hemen degisiveriyor.


 

 @
 156 - 2007-08-20 14:22

Alplerde motor surerken cok guzel, sirin dag koylerinin yanindan gecme sansim oldu ama buranin havasi baska. Daha medeniyetin fazla ayak basmadigi bu koylerin ve doganin goruntusu bir baska. Tam bu koyun yanindan gecerken koskoca bir kartal Cuneyt’in yakininda yerden havalaniyor ama ne yazik ki ben gec kaliyorum cekemiyorum resmini.


 

 @
 157 - 2007-08-20 14:22

##


 

 @
 158 - 2007-08-20 14:31

Uzungol’e dogru inise geciyoruz.


 

 @
 159 - 2007-08-20 14:35

Gezinin en zevkli gunlerinden biriydi bugun. Kackar daglarinin muhtesem manzaralari ve yemyesil bitki ortusu esliginde Uzungol’e dogru ilerliyoruz.


 

 @
 160 - 2007-08-20 14:36

Geleneksel kendiniyanaynadayansitmaca fotom


 

 @
 161 - 2007-08-20 14:37

##


 

 @
 162 - 2007-08-20 14:38

##


 

 @
 163 - 2007-08-20 14:40

Dik yamaclarda hayvanlarini otlayan koylu amcalarla biraz sohbet ediyoruz.


 

 @
 164 - 2007-08-20 15:10

Ileride bir yayla koyu daha. Resimdeki camiye dikkat cekerim, sonra hakkinda bir hikayem olacak.


 

 @
 165 - 2007-08-20 15:12

Ilginctir, her koyun bir camisi var, koy ne kadar kucuk olursa olsun. Keske boyle her koyun kucuk bir okulu ya da kutuphanesi olsa diye dusunuyor insan.

Su molasi verdigimiz bir virajda


 

 @
 166 - 2007-08-20 15:13

##


 

 @
 167 - 2007-08-20 15:22

Ben unutmusum,
bahsettigim kartali tam ucmadan evvel Cuneyt cekmis.


 

 @
 168 - 2007-08-20 15:22

Ama havalaninca cok ihtisamli bir goruntusu vardi, ne yazik ki onu yakalayamadik


 

 @
 169 - 2007-08-20 15:27

yazin yayla evlerine gelmis yorenin insanlariyla muhabbet ediyoruz.


 

 @
 170 - 2007-08-20 15:32

##


 

 @
 171 - 2007-08-20 15:33

##


 

 @
 172 - 2007-08-20 15:45

##


 

 @
 173 - 2007-08-20 15:45

GS ortama uyum saglamis


 

 @
 174 - 2007-08-20 16:34

Motorlari cok begeniyorlar, ozellikle BMW’leri. Benim motoru ve sesini de begendiklerini soyluyorlar ama rengi erkek adama yakismazmis, oyle dediler. Benim karizma sifirlandi orada.

Gelelim biraz evvel bahsettigim caminin hikayesine. Biz benim motorun rengini begenmeyen yorenin insaniyla muhabbet ederken, Deniz onden devam etti. Sohbetimiz sona erince geri kalan ekip olarak yola devam ediyoruz ve yayla koyunun girisinde Deniz’in motorunu parkedilmis buluyoruz ama Deniz ortalikta yok.

En iyisi Deniz kendisi anlatsin neredeymis, ne yapmis.

Deniz’in kaleminden:

” Su çuval olayını açıklıyayım.

Uzungöle yayladan aşağı inerken ben biraz önden gitmiştim. Sonra durup bizimkileri beklerken bir köyün yanında durdum. Acaip dik yamaçlara kurulmuş bir karadeniz dağ köyüydü. O arada yaşlı bir amca gelip un çuvalını taşımak için yardım istedi. Ben de adama beklerken boş durmayıp yardım edivereyim dedim. Meğer yardım dediği şey 50 kg lik çuvalı benim taşımammış

Hemen şuraya bırakıver dediği yere yamaç aşşağı çuvalı indirip bırakınca bu sefer amca oraya kadar getirdin bari camiye kadar da götürüver deyince yine yüklendim ve bir o kadar daha mesafe çuvalı taşıdım. Orada caminin önünde çuvalı indirince köylüler geldi ve bana bakıp gülmeye başladılar. Ne oldu deyince amca bu sefer de seni mi kıstırdı dediler. Niye ki dedim, onun amacı çuvalı evine taşıtmak, cami yolun üçte ikisi sadece dediler. O ara bizimkiler gelip benim boz ayuyu görüp beni göremeyince, ben de gelmeyince merak edip kornaya basmaya başladılar. Ben de o zaman amca ben gidiyom benden bu kadar dedim ve kaçtım. Amca hala arkamdan bağırıyordu " ulen o kadar taşıdın biraz daha taşıyıverseydin ya" diye...

Yukarı tırmandığımda 50 kg luk un çuvalını 50 metre yokuş aşağı taşımış olmanın ve 45 dereceden fazla bir eğimi olan yamacı geri tırmandığımda, üstüm başım un içinde ve nefes nefeseydim. Bizimkiler herhalde 10 dakika filan kahkahalarla güldüler olanları anlattığımda. Onlar beni görünce aşağı yuvarlandım filan sanmışlar

Olay budur. Beni SOSENDER* köklerime ihanetle suçladılar ama ben her zaman ki açıklamayı yaptım:

Gerektiğinde bir SOSENDERin de halka karışabileceğini ve zor işlerin altından kalkabileceğini gösterdim ”

işte çuvalı taşıdıktan sonra yanımıza pestil gibi gelirken ki hali


 

 @
 175 - 2007-08-20 16:34

Bir de arka cekim alalim


 

 @
 176 - 2007-08-20 17:00

Bu koyden sonra agac sinirina geliyoruz ve yol ormanin icinden geciyor ve daraliyor. 1 saat kadar sonra Uzungol butun ihtisamiyla karsimiza cikiyor.


 

 @
 177 - 2007-08-21 09:07

Kisacasi ben sahsen Uzungol’un golunu ve dogasini begendim ama insanlarinin etrafinda insa ettikleri yapilari begenmedim. Gormediyseniz gorun tabi ki ama orada kalmanizi tavsiye etmem, eger kalacaksaniz kisin kar varken kalin. Pansiyonun sahipleri resimlerini gosterdiler bana, cok daha etkileyici ve az turist var. Ama Uzungol’un cevresindeki yaylalar ve tepeler muhtesem.


 

 @
 178 - 2007-08-21 09:09

Uzungol uzaktan haliyle benim hosuma gitti ama icine girdigimiz zaman hayal kirikligina ugradim. Cok turistik olmus bir ortam benim zevkime gore. Girisimci yore halki evlerini pansiyonlara cevirmis ya da her turlu otel, motel, bungalow olayina girmis. Zevksiz dizayn ve tabela/isik yerlestirme olayi diz boyu. Cuneyt bizi gecen sene kaldigi yere goturuyor. Isletenler sevecen agbi, kardes. Bize Uzungol’un nasil gelistigini ve islerinin nasil ilerledigini anlattilar aksam yemeginde. Zengin arap ulkelerinden cok turist geliyormus Uzungol’e. Ben aksam yemeginden sonra yaptigimiz yuruyuste bir iki boyle aile gordum. Hani onden yuruyen sakalli arap ve arkasindan yuruyen tamamen kapali harem ekibi gibi bir sey. Sahsen begendigim goruntuler degil.

Ama Karadeniz’de oldugumuzu unutmamak lazim, sonucta bati Turkiye’ye gore daha tutucu (konzervatif) bir topluluk var burada. Herhalde o nedenle araplar rahat hissediyorlar kendilerini burada. Dikkatimi ceken bir baska sey ise butun agir isleri yine kadinlarin yapiyor olmasi.

