Ahmet SENOGLU

Viatormundi


Pireneler ve kuzey Ispanya gezisi raporu 4.800 km

Wed, Feb 13 2008 21:34
9,656 Okundu  

 Italya


 

2003 yilinda yaptigim Alpler gezisinin vermis oldugu guven ve macera istegi duygusuyla (bakiniz Alpler gezi raporu) 2004 temmuz ayinda Alpler gezisi kadar uzun olmasa da, yalnizca :wink: 3 haftalik bir motor gezisi yapmaya karar verdim. Yine tek basima ya da dogru soylemek gerekirse ben ve yol arkadasim TDM 900'umle. Bu sefer rotam soyle Stockholm-Göteborg-Kiel (feribot ile)-Hamburg-Narbonne (tren ile)-Andorra-Pamplona-San Sebastian-Bilbao-Zaragoza-Barselona-Mayorka-Barcelona-Narbonne-Hamburg (tren ile)-Kopenhag-Malmo-Stockholm. Yolculuk takriben 6000km surdu. Bu sefer, trenler sayesinde kilometreden tasarruf yaptik


 

 @
 001

2003 yilindaki yolculuktaki gibi mumkun oldugunca kamp kurmak yerine cunku Alplerde kampingler cok iyi kalitede ve rahatti, Ispanya'da hotel motel olaylarinin dusuk maliyetlerini goze alarak (Isvec'de yasamanin en guzel tarafi, hangi ulkeye giderseniz Japonya ve Norvec haric herseyin fiyatini ucuz algiliyorsunuz ) kamp malzemelerimi almadim yanima. Luks bir gezi oldu anlayacaginiz ama bir iki konaklama yerinde keske cadirim yanimda olsaydi dedim aslinda.

Bir evvel ki seneyle karsilastirinca ekipmandaki degisiklikler, motorumdaki yeni egsozlar (italyan mali GPR marka, cok kaliteli degil ama komsulari sabahin korunde uyandirma islevini yerine getiriyor), air-bag'li ceketim (bakiniz motorda airbag uretildi tartisma konusu), normal filmli Nikon kameram yerine Sony dijital kameraydi. (o yuzden resim kalitesinde 2003 gezisine gore bir dusus var bana sorarsaniz ama bagajdan tasarruf etmis oldum boylece, Nikon tank cantasinin yarisini kapliyordu)

Yagmurlu bir Isvec yazi sabahinda (genelde Isvec yazlari hep yagmurlu olur:cray yola cikiyorum. Merak edenler icin, selenin uzerindeki kablo air-bag cekete takiliyor.


 

 @
 002

Ilk durak Göteborg sehri. Isvec'in batisinda olan bu sehir bir endustri sehri. SKF, SAAB ve VOLVO sirketleri buraya yakin. Stokholm'le karsilastirinca daha mutevazi bir sehir. Bana sorarsaniz, Stokholm Iskandinavya'nin en guzel sehri, hatta kuzeyin Venedigi diye anilir. Göteborg nesiyle unlu diye sorarsaniz kotu havasi derim, durmadan yagmur yagar burada ve tabi ki ben sehre vardigimda bir ayricalik soz konusu degildi. Isin asli neredeyse butun 500 km boyunca yagmur altinda kullandim motoru.

Göteborg'a gelince kuzey Almanya'daki Kiel sehrine giden feribota bindim. Aksam biniyorsunuz, feribotta bir seyler yiyip icip dinleniyorsunuz, ertesi sabah Almanya'dasiniz. Bu feribot ile mesafe katetme olayini seviyorum acikcasi, insanin okumaya firsati oluyor hem de enteresan insanlarla tanisma imkani var.



Cirkin Göteborg limaninin feribottan gorunusu. Yok ben bu Göteborg'u sevmedim.


 

 @
 003

Feribotta iki kisilik odada kaldim. Oda arkadasim 65 yaslarinda cevat kelle vari bir Isvecli amca cikti. Elemanin yaninda yanlis hatirlamiyorsam 4 kamera vardi, anlayacaginiz fotograf manyagi. Ilk once ekipmanlar hakkinda seminer verdi bana sonra da cektigi fotoraflari gostermeye basladi. Amcam yaninda hard disk, kucuk projektor falan tasiyor, yani her an sunum yapabilecek vaziyette. Artik siz diyin 1000 ben diyim 2000 fotograf sonrasinda amcam biraz yoruldu da kendimi bara zor attim. Yok hakkini almamak lazim, iyi fotografci, ozellikle siyah beyaz insan calismalari cok hosuma gitti. Ama Iskandinavya'da feribota binip de bara takilmamak olmaz, neden mi? Simdi burada ickiler cok pahali ya, vergisi yuksek diye, gemiler acik sulara cikinca barlar acilir, benim ucuz ickiye muhtac kuzeyli dostlarim hemencecik sarhos olurlar. Karnaval ortami yani. Kim demis Isvecliler az konusur diye, bir sise votkadan sonra bulbul gibi öterler (Isvecliler icin cok soylenen bir fikrayi paylasayim sizinle konu acilmisken. Havaalaninda Isvecli olup olmadigini nasil anlarsiniz? Kulak verin etrafa, eger birilerinin ellerinde ki torbalarda sise singirdamasi duyuyorsaniz, kesin Isveclidirler)

Neyse, ertesi sabah sag salim Kiel'e vardik. Bu arada olur da feribotla yolculuk etmeyi planlarsaniz, motoru sabitlemek konusunda yaninizda bazi malzemeler olsun derim. Ilk olarak motoru feribotun zemininde ya da duvarlarinda bulunan halkara sabitlemeye yarayan kilitlenebilen kayis ve ikincisi eger tekerin onune koyacak takoz yoksa on freni kitlemek icin freni siki tutacak kucuk bir kayis ya da ip.

Kiel'den Hamburg cok kisa bir mesafe. Bu sene Alman otobanlarinda zaman gecirmek ve gereksiz tehlike yasamak yerine 2003 yazinda yaptigim gezinin geri donus etabinda kullandigim autozug'u (arac tasiyan tren) kullanmaya karar verdim. (Detayli bilgi http://www.autozug.de/eindex.html)


 

 @
 004

Biraz tuzlu ama motorun asinmasi, eskiyen lastik, harcanan benzin, konaklama ucreti ve olabilecek kaza riski goz onune alininca o kadar da pahali degil acikcasi. Motoru yukluyorsunuz trene aksam ustu, sabah guney Fransa'dasiniz. Ispanya sinirina 1 saat mesafede.

Sevgili yol arkadasim trene yuklenmeyi bekliyor.


