
001 -
Perşembe akşamı hummalı bir hazırlık içindeyim..Eski Nolan kaskımın buğu vizörünü, görece yeni Nolan’a takmak amacıyla eskisinden söküyorum...Lakin sökerken ana vizörün üzerindeki pimleri kırınca, diğer kaskınkini de takarken kırabilirim endişesiyle takmıyorum, sonradan pişman olacağım tabi bu çekingenlikten..Süpürgelik’ten aşağıya yağmurda inerken bu anları hatırlayacak ve ah kafam diyeceğim..

002 -
Cuma sabahı 04:00’de kalkıyorum..Hazırlanıp otoparka iniyorum, motoru yüklüyorum...Saat 05:00’de teker dönüyor...ve 05:02’de tekrar duruyor..Noluyor yahu, ben her yeri flu görüyorum? Buğu vizörünü takmaya cesaret edemeyince buğu spreyi kullanayım bari dedim, ıııy bu ne böyle? Her yer sisli puslu, fazlalık varsa vizörden silin diyordu talimatında, ben de aynen öyle yapıyorum..Ama bu sefer de buğuyu önlemiyor..Neyse boşver deyip devam ediyorum, 05:30’da Eskihisar’dayım, fakat 06:10’a kadar geminin dolmasını bekliyorum..Artık vakit geldi, kuzu kuzu yatıyor canım motorum..Gemiden inince ani bir kararla Cunda’yı pas geçiyorum kafamda, güzergah çok ters ve anlamsız bir yolculuk olacak diyor ve İzmir’e doğru yol alıyorum.

003 -
Gidiş yolunda sadece benzinden benzine duruyorum, gemiye çıkmadan almıştım, bu sefer de Balıkesir’de depoyu doldurup, İzmir’e devam ediyorum. Yol rahat, sollama yapmak motorla çok keyifli. Lakin tam İzmir girişinde bayırdan aşağıya inmeden önce Polis durduruyor..130’la radara girmişim...Ben bu işten nasıl sıyırırım acaba diye düşünürken memur çok komik bir insan çıkıyor allahtan. Kaskı açınca aldığım tepki aynen şöyle: ‘E ama ben sana şimdi nasıl ceza yazayım’? Benden cevap(tabi en sevimli halimle): ‘ E yazmayıııınJ’ Al takke ver külah beni salıyor, kısaca şanslıyım...Ve İzmir’e varıyorum. Sedat’ın dükkanını arıyorum ama nafile..Kenara çekip telefon açıyorum.. Meğer Girne Bulvarındaymışım. Beklerken Cem’le laflıyoruz telefonda.

004 -
Sedat sağolsun beni Cumartesi bekliyor olmasına rağmen Cuma Cuma da gelmiş olsam, kaybolduğum yerden gelip beni alıyor.

005 -
Ve birlikte muhteşem Karşıyaka sahilinde Yasemin Cafe’ye gidiyoruz, kısa bir süre sonra sevgili eşi Pınar da katılıyor bize...Öyle güzel sohbet ediyoruz ki, zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile değilim..2 saat çene çalmışız meğer...Bu harika sohbet ve misafirperverliğiniz için ikinize de çok teşekkür ederim. Artık ayrılık vakti, Sedat sağolsun kılavuzluk teklif ediyor, teşekkür ederek kabul etmiyorum...Eşşek kafam..

006 -
Sedat ve Pınar’dan ayrıldıktan sonra tam 1 saat boyunca İzmir’den çıkmaya çalışıyorum..Üfff hadi ama ya sıkıldım ben bu trafikten..Ayrıca kayboldum yine... Yollar kazılı her yerde, arkalardan dolanırken kayboldum. Depoyu dolduruyorum arada..

007 -
##

008 -
Ve yola devam. Semih’in tavsiyesiyle Menderes çıkışından çıkıp, Ahmetbeyli üzerinden Kuşadası’na doğru yola çıkıyorum..Tabii ki bu yolun çıkışını ancak bir kuryenin kılavuzluğu ile bulabiliyorum.....Bu yol gerçekten çok keyifli..Tavsiye için çok teşekkür ederim Semih. Her yer gelincik tarlası dolu, doğanın sarısı, yeşili, kırmızısı.. tüm yolculuk keyifli bir görsel ziyafete dönüşüyor.