Kaldigimiz pansiyonun arkasindaki ahsap cami


 

 @
 179 - 2007-08-21 09:55

Uzungöl’de leziz bir aksam yemeginden sonra yorgunlugun da etkisiyle deliksiz bir uyku cektik. Ertesi gun saglam bir kahvaltidan sonra yola ciktik.

Amacimiz gunun sonunda Ayder yaylasina varip, yaylanin biraz yukarisinda kamp kurmak. Kafamizdaki rota soyleydi aslinda. Uzungol’den Ikizdere yaylasina bir sekilde ulasmak sonra sahil yoluna inip oradan Camlihemsin ve Ayder yaylasina varmak.

Yani asagidaki resimde siyahla cizilmis rotayi izlemekti amacimiz ama bir sekilde istedigimiz olmadi ve kirmiziyla cizilmis rotada bulduk kendimizi. Herhalde bir yol ayriminda hata yaptik.

Uzungöl’den ayrildiktan sonra tekrar irtifa kazanmaya basliyoruz. Sansimiza hava cok guzel bugun, gunesli. Bu yaylalarda bir yaz gecirilebilir diye dusunuyor insan manzarayi ve ortami gorunce.


 

 @
 180 - 2007-08-21 09:56

Cuneyt bugun ki surusten memnun gozukuyor.


 

 @
 181 - 2007-08-21 11:00


Ve guzel Uzungöl bize veda ediyor uzaktan.


 

 @
 182 - 2007-08-21 11:01

Tekrar agac cizgisinin ustune cikiyoruz.


 

 @
 183 - 2007-08-21 11:01

##


 

 @
 184 - 2007-08-21 11:05

##


 

 @
 185 - 2007-08-21 16:35

Bu resimlerin cekiminden sonra bir yol ayriminda hata yapiyoruz ve erkenden inise geciyoruz. Dolayisiyla Ikizdere’ye varamiyoruz. Onun yerine kucuk bir nehrin paralelinde giden bir yolda ilerlemeye basliyoruz. Oldukca eglenceli olan surusumuz biraz can sikici hale geliyor. Dere yatagi yollarda gitmek genelde zordur. Cok taslik ve kaygan olur bu tip yollar, bu da farkli degil. Bazi gecisler zorlu oluyor, ehh motorlar agir tabi ki. Bir de irtifa kaybedince sicaklik basimiza vurmaya basliyor, cunku yuksek tepelerdeki esintiden eser yok. GPS’e gore irtifa kaybediyoruz ve sahile yani kuzeye dogru yaklasiyoruz ama yol o kadar kivrimli ki, takribi ne zaman sahile ulasacagimizi kestirmek zor oluyor. Karinlar acikiyor ama yakinda herhangi bir koy yok.

En sonunda yolda bazi koylulerle karsilasiyoruz, onlarin verdigi bilgiye gore bu yoldan devam edersek Hayrat’a varacagiz. Hayrat yakinlarinda bir koyde mola veriyoruz, bir seyler iciyoruz. Benim motorun etrafina toplanan cocuklara cikolota gofret dagitarak onlarin gonlunu aliyorum. Nereye gitsek cocuklar cok ilgi gosterdiler bize, bazen fazla ilgi gosterseler bile, insan kizamiyor tabi ki. Aldigimiz tarif dogrultusunda yakinda yeni acilan bir alabalik ciftliginde gezinin en ucuz ve leziz alabaligini yiyoruz. Tesisi isleten amcanin ve arkadasinin hem misafirperverligi hem de sohbeti cok hostu dogrusu.

Kisa bir surusten sonra sahil yolundayiz, Of’un 3-5 km dogusunda sahil yoluna baglaniyoruz. Benzin molasindan sonra Pazar oradan da Camlihemsin’e dogru surmeye devam ediyoruz. Camlihemsin ve oradan Ayder yaylasina kadar cikan yol yeni asfaltlanmis ve Alp yollari kalitesinde bir yol olmus. O yolda motor kullanmak cok zevkliydi ama yoldaki araba suruculeri icin Alplerdeki soforlerin kalitesini gormek soz konusu degildi. Bizim seridimizden gelen surucu coktu, ayrica viraj iclerinde, olu noktalarda parketmis arabalar ve yola cikabilecek yayalar soz konusu. Cok temkinli kullanmak lazim bu yolda. Karadeniz’de araba suruculeri diger gectigimiz yerlere oranla daha agresif kullaniyorlar bu kesin. Hatta sahil yolunda bizim motorlarla kapismak isteyen araclar da oldu. Fazla yuz vermemek en iyisi.


 

 @
 186 - 2007-08-21 16:35

Benim Camlihemsin ve Ayder’ile tanismam 1992 kisina denk gelir. Bogazici Universite’sinin dagcilik kulubu mensubu olarak. Uzun bir otobus yolculugu sonunda Ardesen’e gelmistik. Oradan minibuslerle Camlihemsin’e cikmistik. Bayagi korkutmustu o cikis bizi, minibusun bir tekeri her virajda bosta hissine kapilmistik. Hatta yolun asagisinda derenin yataginda kaza gecirmis bir minibusu gordugumuzde, bizim soforun ”haa, o bizim amcaoglidir, salak usak, sigarasini yakarken dusurmistir minibusu gecen kis daa” demesi bizi daha bir evhamlandirmisti. O zaman Camlihemsin cok daha kucuktu, bir iki lokanta ve kahvehane vardi ancak. Oradan uzun bir yuruyus yapip Ayder yaylasina cikmistik. Ayder yaylasinda kisin yerlesim yoktu o zaman, bazen yaylaya gozkulak olmak icin bir bekci kaliyordu. Yayla’daki evler derme catma ahsap yayla evleriydi, bir iki tane beton bina vardi ve bunlardan biri de kaplicanin oldugu binaydi. Yaylaya vardigimizda farketmistik ki, Ayder’e cig dusmus ve bazi evleri yikmis. Icimizden bir iki kisi Camlihemsin’e inip jandarmaya haber vermislerdi ama bu bilgi bir sekilde yolda degisip, Istanbul’a ”Ayder’e cikan Bogazici Universitesi dagcilik ekibine cig dustu” diye ulasinca yaygara kopmustu tabi ki. Biz o sirada kaplicanin sicak sularinda dinleniyorduk halbuki. Istanbul’da aileler panik olmustu falan, sonradan jandarma boyle bir olay olmadigini teyit etmisti ama ailem bu olaydan sonra benim dagcilik macerama hic destek vermedi. Hatta o zaman ki kiz arkadasim, sen benim icin cok maceraci bir tipsin diyerek benden ayrilmisti.


 

 @
 187 - 2007-08-21 16:35

Iste bu anilar aklimdan gecer vaziyette Ayder yaylasina dogru suruyorum motoru. Yoldan zevk aliyorum, dedigim gibi guzel virajli bir yol ama hep tetikte olmak lazim. Ayder’e variyoruz sonunda ama burasi benim hatirladigim Ayder degil. Cok ama cok degismis. Tam bir turist merkezi halini almis. Bir kere cok insan var etrafta, panayir yeri gibi. Cok ev, bina yapilmis. Her turlu kafe, kucuk restoran, pansiyon soz konusu. Iyi mi, kotu mu olmus, karar vermek zor. Alplerdeki kucuk ve turistik yaylalara benzemis. O dogal ve tabiatla ic ice havasini kaybetmis belki de ama obur yandan bu tip yerlerin gelismesinin ve belli bir standarda gelmesinin zamani geldi Turkiye’de. En azindan carpik, dogayla uyumlu olmayan binalar gozume carpmadi benim. Ertesi gun internet kafede otururken yoreden genc isletmeci bir iki kisiyle sohbet ettim biraz. ”Ayder cok bozuldu, kalabaliklasti” diye hayiflaniyorlardi ama bu turizm olmasa onlarin internet kafesi de olmazdi.