 

 @
 005

Trene guney Isvec'den gelen bu sirin grup da binecek. Suzuki Intruder kullaniyor hepsi. Aksam trendeki Alman biralarini beraber test ettik


 

 @
 006

Motorlar trene yuklendi. Vagonun tavani alcak o yuzden kask kullanmanizi sart kosuyorlar. Dediklerine gore kafayi celik kolonlara toslayanlar olmus yukleme sirasinda, uff. Alman elemanlar kayislarla sabitleme islemlerini cok iyi yapiyorlar.


 

 @
 007

Yumusak cantalar, rulolar ve cruiser motorlarda olan buyuk on camlarin/siperlerin cikarilmasi sart. Bizim Intruder'calarla Alman gorevliler arasinda bayagi bir tartisma oldu bu on cam/siper konusunda. Bizim Svensson'un argumani soyle "yahu ben bu motorla 150km hiz yapiyorum, nasil olurda saatte 100km ile giden trende on siper kirilir?" Alman gorevlinin aciklamasi ilginc "iki tren yan yana gecince oyle bir turbulans oluyor ki, cama/sipere ruzgar tersten vuruyor, sen herhalde geri viteste saat 100km ile motorunu kullanmadin hic di mi?" Sonucta bizim Intruder'cilar roma imparatorlugu gladyatorleri ya da bizim robocop polisler gibi ellerinde intruder siperlikleriyle trene biniyorlar.

Trendeki kompartmanlar idare eder. Cuzdaninizin kalinlik oranina gore 2 kisilikten 5 kisiye kadar kompartmanlar var. Kahvalti dahil. Sansima iki tane Danimarka'li motorcuyla ayni kompartmana dusuyorum.


 

 @
 008


Bu elemanlar motorlari yukleme sirasinda ilgimi cekmislerdi. Birinde Ducati ST4 digerinde BMW R1150 RT, tertemiz touring motorlari. Ama adamlarin ustu basi dokuluyor. Kasklarina kask demeye sahit ister, yarim karpuz gibi bir seyler. Elbiseler param parca. Sanki neleri var yok satmislar, motorlari almislar. Neyse, yerlesiyoruz kompartmana. Kim altta kim ustte yatacak tartismasi kazasiz belasiz cozuldukten sonra, haritalar cikiyor ortaya, herkes nerelere gidecegini anlatiyor falan. Yok dayanamayacagim, sormam lazim bu ekipman garibanligi meselesini. "Yahu nedir sizin bu malzeme durumu, kasklar pek guvenli durmuyor hani, biraz eskimisler". Elemanlar siritiyor. Biz bunlari internetten falan cikma aldik ozellikle, hepsini atacagiz yarin:: Andorra'ya gidiyoruz, orada butun takimi yeniden doseyecegiz. O zaman dank ediyor kafama. Dogru ya, Andorra'da vergi yok. Her turlu malzeme cok ucuz. Eh Danimarka'da bu tip malzemeler cok pahali, iyi fikir aslinda. Yolculugun geri kismi iyi geciyor, barda Intruder'cilar beni cruiser motor kullanmaya ikna etmeye calisiyorlar ama tabiki basarili olamiyorlar. Gece biz uyurken de trenimiz bizi Fransa'nin guneyindeki Narbonne sehrine dogru tasiyor.

Ertesi gun ogle saatlerinde Narbonne'a variyoruz. Motorlarin vagonlardan indirilmesi biraz zaman aliyor ama acelemiz yok. Danimarka'lilar aceleyle Andorra'ya dogru yola cikiyorlar, anliyorum adamlari, mumkun oldugunca cabuk o komik kiyafetlerden kurtulmak istiyorlar Intruder'cilarda Barselona uzerinden guney Ispanya'ya dogru yola cikiyorlar. Kesin pisecekler yolda, guney Ispanya'da temmuz ayinda deri kiyafetlerle motor kullanmak akil kari degil bana gore.

Bugunku rotam kisa yalnizca 300km kadar, Narbonne'un guneyine dogru yol alip, siniri gecip, La Seu D'urgell adli kayak merkezinde konaklayacagim.

Sonunda yola cikabildim. Virajli yollar, gunesli gokyuzu ve temiz bir hava hosgeldin Pirenelere diyor sanki


 

 @
 009

Puigcerda denen kasabaya geliyorum. Tam sinirda, Fransa tarafinda hersey Fransizca ve gercekten Fransa havasi veriyor, 20 metre sonra (sinir cizgisi, kontrolu yok artik Schengen nedeniyle) her sey Ispanyolca ve Ispanya gorunumunde. Enteresan bir goruntu.

Puigcerda'da Boules (oradaki ismiyle Pétanque) turnuvasindan bir goruntu. Kisaca agir metal toplari tahta kucuk topa yakin atma olayi, herkesin 2 topu var. Kumsalda oynamak icin uygun bir oyun.


 

 @
 010

Tekrar yollara dustum, artik viva espana olayi gecerli.


 

 @
 011

##


 

 @
 012

Aksam ustu La Seu D'urgell'e variyorum. Ok kalitede bir pansiyona yerlesip, bir seyler atistirdiktan sonra kasabayi geziyorum. Sirin bir dag kasabasi. Icinde yapay golu bile var.


 

 @
 013

Ertesi gun Pirenelerin batisina dogru yoluma devam edecegim...

Sabah yola cikiyorum tekrar. Bugunku hedef aslinda Ainsa adindaki kasabaya ulasmakti ama oraya beklenenden erken varinca yola devam ediyorum ve Torla adindaki bir dag kasabasinda konakliyorum. Iyiki de oyle bir karar vermisim, inanilmaz derecede guzel bir kasabaydi. Toplam katedilen mesafe 350km kadar. Yaslandik mi ne, Alpler gezisinde gunde 500 km yapiyordum ortalama ancak Pireneler'de hersey biraz daha sakin sanki. Alplerle karsilastirilirsa fazla motorcu yok yollarda. Yollarin kalitesi super iyi degil ama beklentilerimin ustunde. Avrupa toplulugu paralarinin nereye gittigi anlasiliyor. N260 yolunu izliyorum. En kivrak olan oydu haritada

Pirenelerin zirveleri yavastan gorunmeye basladi


 

 @
 014

Amacim en kisa zamanda o tepelere yakinlasmak. Tepeler + virajlar = mutlu Ahmet::


 

 @
 015

Pirenelerde en cok hosuma giden birden karsiniza kucuk bir köyun ya da ev toplulugunun cikmasi. Alplere gore biraz daha tesadufi bir ortam burasi. Daha bir dogal sanki.