009 -
##

010 -
Artık Kuşadası çok yakın...Güneşin altında denizi harikulade yansıyor güzel Ege’min..Fakat benim süngüm düştü biraz..Yola çıkarken kıyafetlerin kışlık içliklerini çıkartmamıştım, artık alenen yanıyorum, sucuk gibi oldum, ama az kaldığı için de durduğum yerde foto çekerken bir de kılık kıyafetle uğraşasım yok...

011 -
##

012 -
Ve Kuşadası’ndayım...Merkez girişindeki benzinciye girip Levent’i arıyorum, sağolsun hemen geliyor..Ve ne kadar yakından takip edildiğime tanık oluyorum gülümseyerek..İzmir’den çıkarken Sedat lastiğimin biraz inik olduğunu fark etmiş, hemen Levent’i aramış, bir bakın geldiğinde diye...Gerçekten de kontrol ediyoruz, bayağı inmiş ve hemen hava basıyoruz...Çok teşekkürler Sedat uyardığın için. Ama ben o anda lastik yerine yemekleri hayal ediyorum galiba, biraz şuursuz bir yaklaşımım var konuya..Sonunda bir gün başıma iş açacak bu rahatlığım.. Açım, yanıyorum, köfte istiyorum...Odaklanabildiğim konular bundan ibaret..Aklımın ucundan bile geçmiyor bir lastikçiye gitmek..

013 -
Lastiklere hava bastıktan sonra mis gibi köftelerin yanında alıyoruz soluğu Levent’le birlikte..Ben kendimi lavoboya atıyorum, içimdeki uzun kolluyu çıkartıyorum, sıksam suyu çıkar, yüzümü yıkıyorum.

014 -
##

015 -
Oooh dünya varmış..Birden hatırlıyorum, sıcaklık aslında açlıkla birleşince böyle bir etki yarattı üzerimde..Aklıma geliyor, en son sabah 06:30’da gemide bir tost yemiştim, sonra yemek yemek aklıma gelmedi...Gelsin köftelerrrrrrr. Sohbet çok tatlı, Levent’in misafirperverliği yürekten, yine zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorum cırcır konuşmaktan...

016 -
##

017 -
##

018 -
Ardından sahile kahve içmeye gidiyoruz..Sahil, liman, sohbet, herşey mükemmel, artık kendime de geldim, hazırım yola çıkmaya. Bu çok keyifli sohbet ve misafirperverlik için çok teşekkür ederim Levent, gerçekten çok güzel vakit geçirdim. Yola çıkma zamanı geldi, vedalaşıp atlıyoruz motorlara.

019 -
Levent beni Çine yoluna çıkartıyor (tecrübe başka birşey tabii, İzmir vakasından sonra hayır demiyorum bu teklife), selamlaşıp uzaklaşıyoruz ve yine yollardayım, her yer yine yeniden cıvıl cıvıl.

020 -
##

021 -
Kuşadası’nın hemen çıkışında Buharlı tren müzesi var...Duruyorum, çok hoş görünüyor, kapısı açık, ama gişe kapı duvar, bilet alamadığım için içeriye de giremiyorum....Bir de yerli turist için müze adını aynı boyutta Türkçe yazsalarmış keşke diye geçiriyorum içimden..Kendi ülkemde kendi dilimde açıklama bulamamak beni her zaman şaşırtmıştır.

022 -
##

023 -
Yol boyunca olağanüstü manzaralar eşliğinde Ortaca’ya doğru yol alıyorum.