Ayder’deki bu kargasayi gorunce burada mumkun oldugunca az zaman harcayip daha kuytu bir yere gitmeye karar veriyoruz, ilk planladigimiz da buydu zaten. Amacimiz Ayder ile asagi Kavrun arasinda kamp yapacak bir yer bulmak. Ayder’den sonra asfalt yol sona eriyor ve insan sayisi da azaliyor ama hala ”bu yaylaya geldim mangal yapacam arada sirada havaya bir iki kursun sikacam” mentalitesinde topluluk goze carpiyor etrafta. (bu havaya ates acma olayi can sikici aslinda, aksam gec saate kadar devam etti)

5-10 dakikalik bir surusun sonunda Cuneyt cok guzel bir yer buluyor. Ana yolun asagisinda, gurul gurul akan dereye yakin bir yer.

Hemen cantalari sokmeye basliyoruz.


 

 @
 188 - 2007-08-21 16:36

Bu fotograf benim en cok hosuma giden motora binme tarzinin bir tasviri sanki.


 

 @
 189 - 2007-08-21 18:01

Motorunuz sizi doganin ortasina kadar getirmis. Cadirlar kurulmus. Kamp atesi yakilacak birazdan. Tam bir ozgurluk iste. Bu yuzden adventure tarzi motor kullanmayi cok seviyorum, bana bu tip ozel anlari yasattigi icin.

Ama ac ayi oynamaz. Hemen is bolumu yapiyoruz. Cuneyt ve Deniz aksam yenilecek malzemeleri alirken, Murat ve ben kamp atesi icin gerekli odun arama calismasina girisiyoruz.


 

 @
 190 - 2007-08-21 19:04

Kofte malzemeleri geliyor, ates yakiliyor. Murat profesyonel kofteciymis de haberimiz yokmus.


 

 @
 191 - 2007-08-21 19:04

Bu kofteler cok leziz olacak kesin


 

 @
 192 - 2007-08-21 19:04

Harika bir geceydi acikcasi. Alkolun etkisiyle dereye dusme tehlikesi yasanmadi degil hani. Derenin buz gibi oldugunu soylememe gerek yok.


 

 @
 193 - 2007-08-21 19:57

Acik havada hele butun gun motora binip yorulduktan sonra yenilen yemegin tadi bir baska oluyor tabi ki. Raki sisesi ve biralar aciliyor, ates kuvvetlendiriliyor ve derin muhabbetlere daliniyor.


 

 @
 194 - 2007-08-21 19:57

Pink Floyd, Dire Straits, Depeche Mode gibi ortak sevdigimiz guruplarin sarkilari esliginde cok eglendik o aksam. Derin muhabbetler oldu.


 

 @
 195 - 2007-08-22 11:09

Sabah gurul gurul akan derenin sesiyle uyaniyorum. Guzel bir gun daha. Dogayla ic ice kamp yapmak herkese iyi geldi biraz agirdan aliyoruz fakat yolcu yolunda gerek. Esyalarimizi toparlayip Ayder yaylasinda kahvalti etmeye karar veriyoruz. Benim ayrica internet baglanip Isvec’deki bir iki isi halletmem lazim.

Bir kafede duzgun bir kahvalti ettikten ve internet islerini hallettikten sonra yola cikiyoruz. Bugun ki yolumuz cok degil. Camlihemsin’e geri inip oradan Zilkale yoluna gecip kaleden 10-15 km uzaklikta olan Cancik motele varmak amacimiz. Motorlari hafiflettikten sonra Elevit ve Palovit yaylalarina cikmak var kafamizda.

Zilkale’nin ne zaman insa edildigi bilinmiyor. Firtina vadisine hakim, dere yatagindan 100 metre yukseklikteki bu kalenin Trabzon Imparatorlugu zamaninda Hemsin Lordu Arhakel tarafindan yaptirildigina dair tahminler var.

Dar ve virajli bir yolu izleyerek kaleye dogru yaklasiyoruz.


 

 @
 196 - 2007-08-22 11:17

Ve Zilkale karsimizda. Cogunlugu yerli olan turistleri tasiyan minibusleri yolu tikamis biraz. Motorlari parkedip kaleyi gezmeye basliyoruz.


 

 @
 197 - 2007-08-22 11:25

Geldigimiz yol


 

 @
 198 - 2007-08-22 11:30


 

 @
 199 - 2007-08-22 11:31

Ve asagida firtina vadisi


 

 @
 200 - 2007-08-22 11:32

Keyifler yerinde..


 

 @
 201 - 2007-08-22 12:12

Kalenin icindeki ahsap katlar, merdivenler ve diger yapilar yikilmis zamanla. Gezimizi sona erdirince iki motor gozumuze carpiyor. Zannedersem XT’ydi motorlar. Cuneyt biraz sohbet ediyor sahipleriyle, sonra Cancik motele dogru yolumuza devam ediyoruz.

Cancik moteli bulurken, ”GPS’e cok guvenme sakin ha” tarzi komik bir olay yasaniyor. Cuneyt önde suruyor, gecen sene bu yoldan gectigi ve Cancik otelde kaldigi icin. 10-15 dakika surdukten sonra bir yol ayrimina geliyoruz, solumuzda dere akiyor ve bir kopru var, koprunun obur tarafinda bir iki ev gozukuyor. Cuneyt GPS’deki Cancik motel isaretine guvenerek yola devam deyip gazliyor ama tam gazladigi yerin yaninda koskoca Cancik motel tabelasi var, kopruye dogru isaret vermis sekilde. Biz ucumuz gulerek kontak kapatiyoruz ve Cuneyt’in geri gelmesini bekliyoruz. Bir iki dakika sonra geri geliyor.


 

 @
 202 - 2007-08-22 14:32

Cancik motel (aslinda pansiyon) Elevit yaylasindan evvelki son kalinacak yer. Buradan sonra yayla evleri ya da cadirda kalmak gerekiyor. Cuneyt’ler gecen sene burada kalmislar ve memnun kalmislar. Ne yazik ki biz ayni sekilde memnun kalmiyoruz, nedeni de fiyatlarinin verdigi servis ve yemege gore cok tuzlu olmasi. Karadeniz bolgesinde gelen turistlerin de sayisinin artmasi nedeniyle ciddi bir fiyat arttirma ve turisti yolma davranisi olusmus, yazik.

Esyalari odalara biraktiktan ve motorlari hafiflettikten sonra Elevit ve Polavit yaylalarina cikmaya karar veriyoruz. Deniz pansiyonda dinlenmeyi tercih ediyor. Kisa bir surusten sonra Elevit yayla koyune variyoruz. Rakim 1800 metre,


 

 @
 203 - 2007-08-22 14:32

Her zamanki gibi merakli cocuklar motorlarin sesini duyup yanimiza geliyorlar.


 

 @
 204 - 2007-08-22 14:49


Bu kucuk yayla koyunu geride birakip tekrar yukselmeye basliyoruz.


 

 @
 205 - 2007-08-22 14:56

Cevremizde hasmetiyle yukselen zirveler var. Manzara muhtesem.


 

 @
 206 - 2007-08-22 14:57

##


 

 @
 207 - 2007-08-22 15:32

##


 

 @
 208 - 2007-08-22 15:33

##


 

 @
 209 - 2007-08-22 15:33

##


 

 @
 210 - 2007-08-22 15:40

##


 

 @
 211 - 2007-08-22 15:40


Cuneyt sevincten cigliklar atiyor


 

 @
 212 - 2007-08-22 15:49

Önümüzde karayollarının bir yol düzeltme aracı var. Yolun kıyısından aldığı kara toprakları yola bırakarak hem yolu genişletiyor hem de hesapta düzeltiyor.