 

 @
 016

##


 

 @
 017

Sonunda ilk gecitin tepesine geldim. Karli yamaclardan esen soguk hava karsiliyor beni tepede. Ehh bir Pireneler hatirasi cekme zamani


 

 @
 018

Yola devam. Her cikisin bir inisi olurmus. Harika bir vadiye dogru inisteyim. Aliskanlik haline getirdigim kendinidikizaynadayansitmacali fotografimi cekmeden olmaz. Manzara muhtesem.


 

 @
 019

Bir sonraki duragim Ainsa adindaki tarihi bir kasaba, etrafi duvarlarla cevriliymis eskiden, duvardan arta kalan bir kesimin tepesinden Ainsa'nin eski sehrinin goruntusu. Yeni sehir daha asagida.


 

 @
 020

Tipik Ispanyol dizayni olan kasaba meydani


 

 @
 021

ve Ainsa'nin ara sokaklari, ne kadar guzel bir eski sehir ve sokaklar diye icimden geciriyorum ama Torla'yi gordukten sonra fikirlerim degisecek.


 

 @
 022

Sokaklar enteresan detaylarla dolu


 

 @
 023

Ainsa'da ogle yemegini yedikten sonra yola devam. Pireneler'in dogal yapisi biraz bizim Aladaglara benziyor, Alpler daha cok Kackarlari hatirlatmisti bana.

Masif goruntuler cikiyor bazen insanin karsisina

Torla'ya az kaldi haritaya gore, Ainsa'da kalmamaya karar verdim saat daha erken. Torla hakkinda Lonely Planet'de bir seyler okumustum. Umarim yazilanlar dogrudur.


 

 @
 024

Sonunda Torla'ya variyorum. Gercekten cok kucuk ve sirin bir kasaba.
Cok uygun bir fiyata bu otelde yer buluyorum, acikcasi bu oteli secmemin nedeni onunde motorlarin park etmis olmasi tabi ki.


 

 @
 025

Motorlar gezginci alman bir cifte ait. Dolasmadiklari yer kalmamis. Motorlarini Amerika'ya ve Guney Afrika'ya ucurup oralarda da ulke turlari yapmislar. Tabi ki motorlari GS (1150 ve 650)cool Bu GS olayi kafami Alpler'de de kurcalamisti acikcasi, heryerde R 11XX GS'lerden vardi. Bir turlu anlayamiyordum, neden bu hantal alman panzerlerini millet kullaniyor diye. Gezgin alman amcaya soruyorum, o da anlatiyor. Guvenlilik, saglam sasi, frenler, boxer motorunun torku morku, saftin yarari, anlat anlat bitmiyor. Bense hala, ama bu motor bir ton kadar agir gozukuyor derken, amcam bakti ki beni ikna edemeyecek. Bekle bir dakika sen burada diyor. Otele giriyor, iki dakika sonra elinde motorun anahtarlari. Al motoru dolas istedigin kadar, kendin gor !!:: Elim ayagim birbirine karisiyor, adamin elini mi opsem nedir. Neyse atliyoruz alman panzerin uzerine, calistiriyorum motoru, amanin bu ne? alet sulukule dansozleri gibi sallaniyor. Merak etme diyor amcam sorunca, boxerlar oyle sallar, gazi verince gecer. Ve gazi veriyorum ve iste o an hata yaptigimi anliyorum.....Bir daha TDM 900'um, benim canim yol arkadasim, tek gozdem olamayacak. Ne nankörum ama:sopa: Boxer motoru aklimi basimdan aliyor. O tork var ya o tork. Soyle 10-15 dakika dolasiyorum motorla. Gercekten amcam hakliymis, bu boxer baska bir sey. Stockholm'e varir varmaz, BMW acentasina gidilecek, belli oldu.

Aksamustunun geri kalani Torla'yi gezmekle geciyor. Sirin sirin sokaklar, her yerde cicekler. Super rahatlatici bir ortam.


 

 @
 026

Bir kafede kahvemi yudumlarken onumdeki manzara, kesinlikle sikayet edemem


 

 @
 027

Odama hava kararinca geliyorum, yorulmusum, hemen siziyorum. Sabah uyandigimda bu manzarayla karsilasiyorum, evvelsi gun fark etmemisim.

Torla, sozum var sana, ziyaret edecegim seni bir kere daha!

Haritaya bakiyorum, ilk durak Pamplona sonra da San Sebastian!


 

 @
 028

Sabah Torla'dan ayrilmak hic istemedi canim acikcasi. Gercekten cok huzur verici bir ortamdi. Sabah kahvaltisinda Alman ciftle sohbet ediyoruz biraz, bana yaptiklari yolculuklardaki heyecan dolu anilarini anlatiyorlar. Tam bir macera cifti. Yok efendim Amerika'da Arizona bolgesinde kaybolmalar falan filan. Guney Afrika'yi ve yollarini cok tavsiye ediyorlar. Ben internette de duymustum Guney Afrika'nin yollari cok guzel diye ama en mantiklisi oraya gidip motor falan kiralamak olsa gerek. Ucakla motoru oraya kadar tasimak hem pahali hem de eziyetli bir olay.
Kahvaltiyi erken bir saatte yapiyorum cunku amacim Pamplona'daki geleneksel bogalarin onundeki kosusturmayi seyretmek sonra da San Sebastian'a dogru yol almak. Kisaca rotam soyle: Yine takriben 300 km

Pamplona'ya yaklasirken cografya biraz degisiyor ve alcak bir ovada yol aliyorum ve hemen sicaklik artiyor. Motorun uzerinde pismeye basladim yine. Ama yapacak bir sey yok. Pamplona yolumun uzerinde, ugramadan olmaz.


 

 @
 029

Pamplona tam bir mahser alani. Inanilmaz kalabalik. Motoru koyacak saglam bir yer ariyorum, bir de ust bas degistirmek lazim, cok sicak hava, dayanilir gibi degil. Bir otelin resepsiyonundakileri ikna etmeyi basariyorum, benim motoru hotelin onune park ettiriyorlar, ustu degistirip, benzin tanki cantami resepsiyoniste birakip kosarcasina arenaya gidiyorum. Gec kaldim. Bogalar kosmaya basladi. Bu aceleyle fotograf makinami almayi unutuyorum, belki de iyi olmus. Hic de fotografi cekilecek bir olay degil hani. Tam bir hayvan eziyeti. Internetten sizler icin derledigim fotolar asagida.