024 -
##

025 -
##

026 -
Bu sefer de tam Muğla’ya 70 km kala trafik kontrol var. Duruyorum, memur gayet nazik, ehliyet-ruhsat veriyorum...Tırım tırım tırım, sonuç? Polis otosunun yanına gidiyorum, nedir durum? Memur ‘Hanfendi motorunuzun kaydı yok’. Tam bu noktada Kasımpaşa kıraathane müdavimi ile, sevimli kız çocuğu edası arasında(nasıl oluyor diye sormayın becerdim vallaJ ) aynen şöyle sözcükler dökülüveriyor ağzımdan: ‘E çüş ama hocam yaa, bu motor 3 yıllık, sizce ben hiç mi radara girmedim bu motorla 3 sene boyunca, hiç mi kontrol edilmedim? Kim sildiyse kaydımı, o koysun tekrar, benim kudretimde değil ki bu??” Memur ‘Tamam hanfendi sizden kaynaklanan bişey değil bu, oradaki memur unutmuş olmalı’. Ben’Eee, napıcaz şimdi? Hayır bilgisayar çıktı mertlik bozuldu’ diyerek güzel bir geyik başlatıyorum ve bu memurlar tarafından da salıveriliyorum, süper şanslı günümdeyim.

027 -
##

028 -
Artık mümkünse durmadan Ortaca’ya varmak niyetindeyim ve öyle de yapıyorum.

029 -
Yollar çok keyifli, kah hızlanarak kah yavaşlayarak ilerliyorum mutlu mesut ve sonunda 19:20’de Ortaca’dayım..Meydan’dan İskender’i arıyorum, meğer evlerinin önünden geçmişim 50 metre beridelerrmiş..Yine sucuk gibi oldum, İskender beni aldığı gibi evlerinin otoparkına götürüyor, eşyaları indirip eve çıkıyoruz..Yineliyorum, ben böyle misafirperverliği bir eski zamane insanlardan gördüm gerçekten de, sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır İskender...Soyunup dökündükten sonra birlikte rakı-balık yapmaya gidiyoruz Botanik Restorana, gerçekten de botanik bahçesi gibi, heryer yemyeşil, rengarenk..

030 -
İşte oradan kareler...Mezeler nefis...Laos çok leziz..Ama fark ediyorum ki, uzun yol gidince kesinlikle içki içemiyorum..Kamplara gittiğimizde genelde kısa koşu geziler yaptığımız için hepbirlikte içiyoruz..Ama uzun soluklu yollarda (ki Avrupa turunda da böyle olmuştum) mundar ediyorum içkiyi..Olsun..sohbet tatli, birliktelik çok keyifli, gerisinin önemi yok...Eve döndüğümüzde saat geceyarısını geçiyordu, evde sohbetin sonu yine gelmedi, sözcüklerin tükenmemesi, sohbetin tıkanmaması ne büyük mutlulukmuş...

031 -
Gece 2’de yatabiliyoruz ancak...Birşey daha fark ediyorum, ben bu sabah 04’de kalktım, toplam 4 saat uykuyla bayağı bir kilometre yaptım, ama şaşılacak kadar zindeyim hala, başım düşmedi henüz..Sebebini düşündüm...ve dürüstçe yanıtını verdim..Yol boyunca hiç gerilmedim..Daha doğrusu kendimi hiç germedim..Basabildiğim yerlerde bastım, korktuğum yerlerde yavaşladım..Kısaca kendim gibi gittim..Ve sıfır gerginlikle girdim Ortaca’ya..Bu da ayrı bir ders oldu benim için.. Raporun sonunda sizlerle paylaşacağım..

031A -
##

032 -
Ertesi sabah yine Aylin kuşumun hazırladığı ve yayıla yayıla yaptığımız mükellef bir kahvaltı sonrası Muğla’nın çevresini keşfetmeye karar veriyoruz..Ben Antalya’yı daha geceden satmıştım zatiJ Kahvaltı sonrası otoparka iniyoruz, bir de ne görelim..Lastik patlak...

033 -
##

034 -
Soluğu sanayide alıyoruz, İskender yine cansiparane bir şekilde tüm detaylarla ilgileniyor..

035 -
##

036 -
İskender evreka diyor, olayın failini buldu...işte bu çivi indirmiş megerse daha teee İzmir’e doğru giderken lastiğimi...

037 -
##

038 -
Artık yola çıkmaya hazırız.