Bu yol gerçekten yorucu olmaya başlayınca mini bir mola veriyoruz. Murat ahududulara saldiriyor.


 

 @
 213 - 2007-08-22 15:49

##


 

 @
 214 - 2007-08-22 15:58

GS kirlendikce daha bir guzel gozukuyor gozume..


 

 @
 215 - 2007-08-22 16:07

Bir yayla koyunun icinden daha geciyoruz, Polavit yaylasindayiz simdi, ama durmuyoruz cunku karayollarinin yol duzeltme aracini gecme firsatimiz oluyor burada. Amacimiz yagmur yagmadan gecide varmak.


 

 @
 216 - 2007-08-22 16:10

Yazin bu koye cikan amcalarla sohbet ettikten ve her derda deva dedikleri dagin tepesinden akan buz gibi suyu ictikten sonra yolumuza devam ediyoruz.


 

 @
 217 - 2007-08-22 16:10


Inise geciyoruz, daha evvel durmadigimiz yayla koyunden gecerken koylu amcalar bize selam veriyorlar, durmadan olmaz. Ben ve Murat bir mola veriyoruz. Cuneyt onden devam ediyor.

Benim motor, ozellikle GPS cok ilgi cekiyor.

Koylu amca 1:”Bu motorlar kocaman masallah!”
Koylu amca 2:”Izledik sizi buradan, yilan gibi kivrila kivrila ciktiniz tepeye, aferin size”
Koylu amca 3:”Aboov bu ekranda bizim köyun ismi var, diger yaylalar var, gelin bakin”

GPS’in marifetlerini gosteriyorum amcalara, hoslarina gidiyor.


 

 @
 218 - 2007-08-22 16:45

Cuneyt greyderin genişletip yükselttiği yolda saklı kalan kayalardan birine carpiyor ve motoru sola yatiriyor, bu sirada sol dizi yerde baska bir kayaya carpiyor. Pantolunun soft korumaları koruyor fakat dizinde hafif morarmayi engelleyemiyor. Bu gibi durumlara alışık bir motorcu kendisi, yola devam. Sonradan yaptigimiz sohbette ikimizin de cikardigi sonuc bu tip surusler icin en iyi diz korumasinin kros/endurocularin kullandigi ekstra uzun ve saglam dizlikler oldugu.

Ne yazik ki bu zorlu parkurda Murat da motorunu dusuruyor, kendisinde bir hasar yok fakat Zumo GPS’inin ekrani kiriliyor. Murat GPS’i gidonun sol kismina monte etmisti. Motor sola yatinca tasin teki ekrana carpiyor. Bu toprak yol surus ne yazik ki ona pahaliya patliyor. Bu kazadan ogrendigimiz, dusme riski olan suruslerde GPS’i gidonun ortasina ya da kontrol panelinin ustune monte etmek, dusme aninda aletin hasar alma sansini azaltmak icin.

Kisa bir surusten sonra zirveye variyoruz. Hedefe varmanin verdigi bir mutluluk var hepimizde.

Murat, Mustafa Kemal pozunda sigarasini icerek kutluyor olayi


 

 @
 219 - 2007-08-22 17:36

Hava bulutlanmaya basliyor. Yagmur geliyor.


 

 @
 220 - 2007-08-22 17:46

##


 

 @
 221 - 2007-08-22 17:46

Hizimizi arttirarak inise devam ediyoruz. Zorlu bir zemine sahipti gectigimiz yollar. Motorlarin vidalarini sikmak gerekecek Cancik motele varinca.


 

 @
 222 - 2007-08-22 17:57

Yayladan sorunsuz bir inişle Cancik motelde bizi bekleyen Deniz’in yanına dönüyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki Deniz bizim arkamızdan yaylaya doğru hareket etmiş fakat başlayan yağmur yüzünden geri dönmek zorunda kalmış.


 

 @
 223 - 2007-08-22 17:57

Gunun geri kalan kismi, motorlarin kucuk bakimlarini yapmak, mihlama ve alabalik yemekle geciyor. Her zamanki gibi deliksiz uyuyorum, ogleden sonraki surus yormus beni. Yarin Karadeniz maceramiz devam edecek.


 

 @
 224 - 2007-08-23 10:22

Ertesi sabah Cuneyt biz kahvalti ederken yola cikiyor. Uzungol’de konakladigimiz yerde gozlugunu unutmustu. Ayder yaylasina gelen bir motel misafiriyle bulusup gozluklerini alacak. Halinden cok memnun cunku Camlihemsin ile Ayder arasindaki virajli yolda bir kere daha motor surmus olacak.

Camlihemsin’in hemen disindaki benzincide bulusuyoruz ve motorlara biraz su tutuyoruz.

Cuneyt gozluklerine kavustu, tekrar entel motorcu gorunumunde


 

 @
 225 - 2007-08-23 10:27

Bu geziye katilmadan evvel tam bir SOSENDER uyesi olan ve toprak yollara motoruyla girmeyi sevmeyen Deniz yavas yavas offroad’cu oldu diye seviniyorduk ama cocuk dayanamadi. Karadeniz’in tozlu yollari cinnet gecirtti ona


 

 @
 226 - 2007-08-23 11:45

Aslinda amacimiz Sarp sinir kapisina ugradiktan sonra, Artvin’e yol alip orada ogle yemegi yedikten sonra aksam Kars’da konaklamakti. Ama hersey planladiginiz gibi gitmiyor her zaman.

Sarp sinir kapisina sakin bir surusle variyoruz. Cuneyt’in icinde tekno laz parcalari calan, kici yere degecek kadar alcak, icinde testesteron hormon fazlasi olan arabalarla kirmizi isiklarda kapismasini saymazsak egerJ

Sonradan ogreniyoruz ki, eger gurubun diger elemanlarinin yaninda pasaportlari olsaymis, kapidan Gurcistan vizesi alip gunu birlik Batum’u ziyaret etmek mumkun olacakmis. Ben sahsen Gurcistan’i cok gormek istiyorum, herhalde Karadeniz’in 10-20 yil evvelki el degmemis havasi vardir oralarda.

Sarp sinir kapisinda enteresan bir sey yok. Her tarafta park etmis kamyonlar ve bir suru cop olmasi disinda. Ama hatira fotografi cektirmeden olmaz.


 

 @
 227 - 2007-08-23 14:50

Daha sonra Artvin’e dogru yola cikiyoruz. Borcka – Artvin arasindaki yolda guzel virajlar var ama yol calismasindan dolayi bazi bolumlerinde yavas gitmek zorunda kaliyoruz.

Artvin’e geliyoruz. Artvin enteresan bir sehirdir. Ben bu sehre universite zamaninda dagcilik yaparken gelmistim. Otobus gari sehrin asagisindaydi, biz otobusten aksam vakti inince bir sehir gormeyi beklerken ana yolun kenarinda parketmis otobuslerle karsilasip saskinlikla ”nerede bu sehir merkezi” deyince ahali bize parmaklariyla yukariyi gostermisti. Kafanizi kaldirinca anliyorsunuz ki, sehir kademe kademe dik bir tepeye kurulmus. Yukarida futbol oynarken topu kacirdiniz mi yandiniz yani

Keskin virajlarini zevkle cikiyoruz sehrin ve merkeze variyoruz. Amacimiz cabuk bir ogle yemegi yiyip yola devam etmek. Mecburi istikamet var, bir tur atiyoruz motorlarla ama her hangi bir lokanta gozumuze carpmiyor. Ikinci kez turlarken, onumuzu bir bey kesiyor. ”Merhaba uzak yoldan geldiniz galiba, ben de motorcuyum, bir ihtiyaciniz varsa yardimci olayim diyor” Duzgun bir yemek yenilecek yer aradigimizi soyleyince, ”parkedin motorlari buraya, benim ofisimde sizleri misafir edeyim hem de sohbet ederiz” deyince nazik teklifini geri ceviremiyoruz. Sagolsun ofisine yemekler getirtiyor, bizimle sohbet ediyor, yollar hakkinda bilgi veriyor. Hatta Cuneyt’in motorunu cok begenince neredeyse Cuneyt ile motor uzerine anlasiyorlar bile. Koyu bir sohbete daldigimizdan ne ben ne de diger arkadaslar bu nazik beyin fotografini cekmeyi unutuyoruz. Tam yola cikarken besledigi yavru kopeklerin resmini cekmek aklima gelmis ama.