 

 @
 030

Olay kisaca su, zavalli, kiskirtilmis, korkutulmus bogalari sokaga saliyorsunuz, her tarafta insanlar var. Yuzlerce insan hayvanlarin onunde kosmaya basliyor. Hayvanlar korkudan ne yapacagini bilemiyor, tam gaz onlarda kosuyorlar. Yerler arnavut kaldirimi cogunlukla ve islak (islatiyorlar nedense, toz kalkmasin diye ya da hayvanlar kaysin diye) neyse zavalli bogalar dar sokaklarda kosmaya basliyor, ayaklari kayiyor dusuyor, ya da viraji alamayip duvarlara carpiyorlar falan. Bu arada bazi insanlari da arada eziyorlar. Geleneksel kiyafet beyaz elbise ve kirmizi fular. Cok Amerikali vardi, ozellikle kolej gencligi dedigimiz, bos zamanlarini MTV Jackass seyrederek gecirenlerden. Megerse San Sebastian'dan geliyorlarmis, oraya gidince anlayacagim.


 

 @
 031

Olayin en tehlikeli kismi, stadyuma gelirken ki tunel. Orada sikisma oluyor, sonradan haberlerde izledim bir iki kisi cok kotu yaralanmis o gun. Ispanya'yi seviyorum ama bu bogalara yaptiklari eziyet hic kabul edilecek bir sey degil hani. Hos butun bu olay benim cocuklugumda gordugum hic aklimdan cikaramadigim bir animi gozlerimde canlandirmadi degil hani. Kurban bayrami, buyuk bir boga kontrolden cikiyor ve herkesi onune katmis Silivri Semizkumlar'da dehset saciyor. O zaman da bogaya acimistim. Hayvanin gozunde korku okunuyordu.


 

 @
 032

Tekrar yola cikiyorum. Hedef cok ismini duydugum San Sebastian. Basklarin atlantik kiyisindaki bohem sehri.


 

 @
 033

Pamplona geride kaldi, rakim artmaya basladi. San Sebastian’a gelmeden evvel oldukca yuksek bir gecit var. Gecite yaklastikca bir sisin icine giriyorum. Goz gozu gormuyor. Bir benzin istasyonunda mola veriyorum. Evet Bask bolgesine geldigim belli. Insanlarin konusmasi hatta gorunusleri bile farkli. Bask dili ise ayri bir enteresan konu. Kimse bu dilin nereden geldigini ya da tam olarak hangi dil grubuna dahil oldugunu kanitlamis degil. Kendine ozgun bir dil. Bu insanlar buraya nereden gelmisler, Ispanyollardan evvel burada olduklari biliniyor. Bir cok teori var Basklar hakkinda, Kafkasya'dan goc etmisler, tas devrinde Keltlerin bir akimi olarak gelmisler falan hatta o kadar ileriye goturenler varki teorileri, Basklarin batan Atlantis adasinin torunlari oldugunu iddia ediyorlar.

Bir de Bask’in bagimsizlik olayi var biliyorsunuz. Politik acidan ve ne yazik ki siddet kullanilan acidan yani ETA. Kisacasi Bask’lilar bagimsizlik ve kendi topraklari olsun istiyorlar ve geri kalan Ispanya’da bunu kabul etmiyor. Ilginctir, Pirenelerin kuzeyinde, yani guney Fransa’da da Bask asillilar var ama onlar o kadar bagimsizlik istemiyorlar. Is ortagimin kiz arkadasi Fransiz Bask, ona sordum, Fransa’daki Basklar Ispanya’dakilere oranla Baskliklarini daha cok kaybettikleri icin dedi bana. Bu Bask olayini Avrupa’da bizim guney dogu olayiyla karsilastiranlar olur bazen. Benim dikkatimi ceken en buyuk farklilik su. Basklar Ispanya genelinden daha zengin, Katalanlar (Barcelona ve cevresi) ve Basklar Ispanya’nin en zenginleri ve iki topluluk da bagimsizlik istiyor. Basklarin agir sanayisi ve bankalari cok buyuk. Dolayisiyla Madrid hukumeti bunu kabul etmek istemiyor. Tipik caliskan ve sikici kuzeylilerle, tembe ve eglenceli guneyliler catismasina ornek. Kuzey Italya ve Sicilya orneginde oldugu gibi.


Gecitin en yuksek tepesinde yagmur yagmaya basliyor. Onumde atlantik denizi beliriyor ilk once sonra San Sebastian. Sehir deniz kenarinda ve onunde tepe biciminde kucuk bir adasi da var. Yuruyerek gecilebiliniyor adaya. Her zaman ki gibi herhangi bir rezervasyon yaptirmadim, yalniz yolculuk etmenin avantajlarindan biri, nasilsa kalacak bir yer bulurum diye dusunuyorum. Yagmur iyice bastirdi, seller goturuyor. Sasmamak lazim, sehrin arkasi daglik, atlantikten gelen yagmurlu bulutlar, takiliyor o daglara.


Elimde Lonely Planet hostel mostel ariyorum, hepsi dolu, bir saatlik cabalamadan sonra, ne yapalim paraya kiyacagiz deyip otellere bakmaya basliyorum, uygun fiyatta olanlar da dolu. Ne yapacagiz, neredeyse 2 saat gecti, kalacak yer yok. Eh artik sehrin disina cikacagiz, nasilsa altimda motor var. 15km kadar uzaklikta oldukca luks bir otel buluyorum ama fiyati uygun bu sartlar altinda, 40 Euro civari. Hemen odayi kiraliyorum. Cikartilan sonuc: San Sebastian’a yazin gitmek isteyenlere tavsiyem kalacaginiz yeri onceden ayarlamanizdir, sehirde cok Amerikali ve Ingiliz vardi. Hadi Ingilizleri anladim, feribotla atlantik uzerinden geliyorlar ama bu yankee’ler ne ariyor burada. Megerse ozellikle koleje giden ogrenciler arasinda Avrupa’ya yapilan okul turlarinda San Sebastian’a ugramak populermis bir de limanda buyuk bir yuzen universite/okul gibi bir yelkenli vardi. Dunyayi dolasip, ogrencilere oceanografi falan egitimi veriliyormus.

Odamin penceresindeki bahce manzarasi fena degildi:


 

 @
 034

Odaya yerlestikten sonra tekrar sehre geri donuyorum. Etkileyici bir sehir San Sebastian. Mevsimi bizim Karadeniz kiyisindaki sehirleri animsatiyor insana, her an yagmur yagacak gibi biraz puslu. Ilk once katedralini geziyorum.


 

 @
 035

Sonra eski sehrin meydaninda bir kahve molasi ve sehrin haritasinin etud edilmesi:


 

 @
 036

##


 

 @
 037

Eh karnim acikti simdi, tapas yeme zamani. San Sebastian’in tapaslari meshur. Tapas dediginiz kucuk ekmek dilimlerinin uzerinde cesit cesit mezeler. Basklar tapas degil de pantxos diyorlar bu super lezzetli seylere, birayla iyi gidiyorlar.