039 -
Burası ilk durağımız...Gökova..Meşhur restoran ‘Halil’in Yeri’...Ördeklere bayıldım..

040 -
##

041 -
##

042 -
Karacasöğüt’teyiz..

043 -
##

044 -
##

045 -
##

046 -
##

047 -
##

048 -
Bu ağaçlar Günlük ağacı, Sığla ağacı diye geçiyor..Dünyada bir tek bu yörede..bir de Kanada’da olduğunu öğreniyorum İskender’den...(İskender nasıl, güzel kopya çekiyorum di mi)

049 -
##

050 -
##

051 -
Burası da Okluk koyu...Suya dalası geliyor insanın..Öyle berrak, öyle güzel oynuyor güneş tatlı tatlı salınan dalgalarla. Keyifle birer bira içiyoruz..Yalan...Aslında bira sevmemJHer iki böbreğimde de taş var, saatlerce tek silindirli bir motor kullanınca o taşlar yerinden oynuyor hafif..Bu da biraz sancı yapıyor, ben de tedavi amaçlı bira içiyorumJAma burada olduğum bu anı yaşayabildiğim için öyle mutluyum ki, ne sancıyı ne birayı fazla umursamıyorum

052 -
##

053 -
##

054 -
##

055 -
##

056 -
Okluk koyuna giden yol, yormayan tatlı bir stabilize yol, dönüşte durup foto çekiyoruz bol bol..Bu arada söylemeden geçemiycem...Gün boyu toplam 271 km viraj gittik...Daha doğrusu ben gittim, İskender benimle birlikte süründü...Fakat gıkı çıkmadı vallahi helal olsun sana İskender..3 viraj uzuyor..kenarda beni bekliyor...Zavallının tüm günü böyle geçti...Zira ben dar virajlarda düz gitmek için dayanılmaz bir istek duyuyorum, haliyle bedenim de kas refleksi olarak bu talebe karşılık verince o virajlardaki maksimum hızım kesinlikle 50’dir, 5 kilometre fazlası değil, 50..Budur! Varın siz düşünün ev sahibinin sıkıntısını..

057 -
##

058 -
##

059 -
##

060 -
##

061 -
##

062 -
##

063 -
##

064 -
##

065 -
Orhaniye yat limanına tepeden bakış..Muhteşem bir yer..

066 -
İskender bu fotoğraf için telif hakkı istedi..Valla hakkıdır, muhteşem bir fotoğraf, aynen masaüstüme fon yaptım zati ben de

067 -
##

068 -
Kızkumu...Fonda gözüken kahverengi kum şeridinden yürüyormuş insanlar, çilingir sofrası bile kurulabilir denizin göbeğine, çok keyifli görünüyor...

069 -
Bozburun’a doğru giderken Levent’in en çok sevdiği lokanta olduğunu öğrendiğim Mehmet’in yerindeyiz...Üff barbun-salata ikilisi ile hem midelerimizi hem de ruhumuzu doyuruyoruz, çok taze ve lezizdi balık.

070 -
##

071 -
##

072 -
##

073 -
Söğütköy...Yat yapımının, şaşalı evlerin olduğu, jet sosyetenin uğrak yeri...Benden uzak bir yer kısaca

074 -
##

075 -
Bozburun’dayız...Yemek üstü kahve keyfi yapıyoruz

076 -
##

077 -
##

078 -
##

079 -
##

080 -
Bu ufaklık çok şeker, bir kulağını teknenin motor sarmalına kaptırmış, tek kulakla geziyor

081 -
##

082 -
Bozurun’un koylarından biri...teknelerin heybeti dağların heybetiyle buluşuyor, kendimi dünyayı keşfe çıkmış Christoph Colomb gibi hissediyorum.

083 -
##

084 -
##

085 -
##

086 -
##

087 -
Söğütköy..(yani umarım doğru not almışımdır..)

088 -
##

089 -
Bozburun dolayları...Bu nasıl bir ihtişamdır..Bu ne heybet..Manzaranın güzelliğiyle büyüleniyorum..

090 -
E bu manzaraya taylarımızı koyup resim çekmeden olmaz...