 

 @
 228 - 2007-08-23 15:13

Artvin Karadeniz’de daha evvel gezdigimiz sehirlerden daha farkli. Daha acik goruslu bir izlenim veriyor. Sokakta dolasan bayanlarin giyim tarzindan tutun, trafiginin akisina kadar. Bizi misafir eden beyin dedigine gore Artvin gercek bir cumhuriyet sehriymis. Artvin hosumuza gidiyor acikcasi ama yola devam etmemiz lazim. Havada sikici bir bunaltici baski var, sanki yagmur yagacak. Hatta tartisiyoruz acaba Artvin’de mi kalsak bu aksam diye ama daha az yol almanin verdigi hisle devam etmeye karar veriyoruz. Cok dogru bir karar olmadigini gorecegiz yakinda.

Artvin’den ciktiktan sonra karsi tepelerden sehrin gorunusu


 

 @
 229 - 2007-08-23 15:13

Ciddi bir baraj calismasi var, o yuzden yeni yollar da yapilmis, onlardan birinin uzerinde yolumuza devam ediyoruz.


 

 @
 230 - 2007-08-23 18:31

Yagmur tam indirmeye baslayinca cok kisa bir mola veriyoruz topluca. Deniz’de BMW’nin tam vucut yagmurluk tulumlardan var, onu giyip kendini garantiye aliyor. Ben ceketimin icine giyilen su gecirmez katman yerine yagmurluk kullaniyorum. Yagmur altinda ceketi cikarip bu ic su gecirmez katmani gecirmek zor oluyor yoksa. Hemen yagmurlugu giyiyorum ve kendimi garantiye aliyorum ama pantalonlar icin iclik var onu daha cok yagmur yagarsa giyerim diye cantadan cikarmiyorum. Cuneyt ve Murat’da BMW Rallye Pro’lar var, bu kiyafetlerin de benim ki gibi ice giyilen yagmur gecirmez katmanlari var, yani bir iki saniyede giyilecek seyler degil. Cuneyt ve Murat yola devam edelim belki yagmur diner diyorlar. Tekrar teker cevirmeye basliyoruz ama yagmur gucunu azaltmak yerine daha da siddetleniyor. Ve yollara heyelandan dolayi taslar dusmeye basliyor. Bir iki manavin ve evin yol kenarinda oldugu bir yerde Cuneyt ve ben mola veriyoruz. Cuneyt manav tezgahlarini siper alarak icliklerini giyiyor. Ama Murat mola vermeden yoluna devam ediyor. Deniz zaten önden basmis durumda. Ben ve Cuneyt kiyafetleri takviye ettikten sonra yola devam ediyoruz. Bir yerde yolun karsi serit tarafina kayalar dusmus, karsi seritten gelen minibus bizim seride gecmis gelmekte, onumuzde ki araba da ona karsi koprude karsilasan keciler muhabettinde yoluna devam etmekte. Son anda carpismaktan kurtariyorlar. Yol sartlari her turlu tehlikeye acik anlayacaginiz. Mesafeyi korumak lazim. 


 

 @
 231 - 2007-08-23 18:31

Asagidaki haritada Artvin’in 450 metrelik rakimindan Savsat’in 1200 metrelik rakimina yukseldigimiz harika vadiyi gorebilirsiniz.

Artvin ve Savsat arasindaki yol aslinda cok guzel ve manzarasi muhtesem bir yol. Keske daha duzgun bir havada o yoldan gecebilseydik. Fazla resim cekmeye firsatimiz olmadi ama asagidaki kareleri gunesli bir havada dusunun.


 

 @
 232 - 2007-08-23 18:56

Savsat’a variyoruz yagmur biraz azaliyor. Deniz bir otelin onune cekmis, Murat’la acaba Savsat’da kalsak mi diye konusuyorlar. Ben ve Cuneyt kiyafetleri destekledigimiz icin yola devam edebilecek ruh halindeyiz. Bizim fikrimiz yola devam etmek ve Ardahan’da konaklamak. Murat hala elbiselerinin icligi giymemis, siril siklam. Ona ic kiyafetlerini degistirmesini tavsiye ediyoruz ama bizi dinlemiyor, yola devam edecegini soyluyor. Ben zar zor ona benim windstopper yelegi giydirtiyorum. Savsat cikisinda benzin almamiz lazim ama Deniz’in depo daha buyuk o onden yola devam ediyor. Ben, Cuneyt ve Murat benzin alimindan sonra yola cikiyoruz.

Camlibel gecidinin oldugu duzluge varmadan evvel yol cok zorlaniyor. Heyelan nedeniyle yolun uzeri kayalarla dolu, araclar ve kamyonlar geri donmeye calisiyorlar. Yolun uzerinde kucuk dereler olusmus vaziyette. Afet alani gibi ortalik anlayacaginiz. Motor uzerinde olmanin avantaji burada ortaya cikiyor, kayalarin yanindan ya da ustunden tabiri caizse yavru ceylan gibi sekerek yolumuza devam ediyoruz.

Sonra 2460 metre rakimli Camlibel gecidi duzlugune geliyoruz. Etkileyici bir yer oldugunu soylemem gerek, ben bir platoyum diyor resmen, yuksekte oldugunuzun farkindasiniz hemen hava soguyor (yolun kenarinda kar birikintileri vardi). Ardahan ileride belirmeye basliyor. Yolun kenarinda otlayan buyuk bas hayvanlar ve cobanlari var. Ben cok etkilendim bu gecitten acikcasi.

En sonunda Ardahan’a variyoruz.

Deniz bir otel bulmus, bizim onumuzden gitmisti o. Otele yerlesiyoruz, zorlu bir gun gecti. Bazilarimiz cok islandi. Murat bizim tavsiyelerimizi dinlememenin cezasini ileriki gunlerde cekecek ne yazik ki.

Zor bir gundu ve bazi seyleri daha dogru yapabilirdik. Mesela herkes kiyafetlerini ayni anda ve yerde degistirseydi kopmalar olmazdi. Deniz’in Savsat’dan sonra önden yalniz surmesi risk iceriyordu. Murat bizi dinleyip kiyafetlerini takviye etmeliydi bence. Ben ve Cuneyt de Murat’in usudugunu dusunup belki de Savsat’da konaklama fikrine daha sicak bakmaliydik. Ya da Murat fikrini daha belirgin bir sekilde belirtmeliydi. Kisacasi gurup icerisindeki iletisimimiz test edildi bugun ve ilerisi icin bazi deneyimler edindik.

Kazasiz belasiz bu etabi da atlattik ama Artvin-Savsat arasini daha guzel bir havada tekrar gormek isterim acikcasi.

Yarin rota Kars’a, Ani harabelerini gormek icin hepimiz can atiyoruz.