 

 @
 038

Enerji depoladiktan sonra marina’ya dogru yurumeye basliyorum. Bilmem kac para degerindeki motorlara bakip, bunlari almak icin nasil isler yapmali, alinteriyle olur mu olmaz diye dusunup, isin icinden cikamayip, yurumeye devam ediyorum. Yagmur durdu ama hava hala puslu.


 

 @
 039

Limanin sonuna gelince dalga sorfu yapanlar karsima cikiyor. Super bir goruntu. Bir cok Amerika’li vardi dalga sorfu yapan.


 

 @
 040

##


 

 @
 041

Sehrin icinden gecen bir nehir denize dokuluyor burada, nehir kenarindaki evlerin mimarileri etkileyici.


 

 @
 042

Hava karariyor artik, eh ben de yorgunum. Artik otelime geri donme zamani. Sehrin uzaktan goruntusunu yakalamaya calisiyorum ama tripod yok yanimda, ne yazik ki resimlerdeki kalite kotu


 

 @
 043

Yarin Picos de Europa'ya dogru yola devam....


 

 @
 044

Erkenden yola ciktim, aslinda San Sebastian’da bir gun daha kalinabilinirdi ama zamanim kisitli. Picos de Europa’da denen bolgeye ulasmak amacim bugun ama Bilbao’ya da ugramam lazim. Modern sanat muzesinin mimarisini cok tavsiye ettiler, gormeden olmaz.

Takriben 350-400km lik bir rota olacak bugun.

Hava puslu, her an yagmur baslayabilir. Kuzey Ispanya kiyilari bana Karadeniz’i ve Norvec kiyilarini hatirlatiyor. Ruzgar kuvvetli esiyor. Ben motor ustundeyken bu tip havayi cok sicaga tercih ederim ama biraz gunes acsaydi fena olmazdi hani.

Mumkun oldugunca kucuk yollardan ve otobandan uzak gitmeye calisiyorum. Ne kadar bakir doga, o kadar iyi. Eh, oyle yapinca da kaybolma riski artiyor tabi GPS mps falan yok, eski sistem harita, pusula ya da yoldakilere cat pat ispanyolcayla sormaca. Ingilizce olayini Ispanya’nin bu bolgesinde unutabilirsiniz. Neyse sorun degil, insan kaybolunca guzel yerleri buluyor nasilsa.::


 

 @
 045

Bir saat kadar denize uzak seyrettikten sonra Atlantik karsima cikiyor.


 

 @
 046

##


 

 @
 047

Hani, rengi ve suyunun berrakligiyla kesinlikle bizim Ege ya da Akdeniz’imizle bas edemez ama gorkemli bir havasi var Atlantigin. Ruzgarindan midir, yoksa dalgalarin biciminden ya da girimsi renginden mi, ben bir okyanusum diyor acikcasi. Kisaca etkileyici.


 

 @
 048

En sonunda Bilbao’ya geldim. Bilbao tam bir sanayi sehri. Super cirkin. Tam ogle vaktine denk dustuk, trafik terelelli pictures olayi, kafadan kopmus vaziyette. Iki acil fren (onume firlayan ispanyol arabalar yuzunden) ve arabanin teki benim yan cantalardan birine hafifden sulaniyor. Ispanyol amcamin trafigin ortasinda cani sikiliyor, geri manevrayla cikmaya calisiyor, ben de yandaki seritteyim ama duz geri gelmek yerine yan geliyor ve benim cantaya surtuyor. Benim canta cizilmis ama arabanin boyasi uzerinde iz birakmis o kadar kotu degil. Yapacak bir sey yok, yola devam.


Bu kadar km yaptim uzun gezilerde, neredeyse en komik en gereksiz tehlike anlarinin cogunu sehir trafiginde yasadim, size tavsiyem eger zorunda degilseniz buyuk sehirlere ugramayin ve otobanlardan kacinin (bakiniz Alp gezisi Italya’daki autostrada macerasi. Ahmet'in ninja alfa romeo’lara karsi savasi!)


Bir baska tavsiyem de kamyon, otobus, minibus gibi araclarla aranizda ciddi bir mesafe birakin ve tam arkalarinda durmayin soyle biraz sag ya solda .seyir edin. Olur da bu tip araclarin suruculeri geri surmeye karar verirlerse bazen motoru goremiyorlar ya da gorseler bile motorlarin geri vitesi var zannediyorlar!

En sonunda muzeye yaklasiyorum ama bir turlu varamiyorum! Muzenin yanindaki yol megerse tek yon bir viyaduk/tunele donusuyormus. Muzeyi teget gecip en az 5 km U donusu yapilamayan bir yoldayim simdi. Boyle Bilbao’nun banliyolerini de gormus olduk! Tavsiye edemem acikcasi. Yahu ne muzeymis bu, insallah deger bu kadar eziyete.


Evet degermis, cidden enteresan bir mimarisi var. Bir amerikali mimar tarafindan yapilmis, Disindaki malzeme bir baligin uzerindeki pullari andiriyor. Gorulmeye deger. Muzenin distan gorunusuyle karsilastirinca, icindeki koleksiyon o kadar etkileyici degildi acikcasi. Ben disinda daha fazla zaman geciriyorum.


 

 @
 049

##


 

 @
 050

Simdiye kadar gordugum en sirin kopeklerden biri.


 

 @
 051

Bilbao’da isim bitti, trafikten en kisa surede kendimi kurtarip doguya Picos de Europa bolgesinde dogru yola devam ediyorum.


 

 @
 052

Picos de Europa, avrupanin zirvesi demek. Aslinda o kadar da yuksek degil bu daglik bolge, takriben 2200 mt. civarinda. Ismin hikayesi soyle: Ispanyol denizciler Atlantik’teki yolculuklarini tamamlayip tekrar Ispanya’ya geri donerlerken ilk olarak Avrupa kara kitasinda bu daglarin zirvelerini gorduklerinden ismi Picos de Europa olmus. Bu bolgenin cogunlugu dogal koruma altinda ve yazin bir cok yerli turist buraya gelip dagcilik, trekking, rafting falan yapiyor. Alpler kadar derli toplu olmasa da ben buranin dogasini da enteresan buldum. Alplerdeki goruntuler belli bir sureden sonra birbirine benziyordu, burada ki degisik cografya daha ilginc.


 

 @
 053

Cok etkileyici bir panorama var etrafimda simdi. Bu resmi kayalara belki de en az 2km oteden cektim. Dusunun o kayalik seridi ne kadar yukseklikte, bence 100mt vardir. Tirmanmak icin ideal. Bir iki tane buyuk yirtici kus goruyorum gokyuzunde herhalde kartal olacaklar.