091 -
##

092 -
##

093 -
##

094 -
##

095 -
Bayır..Gördüğüm en büyük Çınar ağacı...Bu ağacı görmek için gelen turistler varmış..

096 -
Marmarıs-İçmeler...Saat sekize yirmi var...Akşam oldu..Hava 20 dk. sonra kararacak ve bizim yanılmıyorsam daha 80 km kadar virajlı karayolumuz var Ortaca’ya...Bir anda Yusuf adı düşüveriyor aklıma, niyeyse...

097 -
##

098 -
Bu adam bu kedileri allahın dağına kendi elleriyle bırakmış besbelli..Vicdansız....Sonra da vicdan yapmış, gelip allahın dağında besliyor...Bire mendebur, bari daha ulaşması kolay bir yere bıraksaydın da sana gidip gelmesi kolay olaydı..

099 -
Yolculuğun bundan sonra Ortaca’ya kadar olan kısmı benim için zor geçiyor, hava gittikçe kararıyor...ve sonunda simsiyah oluyor ortalık...Ben gece körüyüm, ayrıca +4,5 lens kullanıyorum, gece tüm ışıklar uzayıp giden hareler şeklinde görünüyor, derinlik duygusu sıfır..İskender hızlanıyor allahtan, sollama yaparken maksimum temkinliyim, kesinlikle anlamıyorum karşıdan gelen aracın farından mesafesini, çok yakın görünüyor, araçlar yanımdan geçerken, çıksaydım yüz kere geçmiştim diyorum sürekli içimden.....Bir ara İskender’le yan yana geldiğimizde benzin durumumuzu paslaşıyoruz karşılıklı, kaç km kaldı diye soruyorum...Çok az 4 km kadar bişey diyor...Ok, ben daha giderim diyorum. O an itibariyle gergin olan yüz hatlarım gevrek bir gülümsemeyle aydınlanıyor, yaşasıınnnnn, bitti. Bir anda Yusuf adını unutuveriyorum...Yine niyeyseJSanıyorum eve vardığımzda saat dokuzbuçuk dolaylarıydı.

100 -
Canım Aylin’cim o 7 aylık hamileliğine rağmen çok hareketli ve hamarat, biz gelene kadar döktürmüş envai çeşit meze ve yemek canım benim..Aç kurtlar gibi saldırıyoruz yemeklere...Yine keyif yine dostluk yine çok güzel saatler..

101 -
Ertesi sabah aheste aheste kahvaltımızı ediyoruz birlikte, kahveler içiliyor üstüne. İskender’in Muğla’da işi varmış, 70 km birlikte yol alıp, Muğla’da vedalaşıyoruz, artık ayrılık vakti. Hoşçakal İskender, hoşçakal Aylin, dünya tatlısı iyi yürekli insanlar.. Herşey için çok ama çok çok teşekkür ederim...

102 -
##

103 -
Bundan sonra artık seri bir şekilde fazla durmadan yol almak istiyorum. Dar virajlar bitti, artık olsa bile geniş rahat virajlı bir karayolunda yol alıyorum ve hızlanıyorum..İskender’den ayrıldıktan bir süre sonra adını hatırlamadığım bir ilçede uzaktan bir polis otosu görüyorum…Hayır…yine miJ Bu sefer yalvarsam da salmazlar, zira 160’la gidiyordum..Yaklaştıkça memuru takip etmeye başladım gözlerimle, geç-dur yapıyor araçlara…İyice yaklaştım, haliyle bana da dur dedi, önümde ve arkamda araba vardı, hiiiiç görmemiş gibi yaptım..Adamcağız bir metre ötemde teletabi gibi tepinirken ben 3 maymunu oynadım, bakmadım bile o tarafa, hani kask var ya duymuyorum göya, ama körüm de aynı zamandaJ Valla hayatımdaki ilk kaçışım bu oldu..Plakayı alamasın diye dua ettim, sonra da alsa ne olur ki dedimJ Aracın kaydı yok gözüküyor