 

 @
 233 - 2007-08-24 09:02


Kahvaltidan sonra Kars’a dogru yola cikiyoruz. Ani harabelerini gorecegiz bugun. Kars’a girmeden evvel Ani harabeleri sapagi var, oradan girip yolumuza devam ediyoruz. Cuneyt Kars’a varmadan evvel benzinim rezervde demisti, sapakta Ani harabeleri 40 km diye bir tabela var. Cuneyt belki ileride benzinci vardir diye yola devam etmeye karar veriyor. Yanimizda benzin cekmek icin hortumlar var, buna da guvenerek yola devam ediyoruz.

Gercekten ileride bir benzinci varmis ama benzin degil mazot sattigini ogreniyoruz, yani durum vahim, Cuneyt kesin benzinsiz kalacak ve beklenen gerceklesiyor. Cuneyt’in benzin bitiyor. Ilk once benim KTM’den benzin almaya calisiyor ama benim motor ”ölurum de bir BMW’ye benzin vermem” der gibi bir damla benzin vermiyor Cuneyt’e.


 

 @
 234 - 2007-08-24 09:03

KTM’den is cikmayinca Deniz’in tankere yoneliyoruz.


 

 @
 235 - 2007-08-24 09:09

Cuneyt benzin cekmeye calisirken, Gemmurat dayanamayip, siz gencler bu isten anlamiyorsunuz deyip olayi aninda bitiriyor. Ben bilmiyordum, ilk once uflemek gerekiyormus hortuma.


 

 @
 236 - 2007-08-24 09:14

Daha sonra Murat ”Heeyyyt benden daha iyi benzin ceken var mi cihanda” seklinde hortumundan benzini temizliyor.


 

 @
 237 - 2007-08-24 09:14

##


 

 @
 238 - 2007-08-24 09:48

Ve Ani harabelerine ulasiyoruz. Motorlari parkedip harabeleri gezmeye basliyoruz. Cok eski bir uygarlik merkezi olan bu sehir bir cok devletin kontrolune girmis. Ama bir cok eserin yapilis zamani Ermeni kralliklari donemine ait. Daha sonra Mogollar tarafindan isgal edilmis, yakip yikilmis, baska devletlerin kontrolune girmis, ticaret yollarinin rotasi degisince de eski onemini kaybetmis. Bu Mogol istilasi ve herseyin yakilip yikilmasi durumunu doguda gezdigimiz bir cok yerde okuduk ya da görduk. Hatta aramizda ”bir Mogol yakalarsak fena yapalim” gibi bir muhabbet gecmedi degil. Adamlar cok medeniyeti yikmislar ne yazik ki.

Ani harabelerinin etkileyici yonu, guzel mimariye sahip harabelerinin yanisira, sehrin uzerinde kuruldugu topoloji yuzunden. Cevresindeki vadilerle birlikte sehir bir anlamda bulutlarin uzerinde, farkli bir dunya izlenimi veriyor. Bu hissin olusmasinda Ermeni sinirina yakinligindan dolayi herhangi bir yerlesimin gozle gorulur mesafede olmamasi da etkili tabi ki.

Ama cok ihmal edilmis harabeler. Ekonomik, politik ya da baska nedenlerden dolayi, bilemiyorum, harabeler korunmamis. Bir iki restorasyon calismasi yapilmis ama benim uzman olmayan gozume bile kalitesiz is yapilmis gibi geldi.

Arazi cok buyuk oldugu icin en az bir tam gun ayirmak lazim harabeleri gezmek icin. Biz acelemiz oldugundan 2-3 saatte gezmeye calistik.

Sehrin duvarlarinin icinden gecip kalintilarin oldugu geniz araziye ulasiyoruz.


 

 @
 239 - 2007-08-24 09:49

Bu yurume patikasini izleyerek sehri gezmeye basliyoruz.


 

 @
 240 - 2007-08-24 09:49

Sehir duvarlarinin bugunku hali.


 

 @
 241 - 2007-08-24 09:53

Her taraf harabelerle dolu. Cogu kilise kalintisi.


 

 @
 242 - 2007-08-24 09:54

Bazi binalarin yalnizca duvarlari kalmis ama tas isciligi cok etkileyici.


 

 @
 243 - 2007-08-24 09:58

Hava yagmurlu degil ama puslu. Deniz ve ben isi garantiye almak icin botlarimiza naylon torba geciriyoruz. Benim Alpinestar Vector enduro botlarindan cok memnunum (her ne kadar gruptaki arkadaslar snowboard botu bu diye alay ettilerse de) fakat su gecirme olayi var ne yazik ki. Cuneyt, sizi gidi tatli su motorculari diyerekten goruntulemis o ani.


 

 @
 244 - 2007-08-24 10:00

##


 

 @
 245 - 2007-08-24 10:02

Sehri cevreleyen vadinin icinde magaralar goze carpiyor. Herhale kalkolitik cagda (MÖ 5000-3000) ilk yerlesimde bulunan insanlar bu magaralardan yararlandi.


 

 @
 246 - 2007-08-24 10:09

Anadolu’daki ilk cami oldugu iddia edilen camiye geliyoruz. Farkli kaynaklardan okuduguma gore minarenin ana binadan farkli bir donem de yapildigina dair soylentier var.


 

 @
 247 - 2007-08-24 10:10

Manzara muhtesem, tasvir etmek zor. Gidip gormeniz lazim. Bu sehrin iyi zamanlarinda burada yasamak isterdim acikcasi, herhalde cok enteresan bir yerdi. Farkli medeniyetlerden gelen kervanlarin bulustugu nokta.


 

 @
 248 - 2007-08-24 10:10

Ileride bir baska kale daha goze carpiyor, daha etkileyici, fakat Kizkale adindaki bu kaleye kadar yurumemiz soz konusu degil, ozellikle motor kiyafetleriyle


 

 @
 249 - 2007-08-24 10:10

##


 

 @
 250 - 2007-08-24 10:11

Caminin icinin goruntusu


 

 @
 251 - 2007-08-24 10:12

Ve penceresinden vadinin gorunusu


 

 @
 252 - 2007-08-24 10:24

Ic kale adi verilen sehrin icindeki kale


 

 @
 253 - 2007-08-24 10:24

Katedrale variyoruz.


 

 @
 254 - 2007-08-24 10:26

Ortasindaki kubbe cati ne yazik ki cokmus. Uzun yillarin ve yagmalamalarin sonunda bu hale gelmis, ciddi bir renovasyona ihtiyaci var.


 

 @
 255 - 2007-08-24 10:27

Icinden gorunusu...


 

 @
 256 - 2007-08-24 11:06

##


 

 @
 257 - 2007-08-24 13:18

Artik yola devam etmenin zamani geliyor. Gelmekle cok iyi etmisiz, cok etkileyici bir yer burasi. Ama bakimsizligi insanin icini burkuyor. Binlerce yillik kulturun hayvan otlama alani olarak kullanildigini gormek uzucu. Hayal ediyorum, boyle bir dunya mirasi yeri restore edeceksin, yanina da sanat tarihi fakultesi falan kuracaksin, dunyanin dort bir tarafindan insanlar gelecek, arastirma yapacak. Kim bilir belki olur bir gun.

Cikista bir turist grupla karsilasiyoruz. Ispanya’dan gelmis bir bayan grup. Benim esimin Ispanyol oldugunu duyunca muhabbet ediyorlar ama 10 gun evvel evlendigimizi ve benim balayi yerine motor yolculugu yaptigimi duyunca bana ters ters bakiyorlar, neden acaba ??

Kars’a girip oglen yemegi yemeye karar veriyoruz. Bayburt’da yasanana benzer bir sekilde esnaf lokantasinda bir guzel kaziklaniyoruz. Resimdeki yeri tavsiye etmem acikcasi.