 

 @
 054

Yol uzerindeki kasabalardan biri:


 

 @
 055

Bu aksam konaklayacagim yeri oylesine sectim, hava kararmaya basladi. Buradaki Parador’da (bu paradorlardan 70 tane kadar var Ispanya’da eski sato, villa, manastir, konak gibi tarihi evleri luks konsept otellere donusturmusler) ne yazik ki yer yoktu, aslinda kucuk odalarinin fiyatlari da uygundu. Terasi cok guzel parador’un, terasta birseyler icip, daha asagida okey kalitede bir pansiyon buluyorum. Yemegi pansiyonun restoraninda yiyip, kucuk kasabayi dolasiyorum ama bu aktivite 10 dakika sonra sona eriyor cunku buranin haritada adinin gecmesinin tek nedeni guzel Parador’uymus megerse. Kasaba kucuk, gezecek fazla bir sey yok.


 

 @
 056

Parador’un varendasinda soguk birayi yudumlarken ertesi gun gezilecek yerleri okuduktan sonra yatmaya gidiyorum. Gece 3 gibi pansiyonun sahibinin kapimi calmasiyla uyaniyorum ve uyanir uyanmaz neden kapimi bu saatte caldigini da anlamam uzun surmuyor. Benim motorun alarmi butun sokak sakinlerine seranat yapmakta. Nedeni de ilginc. Disarida bana inanmayacaksiniz ama buyuk kara uzum buyuklugunde dolu yagiyor da ondan. Ben boyle bir sey hayatimda gormedim. Insanin cani acitiyorlar. Neyse alarmi devre disi birakip, tekrar uykuya daliyorum.


 

 @
 057

Alarm konusunda ki fikirlerimi de cok kisa paylasmak isterim sizinle. Ben uzun yollarda tek basima dolasirken motoru her zaman guvenli yere park edemem mantigiyla alarm taktirmistim TDM 900’ume ama simdi ki motorumda alarm yok. Cunku uzun yolda alarm’a birsey olursa bir de alarm immobilizer (benim spyball alarm oyleydi) ozelligine sahipse o zaman isiniz is. Alarm’in kafayi yeme olayi ciddi sorunlar cikarabilir. Benim basima boyle bir olay Göteborg’da tekneye binmeden once geldi. Telefonda servisdekiler cesitli direktifler veriyorlar falan filan, tam bir stres olayi. Uzaktan kumanda sizlere omur, allahtan yedek kumanda var ki yola devam edebildim.

Ertesi gun Picos de Europa bolgesinde yola devam, ilk once Fuente De zirvesini gezip sonra amacim Cangas de Onis adli kucuk sehre varmak.

Toplam katedilen mesafe 250 km civarinda

Yola ciktiktan yarim saat sonra Picos de Europa’nin zirveleri karsimda


 

 @
 058

Eh bi Picos de Europa hatirasi cekmenin zamani geldi. Self timer’la Pokemoncu Ahmet pozu (Ne dersiniz, pokemoncu rajonuna uymus muyum?)


 

 @
 059

Reklam arasi vermenin zamani, biraz malzeme tanitimi yapalim Yan cantalar orijinal Yamaha cok memnun kaldim. Hic su falan gecirmediler ve bence motorun hatlarina uyuyorlar. Tank cantasi Oxford (ingiliz). Hacmi genisleyen, miknatisli model. Ayni zamanda omuz ya da sirt cantasi oluyor ve yalnizca harita koymak icin altligi da var. Kesin tavsiye ederim.

Motorun orijinal ruzgar siperini daha yuksek olan turing modeliyle degistirdim. Yuksek hizda daha rahat oluyor. Egsozlar italyan GPR, sesi idare eder. Uzerimdeki ceket, Hit-Air adindaki japon airbag ceket. Ceketten birazdan daha fazla bahsedecegim. Kask Shoei XR-900, benim kafa yumurta seklinde o yuzden Shoei uyuyor, yuvarlak kafalara Arai tavsiye ederim.

Ve sevgili TDM 900’um. Bence cok kullanisli, harika bir allround motor. Ama asfalt motoru, GS gibi adventure ya da agir enduro motoru degil. 900 cc’lik motoru 85 beygir guc veriyor ve alet 180kg civarinda, yani ihtiyactan fazla guc var. Frenleri R1 ve R6 serisinden. 2006 modeli artik ABS’li. Sehir icinde kullanimi da rahat. %90 asfalt kullananlara tavsiye ederim.

Tekrar yola devam. Hava bir turlu tam gunluk guneslik olmadi ama yagmur yagmadigina da sukur. Yollar daralmaya ve kivraklasmaya basladi. Dar bir vadiye giriyorum.


 

 @
 060

Vadiden sonra tekrar yukselmeye basladim ve super bir manzara. Son bir saattir hic bir araca rastlamadim. Iste ozgurluk…


 

 @
 061

Cadirimi yanima alsaydim keske, simdi burada konaklardim kesin.


 

 @
 062

Manzaraya doyum olmaz, yolcu yolunda gerek...


 

 @
 063

Medeniyete vardim, Fuente de isimli zirveye teleferikle cikmayi planliyorum


 

 @
 064

Bu teleferige binerek zirveye cikacagim, takriben 2600 mt.


 

 @
 065

##


 

 @
 066

##


 

 @
 067

Teleferikten inince boyle bir duzluge geliyorsunuz, ay ussu alfa goruntu birazJ


 

 @
 068

##


 

 @
 069

Dagci Ahmet pozu. Burada air-bag ceketi yakindan tanimis oluyoruz. Ceketin solunda gormus oldugunuz cikinti (kancanin asili oldugu yer) karbonmonoksit tubunun bulundugu yer. Kanca motorun uzerindeki kabloya bagli, olurda motordan duserseniz, kanca tubu devreye geciriyor ve 0.3 saniyede michelin maskotuna donusuyorsunuz. Daha fazla bilgi www.hit-air-com da.

Amma da reklamini yaptim bu japonlarin, bari sirketlerinden hisse verseler.


 

 @
 070

Cangas de Onis'e dogru yola devam. Yine dar bir vadiye girdim, nehri izleyerek, virajli yolda ilerliyorum. Gunluk viraj dozumu aldim, sikayet edemem Zamanim olsa, geri donup ayni parkuru bir daha gecerim ama zaman kisitli. Yarin aksam ustu Zaragoza’da olmam lazim.

Harika manzarayi seyrederek yoluma devam ediyorum ve dusunuyorum. Boyle gun boyunca trafik stresine girmeden motor kullaninca insanin dusunmeye firsati oluyor. Filozof oluveriyor insan biraz


 

 @
 071

##


 

 @
 072


 

 @
 073

Tekrar virajli yollar basladi, dusunmeye ara veriyoruz ve Moto GP moduna geciyoruz, vites kucult, 5700 devirde viraja motoru yatir, yuzundeki gulumseme kaskin kenarlarindan bile belli olsun


 

 @
 074

Yine karsima cat diye kucuk bir koy cikti.