104 -
Manisa’yı geçtikten sonra benzin alıyorum ve yine devam. Fakat Balıkesir’e yaklaşırken keyifsizleşmeye başlıyorum, sebebini anlamadım, yorgunluk mu çöktü, üşüdüm mü, her ikisi de mi derken durmak istemesem de, baktım 3 gündür ilk kez dikkatim dağılıyor, aklım motorda değil, çekiyorum hemen kenara..Donmuşum meğer, hemen sweat-shirt ve ince polarımı geçiriyorum üzerime, bulutlar da iyice çökmeye başladı, manzara hala nefis, ama yine de yağmurlukları giymiyorum

105 -
Keşke giyseymişim, 10 dk sonra yağmur başlıyor, kenara çekip yağmurluklarımı giyiyorum ve yola devam ediyorum. 20 km sonra elimi belime atıyorum ve kabus başlıyor…Freebag’im yok…Aman tanrım freebag yok. Olamaz olamaz olamaaaaz..Ne yapmalı? Uçtu mu? Ne oldu? Olan gayet komedi aslında: Yağmurlukları giydiğim yerde çantayı motorun arkasına asfalta bırakıyorum, normalde hep motorun üzerine çıkartırım oysa…Binip gitmişim yaaaa, 20 km sonra fark edip geri döndüm, çantanın yerinde yeller esiyor. Deliricem galiba..Ehliyet yok, ruhsat yok, para yok, kredi kartı yok, cep telefonu yok, hiçbirşey yok. Kilometre göstergesine bakıyorum 200 km gelmişim, en fazla 100 daha giderim ve benzin almam gerekir, peki neyle? Yol boyu Allahım o çantayı bana buldur, bana o çantayı buldur Allahım diye bir düzden bir tersten aynı cümleyi mantra gibi tekrar edip duruyorum. Cidden imkansız bir durumdayım…Hala umudum var, tüm benzincilere, lokantalara, yol kenarındaki işçilere dahi durup durup soruyorum.
Yok..yok..yok…Sonunda yenilgiyi kabul edip bir benzinciye giriyorum, durumu kısaca anlatıp telefonuyla konuşmak için izin istiyorum. Ezbere bildiğim tek numara Gökhan’a ait, hemen arıyorum ve acil Cem’i arar mısın beni arasın böyle böyle birilerini bulmak lazım diyorum. Gökhan gayet sakin, e pardon ama niye Yüksel abiyi aramıyoruz diyor…İçimden çünkü ben salağım şu anda ne dediğimi bilmiyorum, tabii ki Yüksel abi arasa muhteşem olur diyorum ama benzincinin karşısında kuyruğu dik tutmak için evet çok doğru diyorsun diyorum ve telefonu kapatıyoruz. Arada kapatınca benzinci amcacım sağolsun kızım kendi telefonunu arasana belki iyi birine denk gelmiştir diyor..Öyle yitirmişim ki umudumu telefona cevap verileceğini düşünmüyorum, alo deyince biri afallıyorum, eee kem küm, şey siz benim çantamı bulmuş olabilir misiniz? Cevap kesinlikle şahaneydi: Heeee buldum, sen nerdesin bakiiim? Sonrası hızlı bir çözülme, telefonu açan bir kamyon şöförü, çantayı görmüş ve durup almış, ardından da yemek yemek için bir lokantada durmuş, lokanta da benim durduğum benzinciden bir sonraki benzincide, 200 metre ilerdeJ

106 -
Fırlayıp çantayı alıyorum bulan hayırsever kamyoncudan, o arada Yüksel abi arıyor sağolsun. Müjdeyi veriyorum, ama Yüksel abicim bir tane, çantayı bulmuş olsam da hemen geliyor, Rüyam tesislerinde buluşup birlikte yemek yiyoruz.

107 -
Yüzümde güller açıyor görüldüğü üzere, burada galiba Mecit’le konuşuyordum, kısaca durumu anlatıp gülüşüyordukJ

108 -
Karınlarımızı bir güzel doyuruyoruz, karambolde benim çanta kaybım hasret gidermemize vesile oluyor, oh sefamız olsun. Yüksel abicim, hemen koşup geldiğin için, misafirperverliğin için binlerce kez teşekkür ederim. Böyle zamanlarda dost bir yüz görmek, paylaşmak gibisi yok. Konuştukça uçup gitti tüm gerginliğim, artık tekrar yola çıkmaya hazırım nihayet.