Ama asil problem o degil, Murat dunku suruste sifayi kapmis, yemekte yediklerini hemencecik lokantanin onunde cikarmak zorunda kaliyor. Durumu iyi degil, halsiz ve yorgun gozukuyor. Murat dinlendikten ve sicak bir seyler ictikten sonra yola devam ediyoruz. Amacimiz mumkun oldugunca cabuk Dogubeyazit’a varmak ve Murat’in dinlenmesini saglamak.

Kars’i gormek istiyorduk ama dunku yagmurdan dolayi burada konaklayamadik gece, yolumuza devam etmemiz lazim. Bir dahaki sefere artik.


 

 @
 258 - 2007-08-24 14:27

Igdir’da bir mola vermeye karar veriyoruz. Durdugumuz yerde bir lastik tamirhanesi var. Oradaki genc arkadaslar cok cana yakin cikiyorlar. Bize icecek ikram ediyorlar.


 

 @
 259 - 2007-08-24 14:32

Igdir cevresindeki yuksek bolgelere göre (ortalama 1600-1800 metre) daha alcak (~800 metre) bir ova. Hava sicakligi hemen artiyor ve hani
yagmur sikintisi var derler ya oyle bir basinc var havada hatta.

Cana yakin genc arkadaslarla bir hatira fotografi cektiriyoruz. Tabi ki email adresleri var ve bu resmi onlara gonderecegim.

Bu arada Murat’in hatira fotosu cektirecek hali yok. Kendini iyi hissetmiyor hic. Kotu usuttu. Mumkun oldugunca cabuk Dogubeyazit’a varmak istediginden eminim.


 

 @
 260 - 2007-08-24 15:22

Yola devam. Ozellikle Turkiye’nin dogusunu gezen yabanci motorcularin sikayet ettigi, yol kenarindaki cocuklarin motorlara bir nevi seyler atma olayi ne yazik ki buralarda basladi ve Nemrut dagina kadar devam etti. Bu tip abuk sabuk seyleri atan ya da atmaya calisanlar yalniz cocuklar da degildi, koskoca 20 yaslarinda tipler de bu tip davranislarda bulundu. Gezinin bu kisminda benim hatirladigim kadariyla benim arkamdan sopa atilmis (Deniz gormus), bir iki kere karpuz, kavun satanlar onlari atar gibi yapti. Gemmurat’i Nemrut krateri civarinda havali tabanca ile taciz ettiler vs. Bu tip davranislarin caresi cocuklari egitmek ya da o yollarda motorlarin sayisinin artmasi, boylece onlar da arabalara alistiklari gibi motorlara alisip atmazlar herhalde.

Dogubeyazit’a vardigimizda ogleden sonrasi. Tam sehre girmeden evvel Belcika’dan gelmis bir motorcu ciftle karsilasiyoruz, cok kisa sohbet ediyoruz cunku amacimiz yagmur bastirmadan Ishak Pasa Sarayi’ni gezmek. Ishak Pasa Sarayi tabelalarini izleyerek sehirde duraklamadan direk yolumuza devam ediyoruz. Saraya giden yol yeni duzenlenmis, asfalt ve tas dosenmis. Kivrila kivrila irtifa kazanan yolun sonunda Ishak Pasa Sarayina variyoruz. Ben sahsen daha buyuk bir bina bekliyordum, herhalde o unlu tepeden cekilen resimlerinden oyle aklimda kalmis.

Sarayin girisine dogru ilerliyoruz.


 

 @
 261 - 2007-08-24 15:23

Kapidan karsiya dogru baktiginizda bu camiyi goruyorsunuz.


 

 @
 262 - 2007-08-24 15:24

Resimlerinden zamaninda cok etkilendigim bu binanin onundeyim simdi. Ishak Pasa Sarayi bana gercekten Dogu’yu cagristirmistir resimlerine baktigimda ve simdi gercekten Dogu’dayiz.

Kisaca saray hakkinda bilgi vermek gerekirse: Doğubeyazıt'ın 5 kilometre uzağında eski Doğubeyazıt yanında sarp kayalar üzerine kurulmuş, kartal yuvasını andıran 116 odalı bu saray aslında türbesi, camii, surları, iç ve dış avluları, divan ve harem salonları, koğuşları ile bir bey kalesidir. Sarayın yapımını 1685'de Doğubeyazıt Sancak Beyi ve onun oğlu Mehmet Paşa tarafından 1784'te bitirilmiştir. 7.600 m² bir sahada yapılan sarayın inşaası 99 yıl sürmüştür.

Sarayin kapisindan iceri girip avlusuna geciyoruz.


 

 @
 263 - 2007-08-24 15:26

Duvarlardaki islemeler tek kelimeyle muhtesem


 

 @
 264 - 2007-08-24 15:27

##


 

 @
 265 - 2007-08-24 15:27

##


 

 @
 266 - 2007-08-24 15:28

##


 

 @
 267 - 2007-08-24 15:28

##


 

 @
 268 - 2007-08-24 15:28

##


 

 @
 269 - 2007-08-24 15:28

##


 

 @
 270 - 2007-08-24 15:28

Diger tas binalarda da gozume carpan aslan figuru


 

 @
 271 - 2007-08-24 15:29

Avlunun arkasinda odalarin oldugu bolume geciyoruz.


 

 @
 272 - 2007-08-24 15:31

Bu tip sominelerle odalari isitiyorlarmis


 

 @
 273 - 2007-08-24 15:32

Ve odanin manzarasi


 

 @
 274 - 2007-08-24 15:39


Ve en sonunda sarayin disina cikip karsidaki tepeden en cok taninan kompozisyona benzer fotolar cekmeye calisiyoruz. Ne yazik ki hava da yagmur sikintisi oldugundan isik tam istedigimiz gibi degil.


 

 @
 275 - 2007-08-24 15:40

Deniz’in ve benim keyfimiz yerinde.

Sarayin mimarisi etkileyici ancak onu ozel kilan bu mimarinin yaninda bulundugu konum ve cevresindeki manzara. Asagidaki duzluge hakim bir tepede, karsisinda Agri dagiyla saray cevresiyle bir butun olarak sizi etkiliyor.

Ishak Pasa Sarayi gezimiz sona erince Dogubeyazit’in merkezine iniyoruz. Amacimiz uygun bir otel bulmak. Merkezde bir otele fiyat sormak icin onune parkediyoruz ve sagnak yagmur basliyor. Deniz otelden bilgi almaya calisirken biz de Dogubeyazit’in kaotik sokaklarina alismaya calisiyoruz acikcasi. Nasil desem, Dogubeyazit enteresan bir yer. Hani casus filmlerinde kacakcilarin cirit attigi, herhangi bir kanunun islemedigi, sokaklarinda her turlu insanin dolastigi, insana guven vermeyen kasabalar var ya, iste Dogubeyazit oyle bir yer. Tam bir kaos ortami soz konusu. Durmadan yaninizdan, etrafinizdan birileri geciyor, size carpiyor, itiyor falan. Hatta Murat motorunun uzerinde otururken bir iki cocuk motoru kurcalamaya basliyor, Murat ”yapmayin cocuklar” deyince de kufur ederek yanimizdan ayriliyorlar. Kisacasi hafif wild eastern havasi var ortalikta. Bu otelde kalsak bile motorlari otelin onunde park etmeyi goze alabilir miyiz tartisilir. Deniz geri geliyor, otelin kalitesini begenmemis.


 

 @
 276 - 2007-08-24 15:43

O zaman Altug’un tavsiye ettigi otele gitmeye karar veriyoruz, birazcik sehir disinda ama deger diye dusunuyoruz. Benim yolculuk sirasinda internet uzerinden bu konu basliginda Altug’dan aldigim tavsiyeler cok isimize yariyor boylece.