 

 @
 075

Koyler siklasmaya basladi, ve evlerin kaliteleri etkileyici. Herhalde zengin Ispanyollarin sevdigi bir bolge olsa burasi.


 

 @
 076

Cangas de Onis'e variyorum. King Pelayo'nun 722 yilinda kurdugu Asturyan kralliginin 70 yil baskentligini yapmis bu tarihi sehir. Simdiyse cok populer bir turistik sehir. Bir cok tabiat severin konakladigi bir yer. Sehirde biraz dolasiyorum. Koprusu cok hosuma gitti.


 

 @
 077

Cangas'da yer bulmak zor, biraz sehir disina cikip, yol kenarindaki bir motelde kaliyorum. Lokantasindaki yemekler de lezzetliydi. Yarin sabah Zaragoza'ya dogru yola cikacagim.Yorulmusum cok cabucak uykuya daliyorum...


 

 @
 078

Ertesi gun guneye dogru yola cikiyorum. Amacim Burgos sehrine kadar virajli kucuk yollardan gitmek sonra her ne kadar istemesemde otobani kullanarak Zaragoza’ya gidecegim. Aksam ustu orada olmam lazim. Ertesi gun Barcelona'ya yolculuk ve o aradan tekneyle Mayorka adasina gecis var planimda.


 

 @
 079

Yine yagmur yagdi aksam. Benim kuzey ispanya’da bulundugum bu hafta icerisinde bayagi yagmur yagdi sansima ama kisa sureli ve yollar hemen kuruyor. Dun bir ara yuksek bir gecitten gecerken sulu kar bile yagdi. Bir an Iskandinavya’dayiz zannettim.


 

 @
 080

Her taraf hala yemyesil ve viraji donunce surprizlerle karsilasiyor insan.


 

 @
 081

##


 

 @
 082

##


 

 @
 083

Yine kucuk bir koyden geciyorum.


 

 @
 084

Artik duzluge vardim, buyuk bir ovadan gececegim. Zannedersem 1 saat kadar surdu bu dumduz yolda surmem, gezinin en etkileyici anlarindan biriydi. Dumduz bir yol, etrafta yesilin ve kahverenginin farkli tonlarindaki tarlalar, aksam ustunun pastel renkleri. Insana hafif melankolik bir his veriyor. Tek kelimeyle muhtesem. Hani yillar sonra bile olsa, kendinizi mutlu hissettiginizde gozunuzun onunden guzel anilar ve goruntuler gecer ya, iste bu an onlardan biridir benim icin. Bir bakima motor uzerindeki ozgurlugun gercek anlamda tanimi.


 

 @
 085

Burgos’a vardim, buradan sonrasi otoban. Sabit 130-140km hizla Zaragoza’ya variyorum aksam 6 gibi. Stokholm’de belli bir sure yasamis arkadasim Anna’nin yaninda kalacagim.

Ustumu degistirdikten sonra, kisa da olsa Zaragoza sokaklarini gezmeye cikiyoruz. Isikli sokaklar ve telefonda kiskanc erkek arkadasini benim capkin bir motorcu olmadigima ikna etmeye calisan Anna


 

 @
 086

Katedralden goruntuler..


 

 @
 087

##


 

 @
 088

Sivil kiyafetlerde bir poz


 

 @
 089

San Sebastian’daki tapaslari cok begendigimi soyleyince, Anna kiskanip beni Zaragoza’nin favori tapas restoranina goturmek istiyor. Kesinlikle karsi cikmiyorum bu teklife

Zaragoza’yi fazla gezemedim ne yazik ki ama yazin cok sicak ruzgari ve katedraliyle unlu bir sehir. Barselona’ya gore biraz daha tutucu bir toplulugu varmis. Ic savas sirasinda pro Frankocuymus sehir.

Ertesi cok erkenden yola cikiyorum, amacim uygun bir saatte Barselona’dan Mayorka’ya gidecek olan feribotu yakalamak.

Yolda giderken karsidaki tepenin ustunde bir boga beliriyor. Dev gibi bir sey:: Biraz yaklasinca anliyorum ki bu bir reklam panosu, dev gibi bir sey. Yahu ben bu bogayi bir cok arabanin arkasinda gormedim mi? Megerse bir urunun reklami icin bu panolar zamaninda yollarin kenarina konulmus ama sonradan Ispanya'nin sembolu haline donusmus. Enteresan.


 

 @
 090

Eski asfalt yolu kullanarak Barselona’ya variyorum.Feribot’u bulmam pek zor olmuyor.

4 saatlik yolculuktan sonra yabancisi olmadigim Mayorka adasina variyorum. Neden mi yabancisi degilim. Kiz arkadasim Mayorkali da ondan. Sevgili Vivian’cim bana hos geldin ickisi hazirlarken.


 

 @
 091

Mayorka’da bir hafta kadar zaman geciriyorum. Balerik adalarinin en buyugu olan Mayorka (digerleri Menorka ve Ibiza, evet o cilgin partilerin oldugu ada!) cok farkliliklar gosteren bir topolojiye sahip. Adanin guneyi ve dogusu duz ve plajlarla doluyken, batisi kayalik, sarp ve daglik bir bolge (en yuksek zirve 1500 mt. civarinda) Adanin bati yakasi motor kullanmak icin cok elverisli. Daha evvelki ziyaretlerimde cross motor kullanip biraz gezmistim ama TDM’e de buralari tanitmadan olmaz.

Cok guzel bir ada Mayorka.


 

 @
 092

##


 

 @
 093

##


 

 @
 094

ve denizi akdeniz standartlarina gore tertemiz.


 

 @
 095

Adanin bati yakasi benim favorim


 

 @
 096

##


 

 @
 097

Adayi motorla bir iki gun daha geziyorum ama hava cok sicak, o kadar zevkli degil onun yerine deniz sporlarini denemeye karar veriyorum.


 

 @
 098

Bu kadar yapilan kilometrenin yorgunlugu cokuyor uzerime bu manzarayi seyrederken.


Boylece bir motor macerasi daha sona eriyor. Geri donus kisa ve oz. Sabit hizda resim cekmeden otoban kullanarak eve yol almaca. Barselona’ya feribot, oradan guney Fransa’daki Avignon sehrine varis, motoru trene yuklemece, ertesi gun Hamburg’a varis. Sonra da Danimarka uzerinden Isvec’e gecis, Isvec’in dogusunda bulunan Öland adasindaki motorsiklet festivaline varis. Festivale en uzak mesafeden gelen motorcu odulunu kazanis :: ve sonra da Stokholm’e sag salim varis.