109 -
Yağmur yağıyor, seller akıyor, Girit kızı kasktan bakıyorJ Süpürgelikten aşağıya inerken sağanak vardı, temkinli gittim.

110 -
##

111 -
Ve artık fotofinish, evime çok az kaldı, Topçular’dan vapura bindim sonunda..Karşı yakada İstanbul da sağanak altında karşılıyor yolcularını…Olsun, artık yarım saatlik yolum kaldı ve 21:30 evimdeyim. Game over
Bu yoluculuktan çıkardığım dersler / bana kattıkları / kendimle ilgili öğrendiklerim:1-İlk kez gerçek limitlerimi gördüm bu yolda. 5 yıldır motor kullanıyorum, ama kendim gibi gidemiyorum çoğu zaman, hep birileri var, ya daha yavaş ya daha hızlı, hep başkasına göre gidiyorum bir şekilde..
2-Ben dar virajlarda süratli gidemiyorum ve sanırım hiçbir zaman da gidemeyeceğim. Maksimum hız 50 km dir, bitti, kabullendim. Zira benim için motor üzerinde bu kadar önemli bir yer tutuyor olsaydı 5 yıl boyunca geliştirmek için çaba gösterirdim. Ama hayır göstermedim, o kadar da önemli değil galiba, ben böyle de iyiyim, beni sevmeyen beri gelsinJ
3-Geniş virajlarda hız limitim yerine göre 140 km’ye kadardır, ancak bilmediğim virajlarsa bunlarda da daha temkinliyim, maksimum 120 km
4-Bilmediğim tanımadığım virajlar geniş bile olsa, sollama yaparken temkinliyim, asfaltın durumu, yolun eğimi gibi bilinmeyenler motora hakim olamama ihtimalini aklıma getirip beni yavaşlatıyor.
5-Gece tek yol gitmeyi hayal etmekten vazgeçtim, gidemeyeceğim nasılsa, fiziksel olarak gerçekleşmesi imkansız bir istek
6-Gündüz sollamalarım oldukça iyi, seri ve akışkan. Karayolunda ya da otobanda 180’e kilitleyip çok uzun bir süre dikkatim dağılmadan gidebiliyorum, sadece 1.5 saatin sonunda boynum biraz ağrıyor.
7-Gereksiz molaları sevmiyorum, benzinden benzine iyi bir düzenek
8-Tek giderken yemek yeme fikri çok keyifsiz geliyor, zaten yemeyi de unutuyorumJ
9- Dayanıklılık konusunda elime kimse su dökemezJ Değme erkekten daha dayanıklı bu 48 kiloluk kelebek, heheJ
10- 3 günde 3000 km kesinlikle hayal değil, eğer gidişte uzun soluklu iki molam olmasaydı ve seyahatin ikinci gününü keyfe keder geçirme arzusu duymasaydım, rahat rahat 3 günde 3000 km yapılabilirdi..Bir sonraki seyahatimi bu şekilde planlamayı hedefliyorum. Ancak 4 günde 4bin olmaz, ya da ben yapamam, maksimum 3 gün 3000 olacak sanıyorum benim iron butt tecrübemJ
11-Bundan sonraki hiçbir motorlu seyahatte ehliyet-ruhsat-cüzdan-telefon özgür çantalarda taşınmayacakJ Bunlar mutlaka mont ceplerinde olmalı, ayrıca ana çanta içinde bir miktar yedek para ve evrakların fotokopisi bulundurulacak. Bir daha asla böyle bir çaresizlik yaşamak istemiyorum.
Hepinize güleryüzünüz, misafirperverliğiniz, yakından ve uzaktan desteğiniz, dostluğunuz için çok teşekkür ederim. Bu yolu sizlerle birlikte gittim sanki, hep öyle hissettirdiniz bana, iyi ki varsınız