Yagmur siddetini arttiriyor ve biz bir iki yerde yolumuz kaybediyoruz ama sonunda oteli buluyoruz. Kesinlikle dogru secim. Bizden baska Agri dagina cikacak yabanci gruplar goze carpiyor. Resepsiyondakiler Altug’yu hatirliyorlar ve bize Altug bey indirimi yapiyorlar. Sagolasin Altug


 

 @
 277 - 2007-08-24 16:42

Odalarimiza yerlestikten ve yemegimizi yedikten sonra Murat kendini hic iyi hissetmedigini soyluyor. Yapilacak tek bir sey var, o da Murat’i bir doktora gostermek, boylece onu en kisa surede ayaga kaldiracak ilaclari almasi mumkun.

Bir taksiye atlayip Dogubeyazit’taki devlet hastanesine gidiyoruz hepimiz. Cana yakin bir doktor Murat’la ilgileniyor ve gereken tedaviyi yapiyor. Igne, serum ve bazi tabletlerden olusan bir tedavi kisacasi.

Dogubeyazit’i ozellikle gece vakti gezme istegimiz yok. Otelimize geri donup, ertesi gunku surusun plan programini yapmaya karar veriyoruz. Bu plan program sirasinda varilan ortak bir karar belki de bir motorsuz gun gecirip kendimizi ozellikle Murat’i dinlendirmek. Deniz kislari Erzurum Dedeman’da is icin belli bir sure bulundugundan, ”isterseniz Erzurum’a gidelim, orada kalalim bir iki gun, dinlenelim” diyor. Boylece rotada bir degisiklik yapip Erzurum’a gitmeye karar veriyoruz.

Devam edecek







Yayınlanış Tarihi Nov 05 2007, 12:59 AM Yayınlayan Ahmet SENOGLU

Yorumlar

 

Cemil AKYÜZ Dediki :

Elinize sağlık. Raporunuzu zevkle okudum. Dolu dolu bir seyahat olmuş. Özellikle, Polonya - Nazi toplama kampları ziyareti çok etkileyici.

March 18, 2008 12:23 AM
 

Ergun Demirer Dediki :

selam,

yazilarinizi ve fotolarinizi buyuk bir zevkle takip ediyorum.

Size bir sorum olacak, Romanyada yasiyorum ve A2 ehliyetimi radar yuzunden 3 ayligina kaptirdim ama temmuz ortasi guney avrupa seyahatim var, sizin gibi devamli ulkeden ulkeye seyahat eden biri olarak, kapilarda, sinirlarda hic ehliyet soran oldumu?

saygilar

June 19, 2008 3:57 AM
 

Bora Eris Dediki :

super rapor,

yıldonumunuzu de kutlarim... :)

August 5, 2008 11:52 AM
 

TUNC TAN Dediki :

Yazı sunum super ellerine saglık cok guzel ve faydalı detayları yazmıssın cok tesekkurler onumuzdekı sene ıcın ben ıstanbul cıkıslı bır norvec seyahatı dusunuyordum bana cokm faydası oluyor bılmenı sıterım

ayrıca esine ve sana saglık ve mutluluk dolu bir hayat diliyorum

Tunc Tan

532 502 34 32

August 26, 2008 11:10 AM
 

Ahmet SENOGLU Dediki :

Arkadaslar guzel yorumlariniz icin tesekkurler. En kisa surede raporun geri kalan kismini buraya yuklemeliyim.

Simdiye kadar sinir gecislerinde ehliyet göstermem gerekmedi.

October 31, 2008 1:26 AM
 

Tolga Akyol Dediki :

Merhaba. Ben Tolga Akyol. Oncelikle subat-mart aylarindan itibaren avrupa turuna 1200 gs imle cikmayi planladigimi bildirmek isterim. Bir fikriniz olursa tartisabiliriz ( tolgaakyol@hotmail.com ). Bazi sorularinizin yanitlarini vermek isterim. Oncelikle macaristan ve fince dillerinden bahsetmissiniz. Ikisi de ural dil grubuna ait sondan eklemeli dil lerdir ayni TURKCE gibi. Kendileri Atilla yla goc eden ilk Turk boylarindandir.

Sivas civarinda gosterdiginiz Conan cizimlerine benzeyen yapi akil hastanesi akustik terapi merkezidir. Zihinsel engelliler suyun donemecli kanaldan akan sesiyle sakinlesir huzur bulan seans lar yapilirmis.

Saygilarimla Tolga AKYOL Denizli Phoenix ART bronze plus rider.

January 27, 2009 10:49 PM
 

Deniz GUNDUZ Dediki :

Ahmet' im, bu gezi hayatımın en eğlenceli motosiklet gezisiydi ve hala yaşadığımız aksilikler ve küçük sorunları unutup geneli çok keyifli olan bu macerayı mutlulukla anarım.

Burdan ilk defa senin raporunu bu kadar süre geçtikten sonra okudum ve eski günleri andım. Bunun devamı var mı bu forumlarda yoksa hala yazmayı tamamlayamadın mı?

Özleştik valla.. görüşelim bi ara artık!

September 22, 2009 4:19 PM
 

Viatormundi Dediki :

Deniz'cim,

raporun devamini Cem koyacakti foruma ama unuttu.

Bu gezide seninle teker cevirmek cok mutlu bir anidir benim icin de.

September 22, 2009 5:51 PM
 

refik tuncer Dediki :

sevgili kardesim ,ben almanyadan refik tuncer yasim 56 bende sizin gibi motorla yatip kalkmayi ,onunla bir evlat gibi olmayi isteyenlerden biriyim.türkiyede bir motor aldim kanuni  cocuklarim burdan ta türkiyeye gitmemi istemediler ,benimde  750 lik suzikim var almanyada türkiyede  250 lik schoperr olsun orda yetiyor,,sizin bu macerali gezmenizi inanin en az sizin kadar sevindim ,tabiki arada  aksilikler olmustur,ama bunlar  motorcu olmanin tuzu biberidir,,size ve arkadslariniza hayirli ,kazasiz belasiz binmeler allah tan dilerim.                 refik tuncer

October 28, 2009 11:51 PM
 

Nejdet Ertug Dediki :

Yazınızı keyifle okudum; özellikle gaz odaları faslı, Kemaliye ve civarında çektiğiniz fotoğraflar beni çok etkiledi. Güzel bir gezi yapmışsınız, tebrik ederim.

June 26, 2010 9:13 PM
 

Cloud Dediki :

Bir başka harika gezi ve rapor. Devamı koyulmuş mu sonradan acaba? Bi bakayım siteye.

Vallahi sizin geziler müthiş ilham veriyor adama? İmkanlar ve vakit müsait olabilirse yaşım kaç olursa olsun yapmayı düşlediğim gezilere imza atmışsınız. Kutluyorum!

November 28, 2010 9:48 PM
 

Deniz GUNDUZ Dediki :

Yine okudum ve unuttuğum seyleri hatırlayıp gülümsedim devamlı :)

Sahi bunun devamı nerde Cem abi??? :)

October 27, 2012 4:29 PM
 

Savas Taskin Dediki :

Harika bir gezi ve anlatım olmuş. Teşekkür ederim.

December 26, 2012 2:56 AM
 

Murat Evcil Dediki :

şimdi böyle bir tur hayal oldu...

May 21, 2016 8:46 PM

Yorum Yaz

(Zorunlu)  
(İsteğe Bağlı)
(Zorunlu)  

About Ahmet SENOGLU

Viatormundi isminden de anlasilacagi gibi, motorla uzun seyahatler yapmayi ve Evliya Celebi tarzi raporlamayi seven bir kisiyim. Virajli yollarda karsilasmak umuduyla.
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x