Seneye yolculuk nereye mi? 25 tane girgir guney Isvecliyle Norvec'i istila ettik desem::

Umarim raporum hosunuza gider. Virajli yollarda gorusmek uzere. Olurda kirmizi bir 1200 GS ziiiiipppp diye gecerse viatormundi Ahmet olabilir







Yayınlanış Tarihi Feb 13 2008, 09:34 PM Yayınlayan Ahmet SENOGLU

Yorumlar

 

Levent Vardar Dediki :

Sevgili Kardesim,

Harika bir gezi, harika bir rapor. Ellerine sağlık.

Ben de çoğunlukla solo seyahat etmesini sevenlerdenim ama bunun dezavantajlarını senin resimlerinde de görmek mümkün. Bu kadar resim arasında sen ve motorun bir kare var. Halbuki bu güzel manzaralarda, hele hele o iki güzel kprüde sen ve motorun ne güzel dururdu :-) Maalesef ben de her gezimden sonra resimlerime bakıp bakıp aynı şeyleri tekrarlıyorum :-)

Tekrardan ellerine sağlık, imrendirici bir gezi açıkcası

Selamlar, Sevgiler

Levent VArdar

February 19, 2008 10:36 PM
 

tolga Dediki :

Valla yazınızı en ınce ayrıntılarına kadar ıctenlıkle ve severek okudum cekmıs olduğunuz resımlere hayran kaldım desem yerı var ayrıca dıkkatımı ceken bır nokta daha goze ılısıyor yazmıs olduğunuz yazı cok guzel heryerın ozellıklerını guzellıklerını cok guzel sekılde ıfade etmıssınız cok beğendım yolunuz acık olsun darısı bızımde basımıza turkıyeden selamlar .....

February 19, 2008 10:52 PM
 

Tolga YILDIZ Dediki :

Gezınıze ve yazdıklarınızza hayran kaldım cok guzel ve kalıtelı bır gezı olmus ozellıklede anlattıklarınız ve gezdığınız yerlerın ınce bır sekılde ayrıntıları ıle bıze sunmanız son derece mukemmel yolunuz acık olsun turkıyeden selamlar....

February 19, 2008 11:09 PM
 

Ahmet SENOGLU Dediki :

Arkadaslar, guzel yorumlariniz icin tesekkurler.

Virajli yollarda gorusmek uzere

February 19, 2008 11:55 PM
 

Cemil AKYÜZ Dediki :

Raporlarınıza çok emek veriyorsunuz. Tebrik ediyorum

March 18, 2008 3:00 AM
 

Ahmet SENOGLU Dediki :

Levent, haklisin. Tek basina yolculuk yapilinca kendi resminiz az oluyor. Ben alistim buna artik, cevremdeki sevdigim insanlarin binlerce resmi vardir bilgisayarimda ama benim tas catlasa 10 tane resmim bulunur.

March 19, 2008 7:09 PM
 

Ahmet SENOGLU Dediki :

Sevgili Tolga,

guzel yorumlarin icin tesekkurler. Raporlari yazarken, sohbet edermis gibi yazmayi tercih ediyorum, mumkun oldugunca icten ve sade olarak. Darisi sizin basiniza, Ispanya'ya yolunuz duserse beklerim.

March 19, 2008 7:10 PM
 

Ahmet SENOGLU Dediki :

TOLGA,

yorumlarin icin sagolasin. Muhendislik egitiminden olsa gerek, detaylara merakliyimdir.

Kal saglicakla

March 19, 2008 7:11 PM
 

Ahmet SENOGLU Dediki :

Akyuz selam,

emek vermeden olmuyor gurur duyulasi seyler. Seninki gibi guzel yorumlari duyunca insan daha fazla emek veriyor bir sonraki raporda.

March 19, 2008 7:12 PM
 

Murat Dereli Dediki :

Ahmet merhaba,resimler ve anlatımın çok keyifli.Belegesel tadında bir anlatım olmuş.Diğer gezilerin de öyle.Onları da okudum.Norveçteki o 600 m yükseklikteki kaya kütlesi inanılmaz hoşuma gitti.Bundan sonraki gezi raporlarını da bekliyoruz.

Keyifli sürüşler

April 29, 2008 4:21 PM
 

Viatormundi Dediki :

Murat tesekkur ederim.

Yazacak rapor cok ama zaman yok bu aralar. Yazarliga ara verdim bir sure :-)

Norvec'deki o kayanin resminden etkilenip Norvec'e motor gezisi yapan Turk arkadaslar yok degil hani.

Norvec'i gezmeni kesin tavsiye ederim. Cok özel bir yer.

April 29, 2008 5:44 PM
 

Meltem Dediki :

Merhaba Ahmet paylasimin icin oncelikle cok tsk ediyorum gercekten cok keyifli bir anlatimin var okurken bende gezmis gibi oldum oralari ozgurlugu sinirsiz yasamak harika olsa gerek.

Goteborgdan sevgiler.

Yolun acik olsun.

March 28, 2009 12:02 AM
 

Ergun DEMIRER Dediki :

Ya Ahmetcim, devamli virajli yollarda gorusmek uzere diyorsun, ama bir turlu gorusemiyoruz. Bu yaz gezi planin nedir? Bukreste yasiyorum, bende devamli tek geziyorum, bu sene  Fransa, Ispanya, Portekiz taraflarini gormek istiyorum, belki birlikte bir gezi yapabiliriz, ben sevinirim.

saygilar

ergun

June 21, 2009 5:35 PM
 

Ahmet SENOGLU Dediki :

Ergun selamlar,

bu yaz bir gezi planim yok ne yazik ki. Bizim isin yogun oldugu zamanlar yaz aylari o yuzden motor tatili yapmam zor. Belki sonbahar'da bir kisa tur olabilir...Ispanya, Portekiz taraflarina yolun duserse yine de haberim olsun.

June 21, 2009 10:03 PM
 

Cloud Dediki :

Yine harika bir gezi ve rapor. Ben de motosikletle solo gezmeyi çok seviyorum, sizin kadar uzun ve uluslararası yollara henüz nail olamasam da. Diğer raporlarınız gibi bunu da siteyi geç farkeden biri olarak yeni giriş yaptım. Tekeriniz düz bassın!

November 26, 2010 8:57 PM

Yorum Yaz

(Zorunlu)  
(İsteğe Bağlı)
(Zorunlu)  

About Ahmet SENOGLU

Viatormundi isminden de anlasilacagi gibi, motorla uzun seyahatler yapmayi ve Evliya Celebi tarzi raporlamayi seven bir kisiyim. Virajli yollarda karsilasmak umuduyla.
Kullanim sartlari, telif haklari ve çekinceler © RideTurkey.com 2007
..x